<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Hakan Türkmen</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/hakan-turkmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Bir İstanbul Macerası</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bir-istanbul-macerasi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bir-istanbul-macerasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 22:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul macerası]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1160</guid>
		<description><![CDATA[Koca şehrin alabildiğine uzanan binalarının arasından denize doğru iniyordu&#8230; Boğaz git gide yaklaşıyordu&#8230; Yazdan kalma bir günün keyfini çıkarıyordu şehirliler&#8230; Ne kadar da çok insan vardı İstanbul’da&#8230; Farklı düşünceler, farklı karakterler&#8230; Hepsi farklı farklıydı&#8230; Tüm bu farklılıkları içinde barındırıyordu İstanbul&#8230; Şehrin büyüklüğünü düşünürken “ ‘Şekle bağımlı olmak’ demek ‘mânâyı anlayamamak’ anlamına da gelir! ” sözü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_817" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-817" title="Hakan TÜRKMEN" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/hakan-turkmen-150x150.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>Koca şehrin alabildiğine uzanan binalarının arasından denize doğru iniyordu&#8230; Boğaz git gide yaklaşıyordu&#8230; Yazdan kalma bir günün keyfini çıkarıyordu şehirliler&#8230;</p>
<p>Ne kadar da çok insan vardı İstanbul’da&#8230;</p>
<p>Farklı düşünceler, farklı karakterler&#8230; Hepsi farklı farklıydı&#8230; Tüm bu farklılıkları içinde barındırıyordu İstanbul&#8230; Şehrin büyüklüğünü düşünürken “<strong> ‘Şekle bağımlı olmak’ demek ‘mânâyı anlayamamak’ anlamına da gelir! </strong>” sözü aydınlandı zihninde&#8230; Şu çarşaflı, bu cübbeli, şu mini etekli, bu kumaş pantolonlu, şu kot giymiş, bu eşarp takmış ama kolları açık, gibi şeylere uzun zaman önce vedâ etmesine rağmen yine de türlü türlü şartlanmaların etkisinde kalabiliyordu&#8230; Çünkü onlar, <em>horlansın diye</em> değil,<strong> bambaşka bir şey</strong> için vardı&#8230; Fakat neydi o bambaşka şey, şu anda bilemiyordu&#8230; Fakat <strong>ÖZ’DE BİRİZ</strong> gerçeğine en büyük engellerden birinin şartlanmalar olduğunu adı gibi biliyordu&#8230;</p>
<p><em>İnsanların çok büyük çoğunluğu tarafından <strong>“gerçek”</strong> kabul edilen şeylerin</em> sorgulanması gerekiyordu&#8230; Daha sonra da <em>ulaşılan verilere göre</em> hareket edilirdi&#8230;<span id="more-1160"></span></p>
<p><em>Etraf putu</em>na tapmayı tamâmen bırakması gerekiyordu&#8230;. Hayallerle ördüğü kozasının ummadığı bir anda delinmesini göze alamazdı&#8230; Eğer bir koza delinecekse o da kozanın içindeki tarafından yapılmalıydı&#8230;<br />
Şehre gelmesinin birçok sebebi vardı&#8230;. Akraba ziyâreti, dost ziyâreti, gezmek vs&#8230; Fakat ikindiden sonra yapacakları sohbet, günün gülüydü&#8230;</p>
<p>Sohbetten önce yurt dışından gelen beyefendiyle buluştular&#8230; Hasret giderdikten sonra karınlarının acıktığını hissettiler&#8230;. Bir lokantaya girmeye karar verdiler&#8230; Uzun zamandır iskender yemeyen ve turist denilebilecek kadar yurt dışında kalan beyefendiyle uygun bir yere oturmuşlardı&#8230; Gelen garsona yemek sipârişlerini verdiler&#8230; Bir porsiyon iskenderdi istedikleri. Yemekler gelene kadar bu buluşmanın çok güzel geçtiğinden ve buluşmadan memnun olduklarından bahsettiler&#8230;</p>
<p>Ego ispâtı kokmayan ve bilgi ile tecrübe paylaşımından ibâret olan bu gibi paylaşımları çok severdi&#8230; Vaktin nasıl geçtiğini bilmez, sona gelindiğinde ise zorla kalkardı oturduğu yerden&#8230;</p>
<p>Küçük tabağa sıkıştırılmış vaziyette gelen iskenderler, içecekle beraber kısa bir sürede midelere inmişti&#8230; “Masadan ne zaman kalkalım” diye konuşurlarken ezan okunmaya başladı&#8230; Aşağıya inip hesâbı ödediler&#8230; “Çay ikrâmımız var” diyen garsona bizimkinin yanındaki beyefendi <em>çaya kalamayacaklarını</em> belirtti ve ardından da eğlenceli birine benzeyen garsona esprili bir tarzda “borcun olsun” deyiverdi&#8230; Bu teklife biraz da kendinden emin bir tarzda  <strong>“Ben borçla yaşamam, kimseden borç almam, kimseye borçlu olmam!..” </strong>diyerek cevap verdi garson&#8230;</p>
<p><strong>“Söylediklerine dikkat etmeyen, eğer iman sahibiyse o söylediklerini yalar!” </strong></p>
<p>Lokantadan çıkıp câmiye doğru yürüdüler&#8230;</p>
<p>Câminin şadırvanında abdestlerini aldıktan sonra namazı kılmak için insanların her mevsim akın akın geldikleri <strong>Eyüp Sultan</strong>’a girdiler&#8230; Sünneti kıldılar ve farz için imama uydular&#8230; Namazda okuduklarını düşünmeyi âdet edindiği için imamın arkasında bir şey okumazken ne yapılması gerektiğini düşünüyordu bu sıralar, “bakalım neler çıkacak” diye kendi kendine hafifçe tebessüm ettikten sonra güzel nağmelerle müezzinlik yapanın “Alâ resûlünâ salavât” demesini duyup câminin havlusuna çıktılar&#8230; Birâz bekledikten sonra buluşacakları âbiyi de biraz araadan sonra nihâyet buldular&#8230; O herkesin gittiği yönün tersine doğru yürüdü ve kendileri de O’nu tâkip etti&#8230; İngiltere’nin mat görünümünü andıran sokaktan geçtikten sonra soldaki güzel mekâna girdiler&#8230;</p>
<p>Çaylar geldi ve sohbete başlandı&#8230;</p>
<p>Hal-hatırdan sonra <strong>“bühl”</strong>den söz açıldı&#8230;Neydi bu <strong>“bühl”</strong>? Uzun süredir kafasını kurcalıyordu <strong>“bühl”</strong> konusu. Her zamanki gibi araştırmak yerine, “kendi kendine çıksın ne çıkacaksa” demişti&#8230; Bunu pek yapmazdı fakat bu seferlik böyle olmuştu&#8230;</p>
<p><strong>“Bühl”, anlatıldığına göre “saf kişi” demekti! Kişinin îmânı var fakat bu îmandan haberi yok! </strong></p>
<p><em>Yaşayışı îmana göre</em> fakat “<strong>bühl”ün tefekkür yönü hiç yok!<br />
</strong><br />
<strong>“Bühl”</strong> dediğimiz insan, eğer müslümanların yaşadığı yerdeyse <em>ezan okunur okunmaz namaza koşan</em>, <em>başına dertler geldiğinde tevekküle sarılan</em> kişilerdir!</p>
<p>Eğer müslüman olmayanların yanındaysa ibâdet denilen şeyleri yapmamasına rağmen hayata bakışı ve yaşayışı <strong>“muhammedî”</strong>ydir!</p>
<p><strong>“ ‘Bühl’ kavramını çok iyi düşünmek gerekir! ‘Bühl’, kimliğinde müslüman yazanlardan çıkacaktır diye ayet yoktur, hadis yoktur! Lütfen ŞARTLANMALARını gör artık! Japonya&#8217;da doğmuş, orada yaşayan fakat senden daha çok MUHAMMEDÎ olan ve kimliğinde ‘DİNİ = İSLAM’ yazmayan birileri mutlaka vârdır!” </strong>sözünden çok etkilenmişti. Bunu daha önceden de biliyordu fakat şimdi o bilgi farklı geldi gözüne. <strong> </strong></p>
<p>Kendisi ne namaz vakti girince hemen namaza koşanlardandı ne de köydeki hanım teyzeler, yaşlı amcalar gibi başına gelen olaylara ânında tevekkülle panzehir olabiliyordu!</p>
<p>Bunları düşünmek kendisini üzmüştü fakat <em>bunlar gerçekler olduğu için</em> onlardan kaçmak yerine bu <strong>gerçeklerin üstüne gitmesi</strong> O’nun hayat anlayışının bir parçasıydı veyâ böyle olmalıydı!</p>
<p>Kendisi müslümanlar içinde yaşıyordu fakat <em>“müslümanların içinde yaşıyorum”</em> da bir uydurmaydı! Çünkü<strong> müslüman = “kimliğinde İSLAM yazan kişi ” </strong>anlamına gelmiyordu, bunu çok iyi biliyordu!</p>
<p>Belki de çevresi ne müslüman ne de mü’mindi, bu, koskoca bir hayaldi belki de!</p>
<p>Ve belki de çok sisli görünmesine rağmen çevresi <em>müslüman amelleriyle meşgul olan fakat îman sahibi olmayan kişilerden</em> oluşuyordu! Bunu ancak Allah bilebilirdi! En iyisi <strong>“çevre yerine kendine bak” </strong>uyarısını hatırlamak ve kendine çeki düzen vermeye çalışmaktı.</p>
<p>Sohbetin sonlarına doğru <strong>“vehmin zulmeti”</strong> ve <strong>“vehim nûru”</strong>nu konuştular&#8230;</p>
<p><strong>“Zevk ve hazza yer yoktur VEHİM NÛRUnda! İşte bu yüzden çok çok özel insanlara MENTAL HAYVANIN ZEVK ALDIĞI HER ŞEYi terk ettirirler!” </strong></p>
<p>Vehmin zulmetinden bahsederlerken, zulmetten kurtulan ve nûru açığa çıkaranların samîmi olanlar olduğunu konuşmuşlardı&#8230;</p>
<p>Fakat “<strong>samîmiyet”</strong> neydi? Verilen görevi başarıyla tamamlamak değildi <strong>“samîmiyet”!</strong> Görevi, <em>sopa korkusu</em> veyâ <em>havuç beklentisi </em>için yapmakta değildi <strong>“samîmiyet”!</strong></p>
<p><strong>‘Samimiyet’ demek <em>‘karşılıksız’</em> demektir! </strong>Bunu anlayabilmişti ancak&#8230;<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Güzelim  sohbet istemeye istemeye de olsa bitiverdi&#8230;</p>
<p>Hepsiyle de vedâlaştı&#8230;</p>
<p>Abdest aldıktan sonra namazını kılıp cebinden müzik çaları çıkardı. Kulağındaki müzikle akrabalarının semtine giden otobüse bindi&#8230; Trafiği izleyerek gelmişti evin yakınlarına&#8230; On dakikalık yürüyüş mesafesinde bıraktı otobüs&#8230; Eve doğru gelirken bir internet kafeye girmek geldi aklına&#8230; Birkaç gündür girmiyordu nete&#8230; E-postasındaki iletilerin birikmesi bazen hiç hoş olmuyordu&#8230;<em> Birikmeden kontrol etmek </em>güzel olur düşüncesiyle kaldırımın yanındaki kafeyi gördü&#8230; Kapıyı ittirdi ve alt kattaki bilgisayarların yanına indi. Bir tânesine oturduktan sonra iletilerine baktı&#8230; Zamânını pek almadı bu iş&#8230;</p>
