<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; yasin suresi</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/yasin-suresi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!&#8230; (5)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-5/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-5/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 22:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Yansımalarda Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[yasin suresi]]></category>
		<category><![CDATA[yasin tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1129</guid>
		<description><![CDATA[(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir.) 37-) GECE DE ONLAR İÇİN BİR İŞARETTİR! ONDAN GÜNDÜZÜ (IŞIĞI) ÇEKERİZ DE HEMEN ONLAR KARANLIK İÇİNDE KALIRLAR. Bu ayetten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><span style="color: #0000ff;"> </span></p>
<div id="attachment_798" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-798" title="Mehmet Doğramacı" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/MD-150x150.jpg" alt="Mehmet Doğramacı" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Mehmet Doğramacı</p></div>
<p><span style="color: #0000ff;">(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir  						tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. <em> “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”,</em> uyarısı; <em> “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi”</em> Nebevi Gerçeği  						çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir.)</span></p>
<p><strong> <span style="color: #ff0000;">37-)</span></strong><span style="color: #ff0000;"><strong> </strong><strong> GECE DE ONLAR İÇİN BİR İŞARETTİR! ONDAN GÜNDÜZÜ </strong> (IŞIĞI)<strong> ÇEKERİZ DE HEMEN ONLAR KARANLIK İÇİNDE KALIRLAR.</strong></span></p>
<p>Bu  						ayetten itibaren ÇİFTER anlatımlar görüyoruz. Yani  						ÇİFTLERİN YARATILMASI diye önceki ayette işaret olunan  						açığa çıkışa ilişkin misaller geliyor önümüze geceye-  						gündüze, güneşe- aya ait tasvirlerle.</p>
<p>Çiftler kavramının YARATMA kelimesi ile gelişi; bize  						göre İNSANIN KENDİ HAKİKATİNE dair derin bir uyarı!&#8230;  						Bunun açıklamasını konu sonuna bırakıp gece- gündüz  						kavramlarını tahlil edelim.</p>
<p>Gece; bilinen anlamından daha özde düşünülürse insanın  						Düşünce Boyutu, gündüz düşüncelerin suretlere bürünerek  						açığa çıktığı Fiiller Boyutudur. Gece; salt, açığa  						çıkmamış Esma Manaları; gündüz suretlerle kendini  						gösteren Ef’al Alemi.<span id="more-1129"></span></p>
<p>Bu  						ikisinin birbirini kovalaması ve takip etmesi;  						düşüncelerimizin fiillerimizi, fiillerimizin  						düşüncelerimizi sürekli biçimde besleyerek bir dönüşümün  						hayatımızı inşa ettiğini işaret ediyor. Bir başka  						deyişle; içinde yer aldığınız ortam; dış dünya;  sizin  						iç dünyanıza; iç dünyanız sizin dış dünyanıza tesir  						ederek yaşam oluşmakta ve sürmektedir. Bu nedenle; güzel  						düşünmek, olumlu bakmak, temiz niyetler beslemek ne  						kadar önemli ise; yaşam alanını temiz insanlar ve güzel  						mekânlardan seçmek de en az o kadar önemlidir.</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin <em>“Güzel gören  						güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır”</em> sözü dışla için birbirine tesirinin beliğ bir  						ifadesidir. <em>“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu  						söyleyeyim”</em> vecizesi dış alemin içimize etkisini  						çarpıcı biçimde belirlerken; <em>“Kardeş sen düşünceden  						ibaretsin, gül düşünür gül olursun, diken düşünür diken  						olursun”</em> (Mevlana) ifadesi de düşünce boyutumuzun  						hayatımızı inşada ana mihver olduğunun işaretidir.  						Aslında bu ayetten alınacak asıl ibret de bizce budur.</p>
<p>Şöyle ki; ayetteki vurucu ifade “Gündüzün gecenin  						içinden çekilip alınması” “Gecenin bir işaret oluşu”… O  						halde çözümlemede esas yaklaşım noktamız gündüzden  						ziyade gece olacak.</p>
<p>Aslolanın “Allah a’madadır” gerçeğince geceden de öte  						karanlık olduğunu biliyoruz. Gündüz ve gündüzün temel  						dinamiği ışık ise; geçici- fani bir durumdur!&#8230; Uzayın  						karanlık oluşu; ışığın sanal bir oyundan öte olmayışı da  						bunun delili. Ehlinin son sohbetlerinden birinde  						“Dışarıda ışık yoktur. Mekân ve zaman da yoktur. Bunlar  						beyinde oluşur” mealindeki ifadesi de realiteyi bir  						başka noktadan okumayı ima ediyor sanki.</p>
<p>Gündüz, yani suretlerin göründüğü âlem ve onları  						gösteren ışık oyunu; asıl gerçeğin yanında sadece vehmî  						bir durumdur ki; sinema perdesine yansıyan sahneler  						kadar geçici ve bir o kadar asıldan uzaktır.</p>
<p>Geceden gündüzün; ışığın çekilip alınması ve karanlığa  						gömülmek ne demek? İlk planda bu tasvir ürkütücü bir  						olumsuzluk hissi veriyor olsa da bir müjde, bir yeni  						açılım, bir yeni seyir ufku aslında. Nasıl mı?&#8230;</p>
<p>Yasin Suresine girerken bu surenin İNSAN yani  						HALİFETULLAH olgusunun bizde nasıl ve ne şekilde  						açılacağını anlattığını ifade etmiş; bunun oluşumunda  						KUR’AN’IN İKİZ KARDEŞİMİZ oluşunu fark etmekle olayın  						başladığını, ŞEHRİN ÖTE YANINDAN GELEN ADAM diye tasvir  						olunan misalde işaret edilen sıralı yaşam süreçleri ile  						bu idrakin geliştiğini vurgulamıştık. İşte o açılım  						sürecinin önemli bir aşaması da bizden gündüz ışığının  						çekilip karanlığa gömülmemizdir!</p>
<p>Az  						daha mı açalım?..</p>
<p>Bu  						süreç kendine açılmadan evvel bütün yaşamı, bütün  						değerlendirmeleri, bütün düşünceleri, bütün hareketleri  						gündüze; yani DIŞSAL ALEME göre olan kişi; ciddi bir  						dönüşümle İÇSEL ALEMine dönmekte yada  						dön-dü-rül-mek-te-dir!&#8230; O güne değin değerlendirmeleri  						KALABALIKLARA GÖRE olan insan; bundan böyle kendi  						sorgulama süreçlerine açılmaktadır. Bir anlamda topluma,  						çevreye, yakınlara, genel- geçer kabul ve değerlere göre  						bakış açısından sıyrılmakta; ALLAH’A GÖRE değerlendirme  						ve tefekkürlere girişmekte, <em>“İnsan gibi düşünülen  						Tanrı sanısından; Allah gibi düşünen insan anlayışı”</em>na  						geçmektedir. Bu süreç karanlığa, yani suretsizliğe, yani  						düşünce evrenine açılma sürecidir.</p>
<p>Gecenin Allah işareti olarak zikredilmesi ise insanın  						hakikati ile yüzleşmesinin gece diye betimlenen  						düşünceye-sorgulamaya dayalı ilme yönelişle  						gerçekleşeceğinin ifadesi. Kısaca, özüne dönen kimse  						için dışarının sanal ışıltılarıyla oyun ve oyalanma  						dönemi bitmiş; aslolan karanlığa; a’maiyete, kalbe dönüş  						başlamıştır.</p>
<p>Bu  						dönüşle bakalım daha neler fark edilir?</p>
<p><span style="color: #ff0000;">38-39-40) GÜNEŞ DE KENDİ YÖRÜNGESİNDE AKAR GİDER! AZÎZ,  						ALÎM`İN TAKDİRİDİR BU! AY`A GELİNCE, ONA KONAK YERLERİ  						TAKDİR ETTİK&#8230; NİHAYET KADİM URCUN (KURUYUP İNCELEN  						ESKİ HURMA DALI) GİBİ GÖRÜLÜR. NE GÜNEŞ, AY`A YETİŞİR;  						NE DE GECE GÜNDÜZÜ GEÇER! HER BİRİ AYRI YÖRÜNGEDE  						YÜZERLER.</span></p>
<p>Bu  						defa güneş ve aya dair seyirleri okuyoruz. “Güneş aklı,  						ay duyguyu temsil eder” dense de, “yakıcı gerçeği”  						güneş, o “gerçeğin vehmi yansıması”nı ay temsil eder.</p>
<p>Bir anlamda güneş “asıl ben”, ay “gölge benlik”tir.  						Güneş; “yaşam enerjisi”; ay; insanda çeşitli “çekim  						etkileri ile duygusal haller yaşatan ayna”dır.</p>
<p>İnsanın Yasin Suresine konu olan süreçte fark edeceği  						şey güneşin yada ayın üstünlüğü değil; bu ikisiyle  						kendinde neler oluştuğu, nasıl bir sistem işlediğidir. O  						nedenle; güneş; kendi yörüngesinde akmakta olan birimsel  						aklı, ay; çeşitli evrelerden geçerek kişinin bilinç  						denizinde med- cezir oluşumlarını tetikleyen, duygusal  						çalkantılar oluşturan nefsaniyete dönük beşeri yanı  						temsil eder.</p>
<p>Güneşin Aziz ve Alim’in takdiri ile kendi yörüngesinde  						akması; akla-ilme- gerçeğe dönük değerlendirmelerin AZİZ  						esması ile tetiklenen baskılama- zorlama- fitne- imtihan  						süreçleri ile geliştiğinin işareti. AZİZ den hemen sonra  						ALİYM esmaının gelişi; her sınav ve egoya dönük  						baskılama evresinin insanda İLMİ BİR GERÇEĞİ su yüzüne  						çıkararak hakikat güneşiyle ayan beyan yüzleşmesinin  						temsili.</p>
<p>Güneşi birimsel akıl olarak ele aldığımızda; insanın  						kendine yöneldiği bu süreçte birimsel aklın her şeyi  						kapsamadığı, sınırsız- sonsuzu çözmede yetersiz kaldığı;  						belli bir yörüngeye mahkûm olduğu fark edilir diye de  						düşünebiliriz. Hakikaten insan bu aşamalarda kendi  						aklının da ötesinde ve üstünde akıllar, üst bilinçler  						olduğunu görmekte, ister gönüllü ister mecburen olsun  						kendi acziyetini kavramaktadır.</p>
<p>…</p>
<p>Ayın çeşitli menziller, konak yerleri geçerek eski- kuru  						hurma dalına dönüşmesi ise; vehmî benliğin çeşitli seyir  						ve idrak yolculuklarından sonra kendi varlığının aslında  						hiç var olmadığını, faniliğini fark edişi diye anlamak  						mümkün.</p>
<p>Güneşin yörüngesi ve müstekar kelimesinden mülhem  						istikrarı olmasına karşın ayın menzilleri olması ve  						halden hale geçişi; hakikatin, özbene ait açılımın  						istikrarla devamlılık gösterdiğini; ama gölge benliğin  						aşama aşama eridiğini fısıldamaktadır.</p>
<p>Tasavvufi hayat bir tanıma göre; vehmi benliğin tükeniş  						evresidir. İşte ayın kuru hurma dalına dönüşmesi diye  						mecazen anlatılan; beşeri duygu ve değerlerin tükenişi,  						gerçekle yüzleştikçe hepsinin birer birer boşa  						çıkmasıdır!</p>
<p>Ne  						güneşin aya ne de ayın güneşe yetişememesi, gündüzün  						geceyi gecenin gündüzü geçememesi, her birinin belli bir  						yörüngede akması ise; güneş- ay, gece- gündüz ikili  						sistemi ile açıklanan oluşumu fark eden insanın gerek  						içsel ve gerekse dışa dönük yaşam anlayışında belli bir  						kudretle ayağa kalkışıdır.</p>
<p>Bu  						hitap, adeta farkındalığa ermiş insandan çıkmaktadır.  						Adeta o insan duyguları ve aklına güçlü bir eminlikle  						şöyle demektedir:</p>
