<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Dua Ve Zikir</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/dua/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Zevkten Dört Köşe &#8211; 3. Bölüm</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/zevkten-dort-kose-3-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/zevkten-dort-kose-3-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 13:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Beytullah]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[Hacerül Esvet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid]]></category>
		<category><![CDATA[Mescidi Haram]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1070</guid>
		<description><![CDATA[Mescid-i Haramın revaklı kısmında oturuyoruz bir süre. Öğle namazından bu yana açılan sırlardan öylesine doluyum ki; yeni idraklerle ruhen yaşadığım gönül genişliği, bedenimde müthiş bir yorgunluk olarak kendini gösteriyor. Bir sütuna yaslanıyorum. Bitkinliğimi görünce; - Kestir biraz, diyor. - Ama burası mescid, olur mu? - Burası en emin yer, burası gönlümüz, burası bizden içre biz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img class="alignleft" src="http://www.sufizm.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="108" height="134" />Mescid-i Haramın revaklı  kısmında oturuyoruz bir süre. Öğle namazından bu yana açılan sırlardan öylesine  doluyum ki; yeni idraklerle ruhen yaşadığım gönül genişliği, bedenimde müthiş  bir yorgunluk olarak kendini gösteriyor. Bir sütuna yaslanıyorum. Bitkinliğimi  görünce;</p>
<p align="left">-  Kestir biraz,  diyor.</p>
<p align="left"><em>- Ama  burası mescid, olur mu?</em></p>
<p align="left">- Burası en emin yer, burası  gönlümüz, burası bizden içre biz. Niçin olmasın?</p>
<p align="left">Biraz kendimden geçmişim. Ne  kadar sürdü bilmiyorum ama Yatsı ezanına doğru uyandırılıyorum. Abdest tazelemek  için Babü’s- Selamdan lavabolara doğru geçiyorum. Döndüğümde Mescid-i Haram ışıl  ışıl. Büyük spotlar altında Beytullahın siyah örtüsü ve o alnında kuşaklanan  altın sırmalı şerit ruha sevinçler saçan bir armoni oluşturuyor. Siyah ve sarı  bu kadar mı birbirini tamamlarmış, hayran hayran izliyorum.<span id="more-1070"></span></p>
<p align="left">Yatsıya bu defa Rukn-u  Yemani cihetinde duruyorum. Namazdan sonra gözlerim onu arıyor.</p>
<p align="left">Arka saflardan geliyor usul  usul. Tavaf epeyce genişlediği için gerilere diz çöküp Rukn-u Yemani’ye  yöneliyoruz.</p>
<p align="left"><strong>BEYTULLAHTAN GÖNÜLE</strong></p>
<p align="left">Kabe’nin dört cenahından  ilhamla Ehl-i Beyti konuşuyorduk. Aslında gönül denen o emin, o muhteşem saraya  sığınmanın, özümüzde mevcut Beytullahla bütünleşmenin yollarını konuşuyoruz.  Ehl-i Beytten de anladığımız; Gönül Ehli. Yani gönülce yaşamın ana unsurları.  Neyi, nasıl düşünür, nasıl hisseder, nasıl uygularsak gönülce bakışın engin  huzuruna kavuşuruz?.. Arayışımız bunun için. Yoksa Kabe’nin dört cenahını sadece  dört zat ile sınırlamak değil niyetimiz. Zaten konuştuklarımız da zat adı  altında hakiki manalar!..</p>
<p align="left">Kabe’de Rasülullah’ın  selamladığı, hürmet gösterdiği, öptüğü yegane cenah; Hacer-i Esved. Bir ikinci  köşe de Rukn-u Yemani. Kabe örtüsünün sanki bıçakla kesilmişçesine çok az  açıldığı bu yeri de selamlıyor ve öpüyor tavaf edenler. Rasülullah burayı  selamlamış, burada RABBENA DUALARI nı okumuş.</p>
<p align="left">Birinci cenahta kapıdan  ilham alıp Hz. Ali (k.v) ile açılan manaları, ikinci cenahta Fatıma annemizle  doğan idrakleri konuştuk. Şimdi 3. cenahı konuşacağız. Yanımdaki zat Rukn-u  Yemani’yi göstererek başlıyor:</p>
<p align="left">- 3. ve 4. cenahın kesiştiği  yer bura. Yemen köşesi; Rukn-u Yemani. Neler düşünürsün?</p>
<p align="left"><em>- İki  cenahı birleştirip konuşacağız sanıyorum. 3. cenahı başlı başına konuşmayacak  mıydık?</em></p>
<p align="left">- Hasan’ı Hüseyin’den,  Hüseyin’i Hasan’dan ayırabilir misin?.. Rasülullah onları dizlerine oturtup  severmiş. Onun için iki cenahı bir köşede buluşturup konuşalım.</p>
<p align="left">Eyvallah,  diyorum.</p>
<p align="left"><strong>İKİ CENNET REYHANESİ</strong></p>
<p align="left">Hasan ve Hüseyin’i anlat  bana dediğimde çocuksu bir tebessüm kaplıyor simasını ve başlıyor:</p>
<p align="left">- Onları dizine oturtmuş  Efendimiz. Karşılıklı severmiş. Ve ashaba şöyle buyurmuş: <strong>“Bunlar </strong></p>
<p align="left"><strong>benim  dünyada öpüp kokladığım iki reyhanemdir. Ya Rab! Ben bunları seviyorum, sen de  sev! Bunları sevenleri de sev!”</strong></p>
<p align="left"><em>- Hasan  ve Hüseyin’i biz de seviyoruz,</em> diyorum.</p>
<p align="left">Biraz önce yüzüne yayılan  nurlu tebessüm hüzne dönüşüyor. Titrek sesle devam ediyor:</p>
<p align="left">- <strong>Efendimiz onları  severken Cebrail (as) göründü, elinde sarı ve kırmızı iki gömlek vardı. Ya  Muhammed! Onların ikisi de şehit olacak, sarıyı Hasan’a, kırmızıyı Hüseyin’e  getirdim. Giydir onları!</strong></p>
<p align="left"><em>- Tam  severken gelen habere bak!</em></p>
<p align="left">- Bize göre kötü ve korkunç.  Ama Rasülullaha göre iki goncanın da şehadet haberi bu! Ona göre müjdenin hası,  ona göre goncanın gül olup açması!</p>
<p align="left">Gözlerinden yaşlar  süzülüyor. Birden içimi kaplayan hüznün kalbimi titrettiğini hissediyorum.  Duygusal paylaşımlara girişecekken yine kesiyor:</p>
<p align="left">- Rukn-u Yemani’ye, Kabe’ye  bak. Bana bakmayacaksın. Kaç kere dedim. Gözünü ayırma Kabeden, bağını çözme  gönülden, hitaba kulak ver, seslenince özünden!..</p>
<p align="left"><strong>RAHMANDAN RAHİME, CELALDEN CEMALE</strong></p>
<p align="left"><em>- Ali  ile Rahmani boyutu, Fatıma ile Rahimiyyet boyutunu anlamaya çalıştık. Hasan ve  Hüseyin neyi temsil ediyor?</em></p>
<p align="left">- Bana sormayacaksın, soru  da cevap sende, kendinde bulacaksın o manayı.</p>
<p align="left">Hasan ve Hüseyin’in  hayatlarından ilhamla sesli düşünüyorum:</p>
<p align="left"><strong><em>- Hz.  Hasan’ınn belden yukarısı, Hz.Hüseyin’in de belden aşağısı Rasülullaha  benzermiş.</em></strong><em> İlginç değil mi?..</em></p>
<p align="left">- İlginç değil. Gayet doğal.  Yüzleri de çok benzerdi. Ama birinin belden yukarısına, ötekinin belden  aşağısına benzemesi manidar. Düşün, bir şeyler bulursun sen.</p>
<p align="left"><em>- Şöyle  düşündüm. <strong>İnsanın belden yukarısında kalp, sine ve beyin mevcut. Yani belden  yukarısı daha çok ilim, akıl, şefkat, merhamet, kısaca gönül  sembolü.</strong></em></p>
<p align="left">- Belden  aşağısı?..</p>
<p align="left"><em>-  <strong>Belden aşağısında da hemen akla gelen; ayaklar! Ayak; kudret sembolü. Ayağa  kalkıyorsanız kudretlisinizdir. İkame etmek derken dahi ayakta durmaya işaret  var !</strong></em></p>
<p align="left">- Şimdi dönelim gül  goncalarına. Hasan belden yukarıda Rasulullaha benziyordu değil mi?..</p>
<p align="left"><em>-  Evet!</em></p>
<p align="left"><em>-</em> Nasıl bir hale, duruşa sahip Hasan?..</p>
<p align="left">…</p>
<p align="left">Hz. Hasan’ın hayatına dair  bildiklerim sayfa sayfa akıyor zihnimden. Hepsini özetlemek gerek. <strong>Hikayeden  çok, satır arasında mevcut karakteri okuyabilirsem, ondan yansıyan manayı  kavramış olacağım.</strong></p>
<p align="left"><em>- Hz.  Hasan oldukça Halim. Yumuşak, şefkatli, merhametli bir zat. O bu haliyle Razı  olmuş mümin duruşunu hatırlatıyor. Razı olmuş, iç dünyasındaki kavgayı bitirmiş,  herkesle barışık, sulh ve birliği yansıtan bir zat.</em></p>
<p align="left">- Yani?..</p>
<p align="left"><em>- O  sanki Efendimizin CEMAL boyutunu almış!..</em></p>
<p align="left">- Zaten hadis var. <strong>“Bu  benim oğlum seyyiddir. Ümit edilir ki Allahu Teala onun vesilesiyle ümmetimden  iki tarafın arasını bulur.” </strong>Nasıl arasını bulmuş anlat bakalım. İslam  tarihinden hatırlıyorsundur.</p>
<p align="left">…</p>
<p align="left">Hasan ve Hüseyin’in hayatı  denince derin bir acı, yoğun bir üzüntü kaplıyor her yanımı. İnsanın hatırlamak  istemeyeceği sahneler. Dayanabilirsem özetleyeceğim.</p>
<p align="left"><em>-  Hilafet Hz. Ali’nin vefatından sonra Hz.Hasan’a geçmiş. Kufe ahalisi Hz. Hasan’a  biat etmiş. Diğer yandan Şam’da da Muaviye halife!.. Bu durum tabii ki gerginlik  oluşturacak.</em></p>
<p align="left">- Nasıl çözülmüş  peki?</p>
<p align="left"><em>-  Kufe’den güçlü bir ordu ile yola çıkmış Hz. Hasan. Diğer yandan da kalabalık bir  kitle ile Muaviye!.. Karşılaştıkları anda, Arapların dört dâhisinden biri olan  Muaviye, ince politika ile Hz. Hasan ordusunda fitne çıkarmış. Ordu içindeki  ayrışmalar ile durumun kötüye gittiğini, fitnenin ayaklanıp ayrılık oluşacağını  ve kan akacağını sezen Hasan Efendimiz Muaviye’ye teslim etmiş  hilafeti.</em></p>
<p align="left">- Niçin  direnmemiş?</p>
<p align="left"><em>- Hadis  var ya, fitne anında iki büyük grubu barıştıracak, kan akmasına mani olacak  demiş Efendimiz. O yüce Rasülün öngördüğünü icra etmiş.</em></p>
