<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Kıssadan Hisse</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/kissadan-hisse/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Hızır (a.s.)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/hizir/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/hizir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 15:01:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/kissadan-hisse/hizir/</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan.. Cuma günü.. Cuma vakti.. Cemaat tek tük camiye gitmekte.. İmam kürsüde.. Girenlerin arasında. O… Hızır.. Hızır (a.s.) da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor. Hızır’ın (a.s.) yanına kırklı yaşlarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta… Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan.. Cuma günü.. Cuma vakti.. Cemaat tek tük   camiye gitmekte.. İmam kürsüde.. Girenlerin arasında. O… Hızır..</p>
<p>Hızır (a.s.) da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor. Hızır’ın (a.s.) yanına kırklı yaşlarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta… Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak.Hızır (a.s.) adamı dürtükleyerek “<strong>Uyuyacaksın</strong>” der. Adam:</p>
<p>- <strong>Uyumam beni rahat bırak</strong>.. <span id="more-389"></span></p>
<p>Hızır (a.s.)   ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha   dürtükleyerek;</p>
<p>“<strong>Uyuyacaksın dedim</strong>” der. Adam:</p>
<p>- <strong>Bende sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Hızır olduğunu söylerim, buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz</strong>.</p>
<p>Hızır (a.s.) susar ve gözlerini   kapar, boynunu büker ALLAH’a yönelerek:</p>
<p>- <strong>Ya Rabbim</strong>! <strong>Bu nasıl iştir. Bu   kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi   yok</strong>.”</p>
<p>Cevap gelir:</p>
<p>- <strong>Sana verilen listede beni sevenlerin   isimleri var. O ise benim sevdiklerimden</strong>…..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/hizir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini Düşünme</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/kendini-dusunme/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/kendini-dusunme/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 14:59:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/kissadan-hisse/kendini-dusunme/</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün sormuşlar ermişlerden birine. &#8220;Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?&#8221; &#8220;Bakın göstereyim&#8221; demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş &#8220;Bu kaşıkların ucundan tutup öyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style25">Bir gün sormuşlar ermişlerden birine. &#8220;<strong><em>Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu   yaşayanlar arasında ne fark vardır?</em></strong>&#8221;</p>
<p><strong><em>&#8220;Bakın göstereyim</em></strong>&#8221; demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. </span><span id="more-388"></span><br />
<span class="style25"><br />
Ermiş &#8220;<strong><em>Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz</em></strong>&#8221; diye bir de şart   koymuş. &#8220;<em><strong>Peki</strong></em>&#8221; demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.</p>
<p>Bunun üzerine   &#8220;<strong><em>Şimdi</em></strong>&#8230;&#8221; demiş ermiş. &#8220;<strong><em>Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe</em></strong>.&#8221; Yüzleri   aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu   defa. &#8220;<strong><em>Buyrun</em></strong>&#8221; deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.</p>
<p>&#8220;<em><strong>İşte</strong></em>&#8221; demiş ermiş. &#8220;<strong><em>Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman&#8230;</em></strong>&#8220;</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/kendini-dusunme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ok Yay ve Hedef</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/ok-yay-ve-hedef/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/ok-yay-ve-hedef/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 14:49:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/kissadan-hisse/ok-yay-ve-hedef/</guid>
		<description><![CDATA[Bir japon ok ustası öğrencisine ; &#8216;sonuna kadar gerilmiş bir yay,tüm evreni içine almış demektir.işte bunun için yayı doğru biçimde germeyi öğrenmek çok önemlidir&#8217; der.. Zen okçuları ise,yayı doğru gerebilmek için vücudun gergin olmamasını,aksine ,bir bebeğin parmağı tutması gibi kuvvetli fakat yumuşak ve amaçsız olmayı öğütler&#8230; Çünkü ; Doğru yolda amaç güdülmez&#8230; Hedefi vuracağım diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir japon ok ustası öğrencisine ; <strong><em>&#8216;sonuna kadar gerilmiş bir yay,tüm evreni içine almış demektir.işte bunun için yayı doğru biçimde germeyi öğrenmek çok önemlidir&#8217;</em></strong> der..</p>