<p><em> “Her ikinizin de yeri bende bellidir. Hiçbirinizi öne  						geçirmiyorum. Aklımı da duygumu da yerli yerince  						kullanacak ve değerlendireceğim!&#8230; Ben ne DUYGUSALım ne  						de çok AKILCI…Gündüzün geceye müdahalesine; yani dışsal  						dünyanın içsel alemime nüfuz edip beni etki altına  						almasına izin vermiyorum. Düşüncemi ben inşa ederim!&#8230;  						Düşüncelerimle dış dünyamı yanlı ve bireysel  						değerlendirmeye de izin vermiyorum… Evren ve dünya  						sadece benden ibaret değil. O halde her şeyi yerli  						yerince görecek ve hakkınca değerlendireceğim. Yani  						HAKKIN HAKKINI BÜRÜNDÜĞÜ SURETE GÖRE VERECEĞİM.”</em></p>
<p>***</p>
<p>Çiftler kavramının YARATMA kelimesi ile gelişi; bize  						göre İNSANIN KENDİ HAKİKATİNE dair derin bir uyarıdır  						demiştik en başta konuya girerken.</p>
<p>HALEKA kelimesi ile gelen YARATMA; bir anlamda VAR  						OLMAYANI VAR GÖSTERME demektir. CEALE kelimesi ile gelen  						OLUŞTURMA ise asıl hakikate dikkat çeker.</p>
<p>( 						<a href="http://okyanusum.com/yollarkalbecikarken4.html"> http://okyanusum.com/yollarkalbecikarken4.html</a> )</p>
<p>Kur’an HALİFE kavramını CEALE ile kullanırken; İnsana-  						beşere, dünyaya dair anlatımlar HALEKA ile gelir… Bundan  						şimdilik kısaca anlamamız gereken; Haleka kelimesi ile  						geçen işaretlerde boğulmamak, geri çekilip, tepeden  						bakarak, arka planı görmektir. Gündüz ve geceye, ikisine  						de ayrı ayrı varlık atfederek bakan anlayışın ne derece  						kör olduğu; dünyanın dışından bakıldığında bu ikisinin  						de geçici oluşumlar olduğunun görülmesi ile fark edilir.</p>
<p>O  						nedenle Haleka kelimesi ile gelen Çiftli anlatımlarda  						çiftlerden her birine takılarak değerlendirme yapmak  						değil; daha üstten, daha tepeden bakışla o çiftin  						işleyişinde saklı Teki görmektir hüner!..</p>
<p>Çiftli anlatımlardan sonra insana halife oluşunu  						hatırlatan bir diğer işareti okuyalım şimdi.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">41-42-43-44) BİZİM ONLARIN ZÜRRİYETLERİNİ O DOPDOLU  						GEMİLERDE YÜKLENİP TAŞIMAMIZ DA ONLAR İÇİN BİR  						İŞARETTİR! ONLAR İÇİN ONUN MİSLİ, BİNECEKLERİ ŞEYLERİ  						YARATMIŞ OLMAMIZ! EĞER DİLESEK ONLARI SUDA BOĞARIZ DA,  						NE İMDATLARINA YETİŞEN OLUR VE NE DE KURTARILIRLAR!  						ANCAK BİZDEN BİR RAHMET OLARAK VE YALNIZCA BELLİ BİR  						SÜRE NASİPLENMELERİ İÇİN ÖMÜR VERMEMİZ HARİÇ.</span></p>
<p>Bu  						ayetlerde geçen gemiye iki türlü anlam verilmiş  						eserlerde. “Genetik kotlarımızın nesilden nesile  						aktarımı”. Bir de “anne rahminde ceninin korunarak  						dünyaya gelişi”. Her iki anlamda madde planında şüphesiz  						doğrudur. İnsanlık nesli genetik kodlar taşıyan DNA  						sarmalı aracılığı ile çağlara aktarılmaktadır. Gen  						sarmalları korunmuş birer gemi gibi taşır insana ait  						özellikleri. Bozulmaksızın, hasara uğramaksızın…</p>
<p>Mana ve idrak planında gemi; alem suretlerince idare  						olunan; bilinç katmanlarıdır. Her çağda her dönemde Nefs  						Mertebeleri diye de işaret olunan İDRAK KATMANLARI yani  						ALEMLER var olacaktır, kendine özgü özellik ve bakış  						açılarını korumak suretiyle.</p>
<p>Buna göre her idrak; bir idrak gemisi içinde yaşamını  						sürdürerek bilinç denizinde üzerine düşen işlevi yerine  						getirerek yol almakta!</p>
<p>Gemi kavramını Nuh (as) kıssasına bağlayarak düşünecek  						olursak; gemi diye işaret olunanın; İNSANLIK ŞUURU yani  						HALİFELİĞİNİ FARK ETMİŞ neslin, seçilmiş, süzülmüş,  						korunmuş neslin devamının sağlanması olduğunu görürüz.</p>
<p>Hz. Nuh (as) Risaletin ilk açığa çıktığı mahalli  						sembolize eder. Risaletin ilk açığa çıktığı mahal;  						çeşitli çiftleri değerlendirerek Muhammedi yaşama adım  						atmak üzere dağa; belli bir bedensel bilince yerleşmiş,  						oradan hayatiyetini sürdürmüştür.</p>
<p>Binilecek geminin yaratılması; mevcut bedenlerimiz ve  						onlarda hakim olan bilinçlerimizdir bir bakışa göre.  						Binilecek gemileri insan karakterlerinin tâbi olduğu  						BURÇLAR diye de okumamız mümkün.</p>
<p>İnsanlığını fark edecek olanlar, belli idrak grupları  						içinde taşınmaktadırlar. Said neslinin Şaki neslinin  						kendi genleri ve kendi alem suretleri ile devamı el’an  						yürürlüktedir. Her idrak grubu gemisinde taşınacaktır  						belli bir süre. Sonra ömür denen süreç tükenecek ve her  						birim asıl gerçekle yüzleşecektir, mazerete, özre,  						bahaneye yer olmaksızın.</p>
<p>Muhammedi İdrak- Halifelik Şuuru- İnsanlık; Kulluk Şuuru  						da onun temsilcileri eliyle korunmuş ve aktarılmıştır.  						Kısacası; gemiler içinde taşınıyor olmak başlı başına  						bir lütuftur değerlendirebilene.</p>
<p>Tasavvufi Hakikate Yönelmek; kaptanı Muhammedi Zatlar  						olan Hilafet Gemisinde yerini almaktır,  						değerlendirebilene!&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>Gemiler içinde zürriyetlerin aktarımı olayı, Yasinin  						buraya kadar hitaplarında açıklandığı şekilde hakikatle  						yüzleşen insana bir şey daha söylemektedir:</p>
<p><em> Yaşamına ve düşüncelerine dikkat et! El’an yaşadıkların  						da düşündüklerin de gemiye yükleniyor, bir gün karşına  						çıkmak üzere seriül hisab ve zül intikam kaydına  						giriyor. Ve aynı zamanda senden üreyecek neslin; yani  						bundan sonraki fiil ve idraklerinin de mayası böylelikle  						oluşuyor!&#8230;</em></p>
<p>Bize göre bu ayetlerin can damarı da burası!</p>
<p>Her fiil ve düşüncemizin yarınımıza seriül hisab kaydı  						vermesinden çok daha mühim olan; o anlayış ve  						yaklaşımımızın tüm hayatımızı etkileyecek bir tohum, bir  						maya oluşudur!</p>
<p>Bilgisayar sürücülerine yazılanı silmek belki kolaydır.  						Temizlenebilir, format atılabilir. Ne var ki harddiske  						işlenen, muhafaza edilmekte ve tüm işleyiş sistemini her  						an etkilemektedir. Buradaki olay, “Dedesi koruk yemiş  						torunun dişi kamaşmış”, “Bir alimden bir zalim  						oluşurmuş” şeklinde dışa atılarak değerlendirilecek  						kadar basit bir olay da değildir. Her an, her halimiz;  						ana çekirdeğimize, DNA mıza, bilinç merkezimize  						işlenmektedir, sonraki anların inşasında mutlak  						yönlendirici olmak üzere! Üzerinde derin derin  						düşünülesi sarsıcı bir gerçektir bu, anlayabilene!&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>Harddiske, ana belleğe işlenenlerin kullanımında dahi  						ilahi bir lütufa kapı aralandığı, bir rahmet olarak;  						ister yanlış ekilsin ister doğru ekilsin düşünce ve  						fiilleri dönüştürme fırsatı  yani  bir “ömür” verildiği  						ayetin son ifadelerinde öne çıkıyor. Bu insanın  						sevinçten havalara zıplamasını gerektiren büyük bir  						müjdedir…</p>
<p>O  						halde her an derunumuza inecek tarzda kodlama yapıldığı  						gerçeği fark edilmişse; her an, ne ektiğini ne ettiğini  						sorgulayacak mekanizmaları devreye alabilecek  						uyanıklıkta olmak da çok önemli bir husustur.</p>
<p>O  						nedenle sistem içinde işlevleri açıklanan ve tavsiye  						edilen TEVBE- İSTİĞFAR- TEVEKKÜL- İHSAN- İNFAK- HELALLİK  						vb mekanizmalar çok iyi değerlendirilmelidir.  						Değerlendirilmelidir ki; ileriye dönük kodlamalarda,  						ileriye dönük gemiye yüklemelerde doğru ve Hakça  						davranılmış olsun!&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>O  						gemide çeşitli idrak tohumlarının yerini almasından  						sonra kendi içimizde yaşanacak arınmalar, saflaştırmalar  						acaba nasıl cereyan eder?&#8230;</p>
<p>Bunu da önce cehennem, sonra da cennet tasvir eden,  						gelecek ayetlerde okuyalım inşaAllah!</p>
<p align="left"><em><span style="color: #ff0000;">[ ... ] Sürecek [ ... ]</span></em></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mehmet Doğramacı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr%20Iletisim"><strong><em>dogramacimehmet@gmail.com</em></strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!&#8230; (4)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-4/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 22:27:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Yansımalarda Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[yasin suresi]]></category>
		<category><![CDATA[yasin tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1130</guid>
		<description><![CDATA[(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir.) 30-) HÜSRAN ŞU KULLARA! KENDİLERİNE BİR RASÛL GELMEYE GÖRSÜN, HEP ONUN BİLDİRDİĞİYLE ALAY EDERLERDİ. “Şehrin uzak tarafından koşup gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_798" class="wp-caption alignleft" style="width: 154px"><img class="size-medium wp-image-798 " title="Mehmet Doğramacı" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/MD-240x300.jpg" alt="Mehmet Doğramacı" width="144" height="180" /><p class="wp-caption-text">Mehmet Doğramacı</p></div>
<p><span style="color: #0000ff;">(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir  						tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. <em> “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”,</em> uyarısı; <em> “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi”</em> Nebevi Gerçeği  						çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">30-) HÜSRAN ŞU KULLARA! KENDİLERİNE BİR RASÛL GELMEYE  						GÖRSÜN, HEP ONUN BİLDİRDİĞİYLE ALAY EDERLERDİ.</span></p>
<p><em> “Şehrin uzak tarafından koşup gelen adam</em>”ın  						açtığı sürecin benlik ve bilince ait eski binaları  						yıkacak bir açılım olduğunu 28-29. ayetlerden anlamış  						idik. 30. ayette de o sürecin nasıl ve nelere dayanarak  						başladığı anlatılıyor.</p>
<p>Şöyle ki; hüsran yıkım demektir. Hitabı hep içeriden  						okumaya gayret ettiğimiz için HÜSRAN ŞU KULLARA hitabını  						HÜSRAN BAZI TUTKULARA, ALIŞKANLIKLARA diye ele alacağız.  						Kulluk; bir yönüyle kölelik olduğu için, kölesi  						olduğumuz, kulluk ettiğimiz bazı alışkanlıklar,  						perdeler, şartlanmalar, yargılar, değerler; Rasülün  						hitabı alındıktan sonra yıkılmaya mahkum olacaklardır!..<span id="more-1130"></span></p>
<p>O yıkımın nasıl bir sebep- sonuç silsilesi içinde açığa  						çıkacağı da ayette işaret edilmiş. Rasülün hitabı ile  						“alay” söz konusu. İşte bu alay ve kınama; yıkım  						sürecinin ne yönde ilerleyeceğini gösteriyor. Biraz  						açalım…</p>