<p align="left">- Sonra?</p>
<p align="left"><em>- Sonra  kendisi Medine’ye dönmüş. Burada ikamet etmiş.</em></p>
<p align="left">- Medine halkı kınamamış mı  onu?</p>
<p align="left"><em>-  Kınamışlar, hatta “Sen başımızı yere eğdirdin, bizim utancımızsın” diyerek çok  ileri gidenler bile olmuş. Ama o şöyle demiş: <strong>AR; NARDAN HAYIRLIDIR  !..</strong></em></p>
<p align="left"><em>-  Yani?</em></p>
<p align="left"><em>-  (DÜNYADA) <strong>UTANÇ;</strong> (AHİRETTE) <strong>ATEŞTEN </strong>(CEHENNEMDEN) <strong>DAHA  HAYIRLIDIR!</strong></em></p>
<p align="left"><strong><em>…</em></strong></p>
<p align="left">Bu sözü uzun uzun  düşünüyorum. Utanç pahasına barışçı olmak!.. Aşağılanma pahasına ümmetin  selametini istemek! Hakkı olandan vazgeçmek, kendinden çok başkalarını  düşünmek.  Çok büyük, çok erdemli, çok yüce bir davranış!.. Diğerkâmlığın,  fedakârlığın zirvesi bu!</p>
<p align="left">- Hasan, Hakikat boyutunda  seyretmiş olayı. Onun için Razı olmuş ezelde Efendimiz tarafından bildirilen  sahnedeki rolüne.</p>
<p align="left"><em>-  Eyvallah!</em></p>
<p align="left">- Kendi programında mevcut  Cemali, Rızayı, Şefkati, Sulhu açığa çıkararak kulluğunu icra etmiş değil  mi?..</p>
<p align="left"><em>-  Evet!</em></p>
<p align="left"><em>- Nasıl  tanırız kendi programımızı?</em></p>
<p align="left">- Sana nelerin  kolaylaştığına bak ve tereddütsüz onları icraya koyul.</p>
<p align="left"><em>- Etraf  ne der kaygısına düşmeden değil mi?..</em></p>
<p align="left"><strong>- Kabeye  bakan, gönle yönelen etraf görmez ki zaten. </strong></p>
<p align="left"><em>-  Eyvallah!</em></p>
<p align="left">Hz. Hasan’ın ortaya koyduğu  rıza halinin neticelerini düşünüyorum. Büyük bir savaş, dehşet bir fitne  duraklamış. Ne yazık ki saltanat düşkünlerinin hırsı hiçbir zaman bitmeyeceği  için yine de rahat verilmemiş Hz. Hasan’a.</p>
<p align="left">- Ölümü nasıl Hz.  Hasan’ın?..</p>
<p align="left"><em>-  Zehirlenmiş! 40 gün hasta yatmış. Başta kardeşi Hüseyin olmak üzere Medine’liler  ne kadar zorladılarsa da kendini zehirleyeni söylememiş. Örtmüş  hep.</em></p>
<p align="left">- Kimmiş  zehirleyen?..</p>
<p align="left"><em>-  Muhtemelen Muaviye tarafı ile irtibatlı olan karısı!..</em></p>
<p align="left">- Niçin söylememiş?..  Söylese de şöyle iyi bir ceza alsaydı bunu yapan!</p>
<p align="left"><strong><em>-  Kaderini okuyanın sebeplerle işi olmaz ki!.. Kudretten seyreden Hikmete bakmaz  ki!.. Kaderini okuyan; kaderine koşar!</em></strong></p>
<p align="left"><strong>…</strong></p>
<p align="left"><strong>……..</strong></p>
<p align="left">Vakit gece yarısına doğru  ilerliyor. Gündüz ki kadar olmasa da tavaf edenlerin azaldığı söylenemez. Daha  geç vakitleri bekliyorum. Hacer-i Evsedi öpmek, Ruknu Yemaniyi selamlamak için.  Ama yoğunluk 24 saat sürecek gibi geliyor. Ben Hz. Hasan’ı anlatırken yoğun bir  tefekkürle gözlerini kapatıyor. Göz kapaklarını araladığı bir anda:</p>
<p align="left">- Vefatı ve defni  nasıl?</p>
<p align="left"><em>-  Sormasan olmaz mı? Dayanamıyorum.</em></p>
<p align="left">- Anlat, diye üsteliyor.  Anlatıyorum:</p>
<p align="left"><em>- Vefat  etmeden önce Hz. Aişe annemize haber salmış. İzin verirse dedem Rasulullah’ın  yanına gömüleyim demiş. Annemiz izin vermişler. Ama ne yazık ki Emevilerin  Medine valisi karşı çıktığı için, Baki kabristanına defnedilmiş.</em></p>
<p align="left">- Başka ne gibi özellikleri  var Hasan’ın?</p>
<p align="left"><em>- Neleri  yok ki?..15 kere hac yapmış. Hem de yürüyerek gitmiş Medine’den Mekke’ye… 47  yıllık ömre 15 hac sığdırmak! Sonra çok hayırsever. Çok cömert. Malını öyle bir  dağıtırmış ki; iki kere elinde hiçbir şey kalmayasıya fakir  düşmüş.</em></p>
<p align="left">- Vecizelerinden,  öğütlerinden hatırladığın var mı?</p>
<p align="left"><em>- Onu da  siz lütfetseniz.</em></p>
<p align="left">Biraz düşündükten sonra ilim  hakkındaki sözünü naklediyor: <strong>“İlim için çalışınız! Ezber zorunuza gidiyorsa  yazınız. Yazdıklarınızı evlerinize de taşıyınız!”</strong></p>
<p align="left"><em>-  Yazdıklarını eve götürmeyi iki türlü anladım.</em></p>
<p align="left">- Nasıl, aç  bakalım.</p>
<p align="left"><strong><em>-  Yazdıklarını, ilmini gönlüne yerleştir, hazmet ve uygula birinci anlam. İkincisi  de dışarıda kendin bir şeyler okuyup öğrenmişsen bunu eşinle, çocuklarınla,  akrabanla, komşunla da paylaş!</em></strong></p>
<p align="left">- Güzel…</p>
<p align="left">Biraz da Hüseyin’i konuşalım  diyor ayağa kalkarken.</p>
<p align="left"><em>- Madem  ki Hüseyin ayaklanmanın, kıyamın, direnişin, ikamenin sembolü, onu ayakta  konuşacağız. Boş boş ayakta durmayalım gel girelim tavafa.</em></p>
<p align="left"><strong>GÖKLERİN VE YERİN SÜSÜ</strong></p>
<p align="left">Saat gecenin 02 sini  gösterirken tekrar tavafa dahil oluyoruz. Gündüz ki kadar olmasa bile akış hız  kesmiyor. Ama biraz daha rahat dönüyoruz şavtları. Son şavtta Rukn-u Yemanide  duruyoruz. Diz çöküp altın halkalara tutunarak açıyor Hüseyin  bahsini:</p>
<p align="left">- Hüseyin hakkında  Kerbela’ya işaret eden hadis var değil mi?..</p>
<p align="left"><em>- Evet  Rasulullah önceden bildirmiş.</em></p>
<p align="left">- Hasan’ı öğrendik, Hüseyin  hakkında neler doğar gönlüne?..</p>
<p align="left">Kabenin 3. vechine ellerimi  dayıyorum. Örtüden yayılan koku misk ü amber gibi. Avuçlarımı açıp ellerimi  yapıştırdım Kabeye!</p>
<p align="left"><em>-  Hüseyin, Hasan gibi infak ehli. O da bulduğunu dağıtmış etrafa. Paylaşımı  zirvede yaşamış. Babası Hz. Ali’nin bedeni kuvveti sanki Hüseyin’e  geçmiş!</em></p>
<p align="left">- Sadece bedeni kuvveti  mi?</p>
<p align="left"><em>- Kudret  ve İradesi de. Elbette ilmi de.</em></p>
<p align="left">- Başka?..</p>
<p align="left"><em>-  Rasülullah CELAL yüzünü Hüseyin’den göstermiş ümmete. Sorgulayan, nebevi  düsturlar çerçevesinde hesap soran ve İslam adına demir yumruk olunması lazımsa  o yönüyle de öne çıkan bir mücahid Hüseyin!</em></p>
<p align="left">- Yani şeriatin, kulluk  boyutunun hakkını vermede oldukça hassas değil mi?..</p>
<p align="left"><em>-  Elbette.</em></p>
<p align="left">- Rasülullah GÖKLERİN VE  YERİN SÜSÜ demiş Hüseyin’e… Bunu nasıl anlarsın?..</p>
<p align="left">- Bilmem, pek bir şey  gelmiyor aklıma.</p>
<p align="left">&#8230;</p>
<p align="left">Yanımızdan bizi sıkıştırarak  geçişiyor müminler. Sıkışmak yada ezilmek gibi bir kaygımız yok. Ehl-i Beyt  sırrını açan zat Rukn-u Yemaniyi çocuğunu okşayan bir baba gibi okşayarak şöyle  diyor:</p>
<p align="left">- Süs; güldür. Gül, aşkın  sembolü! Gül, kırmızı. Gül; Rasülullahın özü! Kırmızı gül demetleri yayılır  Hüseyin’in yüreğinden. Yayılır da ümmete şehadet ve kıyam bilinci baki kalır!..  Gül; Muhammedi bahçenin en hoş çiçeği. Semanın ve arzın, bilinç katmanları ile  bedeni kuvvelerin birleştiği, kişinin tek noktaya odaklandığı yerdedir Gül.  Beşeriyetin insaniyetle bütünleştiği anda doğar Şehadet. İşte o zaman açar gönül  gülleri.</p>
<p align="left">…</p>
<p align="left">Şimdi bir başka dünyadayız.  Bir yanıyla kan ve gözyaşı, diğer yanıyla kıyam ve şeriat! Bir yanıyla cennet  gülleri, diğer yanda yürekten sızan kanla tazelenen yara! Söz Kerbela’ya geldi  dayandı. Şimdi o anlatıyor:</p>
<p align="left">- Şam’da hüküm süren  saltanat odaklı hilafet, Medine’de yaşayan Hüseyin’e huzur vermeyecektir.  Kendisine yönelik komploları duyunca ailesi ve sevenleri ile birlikte emin yere;  Mekke’ye göç eder Hüseyin. Burası emindir, en azından burada cana kastedilmez  diye düşünür.</p>
<p align="left"><em>- Rahat  bırakırlar mı peki?</em></p>
<p align="left">- Bırakmazlar. Birkaç defa  hacı kılığında suikastçılar yollanır Hüseyin’i öldürmek için! Bunlar yakalanır,  kurtulur ama artık burada da eminliğe darbe vurulacağını sezmiştir.</p>
<p align="left"><em>- Ne  yapar peki?..</em></p>
<p align="left">- Sevenlerini, ileri  gelenleri toplar ve onlara bir konuşma yapar:</p>
<p align="left">“ Korkarım ki biz buradayız  diye gözünü hırs bürüyenler Kabe’nin, Mescidi Haramın izzetine, eminliğine de  kast edecekler! Bizim yüzümüzden Beytullaha halel gelmesin! Biz buradan  ayrılıyor ve şehadete yürüyoruz!”</p>
<p align="left">İleri gelenler, yapma, gitme  dedilerse de Hüseyin: “ Korkmayın! Şehadetimizi biliyoruz. Dedem Rasülullahın  hadislerinden biliyoruz. <strong>Biz zulme rıza göstermeme, haksızlığa baş kaldırma  geleneği başlatmak için gidiyoruz</strong>” der ve ailesi, çocukları, ehlibeyt  sevenleri ile yola çıkar!</p>
<p align="left">Kerbela denen mevkide  kalabalık bir ordu kendisini kuşatmaya alır. Biat et, baş eğ çağrılarına karşı  çıkar. Günlerce susuz ve çaresiz kaldıktan sonra çemberin iyice daraldığı  günlerde bir gece vakti çevresindekileri toplar ve :” Bizim sonumuz malum!  Sizler bizimle kalmak zorunda değilsiniz. Size kırılmayız. İsteyen yurduna  dönebilir.” Der.</p>