<p>Dostlara iki mesaj yazmak geldi aklına&#8230; İlki şöyleydi: <strong>“ Evlerde tuvalet vardır, olmak zorundadır fakat hiç kimse tuvalette uyuyamaz ve bunu hiç kimse de tavsiye etmez! Geneleve vaaz vermeye giden Mevlânâ mı sizin Mevlânâ&#8217;nız?! Yoksa başı önünde, sözler söyleyen hayat dışı biri mi? ” </strong></p>
<p>Öğrendiği şeyleri uygulamak, paylaşmak için onları hep hatırında tutmaya çalışırdı&#8230; İkindiden sonraki sohbette yeni şeyler yoktu fakat nedense yepyeni bilgilerle karşılaşmıştı sanki!.. <strong><span style="text-decoration: underline;">Beyin aynı şeyleri farklı yollardan alınca daha etkili oluyor</span> </strong>gâliba diye düşündü&#8230;</p>
<p>O sohbette ülkenin gündeminde olan bir konu da açılmıştı&#8230; Etrâfın empoze ettiği <strong>“iyi”</strong> ve <strong>“kötü”</strong>den sıyrılarak gerçek <strong>“iyi”</strong> ve <strong>“kötü”</strong>yü derin derin düşünmeden hiç bir olay hakkında gelişigüzel yorum yapmamak gerektiğini kendi kapasitesince anlamıştı&#8230; Çünkü <strong>“kötü”</strong> denilenler belki de <strong>“iyi”</strong>ydi fakat anlayış yetersizliği yüzünden, olayların arkasını görememek yüzünden  bâzı şeyler <strong>“iyi”</strong> değil diye düşünüyordu&#8230; <strong>Halbuki insan, iyi bildiğini yapmalı fakat iyiyi put edinmemeliydi&#8230; </strong>Böyle bir bakış açısı yeryüzündeki kaç insana nasip olurdu bilinmez fakat bu bakış açısının binlerce dilde dolandığını çok iyi biliyordu!</p>
<p>Dostlarına gönderdiği mesajlardan ikincisi de şöyleydi: <strong>“Yaşanmayan ilim sâdece hoşça vakit geçirtir, ama nerede? Bu soruya yaşayışıyla cevap veren kurtulur!” </strong></p>
<p>İlmin laklağının ancak dünyadayken yapılacağını ve <em>laklakla harcanan ilmin</em> ancak <span style="text-decoration: underline;">dünyadaki vaktin hoşça geçmesine</span> sebep olacağını düşündüğü için <strong>“Yaşanmayan ilim sâdece hoşça vakit geçirtir!”</strong> gerçeğine <strong>“Ama nerede?” </strong>sorusunu da eklemişti! İnsanlar üstün körü de okusalar, didik didik de okusalar O’nun için <strong>önemli olan paylaşmaktı!</strong> <em>Gerisi </em>önemli değildi! Anlatılanlar birisine illâ ki bir şeyler katardı&#8230; Zâten gerisini önemserse <strong>“sebepleri tanrı yapmak bataklığı”</strong>na düşebilirdi&#8230;<br />
Netten çıktı&#8230; Eve doğru yürüdü&#8230; Evi bulmak zor olmadı&#8230;</p>
<p>Gönülleri hoş ettikten sonra müsâde istedi&#8230;</p>
<p>Otogara gelip bilet aldı&#8230; On dakîka vardı otobüsün kalkmasına&#8230; Soğuk bir su aldıktan sonra dergi ve kitapların olduğu tarafa doğru yöneldi&#8230; Bir kitap çıktı karşısına&#8230; Bu kitabı daha önce okumuştu fakat satın almamıştı&#8230; Cebindeki son parayı da bu kitaba verdikten sonra otobüsüne geri döndü&#8230; İkram başlayana kadar kitaptan okuyabildiği kadar okudu&#8230; “Ne içersiniz” sorusunu soran muavinden kahve istedi&#8230; Sıcak su geldikten sonra kahveyi hazırladı ve kahveyi yudumlarken kitapta okuduğu şu cümleyi düşündü: <strong>“Başkalarına bomboş gözüken çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz!..”</strong></p>
<p>Kahveyi bitirdikten sonra çöpleri kutuya koydu ve kafasını koltuğa yasladıktan sonra gözleri yavaşça kapandı. Uyumuştu.</p>
<p><strong>“Tedbir kahvesiydi”</strong> fakat <strong>“takdir uykuydu”</strong>. <strong><em>Tedbir de takdirdendi.</em></strong></p>
<p>Gözünü açtığında otobüs yolculuğunun sonuna geldiğini anladı. Eşyâlarını aldıktan sonra otobüsten indi&#8230; Elindekilerle evine doğru yola çıktı&#8230; <em>Uyumadan önce düşündüğü söz </em>aklına geldi&#8230;</p>
<p><strong>“Başkalarına bomboş gözüken çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz!..”</strong></p>
<p>Yürüdüğü çöl ayağının bastığı yerdi, ta kendisiydi&#8230; İlim, <strong>ayak bastığı dünyada</strong> yaşanacak bir şeydi. İlmin <em>rüyâlarda veyâ hayallerde yaşanacak</em> bir şey olmadığını, kuyruğuna basıldığında gâyet iyi anlıyordu&#8230;<br />
Kuyruk acılarını göze alarak <strong>“Allâh’ım bu gelişimde de laklaktan sana sığınırım”</strong> duâsıyla evine girdi&#8230; Koca şehrin alabildiğine uzanan binâları geride kaldı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bir-istanbul-macerasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlim mi Et mi ?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/ilim-mi-et-mi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/ilim-mi-et-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 23:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1151</guid>
		<description><![CDATA[İlim öğrenmek güzeldir, ilim paylaşmakta güzeldir.. Sen bir şeyi öğrenirsin, öğrendiğini uygulamaya çalışırsın ve yeri geldiğinde de öğrendiğini çevrenle paylaşırsın. Fakat insanların çoğu, uygulanmak için vâr olan ilmi, paylaşmak için zannediyor! İlim, uygulanmak içindir! İlmin uygulanmak için olduğunu anlayamazsak, anlamaktan kaçarsak, ilmi aldıktan sonra merkep gibi oradan oraya taşırız yüklenilenleri!.. Paylaşmak iyi olmasına iyidir fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_817" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-817" title="Hakan TÜRKMEN" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/hakan-turkmen-150x150.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>İlim öğrenmek güzeldir, ilim paylaşmakta güzeldir..</p>
<p>Sen bir şeyi öğrenirsin, öğrendiğini uygulamaya çalışırsın ve yeri geldiğinde de öğrendiğini çevrenle paylaşırsın.</p>
<p><strong>Fakat insanların çoğu, uygulanmak için vâr olan ilmi, paylaşmak için zannediyor!</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İlim, uygulanmak içindir</span>! </strong></p>
<p>İlmin uygulanmak için olduğunu anlayamazsak, anlamaktan kaçarsak, ilmi aldıktan sonra merkep gibi oradan oraya taşırız yüklenilenleri!..</p>
<p>Paylaşmak iyi olmasına iyidir fakat uygulanmadan paylaşılan ilim “<strong>bilgili cehennnemlikler</strong>”in amellerinden olsa gerektir!<span id="more-1151"></span></p>
<p><em>&#8220;Hangi ilim?&#8221;</em> diye sorma bana.. Sen biliyorsun hangi ilim!.</p>
<p>Bir de şu var: <strong>İlmi uygulamadan paylaşan birçokları, ilmin rotasını <span style="text-decoration: underline;">uygulamak</span>tan çıkardıkları için, rotayı ilmi paylaşmaya çevirdikleri için iş sâdece paylaşmakla da kalmaz!</strong></p>
<p>İnsanların çoğu “<strong>et</strong>”e meyillidir!</p>
<p>“<strong>İlim</strong>” kılıfıyla “<strong>et</strong>” peşindedir nasipsiz!..</p>
<p>“<strong>Et</strong>”i elde etmek için “<strong>ilim</strong>” öğrenir nasipsiz!..</p>
<p>“<strong>İlim</strong>” kılıfında “<strong>et</strong>” pazarlar ve “<strong>et</strong>” satın almaya çalışır nasipsiz!..</p>
<p>Bâzıları da ilim için başlayan birlikteliklerini “<strong>et yeme seansları</strong>”na çevirir!.. Âfiyet olsun müslüman kardeşlerinin çiğ etleri!</p>
<p>“<strong>İlim</strong>” paylaşayım derken zikirden, namazdan geri kalanlar ise ayrı bir inceleme konusudur!..</p>
<p><strong>Mübârek olsun uygulamak için ilim elde edenlerin İNSANlığı!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/ilim-mi-et-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fânusu Kırmamız Gerekiyor!.</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/fanusu-kirmamiz-gerekiyor/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/fanusu-kirmamiz-gerekiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 23:34:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1143</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlarda “merak duygusu” vardır&#8230; Kimisi hayalinde yarattığı “başkasını merak” eder kimisi de şefaati tepmeyerek merak etmesi gerekenleri severek araştırarak tefekkür etme yolunu tutar&#8230; Önemli olan, merak etmeyi ortadan kaldırmak değil, bizde vâr olan özellikleri yârın pişman olmayacağımız şekilde kullanmaktır&#8230; İnsanları merâk eden HAKK’a nasıl yaklaşır ki?! Halkı merak eden halka yaklaşır! Halkı merak eden, şer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_817" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-817" title="Hakan TÜRKMEN" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/hakan-turkmen-150x150.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>İnsanlarda <strong>“merak duygusu” </strong>vardır&#8230; Kimisi hayalinde yarattığı “<em>başkasını merak”</em> eder kimisi de şefaati tepmeyerek merak etmesi gerekenleri severek araştırarak tefekkür etme yolunu tutar&#8230; <strong></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Önemli olan, merak etmeyi ortadan kaldırmak değil, bizde vâr olan özellikleri yârın pişman olmayacağımız şekilde kullanmaktır&#8230;</span></strong></p>
<p>İnsanları merâk eden HAKK’a nasıl yaklaşır ki?!</p>
<p>Halkı merak eden halka yaklaşır!</p>
<p>Halkı merak eden, şer yönde ilerler&#8230; HAKK’ı merâk eden ise yüzünü halka çevirmediği için ve <span style="text-decoration: underline;">her şeyi yerli yerinde görmek şartıyla</span> halkın şer yön olduğunu da çok iyi bildiği için, şuurunu HAKK’a çevirerek sırf hayır olana varmaya çalışır&#8230;</p>
<p>Bu amaçla sebeplere sarılır!..<span id="more-1143"></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">HAKK’ı merâk eden, sebepleri tanrı yapmadan, onlara ayrı bir güç vehmetmeden düşünür ve sanki sebepler tanrıyMIŞ GİBİ sebeplere sarılır!&#8230; Aklı ve kapasitesi nispetinde de ilerler!&#8230; Bu da “nasip” ismini almıştır&#8230;</span></strong></p>