<p>“KİŞİ KINADIĞINI YAŞAMADIKÇA CAN VEREMEZ” hadisi  						hatırımızda kalsın. Risaletle bildirilen hakikat size  						açıldığı anda; geçmişte veya şimdide hor, hakir, yanlış,  						eğri gördüğünüz hallerle yüzleşme dönemine girersiniz.  						Bu bir manada sizde SERİÜL HISAB ve ZUL INTIKAM  						mekanizmalarının hız kazanması demektir. Ve en başlarda  						belirttiğimiz gibi lehinizedir, arınmanız içindir…</p>
<p>Siz Risalet bilgisi ile size gelen hakikati  						sindiremediniz ve “Olmaz, olamaz böyle şey” dediniz  						değil mi?.. İşte o olamaz dediğinizi yaşatacak sürecin  						tasavvufa yönelmekle başlayacağını unutmayınız!..</p>
<p>Çünkü “olmaz”larınız, “asla”larınız, “yapamam, bana  						uymaz”larınızın hepsi birer perdedir. Her mahalde hakkı  						seyrinize set çekerler. İşte bu perdenin yırtılması, ilk  						etapta kınadığınız şeylerin aşama aşama önünüze gelmesi  						ile olur. Tasavvufi hayata girmeden önce her şeyi düzgün  						giden insanların bu yönelişle birlikte kiminin işinde  						iflası, kiminin şehrini terke mecbur kalışı, kiminin  						aile hayatının sarsılması işte hep o hitaba karşı  						“alaylar ile yüzleşme” serisinden başka bir oluşum  						değildir.</p>
<p>İmtihan ve Fitne kavramının özü anlaşılırsa; ister alay  						ister hor görme biçiminde gelişsin; yaşanan sürecin  						“İLMİN STAJI” olduğu müşahede edilir. İmtihanla kendi  						potansiyelini görür ve sonuçlarını yaşarsın!..   						 						(<em>Fitne yani imtihan, senin, ilminle ne derece  						yaşayabildiğini fark etmen içindir!.. Sanma ki imtihan,  						başkalarının seni mükafatlandırması ya da  						cezalandırmasıdır!.. A.H)</em></p>
<p>Olaylara böyle bakmak yanış ve azaplara çok değişik bir  						boyuttan seyir hali açar kişiye.</p>
<p>Hüsran; yıkım, kayıp, zarar, üzüntü demek olsa da bu;  						beden ve bedeni değerler için geçerlidir.</p>
<p>Hemen işin müjde yönünü haber verelim; bilincin üzüntü  						ve yıkım gördükleri; şuur için yeniden inşanın ta  						kendisidir!..</p>
<p>Bu yıkım döneminde kayıplar yaşayan bilince; 31. ayette  						bir teselli, 32. de de diğer bir açılımla yeni ufuklar  						gösteriliyor. Okuyalım…</p>
<p><span style="color: #ff0000;">31-) GÖRMEDİLER Mİ Kİ ONLARDAN ÖNCE NİCE KUŞAKLAR HELÂK  						ETTİK Kİ; GİDENLERİN HİÇBİRİ GERİ DÖNMEYECEK ONLARA!</span></p>
<p>Çeşitli hüsranlar yaşanırken bilinç ve ego feryat  						ederek: <em>“Bitiyorsun sen. Yıkılıyorsun. Her şeyin  						elinden çıkıyor. Mahvolacaksın. Gel yol yakinken dön  						hemen!..” </em>şeklinde vehimler pompalamaya başlar. Kişi  						bu esnada aklı ve ilmi kullanabilirse; iki şeyi  						görecektir:</p>
<p>1-      						 						 						Hayatta gelişim için sürekli biçimde bazı şeylerin elden  						çıkması gerektiği.</p>
<p>2-      						 						 						Eskiler rafa kalkmadan yeni idrake erişmenin mümkün  						olmadığı.</p>
<p>Daha önce nice kuşaklar helak ettik, hiçbiri geri  						dönmedi ifadesi; “Çocukluğundan itibaren bir dizi  						değişim yaşadın ey insan, eskiden inandıklarının  						bazılarına şimdi inanmaz oldun, bazılarında da ne kadar  						kısıtlı düşündüğünü fark ettin, yani şu anına gelene  						kadar inandığın bazı şeylerden geçerek geldin, onlar  						sana geri de dönmeyecek” gerçeğini ifade etmekte.</p>
<p>Bir başka anlamda SİSTEMDE DEĞİŞMEYEN TEK ŞEYİN DEĞİŞİM  						OLDUĞU  çarpıcı biçimde dile gelmekte…</p>
<p>Öyle değil mi?.. Liseye başladığımızda ilkokul gözüyle  						bakmıyoruz hayata. Üniversite bitince lise idrakimizin  						ne kadar basit kaldığını seyrediyoruz. Tıpkı bunun gibi;  						şimdilerde bizi yakan o benliğe dair yıkımlar  						tamamlandığında da hüzünlü bir gülümseme ile şöyle  						diyeceğiz: NE KADAR DA SAFMIŞIM. DİN ADINA NELERE  						İNANMIŞ, NE YOLLARA SAPMIŞIM?!&#8230;</p>
<p>Buradaki helakin TOPLUMSAL KUŞAKLAR dan ziyade İDRAK  						KUŞAĞI olduğunun delili; kuşak için ayette KARN  						ifadesinin kullanılmasıdır. Karn; Yansımalarda ANTEN,  						yani algılama aracı olarak çevrilmiştir. Bu da bize, bu  						değişim süreçlerinde HEM ALGIMIZIN HEM DE ALGILAMA VE  						DEĞERLENDİRME ARAÇLARIMIZIN DEĞİŞECEĞİNİ fark  						ettirmekte…</p>
<p>Değişim sürecinin başlamasına paralel olarak, bir başka  						olay daha devreye girmektedir ki; bu da hem ahretimiz,  						ebedi yaşam boyutumuz, hem de şu anımız için kıymetli  						bir gelişmedir. Ne olduğunu ayetten değerlendirelim.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">32-) ELBETTE HEPSİ, TOPTAN ZORUNLU HAZIR BULUNACAKLAR.</span></p>
<p>Hiçbir algının ve eski idrakin geri dönmeyeceği ayeti;  						sürekli biçimde ileriye dönük gelişimi vurgularken HEPSİ  						TOPTAN HAZIR OLACAKLAR ifadesi ilk planda çelişik gibi  						geliyor, anlaşılamıyor.</p>
<p>“Hazır bulunma”da kullanılan kavram “MUHDARUN” dur. Bu  						da “zorunlu biçimde bir huzura çıkışı” ifade eder.  						Zorunlu huzura çıkma deyince aklımıza gelen şey, ya bir  						yetkili makama çıkma yada mahkeme edilme değil mi?&#8230;</p>
<p>Tanrısal düşüncelerden arınma gayretimiz olduğu için biz  						buradaki huzura çıkmayı etkin makama sunulma değil de  						MAHKEME; SORUŞTURMA, KOVUŞTURMA, DURUŞMA diye ele  						alacağız. (Elmalılı Hamdi Yazır’ın görüşü bu yöndedir.)</p>
<p>Kişinin hakikatle yüzleşmesi esnasında duruşma ve  						soruşturma yaşaması ne demek?&#8230;</p>
<p>Tüm kuvveleri ile o duruşmada hazır olmak ne demek?..</p>
<p>Bunun da içe ve dışa dönük iki yönü var azizim:</p>
<p>1-      						 						 						Sana açılan yeni bilgi ile sen kendi kendini  						sorgulayacak, kendini hesaba çekecek, vicdan yargıcının  						huzuruna çıkacaksın her gece seccadende yada her an  						yönelişlerinde…</p>
<p>2-      						 						 						Sana yeni bilgi ve değerlendirme açıldığı süreçte  						etrafındaki bütün insanların bir sorgulama ve kovuşturma  						açtıklarını hayretle müşahede edeceksin!&#8230; Sanki herkes  						başkalarını bırakacak da senin dürüstlüğünü,  						doğruluğunu, ilmini, halini sorgulamayı görev  						edinecekler…</p>
<p>Her iki süreç de çok zevklidir bilir misin?&#8230;</p>
<p>Aman Allah’ım, o seccadede sabaha kadar günahlarınla  						yüzleşip gözyaşlarına boğulmak nasıl bir zevktir,  						doyamazsın!.. Ağlamak bu kadar da mı huzur verirmiş, der  						gene hayretlere düşersin öylesi el açtığın, kul olarak  						acziyetini yanaklarında damla damla hissettiğin  						saatlerde.</p>
<p>Ya dışarıdakiler?.. Zevkli midir?.. Bütün mahalle, bütün  						şehir üstüne üstüne gelir adeta. Kimsenin hali görünmez  						de yakın çevrenin biricik gündemi sen olursun… Hakkında  						dedikodular mı çıkmaz, iftira mı olmaz, zanlar mı  						üretilmez, ooooooo neler neler…</p>
<p>Beden epey acısa da, içten içe kanasa da bunun zevki  						bambaşkadır. Negatifini gönüllü üstlenir seni candan (!)  						sevenler. Günahlarını birer- ikişer bölüşürler her gün,  						hatta paylaşamazlar bazen de oyuncak çekiştiren çocuklar  						 gibi itişirler birbirleriyle…</p>
<p>İşte sen gerek içte gerek dışta yaşadığın bu toplu  						yüzleşmelerle tüm mazini, içini dışını, saklını açığını  						önünde bulursun. Duruşmalar biraz uzasa da değil mi ki  						bu bir arınma süreci, aşama aşama her dosyadan beraat  						ederek yürürsün özgürlüğe. Her beraat ve geçişte  						kendinden daha bir emin ve daha bir hafiflemiş olarak…</p>
<p>…</p>
<p>Bazı yüksek idrakler için DURUŞMA SÜRECİ ömür boyudur!  						Hatta bazıları için ölümden sonra da sürer bu süreç.</p>
<p>Bak, hala Mevlana- Şems aşkı hakkında zanlar üretilmiyor  						mu? 						 						 						Yunus, Kaygusuz, Pir Sultan, Hallac, Cüneyd, Beyazid,  						İbn Arabi gibi zatlar hakkında hala ileri geri  						konuşulmuyor mu?&#8230;</p>
<p>Bir yönüyle MOLLA KASIM’LA YÜZLEŞME mekanizmasıdır bu.  						Evet, Molla Kasım’ların karşımıza gelişi sıradan bir  						süreç değil, sisteme ait bir mekanizmadır. (<a href="http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/mollakasim.html">http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/mollakasim.html</a>)</p>
<p>***</p>
<p>Bu duruşma süreçlerini sana yaşatan aslında senin  						hakikate yönelişinle beynini ve ruhunu teslim  						alanlardır. Nereden mi çıkardık?</p>
<p>LEDEYNA MUHDARUN diye geçiyor bu hazır olma hali…  						KATIMIZDA HAZIR OLACAKLAR… Burada konuşan BİZ kalıbıyla  						kimler?&#8230; (Ricali Gayb ve Divan konuları ile Tasarruf  						mekanizması okunursa bu süreçte sizi kimler ele alıyor  						anlarsınız.)</p>
<p>Bunlar yaşanırken kulluk acziyeti, beşer zafiyeti  						nedeniyle içinizde hafif burukluklar olabilir. Kolay  						değildir kayıpları, kaçışları, kınanmayı bilince  						sindirmek. İşte onun hazmını kolaylaştıracak misaller  						geliyor şimdi…</p>
<p><span style="color: #ff0000;">33-) ÖLÜ ARZ DA ONLAR İÇİN BİR İŞARETTİR! ONU DİRİLTTİK,  						ONDAN ÜRÜNLER ÇIKARDIK DA ONDAN YİYORLAR&#8230;</span></p>
<p>Sen şimdi sürekli “Elimden bir şeyler gidiyor, sahip  						olduklarım kayboluyor, sürekli biçimde yeniliyorum,  						yıkılıyorum” sanıyorsun ya. Bak Rabbimiz sana içinde  						bulunduğun dünyadan bir misal veriyor:</p>
<p>YER DE SENİN İÇİN İŞARET. KIŞIN ÖLÜR, YAZIN DİRİLİR. HER  						ÖLÜMÜ, YENİ MEYVEYE DİRİLİŞİDİR ASLINDA.</p>
<p>Ve cancağızım sen de oluşacak kayıplara böyle bak. Her  						yıkım bir inşa, her kayıp bir kazanım aslında.</p>
<p>Ayette ölü arzı, ölü beden diye de okuyabiliriz. Ölmeden  						diriliş yok demek ki. Bedenin yaşadığı her ölüm, şuurun  						yaşadığı bir diriliş aynı zamanda. Öyle ki uzun süre  						gıdalanacağın idrak meyveleri, şimdilerde elinden  						çıkanların tohumundan yeşerecek!..</p>
<p>Yeşerecek mi? Yooo, yeşermiş yetişmiş bile. Bak ayete:</p>
<p><span style="color: #ff0000;">34-) ORADA HURMA AĞAÇLARINDAN, ÜZÜMLERDEN BAHÇELER  						OLUŞTURDUK, ORADA PINARLAR FIŞKIRTTIK.</span></p>
<p>Hurma ağaçlarından bahçeler… Üzümlerden bahçeler…</p>
<p>Konu idrak olursa nasıl anlarız?..Hurma; beyni ve aklı;  						Üzüm; gönlü ve hissiyatı simgeler. Hurma yani akılla  						çeşitli çözümlemeler yapılırken; üzümden elde edilen  						şarap (aşk) ile kendinden (benlikten) geçme  						yaşanmaktadır. Olayın cennet halinde yaşandığı hatırdan  						çıkarılmaz ise; çeşitli yanışlara paralel olarak yeni  						idrak meyveleri derlenecek, bunların bir kısmından aklî  						TEFEKKÜRLER bir kısmından da sezgisel DOĞUŞLAR  						deneyimlenecek demektir.</p>