<p align="left">Bu sözler üzerine çoğunluk  tekrar bağlılık gösterirken, bir kısım menfaat ehli gece oradan ayrılır. Ertesi  gün ailesiyle birlikte Şehadet şerbetini içer Hüseyin!..</p>
<p align="left"><strong>Saltanata, arza egemen olmak isteyen ego kökenli hırslara baş  kaldırmaktır Hüseyni duruş! Egona başkaldırırsan erersin  Şehadete!..</strong></p>
<p align="left">…</p>
<p align="left">O bunları kâh gözyaşları kâh  iştiyak dolu bir imani heyecanla anlatırken Rukn-u Yemani hakkında zihnimde  şimşekler çakıyor.</p>
<p align="left"><strong>RUKNU YEMANİ; NİÇİN AÇIK?</strong></p>
<p align="left"><em>- Rukn-u  Yemani kısmında Kabe örtüsü neden açık?</em></p>
<p align="left"><em>-</em> Kıblenin henüz Mescidi Aksaya dönük olduğu günlerde Rasülullah namazı buraya  dönerek eda etmiş. Buraya dönünce Kabe ve Kudüs aynı doğrultuya geliyor ve aynı  anda ikisine de yönelmiş oluyor.</p>
<p align="left"><em>- Aksa;  en uzak demek. Harem de en mahrem, en içsel. Yani bu tavrı; insanın varacağı en  uzak algı ile en iç hissedişin birliği diye düşünebilir miyiz?.. Uzak  boyutlarla, dışarıdaki geniş alanla; afakla, içte olanın, enfüsün bütünleşmesi  diyebilir miyiz?..</em></p>
<p align="left">- Deriz de Hüseyin ve  Hasan’ın fonksiyonunu unuttun!..</p>
<p align="left"><em>- Haaa o  da şu; Hasan’la öne çıkan Rıza, Hüseyin’le öne çıkan İkame hali bizde birleşirse  Ruknu Yemaniye yöneliş kemal bulur diye düşündüm.</em></p>
<p align="left">- Ama asıl düşündüğün bu  değildi, daha basit bir imaj yakalamıştın?..</p>
<p align="left">Hayret gene içimi okudu.  Evet, yakalamış ama söylememiştim. Şimdi vakti geldi:</p>
<p align="left"><em>- Rukn-u  Yemanide Kabe örtüsü bıçakla kesilip oyulmuş, yaralanmış gibi.</em></p>
<p align="left">- Yani?..</p>
<p align="left"><em>- Hasan  ve Hüseynin şahadetini söyler gibi…</em></p>
<p align="left">- Daha başka?..</p>
<p align="left"><em>- Razı  bir kul olmanın, şeriatin hakkını vermenin; göze alınması çetin bir mücadele ve  hal olduğu!.. .Ölümü, sınırsız vermeyi göze alanların hakiki kul  olacağı!…</em></p>
<p align="left">&#8230;</p>
<p align="left">Bu ifadelerimle mest  olduğunu seziyorum. Ruknun bir başka boyutunu açıyor:</p>
<p align="left">- Yemen’e dönük bu köşe!  Yemen deyince neler gelir akla?..</p>
<p align="left">Bunu ondan dinlemeliyim. Siz  buyurun nolur diye ısrar ediyorum. Açıklıyor:</p>
<p align="left">- “Rabbim bana Yemen  tarafından bir delikanlı suretinde göründü” diyor Efendimiz. Bir de büyük  velilerden Üveys El Karani (ks) Yemen’li… Bunları da unutmayalım. Ve düşünelim  tabii Yemen’le işaret edileni.</p>
<p align="left">…</p>
<p align="left"><strong>A’MADA SEYRETTİK ALEM İÇRE ALEMİ</strong></p>
<p align="left">Rukn-u Yemaniden Hacer-i  Esvede geliyoruz. Hacer-i Evsedi öpmek artık kolay. Çünkü yoğunluk epeyce  azalmış. Öpüyor ve başımı sokuyorum cennetten gelen taşa. Tavaf seline kendimizi  bırakıp Makam-ı İbrahim karşısında kıyama duruyoruz.</p>
<p align="left">- Gözlerini yum,  diyor.</p>
<p align="left"><em>- Ama  namazda göz yummak caiz değil, secde mahallini görmeliyim.</em></p>
<p align="left">- Gözlerini yum ve ben aç  diyene kadar da açma!</p>
<p align="left">Gözlerimi yumuyorum. Tavaf  selinden yayılan dönüş hışırtısı, etraftan gelen sesler ve kalabalığın etkisi  bir anda kalkıyor omuzlarımdan. Aç dediğinde gözlerimi açıyorum. Ama her yer  alabildiğine karanlık.</p>
<p align="left">- Şimdi salata  dur!</p>
<p align="left"><em>- Ama  kıbleyi göremiyorum, ne yana duracağım?..</em></p>
<p align="left">- Sus, dış gözünle değil,  kalp gözünle göreceksin şimdi. Yönler, köşeler, cenahlar bitti artık. Yüzünü ne  yana dönersen kıble orası şimdi!..</p>
<p align="left">Baştan ayağa üşüyorum.  Yapayalnız ve alabildiğine karanlıktayım. Sonra birden alev alev sıcaklık  sarıyor her yanımı. Ne düşünce, ne hayal, ne akıl, ne aşk, sanki hepsi nötrlendi  şimdi. Tekbir aldığımda madde kayıtlarından sıyrılmış, hafiflemiş gibiyim. Sanki  ayaklarım yerde değil. Dış gözle görmekten geçtim. Ya içimde hissettiklerim?  Hepsi durdu. Bambaşka bir şey oldu.</p>
<p align="left">Eda ettiğim iki rekat  salattan selamla çıktığımda yine Makam-ı İbrahim önündeyiz. Yanımdaki zat son  sözlerini söylüyor:</p>
<p align="left">- Buraya kadardı. Ben  gidiyorum. Bunu al, beni hatırlarsın!</p>
<p align="left">Başımı döndüğümde yok artık.  Gitmiş. Göremiyorum. Elimde yeşil bir mendil. Çevresi kırmızı işlemeli bir küçük  ve nazenin bir hatıra.</p>
<p align="left">Anlıyorum. Kimdi, niçin  geldi?.. Anlıyor ve tam sevinçten uçuyorken yan taraftan bir çocuk el atıyor  mendile. Pakistanlı bir hacının çocuğu. 4-5 yaşlarında. Kendi lisanınca onu bana  ver, dercesine çekiştiriyor. O bana muhteşem bir hatıra diyecek oluyorum, sonra  vazgeçip veriyorum.</p>
<p align="left">Zat gitmekle kalmıyor,  hatırası da gidiyor.</p>
<p align="left"><strong>Benliğimle, nefsimle sevdiğim, övünç duyduğum ne varsa alınıyor bu  yolda.</strong></p>
<p align="left">Kabe’ye bakıyorum tekrar  tekrar! Hacer annenin tevekkülü, İbrahim babanın feragati, İsmail atanın  teslimiyeti dökülüyor zemzem çeşmesinden!&#8230;</p>
<p align="left">Kana kana içiyorum…</p>
<p align="left">Ab-ı hayat  niyetine…</p>
<p align="left">
<p style="text-align: right;"><strong><span style="color: #000080;">Mehmet Doğramacı<br />
<a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr Yazınız Hk.">dogramacimehmet@gmail.com</a></span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/zevkten-dort-kose-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başka Telden mi çalıyor ?..</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/baska-telden-mi-caliyor/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/baska-telden-mi-caliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 18:52:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Başka Teldenmi Çalıyor?]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Vird]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[Zikr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1059</guid>
		<description><![CDATA[İçini sıkan konuları dost bir gönülle paylaşmak, aklına takılanlara cevap aramak üzere arkadaşının bilişim marketine doğru uzandı. İkindi çayı içecek, ince belli bardaktan buğulanan buharlar eşliğinde koyu muhabbetler yudumlayacak, sevgi demleyeceklerdi. Hoş beşten sonra aklına takılan, ruhunu sıkan konuyu açtı: - Dualarım kabul olmuyor azizim! Okumadığım vird, çekmediğim zikir kalmadı ama olmuyor! Allah bazılarına yağdırıyor, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.sufizm.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="79" height="96" />İçini sıkan konuları dost bir gönülle paylaşmak, aklına takılanlara cevap aramak üzere arkadaşının bilişim marketine doğru uzandı. İkindi çayı içecek, ince belli bardaktan buğulanan buharlar eşliğinde koyu muhabbetler yudumlayacak, sevgi demleyeceklerdi.</p>
<p>Hoş beşten sonra aklına takılan, ruhunu sıkan konuyu açtı:</p>
<p><strong><em>- Dualarım kabul olmuyor azizim! Okumadığım vird, çekmediğim zikir kalmadı ama olmuyor! Allah bazılarına yağdırıyor, bazılarına kıstıkça kısıyor diyeceğim ama, bu da isyan olur, tövbe tövbeee… Aklım ermedi bu işe…</em></strong></p>
<p>Arkadaşı onu anlamlı gözlerle süzdükten sonra söze girdi:<span id="more-1059"></span></p>
<p>- Benim evde emektar bir PC var. Ama, hiç şikayetim yok. Ne istedimse veriyor bana. Hangi konuyu arasam buluyorum netten, ne yazmak istesem, ne düzenlemek istesem alabiliyorum. Kullanmasını bilirsen, en sıradan PC bile derya be kardeşim…</p>
<p>İçinden “Bilişim işlerine çok daldı, aklı fikri işinde, ben ne diyorum o ne diyor, ya sabır!” diye hafifçe kızarken arkadaşı devam etti:</p>
<p>- Mesela word programı. Ben sadece düz yazı yazardım. Meğer ne çok fonksiyonu varmış wordun. Geçen gün benim ilkokula giden oğlana sordum. Dizgi- Mizanpaj dahi yapılıyormuş wordde. Soracaksın azizim, PC’n varsa çekinmeyecek, en iyi nasıl kullanırım diye soracaksın…Elindeki PC yi kullanmayı öğreneceksin…</p>
<p>Çaylar keyifle içilirken bizimki duramadı patladı:</p>
<p><em>- Ya, ben duam kabul olmuyor, kafamda sorunlar bitmiyor diyorum sen PC diyorsun! Bu kadar da dünyaya tapılmaz ki arkadaş. İçin dışın bilgisayar olmuş senin.</em></p>
<p>Gevrek bir kahkaha patlattı bilişimci. Peşinden de kahvecinin çırağına seslendi:</p>
<p>- Çayları tazele oğlum, muhabbet var, şenlik varrrr!</p>
<p>İkinci bardaklar gelirken devam etti:</p>
<p>- Şu bizim müşterileri de anlamam hani. Ya Hu, bilgisayar alırlar, yanında kullanım kılavuzu veririz, garanti veririz, servis hizmeti daim var, evlerinde çözebilecekleri basit arızalar için olmadık kişilere avuç dolusu para dökerler. Gene de verim alamazlar bilgisayarlarından.</p>
<p>Bizimki biraz düşüncelere dalsa da aynı yerde idi:</p>