<p>İlginçtir, akıl gücümüzün ve idrak kapasitemizin ne kadar olduğu konusunda çok korkak davranırız. Halbuki vince dışından bakarak hüküm verilemez! Onu alıp kullanırız!</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İşte o zaman anlarız ne kadar iş yapar bu vinç!</span></p>
<p>Kendimizi bilebilmemiz için <em>“Aklım ne kadar, kapasitem ne kadar?” </em>diye merak dâhi etmeyip vâr olan her şeyimizle çalışmamız gerek&#8230; Kim ne derse desin, biz yine de aklımızı kullanmaya bakalım! <strong>Önemli olan, kapasitemizin ne kadar olduğu değil, sonunun nerede bittiğini bilmediğimiz kapasiteyi ne kadar kullandığımızdır&#8230;</strong></p>
<p>Kendimizdeki hangi özelliği kullanmışsak onun arttığını görmüşüzdür&#8230; Ama hâla <em>nasipte var mıdır yok mudur</em> diyerek yok yere dert çıkarıyoruz kendimize&#8230;</p>
<p>Çok tuhaf!&#8230;</p>
<p>Mâdem “günde yarım saat yürüyenin yürüme kapasitesi artar”, mâdem bir vincin sınırı olabilir fakat <strong>“kendi”mizdeki özelliklerin</strong> <strong>belli bir sınırı yoktur</strong>, neden kendimize sınır çekelim ki?!</p>
<p><em> “<span style="text-decoration: underline;">Benim gelebileceğim son nokta budur</span>”</em> dersek, elbette o noktaya geldiğimizde kendimizi daha önceden kilitlediğimiz için kilitli kapının içindekilerle pek ilgilenmeyiz&#8230; Çünkü bizim için ötesi yoktur&#8230; Ki her beyin kendi evrenini yarattığına göre orada cidden bir şey yoktur(!)</p>
<p>Artık çok net biliyoruz ki beynin çalışma sistemi de aynen bir bilgisayar gibidir&#8230; Önceden verilmiş komutlarla çalışırlar&#8230; <strong>“Şunu görme”</strong> deriz beyne, o da görmez, yok sayar, işleme almaz, alamaz!..</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Biz, tuhaf bir şekilde <em>etraf putu</em>na tapmaya o kadar alışmışız ki, etrâfın: </span></strong><em><span style="text-decoration: underline;">“Dur, fazla ileri gitme, sonra dinden çıkarsın, bu konularla fazla uğraşmamak lâzım, denilenleri yapalım, zâten herkes yaptıklarından sorumlu olmayacak mı?”</span></em><strong><span style="text-decoration: underline;"> mâsumca yaklaşmasına kanarak bir çok konuda kendimize komutlar veriyoruz ve konuların derinliğinden mahrum kalarak belki de kendimizi hakikatten perdeliyoruz</span></strong><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Çok dikkatli olmamız gerekiyor&#8230; <strong>Dikkatli görünmemiz değil dikkatli olmamız gerekiyor!.. </strong></p>
<p>İnsanlar şekle bakar&#8230; Kişilerle ilgilenirler, kişilerin dış görünüşleriyle, etiketleriyle ilgilenirler&#8230; En fazla olayları konuşurlar&#8230;<em></em></p>
<p><em>Şu bunu yapmış, bu bunu yapmış veya şu şunu demi,ş bu bunu demiş&#8230;</em></p>
<p>Fikirleri konuşmak, düşünmek, yeni bir düşünce ortaya atmak, bir şeyleri genişletebilmek, olayın derinliğine nüfûz edebilmek, farklı yerlerde durduğu halde aralarında bir bağ olan bütünü görebilmek vs. mukallidin ilgi alanı ve kapasitesi dışında olan şeylerdir&#8230;</p>
<p>Üstad: <strong>“Beynin tefekküre yöneltilmemesi, ona yapılan en büyük zulümdür!.. Değeriniz, tefekkür gücünüz nisbetindedir!.”</strong> diyor&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Değerimiz “tefekkür gücü”müz nispetindeyse değersizliğimiz de “gıybet gücü”müz nispetinde olmasın!</span></strong></p>
<p><strong>Hakikat ehlinin yanında “düşünsel gıybet” ile “dilin gıybeti” arasında bir fark var mıdır?!</strong></p>
<p>İşimiz tahkik ise, şartlanmalarımızı fark etmemiz gerekiyor&#8230; Etrâfın küçük yaşlardan beri empoze ettiği şeyleri kabullenmekten vazgeçelim artık&#8230;</p>
<p><strong>“Şuur birlikteliği”</strong>nin esas birliktelik olduğunu bildiğimiz halde ne diye hâla <strong>“bühlün cenneti”</strong>ne göz kırpıyoruz ki? Bühl, şartlanmalarıyla mutludur, mustakilliği sevdirilmiştir O’na&#8230;</p>
<p>Güneş batıdan doğadursun, doğunun gözbebeği(!) ülkenin hâli hepimize aşikar&#8230; Zorlu ameliyat farklı farklı yerlerde kendini gösteriyor&#8230; Kimisi ameliyatı izlerken, kimisi de <strong>“AMELİYATLAR GELİP GEÇİCİ, SEN SEN OL AMELİYATIN ARDINI GÖZDEN KAÇIRMA VE SANA VERİLMİŞ OLAN NÎMETİ DEĞERLENDİR” </strong>hitabına mazhar oluyor&#8230; Ve çok azı şefaati değerlendirip zorunlu şeylerin dışında kalan tüm vaktini zikre, duaya, ilme ayırıyor&#8230;</p>
<p>Tüm hakîkat ehli, <strong>“şartlanmaları terk etmek”</strong>ten bahsediyor&#8230; Çünkü hakikat bir deniz ise ve bizler de bu denize bir fânusun içinde olarak bırakılmış isek, bizi denizden perdeleyen, özgürce dolaşmamızı engelleyen şeylerden biri de şartlanma fânusudur!..</p>
<p><strong>Bizi denizin insâfına bırakılmışlıktan kurtaracak olan şey, elbette ki o fânusu kırmaktır!..</strong></p>
<p><strong>Elimizdeki matkap ile kozamızı delmeye girişmek yerine matkabı baş köşeye koyarak kozamızı donatmak bize kolaylaştırılmışsa orasını ben bilemem&#8230; Yok, o değil de, “kozaNı del” diye bir hitap gelmişse bize, işte o zaman hepimize kolay gelsin diyebilirim&#8230;</strong></p>
<p>Doğru yolda ilerliyorsak Allah hızımızı arttırsın, yok <strong>“zulmet”</strong>te ilerliyorsak Allah bizi affetsin, bağışlasın, <strong>merhamet</strong> etsin ve <strong>“DİLEDİĞİNE HİDAYET EDER”</strong>i <em>bizde açığa çıkar</em>mış olarak hayvanımız olan şu bedeni geride(!) bırakmayı kolaylaştırsın&#8230;</p>
<p><span style="color: #000080;">İlk bahar hepimize hayırlı olsun dostlar&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong><em>Hakan TÜRKMEN</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/fanusu-kirmamiz-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manzara…</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/manzara%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/manzara%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 19:49:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[manzara]]></category>
		<category><![CDATA[seyir]]></category>
		<category><![CDATA[seyr]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1135</guid>
		<description><![CDATA[Manzarayı daha önce görenler var… Onlar hep anlatır&#8230; Tek tek târif ederler bildikleri gördükleri yerleri&#8230; “Deniz aşağıdan başlıyor&#8230; İleride bir girinti var&#8230; Haritadaki girinti tam orası işte&#8230; Fakat şimdi sis olduğu için bir şey görünmüyor&#8230; ” Siz de bilmediğiniz ve bilmemenin doğal sonucu olarak görmediğiniz için sıcacık sesleriyle size manzarayı anlatanlara îman edersiniz… Hayatınızda ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 123px"><img src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="113" height="93" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>Manzarayı daha önce görenler var… Onlar hep anlatır&#8230; Tek tek târif ederler bildikleri gördükleri yerleri&#8230;</p>
<p><em>“Deniz aşağıdan başlıyor&#8230; İleride bir girinti var&#8230; Haritadaki girinti tam orası işte&#8230; Fakat şimdi sis olduğu için bir şey görünmüyor&#8230; ”</em></p>
<p>Siz de bilmediğiniz ve bilmemenin doğal sonucu olarak görmediğiniz için sıcacık sesleriyle size manzarayı anlatanlara îman edersiniz…</p>
<p>Hayatınızda ilk ve tek olarak gelmişsiniz bu yere, nasıl sorgularsınız “<strong>yerliler</strong>”i? Siz “<strong>yabancı</strong>”sısınız o yerin… <span id="more-1135"></span><br />
Güvendiğinize bırakın kendinizi&#8230; Onlar sizi gezdirir&#8230;</p>
<p>Size anlatırlar bilmeniz gerekenleri, gösterirler görmeniz gerekenleri&#8230; Tabi ki siz de isterseniz… Zâten istediğiniz kadarını alıp gidersiniz&#8230; Tabi ki onlar da vermek istiyorlarsa… Karşılıklı uyum şart!</p>
<p>Manzarayı târif, su içmek kadar basittir onlar için&#8230; Sis var demiştik fakat her ne kadar sis olsa da sisin hafiflediği yerlerden yakaladıkları küçük şeylerle resmin tamamını görebilir onlar&#8230; Görmeseler nasıl târif edecekler sizin göremediklerinizi?.. Olaya “<strong>îkan</strong>” kazanmışlar&#8230; Bizim gibi “<strong>kör</strong>” değil onlar&#8230; Körün inandığı ve uyduğu şeye denir “<strong>îman</strong>”…</p>
<p>Göz var ama görmüyor bizde&#8230;</p>
<p>Görmüş, görüyor ve görecek onlarda&#8230;</p>
<p>Bu sebeple “<strong>îman</strong>” edelim görenlere!..</p>
<p>Fakaat&#8230; Manzaradan bihabersin!..<br />
Önce, bunu kabullenmen gerekiyor!</p>
<p>Görenler görmüş manzarayı…Keyfini sürmüş, sürüyor ve sürecek..</p>
<p><strong>Senin de keyif sürmeni istemişler&#8230;</strong> Ki anlatıyorlar sana! “Laf olsun” diye değiller yanında!</p>
<p>Eğer onlara “<strong>îman edersen, zamânı gelince sen de görürsün</strong>” görmen gerekeni!,</p>
<p>Gözlerin hâla varsa, şartlar müsaitse, gidersin bir gün görürsün manzarayı!</p>
<p>Zor bir şey değil&#8230; Sâdece îman ehli olman gerekiyor… Ki zamânı gelince gidip göresin&#8230; Îman etmezsen ne diye gidesin manzarayı göreceğin yere! Çünkü görmeyeceğine inanmışsın&#8230; Orada istediği kadar güzel bir şey olsun fark etmez&#8230; Senin için “yok”tur&#8230; Gitmezsin senin için vâr olmayanı görmeye&#8230; Fakat gerçek indinde sen “yok” dediğin, gerçek indinde “<strong>var</strong>”dır, oradadır&#8230;</p>
<p>Sen istediğin kadar “yok” de… Görmüş, anlatıyor <strong>istediği zaman manzaranın keyfini sürenler</strong>!.. Senin “yok” deyişin onlar için hiçbir şeyi değiştirmez&#8230;</p>
<p>Bir kere gördüğün zaman, zâten sen de görenlerden olursun, bilenlerden olursun&#8230;</p>