<p>Tefekkür ve Doğuşlardan elde edilecek olan da bahçeden  						pınarlar fışkırması diye tasvir edilmiş. Bu çalışmalar  						sonucu özümüzden bize akacak pınar LEDÜNNÜ İLİM ve  						MÜŞAHEDE olsa gerek…</p>
<p><span style="color: #ff0000;">35-) ONUN GETİRİSİNDEN VE ELLERİNİN ÜRETTİKLERİNDEN  						YESİNLER DİYE&#8230; HÂLÂ ŞÜKRETMEZLER Mİ?</span></p>
<p>Bu oluşum; lehimizedir dedik en acı sahnelerde dahi…  						İşte ayet, tüm bu süreçlerin bizim gelişimimiz için  						olduğunu çok açık biçimde bildiriyor. Tefekkür ve  						Doğuşlardan ve de aynı zamanda ellerimizle  						ürettiklerimizden yemek?..</p>
<p>Önceki ayette tefekkür ve doğuşu açtık da ellerimizle  						ürettiklerimizden yemek ne demek?.. Hakikat yolunda  						gerek zikir gerek riyazat gerekse nafileler biçiminde  						yaptığımız tüm çalışmalar; beden cehenneminden şuur  						cennetine geçişi kolaylaştıracak devrelerdir. Hakkı  						verildiğinde birebir değil bire on, bire yüz, bire bin  						getirilerle döner bize karşılığı. Eğer  						değerlendirebilirsek… Eğer olayı benliğimize mal etmez,  						kayıp gibi görmez, ukalalık etmez, haddimizi  						bilirsek!&#8230; Layıkı vechile değerlendirebilirsek…</p>
<p>Yaşanan imtihan ve bela süreçleri; ellerimizle (akıl ve  						duygu ile) ürettiğimiz kınamalar, alaylar dahi bize yeni  						meyveler sunar. Nasıl mı?.. Bela süreçleri ile  						yaşadığınız şey; idrak bahçenizin ökse ve ayrık  						otlarından temizlenmesinden, daha gür yayılasınız diye  						dallarınızın budanmasından başkası değildir. (<a href="http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/nasilcalisir.html">http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/nasilcalisir.html</a>)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">36-) SUBHAN&#8217;DIR; ARZIN (BEDENİN) OLUŞTURDUKLARINDAN,  						NEFSLERİNDEN (BİLİNÇLERİNDEN) VE DAHA BİLMEDİKLERİ  						ŞEYLERDEN BÜTÜN ÇİFTLERİ (GEN SARMALLARINI) YARATAN!</span></p>
<p>Tüm bu açığa çıkış aşamaları objektif olarak  						okunduğunda, yorumsuz dışarıdan bakarcasına  						seyredildiğinde, benlik gözlüğünden değil; kalp  						ufuklarından bakıldığında insan; kendinde hükmünü icra  						edenin türlü şekillerde zuhur ettiğini görmektedir.</p>
<p>Bedenselliğinden açığa çıkan hayvani haller ile  						bilincinin türlü suretlerle önüne gelişini  						seyretmektedir. Zaten bir duruşma süreci yaşayan; bir  						bir gerek hayvani ve gerekse beşeri boyutunun ürünleri  						ile yüzleşirken, deruni bir gerçeği daha fark eder ki;  						Sübhan olan Allah; zıtların birbirini itme ve çekmesiyle  						harika bir sistem işletmektedir evrende, iç evrenimizde,  						evren içre evrenlerde.</p>
<p>Bir anlamda insan kendinde oluşanların sistematiğini  						okudukça evrensel planda da aynı sistem ve düzenin  						işlediğini hissedebilmekte, bu hissedişe geldiğinde de  						acziyetini itiraf ile SÜBHAN ı tesbih etmektedir.</p>
<p align="left">İlerleyen ayetlerde ÇİFTLERİN YARATILMASI olayını hem  						mikro hem de makro planda değerlendirerek daha net  						biçimde okuyacağız inşaAllah.</p>
<p align="left">
<p align="left"><em><span style="color: #ff0000;">[ ... ] Sürecek [ ... ]</span></em></p>
<p align="left">
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mehmet Doğramacı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr%20Iletisim"><strong><em>dogramacimehmet@gmail.com</em></strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!&#8230; (3)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-3/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 14:22:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doğramacı mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yasin suresi]]></category>
		<category><![CDATA[yasin tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[yemin olsun ikiz kardeşine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1115</guid>
		<description><![CDATA[(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir. ) 20-) ŞEHRİN UZAK TARAFINDAN KOŞARAK BİR ADAM GELDİ: &#8220;EY HALKIM, RASÛLLERE TÂBİ OLUN&#8221; DEDİ. Şehrin uzak tarafından koşarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img class="alignleft" src="http://www.sufizm.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="112" height="133" />(Yasin Suresi “özde  anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet  yorumudur. <em>“Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”,</em> uyarısı; <em>“Kur’an  İnsanın İkiz Kardeşi”</em> Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım  denemesidir. )</p>
<p align="left">20-) ŞEHRİN UZAK  TARAFINDAN KOŞARAK BİR ADAM GELDİ: &#8220;EY HALKIM, RASÛLLERE TÂBİ OLUN&#8221;  DEDİ.</p>
<p>Şehrin uzak  tarafından koşarak gelen adam… Şehir; beden şehri. Daha doğrusu bedene bağlı  bilinçle yaşayan kimsenin, yani henüz “Muhammedi Şuur” kendisinde açılmamış  olanın, yaşam alanı olarak “benimsediği”, kendini “kayıtladığı” algı  kalıplarının tamamı…<span id="more-1115"></span></p>
<p>Ve önceki ayetlerde  okuduğumuz kadarı ile o bilince Risalet Bilgisi geldiğinde akıl- muhakeme- fikir  devreye girerek gerçeğin bu olduğunu açıkça beyan etse de kişi bunu  sindiremiyor!.. Öğrendiklerine hak veriyor ama beşeri kalıplarına uymadığı için  aklı karışık gezmektense kendini dar alana hapsetmeyi yeğliyor tuhaf  biçimde.</p>
<p>Neden?.. Çünkü  alışılmış değerleri, bilgi kalıplarını, geleneksel bakış açılarını, değer  zannedilen betonları yıkmak atomu parçalamaktan daha zor!.. Bunları normal bilgi  ve sezgi ile kabule de güç yetiremiyor kişi. İç ses daima “gerçek bu” dese de  bedensel bilinç, kilitlediği kapıyı açmayacak, kale gibi, sur gibi, duvar gibi  çevrelediği hükümranlık alanının ele geçirilmesine izin  vermeyecektir.</p>
<p>İşte risaletin  kişiye açılması aşamasında bu duvarları yıkmak üzere -nasibi olanlarda- muhteşem  bir mekanizma daha devreye girer! “Şehrin uzak tarafından koşup gelen adam”,  diye tabir olunan; kişinin dünyasına hiç beklemediği anda giren, hesapları alt  üst eden, çağrılmadan gelen şey; “<strong>AŞK potansiyelinin açığa çıkışı</strong>”ndan  başkası değildir.</p>
<p>Çünkü benlik  dağlarını aşkın dinamitlerinden başka hiçbir şey parçalayamaz! (Aşk yaşanmadan, aşk  uğruna tüm varlık feda edilmeden kesinlikle vahdet yaşamı açığa çıkmaz-  AH)</p>
<p>Bu ayet bize göre,  rasüllere direnen (hakikat bilgisine başkaldıran) bedeni (nefsani bilinci)  yıkacak olan bir oluşumu, yani mülhime girdabından mutmainneye doğru bilinci  çekecek olan aşkı ve onun tetikleyeceği süreçleri anlatmaktadır!</p>
<p>Hemen akla şu soru  gelecek:</p>
<p>- Buradaki aşk,  herkesin bildiği, yaşadığı türden bir aşk mıdır?..</p>
<p>Hem evet, hem hayır.  <span style="text-decoration: underline;">Buradaki aşk, herkesin bildiğine, yaşadığına benzer ama kesinlikle içeriği o  değildir. Bunun içeriği; sizi bilinç hegemonyasından şuur özgürlüğüne çıkarmak  üzere gelişen dönüşüm süreçleridir.</span> Nasıl yaşandığı, nasıl açığa çıktığı da  yukarıdaki ayette var aslında… Anlayabildiğimiz kadarı ile açalım…</p>
<p>Bu ayetlere kadar  kişinin içsel sorgulamalarını konuştuk. Kişiye açılan hakikat bilgisi karşısında  dış dünyaya ve içeriye dönük perdeli bakışları, içsel direnişleri, kafa  tutuşları seyrettik.</p>
<p>20. ayette yaşanan  da içseldir ama artık bir yönüyle zuhura çıkış, dış dünyada da mananın  suretlenme evresi başlamaktadır. Çünkü aşk sadece kalpte değil, bizatihi açığa  çıkan ayna bir mahalde seyredilir ve onunla birlikte yaşanır.</p>
<p>Burada beyin ve  kalp, içeride halledemediği problemi dışarıda bir birim oluşturarak halletmeyi  denemektedir. (Her âşık, kendi maşukunu kendisi oluşturur ve çağırır hayatına.  Detayına girmiyoruz. Beynin işleme mekanizmasından haberdar olanlar ve aşkı  yaşayanlar bilir.)</p>
<p>Ayete dönerek  benliği eritecek aşkın ve onun sureti maşukun çıkışını az daha  değerlendirelim…</p>
<p>ŞEHRİN UZAK  TARAFINDAN… Maşukunuz olacak mahal sizin alıştığınız değerlere, sizin  alıştığınız bilgilere, sizin benimsediğiniz hayat tarzına çok zıt bir yönden  hayatınıza girer. Sizin mahallenizden değildir o.</p>
<p>Yani, bilinç  şehrinizin şimdiye kadar bilinmeyen, göze gözükmeyen en uzak mahallesinden, en  uzak mana boyutunuzdan çıkar da gelir… Öyle ki meşrebi meşrebinize, ilmi  ilminize, kültürü kültürünüze hiç benzemez. Her seferinde “Ya Hu ben amma da  cins, amma da değişik biriyle muhatabım. Bu da nereden çıktı da hayatıma girdi?”  demekten kendinizi alamazsınız. Ama bunu diyen yanınıza inat, kimseye  duymadığınız yoğunlukta sevginiz de ona yönelmektedir.</p>
<p>Fakat o, sizin  şehrinizden, sizin bilinç ikliminizdendir!&#8230; Bir yerden, karşıdan filan  gelmemiş, bizatihi sizden zuhur etmiştir. Sizin şimdiye dek yüzleşmediğiniz,  tanışmadığınız diğer yarınızdır o… İleri safhalarda ruh eşiniz, ikiziniz  olduğunu da anlarsınız, ötelemeden değerlendirebilirseniz.</p>
<p>KOŞARAK GELEN… Neden  koşuyor bu adam?… Pardon, konu adam değil adam sembolü ile aşktı, maşuktu değil  mi?..</p>
<p>Aşk; beklemez  dostlar! Vakti gelmişse hiçbir perdeyi dinlemeden hızla girer hayatınıza!..  Koşarak gelir… Nefes nefese gelir size yepyeni bir nefes vermek; SURunuza  üflemek için… (Pardon çok açıldım, neler diyorum, sura üfürme kıyamette oluyordu  değil mi, pardon, çok pardon)</p>
<p>BİR ADAM… Adam mıdır  maşuk?.. Kadın olamaz mı?&#8230; Ya Hu Dostlar, Kur’an konuşuyoruz, konuştuğumuz  Şuur boyutu… Burada cinsiyete yer var mı ki?..</p>
<p>O halde neden adam  denmiş?..</p>
<p>Ayette adam yerine  kullanılan ifade RACUL… Yani eski tasavvuf büyüklerinin “ER” dediği… Yani ALLAH  ERİ… Gelen bir ALLAH ERİdir… Cinsiyeti kadındır erkektir, onunla işimiz yok…  Sizi mülhimeden; yani risaleti bildiği halde beden şartlanmasından  vazgeçmeksizin yaşama ısrarından çekip almak üzere gelen; ALLAH  ERİdir…</p>
<p>***</p>
<p>Kur’an’ın anlattığı  bu olay zahiren Antakya’ya gelen İsa (as) elçilerine halkın tavrı olarak  nakledilir. “Rasüllere tabi olun” diyerek şehrin öte yanından koşup gelen adamın  adı da HABİB-İ NECCAR dır. Bu adam, zahir bilgilerine sahiptir, sevgi ehlidir.  Esmaları bilir, sıfatı da suretlerde yaşamaktadır. İşi marangozluktur ve  tahtadan suretler oymakta, cemal sıfatlarını orada seyretmektedir.</p>
<p>Rasüllere tabi olun,  diye haykırarak bazı gerçekleri söyler. Halk, hem rasülleri hem bu adamı şehit  eder. Uzun soluklu süreçler sonunda put perest ROMA İMPARATORLUĞU  yıkılır.</p>