<p>Zen okçuları ise,yayı doğru gerebilmek için vücudun gergin olmamasını,aksine ,bir bebeğin parmağı tutması gibi kuvvetli fakat yumuşak ve amaçsız olmayı öğütler&#8230; Çünkü ; <strong>Doğru yolda amaç güdülmez</strong>&#8230;</p>
<p>Hedefi vuracağım diye ne kadar çabalarsanız o kadar başarısızlıkla karşılaşacaksınız. amaçtan o kadar uzaklaşmış olursunuz çünkü amaç hedefi vurmak değildir,hedefe bizzat ulaşmak nihayetinde hedef olmaktır.. <span id="more-387"></span></p>
<p>Bir şeyi başarma tutkunuz yolunuza çıkmış en büyük engeldir&#8230;</p>
<p>Zen , hedef gütmeyi zihinden silerken,hedefe giderken aradaki tüm amaçları kardırmayı öğretiyor. Ok ve yayı dahi&#8230;</p>
<p>Onların hareketin en yüksek kertesi hareketsizlik.. Belâgatin en yüksek kertesi suskunluktur gibi&#8230;</p>
<p>Büyük usta isimli öyküde ustanın öğrencisine verdiği ders anlatılır ; yeryüzündeki en iyi okçu olmayı hedefleyen yetenekli fakat genç adam,yaşayan en büyük yay ustasını aramaya koyulur.</p>
<p>Sonunda bulduğu usta öyle ihtiyardır ki gözleri neredeyse hiç görmez,kamburluktan saçı sakalı yere değer..</p>
<p>Okçulukta sandığım kadar usta olup olmadıımı ölçmek için buraya geldim der genç adam ustaya ..</p>
<p>Ve genç adam, yayına yerleştirdiği tek ok ile oradan geçen kuş sürüsünden beşini yere yere düşürür..</p>
<p>Üstad hoş gören bir tavırla gülümser ve konuşur ; &#8216;<strong><em>&#8216;sadece ok ve yayla nişan almak denir buna.. hedefe oksuz yaysız isabet etmeyi öğrenemedin&#8221; </em></strong>der&#8230;</p>
<p>Az ötede eski hikayelerde anlatılan üç bin endaze derinlikteki uçuruma seğirtir. Bu uçurumun en ucundaki yerinde oynayan bir kaya parçasının üzerine çıkan Kan Ying usta, çok yükseklerde uçan bir akbabayı gözleriyle takip etmeye başlar.. elleri boştur.. Görünmeyen bir yayın üzerine görünmeyen bir ok yerleştirir. Üstad yayı yeterince gerip bıraktığında genç adam bir ıslık sesi duyar gibi olur. Ak baba uçamaz haldedir. Çünkü usta, <strong>kudreti</strong>, noktaya yönlendirmek için ok&#8217;a ve yay&#8217;a gerek duymamaktadır..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/ok-yay-ve-hedef/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahde Vefa</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/ahde-vefa/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/ahde-vefa/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 14:47:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/kissadan-hisse/ahde-vefa/</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki : -&#8221;Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.&#8221; Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek : - Söyledikleri doğru mu? diye sorar , Suçlanan genç der ki : - Evet doğru. Bu söz üzerine Hz Ömer; - Anlat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. <strong>Ömer</strong> arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler.</p>
<p>Derler ki :<br />
-&#8221;<strong><em>Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin</em></strong>.&#8221;</p>
<p>Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek :<br />
- <em><strong>Söyledikleri doğru mu?</strong></em> diye sorar ,</p>
<p>Suçlanan genç der ki :<br />
- <strong><em>Evet doğru</em></strong>.</p>
<p>Bu söz üzerine Hz Ömer;<br />
- <strong><em>Anlat bakalım nasıl oldu</em></strong> diye sorar: <span id="more-386"></span></p>
<p>Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :<br />
- &#8220;<strong><em>Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı, atıma bir taş, attı atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret.&#8221;</em></strong></p>
<p>Bu söz üzerine Hz Ömer:<br />
- &#8220;<strong><em>Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin</em></strong>&#8221; dedi.</p>
<p>Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:<br />
- &#8220;<strong><em>Efendim bir özrüm var</em></strong>&#8221; diyerek konuşmaya başlar; &#8220;<strong><em>Ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(c.c.)(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum</em></strong>&#8221; der.</p>
<p>Hz. <strong>Ömer</strong> dayanamaz der ki :<br />
- &#8220;<strong><em>Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?</em></strong>!&#8221;</p>
<p>Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:<br />
- &#8220;<strong><em>Bu zat benim yerime kalır</em></strong>.&#8221;… O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken<br />
Cennet&#8217;le müjdelenen Amr İbn-i As&#8217; dan başkası değildir. Hz.<strong>Ömer, Amr&#8217;</strong>a dönerek,<br />
- &#8220;<em><strong>Ey Amr, delikanlıyı duydun</strong></em>&#8221; der.</p>
<p>O yüce sahabi:<br />
- &#8220;<em><strong>Evet, ben kefilim</strong></em>&#8221; der ve genç adam serbest bırakılır.</p>