<p>O zamâna kadar OKUmaya çalış… OKUyana uy… Sana anlatılanı sen de başkasına anlatabilirsin&#8230; Fakat “<strong>senin anlatman</strong>&#8221; ile “<strong>görenin anlatması</strong>” aynı şey mi acabâ?</p>
<p>Zâten görmediğin manzaranın ne kadarını anlatabilirsin ki? Sana anlatılan kadarını bildiğine göre, sen de ancak o kadarını anlatabilirsin.. O yüzden <strong>görmediğin şeyleri görmüş gibi târife kalkma</strong>!..</p>
<p>Sana anlatılmayan bir şeyi sorarlarsa sonrası zor olur senin için… Gören, bilen sormaz sana manzarayı! O keyfiyle meşguldür&#8230;</p>
<p>En iyisi, anlatabiliyorsan, görene kadar bildiğin (sana anlatılan) yerleri anlat, görmek isteyenlere!.. Görenlere yönlendirmeyi de ihmâl etme sakın!</p>
<p>Başkaları için <span style="text-decoration: underline;">şu durumda</span> yapacağın en güzel iş bu olacaktır&#8230;</p>
<p>Kendin için ise görenlere sarılman gerekiyor… Fakat onları hesâba çekmemek îcap eder&#8230;</p>
<p><strong>Görenler sorgulanmamalı!</strong></p>
<p>Anlamak için istediğin kadar sorarsın&#8230; Ona kimsenin bir şey dediği yok! Fakat bilesin ki, kesinlikle onlara muhalefet etmemen gerekiyor!</p>
<p>Onlara îman et!.. Çünkü ancak ve ancak o ettiğin <strong>îman ile göreceksin</strong>… Ancak o îman ile manzaranın keyfini süreceksin… Evde tıkılıp kalmak istemiyorsan bu işler böyle&#8230; Başka türlü değil…</p>
<p>Manzaranın yanında değil evin! Çok uzaklarda… O yüzden ya manzaranın yanında olman gerek ya da manzarayı bilenleri dinleyip daha sonra görmek için çalışmalar yapman gerek… <span style="text-decoration: underline;">Nasipse</span> manzaranın keyfini de sürersin zâten&#8230;</p>
<p>Selam olsun ehl-i keyfe… Selâm olsun göreceklere…</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong><em>Selâmetle&#8230;<br />
Hakan TÜRKMEN</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/manzara%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arada Kalma!&#8230;</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/arada-kalma/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/arada-kalma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 21:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[arada kalma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1120</guid>
		<description><![CDATA[Karşıdan karşıya geçerken üzerine hızla gelen arabayı fark etmenle beraber ne yapacağını şaşırırsın.. Fakat hemen bir karar vermek durumundasın&#8230; İlk başta geriye çekilmek gelir aklına.. Fakat ileriye doğru yapacağın hamle daha seri olacağı için hamleni ileriye doğru yapmalısın&#8230; ‘Geri mi ileri mi’ derken, arabanın altında kalma tehliken çok büyük.. Bu sebeple kesinlikle arada kalmaman îcab [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="166" height="135" />Karşıdan karşıya geçerken üzerine hızla gelen arabayı fark etmenle beraber ne yapacağını şaşırırsın.. Fakat hemen bir karar vermek durumundasın&#8230; İlk başta geriye çekilmek gelir aklına.. Fakat ileriye doğru yapacağın hamle daha seri olacağı için hamleni ileriye doğru yapmalısın&#8230; ‘Geri mi ileri mi’ derken, arabanın altında kalma tehliken çok büyük.. Bu sebeple kesinlikle arada kalmaman îcab eder&#8230;</p>
<p>Trafik derslerine girdiğimiz için daha da girmeyelim araba ve insan ilişkilerine&#8230;</p>
<p>Her zamanki konumuza, gerçekçi olmaya doğru yakınlaşmaya başlayalım&#8230;<span id="more-1120"></span></p>
<p style="text-align: left;">Yapmamız gereken, alışkanlıklara bağlı kalmak değildir&#8230; Devamlı bir sorgulama ile hayatımız hakkında çok önemli kararlar verirken dâhi aklın etkisi altına gireriz… Anlık düşünen zekâ, tavan arasında beklerken, evde fır dönen akıldır&#8230; Akıl bâzen çağırır zekâyı&#8230; Ve hizmetinde kullanır&#8230; Zekâyı hiçbir zaman kendi başına bırakmaz&#8230; İpler aklın elindedir.. İşte bu ev, huzurlu bir yerdir&#8230; Bu evde anlık zevkler vs şeylere yer yoktur&#8230; Bazı şeyleri zekânın hüküm sürdüğü evlere şeklen benzeyebilir fakat olayın perde arkası farklıdır…</p>
<p>Meselâ akıl da satranç oynar&#8230; Fakat zekânın satranç oynamasıyla aklın satranç oynaması arasında epey bir fark vardır… Birinde ‘çok zekîce hamleler yapmalıyım, taktikler öğrenmeliyim ve en nihâyetinde de yenmeliyim ki kendimi tatmin edeyim, ki zaman güzel geçsin’ anlayışı hâkimken, diğerinde bu anlayış format değiştirerek ‘’hayat, satranç gibidir, her şey ŞAH-MAT demek içindir fakat ŞAH diyene kadar bir sürü hamle vardır, o hamlelerin amacı ŞAH diyebilmektir ve ŞAH deyişimizin yanına MATı da ekleyerek ‘umarım hayatta da böyle başarılı oluruz’ diyerek ŞAHı devirmek ve oyunu kazanmak” hâline dönüşür&#8230;</p>
<p>Satrancı oynayan bâzen de zekâ olur&#8230; Tuzaklar fark edilmez zekânın oyununda.. YEM olarak tabakta sunulan piyonu, atı, fili alan zekâdır&#8230; Zekâ sonrasını düşünemez.. “Ben onu yediğimde ne olacak?” diye düşünmez zekâ… Ve o düşünceyle YEMi görünce atılır hemen… Bu üretilen duygu, zekânın fabrikasından çıkar&#8230; Sonra <span style="text-decoration: underline;">bu kişiye</span> derler ki:</p>
<p>“<strong>Beşeriyetten</strong> (zekâdan, duygulardan) <strong>sıyrılman gerekiyor!”</strong></p>
<p>Oyundaki YEMleri, tuzakları fark eden, daha sonrayı görebilen “akıl”dır&#8230; “Bağlamak” anlamına gelir… Sonrayı düşünür… Hamlelerin arkasını görerek “Bu işin sonu nereye varır?” diye durup düşünür akıl..</p>
<p><strong>“Zekâ mı istersin, yoksa akıl mı?”</strong> sorusuna: “Elbette akıl isterim fakat zekâyı da aklın bir hizmetkârı olarak isterim…” diyebilmek hepimize kolaylaşsın..</p>
<p>Çünkü akıl, olayı genel olarak görürken ŞAH-MATa vardıran hamleler zekânın eliyle olacaktır&#8230; Bu sebeple ne zekâdan vazgeçelim ne de akıldan bir an dâhi mahrum kalalım&#8230; &#8220;Akıldan mahrum olan zekâ&#8221; ile piyonları torbamıza doldururken; &#8220;<strong>aklın hizmetindeki zekâ</strong>&#8221; ile ŞAHa doğru emin adımlarla ilerleriz&#8230;</p>
<p>Bir de <strong>duygular</strong> var&#8230; Onları nasıl kullanacağız?</p>
<p>Akıl ve zekâyı bir yerlere koyduk.. Fakat &#8220;<strong>insanların tümünde olan duygular</strong>&#8220;ı nereye koyacağız?</p>
<p>Yoksa zekâ konusunda eskiden de düşündüğümüz gibi <em>“bana akıl yeter, zekâya gerek yok</em>” diyerek duyguları da bir kenara mı koyacağız?</p>
<p>Biz, garip bir şekilde “söküp atmaya, dışlamaya” çok alışmışız&#8230; Öyle sızmış ki içimize, hayâta bakışımızı belirlemiş&#8230; Hep dışlıyoruz, yanlış görüyoruz…</p>
<p>Hiç aklımıza gelmiyor aikido…</p>
<p>Aikidonun ana felsefesi &#8220;<strong>güç kullanmak, söküp atmak</strong>&#8221; değil, &#8220;<strong>güce yöne vermek, akışı istenilen doğrultuda sağlayabilmek</strong>&#8220;tir..</p>
<p>Aikidodan ders alan insanlar, hayatlarında şunu gerçekleştirmeye çalışırlar: “<strong>Ne zekâdan vazgeçmeliyim ne de duygulardan&#8230; Eğer bunlar bende varsa bunlar yok olmayacak, olamaz da zâten&#8230; En iyisi vâr olan bu özellikleri, güzelleştirmeye çalışayım, yön vereyim onlara, doğru yolda kullanayım zekâ ve duyguyu&#8230; </strong>”</p>
<p>Fakat nedense “<span style="text-decoration: underline;">kötülenen</span> zekâ ve duygular”ı insanların çok azı fark eder!</p>
<p>Aslında, kötülenen “zekâ ve duygular&#8221; değildir!</p>
<p>Övülen &#8220;<strong>akıl ve îman</strong>&#8221; ise, yerilen zekâ ve duygular ise &#8220;<strong>akıl ve îmanın hükmü altındaki zekâ ve duygular</strong>&#8221; neden yerilsinki?</p>
<p>Demek ki “başı boş olan zekâ ve duygular”ın kötülenmesi söz konusu!</p>
<p>Kötülen zekâ ve duygular, başı boş olanlar!</p>
<p><strong>Neden kötülensin hedefe götüren zekâ ve duygu?</strong></p>
<p>Kaçımız gerçekçi olarak buna cevap verecek bilmiyorum fakat yazının girişinde yazdığım şu cümleleri tekrar hatırlayalım diyorum:</p>
<p><strong>“</strong><strong>Karşıdan karşıya geçerken üzerine hızla gelen arabayı fark etmenle beraber ne yapacağını şaşırırsın&#8230; Fakat hemen bir karar vermek durumundasın&#8230; İlk başta geriye çekilmek gelir aklına&#8230; Fakat ileriye doğru yapacağın hamle daha seri olacağı için hamleni ileriye doğru yapmalısın&#8230; ‘Geri mi ileri mi’ derken, arabanın altında kalma tehliken çok büyük&#8230; Bu sebeple kesinlikle arada kalmaman îcab eder&#8230;</strong>”</p>
<p>Dilerim sağlıklı kararlar alır ve olduğu gibi kabul ettiğimiz kendi özelliklerimize, hedeflerimize hizmet ettirmeyi öğretiriz&#8230; “Akıl ve ürettiği duygular” ile “akıldan bağımsız zeka ve aynı durumdaki duygular” arasında kalmamak nasip olsun bizlere..</p>
<p>Sevgilerimle…<strong><br />
Hakan TÜRKMEN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/arada-kalma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah’ı İdrak Mümkündür!</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/allah%e2%80%99i-idrak-mumkundur/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/allah%e2%80%99i-idrak-mumkundur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 14:07:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[allahı idrak]]></category>
		<category><![CDATA[ef'al]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mertebe]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1108</guid>