<p>İşin kıssa boyutuna  fazlaca dalmadan Kur’an’ın naklettiği kadarı ile okumaya devam edeceğiz. Yalnız  “Habib-i Neccar” isminin ve halinin, hadislerde de yer alışı; AŞK mekanizmasının  devreye girişini bu isim üzerinden de okumamızı gerekli kılıyor. Biraz buna  değinelim.</p>
<p>Habib-i Neccar, bu  hızlı çıkışından sonra ZAT boyutunu da yaşayarak cennete girer. Halkın kendisini  şehit edişi ile HİÇLİĞİ deneyimlemiş, HİÇLİKTE HEPLENENlerden; zati olarak  yaşayanlardan olmuştur!&#8230; Onun ölümünden sonra o bölge halkı korkunç bir sesle  helak olur!</p>
<p>***</p>
<p>Önce ismini ve  halini ele alarak aşkın açığa çıkışını seyredelim.</p>
<p>HABİB-İ NECCAR!&#8230;  Anlamı: “MARANGOZ MAŞUK” Kesen, biçen, yaran, kıyan ama bunu sevgiyle yapan  kimse!..</p>
<p>Sizde hakikat  bilgisini oturtmak, benliği secde ettirmek üzere hayatınıza giren aşk ile  HABİB-İ NECCAR tecellisi yaşarsınız.</p>
<p>Seversiniz… Adını  koyamayacağınız biçimde çok seversiniz o kimseyi… Bazen aklınız karışsa da,  bazen bu sevgiyi bedensel sansanız da, bazen yasak ve haram işliyormuşçasına  ürperseniz de içinizde hep şu ses yankılanır: YOK YOK, BU BAMBAŞKA BİR SEVGİ.  PARÇAM GİBİ, KALBİM GİBİ, NEFESİM GİBİ BİRİ. ADINI KOYAMIYORUM AMA BİLİYORUM,  BENDEN UZAK DEĞİL, TA İÇİMDE GİBİ…</p>
<p>İşte bunu böyle  hissettiğiniz o ayna mahal; sizde işlevine başlarken yukarıda anlattığımız  biçimde hızla ve hiç beklemediğiniz anda gündeminize oturur!&#8230;</p>
<p>Bu öyle bir geliş ve  ele alıştır ki; o gündeminize yerleştiğinde kendinden başka tüm sevgileri,  kendinden başka tüm ilgileri, kendinden başka tüm yönelişleri keser de sizi tüm  benliğinizle kendine çeker, teslim alır!… Adeta kıbleniz olmuştur! ( Aşıkların  Kabe’si Maşuktur- Hz. Mevlana)</p>
<p>Onun hitabına kulak  verirsiniz. Bir süre onunla yaşarsınız kalben. Ama gerçek şudur ki o sizde  kendini yaşatmak, sizi kuşatmak, sizi ele geçirmek üzere gelmemiştir.</p>
<p>O size, sizden  içeride saklı sizi göstermek için, onu yaşamanız için gelmiştir.</p>
<p>Bu nedenle de bu tür  aşkta hiçbir zaman daimi vuslat yoktur! Gelen, işlevini tamamlayıp dönecektir  kendi boyutuna. Ama, siz benlikten kurtulana, sizde şuursal yaşam açılana, siz  hilafetinizi fark edene kadar sizinledir!&#8230; Bu süreç size açılana kadar  bırakmaz sizi. Açıldığında da çoktan çekilmiştir kendi boyutuna…</p>
<p>Habib-i Neccar;  Mevlana için Şems, Yunus için Taptuk, Hüdai için Üftade, Yusuf için  Züleyha’dır.</p>
<p>Konuyu fazla  dağıtmadan ansızın hayatımıza giren sevgilinin ana hitaplarını dinleyelim  şimdi:</p>
<p>21-) &#8220;SİZDEN BİR  KARŞILIK İSTEMEYEN; KENDİLERİ HAKİKAT ÜZERE OLANLARA TÂBİ OLUN!&#8221;</p>
<p>Siz bedensel  bilincinizin emrinde yaşarken o size hiçbir ücret istemeyen, dünyevi menfaat  beklemeyen yöne tabi ol, diyecektir.</p>
<p>Bütün tâbiiliklerde,  emretme ve kumanda vardır. Bütün boyun eğişlerde köle mantığı vardır. Dışa  yönelişler, ister bir şahsa, ister bir kuruma, ister bir fikre olsun, hepsinde  de karşılık ve ücret vardır.</p>
<p>Şahıssa  yöneldiğiniz; edep bekler, saygı bekler…</p>
<p>Kurumsa, kurumsal  değerler vardır uymanız istenen…</p>
<p>Fikir ve ideoloji  ise; belli prensiplerle yaşamanız istenir…</p>
<p>Bunların hepsinde  BAĞLILIK VE BAĞIMLILIK hali vardır ki karşılık istemekten öte hepsi de kölelik  yaşatır size, sizdeki sizin açığa çıkmasına izin vermeksizin.</p>
<p>Siz benliğinizin  esiri olarak zaten köleliğinizi fark etmeyen bir yaşam içindesiniz. İçinizden  gelen Risalet hitabına baş eğmek istemiyorsunuz ya. İşte aşkınız size şunu  söyler:</p>
<p>GEL SEN DIŞARIDA BİR  YERLERE KÖLELİĞİ BIRAK DA KENDİ ZATINA YÖNEL, O YÖNELİŞ SENDEN KARŞILIK  BEKLEMİYOR…</p>
<p>…</p>
<p>Camii cemaatinin  ilgisini seven, vaazlarına yönelişleri nefsinin hoşuna giden Celaleddin’e Şems  şunu fark ettirir:</p>
<p>KENDİNİ KANDIRMA  HİZMET EDİYORUM DİYE. UNVANLARI SEVİYORSUN. İLGİYİ SEVİYORSUN. FARKINDA MISIN,  CEMAATİNİN, ÖĞRENCİLERİNİN KÖLESİSİN SEN!&#8230; ÇIK BUNDAN DA SENDEN KARŞILIK  İSTEMEYEN ÖZÜNE YÖNEL! YÖNEL Kİ KURTUL ŞU SÜSLÜ AZAPLARINDAN!!!!</p>
<p>…</p>
<p>İşte Maşuk gönlünden  dile gelen aşk, bunu diyecektir size. Daha başka ne der?</p>
<p>22-) &#8220;BENİ (BÖYLECE)  FITRATLANDIRANA NASIL KULLUK ETMEM? O&#8217;NA RÜCU ETTİRİLECEKSİNİZ.&#8221;</p>
<p>Sen şu an egona  kulluk ediyorsun, farkında mısın?&#8230; Bense Rabbime, beni FATIR esması ile  HALİFELİĞİ YAŞAYACAK ŞEKİLDE PROGRAMLAYANA kulluk etmekteyim. Ve ben biliyorum  ki dönüşümüz bu dünyaya değil, dönüşümüz kayıtlı-kısıtlı-sonlu hayata değil,  dönüşümüz beşeri değerlere değil.. Bunların hepsi geçici… Dönüşümüz Ona, sonsuz-  sınırsız olanadır!!!! O halde neden oyalanırız geçici isimler, ölümlü resimlerle  nedennnnn?!&#8230;.</p>
<p>İşte bu sorgulamayı  açar size maşuk!&#8230;</p>
<p>23-) &#8220;O&#8217;NUN DÛNUNDA  TANRILAR MI EDİNEYİM! EĞER RAHMAN BİR ZARAR AÇIĞA ÇIKARMAYI İRADE EDERSE,  ONLARIN ŞEFAATİ BANA NE YARAR SAĞLAR NE DE BİR ŞEYDEN KORUR&#8230;&#8221;</p>
<p>Ben nasıl, Fatır  olan Allah dûnunda tanrılar edinirim?&#8230;</p>
<p>Ben nasıl, ebediyete  dönük yanı olmayan dünyevi değerlerle kendimi tanımlarım?</p>
<p>Ben nasıl, çürüyecek  olan beden ve o bedene göre hayata bakarım?&#8230;</p>
<p>Ben nasıl, beş duyu  kaydı ile sınırsız- sonsuz olanı değerlendirmek saçmalığına batarım  nasılllllll?!&#8230;.</p>
<p>Her şey özümden  zuhur etmekte… Rabbim, bende tasarrufu ile, bana bir zarar dilese kayıtlarım  kurtarır mı beni?&#8230;</p>
<p>Uğruna hayatımı  adadıklarım ne kadar benimle olabilir?&#8230;</p>
<p>Aynı yastığa baş  koyduğum eşim, dişim ağrısa ne kadar duyar sızısını?&#8230;</p>
<p>Onunla aynı rüyayı  görmüyorsam kimim ben?!&#8230;.</p>
<p>Kabre çift gömülen  hiç yoksa, hep yalnız isem, şimdiden yalnız olduğumu fark edip kendimde mevcut  kudreti neden açamıyorum?&#8230;</p>
<p>Anladım, şimdiye  kadar adandıklarım beni kurtarmayacak. Kendilerine ömrümü verdiklerim de sadece  dünyamda olanlar, öte boyutta benimle olacaklarına garanti yok…</p>
<p>…</p>
<p>Maşuk size bu ayette  işaret edildiği biçimde bu sorgulamaları yaptırır ve değerlerinizi, uğruna  adandığınız şeyleri de sarsarak, fay hatlarınızı (kırmızı çizgilerinizi) çatır  çatır kırar !&#8230;</p>
<p>24-) &#8220;O TAKDİRDE  MUHAKKAK Kİ BEN APAÇIK BİR DALÂLET İÇİNDE OLURUM!&#8221;</p>
<p>Ebedi olmayana  adanmak, faniden yardım beklemek; apaçık şirk apaçık dalalet, apaçık  sapıklıktır!&#8230; Ve maşukla şimdiye dek bir şirk hayatı yaşadığınızı fark  edersiniz…</p>
<p>25-) &#8220;GERÇEKTEN BEN  SİZDE DE AÇIĞA ÇIKAN RABBE İMAN ETTİM; BENİ DİNLEYİN!&#8221;</p>
<p>Siz, maşuktan gelen  hitabı dinleyerek bu tefekkürleri, sorgulamaları yaparken benliğiniz bir kez  daha ayaklanacak, son bir hamle ile sizi saptırmak için şöyle  diyecektir:</p>
<p>- Canım dinleme sen  onu, başka onun dünyası, tuzu kuru, boş ver.</p>
<p>- Konuşuyor işte,  hem senin çektiğini çekti mi bakalım?</p>
<p>- Hem tehlikeli bu  hakikati yaşamak. Çevrenle aran bozulmak üzere. Yol yakinken eski haline dön.  Bırak şu uç önerileri.</p>
<p>- Tamam belki  yaşayan var ama sen yapamazsın. Eskide kaldı bunlar, sana uymaz.</p>
<p>Benlik bunları  fısıldarken maşuk son sözlerini söyleyecek, asıl gerçeği, seni can evinden  vururcasına haykıracaktır: &#8220;Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim;  beni dinleyin!&#8221;</p>
<p>Ne demek bu? Sen  maşuku ve fikirlerini dışa atmaya, ötelemeye çalıştın ya. Sen onu uç ve uzak  buldun ya. Bak o şöyle diyor.</p>
<p>BEN SENİM. BEN  SENDEN AÇIĞA ÇIKMAKTA OLAN, AMA SENİN KAYITLARIN NEDENİYLE GÖREMEDİĞİN, GÖRMEK  İSTEMEDİĞİN BOYUTA İMAN ETMİŞ HALİNİM SENİN…. BEN SENDEN BAŞKASI DEĞİLİM…BENİ  DİNLE… YANİ ASLINDA GEL SEN ŞU İÇ SESİNİ DİNLE… BIRAK DIŞARIYI, BIRAK  DIŞSALLIĞI, BIRAK ÖTELEYEN ŞEYTANİ ZEKA KIVRAKLIKLARINI DA ÜST AKLA, SENDEN İÇRE  SEN OLANA TESLİM OL!!!!</p>
<p>26-27) (ONA): &#8220;CENNETE  DÂHİL OL!&#8221; DENİLDİ&#8230; DEDİ Kİ: &#8220;KEŞKE HALKIM BİLEYDİ&#8230;&#8221;"RABBİMİN BENİ MAĞFİRET  ETTİĞİNİ VE İKRAMLARA NAİL OLANLARDAN OLDUĞUMU&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu idraki size fark  ettiren maşuk, kendi boyutuna dönmeden önce, sıfat tecellisinden zati boyuta  sıçrayarak özünden CENNETE GİR hitabını alacaktır. Yani esmaları ile tasarruf  eder olduğu, şuursal yaşamın en zirve haline yükselecektir. O bunu yaşarken,  sizin ters tepkiniz nedeniyle zahiren çekilmiştir hayatınızdan… Ayrılmıştır  artık… “Keşke bilselerdi” diyerek…</p>
<p>Bu “keşke”, sizin  mağfiret ve ikram süreçlerini fark edemeyerek israf ve gaflet içinde yaşamı  cennet sanmanıza duyulan keşkedir!&#8230; Bu keşkenin içi boş kalacak değil,  doldurulacaktır…</p>
<p>Keşkenin içi nasıl  dolar?… Geçenlerde dinlediğim değerli İslam Alimi Ziya ERYILMAZ hocaefendinin  hoş bir tespitini buraya almak istiyorum:</p>
<p>TEVBE VE İSTİĞFAR;  SİZDEKİ KEŞKE YANIŞLARININ İÇİNİ DOLDURMA SÜREÇLERİNİZDİR… TEVBENİZ,  İSTİĞFARINIZ KEMALE ERİNCE KEŞKENİN İÇİ DOLAR VE SİZ AFFEDİLME, ARINMA SEVİNCİ  İLE KEŞKESİZ YÜRÜMEYE BAŞLARSINIZ!&#8230;</p>
<p>İşte maşukun  hayatınızdan zahiren çekilmesinden sonra sizde o keşkenin içini doldurma, yani  arınma, fark edemediklerinizin bedelini ödeyerek tevbe etme,  vazgeçemediklerinizden vazgeçme ile istiğfar süreçleri start  alacaktır.</p>
<p>Nasıl başlar o tevbe  ve istiğfar? Sözlü mü? Yok Cancağızım yok…</p>
<p>Sözlü değil bizzat  sahne sahne yaşayarak, yanarak arınma ve tevbe bu…</p>
<p>28-) ONDAN SONRA ONUN  HALKININ ÜZERİNE SEMÂDAN HİÇBİR ORDU İNZÂL ETMEDİK, İNZÂL EDİCİLER DE DEĞİLDİK.  SADECE TEK BİR SAYHA OLDU; ONLAR HEMEN SÖNÜVERDİLER!</p>
<p>Aşk süreci açılanın,  benliğini yıkmak için yeni ordulara ihtiyaç yoktur!</p>
<p>Aşk süreci açılanın,  çok özel arınma çalışmasına da ihtiyacı yoktur!</p>
<p>Aşk; otomatik bir  yıkım ve temizlik harekâtıdır çünkü…</p>
<p>Benlik  hükümranlığına en acı darbe vurulmuş, bilinç sokaklarından tanklar geçmeye,  düşünce semasında fantomlar uçmaya başlamıştır çoktan!</p>
<p>Bir kere maşukun  hitabı alınmıştır ya, tamamdır. Dinamit konmuştur benliğinize. Patlamalar bundan  sonra peş peşe gelir…Yıkımlar, dizili dama taşlarına vurulmuşçasına  sıralanır!&#8230; Arınma düğmesine basmışsınızdır aşk ile….</p>
<p>Bir tek ses olur!&#8230;  Sayha kopar!&#8230; Nedir o ses? Bunu da ancak yaşayan bilir!</p>
<p>İbni Arabi, “Bu ses  aklı ve mantığı alt eden Aşkın; Cebrail’in sesidir” demiş!…</p>
<p>Biz bir şey  diyemeyiz!&#8230; “Aşıka Cebrail gelir” desek kafalar karışır… İyisi mi susalım  artık…</p>