<p>Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine&#8217;nin ileri gelenleri Hz. Ömer&#8217;e çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr Ibn-i As&#8217;a verilecek idam cezası yerine, maktulün diyetini vermeyi teklif ederler; fakat gençler razı olmaz ve &#8220;<em><strong>babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz</strong></em>&#8221; derler.</p>
<p>Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir. Der ki :<br />
&#8220;<strong><em>Bu kefil babam olsa farketmez cezayı infaz ederim</em></strong>.&#8221;</p>
<p>Hz Amr Ibn-i As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :<br />
- &#8220;<em><strong>Biz de sözümüzün arkasındayız</strong></em>.&#8221;</p>
<p>Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.</p>
<p>Hz. Ömer gence dönerek der ki:<br />
- <strong><em>Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı, neden geldin?</em></strong>&#8221;</p>
<p>Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan):<br />
- &#8220;<strong>AHDE VEFASIZLIK ETTİ</strong>&#8221; <strong><em>demeyesiniz diye geldim</em></strong> der.</p>
<p>Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibn-i As&#8217;a der ki:<br />
- &#8220;<strong><em>Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun. Nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?</em></strong>&#8221;</p>
<p>Amr Ibn-i As (Allah(c.c.) kendisinden ebediyyen razı olsun), vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir,<br />
- &#8220;<strong><em>Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. &#8220;INSANLIK ÖLDÜ &#8221; dedirtmemek için kabul ettim&#8221;</em></strong> der.</p>
<p>Sıra gençlere gelir, derler ki :<br />
- &#8220;<strong><em>Biz bu davadan vazgeçiyoruz.</em></strong>&#8221;</p>
<p>Bu sözün üzerine Hz Ömer ra. :<br />
-&#8221;<strong><em>Ne oldu, biraz evvel &#8220;babamızın kanı yerde kalmasın&#8221; diyordunuz ne oldu da vaz geçiyorsunuz?</em></strong>&#8221; der.</p>
<p>Gençlerin cevabı da dehşetlidir :<br />
-&#8221;<strong><em>MERHAMETLİ İNSAN KALMADI&#8221; DEMEYESİNİZ DİYE</em></strong> &#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/ahde-vefa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balıkçı</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/balikci/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/balikci/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 14:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/kissadan-hisse/balikci/</guid>
		<description><![CDATA[Amerikalı zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika kıyı kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar, - “Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı ? Balıkçı, tümünü bir-iki saate yakaladığını söyler. İşadamı bu kez, niçin daha uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikalı zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika kıyı kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar,</p>
<p class="style25">- “<em><strong>Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı</strong></em> ?</p>
<p class="style25">Balıkçı, tümünü bir-iki saate yakaladığını söyler.</p>
<p class="style25">İşadamı bu kez, niçin daha uzun süre kalıp daha fazla balık yakalamadığını sorar.Balıkçı, ailesinin geçimi için bu kadarının yettiğini söyler.Amerikalı işadamı merakla balıkçıya kalan zamanını nasıl geçirdiğini sorar.</p>
<p class="style25">Balıkçı anlatır&#8230;,<br />
- “<strong><em>Geç vakit yatarım, sabah birazcık balık yakalarım. Sonra çocuklarımla oynarım,öğlende de karım Maria ile biraz siesta yaparım.Akşamları, amigolarla beraber gitar çalıp şarap içeriz, eğleniriz. Dolu ve meşgul bir yaşantım var senyör</em></strong> .”<span id="more-385"></span></p>
<p>Amerikalı gerinerek,<br />
- “<em><strong>Benim Harvard&#8217;dan MBA&#8217;m var ve sana yardım edebilirim. Balık tutmak için daha çok zaman ayırmalı ve daha büyük bir tekne ile çalışmalısın.Bu tekneden elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede bir balıkçı filosuna sahip olursun.Böylelikle, yakaladığın balığı aracılara değil doğrudan doğruya işleme tesislerine satarsın. Hatta kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Balıkçılık sektöründe bir numara olursun.</strong></em>”</p>
<p>Ve Amerikalı devam eder,<br />
- “T<strong><em>abii bunları yapman için öncelikle bu küçük balıkçı kasabasını terk edip MexicoCity&#8217;ye , daha sonra Los Angeles&#8217;e ve en sonunda holdingini genişletebileceğin NewYork&#8217;a yerleşirsin</em></strong>.”</p>
<p>Balıkçı düşünceli vaziyette sorar;<br />
- “<strong><em>Peki senyör , bu anlattıklarınız ne kadar zaman alır</em></strong> ?”</p>
<p class="style25">Amerikalı yanıtlar,<br />
- “<em><strong>15-20 yıl kadar</strong></em>”</p>
<p class="style25">- “<strong><em>Peki bundan sonra senyör</em></strong> ?” diye sorar balıkçı.</p>
<p>Amerikalı güler,<br />
- “<em><strong>Şimdi anlatacağım en iyi tarafı! Zamanı geldiğinde, şirketini halka açarsın ve şirketinin hisselerini iyi paraya satarsın! Kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın</strong></em>!”</p>