		<description><![CDATA[Ara sıra da olsa düşünürüm ef’al, esmâ, sıfat ve zât&#8230; İlginçtir, gözümü zâta dikmiştim ilk zamanlar… “En yüksek zât mertebesiymiş, öyleyse o da benim olmalı” diyerek sâhip olduğumu zannettiklerimin yanına mâneviyatı da koymak istemiştim… Hem de ne mâneviyat, en iyisinden… Adı üstünde: Zât mertebesi… O zamanlar bu konuyla ilgili üç-beş soru çıkmıştı karşıma… Aklıma geldiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="115" height="95" />Ara sıra da olsa düşünürüm ef’al, esmâ, sıfat ve zât&#8230; İlginçtir, gözümü zâta dikmiştim ilk zamanlar<em>… “En yüksek zât mertebesiymiş, öyleyse o da benim olmalı”</em> diyerek sâhip olduğumu zannettiklerimin yanına mâneviyatı da koymak istemiştim… Hem de ne mâneviyat, en iyisinden… Adı üstünde: Zât mertebesi…</p>
<p>O zamanlar bu konuyla ilgili üç-beş soru çıkmıştı karşıma… Aklıma geldiği kadarıyla paylaşayım:</p>
<p>Allah’ın zâtını tefekkür etmek neden yasaklanmış?</p>
<p>Neden “<strong>Zâtı idrak edemezsin</strong>” denilmiş? <span id="more-1108"></span><br />
“<strong>Zâtı idrak edemezsin</strong>” ne demek?<br />
Neden “<strong>İdrak edemezsin fakat sen yine de hep uğraş</strong><em>”</em> denilmiş?</p>
<p>İşte bu vb. soruları düşünmüştüm o zamanlar… Pek bir şey bulabilmiş değildim fakat mertebeyi kapmam gerekiyordu, elde etmem lâzımdı… O yüzden epey uğraşmıştım… Araştırdım, okudum, düşündüm, sordum soruşturdum ve en nihâyetinde birkaç şey geldi önüme… Fakat o gelmeden önce çok daha önemli şeyler uğradı fakirhâneme…</p>
<p>Bu vesileyle, ehli katında çok komikçe bir işe giriştiğimi anladım…</p>
<p>Lafı fazla uzatmadan konuya geri dönelim…<br />
Hocamız Yılmaz Dündar: <strong>“Tefekkür demek hayallere dalmak değildir.<br />
Tefekkür somutlaştırmaktır.<br />
Sana soyut olanı senin için somutlaştırma eylemine tefekkür derler!” </strong>diyor…</p>
<p><strong>Tefekkür, somutlaştırma eylemidir</strong>…</p>
<p>Allah’ın zâtını somutlaştıramayacağımıza göre O’nu idrak, muhal olmuş oluyor….</p>
<p>Fakat Allah’ın esmâ ve sıfatlarından bahseden birçok yazı, sohbet vs. görüyoruz… Esmâ ve sıfattan konuşmak yasaklanmamış…<strong> “Lak lak olmadan, gerekli bilgi birikimi için esmâ ve sıfatları konuşan konuşsun” </strong>denilmiş…</p>
<p>“<strong>Allah’ın idrak edilemeyeceğini idrak eden</strong>” yâni “<strong>O’nu idrak eden</strong>” o sözü söyleyene kadar, o olayı anlayana kadar, “<strong>Allah’ın zâtının idrak edilemeyeceğini idrak eden</strong>”e kadar, yâni <strong>“Allah’ı idrak eden”</strong>e kadar ne kadar uğraşmış, nedense hiç düşünmemişiz… Çoğumuz geveleyip durmuş: “<strong>İdrak edilemeyeceğini idrak, O’nu idraktır</strong>”… Fakat <strong>“Ne demek idrak edilememek</strong>?” hiç düşünmemiş!&#8230;</p>
<p>Anladığım kadarıyla, <strong>ef’al, esmâ ve sıfatı geçen zâta ulaşıyor!</strong></p>
<p><strong>Hiç kimse zâtı idrak edemez!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Allah’ı idrak demek: Ef’al, esmâ ve sıfatı idrak etmek demektir! </strong></span><strong></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Allah’ın zâtının idrak edilemeyeceğini idrak ederek</span> O’nu idrak etmişler! “O’nun idrâkı, idrak edilememesinde gizlidir” </strong>sözünü daha sonra söylemişler…<strong></strong><br />
Demek ki mümkün olmayan “Zâtı idrak”tır!</p>
<p>Anlayışı kıtlar <em>“nasıl olsa idrak edilmiyormuş hiç yeltenmeyelim”</em> diyerek ne kadar çok şeyden (ef’al, esmâ ve sıfattan) perdelendiklerinin hiç farkında değiller!&#8230;</p>
<p>Neyse dostum, şimdi ise biraz da olsa üstlerden bahsettik&#8230;<br />
Tasavvufu bulmaca çözer gibi çözmek çok zor bir şey değil, fakat anlayarak, yaşayarak pazılın parçalarını birleştiren nasiplilerden olmak çok azımızın eriştiği bir nîmet…</p>
<p><strong>“Niyetin, istemen, O’nun istemesi”</strong> olduğuna göre hâla <em>“Nasibimde ne var?”</em> diye neden düşünüp duruyorsun ki? Yapman gerekenleri biliyorsun… Onları veya diğerlerini yap, sonuçlarını gör… Allah’ın râzı olduğu rollerle buluşmak üzere…</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Sevgilerimle..</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Hakan TÜRKMEN</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/allah%e2%80%99i-idrak-mumkundur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tırtıldan Kelebeğe</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/tirtildan-kelebege/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/tirtildan-kelebege/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:19:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[seyir]]></category>
		<category><![CDATA[seyr]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[tasavuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1101</guid>
		<description><![CDATA[Değerli dostum.. Ömür kısa.. Buralardan ne zaman çekilip gidilir bilinmez.. Herkes çok samimi çok içten.. Birbirimizle konuşurken, muhabbet ederken dünyayı bir kenara itiyoruz ve ilmin mi dersin muhabbetin mi dersin yoksa sendekinin bendekinin cazibesi mi dersin, ne dersin bilemiyorum fakat aramızda veya başkalarıyla aranda bir yakınlık, bir sevgi oluştu.. Oluşmaya devam ediyor.. ‘Bu sevgi akışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="102" height="84" />Değerli dostum..</p>
<p>Ömür kısa.. Buralardan ne zaman çekilip gidilir bilinmez.. Herkes çok samimi çok içten.. Birbirimizle konuşurken, muhabbet ederken dünyayı bir kenara itiyoruz ve ilmin mi dersin muhabbetin mi dersin yoksa sendekinin bendekinin cazibesi mi dersin, ne dersin bilemiyorum fakat aramızda veya başkalarıyla aranda bir yakınlık, bir sevgi oluştu.. Oluşmaya devam ediyor.. ‘Bu sevgi akışı bir yana, dünya bir yana’ dedin.. Gözün her yerde bu sevgiyi aradı..</p>
<p>Fakaaat..<span id="more-1101"></span></p>
<p>Sevgin kâh hayatına sindi kâh hayattan kopardı seni.. İlim adına, herkese VERİCİ olacağın yerde, gittin herkese HULUSİCİLİK taslamaya başladın.. Veya MEVLANACILIK vs.. Bunda o kadar iddialıydın ki seni anlatırken görenler; ciddiyetine, bilgine hayran olmaktan alamadılar kendilerini.. Kimisi de ‘ne diyor bu, ben kendimle mutluyum, benim programım bundan ötesine elvermez, sen bana benim cennetimden bahsetsene’ diye lisanı haliyle haykırdı!! Fakat sen: ‘Allah iyi yaratamamış, İLİM İÇİN YARATMALIYDI’ dedin.. Ve karşındakini yok saydın.. Kendin var ama O yok&#8230;</p>
<p>Her İLİM anlatma girişiminde sana ‘istemiyorum’ dendi. Fakat sen, her seferinde zorbacılığına devam ettin..</p>
<p>Yaşlıya tasavvuf, cemaatçiye tasavvuf, ona tasavvuf buna tasavvuf.. Elinden gelse yedi milyar insana tasavvuf anlatacaksın.. Elinden gelse yedi milyar insandan tasavvufi bir yaşantı bekleyeceksin!..</p>
<p>Ama olmaz!</p>
<p>Bunlar hayal bile değil!</p>
<p>Hamhayal!!!</p>
<p>Öncelikli hedefin anlatmak değil zaten.. Senin tek hedefin aldığın ilmi yaşamaya çalışmak.. İlmin hakkını yaşayarak vermek..</p>
<p>Sana kimse demiyor: ‘Herkese vaaz ver’ diye.. Bana da kimse demedi.. Demez.. Çünkü OKUmayana, aklı başında olan hiç kimse ‘Git, anlat’ demez.. Diyemez… Nasıl desin?</p>
<p>Sistemin ‘S’sini görmemiş, anca kulaktan duyma, kitaptan görme bilgilerle tasavvuf lakırdısına devam eden, din hobisiyle meşgul olana ‘seslenişe vesile ol’ demezler.. Denildiği zannedilir..</p>
<p>Sesi duymamış olan nasıl SES olsun?!!</p>
<p>Sistemi OKUyan gördüğünü DİLLENDİRİR.. Sistemi OKUyamayan ise kozasında VAİZliğine devam eder.. Önüne gelene din anlatır, tasavvuf anlatır..</p>
<p>Kendini keşfedemeyen VERİCİ olduğu zanneder.. Bize zamanında ‘VERİCİ ol’ dediler.. Biz ne yaptık? O sözü aldık, şöyle tercüme ettik: ‘HERKESE DİN ANLAT,HERKESE DİN VER, TASAVVUF VER’</p>
<p>Sence doğru mu yaptık?</p>
<p>HERKESE DİN ANLATAMAZSIN!</p>
<p>HERKESE TASAVVUF HİÇ ANLATAMAZSIN!</p>
<p>Çünkü cennet; kat kat!</p>
<p>Senin ilmin, yüksek olabilir fakat sen, söylediğin değil yaptığın şeysin!</p>
<p>İlmin diyor: ‘Herkesi hoş gör’</p>
<p>Sen ise: ‘Herkes ilimle ilgilenmeli’ diyerek; içinde, çok derinlerde bir yerlerde ilimle ilgilenmeyenleri horluyorsun..</p>
<p>Yedi milyar insan var yeryüzünde!</p>
<p>Hristiyanı, yahudisi, budisti, cemaatçisi, tarikatçısı, satanisti, şiisi, sünnisi, delisi, egoisti, çucuğu, yaşlısı, kadını erkeği çeşit çeşit insan var şu yeryüzünde…</p>
<p>Hepsinin yaratılış amacı farklı farklı!!!</p>
<p>Cemaatten birine kolay gelen; insanları günahlardan korumak için cemaate çağırmak.. O’nun seviyesi bu işte! Sen bu kişiye ‘Sorgula, düşün, niye namaz, niye oruç’ vs soramazsın.. Bu soruyu sorman demek hem senin çok samimi olduğunu gösterir hem de sendeki GENELİ GÖREMEME olayını gösterir!</p>
<p>ABD’de doğup büyüseydin tüm herkese İSLAMIN DERİNLİĞİni anlatmayı bırak, İSLAMIN ŞEKİLSEL YANINI bile anlatamazdın!! Orada doğaydın ne olurdun, orası da ayrı bir konu fakat demek istediğim ŞARTLANMALARımız epey çok..</p>
<p>Hepimiz bir tırtılız.. Kelebek olmamız gerek..</p>
<p>Kozamızı delelim artık..</p>
<p>Yedi milyar, yedi buçuk milyar insandan bahsediyoruz.. Biz ise herkese CENNETLİKLERİN İÇİNDE BİLE BİR AVUÇ OLAN MUHAKKİKliği dayatıyoruz..</p>
<p>HAMALLIK YAPIYORUZ!!</p>
<p>Başkalarının düşüncelerini alıyoruz KENDİ DÜŞÜNCELERİMİZ diye pazarlıyoruz.. Hem kendimizi hem de çevremizi aldatıyoruz..</p>
<p>ÖZden konuşmak yerine İLMEL YAKİN olmak yerine, DUYMAL YAKİN olmak bize yetiyor, hatta artıyor bile.. Ne kadar DUYarsak o kadar mutlu mesut oluyoruz.. Ne kadar DUYarsak o derece HAMALLIK yapıyoruz..</p>
<p>Kitap yüklü eşeği eşkiyalar alırsa halimiz nice olur :)</p>
<p>Herkesin MUTMAİNNE olmasından falan bahsetmiyorum..</p>