<p>Sadece şunu bilelim  ki aşıkın dünyasında bulutlar birleşmiş, şimşekler çakmış, yıldırımlar düşmüştür  arza… Toprağını sulamak, tarlasını yeşertmek, göğünü güneşe açmak  için.</p>
<p>Çok mu soyut oldu?  Az daha basit söyleyelim…</p>
<p>Şehrin öte yanından  gelen kimsenin nazarı (şimşek) ile ; (bulutlar) ayrı duran hakikat ve şeriat  bilgisi birleşir de marifet yağmurları yağdırmak üzere (yıldırımlar) imtihan ve  bela süreçleri başlar arzınızda (beden ve bilincinizde).</p>
<p align="left">Daha neler olur,  diğer ayetlerde konuşalım inşaAllah…</p>
<p align="left"><em><span style="color: #ff0000;">[ ... ] Sürecek [ ... ]</span></em></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mehmet Doğramacı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr%20Iletisim"><strong><em>dogramacimehmet@gmail.com</em></strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!… (2)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin%e2%80%a6-2/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin%e2%80%a6-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doğramacı mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yasin suresi]]></category>
		<category><![CDATA[yasin tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[yemin olsun ikiz kardeşine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1094</guid>
		<description><![CDATA[(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir.) 13-) ONLARA O ŞEHİR HALKINI ÖRNEK VER&#8230; HANİ ORAYA RASÛLLER GELMİŞTİ. “Onlara şehir halkını örnek ver!” Kimlere?.. Dışarıda din [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><span style="color: #0000ff;"><em><img class="alignleft" src="http://www.sufizm.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="84" height="105" />(Yasin Suresi “özde  anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet  yorumudur. </em><em>“Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; </em><em>“Kur’an  İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım  denemesidir.)</em></span></p>
<p align="left"><span style="color: #ff0000;">13-) ONLARA O ŞEHİR  HALKINI ÖRNEK VER&#8230; HANİ ORAYA RASÛLLER GELMİŞTİ.</span></p>
<p align="left">“Onlara şehir  halkını örnek ver!” Kimlere?.. Dışarıda din anlattığın birilerine mi?&#8230; Hayır…  Sende henüz iman etmeyen; (henüz gerçekle yüzleşmemiş) özellikler, kapalı  devreler var ya, onlara işte şehir halkını örnek ver.<span id="more-1094"></span></p>
<p align="left">- Nasıl yani,  kendimdeki kuvveleri karşıma alıp konuşacak mıyım?&#8230;<br />
- Hayır dostum hayır.  Öyle değil&#8230; Bu, şu demek;</p>
<p align="left">Ey Kişi!  Muhammediliğin sende nasıl açılacağını merak ediyor musun?.. Evet.  İşte o  açılım, bu 13. ayetten başlayarak misali verilen biçimde ve burada anlatılan  sorgulamalar ve olaylar serisi ile sende, senin hayatında açığa  çıkacak…</p>
<p align="left">- İyi de, ben şehri  anlayamadım..<br />
- Şehir; BEDEN- BİLİNÇ köy de VAHDET HALİ diye işaret edilmiş.  Bir başka açıdan ŞUURDA YAŞAM köy, BİLİNÇTE YAŞAM şehir.</p>
<p align="left">“Beden Şehri” diye  anla sen bu şehri… &#8220;Kesret yaşamı&#8221; diye anla… &#8220;Teke odaklanamayan kalabalık  zihin, kaos içindeki akıl&#8221; diye anla…</p>
<p align="left">Beden Şehrine  Muhammedi Hakikatin; Kur’an Bilgisinin, Sünnetullah Gerçeğinin ilk yağmurları  şuurdan dökülmeye başladı ya. İşte o zaman sende ŞEHİR AHALİSİNİN BAŞINA GELEN  şeklinde misal verilen süreçler yaşanacak…</p>
<p align="left">Rasüller; Risalet  bilgisini sana ulaştıran elçiler; bazen bir kitaptan, bazen bir sohbetten, bazen  bir seminer yada konferanstan seslenecekler sana… Bedensel yaşam perdeleri  içinde kendi sanal cennetinde yaşarken (Deccalin Cennetidir burası,aslında  cehennemdir) ilk ışık huzmeleri girecek kalp odana…(Mehdiyetin ilk nurları  dolacak)</p>
<p align="left">Bakalım neler diyor,  nasıl hitap ediyormuş Rasüller?… Bakalım senin ilk tepkin, daha doğrusu beden  kaydında değerlendiren bilincinin ilk tepkisi ne imiş o hitap  karşısında.</p>
<p align="left"><span style="color: #ff0000;">14, 15-) HANİ ONLARA  İKİ (RASÛL) İRSÂL ETTİK DE O İKİSİNİ DE YALANLADILAR&#8230; BUNUN ÜZERİNE BİR  ÜÇÜNCÜSÜ İLE GÜÇLENDİRDİK DE: &#8220;DOĞRUSU BİZ SİZE İRSÂL OLUNANLARIZ&#8221; DEDİLER.  DEDİLER Kİ: &#8220;SİZ BİZİM GİBİ BİR BEŞERDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLSİNİZ&#8230; RAHMAN DA  HİÇBİR ŞEY İNZÂL ETMEDİ&#8230; SİZ ANCAK YALAN SÖYLÜYORSUNUZ.&#8221;</span></p>
<p align="left">Risalet bilgisi  bazen FİKİR ve MANTIK ekseninde, bazen BİLGİ ve YAŞAM olarak ikili biçimde gelir  de bir üçüncü ile desteklenmedikçe sende bu hitap gerekli çıkış alanını bulamaz!  Bunların hepsi aslında dışarıdan değil, senin derunundan bilincine doğru açığa  çıkma çabalarının temsilidir.</p>
<p align="left">Senin ego ile  üzerini örttüğün asıl hakikatinin başını çıkarma, tohumun kabuğunu çatlatma,  civcivin yumurtayı delme, kelebeğin kozayı zorlama çabaları da  diyebilirsin.</p>
<p align="left">Fikir ve Mantık  düzleminde gelen bilgi, aklına yatsa da kabul etmen ilk planda güçtür. Bir  üçüncü destekle yani; muhakeme ile süzülmesi- bütünleşmesi gerekir.</p>
<p align="left">Bilgi kitaptan,  sohbetten, birilerinden akar sana. Ama iç sesin BİR DE BUNU YAŞAYAN OLSA der.  Peşinden onu yaşayanın halini seyredersin. Ama yine de kabul istidadını  açamazsın. Çünkü sana “göre” bunlar çok çok yeni ve değişiktir. Hiçbir yere  oturtamazsın idrakinde. Bir üçüncü ses; vicdan sende açığa çıkar ve HİSSETTİĞİN,  SEZDİĞİN DOĞRU, UY BİLGİYE der içten içe… Ama yine de egosal direnç gevşetmez  bilincin prangalarını.</p>
<p align="left">Fikir- Mantık-  Muhakeme, Bilgi- Seyir- Vicdan üçlüsü aynı şeyi vurgulasa da bedensel bilinç<br />
yine de galiptir sende!&#8230;</p>
<p align="left">Yaşadığın birtakım  seyirlere, aldığın bilgilere, sevdiğin, özendiğin yaşamlara vicdanın; “BU SENDEN  SANA AÇIĞA ÇIKIYOR, RAHMAN HALİ OLAN SALT MANALAR RAHİM AÇILIMI İLE ÖNÜNE  GELİYOR… BU SENİN LEHİNE; SENDEN İRSAL OLUYOR” dese de ego direnmededir. Teslim  olmak istemeyen ego, açığa çıkmakta olan yüksek idraki senin nazarında bitirmek,  yere çalmak için, çok güçlü bir kozu sahneye sürer: DIŞSALLIK!</p>
<p align="left">Üst Bilgiyi- Üst  İdraki sindiremeyen ego, onu beşer algısı düzeyine indirgemek, tabiri caizse  pırlantayı taş, altını teneke derekesinde göstermek için bir dizi söylemler  üretir. İşte bu noktada dışsallığın vazgeçilmez aktörleri; mantık önermeleri ve  akli savlarla öyle öyle bir diyaloga başlarlar ki bu mizansenlere, mantık  cambazlıklarına kapılmamak oldukça güçtür.</p>
<p align="left">Bilgi karşısında  şunları söylerler mesela:</p>
<p align="left">- Canım bu da yeni  moda fikir akımı.<br />
- Bu bilgi milletimizi yıkmak isteyen şer güçlerin planı  olmasın?<br />
- Hem eski bilgilerimiz kötü olsa asırlarca atalarımız büyük  medeniyetler kurmazdı!</p>
<p align="left">Gelen bilgi felsefî  yayından öte, doğrudan bir şahıstan dilleniyorsa bu defa şahsa yönelir bu  bayağılaştırma çabası:</p>
<p align="left">- Anlatıyor ama  bakalım ilmini yaşıyor mu?<br />
- Hakkında çok söylenti var, çıksın cevaplasın,  niye kaçar?<br />
- Düzenli eğitimi bile yokmuş hem…<br />
- Babası- annesi ve  akrabaları ile ters düşmüş azizim. Hem insanlığı uyar hem kendin bunları yap,  olacak şey değil.</p>
<p align="left">Risaletin; Hakikatin  açıldığı anlarda “BU DA BİZİM GİBİ BİR BEŞER” demek için olanca gücüyle harekete  geçer beşeri kuvveler; farkında olunmasa da bataklıktan çıkmak üzere uzanan ele  tutunmak yerine içeri batırma çabasından başka bir şey yapmazlar.</p>
<p align="left">Dışsallığın bir  başka zuhuru da “İrsali inkar”dır. Ne demek irsali inkar? Aklınıza irsalin terim  tanımına gitmesin. Biz irsal ile burada SİZDEN SİZE AÇIĞA ÇIKIŞtan bahsediyoruz.  <em>(İrsalin bir tanımı; dışarıdan bilgi gelmesi değil, sizdekinin tahliye ile  dışarı çıkmasıdır.)</em></p>
<p align="left">Yani, bu sahneleri,  bu bilgileri, bu idrak biçimini kendi kendine çektiğini, talebinin bir neticesi  olduğunu inkar eder kişi!&#8230;</p>
<p align="left">Ayette “RAHMAN DA  HİÇBİR ŞEY İNZÂL ETMEDİ&#8230; SİZ ANCAK YALAN SÖYLÜYORSUNUZ “ ifadesi “Benim  beynimden böyle bir istek çıkmadığı halde bu yeni şeyler de nereden önüme  geldi?&#8230; Ben istemedim, nerede bir uç fikir varsa gelir beni bulur,  istemiyorum, istemiyorum yaaa, ben halimden memnunum” şeklinde bizden açığa  çıkan ilk hezeyanları işaret eder!&#8230;</p>
<p align="left">Muhammedi Hakikate  açılmamış bilinçler; SUÇLAMA, ÖTEYE ATMA, KARŞIDAN BİLME şeklinde kendi  ürettiklerini yalanlama çalkantısı içinde bulurlar kendilerini. Bu defa beyinde  işleyen mekanizmaya dair ilk bilgiler ulaşır kişiye. Ötelemeden kurtulsun da  sistemi fark etsin diye. O yeni bilgi şunları söyler:</p>
<p align="left"><span style="color: #ff0000;">16,17-) (RASÛLLER)  DEDİLER Kİ: &#8220;RABBİMİZ BİLİYOR Kİ, GERÇEKTEN BİZ SİZE İRSÂL OLUNANLARIZ.&#8221; &#8220;BİZE  AİT OLAN SADECE APAÇIK TEBLİĞDİR.&#8221;</span></p>
<p align="left">Rabbimiz biliyor ki!  Gerçekten irsal olunanız!… Yani, özünden ve aldığı yeni bilgilerden şu dile  gelmektedir: BU; SENDEN SANA… SENİN TERKİBİNİN ÜRÜNÜ BU MEYVE, YABANCI  DEĞİL…</p>
<p align="left">Bize Düşen Apaçık  Tebliğ!… Yani senden açığa çıkan o yeni bilgi ve düşünce sisteminin sende yapmak  istediği; sadece senin perdeni açmak ve ışığı göstermektir. Yoksa ne bir bedel  istiyordur, ne de sana azap etmek için oluşmuştur. Karanlıkta yaşamaktan bunalan  Özünün davetidir bu. İçinde devinen yer altı nehrinin yüzeye çıkıp çağlamak,  akmak, toprağı sulamak (beden arzını yeşertmek, hayat vermek), denize (nihai  teklik algısına) erişmek isteğidir bu!</p>
<p align="left">Objektif aklın bu  değerlendirmelerine karşın nefsaniyet; bedensellik daha güçlü bir korkuyu  gündeme taşır bu defa. Adeta özün ve gölge benliğin karşılıklı restleşmesi  başlamıştır kişinin iç dünyasında.</p>
<p align="left"><span style="color: #ff0000;">18-) DEDİLER Kİ:  &#8220;KUŞKUSUZ SİZDE UĞURSUZLUK OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ&#8230; ANDOLSUN Kİ, EĞER  VAZGEÇMEZSENİZ, KESİNLİKLE SİZİ TAŞLAYARAK ÖLDÜRECEĞİZ VE ELBETTE SİZE BİZDEN  FECİ BİR AZAP DOKUNACAKTIR.</span></p>
<p align="left">Ego, gelen yeni  bilginin Kudretini sezmiştir artık. Bu bilgi bedene ve bilince egemen olursa,  kalbin derununda sıkışmış enerji volkan gibi püskürecek, şartlanmışlık duvarları  yıkılacak, alışkanlık setlerine dinamit konacak, kurma bilgiler yerinden  sarsılarak taş taş üstünde kalmayacak, ciddi bir yıkımla adeta kurulu düzen  hallaç pamuğu gibi atılacaktır.<br />