<p><em>- Bak azizim. Anladık, işini seviyorsun, iyi de biliyorsun. Bana caka satmayı bırak da derdimle ilgilen!.. Ne zikirler yaptım, ne virdler okudum, ne nafileler kıldım. Olmuyor, olmuyor, olmuyor!&#8230; Bir yerde bir şey eksik ama ne, bilmiyorum… Dışarı bakıyorum, ben kadar ibadeti olmayan cennet yaşıyor, bense her gün azaptayım, niye?&#8230;</em></p>
<p>Dostu bu defa aheste aheste devam etti:</p>
<p>- Vallahi beni başkalarının bilgisayarları hiç ilgilendirmiyor. Kim neye sahip, işlem hızı yüksek mi, son teknoloji mi, onunla da işim olmaz. Ben elimdeki bilgisayardan en yüksek verimi almaya çabalıyorum, şükür alıyorum da…</p>
<p>Bizimki bu defa tırnaktan kızdı ve patladı:</p>
<p><em>- Konuya gel konuya!&#8230; Allah niye bana vermiyor?&#8230; Neyim eksik?.. İbadetse ibadet, hayırsa hayır, iyilikse iyilik, daha ne?! </em></p>
<p>Bilişimci, gene aynı üslupla devam etti:</p>
<p>- Bilgisayarım arızalandı mı ben imalat hatası aramak kolaycılığına başvurmuyorum. Çünkü bu üretilmiş, testlerden geçmiş, olması gereken tüm programlar yüklenmiş, yani bana tastamam teslim edilmiş. Bozukluk varsa sonradan, gene benden sebep olmuştur, derim.</p>
<p>Arkadaşı bozulmaya başladığını açıktan belli ediyordu:</p>
<p><em> </em></p>
<p><em>- İstersen ben kalkayım sen başkalarının kafasını ütüle, bilgi- işlem konferansı ver ha?</em></p>
<p>Bilgisayar diliyle konuşan onu sakinleştirdi</p>
<p>- Kızma Cancağızım. Az sabret hele. Şu konuyu bir bitireyim. Ne diyordum?</p>
<p><em>- Benden sebep olmuştur arıza dedin.</em></p>
<p>- Hay ömrüne bereket. Evet, PC lerde arıza genelde kullanıcı hatasından oluşur. Rastgele yerlerden program indirirler, her önüne geleni uzman gibi dinlerler, dediklerini PC lerine yüklerler. Sonra da programlar çorba olur…Bilgisayar kasılır, yavaşlar, istenen verimi vermez…</p>
<p>Bizimki kendi sorusundan vazgeçti ve istemeye istemeye arkadaşının dilinden konuşmaya çalışarak lafa karıştı:</p>
<p><em>- Başka neden işlemez bilgisayar?</em></p>
<p>- Asıl sebep virüsler, trojanlar, spamlardır… İnternet kullanıyorsan, korunma programların yoksa, rast gele her siteye de giriyorsan, fark etmesen de virüs akar makinene&#8230; Onları zahiren göremezsin. Derinlemesine analiz yaparsan hepsi bir bir sökülür… Sökülünce de kullanım rahatlar, istediğini alırsın… Ama virüs nerede, neyi kasıyor, onu da anlamak bilgi işidir. Anlamazsan programcıya kızar, kasayı yumruklar, lanetler okursun!&#8230;</p>
<p>Son çaylar biterken iyice sıkılan bizimki müsaade istedi:</p>
<p>- Bana müsaade çay için teşekkürler.</p>
<p>Arkadaşı:</p>
<p>- Müsaade senin. Yalnız şunu unutma! Verdiğin komut bilgisayarında gerekli veriyi çekmiyor, istediğin programı çalıştırmıyorsa mutlaka virüs vardır azizim… Bunun için kimseye kızmaya gerek yok. Derinlemesine bir analiz, iyi bir antivirüs her şeyi çözer… Tıkır tıkır işler olur bilesin, diye hatırlatmayı unutmadı!&#8230;</p>
<p>Bizimki bilişim marketten çıkarken derin bir ohhh çekti. Bir yandan da söyleniyordu:</p>
<p>- Ne olacak? Sonradan görme!&#8230; Nefesinin koktuğu günleri biliriz… Herif ukala ukala akıl satıyor. Aklı fikri bilgisayar olmuş. Ben ne diyorum o ne diyor?.. Başka telden çalıyor!&#8230;</p>
<p style="text-align: right;">Mehmet DOĞRAMACI</p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@hotmail.com">dogramacimehmet@hotmail.com</a></p>
<p style="text-align: right;">03.11.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/baska-telden-mi-caliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rüyayı Hayra Yormak  !.. (2)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/ruyayi-hayra-yormak-2/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/ruyayi-hayra-yormak-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2008 21:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[Hayr]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Rüya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=749</guid>
		<description><![CDATA[1.Bölüm NIÇIN DUA, NASIL DUA?.. Dostum; dua konusunda epeyce yorum, degerlendirme yapıldı. Dagarcıgındakilere ilave degil de farklı pencereden bakalım istiyorum. Duayı sadece “elleri birlestirip Rabbinden bir seyler istemek” diye düsünmek, bu muhtesem, sırlı mekanizmayı o noktaya indirgemek içime sinmiyor. Isteklerin karsılanması diye görmek de sırrı fark etmeye yetmez. Hadise, Ayete bir daha bakalım derim. DUA [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="style66" style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/ruyayi-hayra-yormak-1/">1.Bölüm</a></strong></p>
<p class="style66"><strong>NIÇIN DUA, NASIL DUA?.. </strong><img class="alignright" style="float: right;" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="126" height="168" /></p>
<p>Dostum; dua  konusunda epeyce yorum, degerlendirme yapıldı. Dagarcıgındakilere ilave                       degil de farklı  pencereden bakalım istiyorum.<br />
Duayı sadece  “elleri birlestirip Rabbinden bir seyler istemek” diye düsünmek, bu                       muhtesem, sırlı  mekanizmayı o noktaya indirgemek içime sinmiyor. Isteklerin                       karsılanması  diye görmek de sırrı fark etmeye yetmez. Hadise, Ayete bir daha bakalım                       derim.</p>
<p><strong class="style66">DUA MÜMININ SILAHIDIR! </strong>Vurulmak istenen bir hedef var, ona  kilitleniyor, 12 den                       vurup gayeye  eriyorsun! Zahir manadan öze inelim. Hadiste silah kelimesi SILAH olarak                       geçiyor. Oysa  silahı ifade eden baska kelimeler de var Arapça’da. Burada özellikle SILAH                       kullanılmıs.  Niye ki?&#8230;</p>
<p>Silah; <strong>S</strong>A<strong>L</strong>A<strong>H</strong>A  kökünden. Hani sulh &#8211; selamet derkenki sulh ile aynı kök! Sulh; barıs,                       anlasma. Ötede  kimse yok ki anlasma yapasın! Kimle sulh? Özünle, Kendinle, Rabbinle!                       Dua; iç dengeni  kuran, Hakikatinle barıstıran mekanizma! Zahir manaya baglı                       düsünecegim  dersen silah niyetine de alabilirsin. Benligi vuracagın iyi bir silahtır Dua!</p>
<p><strong class="style66">DE KI; DUANIZ OLMASA RABBIM  SIZE NE DIYE DEGER VERSIN? </strong>Düsünülesi bir  ayet.<br />
Dua ile deger  kazanmamız ilginç! Ötede biri yoksa deger veren kim? Kur’anda<br />
Allah-Ilah-Rab  kelimelerinin özel manalar için seçildigini biliyoruz. Deger veren; Rabbim.<br />
Yani; duanın  hakkını verirsem özümdeki Rabbani kuvveleri degerlendirebilecek, onları                       açıga çıkararak  Öz Degerimi; Yaratılıs Gayemi, Halife Sırrını fark edecegim!<br />
<strong>&#8230;</strong><br />
Basa dönersek,  el açmadan da öte nasıl dua edelim? Acizane, <strong>FIILI DUA </strong>bizi asıl                       gayeye tasımada  çok etkin diye düsünüyorum. Fiili Dua ne? Bize kolaylasanlara bakıp;                       Hakkın Rızası,  Rasülullah’ın Sefaati için KULLUGUMUZUN HAKKINI VERECEK GAYRETE,                       HIZMETE AZAMI  ÖLÇÜDE KOSMAK, ADANMAK!</p>
<p>Dua hakkında  söylenecek söz çok! “Kullugu icra ederken el açmayı, istemeyi unutursam                       ne olur?” diye  sorabilirsin mesela! Bunu da ileriki günlerde konusalım insallah.</p>
<p class="style66"><strong>BIR DUADIR YASAMAK</strong></p>
<p>Fiili Duanın;  Rızaya daha çabuk götürecegini zikretmistik. Kullugun hakkını vermek bunun                       temel dinamigi.  Fiili Dua için önce kendini fark etmek; yaratılısça kendine kolaylasanları                       belirledikten  sonra insanlıgın hayrına olmak üzere o özelliklere yogunlasmak esas.<br />
“<strong>Iyi ama,  herkesin kabiliyeti aynı degil, sessiz- kendi halinde kalanlarımız da var,  onlar                       ne yapsın</strong>? ”  diyebilirsiniz. Islam; Kolaylık Dini. Fiili Duada ilmi, kabiliyeti az olanın da                       ortaya koyacagı  sey çok. Hadis-i Serif genis bir alan açıyor: <strong>“ Ya Ögreten, ya  Ögrenen,</strong><strong>ya Dinleyen,  yada Bunları Seven ol! Besincisi olma, helak olursun! ”</strong></p>
<p>Rasülullah(s. a.  v) kabiliyete göre halleri sıralamıs, açık kapı bırakmayarak dört gruptan                       birinde yer  alanın kârını, hariçte kalanın hüsranını, helakini isaret etmis. Kendimize                       kolaylasanın  hakkını vermek için geceyi gündüze katarken; el açıp dua etmeyi unutursak                       ne olur? O  konuda su hadis özel bir mustu: <strong>“Rabbinin yolunda gayretle çalısana Allah,</strong> <strong>istedigini  verdigi gibi istemeyi unuttuklarını da bahseder!.. ”</strong><br />
<strong>&#8230;</strong><br />
Peki ne  isteyelim? Kendimize isteyebilecegimiz ne varsa isteyelim ama bana  Rasülullah’ın                       kusandıgı hâl  sırlı geliyor: Dogarken <strong>Ümmetim</strong>, Yasarken Ümmetim, Mi’racta Ümmetim                       dedi, hep  Insanlık için istedi! O hali okuyabilen Hak Dostları kendilerine bir sey                       isteyememis.  Kendinden geçen, benligi oda veren kendine isteyebilir ki ?..</p>