<p class="style25">- “<strong>Milyonlar</strong>?” der Meksikalı,</p>
<p class="style25">- “ <em><strong>Eee</strong></em> &#8230; <em><strong>sonra senyör</strong></em> ?”</p>
<p class="style25">Amerikalı,<br />
- “<em><strong>Ondan sonra emekli olursun. Geç vakitlerde yatabileceğin küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin, istersen zevk için biraz balık tutarsın, çocuklarınla oynayacak, karınla siesta yapacak zamanın olur, akşamlarıda arkadaşlarınla şarap içip, gitar çalarsın. Nasıl, mükemmel değil mi</strong></em>?”</p>
<p class="style25"><strong><em>“ Senyör zaten ben karımla ve çocuğumla böyle bir hayat yasıyorum neden böyle bir hayat için 20 sene bakliyeyim.”</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/balikci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevmek mi Sevilmek mi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/sevmek-mi-sevilmek-mi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/sevmek-mi-sevilmek-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 13:50:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/sevmek-mi-sevilmek-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Genç kız tüm gece boyunca yürümüştü. Eve çok yakın bir yerde olan arkadaşının yanından çıktığında hava açıktı. Ama aniden şehrin üzerine hücum eden sis bulutları arasında gözünün önünü görmesi iyice imkansızlaşmıştı. Oysaki buraları çok iyi biliyordu. Ama sis yolunu şaşırtmıştı. Şimdi ise gece yarısı olduğu halde hala yürüyordu. Genç kız nihayet o yoğun sis bulutları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genç kız tüm gece boyunca yürümüştü. Eve çok yakın bir yerde olan arkadaşının yanından çıktığında hava açıktı. Ama aniden şehrin üzerine hücum eden sis bulutları arasında gözünün önünü görmesi iyice imkansızlaşmıştı.</p>
<p>Oysaki buraları çok iyi biliyordu. Ama sis yolunu şaşırtmıştı. Şimdi ise gece yarısı olduğu halde hala yürüyordu. Genç kız nihayet o yoğun sis bulutları arasından bir evin ışıklarını farketti.</p>
<p>O karanlık gecede bir karaltıyı seçebildi. Kendisinden yardım istemekten başka şansı kalmamıştı.</p>
<p>- <strong><em>Afedersiniz, yolumu şaşırdımda, bana yardım edebilir misiniz?</em></strong> dedi. sesinde, bir korku ve heyecan hissediliyordu. Gecenin bu vaktinde, yardım istemek, hem de tanımadığın birinden, zor ve tehlikeliydi.</p>
<p>Delikanlı, kızı şöyle bir süzdükten sonra, <strong><em>buyrun tabii memnuniyetle </em></strong>dedi. <span id="more-365"></span></p>
<p>Kız mahçup bir edayla evinin adresini söyledi. Delikanlı çok ters tarafda kaldığını, herhalde sisden dolayı yolunu şaşırmış olabileceğini söyledi.</p>
<p>Delikanlı devamla;</p>
<p><strong><em>Eğer yanlış anlamazsanız, evim şurada gün aydınlanıp, sis dağılıncaya kadar kalabilirsiniz dedi. Yanlış anlamalara meydan vermemek için, lütfen güvenin bana, bu gece evinize gitmenizin de imkanı yok, ben yan komşumda kalırım </em></strong>dedi.</p>
<p>Kız çaresiz kaldığını farketti ve zoraki bir kabullenişle, zahmet olmazsa lütfen diyebildi.</p>
<p>Gün ışıkları yavaş yavaş yükselirken, kapı çaldı&#8230;</p>
<p>Gelen delikanlıydı;</p>
<p>- <strong><em>Hayırlı Sabahlar, İyi uyuyabildiniz mi? </em></strong></p>
<p>Kız çoktan uyanmış, delikanlının gelmesini bekliyordu bile.</p>
<p>- <em><strong>Çok teşekkürler, bana evinizi açtınız, zor anımda bana yardım etme lütfunu gösterdiniz, size ne kadar teşekkür etsem azdır </strong></em>dedi.</p>
<p>Delikanlı da, kendisinin yerinde kim olsa yardım edeceğini, öyle fazla büyütülecek bir şey yapmadığını söyledi.</p>
<p>Kız, kendisini bile tanımayan bu iyi kalbi delikanlıya hayran kaldı.</p>
<p>- <em><strong>Benim adım Ferda.</p>
<p>- Ben de Kemal. Bu evde tek başıma yaşıyorum.</strong></em> (Bir an duraksadı Kemal).</p>
<p>Kısa bir sessizlik hakim oldu. Ve ardından aralarında genel bir sohbet havasında bir konuşma geçti, konuşmanın arasında Kemal, Ferda&#8217;ya şöyle bir soru yöneltti;</p>
<p>- <em><strong>Söylesene maskeli bir baloda insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün müdür sence?</p>
<p>- Tabii ki değil.</strong></em></p>
<p>- <strong><em>İşte şu toplumda gördüğün bir çok insan ve sen ve de ben&#8230; Hepimiz maskelerinizle yaşıyoruz. Şu toplum maskeli bir balodan farksızdır bence. Hem de zamana, kişilere ve olaylara göre her an değişen maskelerin kullanıldığı bir balo&#8230; Bu yüzden pek anlamlı gelmiyor bana insanlar üzerinde düşünmek.</p>
<p>- Kendini soyutluyorsun insanlardan.</p>
<p>- Öyle de denebilir. Zaten toplum ferdin en büyük düşmanıdır bence. Bu yüzden insanlardan hiçbir şey almamayı yeğliyorum. Buna rağmen her şeyimi vermeye de hazırım onlara.</p>
<p>- İnsanların sevgisini de reddeder misin, örneğin?</p>
<p>- En başta onu. Bugünün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak için seçilen en tehlikeli yoldur.</p>
<p>- Ama insan hiç sevilmeden yaşayamaz ki&#8230;</p>