Egonun fark ettiği yalan da değildir hani?  Kendindeki sesi bastırmak üzere düşündükleri ve karşıya yansıttıkları; aslında  kendi eriyiş süreçleridir egonun. Risaletin açığa çıkışında taşlanacak (bedensel  yaşamı topa tutan gelişimler yaşayacak) ölecek ( belli perdeleri yanacak) ve acı  çekecek (bilincin şuura direnişi ile yanmalar deneyimleyecek) tir.</p>
<p align="left">İç ses; muhakeme,  objektif akıl ve vicdan bir kez daha seslenir:</p>
<p align="left"><span style="color: #ff0000;">19-) &#8220;DEDİLER Kİ:  &#8220;SİZİN UĞURSUZLUĞUNUZ SİZİNLEDİR&#8230; EĞER (HAKİKATİNİZLE) HATIRLATILIYORSANIZ BU  MU (UĞURSUZLUK)? HAYIR, SİZ İSRAF EDEN BİR TOPLUMSUNUZ.&#8221;</span></p>
<p align="left">Vicdan, Hakkın Sesi  olanca kudreti ile şunu söyler bilince: Uğursuz ve ters gördüğün senin halindir.  Kısıtlı- sınırlı anlayışındır asıl uğursuz olan. Sen, kendi özünden gelen  biçimde yapılan zikre, uyarıya, hatırlatmaya uğursuz ve tehlikeli diye  yaklaşıyor isen; israf edensin!..</p>
<p align="left">Sınırsız kuvveleri  sınırlı değerler için, sonsuz hazineyi fani için heba etmenin adıdır israf.  Güneş yaşam boyutuna göre saniyelerle ölçülecek bir yaşam uğruna, ebedi hayatı  satmaktır israf… Şuurca yaşam gibi bir üst bakış ve ufuklar dururken; vadilerde  sürünmektir israf!&#8230; İNSAN- KUL hakikati, içinde seslenip dururken BEŞER- NEFİS  kayıtlarına kendini zincirlemektir israf.</p>
<p align="left">Risaletin açığa  çıkışındaki ilk büyük çaplı dönüşüm eşiğine gelinmiştir artık.</p>
<p align="left">Bu yolda yaşanacak  pek çok “ölüm” “diriliş” ve “halden hale geçiş”in ilk tetikleneceği mekanizma  devreye girmek üzeredir! Egonun sezdiği yıkım süreçleri eşliğinde yepyeni bir  inşa faaliyetine sayılı saatler kalmıştır!</p>
<p align="left">Şuursal bilginin  bedence bir türlü sindirilmemesini bertaraf edecek ve içte yaşanan ayrılık-  gayrılıkları birleştirecek bir süreç start almak üzeredir. Şehrin uzak  tarafından gelmekte olan adamın ayak sesleri duyulmaya başlamıştır.</p>
<p align="left">Görelim nasıl bir  adamdır gelen?&#8230;<br />
Bakalım neler söyler?..<br />
Söylemekle mi kalır sadece,  kızılca kıyameti çağıran hengameleri mi tetikler dizili dama taşlarını  devirircesine?!&#8230;</p>
<p align="left">
<p align="left"><em><span style="color: #ff0000;">[ ... ] Sürecek [ ... ]</span></em></p>
<p align="left">
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mehmet Doğramacı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr%20Iletisim"><strong><em>dogramacimehmet@gmail.com</em></strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin%e2%80%a6-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!&#8230;</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 23:52:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yasin suresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1091</guid>
		<description><![CDATA[(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısının; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde bir yaklaşım denemesidir. ) 1. EY MUHAMMED! Ey Kişi! Fark et ki SEN MUHAMMEDSİN!&#8230; Sen MUHAMMEDî YAŞAMI açığa çıkarmak üzere yaratıldın!&#8230; Sen; hakikatle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: green;"><img class="alignleft" src="http://www.sufizm.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="105" height="132" />(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil ne de bir ayet yorumudur.<span> </span><em>“Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”,</em><span> </span>uyarısının;<span> </span><em>“Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi”</em><span> </span>Nebevi Gerçeği çerçevesinde bir yaklaşım denemesidir.  )</span></span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">1. EY MUHAMMED!</span><strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;"><span> </span></span></strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;"> Ey Kişi! Fark et ki SEN MUHAMMEDSİN!&#8230; Sen MUHAMMEDî YAŞAMI açığa çıkarmak üzere yaratıldın!&#8230; Sen; hakikatle şeriati dengede marifetle yaşamak üzere yaratıldın! Nereden belli?&#8230; Hem nasıl yaşayacağım ben o hakikati?.. Devam edelim, elbette açılacak sorunun cevabı…<br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: blue;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">2- YEMİN OLSUN KUR’AN- I HAKÎME;<strong><span> </span></strong></span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Yeminler; dikkat çekmek içindir Kur’anda! Uyuyanı silkelemek, sarsmak, titretmek,  uyandırmak, ve KENDİne döndürmek için!..<span id="more-1091"></span></span></p>
<p>Yemin olsun Kur’an’a! Yemin olsun İKİZ KARDEŞİNE!.. Yemin olsun KUR’AN-I HAKİYME; HİKMETLE AÇIĞA ÇIKANA, ÇIKMAKTA OLANA!</p>
<p>Kur’an!… Ruh ikizin senin. Bu boyutta asıl fıtratını nasıl ve ne şekilde yaşaman gerektiğini bütün yönleri ve detayları ile çok açık olarak anlatan beyandır Kur’an! Kur’an-ı Mübiyn; Apaçık Kitap…</p>
<p>Hakîmdir Kur’an… Hikmet yüklüdür… Sen hikmeti sadece felsefi öğreti, üst bilgi diye anlama… Bu âlemde her açığa çıkışın bir hikmetledir… Hikmeti kavrayacağın yegâne bilgi Kur’an’dır…</p>
<p>Sen şimdi rast gele yaşıyorsun ya… Sen şimdi bodoslama dalıyorsun ya olaylara… Sen şimdi duygusal değerlendirmelerle hakikati okuduğun zannındasın ya… İşte ne durumda olduğunu, aslında nasıl olman gerektiğini sana HİKMET SAHİBİ KUR’AN öğretecek…</p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Senin Muhammedîliği yaşamanı Kur’an Bilgisi sağlayacak…<span> </span><em>&#8220;seriül hisab&#8221;- &#8220;zül intikam&#8221;- &#8220;elleri ile yaptıklarının sonucunu alma&#8221;- &#8220;her an yeni şanda oluş&#8221;- &#8220;sistemde mazerete yer olmayışı&#8221;- &#8220;duygular- yargılar ve şartlanmalarla yaşamın sana bir cehennem tutuşturduğu&#8221;</em><span> </span>nu fark edeceksin Kur’an’la!&#8230;. Yani öncelikle<em>sünnetullah gerçeği</em><span> </span>ile yüzleşeceksin…</span></span></p>
<p><em>EY MUHAMMED VE KUR’AN-I HAKİM</em><span> </span>diye peş peşe gelmiş ayetler… Muhammedî olmak üzere yanı başında, senden içeride sen olarak mevcut, sende dürülü Kitabını okuman için önüne geliyor Kur’an… Kendini okuman için geliyor…<span> </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kur’an’a sırlar kitabı, biyolojik mucizeler demeti, şifreler yumağı, tarihi süreç özeti, sosyolojik durum tahlili diye bakmayacak kadar uyanıksan Kur’an sana okutur KENDI KITABINI!..<br />
</span><br />
“Yasin, Kur’an’ın kalbi” buyurmuş Alemlerin Efendisi (sav)… Yasin; senin kalbin!… Yasin, senin Şuur boyutun! Yasin’i okursan açılacak sana terkipsel yaşamdan kayıtsız ve sınırsız seyirlere geçiş.</p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">3- KESİNLİKLE SEN RASÛLLERDENSİN</span><strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;"><span> </span></span></strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">“Ben kimim?” diye sordun mu kendine hiç?.. Şu an<span> </span><span style="text-decoration: underline;">çektiğin azabın; kendinin kim olduğunu bilmemekten kaynaklandığı</span>nı söylersem abartılı mı gelir sana?&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: 15px;">- Annesin, bebeğin var. Babasın, evlatlar için yaşıyorsun.<br />
- Meslek sahibisin ve çalışıyorsun.<br />
- Kardeşlerin, akrabaların var.<br />
- Toplumda mevkiin gayet iyi.<br />
- Ülken çok güzel. İyi ki burada doğdun.<br />
- Hanımsın, alımlı… Erkeksin, bakımlı.<br />
- Medenisin hem, cahillerden uzaksın çok şükür (!)</span></p>
<p>Bunlar mısın sen?.. Yazık… Çok yazık…<span> </span><span style="text-decoration: underline;">Hepsi de bedene göre tanımlar ve kayıtlar bunlar…<span> </span></span>Bunları öyle abarttın ki sen; cinsiyetinle cennete gireceğini, ailece hesaba çekileceğini, üstün bir millet olarak Allah’ın seni ve ırkını seçtiğini düşünebilecek kadar işi ileri götürdün!&#8230;</p>
<p>Bu musun yani?&#8230; Hayır… Sen Rasüllerdensin! Yani sen<span> </span><span style="text-decoration: underline;">ŞUUR BOYUTUNLA HALİFELİĞİNİ YAŞAMAK ÜZERE YARATILMIŞLARDANSIN!&#8230;<br />
</span><br />
Diğer tanımları at çöpe!… Hakkını verme demiyorum, sakın yanlış anlama, ama kaydına girme… Galaksi içerisinde senin dünyan görünmüyor bile. Sen kozmosa nispetle hardal tanesi bile olmayan dünyanda ırk- renk- kültür- medeniyet- statü kaydındasın öyle mi?… Komik, çok komik… Hem de traji-komik&#8230;.</p>
<p>Kocasın, babasın, eşsin, bilgilisin, medenisin öyle mi?&#8230;<span> </span><br />
Kabre kadar hepsi… Çünkü beden kabre kadar…<br />
Kabre girince bedenin adı ne biliyor musun?&#8230; LEŞ!&#8230;</p>
<p>Geçenlerde bir dosta, uyandırmak için; “<em>Ölünce senin bedeninle, ölmüş köpek bedeni arasında hiç fark yoktur…İkisi de leştir”</em><span> </span>dedim de, fena halde bozuldu…</p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">İnsan bedeni leş olamazmış, hem mucize ve keramet eseri olarak (!) hala çürümeyen bedenler varmış!&#8230; Bunları göz ardı etmişmişim ben… Özür diledim, haklısın, dedim<span> </span><em>beden kutsaldı, kabre girdikten on gün sonra açıldığında pis kokusundan yanına yanaşılamayacak kadar kutsal (!&#8230;)<br />
</em></span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;"><br />
4,5-SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERESİN. AZÎZ VE RAHÎM&#8217;İN SENDE TAFSİLÂTLI OLARAK AÇIĞA ÇIKARDIĞI İLİM İLE!</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;"><span> </span>Ve sen, Ey Muhammedîlik yaşamak isteyen İnsan!&#8230; Kur’anca, hayatı ve kendini değerlendirerek açılımlar elde etmek isteyen kişi! Aziz ve Rahim’in sende açığa çıkışı ile sırat-ı müstakim üzere olduğunu fark edeceksin. Bak burada SIRAT-I MUSTAKIM halinin sende açılış mekanizması anlatılıyor nolur fark et.</span></span></p>
<p>AZİZ baskılayan esma… Dilediğini zorla yaptıran, uygulayan demek…RAHİM; üretim, açılım ve genişleme demek….</p>
<p>Bu yola; Hakikate adandığında önce AZİZ esmasının baskısını yaşayacaksın ki benlik dediğin o illet, limon gibi sıkılsın da özsu çıksın senden!!!! Bir dizi baskı, fitne, imtihan, ettiklerini bulma süreçleri yaşayacaksın… Neden?.. Özsuyun açığa çıksın da gıdalanasın diye…</p>