<p>Demek istediğim; MUHAKKİK olmak için uğraştığını zanneden ben ve benzerlerimin MUKALLİTliği artırmak dışında bir şey yapmadığımızı anlamamdır..</p>
<p>Kimseye anlayışımı dayatmıyorum.. Sadece ‘LA İKRAHE FİD DİYN (Dinde zorlama yoktur)’ diyorum..</p>
<p>Marifet; ‘Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler’ diyebilmektir.. Şimdiye kadar lafını çok yaptın ‘Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler’in.. Fakat bu sözü yaşamına geçirmeyi düşündün mü hiç?</p>
<p>Din isteyene din anlat!</p>
<p>Tasavvuf isteyene tasavvuf anlat!</p>
<p>Çocuğa şeker ver, başını okşa, yanağını sık.. Yaşlıya hal-hatır sor.. Paraya ihtiyacı olana para ver.. Tebessüme ihtiyacı olanın yanına uğra sık sık.. Cemaatçiye, köylüye, tarikatçıya Allah korkusundan bahset, namazın, orucun faziletinden bahset.. Hristiyana O’nun penceresinden hitap et, yahudiye de.. Veya tüm diğerlerine..</p>
<p>HERKESE VERİCİ OL!</p>
<p>Avrupalıya avrupalıca, amerikalıya amerikalıca, doğuluya doğuluca, şehirliye şehirlice, köylüye köylüce, yaşlıya yaşlıca, çocuğa çocukça..</p>
<p>Lütfen herkesin göz hizasına gel.. Kimseyi horlama! ‘Hoş görelim sakızı’ karın doyurmuyor!!! Hoşu görme zamanı geldi. MUTLAK BİRLİK zamanı geldi çattı..</p>
<p>Hor görmeme ne demek çok iyi düşün..</p>
<p>Hor görmemek ‘BUNLAR DİN İSTEMİYOR, NE YAPALIM DİNLEMEZSE DİNLEMESİNLER, ZORLAMAYAYIM’ demek değildir!</p>
<p>Hoş görmek; OLDUĞU GİBİ KABUL Etmektir..</p>
<p>DİKEY YÜKSELME yaptıramazsın kimseye! Yaptıracağın şey; YATAY GENİŞLEME! Bunlar ne demek çok iyi biliyorsun.. Kimsenin imanıyla oynama.. Çok büyük vebal!!!</p>
<p>Lafı da fazla uzatmayalım..</p>
<p>Kendine iyi bak dostum.. Kendini keşfet.. İyi yönlerini, kötülerini gör.. İnsanlara insan olduğu için yaklaş..</p>
<p>Samimiyetinden şüphem yok.. Öyle olsaydı bu yazıyı paylaşmazdım.. Fakat samimiyet sonuç değil.. EVRENSEL İNSAN için belki de araç: SAMİMİYET..</p>
<p>Hadi kal sağlıcakla..</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Sevgilerle..</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Hakan TÜRKMEN</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/tirtildan-kelebege/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanîf olmadan LAK LAK yapılır!</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/hanif-olmadan-lak-lak-yapilir/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/hanif-olmadan-lak-lak-yapilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 23:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[hanif]]></category>
		<category><![CDATA[hanif olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[tasavuuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1089</guid>
		<description><![CDATA[Hanîf olmadan LAK LAK yapılır! VAK VAK diyenler de etrâfınıza toplanır! Ahmed Hulûsi, Niçin “DATA” isimli yazısında hanifliği şöyle tanımlıyor: “Hanîflik” TEK bir dışında ikinci bir varlık kabul etmemektir. Otuzuncu surenin otuzuncu ayeti de şöyle diyor: Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın) o Tek Din&#8217;e yönelt! O Allah Fıtratı&#8217;na ki, insanları onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="144" height="119" />Hanîf olmadan LAK LAK yapılır!  VAK VAK diyenler de etrâfınıza toplanır!</strong></span></h3>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ahmed Hulûsi, </strong><strong>Niçin “DATA”</strong><strong> isimli yazısında hanifliği şöyle tanımlıyor:</strong><strong> “Hanîflik”</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">TEK bir dışında ikinci bir varlık kabul etmemektir</span></strong>.</p>
<p>Otuzuncu surenin otuzuncu ayeti de şöyle diyor:  <strong><span style="text-decoration: underline;">Vechini </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(şuurunu)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> Hanîf olarak </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> o Tek Din&#8217;e yönelt! O Allah Fıtratı&#8217;na ki, insanları onun üzerine yaratmıştır! Allah yaratışında değişme olmaz! İşte bu, Din-i Kayyım&#8217;dır </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(sonsuz geçerli Sistem, Sünnetullah&#8217;tır)</span><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8230; Ne var ki insanların çoğunluğu </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(bu gerçeği)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> bilmezler.</span></strong></p>
<p>Üstad Ahmed Hulûsi <strong>“vech”</strong>i <strong>“şuur”</strong> olarak ele almış..</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Yönelme “şuur”la oluyor</span></strong><strong>.. </strong></p>
<p><strong>O şuur ki dine yöneltilmek zorunda! </strong>Ayette emredilmiş.<span id="more-1089"></span></p>
<p>Fakat yöneltmek nasıl bir şey?</p>
<p>Kim, nereye, nasıl yöneltecek?</p>
<p>Yöneltince ne olacak?</p>
<p>Yöneltmeyince ne olacak?</p>
<p>Sorular çok, fakat önemli olan soruların cevaplarını bulabilmek.. Bir şey bulmuş değilim.. Sadece yıllardır dini yaşadığını söyleyen yüzlerce insanla karşılaştım ve yeni öğrendiğim birkaç şeyden sonra kendimin de onlardan pek bir farkımın olmadığını gördüm..</p>
<p>Her zamanki gibi yine bilgi paylaşıyoruz..</p>
<p>Dîni yaşadığını söyleyen insanlar ne düşünüyorlar ki ayette bahsedilen “<strong><span style="text-decoration: underline;">Ne var ki insanların çoğunluğu </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(bu gerçeği)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> bilmezler.</span></strong>” kapsamına giriyorlar?</p>
<p>‘Dini yaşıyorum balonu’ “<strong><span style="text-decoration: underline;">Vechini </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(şuurunu)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> Hanîf olarak </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> o Tek Din&#8217;e yönelt!</span></strong>?” ayetini görmesine rağmen neden hâlâ patlamıyor?</p>
<p>Neden <strong>“Ey îman edenler! Allah’a îman edin!”</strong> diye bir ayet var? Bu ayet, neden îman edenlere inmiş? Tanrı kafirlere, münâfıklara, müşriklere <strong>“Allah’a îman edin” </strong>diyeceğine yanlışlıkla mü’minlere mi demiş? Yâni, tanrı hedefi mi karıştırmış?</p>
<p>Sorular aldı başını yine gidiyor.. En iyisi biraz da olsa cevap yazmak..</p>
<p>Anladığım kadarıyla olayın temel noktası <strong>“Varlık TEK mi ÇİFT mi?” </strong>sorusuna kendimize sormak ve gerçekçilik yakıtıyla hakikat şehrine varabilmek!</p>
<p>Eğer varlığı TEKe indirebilirsek “<em>Ben varım, ben ayrı bir yapıyım, ben mustakilim ve ben, bu ayrı yapımın TEKtan bağımsız ayrı iradesiyle, ayrı gücü ve kudretiyle dîne yöneliyorum”</em> şirk pisliğinden de kurtuluruz!</p>
<p>Allah demiş: “<strong><span style="text-decoration: underline;">Vechini </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(şuurunu)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> Hanîf olarak </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> o Tek Din&#8217;e yönelt!</span></strong>”</p>
<p>Madem bilgi kaynağında böyle bir emir var, neden “TEKin dışı var zannı”yla hareket ederek kendimizi de o dışın boş bir yerine monte ederek, kendimize hayat, ilim, irade, kudret atfederek ve de çok tehlikeli olarak bu mustakil hayat, ilim, irade ve kudretle dine yönelerek cenneti bekliyoruz ki?</p>
<p>İyiyi seçersek havuç, kötüyü seçersek sopa mı?</p>
<p>Hem <em>“Benim ayrı bir iradeM var, ben bu ayrı bir iradeM ile dine yöneliyoruM ve  kutsal kitabımız Kur’anın ‘Dileyen rabbine yönelir’ emrine uyuyoruM”</em> diyeceğiz hem de otuzuncu surenin otuzuncu ayetini hiç düşünmeden <strong>“Haniflik nedir?”</strong> onu dahi bilmeden <strong>‘Dileyen Rabbine yönelir’</strong> emrine uyduğumuzu mu zannedeceğiz? Sonra da dünya günlerinin bitmesini bekleyen cennetlikler olarak, ‘etrâfın âferin’leriyle parti tadında gezegende gün mü sayacağız?..  Aynı sahâbe gibi dimi?!!</p>
<p>Kusura bakmayın fakat bunlar din dışı şeyler..</p>
<p>Din dile gelmiş ve haykırıyor: <strong>“BANA HANİF OLARAK YAKLAŞ, YOKSA HÂLİN DUMAN!” </strong></p>
<p>Sen bu seslenişi görmezden geliyorsun!</p>
<p>Olayın özünü anlamadan Kur’anın emirlerine yöneliyorsun.. Halbuki önce iman konusunu halletmek zorundasın! Ettiğin o iman ile ameller de bulunacaksın, ki o amel <strong>“sâlih amel”</strong> olsun! Yoksa ASR’da bahsedilen <strong>“İnsanların çoğu hüsrandadır”</strong>dan çıkamazsın!</p>
<p>Sakın Mekke’yi Medine’ye çevirme, sonra çökertirsin Medine‘ni!</p>
<p>Zumer 65’te şöyle diyor: <strong>“Şirk koşarsan amellerin boşa gider!”</strong></p>
<p>Şirk pisliğinden sıyrılmadan istediğin kadar amele sarıl, fark etmez!</p>
<p>O yapılan amellerin gideceği bir yer yok!</p>
<p>Şirkten sıyrılmadan, Hanîf olmadan Kur’andaki, hadislerdeki emirleri yapmakta istediğin kadar başarıl ol, değişen hiçbir şey olmaz..</p>
<p><strong>“ÖNCE HANİFLİK”</strong> diyor Allah!</p>
<p>Hanif olmadıktan sonra istersen herkese iyi davran, kimseye zararın dokunmasın, bütün gün namaz kıl, zikir çek, hep nafilelerle vaktini geçir hiçbir şey değişmez!</p>
<p>İstersen de herkese kötü davran, kimseye faydan olmasın, hiç namaz niyaz bilme, bütün vaktini “BEN”inin, tabiatının, şartlanmalarının, duygularının sevdiği şeylerle geçir, yine hiçbir şey değişmez! Sonuç olarak gidilecek yer; cehennemdir!</p>