<p>Allah’ım!  Rasülullah’ın Ümmeti neyi istiyorsa en güzeliyle onlara ihsan eyle!..</p>
<p class="style66"><strong>RABBINI SEYIR</strong></p>
<p><strong>“O gün bir  takım aydınlık yüzler vardır; Rablerini seyrederler” </strong>(Kıyame- 22, 23)                       RABBINI SEYIR  konusuna takılmıstı. Sufi; ANda yasardı. O gün bugündü. Öyleyse nasıl                       seyredebilirdi?  Yazlık ayakkabı almak üzere magazaya ugradı. Seçimini yaptı keyifle.<br />
Çıkarken magazada  oturan bir ihtiyar seslendi:</p>
<p>- Ayakkabın  oldu, sevindin!<br />
- Eeee evet,  hosuma gitti tabii, dedi kekeleyerek. Ihtiyar devam etti:<br />
- <strong>Benlik dolu  bir sevinç! Nefsini bir güzel yemledin. </strong>Simdi iyice azar, ejderha  kesilir!..</p>
<p>Neler  söylüyordu, dervis mi, meczup mu, kimdi? Ihtiyar içini okurcasına devam etti:<br />
- Bir de Rabbini  Seyretmek ha?&#8230; Sen kiiiiim Rabbini Seyir kiiiim?..</p>
<p>Beyninden  vurulmusa döndü. “<strong>Nolur devam et, Rabbimi nasıl seyrederim</strong>?” dedi.<br />
- Çocuga  ayakkabı alacagız. Paran var mı?..</p>
<p>Var, dedi. Spor  ayakkabısı alıp çıktılar. Asagı mahalledeki gecekonduya gelince kapıdan                       seslendi  ihtiyar: “<strong>Kızıııım oglanı dısarı yolla</strong>! ” . Küçük çocuk elinde topu ile kosarak  geldi.</p>
<p>Paketi açıp: “  <strong>Al bunlar senin</strong>” dediler. Sevinçten havalara zıpladı çocuk. Geri dönerken                       ihtiyar sordu:<br />
- Gözlerine  baktın mı? Simasını seyrettin mi?..<br />
- Evet gördüm,  pırıl pırıldı sevinçten.<br />
- Ona ayakkabı  verirken ki sevincin mi daha çok, kendine alırkenki mi?<br />
- Onu görünce  içimi degisik bir sevinç, tatmadıgım bir huzur kapladı.<br />
<strong>- Gördügün  Rabbinin Vechiydi! Gözlerinde gülümseyen Allah’tı! Okuyup</strong><strong>ezberlemeyle  varılır sanırsın! </strong><strong>VERMEKLE VARILIR ALLAH’A! MÜMINLE KAFIRIN</strong><strong>FARKI IMAN;  MÜMINLE MÜNAFIGIN FARKI INFAKTIR!.. </strong><strong>Infak ettikçe Rabbini</strong> <strong>Seyredersin!..</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p class="style66"><strong>MIHENK TASI</strong></p>
<p>Kuyumcuların  kullandıgı bu siyah tas; üzerine sürülen altının degeri, ayarı konusunda                       sasmaz bir  ölçüdür.</p>
<p>Hakikat yolunda  yürürken bir takım haller seyredecek, söylemler isiteceksiniz. Yeri                       gelecek; dînî  yorumlarda bakıs farklılıkları görecek; “<strong>Kim dogru söylüyor, kimin çizdigi yol                       Hak</strong>?” diye  tereddüt geçireceksiniz. Baskasında degil kendi içinizde yasayacaksınız bazı                       açmazları. Bu  durumda ne yapalım?..</p>
<p>Bütün madenleri,  bütün cevherleri sevin ve yararlanın!.. Ama aradıgınız altın ise; pırıl prıl                       paslanmaz  Hakikat ise; altın diye sunulan görüs, hâl, bakıs ve söylemleri alın elinize ve                       sürün mihenk  tasına!.. O size neyin Hak, neyin Sırat-ı Müstakim çizgisine uygun                       oldugunu  söyleyecektir. Hakikat yolunun Mihenk Tası ne mi? Cevabı Kur’an versin: “Le                       kad kane leküm  fi Rasulillahi üsvetün hasenetün limen kâne yercüllahe velyevmel ahıra                       ve zekerallahe  kesîra” (Ahzab-21) <strong>“Yemin ederim ki, muhakkak ki sizin için; Allah’a</strong><strong>ve Ahirete  ümit besleyip de Allah’ı çokça Zikredenler için Allah’ın Resulünde pek</strong><strong>güzel bir  örnek vardır!”</strong></p>
<p>Kur’an-Sünnet  elimizde ise; biricik örnek, yegâne ölçü Rasülullah(a. s)! Mihenginiz O                       olduktan sonra  endiseye mahal yok. Yeter ki duygusallıkla demire altın islevi yüklemeye                       kalkısmayın!  Yeter ki madeninizi degil mihenginizi ölçü alın!</p>
<p class="style66"><strong>NEYI AYIKLIYORUZ?</strong></p>
<p>- Annem pirinç  ayıkladı.<br />
- Ali Dayı  tarlada zehirli otları ayıkladı.<br />
- Montaj sefi  çekim hatalarını film üzerinde ayıkladı&#8230;<br />
&#8230;<br />
Bunlar normal ve  alıstıgımız seyler. Dün duydugum bir ayıklama ile saskına döndüm:<br />
<strong>Hadislerdeki  Kadına Siddet ve Asagılama içeren ifadeler ayıklanacakmıs. Hatta bu</strong><strong>hadisler artık  kitaplarda geçmeyecekmis!&#8230;</strong></p>
<p>Kadına siddete,  asagılamaya hiçbir mümin taraftar olamaz!&#8230; Siz bunun altındaki bütün                       sebepleri tahlil  ettiniz de suç hadislerde mi kaldı?&#8230;<br />
<strong><br />
Kendinize gelin  Efendiler! </strong>Rasülullah’ın hadislerinde yanlıslık görmek, Onun bazı                       sözlerinden  utanmak, huzursuzluk sebebi saymak öyle mi? Silkelenin ve kendinize                       gelin!&#8230;<br />
<strong><br />
Ya Rasülallah  biz seni çok seviyoruz! </strong>Anlayamadıgımız, derununa varamadıgımız bazı                       hadislerini  anlamamız için bizden Sefaatini esirgeme Ya Rasülallah!</p>
<p>Muhammedi  muhabbetle zihni, fikri açılanlardan eyle bizi.</p>
<p class="style66"><strong>HAZIR MISIN?</strong></p>
<p>Tasavvuf;  Benlikten Arınma, Sistemi Okuma, Allah Ahlakı ile Ahlaklanmadır diye                       konusuyor,  müzakere ediyoruz. Bunlar iyi konusulursa iyi yasamıs oluruz gibi bir zehaba                       kapıldıgımızın  farkında mısınız?</p>
<p>Gerçek hiç de  öyle degil! Konusmakla, anlamakla is bitmiyor. Ya nasıl dönüyor çark?..<br />
<strong>Benlikten  arınmak </strong>mı istiyorsun ? Kisilik adına sahiplendigin, önemsedigin ne varsa  yara                       alacak! Makam,  itibar, bilgi, uzmanlık, kariyer vb. deger(!)lerine darbe vurulacak, hazır                       mısın?<br />
<strong><br />
Tevazu </strong>mu istedigin? <strong>Gururunu  oksayan her sey biçilecek. </strong>Bilirken bilmez, anlarken                       anlamaz,  öndeyken geride görüntüsü vermek durumunda kalacaksın. Hatta tevazuun                       cehalet  sanılacak da çevrendekiler basına ögretmen kesilecek. Katlanabilecek misin?<br />
<strong><br />
Allah Ahlakı</strong>? Söylemesi  kolay, ama yasamı ? Zalimle Mazluma, Cahille Alime, Zenginle                       Fakire Allah’ça  bakmak, yorumsuz seyretmek öyle mi? Millet hırsızı, katili, düzenbazı                       kötülerken sen  tutup; “Onların varlıgı da sistem geregi” diyeceksin öyle mi? Yürek ister!..</p>
<p>***</p>
<p>Unutma; <strong>her  istedigin; o mananın zıddı bir sınav sahnesi ile gelecek. Deneyimlemen,</strong><strong>anladıgını  yasayabilmen için!.. </strong>Bil ki; Hakikat ucuz degil. Ucuz olsa Yunus  söyle der                       miydi?</p>
<p>“<strong>Dervislik  olsaydı tac ile hırka / Biz de alır idik otuza kırka</strong>”</p>
<p class="style66"><strong>MUTLULUK NEDIR ?</strong></p>
<p>- Isler bir  açılsa degme keyfime. Ama nerede, piyasa ölü kardesim!<br />
- Emekli olup  çocukları da evlendirdim mi benden mutlusu yok!<br />
- Sınavı bir  kazansam, beni kimse tutamaz.<br />
- Bir türlü yüzüm  gülmedi, hep çile, hep dert.<br />
- Çevrem beni  bir anlasa, daha mutlu olacagım.</p>
<p>Mutluluk nedir  sorusuna aldıgım cevaplar aynı eksende dönüyor. Isler yoluna girerse,                       idealler  gerçeklesirse, çevre anlayıs gösterirse, basarılı olunursa mutlu oluyor  insanlar.</p>
<p>Acaba mutluluk  bu mu? Mutluluk her seyin tıkırında gitmesi mi?</p>
<p>Dünyanın en  mutlu insanı kim sizce? Süphesiz Alemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s. a. v)                       Dogmadan yetim,  6 yasında anneden, 8 yasında dededen mahrum. Tebliginin Mekke’de                       ki 13 yılı  Iskence, Boykot, Dıslanma, Tehdit&#8230; Medine’deki 10 yılı Savas ve Açlık!..</p>
<p>Bu nasıl  mutluluk Allah Askına?!&#8230;<br />
Ne dersiniz,  mutluluk anlayısımızda bir sakatlık mı var?!..<br />
Yoksa mutluluk  daha farklı bir sey mi?..</p>
<p class="style66"><strong>KOPYALA AMA YAPISTIRMA!</strong></p>
<p>Beynin çalısma  mekanizmasına göre insan; yeni karsılastıgı olay, kisi yada fiilleri eski                       birikimlerinden  kopyalama suretiyle degerlendirir. Birikimlere kıyas etmek                       degerlendirmenin  önünü açtıgı kadar, idraki geriye de hapsedebilir! Bu durumda kıyas;                       anlamaya  yardımcı olmak yerine kalın bir perdeye dönüsür. Yanlıs yargılar, süpheler,                       dedikodu, suizan  ve hatta iftira- bühtan derecesine varan azaplar bundan dolayı                       yasanır. En agır  bedel ise Hakikatten gafil olmaktır.</p>
<p>Tarih;  insanların kopyala, yapıstır kolaycılıgı sebebi ile hakikati anlasılamayan  olay, kisi                       ve fiiller  mezarlıgıdır.</p>