<p>Sen kendini “meslek ehli”, “eş”- “bilgi sahibi” vb sanal kimliklerle tanımladın ya; AZİZ oralardan baskılayacak seni… Putun eşin mi?.. Eşinden gelecek baskı.. Mesleğin mi, mesleğinden gelecek… Çevren mi, hepsi zalim birer canavara dönüşecek…Neden?&#8230;</p>
<p>İyiliğin için be güzelim… Vallahi iyiliğin için!&#8230; Sende saklı öz açığa çıksın diye kuyumcu titizliği ile çalışacaklar da nakış nakış delecekler bağrını… Yıkacaklar kayıtlarını, AZİZ in zuhuru olarak…</p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">RAHİM açılsın, sen sende mevcut o manaları suret suret seyredesin de yaşamak sana kolaylaşsın diye yapacaklar…</span></span></p>
<p>Ve sen bu süreçler sonunda<span> </span><em>sistemin nasıl işlediği</em>ne dair harika bir ilme sahip olacaksın… İşte o ilim seni taşıyacak<span> </span><em>sırat-ı mustakım</em>e… O ilim seni taşıyacak<span> </span><em>herşeyı yerlı yerınce görmeye….<span> </span></em>O ilim sana açacak<em><span> </span>hoşgörü ve hak görmeyi…Yargısız- hükümsüz- kayıtsız seyredip karşılıksız vermeyi, riyasız sevmeyi</em>…</p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">6- ATALARI UYARILMAMIŞ, BU YÜZDEN (HAKİKATLERİNDEN, SÜNNETULLAH&#8217;TAN) KOZALI OLARAK YAŞAYAN BİR TOPLUMU UYARMAN İÇİN</span><strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: blue;"><span> </span></span></strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Bu ilim, ataları uyarılmamışı uyarman için verildi sana. Dışarıda birilerini mi uyaracaksın?&#8230; Yok iki gözüm yok… Kendini uyaracaksın sen. Veritabanında öylesine kayıtlı öylesine kozalısın ki önceden kimse senin o kozanı delemedi. Kimse “bir başka bakış açısı da var” demedi sana. Sen yaşaya yaşaya, deneye deneye, baskılana baskılana öğreniyorsun bunu…</span></p>
<p>Elinde Kur’an, elinde Sünnetullah bilgisi ile hem deneyimliyor hem öğreniyorsun… (Ataları) kökenleri yanlış değerlere dayanan inançların uyarılıyor böylece…</p>
<p>Mesela önceleri sadece “İbadet edilen bir kitap” sandığın Kur’anın “İkiz kardeşin” olduğu uyarısı ile sarsılıyorsun! Mesela “İnsan bedeni kutsal” sanırken, “Kutsal diye bir şey olmadığı”nı, “Kendinin de beden olmadığı”nı duyuyor ve uyarılıyorsun! Neden bu uyarı?</p>
<p>Sünnetullah Gerçeğini fark edip de korunman (takva) için… Hangi topluluğa bu hitap?…</p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Dışarıdan içeri gir Cancağızım… Topluluk; sende mevcut kuvvelerin hepsi… Düşünme, çalışma, başarma, idrak etme, kavrama kuvvelerindir uyarılan, iyi anla!!!!<br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: blue;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">7- ANDOLSUN Kİ ONLARIN ÇOĞUNLUĞUNA O SÖZ (CEHENNEM, İNSANLARIN VE CİNLERİN ÇOĞUYLA DOLACAKTIR; SÖZÜ) HAK OLMUŞTUR! BU SEBEPLE ONLAR İMAN ETMEZLER!</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;"><span> </span>Sende mevcut kuvvelerini sünnetullah bilgisi ile uyardın! Hepsi de hemen emrine girip “Aaaa ne güzel bilgi, hemen itaat ettik” diyeceklerini sanıyorsan avucunu yalarsın…</span></span></p>
<p>Sen “Şeytan Adem’e secde etmedi” hükmünü geçmişte oldu bitti sanıyorsun öyle mi? Perdeni aç Nurum artık, yeter şu kıssa ve efsanelerle kendini avuttuğun…</p>
<p><strong>Şeytan diye biri yok!!!! Şeytan senin bu bedenin ve bedenselliğinden başkası değil…<span> </span></strong>(Şeytan yok, evet ısrar ediyorum, bakalım benim hocalarım ne der bana?)</p>
<p>Sende Muhammedî idrak açılmaya, sevilmeye başladığında beden ve bilinç tavır koyacak:<br />
“Yooooo öyle yağma yoooookkkk, bizi çiğneyip nereye öyle, dur bakalııııım” diyecekler…</p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Ve sen belki de o güne kadar fark edemediğin şeytanının; bedenselliğinin türlü cilvelerini göreceksin… Şehvetin ayağa dikilecek mesela… “ERKEKsin KADINsın sen” kaydından salmayacak seni de beni doyur diyecek!!! Hırsın dikilecek ayağa… “Saygın birisin sen, uğraştığın şeye de bak, geç yahu hayatını yaşa” diyecek… Çevren dikilecek ayağa… “Buna da ne haller oldu elimizden kayıp gidiyor” diyecekler… Anladın mı?&#8230;</span></span></p>
<p><em>ŞEYTANIN (BEDENIN) ADEM’E (SENDEKI MUHAMMEDİ AÇILIMA ) SECDE ETMEMESİ (TESLİM OLMAMASI) NI ŞİMDİ YAŞAYACAKSIN SEN…</em></p>
<p>Asıl iş şimdi başlıyor… Ne diyor ayet…? Onların çoğu iman etmezler. Cehennem Hak oldu!<br />
Sendeki açılıma yanaşmayan şehvetin, hırsın, arzuların, tutkuların cehenneme girecek!… Ateşe değil Ya Hu…. Onlardan azap çekeceksin, onlarla imtihan edileceksin demek bu!!! Arınmak için yaşayacaksın, benliğe- bedene dayalı değerlerinin yanış ve yıkılışını!!!</p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">8,9,10- MUHAKKAK Kİ BİZ ONLARIN BOYUNLARINDA, ÇENELERİNE KADAR DAYANMIŞ<strong><span> </span></strong>BOYUNDURUKLAR (ŞARTLANMA VE DEĞER YARGILARI) OLUŞTURDUK! ARTIK ONLAR (KENDİ HAKİKATLERİNİ GÖREMEZLER) BAŞLARI YUKARI DOĞRU KALKIKTIR (BENLİKLERİYLE YAŞARLAR)! ONLARIN ÖNLERİNDEN BİR SET (GELECEĞİ GÖREMEZLER) VE ARKALARINDAN BİR SET (GEÇMİŞLERİNDEN DERS ALMAZLAR) OLUŞTURDUK DA BÖYLECE ONLARI BÜRÜDÜK&#8230; ARTIK ONLAR GÖRMEZLER.</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Dedem, tarla sürerken öküzleri boyunduruğa koşardı. Amcam, ata binmeden atın kafasına koşumlarını takardı. At gözlükleri hayvanın sağını solunu kapar, dizginler istikametinde hareket etmesini sağlardı.</span></p>
<p>Kendisine Muhammedî Hakikat açımlamamış olanın; Benlik süvarisi elinde gözlüklü attan farkı var mı ki?&#8230;<span> </span></p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">DÜNYALARINDA yaşayan insanların hali bu… Bizdeki şartlanma ve değer yargılarımız DÜNYAMIZI oluşturmuş da KAFAMIZI ÇEVİREMEZ (Beynimizi kullanamaz ) hale getirmiş bizi. Öyle mi değil mi?.. Değer yargılarımız nedeni ile ne geçmişimizi okuyabiliyor ne geleceğimizi görebiliyoruz. Göremeyen, sağa sola dönemeyen, yeni ufukları değerlendiremeyen yanlarımız, işte o “imansız” tabir olunan “yerleşik düşünceler ve alışkanlıklarımız”. Onları ıslah hiç de kolay değil biliyor musun?..</span></span></p>
<p>Ama çok üzülme…Neden hızla gelişemiyorum, diye çok dert de etme. Neden mi?..</p>
<p>YÂSÎN; EY MUHAMMED hitabını duymuşsan, KUR’AN’I DA İKİZ KARDEŞİN diye görüyorsan, hiç merak etme eni sonu mümin olacak, emrine girmeyen yanların!&#8230; Bu müjdeyi vereyim sana… Eni sonu yola gelecekler… Ama sen dert etme, ileri bak, yolunca yürü, zikrine, tefekkürüne, çalışmana gayretine azim ve sebatla devam et…<br />
<span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: blue;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">11-ONLARI UYARSAN DA UYARMASAN DA BİRDİR; İMAN ETMEZLER! SEN ANCAK ZİKRE (HATIRLATILAN HAKİKATE) TÂBİ OLAN VE GAYBI OLARAK RAHMAN&#8217;DAN HAŞYET DUYANI UYARIRSIN. ONU BİR MAĞFİRET VE KERÎM BİR BEDEL İLE MÜJDELE!</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">Sende yıkılması gereken duvarlar yıkılacak, bırakılması gereken tutamaklar bırakılacak, kopulması gereken bağlar koparılacak… Bundan emin ol…</span></p>
<p><span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;">İkiliğe de düşme…<span> </span><em>“Hem bağlarımdan kopmayayım hem hakikati yaşayayım”<span> </span></em>gibi bir yanlış algıya saplanırsan, ben sana azabın mübarek olsun derim. Bizim Şoför İsmail Amcanın tabiri ile “ Hem şoför mahalli hem cam kenarı” olmuyor hayatta azizim. Yeni idrake talipsen, eskiyi vereceksin eskiciye… Sat gitsin, at gitsin…</span></span></p>
<p>Onun için bağlarına da takılmadan yürü. Bırak bazı yanların hala kalsın ikilikte… İflah ve ıslah edebildiğin yanlarına yönel… Sen, zikri işiten yanına bunu kabul ettirirsin ancak… Ne demek bu?…</p>
<p>Kendini başkalarından ilhamla zorlama… Filanca çok okuyarak keşfetmiş olabilir… Sen okuma sevmiyor da dinleme mi seviyorsun… Olsun, okuma, ama iyi dinleyici ol… Dinleyen yanın işte senin zikre tabi olan yanın… Anladın?&#8230; Kolay tâbi olan yönlerinle sarıl bu işe demek bu, anladığım kadarı ile…. Ötekileri de akışa bırak… Nasılsa yanacaklar cehennemde ve arınacaklar da günün birinde sana secde edecekler…<br />
<span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: fuchsia;"><br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: red;">12- KESİNLİKLE BİZ, EVET YALNIZ BİZ ÖLÜLERİ DİRİLTİRİZ! ONLARIN YAPTIKLARINI VE MEYDANA GETİRDİKLERİ ESERLERİ YAZARIZ! BİZ HER ŞEYİ İMAM-I MUBÎN&#8217;DE (BEYİNLERİNDE VE RUHLARINDA) İHSA ETTİK (TÜM ÖZELLİKLERİYLE KAYDETTİK)!<br />
</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Verdana; color: black;"><br />
Canlı olan dirilmez, dirilme kavramı varsa dirilecek olan ölüdür… Ne demek bu dostum?&#8230;</span></p>
<p>Ahhhh aaaahhhh selam olsun AH’a…Öğrettiklerine binlerce şükran olsun. Öğrendiklerimizin şükrünü nasıl eda ederiz bilmem.</p>
<p>Yalnız ölüler diriltilir! Ne demek bu?&#8230; Ziyaret ettiğim bir Melâmî büyüğü şöyle demişti: BELLİ MANALAR SENDE ÖLMEDİKÇE ÖTEKİLER DİRİLMEZ…</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: 15px;">Benim anneciğim de şöyle der: SEVDİĞİN GİTMEDEN SEVDİĞİN GELMEZ oğlum!&#8230;</span></p>
<p>Hırsını öldüreceksin ki Gayretin dirilsin!… Şehvetini öldüreceksin ki Sevgin tavan yapsın!<br />
Tutkularını öldüreceksin ki Yönelişin açılsın! Kısacası beyninde yüklü esmalar açılsın istiyorsan; belli manaları beden kaydında yaşamaya son verecek, öldüreceksin azizim…</p>
<p>Evrensele açılmak, herkesi sevmek mi istiyorsun?&#8230; “Hemşerilik”, “Akrabalık”,  “Menfaat” ekseninde sahte sevgilerden sıyrılacak, bu tanımları öldüreceksin beyninde…<br />
Ülke, ırk, millet ayrımı gözetmeden insanlığı kucaklamak mı istiyorsun; annenin evlada bakışıyla bakacaksın kara- kuru, cahil, zalim, ukala, görgüsüz vb bedensel nitelemelerle yaklaştığın insanlara… Hele bir anne gözünden bak aleme… Neler değişir sende hayret edersin!..<br />
***</p>
<p>Bunlar öldürülürken her şeyin beyinde olduğu ve yapılanların ve eserlerin yazıldığı da işaret edilmiş ayette!&#8230; Diriltenin BİZ diye konuşması da ayrı bir sır mevzu. Burayı açamayacağım.<span> </span></p>
<p>Henüz erken… Hele sureyi şöyle bir tarayalım, görelim Mevlam neyler?!&#8230;</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: 15px;">[ .. ] devam edicek [ .. ]</span></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mehmet Doğramacı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr%20Iletisim"><strong><em>dogramacimehmet@gmail.com</em></strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/yemin-olsun-ikiz-kardesine-ki-sen-resullerdensin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