<p><strong>“Cehennem, herkesin güzergâh üzerindedir”</strong> denilmiş! Demek ki sen kendini doğar doğmaz cehennemlik bir halde buldun…</p>
<p>Bu halden Âdem aleyhisselam gibi pişman olarak tövbe etmelisin! Fakat önce hâlini bileceksin, göreceksin! Gördüğün zaman zâten yanacaksın, üzüleceksin vs.. Sonra diyeceksin: “<strong>Ben nefsime zulmediyormuşum”</strong></p>
<p>Eğer <strong>“Şirkten kurtul”</strong>mazsan, <strong>“Dine Hanif olarak yaklaş”</strong>mazsan kudret yurdunda ezilen taraf olursun!</p>
<p>Hikmet yurdunu değerlendirmeyen, kudret yurdunda bir değer ifade etmez! Değersizdir! Yoktur!</p>
<p><strong>Cehennem; ŞİRK TEMİZLEME YERİdir!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bak ne diyor <strong>“NOKTA”NDAKİ KUDRET</strong> isimli çok değerli makalesinde Üstad Ahmed Hulûsi:</p>
<p>“Bilim yollu, <strong>“nokta”daki kudretin</strong> kokusunu alanlar, “<strong>secret</strong>” adı altında insanlara bunu pazarlamaya kalkmışlar&#8230;</p>
<p>Tasavvuf yollu bunun kokusunu alanlar, bu kokuyla “<strong>M</strong>”lerini besleyip, kokunun ayrıcalığıyla kendilerini başkalarından üstün görme gafletine düşerek, onlara hor gözle bakmaya başlamışlar; böylece de <strong>“nokta”larındaki kudretten</strong> perdeliliği yaşamaya başlamışlardır!”</p>
<p>Yazıda bahsedilen <strong>“M”</strong>; “<strong>şirk düşüncesi</strong>”dir!</p>
<p>Varlığı bölmektir, parçalamaktır şirk!</p>
<p>Halbuki Allah, AHAD’dır!</p>
<p>Şirki kalkmamış olan, yaptığı şeylerle ancak <strong>“M”</strong>sini kuvvetlendirir.. <strong>“M”</strong>si kalkan ise <strong>“M”</strong>sizliğini yok etmeye çalışır, ki bu yazıda ondan bahsetmek biraz delilik olur..</p>
<p>Neyse, biz gelelim yapabileceğimiz şeylere..</p>
<p>Şunu demeye çalışıyorum özet olarak:</p>
<p><strong>“Dine hanîf olarak yaklaş”madan o yaklaştığımızı zannettiğimiz şeyde ilerleyemeyiz!</strong></p>
<p>Eğer Allah’a iman etmek istiyorsak, dinde ilerlemek istiyorsak önce Haniflik konusunu araştırmamız gerekiyor.. Ve şu anda bu konuyu en iyi açıkladığını düşündüğüm insan: YILMAZ DÜNDAR’dır.. Yılmaz hocamıza ait {<a href="http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3">http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3</a> } ses kayıtlarını dinledikçe olayın ciddiyetini göreceğiz ve inşallah aldığımız <strong>“haniflik bilgisi”</strong> ile, <strong>“senin ayrı bir yapın yok, sen mustakil değilsin, varlık TEKtir, senin ayrı bir gücün, kudretin, iraden söz konusu değil”</strong> anlayışı ile dine yaklaşmaya çalışacağız…</p>
<p>Yoksa <strong>“LA HAVLE VE LA KUVVETE”</strong> denildiği halde ezandaki <strong>“Hayye ale’s-Salah”</strong>tan sonra neden <strong>“La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziym”</strong> denildiği kesinlikle anlayamayız!</p>
<p>Doğrular hakikat ehlinden, yanlışlar “M”dendir!</p>
<p>Sevgilerimle..</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Hakan TÜRKMEN</span></em></strong></p>
<p>Dileyene:</p>
<p><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/nicindata.htm"><strong>http://www.ahmedhulusi.org/yazi/nicindata.htm</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/noktandakikudret.htm">http://www.ahmedhulusi.org/yazi/noktandakikudret.htm</a></strong></p>
<p><a href="http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3"><strong>http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/hanif-olmadan-lak-lak-yapilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olduğu Gibi Kabul Et!..</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/oldugu-gibi-kabul-et/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/oldugu-gibi-kabul-et/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 22:59:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[seyir]]></category>
		<category><![CDATA[seyr]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[tasavuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1081</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır bir çok insan tanıdık.. Hepsi farklı farklıydı.. Kimisi yaşını put yapmış.. Kimisi tecrübesini put yapmış.. Kimisi cinsiyetini put yapmış.. Kimisi sağdan soldan duyduklarını gerçek putu yapmış.. Kimisi çevresini put yapmış.. Kimisi burcunu put yapmış.. Kimisi bedenini put yapmış.. Kimisi kalemini put yapmış.. Kimisi parasını put yapmış.. Kimisi de tüm bunların ötesinde gerçeği objektif olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="167" height="138" /></p>
<p>Yıllardır bir çok insan tanıdık.. Hepsi farklı farklıydı..</p>
<p>Kimisi <strong>yaşını</strong> put yapmış..<br />
Kimisi <strong>tecrübesini</strong> put yapmış..<br />
Kimisi <strong>cinsiyetini</strong> put yapmış..<br />
Kimisi sağdan soldan <strong>duyduklarını</strong> gerçek putu yapmış..<br />
Kimisi <strong>çevresini</strong> put yapmış..<br />
Kimisi <strong>burcunu</strong> put yapmış..<br />
Kimisi <strong>bedenini</strong> put yapmış..<br />
Kimisi <strong>kalemini</strong> put yapmış..<br />
Kimisi <strong>parasını</strong> put yapmış..<br />
Kimisi de tüm bunların ötesinde <strong>gerçeği objektif olarak değerlendirmiş…</strong><span id="more-1081"></span></p>
<p>Aynı hikâye şu anda devam etmektedir, devam da edecektir&#8230; Bu sistem realitesidir.. Allah her şeyi bir kaderle yaratmış.. Mis kokulu gül bahçeleri olduğu gibi gübre yığınları da vardır..</p>
<p>Bizim amacımız ne bir kimseyi değiştirmek ne de ukelâlık yapıp birilerine akıl vermek.. Bizim amacımız bunlar değil.. Kendi fark ettiğimiz şeyleri paylaşmak dışında bir şey yapmıyoruz.. Bir şeyi yazdığımızda hiçbir zaman dayatma yapmadık.. Bundan sonra da yapmayacağız inşallah.. Bir şeyi anlatırken olabildiğince neden-niçinleriyle yazmaya çalışıyoruz..</p>
<p>Bâzen ‘sen dili’ bâzen ‘ben dili’ bazen ‘siz dili’ bazen de ‘biz dili’ kullandık.. Bunlar hiçbir zaman ‘bir siz var bir de biz varız’ veya ‘bir sen var bir de ben varım, size veya sana akıl vereyim, akıl verelim’ anlamına gelmemelidir.. Çünkü ortada böyle bir şey yok..</p>
<p><strong>Bir araya gelme amacımız bilgi paylaşımı dışında bir şey değildir.. </strong></p>
<p>Hiç kimsenin Allah’a yakınlığı bilemem.. Hiç kimse de benim Allah’a yakınlığımı bilemez..</p>
<p><strong>Allah’a yakınlık bilgiyle veya o bilginin açıkça ifadesiyle alakalı değildir..</strong></p>
<p><strong>Allah kalplere bakar kalplere!!!</strong></p>
<p>Bizim işimiz ‘ben yakınım, sen yakınsın, o yakın değil’ değildir.. Bizim işimiz SADECE BİLGİ PAYLAŞIMIDIR!!! Bilgimiz varsa paylaşırız, yoksa bilgisi olan birinden dinleriz.. Herkesi dinleriz ve kendi yolumuzu kendimiz çizerek sonuçlarını da paşalar gibi yaşarız.. Çünkü ancak ellerimizle yaptıklarımızın sonuçlarını yaşadık, yaşıyoruz ve yaşayacağız..</p>
<p>Elbette bilgi edineceğiz.. En nihayetinde amellerimizle bir şeyler kazanıyoruz.. Amelin anahtarı bilgidir.. O sebeple bilgiyi amel için öğreneceğiz..</p>
<p><strong>ALLAH RESULÜNÜN YURDU, entelektüel kapasiteye, kapasite katılsın diye bilgi öğrenenlerin diyarı değildir.. Bir insanın Allah Resûlü’ne yakınlığı bilgisi ölçüsünde değildir.. Yakınlık, iman ve o imanın sonuçlarının yaşanıp yaşanmadığından başkaca bir şeyle belirlenmez!!! </strong></p>
<p>Bu sebeple, kendimizi çeşitli aynalar vesilesiyle görmeye çalışalım&#8230; ‘Ne durumdayım, nereye doğru gidiyorum, eksik yönlerim, iyi yönlerim’ bunlarla uğraşalım.. İnsanlarla uğraştığımız yeter artık..</p>
<p>Herkes, bilgiye hücum ediyor.. Fakat bilgiye yönelmek yerine, mevcut bilgilerini yaşamaya çalışsalar Allah’ın öğreteceği bilgiye kapı aralarlar. Çünkü hadiste: <strong>“Kul, bildiğiyle amel ederse, ALLAH O’NA BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETİR” </strong>deniliyor.. Demek ki, her bilgilinin bilgisi, amel neticesinde oluşmamış.. Demek ki, her bilgiliyi, Allah’a yakın zannedemeyiz..</p>
<p>Allah’a yakın olanlar, bildiklerini yaşayanlar ve yaşamaya çalışanlar dışındaki kimseler değildir..</p>
<p>Kaderle kafayı yemiş diyecekler olabilir fakat yine kader konusuna gelmeden edemeyeceğim.. Çünkü <strong>“Allah’a imanın anahtarı kadere imandır!” </strong></p>
<p>Değerli dostum..<br />
Her gün onlarca, yüzlerce insan görüyoruz.. Bu insanların etiketleri vs. senin için önemli değil.. Senin için önemli olan, onların insan olduğu.. Sen çok samimiyetle onlara faydalı olmak derdindesin.. Fakat onlara faydalı olmanın ilk şartı: <strong>“ONLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEK” </strong>tir..</p>
<p>Eğer sen, insanları olduğu gibi kabul etmeyip, onları değiştirmeye çalışırsan, Allah’ın her şeyi bir kaderle yarattığını göz önünde bulundurmazsan, kadere imanlı olup olmadığını kendine bir sor derim..</p>
<p>Yukarıda bilgiden bahsedip durdum.. Amele yöneltilmeyen bilgi, insanı hem kaderden hem de amelden kopartır..</p>
<p>Bilgi peşinde koşan insan, git gide peşinde koştuğu şeyi PUT haline getirir.. Ve kendisini toplumdan soyutlar..</p>
<p>Bilgisi kadar üstün olduğunu zanneder..</p>
<p>Hiç kimsenin göz hizasına gelemez..</p>
<p>İnsanların çoğu; din, tasavvuf bilgisayarıdır.. Fakat tasavvufun ilk kıyafetini giymeden meydana çıkmışlardır..</p>
<p><strong>“Tasavvuf: Kâl ilmi değil hâl ilmidir.” </strong></p>
<p>Madem lak lak değil tasavvuf, neden hâla bilgimizi arttırmaya yöneliyoruz?</p>
<p>Olay; 10 bil, 1 yap değil ki!..</p>
<p>Bildiğin kadarını uygulamaktan geçiyor Allah dostlarına yaklaşmak..</p>