<p>- Bunda yanılıyorsun. İnsan sanıldığının aksine sevilerek değil severek yaşar. İnsan sevilmek ihtiyacında olan zayıf bir varlık değildir. Kısacası sorun bence sevilmek değil sevmektir.</p>
<p>- Sevdiğin halde sevilmiyorsan?</p>
<p>- Sevilmek senin sorunun değil onun sorunu. Bence sevmek bir insanı kendi içinde hissetmendir. Sevilmek ise kendini bir insanin içinde hissetmen. Anlayabiliyor musun? Sevmek seni zenginleştirir, sevilmek değil. Bunu evreni kapsayacak şekilde de düşünebilirsin.</p>
<p>- Nasıl yani?</p>
<p>- Evrensel anlamda sevmek kainatı kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta seyretmektir.</em></strong> Ferda&#8217;nın kafası karışmıştı. Hiç bu kadar derinlemesine düşünmemişti sevgi üzerine.</p>
<p>Bunu fark eden Kemal:</p>
<p>- <strong><em>Bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. Ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin. Şunu unutma ki insanlık bugün ikinci tas devrini yaşıyor. Birinci taş devrinde insanlar yumuşacıktı. Sevgi sayesinde her şey yumuşacıktı. Sadece evleri ve aletleri taştandı. Şimdi ise her şeyimiz yumuşacık, yüreklerimiz taş gibi. Hatta taştan da katı. Çünkü öyle taşlar vardır, üzerlerinde otlar yetişir ve öyleleri de vardır ki..</em></strong>.</p>
<p>Kemal&#8217;in gözleri nemlendi bunları söylerken. Yılların acılarını, ihanetlerini, buruklukların, kelimelere döküyordu aslında. Ağlamaklı bir hale dönüşüyordu sesi kesik kesik&#8230;</p>
<p>Uzun bir sessizlik oldu. Bütün bir hayat şeridi geçti Ferda&#8217;nın gözleri önünden. Eğer Kemal&#8217;in anlattıkları doğruysa sevgi hiç olmamıştı hayatında. Bir anda gözleri duvarda bir çerçevede olan mısralara takıldı:</p>
<p><strong><em>&#8220;Donuk sevgiler çağındayız. Sıcak sevgiler cehennemde yanıyor Sevgi&#8230; Yaşanmayacak kadar güzel, Fark edilmeyecek kadar sade, Duyulmayacak kadar doğaldır.&#8221; </em></strong></p>
<p>Kemal duvarda ağlayan bir çocuk portresi gösterdi Ferda&#8217;ya:</p>
<p>-<strong><em> Biliyor musun bir çocuğa verilecek en değerli besin şefkattir. Ve de cesaret. Bunlar öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu işte şu insanları görürsün karşında&#8230; Şefkat ve cesaret kurbanları&#8230; Kimileri aşırı şefkatin yanında cesaretsiz büyütülürler. Bu insanlar küçücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. Güçsüzdür bu insanlar, kolayca kırılırlar. Dünya çok acımasızdır öylelerine göre&#8230; Kendilerini sevecek birilerini ararlar hep. O kadar yoğunlaşırlar ki bazen şiddetli bir arzuyla birine doğru akmak isterler. Cesurca sevemezler. Cesareti öğrenememiştir bu insanlar. Öte yandan da cesur insanlar&#8230; Dünyayı bile devirebilirler. Ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca yıkılıverirler. Dünyayı titretecek cesareti taşıyan bu insanlar kalplerine dokunan bir parmakla diz üstü çöküverirler yere. Ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan: &#8221; Dağ düştü üstümüze Yıkılmadık ama İnsan değdi tenimize Acısı yıktı bizi&#8230;! Cesaret onları o kadar sertleştirmiştir ki sevdikleri insanı kolları ile kalpleri arasında neredeyse öldürür. </em></strong></p>
<p>Kemal sustu birden. Ferda bir şeylerin olduğunu hissetmişti. Çözmek istiyordu Kemal&#8217;i.</p>
<p>- <strong><em>Niye sustun?</p>
<p>- Bana ne şefkati öğrettiler ne de cesareti.</p>
<p>- Ama tüm bunları biliyorsun sen.</p>
<p>- Nasıl olduğunu merak ediyorsun değil mi, anlatayım. Bir an durdu sonra:</p>
<p>- İnsanların nefretinden sevgiyi, ihanetlerinden sadakati, korkaklıklarından cesareti öğrendim.</p>
<p>- İnsanlar bu kadar acımasız mı? Gerçekten seven insanlar yok mu hiç?</p>
<p>- Bırak sevgilerini gülmeleri bile doğal değil onların. Seni senin için değil kendileri için severler. O kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki hayran olmamak elde değil biliyor musun? Sevgi ve ihaneti sanatsal bir uyarlamayla o kadar güzel sahneye koyarlar ki son sahnede öleceğini bile bile seyredersin oyunu. Mükemmel bir katildir onlar. Seve seve öldürürler seni. Dudaklarından sevgi sözcükleri yükselir. Yapacağın tek şey gözlerini kapatıp sevgi atmosferi içinde sevgi sözcüklerinin sağanak yağmuru altında ölümü beklemendir. Anlıyor musun?</p>
<p>- Sen sevilmekten korkuyorsun</p>
<p>- Belki&#8230;</p>
<p>- Neden? &#8211; Neden mi? Ben her insani kalbime misafir edebilirim, sevebilirim yani. Kalbimden eminim çünkü. Sevdiğim insani rahatsız edecek hiçbir şey yok kalbimde. Ama kimsenin kalbine girmek istemem. Çünkü bilmiyorum nelerle karsılaşacağımı. Bilmiyorum hangi tuzaklar bekliyor beni. Ve bilmiyorum o insan bunlardan haberdar mı?</p>
<p>- Fikirlerimi alt üst ettin. Her şey karıştı. Sevmek sevilmek, nefret sevgi&#8230; Hatta şu ana kadar gerçekten yaşayıp yaşamadığımı düşünüyorum.</p>
<p>- Aslında sana anlattığım her şeyi kendinde bulabilirsin.</p>
<p>- Nasıl?</p>
<p>- Kendini tanıyarak&#8230; Yalnız kaldığın anlarda&#8230;</p>
<p>- Yalnızlıktan kaçmışımdır hep&#8230;</p>
<p>- Yalnızlıktan kaçmak kendinden kaçmaktır. Bir düşünsene, doğarken de yalnızsın, ölürken de. O halde yasarken yalnızlıktan kaçmak anlamsız değil mi?</p>