<p>Kopyala,  yapıstırla degerlendirmek, karsıdakine degil degerlendirene perde çeker! Kıyas                       mekanizmasını  isletirken yeni dogusları- yeni olusları fark edebilme yürekliligi                       gösterenler;  azabı saadete, kötüyü iyiye, narı nura, cehennemi cennete                       dönüstüreceklerdir.  Etraftan yardım almak, eskiden kopya etmek yerine SADECE ALLAH                       diyerek  Hakikatine yönelenler sıradan insanların MUCIZE- KERAMET dedigi, aslında gayet                       dogal olan  isleyis boyutlarını kesfetmisler.</p>
<p>Kopyalayın ama,  her zaman yapıstırmayın. Gaflet, üzerinize bir yapısırsa sıyrılmak hiç de                       kolay degildir.  Yeniyi, HASBUNALLAH- SÜBHANALLAH diyerek yorumsuz seyredenlere                       selam olsun!</p>
<p class="style66"><strong>BİLSE!..</strong></p>
<p>- Geçmisteki  fiilleriyle bugününü olusturdugunu bilse <em>“<strong>Içim acıyor, insanlardan  darbe aldım</strong>”</em> diyerek kimseyi  suçlamayacaktı&#8230;</p>
<p>- Sistemin yerli  yerince isledigini, mekanizmada haksızlıgın muhal oldugunu bilse, <em>“<strong>Bana </strong></em><strong><em>haksızlık  yaptılar</em></strong><em>” </em>diye üzülerek geceler boyu depresyona girmeyecekti.</p>
<p>- Basarı ve  Yapmak kavramlarının benlik- sirk koktugunu bilse <em>“<strong>Basaramadım,  yapamadım</strong>”</em> diye  sorumluluklar altında ezilerek yıkılmayacaktı.</p>
<p>- Gayret edenin  himmet bulacagını, marifetin iltifata tabi oldugunu bilse <em>“<strong>Dünya; torpil</strong></em><strong><em>dünyası,  gariplere fırsat verilmiyor</em></strong><em>” </em>demeyecekti.</p>
<p>- Adandıgı seyin  sadece Allah olması gerektigini bilse, vuran kisiler görülse de asıl                       vuranın  isleyisini inkar ettigi sistem oldugunu bilse <em>“<strong>Beni en yakınlarım  ardımdan vurdu,</strong></em><strong><em>oysa onlara  ömrümü adamıstım</em></strong><em>” </em>diye kimseye sitem etmeyecekti.</p>
<p>- Her birimin  sadece kendi idrakini ortaya koydugunu, kimsenin kimseye anlayıs                       gösterme  zorunlulugunun olmadıgını bilse, <em>“<strong>Esim ve çocuklarım bile beni anlamadı</strong>” </em>diye  çöküntüye  ugramayacaktı.</p>
<p>- Her yıkılısın  yeniden insa oldugunu bilse, yalnızlıga itildiginde AHADIYET ve SAMEDIYET                       kapısında oldugunu  bilse, <em>“<strong>Yapayalnız, kimsesizim</strong>” </em>diyerek perisan  olmayacaktı.</p>
<p>***</p>
<p><strong>“Bildigimi  bilseydiniz&#8230;” </strong>buyurdu Rasülullah! Bilseydik Ona Ümmet olmakta, Rabbimize                       Kullukta ihmal  gösterir miydik?&#8230;</p>
<p class="style66"><strong>SOHBET EDER MİSİNİZ?</strong></p>
<p>Sözlü Kültürden  geliyoruz. Yazılı ana kaynaklarımız az. Konusmayı, dertlesmeyi                       seviyoruz. Belki  de bu yüzden kitap okumak bizim gibi toplumlarda fazla ilgi görmüyor.</p>
<p>Hakikat Yolunun  öncelikli metodu; sohbet. Erkam’ ın Evindeki sohbetlerle teblige baslıyor                       Rasülullah (s.  a. v). Daha sonra Mescid-i Nebevi’de sürüyor halkalar. <strong>Ashab- Sahabe</strong> kelimesinin bir  anlamının da SOHBET EDENLER demek oldugunu biliyor muydunuz?</p>
<p>Rasülullah’ı  dinlerken: “Basımızın üzerinde kus varmıs da uçuverecekmis gibi dikkat                       kesilirdik”  diyor Sahabe. <strong>Kelâma kulak verenler; Kemâle erisiyor! </strong>Ne var ki günümüz                       insanına  dinlemekten çok, bildigini satmak daha sevimli geliyor.</p>
<p>Televizyonla  baslayıp, bilgisayar- internetle devam eden enformatik bombardıman;                       sohbeti  katletti!.. Kitaplarınız, internetiniz, yazısmalarınız olabilir. Ama mutlaka  sohbet                       etmelisiniz!  Sadece ilmin degil; hâlin, yasantının, feyzin yansımasıdır sohbet. Kelâm                       etmeseniz de bir  araya gelmeli, görüsmeli, kucaklasmalısınız. <strong>Yüregin yürekle, beynin</strong><br />
<strong>beyinle takviye  edildigi manevi sarj dinamosudur sohbet meclisi. </strong>Yunus, sohbetle                       açılan sırları  söyle fısıldar:<br />
Sohbet cânı  semirtir, hem âsıkın ömrüdür                       Sohbet Çalab’ın  emriyle, erenin himmetidir.</p>
<p>***</p>
<p>Kim ki bir dem  sohbet ola, müftî-müderris mât ola                       Bir ilâhî devlet  ola, ondan içen oldu bâki.</p>
<p class="style66"><strong>SIRLI BIR METOT</strong></p>
<p>Insanların  çogunlugu sıkıntı dönemlerinde kisilere basvurur. Kiside çare aramak; çözüm                       bekleyen isler  için hatırlı kimseler devreye koymak, genellikle benimsenen islevsel bir                       metot.  Kınamıyorum, bu da Sunnetullah dahilinde dogal bir vakıa.</p>
<p>Dikkât çekmek  istedigim; sırlı bir yöntem! Ne var ki çok az insan bunu kesfedip                       uygularken  çogunluk perdeli kalıyor.</p>
<p>Kisilerle  sorununuz mu var? Çözüm isteyen isler çıkmaza mı girdi? Yakın çevrenizde bazı                       arkadaslarınızla  gerilim mi yasadınız? Hayati bir konuda, düzeyli bir referans mı lazım?</p>
<p>Bos verin!  Alısılmıs yöntemleri atın kenara! Kimseye açılmayın! Kimseden yardım                       istemeyin! <strong>Sabredin,  Tevekkül edin</strong>, <strong>Razı </strong>olarak <strong>Seyredin</strong>! <strong>Teslim olun </strong>sunnetullahın                       akısına! Illa  açmak lazımsa; kutlu vakitlerde gözyaslarıyla imzalı mektuplar yazın                       Rabbinize!.. O  sizi dinleyecek ve mutlaka cevabın en güzelini verecektir!</p>
<p>Delil mi?  Bıçaktan kurtulan Ismail; çölde zemzem bulan Hacer; Zindandan Saraya                       yürüyen Yusuf!  Ve iskenceyle çıkarıldıgı Mekke’ye Fetihle dönen Efendimiz Hz.                       Muhammed (s. a.  v)!..</p>
<p><strong>“Sadece sana  kulluk eder, sadece senden yardım dileriz” </strong>(Fatiha-4-5) sırrını  fark                       eden; sebepleri  asıp müsebbibe yönelen; kisilere degil <strong>SADECE AMA SADECE ALLAH’A</strong><strong>YASLANANLARA  SELAM OLSUN!..</strong></p>
<p class="style66"><strong>ÜMMETİM</strong></p>
<p>Alemlerin  Efendisi (s. a. v) için söylenmis çok bilinen bir söz: “<strong>Dogarken Ümmetim,                       yasarken  Ümmetim, Mi’racta Ümmetim, ölüm anında Ümmetim dedi. Mahserde de  Ümmetim  diyecek</strong>!”</p>
<p>Bu sözü hiç  düsündünüz mü?.. Ümmet; genis kitle demek! Kur’an, kuslar ve diger                       hayvanlar için  de ümmet tabirini kullanır. Terim anlamını genisleterek düsünürsek                       YARATILMISLARIN  TAMAMI; ÜMMET diyebiliriz!..</p>
<p>Niçin Efendimiz  “<strong>ümmetim</strong>” diyor? Her güzel seyi niye ümmetine istiyor? Ömrünü ümmete                       hakikâti fark  ettirmeye adaması neden ?..</p>
<p>Kisisel Gelisim,  NLP ya da Farkındalık seminerlerinde çokça söylenen bir olgu; <strong>Mutlu</strong><strong>olmak  istiyorsanız MUTLU ETMEYE ÇALISINIZ! Hakiki Mutluluk VERMEKTIR! Hakiki</strong><strong>huzur PAYLASMAK  ve BASKALARI IÇIN KOSMAKTIR!..</strong></p>
<p>“ <strong>Ya Rabbi bana  ver</strong>! ” sözüne kıyasla “<strong>Rabbim ümmete, insanlıga, baskalarına bol bol                       ver</strong>! ” diye dua  etmeyi Ümmet kavramı çerçevesinde çok anlamlı buluyorum!..</p>
<p><em>“<strong>Kendim için  istiyorsam namerdim</strong>” </em>sözünü samimiyetle söyleyenlere, Ümmete adanmayı                       yasam ilkesi  olarak seçenlere, istenecek BENi bir kenara iterek <strong>Biz kavramındaki Biri</strong> fark edenlere,  kendisi dısındakileri kendinden gayrı görmeyenlere; Ümmetim diyen Rasül’   ün izinde  yürüyenlere selam olsun!..</p>
<p class="style66"><strong>NASİP</strong></p>
<p>Adam kölesi ile  sehre iner pazar yapmak için. Ezan okununca köle namaz için müsaade                       ister ve camiye  girer. Saatler geçip de çıkmayınca Efendisi içeri seslenir:</p>
<p>- Heyyy! Niçin  gelmiyorsun seni dısarı salmayan mı var?</p>
<p>- Evet efendim  bırakmıyor.</p>
<p>- Kim o  bırakmayan?</p>
<p>- Seni içeri  almayan kuvvet beni de dısarı bırakmıyor efendim!&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Hakikat yolunda  fark ettiginiz bazı gerçeklerden sonra insanların ugrastıgı sorunlar,                       halleri,  gidisatları size garip gelecek. Dertleri, sorunları kolayca çözümlenecekken  niçin                       göremiyorlar  diye üzüleceksiniz. Tavsiye ve destek için canhıras biçimde gayret                       edeceksiniz.</p>
<p>Öneriler güzel.  Sabrı ve Hakkı tavsiye de farz! Aman dikkat, her sey nasiple! Sakın                       sistemi  zorlamayın!.. Unutmayın ki; içeri almayan da O, dısarı salmayan da!&#8230;</p>
<p>Içeri  girmeyenler de en az girenler kadar güzel diyebiliyorsanız ne mutlu size!..</p>
<p class="style66"><strong>ETRAF SENSİN!&#8230;</strong></p>
<p>Yakın  görüstügünüz yada hayatta karsınıza çıkan kisileri hiç düsündünüz mü?<br />
Sevdikleriniz de  var, begenmedikleriniz de. Hatta is icabı beraber olmak zorunda                       kaldıklarınız  da. Elinizde olsa bazısı ile yüz yüze gelmek bile istemezsiniz, ama nedense                       sürekli  karsınıza çıkarlar, kopamazsınız! Düsündünüz mü sebebini ?..</p>