<p>&gt;&gt;&gt; <strong>Yetmiyor mu şu anda vâr olan Allah ehlinin açıklamaları?</strong> &lt;&lt;&lt;</p>
<p><strong>Neden, ‘OKUmamış insanları okuyarak OKUma öğreneceğim’ zannına kapılıyorsun ki? </strong></p>
<p>Demediler mi sana: <strong>“Yüzme bilmeyenden yüzme öğrenilmez” “Anadan doğma körden gökkuşağı târifi bekleme” </strong>diye.. Amacın OKUmaksa, OKUyan birine yapışacaksın.. OKUma bilmeyenden OKUma öğrenmiyorsun.. OKUmamış birinden OKUma öğrenilmez.. OKUmayı OKUma bilen, OKUmuş biri öğretir!!</p>
<p>Biraz gerçekçi olursan o kadar kapılar açılacak ki sana..</p>
<p>Ah biraz gerçi olsak neler değişecek?</p>
<p>Ama biz, kendimizi kandırmasını öyle çok seviyoruz ki, başımıza tokmakla vurulsa yine de vazgeçmiyoruz bu putumuzdan..</p>
<p>Kimsenin değişmesini bekleyemeyiz.. Sadece, değişecek olanlara vesile olmak için uğraşıp duruyoruz.. Allah sisteminde sihirli değneğe yer olmadığı için O’nun sebeplerinden bir sebep olmak için uğraşıyoruz.. Dilerse vesile kılar, dilerse de &#8216;bugünde bunları yazmış&#8217; dedirtir ve yine bu kullarına biraz daha dedikodu ham maddesi çıkartır..</p>
<p>Yazımızı çok değerli insan <strong>Yılmaz Dündar</strong> hocamın sözleriyle bitiriyorum:</p>
<p><strong>“Kaderi anlayan, birilerini değiştirmeye çalışmaz. Herkesi olduğu gibi kabul eder. Tanrı</strong> (Allah’tan müstakilliğini ilan etmiş, gizli müşrik), <strong>hep birilerini düzeltmeye çalışır. Narsist tanrılar</strong> (güç, kudret sahibi gizli müşrikler) <strong>hep başarılı olur.” </strong></p>
<p>Saygı ve sevgilerimle..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/oldugu-gibi-kabul-et/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ben&#8221;de Zikir Çeken Kim?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bende-zikir-ceken-kim/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bende-zikir-ceken-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 00:07:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Vehim]]></category>
		<category><![CDATA[Vehmetmek]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1046</guid>
		<description><![CDATA[DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!.. Tarikâtlarda verilen zikir formülleri günümüzde genellikle hep GENEL ZİKİR kapsamında olduğu için; gelişme sürecini de 30-40 yıl gibi çok uzun zaman dilimlerine yaymaktadır. Oysa bu özel zikir formüllerini deneyenler, kendilerinde bir-iki sene gibi, çok kısa süreler içinde büyük gelişmeler hissetmektedirler. Ahmed [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="101" height="83" />DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!..</em></p>
<p><em>Tarikâtlarda verilen zikir formülleri günümüzde genellikle hep GENEL ZİKİR kapsamında olduğu için; gelişme sürecini de 30-40 yıl gibi çok uzun zaman dilimlerine yaymaktadır.<br />
Oysa bu özel zikir formüllerini deneyenler, kendilerinde bir-iki sene gibi, çok kısa süreler içinde büyük gelişmeler hissetmektedirler. <strong>Ahmed Hulûsi</strong></em> <span id="more-1046"></span><br />
<strong>Dua ve Zikir</strong> kitabının yazılış amacı, zikir ve dua için kimseye ihtiyâcımızın olmadığını göstermek, fark ettirmek içindir. Genel zikir çekenler olabilir fakat genel zikirle ilerleme çok yavaş olmaktadır. Bunu kendileri de fark etmişlerdir zâten. O yüzden genel zikir pek tavsiye edilmez. Kişi “<em>Neden esmâ zikri?</em>” sorusuna cevap verebilirse hangi zikri çekeceğine vicdânı karar verir. Ehil denilen insanlar esâsen vicdânımızdır “<strong>etraf sensin hakikati</strong>”nce! Fakat bâzen vicdânımız sûrete bürünür!!</p>
<p>İki tür vehim var:</p>
<p><strong>Vehmin zulmeti</strong></p>
<p><strong>Vehim nûru</strong></p>
<p>Vehmin zulmetinde batmış kişi şunları düşünür: “<em>BeniM bazı özelliklerim noksan, biraz zikir çekeyiM ve güçleneyiM, eskiden yapamadığıM şeyleri yapmaya, bilemediğiM şeyleri bilmeye, duyamadığıM şeyleri duymaya, göremediğiM şeyleri görmeye başlayayıM</em>”</p>
<p>Vehmin zulmetinde olduğu halde bunu bilmeyen birisinin yaptığı zikir çalışması, kişinin egosunu güçlendirmekten başka bir şeye yaramaz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">“M”yi kuvvetlendiren her şey şerdir!</span></strong></p>
<p>Tasavvufun esas amacı “<strong>Kişiyi vehim karanlığından kurtarıp Allah’a erdirmektir. Yâni vehim nûrunun hüküm sürdüğü, “B”li yaşantıya sokmaktır!</strong>”</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Vehim nûru</span></strong> bizim için çok önemli!</p>
<p><strong>Vehim nûru, kişiyi egodan söküp alır ve Allah ahlakıyla ahlaklanma yoluna sokar</strong>!..</p>
<p>Vehmin zulmetindeykende ilerleme sağlanır fakat hangi yolda ilerleme sağlanır bunu hiç düşündük mü acabâ?</p>
<p>Düşününki etrafınızda bir insan var. Ve devamlı olarak zikir çekiyor. Zaman zaman havada durduğunu görüyorsunuz.</p>
<p>Beden kaydından çıkmış mıdır bu kişi?</p>
<p>Bence, bedene daha da mahkum olmuştur. Yaptığı şeylerle &#8220;<em>ben havada durabiliyorum</em>&#8221; dedikçe ondaki <strong>vehmin karanlığı</strong> daha da artmıştır ve Zumer sûresinin 65. âyetinin kapsamında bir insan olarak cehennemde gözlerini açacaktır, el-an öyledir.</p>
<p>Bu tip insanların varacağı en son nokta FETH&#8217;tir. Fakat Nûrâni değil FETH-i Zulmâni&#8217;dir bunlarınki.</p>
<p><strong>Madde bedene aynel yakîn kazanmıştır bu insanlar.</strong></p>
<p><strong>Termometreleri +40&#8242;ı değil, &#8211; 40&#8242;ı göstermektedir! </strong></p>
<p>&#8220;<strong><span style="text-decoration: underline;">Şirk koşarsanız amelleriniz boşa gider!</span></strong>&#8221;</p>
<p>Zikrin esas amacı dışa ispat değil &#8220;<em>dış</em>&#8221; kavramından sıyrılarak ilimde ilerlemektir.</p>
<p><strong>B sırrına ermek içindir zikir.</strong></p>
<p>İmam-ı Rabbâni “<strong>Kevnî kerâmet değil, ilmî kerâmet</strong>”ten bahseder.</p>
<p>Dünyâda mutlu olmak için değildir zikir ve dua. DünyaNda mutlu olabilirsin fakat dünyaNda diyebilir misin?</p>
<p>Burası çok ince bir nokta &gt; <strong>Dünya cehennemdedir, O&#8217;nun için uğraşanlarda! </strong></p>
<p>Zikir, daha güzel bir yaşam için çekiliyorsa, zikirdeki amaç Allah&#8217;a yakınlaşmak değildir!</p>
<p>Ha doğu felsefesini yayan insanların yaptıkları yoga vb. çalışmalara katılarak hayatı daha güzel hâle getirmeye çalışmışlar, ha müslümanların <span style="text-decoration: underline;">vehim karanlığından kurtulmak, Allah’a yakınlaşmak için yaptıkları</span> çalışmaları yapmışlar. Ne fark var?</p>
<p>Görüldüğü üzere, fark şekilde! Fakat bizim için önemli olan şekil miydi, yoksa kalp (şuur) muydu?</p>
<p>Farkınız sâdece şekildeyse, dünyada iken aynı şuuru taşıdığınız insanlarla haşr edilirsiniz, çünkü onlara benzediniz!</p>
<p>Daha fazla girmeyelim bu konuya. Diş bileyenler zâten epey fazlalaşıyor. Daha fazla koza deliciliği işlevimize devam etmeyelim.</p>
<p><em>Ahmed Hulûsi fun clup</em> üyesi olmak değildir amaç! Kişiler mâzeret olmayacak öteki tarafta. O zâtın kendisi bunu söylüyorken ve O’nu anladığını iddia edenlerin kitaplığında bulunan kara kitaplar mı cennete sokacak o kişileri?</p>
<p>Hiç sanmıyorum, hem de hiç!</p>
<p>Neyse efendim, gelelim <strong>vehim nûru</strong>na..</p>
<p><strong>Vehim nûru</strong>nun varlığını fark eden ve bu nur ile hayatına devam etmeye çalışan birisi de şöyle düşünür:</p>
<p>“<strong>Beni (egoyu, enâniyeti) güçlendiren şu şeytanlıklarımdan vazgeçmeliyim, vehmin zulmetinden sıyrılmalıyım, benin örttüğü hakikati artık açığa çıkarmalıyım, {B} ile yaşantıma devam etmeliyim.</strong>”</p>
<p>İşte bu sebeple şunu düşünmeliyiz her birimiz:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bende zikir çeken kim?</span></strong></p>
<p><strong>Vehmin zulmeti mi, vehim nûru mu?</strong></p>
<p>Eğer bu soruya doğru cevap verilirse &#8220;<strong>Halîm</strong>&#8221; esmâsının çekilme amacı halim-selim insan olmak, “öfke”yi belli etmemek değil; “öfke kavramı”ndan kurtulmaktır.</p>
<p>Zikrin esas amacı dışa ispat değil &#8220;<em>dış</em>&#8221; kavramından sıyrılarak ilimde ilerlemektir.</p>
<p>&#8220;Ben <em>öfkeMi</em> belli etmiyorum&#8221; demek için değildir zikir.</p>
<p>&#8220;Öfke&#8221;yi belli etmek muazzam bir davranıştır. Çok güzeldir fakat son nokta değildir. Çünkü yine &#8220;M&#8221; var. &#8220;M&#8221; kalkmadan bütün gün secdede dursak, amaç hâsıl olmamıştır dostlarım.</p>
<p>Öyleyse zikir <strong>&#8220;Öfke kavramı yokmuş, Fâil-i Hakîki O&#8217;ymuş!&#8221; hâline ermek ve bu bahsedilen hakıkatı dillendirmek içindir! </strong></p>
<p>İşte böylece vehmin karanlığından, Nûr’a geçiş gerçekleştirilmiş olur.</p>
<p>Veya..</p>
<p>Çok bilgim olsun diye &#8220;<strong>Alîm</strong>&#8221; esmâsını çeken, sadece <span style="text-decoration: underline;">vehmin zulmetinde daha çok batmasına sebep olan</span> &#8220;<strong>Alîm</strong>&#8221; esmâsını çeker.</p>
<p><strong>Akıllı adam kendisini vehmin zulmetinden kurtaracak olan, kurtulmasına vesile olması için &#8220;Alîm&#8221; esmâsını çeker!</strong></p>
<p>Diğer türlü, kesinlikle cehenneme gidecek olan ve sayısı da epeyce çok olan cennete gidemeyen, &#8220;<em>bilgili cehennemlikler</em>&#8220;den oluruz.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><span style="color: #000080;"><em>Hakan TÜRKMEN</em></span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bende-zikir-ceken-kim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