<p>- Yalnızlıkta insan ne bulabilir ki sıkıntı ve boşluktan başka?</p>
<p>- Kendini gerçekten tanıyabilseydin uzaydaki derinlikten daha derin bir iç uzayın olduğunu görebilirdin. Bizler ruhumuzu öldürüyor sonra başına geçip ağıt yakıyoruz&#8230; Benliğindeki zenginliği fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdın biliyor musun?</p>
<p>- Anlamadım!</p>
<p>- Dünyada bir tek kişi vardın aslında. O bir tek kişinin içinde beş milyar insan.</p>
<p>- Benliğim bu kadar kalabalık mi?</p>
<p>- Evet. Benliğin tüm varlığın merkezidir. Tüm acılar ve sevinçler yüreğinde gizlidir senin. Ölenleri yüreğine gömdüğün gibi doğacak çocuğun kalbi de senin içinde atar. Hem acıyı hem sevinci yaşarsın iç içe, yan yana&#8230; Hatta o kadar acı çekersin ki acı, acı olmaktan çıkar&#8230;</p>
<p>- Sözlerin çok karışık.</p>
<p>- Belki haklısın bu konuda. Bazı insanlar başlı başına paradokstur. Düşünceleri de öyle. İnsanlar paradoksal düşünmeye alışık değiller. Bu yüzden anlaşılmıyoruz.</em></strong></p>
<p>Zaman bir hayli ilerlemişti. Ferda izin istedi. Zihni o kadar dağılmıştı ki hiçbir şey söylemeden çıktı evden. Bütün gece boyunca Kemal&#8217;in sözleri ile uğraştı Ferda. Bazen onu anladığını düşünüyor, bazen saçmaladığına karar veriyordu. Her şeye rağmen hayranlık duyuyordu ona. Ara sıra arkadaşlarına anlatmak istiyordu onu. Ama kimsenin anlamayacağından emindi. Günler geçiyor, yüreğinde Kemal&#8217;e, karşı konulmaz bir sevgi taşıdığını hissediyordu Ferda. Her geçen gün biraz daha büyüyordu sevgisi. Aylar geçmiş ama bir türlü ona gitmeye karar verememişti. Çekiniyordu. İnsanlardan bu kadar uzak biri onun gibi deli dolu bir kızı ciddiye alır miydi? <strong>&#8220;Hiç kimse sevgiyle dirilmeyecek kadar ölmüş değildir hiçbir zaman&#8221;</strong>. Evet, bu söz de onun değil miydi? Nihayet karar verdi Ferda. Gitmeli ve ona sevdiğini söylemeliydi.</p>
<p>Ferda Kemal&#8217;in evine gittiğinde büyük bir şaşkınlık geçirdi. Evde kimse yoktu, taşınmıştı&#8230; Evin bekçisi yaklaştı Ferda&#8217;ya:</p>
<p>-<strong> Kızım, adinizi öğrenebilir miyim?</p>
<p>- Adım Ferda, Kemal Bey taşındı mi?</p>
<p><em>- Evet kızım, taşındı. Ve kimseye söylemedi nereye gittiğini, bana bile. Bir mektup bıraktı sana. Gelirse verirsin </em></strong>dedi. Ferda mektubu aldı. Tereddütlü adımlarla evine gitti. Yıkılmıştı. Derin bir boşluk hissetti yüreğinde. Birden ümitle doldu yüreği. Belki de onu yanına çağırıyordu.</p>
<p>Sabırsızlıkla mektubu açtı.<strong> &#8220;Ey sevgili, Seni sevip sevmediğimi söylemeyeceğim. Ama sevgiyi öğretebildim sana sanırım (ne kadar öğretilebiliyorsa). Dilerim kalbine kalbimden verdiğim şey yüreğinde yeşerip meyve verir. Böylece ne sen bende kaybolacaksın, ne de ben sende. Sen beni kendinde, ben seni kendimde bulmuş olacağım. O zaman hiç ayrılmayacağız.</p>
<p>Sakin sevgimle seni tuzağa düşürdüğümü sanma. Sevgi hayatin hem çekirdeği hem de meyvesidir. Bir ağaç, meyvesiyle seni kendine çağırıyorsa bu bir aldatma sayılmaz. Unutma ki ağaç meyvesine çağırır, kendisine değil.</p>
<p>Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun. Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke. Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense haykırıyorum.</p>
<p>Sakin unutma:<br />
Kalbim paylaşılamayacak kadar senindir. Seninle bile. </strong>(Ama bilmiyorum sen bu kadar bende misin?)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/sevmek-mi-sevilmek-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Helâl Rızık</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/helal-rizik/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/helal-rizik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 13:47:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/helal-rizik/</guid>
		<description><![CDATA[Gencin birisi Kâbe&#8217;de hep, &#8220;Ey doğruların yardımcısı olan Allahım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim&#8221; diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır: - 7-8 sene önce yine Kâbe&#8217;de iken içi altın dolu bir torba buldum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gencin birisi Kâbe&#8217;de hep, &#8220;<em><strong>Ey doğruların yardımcısı olan                Allahım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana                hamdü sena                ederim</strong></em>&#8221; diye dua eder.</p>
<p>Bu durum herkesin dikkatini çeker.</p>
<p>Birisi, (<em><strong>Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor                  musun</strong></em>?) der.</p>
<p>O da anlatır: <span id="more-364"></span><br />
- <strong>7-8 sene önce yine Kâbe&#8217;de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam                  1000 altın vardı. İçimden bir ses </strong><em>(Bu altınlarla, şunları şunları                   yaparsın) </em><strong>diyordu.</strong></p>