<p>Bir süre önce  tanıstıgım iki sahsı düsündüm. Biri olgunluk, tevazu, hilm, askla dolu                       tecrübeli bir  gönül insanı. Digeri coskun, hareketli, nefsiyle mücadele azminde,                       alabildigine  delikanlı! Bu ikisi neden karsıma çıktı ?!..</p>
<p>Geldigim nokta;  Ikisini de ben dogurdum! Biri ulasmayı arzuladıgım maneviyatın, digeri                       geride  bıraktıgım hallerin somutlasmasından baskası degil! Inanın böyle!.. Ister  negatif,                       ister pozitif  görün, sizinle olanlar sizden baskası degil! Kimi olumsuzluklarınızın, kimi                       bastırılmıs  güdülerinizin, kimi ideallerinizin, kimi gayelerinizin, kimi asmanız  gerekenlerin                       sahsilesmis  örnekleri! Çekim yasası geregince siz çektiniz onları! Kendinizi tanıyın diye!</p>
<p>Etrafımdakiler;  benim! Etrafımı benimsiyor, dogurduklarımı seviyorum!<br />
Çünkü kendimi  seviyorum!&#8230;</p>
<p class="style66"><strong>AİT OLMAK MI ?..</strong></p>
<p>Sehirlerarasımola  yerinde çaylarını yudumlarken aidiyet duygusunun insan için olmazsa                       olmazlıgından  bahis açıldı.</p>
<p>Herkes sırayla aidiyetlerini dile getirdi:<br />
- Benim için  memleket mühim! Hemserilerimi görmezsem rahat edemem.</p>
<p>-Ailem her  seyim! Onlar için yasarım.</p>
<p>-Sevdigime canım  feda! Her seyim O benim.</p>
<p>-Isime asıgım!  Beni hayata baglar isim.</p>
<p>-Akrabalar ve  es- dost olmadan asla! Bunalıma girerim çevrem olmazsa.</p>
<p>-Bilimsellige  tutkunum! Bilimsel olanın haricindekiler açmaz beni.</p>
<p>Aykırı  çıkıslarıyla bilinen pat diye girdi söze:<br />
-Kelepçeleriniz,  prangalarınız mübarek olsun! Sırat Köprüsünde ayaga dolanan kancalar                       varmıs hani?!  Kancalarınızı sevdiniz demek?..</p>
<p>Ötekiler  bozuldu. “<strong>Nasıl yani, aidiyetlerimiz kötü mü</strong>? ” dediler. Bizimki devam etti:<br />
-<strong>Rasulullah <span class="style67">(s.  a. v)</span> nereye aitti? Sizin gibi aidiyetleri var mıydı</strong>? Neden “<strong>dünyaMIZ</strong>”                       yerine  “<strong>dünyaNIZ</strong>” demeyi tercih etti?..</p>
<p>Kalkıs anonsu  duyulurken ekledi:<br />
Mola yerine  yapısan; otobüsü kaçırır! Dünya; Ebediyet Yolcusunun molasından baska bir                       sey degil!..</p>
<p class="style66"><strong>NEREDE, NASIL, KİMİNLE ?..</strong></p>
<p>Tasavvufla  ilgilenenler temel kavramları bilir, bakıs açılarını onlarla genisletirler.  Mertebe,                       Esma, Batini  Mana, Sünnetullah vb konular ana eksen. Bunları tabii ki bilecek, tefekkür                       edecegiz. Dikkat  çekmek istedigim; tasavvufun nerede, nasıl, kiminle yasanacagı?..</p>
<p>Bu is sadece  okumak, yazmak ve sohbet olsaydı yüzlerce Veysel Karani, binlerce                       Mevlana, sayısız  Yunus’lar seyrederdik! Çok azlar degil mi?</p>
<p><strong>Bu is; yasamdır  efendim, kavram edebiyatı degil!.. </strong>Nasıl yasanır? Sizde, sizinle, simdi!</p>
<p>Talep ettiginiz  idraki ve çevrenizde gelisenleri paralel baglarla düsünün! <strong>Idrak;</strong><strong>çilesiyle,  nimet; belasıyla geliyor! </strong>Kuliste senaryo tekrarı kolay! Sahne performansı                       hiç de öyle  degil! Kavramlarla erilse; Veliler çile çekmez, oturur kavram ezberlerdi!</p>
<p>Ötede degil;  evinizde, isyerinizde canlı sahnelerle gelecek talep ettikleriniz! <strong>Öze</strong><strong>talipseniz, öz  çıkana dek yontulacak, sıkılacaksınız! </strong>“Rabbin kalemle yazmayı   ögretendir”  sırrını isteyen; yontulacak ki kalem olsun! Kalemsiz yazılmaz, okunmaz!</p>
<p>Yontulmaya,  sıkılmaya razıysanız su gerçegi hiç unutmayın:<br />
<strong>Binanın  saglamlıgı; teknik raporla resmiyet, depremle hakikat kazanır!</strong></p>
<p>Deprem  basladıgında ayakta kalanlardan olmanızı niyaz ederim.</p>
<p class="style66"><strong>TERSİNİ HESABA KATIN!</strong></p>
<p>Insan; neyi çözümlerse  çözümlesin, yeterince çözemedigi unsur yine kendisi! “<strong>Kalıp                       düsünce ve  algılarından kurtulduk</strong>” dedigimizde bile kalıplar var, fark edemedigimiz!</p>
<p>Fikir üreteni; o  fikri en iyi yasayan olarak kabul de bir kalıp! Biri, ilmin                       vazgeçilmezliginden  bahsetse; Onu alim sayar çogunluk. Biri “<strong>Hedefe varmak için rehber                       lazım</strong>” dese; iyi  rehber oldugu zannı uyanır! Kim neyi dillendiriyorsa onu en iyi O yasar                       diye kabul  ederiz. Acaba öyle mi? Geçenlerde bir psikolog tersini söyledi:</p>
<p>- Kisinin  yogunlastıgı seye dikkat edin! Gündemde tuttugu konu; zaafı yada dinmemis  özlemi olabilir!  “<strong>Ego kötüdür</strong>”, diyenin suur altında güçlü bir ego, “<strong>Tevazu olmazsa                       olmaz</strong>” diyenin  derununda kibir ve hükmetme arzusu uyuyor olabilir!..</p>
<p>Bu ilginç tespit  sunları düsündürdü:<br />
- Kimseyi  gözünde idollestirme, beserdir!<br />
- Tâbi olacagın  sey Ilimdir; Alim degil!<br />
- “<strong>Insan;  dilinin altında saklıdır. Konusturun ne oldugunu söylesin</strong>!” (Hz. Ali)<br />
Zaafın bilinsin  istemiyorsan, susabildigin kadar sus!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p class="style66"><strong>HARİKA BIR ANTİVIRÜS</strong></p>
<p>Beyninde bir  dizi sorunla daralmıs, hiçbir seye odaklanamaz olmustu. Ne duygusunu ne                       de aklını  kullanabiliyordu. Insanlar, iliskiler, gelismeler gönlünü kilitliyordu,  bilgisayarı                       bozan virüs  gibi.</p>
<p>Iyi bir  antivirüs olsa, gönlüme yüklesem, benligim temizlense diye iç geçirdi. Sonra  güldü                       kendi kendine;  bilgisayara antivirüs yüklenirdi ama suura ne yüklenebilirdi ?..</p>
<p>&#8230;<br />
Uykuya daldı.  Rüyasında tarihi bir bedestendeydi. Yazılım satan dükkana gitti ayakları.</p>
<p>Nur yüzlü  satıcı:<br />
<strong>- Antivirüs  arıyorsun degil mi?<br />
- Evet</strong>, dedi  heyecanla. .</p>
<p>Bir dizi program  çıkarıp tanıttı:<br />
- <strong>Bak bu  RIYAZAT. Müthis temizler. Kullanımı zor. Herkes kaldıramaz! Su ILIM. Pahalı                       degil ama  gayret, sebat ister. Bosluk affetmez</strong>.</p>
<p>Daralmıstı:<br />
- <strong>Ucuz,  zahmetsiz bir sey yok mu</strong>?</p>
<p>Adam anladı,  gülümseyerek:<br />
- <strong>Var! Verdiklerimin  çogu suuruna yükleyemedi. Kaldırmadı kapasiteleri. Dene istersen.<br />
Ücret istemem.  Hediyem olsun</strong>.</p>
<p>Dükkandan  sevinçle çıkarken ambalajdaki yazıya baktı:<br />
&lt; Bu program;<strong> IMAN- EDEPSALIH                       AMEL- HALIS  NIYET- FEDAKARLIK</strong> ile desteklenerek kullanılırsa bilinci tüm                       virüslerden  temizler. Hiçbir hakkı mahfuz degildir. Bolca kopyalanabilir. &gt;</p>
<p>Etiketi açıp  programın adını okudu:<br />
<strong>SEVGI!..</strong></p>
<p class="style66"><strong>NEYİ ISKALADIK</strong></p>
<p>Kanuni’yi  elestirdik Hürrem’e tutuldu diye. “<strong>Cihan padisahında sevebilecek kocaman bir                       yürek varmıs,  hükümranlık otoritesine kalbini feda etmemis</strong>” diyemedik!<br />
&#8230;</p>
<p>Kays, Leyla için  çöllere düstü. Mecnun dediler. Mecnun deli demekti. Sevmek delilikti!<br />
Mecnun olmasa  edebiyat arsivleri, ölümsüz eserler kimi referans alacaktı, görülmedi!..<br />
&#8230;<br />
Yusuf (as) öne  çıktı da Züleyha kerih görüldü! Evrensel bir sahsiyetin yogrulmasında<br />
Züleyha’ nın  payını önemsemedik! Züleyha’ yı; saldıran, nefis kölesi bir kadın saydık!..<br />
&#8230;<br />
Ferhat dagları  delerek su getirmisti Sirin için. Hayat veren bengisunun özden fıskırması                       için Sirin sevgilinin  askı; motor güç idi. O gücü göremedik!..<br />
&#8230;<br />
Alemlerin  Efendisi Hümeyra’ sını seviyordu. Gece Medine sokaklarında kosuya çıkacak                       kadar! Onun  içtigi yerden içecek, yedigi yerden yiyecek kadar. Efendimiz Onun                       hücresinde  kanatlandı ukbaya! Ravza; Aise’ nin hücresi! Islam Tarihi okuduk ama                       okuyamadık Hz.  Muhammed (sav) ile Aise-i Hümeyra askını!..<br />
&#8230;<br />
Sevgiyi  ıskaladık dostlar!..<br />
Akıl, mantık,  realite dedik ıskaladık sevgiyi!&#8230;<br />
Sevebilecek  cesaret sahiplerine selam olsun!<br />
Ask olsun!..</p>
<p class="style66"><strong>SESLER</strong></p>
<p>Her fiil ve  düsünce, anında kayda geçip SERIÜL HISAB geregi karsılık almak üzere kader                       planımızda  yerini alır. Kisi, tugla örercesine yarınını bina eder. Kah mayın döser, kah                       diken eker, kah  gül diker kendi levh-i mahfuzuna!..</p>
<p>Tuhaflık su ki;  mayın patladıgında kim dösedi diye kızar etrafa! Bahçesini dikenler                       sarınca komsu  bahçıvana öfke kusar! Güller açtıgında saskına döner!..</p>