<p>- <strong>Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı,                  kullanmam haram olur</strong> dedim.</p>
<p>Bu sırada birisi, &#8220;<em><strong>şöyle bir torba bulan var mı</strong></em>?&#8221; diye bağırıyordu.<br />
Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum.                Torbayı tarif etti ve                içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı diyerek verdim.                Adam torbayı açip içinden bana 30 altın verdi.</p>
<p>Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin                temizliği dikkatimi çekti.</p>
<p>Yanlarına gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altın                dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım.Bir iki                yıl geçti.                Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum.<br />
Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu.</p>
<p>Genç bana                dedi ki;<br />
-<em><strong> Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları.                  Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir                  insansın,                  onlara 30 bin altından aşağıya satma dedi.</strong></em></p>
<p>O kişiler yanıma geldi,                bu esiri bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın                verelim dediler. Olmaz dedim. Iyi ama sen bunu 30 altına almadın mı?                Biz sana iki mislini veriyoruz                dediler. Öyleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin                altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim.</p>
<p>Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alıp gittiler. Ben o                30 bin altınla işyerleri açtım, ticaret yaptım, daha çok zengin                oldum.</p>
<p>Bir gün bana arkadaşlar, &#8220;<em><strong>çok zengin bir ailenin iyi bir kızı                 var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim</strong></em>&#8221; dediler.                Ben de &#8220;<em><strong>olur</strong></em>&#8221; dedim.</p>
<p>Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir                torba dikkatimi çekti. Kıza, &#8220;<em><strong>bu                  nedir</strong></em>&#8221; dedim.<br />
&#8220;<em><strong>İçinde 970 altın var, babam Kâbe&#8217;de bunu kaybetmis,      bulan gence 30 unu vermis. Kalanını da      bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi</strong></em>&#8220;.</p>
<p><strong>Demekki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram      yoldan gelecekti, şimdi helâl yoldan yine bana geldi.      Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce      Rabbime hamd ederim. </strong></p>
<p><strong>Acı da olsa, doğruları söyleyiniz</strong>. (hadis)<br />
Takdirden ötesi yok&#8230; Nasipten ötesi yok&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/helal-rizik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek Güzellik</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/gercek-guzellik/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/gercek-guzellik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 13:45:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/gercek-guzellik/</guid>
		<description><![CDATA[- “Bebeğimi görebilir miyim?&#8221; dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi. Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu. Anne ile bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style25"><span class="style9">- “<strong>Bebeğimi görebilir miyim</strong>?&#8221; dedi yeni anne. </span></span></p>
<p class="style25"><span class="style9">Kucağına yumuşak bir bohça verildi. </span>Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu.</p>
<p class="style25">Anne ile bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu.<br />
Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı, ağlayarak ; <span id="more-363"></span></p>
<p>- &#8220;<strong><em>Büyük bir çocuk bana ucube dedi.</em></strong>&#8221;</p>
<p class="style5">Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi, eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona <strong>&#8220;genç insanların arasına karışmalısın&#8221; </strong>diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu hakkında görüştü.</p>
<p>- &#8220;<strong><em>Hiçbir şey yapılamaz mı</em></strong>?&#8221; diye sordu.</p>
<p>Doktor;<br />
- &#8220;<em><strong>Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir</strong></em>&#8221; dedi.</p>
<p>Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası ;<br />
- &#8220;<em><strong>Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır</strong></em>&#8221; dedi.</p>
<p>Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.</p>
<p>Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu:<br />
- &#8220;<strong><em>Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım</em></strong>.&#8221;</p>
<p class="style5">- &#8220;<em><strong>Bir şey yapabileceğini sanmıyorum</strong></em>&#8221; dedi babası,               &#8220;<strong><em>Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil</em></strong>.&#8221;</p>
<p>Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu.</p>
<p>Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.</p>
<p>- &#8220;<strong><em>Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu</em></strong>&#8221; diye fısıldadı babası</p>
<p>- &#8220;<strong><em>Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi</em></strong>?&#8221;</p>
<p class="style5"><strong>Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir.<br />
</strong><strong>Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir.<br />
</strong><strong>Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/gercek-guzellik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dedikodu</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/dedikodu/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/dedikodu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 13:43:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/dedikodu/</guid>
		<description><![CDATA[Bilge, karşısında duran iki adamı ilgiyle süzerek, &#8220;Sorun nedir?&#8221; diye sormuş. Adamlardan biri diğerine işaret ederek,&#8221;O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!&#8221; demiş. Öteki hemen atılmış: &#8220;Üzgünüm&#8230; Böyle olsun istememiştim. Tüm söylediklerimi geri alıyorum.&#8221; &#8220;Yaa&#8230; bunun gerçekten her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?&#8221; diye söze katılmış bilge, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style25">Bilge, karşısında duran iki adamı ilgiyle süzerek, &#8220;<em><strong>Sorun nedir?</strong></em>&#8221; diye sormuş.</p>
<p>Adamlardan biri diğerine işaret ederek,&#8221;<em><strong>O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!&#8221;</strong></em> demiş.</p>
<p>Öteki hemen atılmış: &#8220;<em><strong>Üzgünüm&#8230; Böyle olsun istememiştim.                      Tüm söylediklerimi geri alıyorum.&#8221; </strong></em></span><span id="more-362"></span><span class="style25"><em></em></p>
<p><strong><em>&#8220;Yaa&#8230; bunun gerçekten her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?&#8221; diye söze katılmış bilge, &#8220;Yarın köy meydanına kuş tüyü yastığınla gel.&#8221;</p>
<p>&#8220;Nasıl yani?&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Dediğimi yaparsan anlayacaksın.&#8221; </em></strong></p>
<p>Ertesi gün köy meydanında buluşmuşlar. Bilge, adamın eline bir makas vermiş ve yastığı kesip içindeki tüyleri boşaltmasını söylemiş. Yastıktan boşalan tüyler rüzgârla birlikte etrafa savrulunca, <strong><em>&#8220;Şimdi,&#8221;</em></strong> demiş bilge,<strong><em> &#8220;Bunların hepsini toplayıp bana getir.&#8221; </em></strong></p>
<p>Adam saşkınlıkla, <strong><em>&#8220;Ama bu mümkün değil!&#8221;</em></strong> diye cevap vermiş. <strong><em>&#8220;Baksanıza, duvarların ardındaki bahçelere kadar savruldular. Öyle geniş bir alana yayıldılar ki, bunların hepsini toplamak imkânsız&#8230;&#8221; </em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Tıpkı başkalarının hakkında sarf ettiğin sözler gibi&#8221;</em></strong> demiş bilge, <strong><em>&#8220;Yaptığın dedikoduların nerelere, ne kadar uzak mesafelere kadar gittiğini ve nelere sebep olduğunu bilebilir misin, söylesene?&#8230;&#8221;</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/dedikodu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tablo</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/tablo/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/tablo/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 13:43:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/tablo/</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün Avrupa&#8217;nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider. Şanslıdır tablo hala satılmamıştır .İçeri girer ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Avrupa&#8217;nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır.</p>
<p>Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider. Şanslıdır tablo hala satılmamıştır .İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve</p>
<p class="style5"><strong>-&#8221; Abim&#8217;in doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum. Tüm paramda bu kadar&#8221; </strong> der.</p>
<p class="style9"><span class="style25">Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve resmi satar.</p>
<p>Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.</p>
<p>Mağazada adamın arkadaşlarıda vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar.</p>
<p><strong>-Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir rakama sattın?<br />
</strong><br />
Adam cevap verir:</p>
<p><strong>-Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim. Ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim.</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kissadan-hisse/tablo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