<p>Yasam; özdeki  sesler arasında tercihtir. Akıl- Mantık kısıtlı açıları ile seslenirken Nefis-                       Ego, “<strong>Senden  iyisi yok, yürü aslanım</strong>” diye yalakalasır! Ikisi de hakikati yansıtmaktan                       uzaktır.</p>
<p>Bir üçüncü ses  var içimizde; VICDAN! Yalan söylemez, torpil geçmez! Onun sesiyle rota                       alanlar;  sasırmaz! Kader bestesini vicdan notasından okuyan; daimi salat yasar!</p>
<p>Vicdan nedir mi diyorsun? Vicdan; Özündeki Allah!.. Allah; yalandan beri ve adil! Üzülmek, yıkılmak ve de ziyana ugrayanlardan olmak istemiyorsan kulak ver o sese!</p>
<p>Dinle ve derhal  geregini yap! Yaltaklanan egona, ukala aklına prim vermeden!<br />
Allah’ı  dinlemezsen ne mi olur?<br />
Aklından bile  geçirme!..</p>
<p class="style66"><strong>SEVMEK; BENZEMEKTİR!</strong></p>
<p>Imam Malik (rh.  a) Medine Ekolünün; Rasülullah ögretisine sıkı sıkıya baglı Sünnet                       Ekolünün öncüsü.  Günlük hayatta ve yorumlarında önceligi; Hadisler!<br />
Bir ziyafete  davet edilir. Yemegin sonunda kavun ikram edilir. Herkes büyük olarak                       Imamın  baslamasını beklerken o yerinden kalkar, kapıya yönelir. Ziyafet sahibi: “<strong>Ya                       Imam bir kusur  mu ettik, ne oldu ki</strong> ?” diye sorar.</p>
<p>Imam:  “<strong>Rasülullah’ın kavun- karpuz yeme adabını henüz bilmiyorum. Hadislere                       bakacagım, O  nasıl yemisse öyle yemeliyim. Sevgimin geregi bu</strong>! ” buyurur.<br />
&#8230;</p>
<p>Hz. Ömer (r. a)  umre yapıyor. Hacer-i Evsede gelince mırıldanır: “<strong>Ey Kara Tas!..                       Rasulullahı seni  öperken görmeseydim vallahi yüzüne bakmazdım. Madem o öptü, ben                       de öpüyorum</strong>! ”</p>
<p>***<br />
Iki muhtesem  sevgi- baglılık örnegi okudunuz! Efendimizin bildirdiklerini bilim tasdik                       edince  seviniyoruz. Ya henüz bilimin kesfedemedikleri? Ya küçük ayrıntı sandıklarımız?                       Nasıl  davranacagız?..</p>
<p>Iman;  bütünlüktür, parçalanma kabul etmez! Ask; kendinden geçip, O olmaktır! Iman                       ve sevginizin icabı  olarak sorun kendinize; YASANTIM, BAKISIM NE KADAR ONA BENZIYOR?</p>
<p>Sevmek ;  benzemektir! Binlerce salavat olsun Sevgilime!</p>
<p class="style66"><strong>HILFUL FUDUL ÖLDÜ MÜ?</strong></p>
<p>Kız çocuklarını  diri diri gömen, riba, tefecilik, ihtikar vb akla hayale gelmedik asagılık                       davranıslarla  esfel- i safilinde yasayan Mekke müsrik toplumunda dahi hayırlı bir olusum                       vardı: Hılful  Fudul Cemiyeti. Yani ERDEMLILER BIRLIGI, FAZILETLILER DAYANISMASI.<br />
Faziletli  insanlar çesitli kabilelerden bir araya gelir; iyilik- güzel ahlak örneklerini                       yasatmaya gayret  ederlerdi. Allah Rasülü (s. a. v) 30 lu yaslarda bu cemiyete aktif olarak                       katılmıstır.</p>
<p>Yıllar sonra  Medine’de eski günleri yad edenler sorar: “Müsriklerdeki hılful fudule ne                       dersiniz Ya  Rasülallah ? ” Efendimiz beklenmeyen bir cevap verir: “ O cemiyet bugün de                       olsa tereddütsüz  aralarında yer alırdım!.. ”</p>
<p>***</p>
<p>Toplumsal  çözülme ve çöküntünün hızlandıgı su dönemde halimizden sikayet ederek                       güya çözüm  arıyoruz. Karanlıga lanet okuyanlar degil, ısık yakanlar, yakmaya                       davrananlar  aydınlanacak.</p>
<p>Kendi görüsümüze  uygun olusumlarda yer almak kolaycılık degil mi? Ahlak, çevre, egitim,                       saglık,  yardımlasma gibi ortak degerler adına, yasam tarzlarını benimsemediklerimizle  de                       bir araya  gelebilir miyiz?</p>
<p>Bana kalırsa  böylesi birliktelik; Sünnet !<br />
Fazilet ve ahlak  adına genis yelpazeli olusumları hayata geçirenlere, çagdas Hılful<br />
Fudulleri  canlandıranlara selam olsun!..</p>
<p><strong> </strong></p>
<p class="style66"><strong>KESTİRME BIR YOL</strong></p>
<p>Hakikat; hayli  gayret- emek ister. Okumak, arastırmak, kainata ve özüne yorumsuz                       nazar etmek  gerektigi gibi zikir ve riyazatlar da elzemdir. Bu yola bas koyanların                       ifadesine göre  Vahdet ikliminden koku almak en az bir 20 seneye yayılan süreç!.. “ <strong>Iyi                       ama bunun kısa  yolu yok mu</strong>?” diyeceksiniz!&#8230;</p>
<p>Alternatif bir  yol elbette var. Hem yogun bir emek de istemiyor. Yapılacak sey oldukça                       basit. “<strong>Ben  yapabilir miyim</strong>?” tereddüdüne düsmeyin. Lazım olan potansiyel hepimizde                       fazlası ile  mevcut. Harcadıkça çogalan, paylastıkça artan, verdikçe misli misli geri dönen                       biricik sey o!..</p>
<p>Deve çobanını <strong>Üveys  El Karani</strong>, Celaleddin Hocayı <strong>Mevlana</strong>, Oduncu Dervisi <strong>Yunus Emre</strong>’                       ye dönüstüren o  ulvi pırıltı!&#8230; Açıga çıktıgında tüm mahlukatın dize geldigi yegane olgu!</p>
<p>Nefreti,  düsmanlıgı, hasedi, kırgınlıgı eriten; dikeni gül eyleyen sihirli formül. Ne  mi?&#8230;</p>
<p><strong>SEVMEK!&#8230; </strong>Sevebilir  miyiz?.. Benligi bir yana koyup “<strong>Yaratılanı Yaratandan Ötürü Sevme</strong>”                       sırrına erebilir  miyiz? Kalabalık bir kesret dünyası degil sevmeniz gereken. Tek bir Zatı   çok sevin;  ötekiler anında size sevgili kesilecekler!.. Kimi mi?&#8230;</p>
<p><strong>HZ. MUHAMMED (s.  a. v)</strong>i&#8230; Evrenin Kalbini sevin, bütün kalpler sizin olsun. Kainatın öz                       cevherine  yönelin, bütün mücevherler sizin olsun!</p>
<p><strong>Seni Seviyoruz  Ya Rasülallah!</strong><br />
<strong>Sevenler  adedince salat u selam sana!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p class="style66"><strong>RÜYADA ONU GÖRMEK!</strong></p>
<p><strong>“Rüyada beni  gören; hakikaten beni görmüstür. Çünkü seytan benim suretime</strong><strong>giremez!” </strong>hadisini hiç  tefekkür ettiniz mi? Rüya için mi söylendi sadece? Tefekkür<br />
edelim!<br />
<em>“<strong>Insanlar  uykudadır, ölünce uyanırlar! </strong>” </em>hadisi dünya hayatının özü.<strong> <em>“ Içinizden bir  rasülgönderen Odur! ” </em></strong>(9/128) <strong>“ <em>Rasül göndermedikçe kimseye azap edecek degiliz</em></strong><em>” (17/15)</em></p>
<p>ayetleri Risalet  islevinin kıyamete kadar daim oldugunun delili! Hadisi okuyalım:<br />
<strong>“ </strong><strong>Rüyada </strong>( dünya  hayatında) <strong>beni gören </strong>( Risalet islevimle Sünnetullah hakikatini açan,                       yasayan bir zata  erisen) <strong>hakikaten beni görmüstür! </strong>( Ondan yansıyan  ilim-hal                       bendendir! ) <strong>Çünkü seytan  benim suretime giremez! </strong>(Beseriyet; hakikatime perde  çekemez! O zatın  beseriyetine takılıp sakın mesajından perdelenmeyin!)</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Benzer  isaretleri çok önceden okuyan Kaygusuz Abdal’ ı dinleyelim:<br />
<em>Maksud cihana  gelmekten / Kisi Rabbin bilmekmis</em><br />
<em>Rabbini  bilmekten murad; / Evliyasın bulmakmıs!</em><br />
<em>Evliyaya gönül  vermek; / Rengine boyanmakmıs!</em><br />
<em>***</em><br />
Biz böyle  okuduk. Dogrusunu Allah ve Rasülü bilir!<br />
Dünya hayatında  yolu bir Hak Dostuna ugrayıp, geregince nasiplenenlere selam olsun!</p>
<p class="style66"><strong>BALARISI</strong></p>
<p>- <strong>Vahyi nasıl  isitiriz</strong>, diye sordu halkaya yeni katılan genç. Herkes kendince yöntemler                       saydı. Hiçbiri  genci tatmin etmis görünmüyordu. Grubun en tecrübelisi söze girdi: “ <strong>Vahyi                       biz duyamayız,  balarısı duyar</strong>!.. ”</p>
<p>Herkes saskındı.  Devam etti:<br />
- “<strong>Rabbin  balarısına vahyetti</strong>”(Nahl-68) yi arı mucize hayvan, bal süper gıda diye                       anlarsan hava  alırsın! Kur’an ne biyoloji kitabı, ne de gıda rehberi! Deli etme insanı!</p>
<p>Celalini Cemal  takip eder, inciler döktürürdü. Yine öyle oldu:<br />
- <strong>Arı ne yapar?  Bal. Kendi için? Hayır, insanlık için! Renk ayırmaksızın çiçek dolasır.                       Kraliçeye sadık,  kovana baglı! Ne anladınız</strong> ?!..</p>
<p>Biri çekinerek  sıraladı:<br />
1- Arı gibi insanlık için yasayacagız. Ego için degil.<br />
2-  Kesretteki                       manalardan özler  toplayıp, Vahdet mayası yoguracagız.<br />
3- Gönül kovanına baglı,                       Rehbere sadık  çalısacagız. Böylece vahyi isitiriz!..</p>
<p>“<strong>Işte bu</strong>! ”  dedi keyifle.İşareti ile ikram faslı açıldı. Bal serbeti dolu kaseler  içilirken                       balarısının  vahiy alısı, Rasülullah’ın bal serbeti sevmesi ayrı bir boyutta konusuluyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/ruyayi-hayra-yormak-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

