<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Dua Ve Zikir</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/dua-ve-zikir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Zevkten Dört Köşe</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/zevkten-dort-kose/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/zevkten-dort-kose/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 13:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Resullah]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Tavaf]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1064</guid>
		<description><![CDATA[“Başınızı yere eğin” diyor rehberimiz merdivenleri çıkarken. “Sütunlar arasından görmeyin onu, tam karşısına gelince haber vereceğim, o zaman kaldırın başınızı ve o zaman yapın geri çevrilmeyecek duanızı.” Basamakları heyecanla çıkıyoruz. O kadar kalabalık, o kadar yoğun ki, mahşer provası dedikleri kadar var. Başka zaman olsa sürtünüp geçenlere, ayağa basanlara kızabilirdik. Burada ayaklarımız yere basmıyor ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><em><img class="alignleft" src="http://www.sufizm.gen.tr/MD.jpg" alt="" width="85" height="106" />“Başınızı yere eğin”</em> diyor rehberimiz  merdivenleri çıkarken. <em>“Sütunlar arasından görmeyin onu, tam karşısına  gelince haber vereceğim, o zaman kaldırın başınızı ve o zaman yapın geri  çevrilmeyecek duanızı.” </em></p>
<p align="left">Basamakları heyecanla  çıkıyoruz. O kadar kalabalık, o kadar yoğun ki, mahşer provası dedikleri kadar  var. Başka zaman olsa sürtünüp geçenlere, ayağa basanlara kızabilirdik. Burada  ayaklarımız yere basmıyor ki kızalım. Uçarcasına gidiyoruz ona. Düz bir zemine  çıkınca rehberimiz bizi topluyor ve ; “Şimdi, kaldırın başınızı!”  diyor.</p>
<p align="left">Başımı biraz ürkekçe  kaldırıyorum. Aman Allah’ım!.. Zaman duruyor. Simsiyah örtülere bürünmüş, bütün  haşmetiyle karşımda sevgililer sevgilisi. O resimlerde kocaman avluya nispetle  ufacık görünür. Resimlerin yalan söylediğini şimdi fark ediyorum. O kadar büyük  o kadar heybetli ki; sanki üstüme üstüme geldiğini, içine çektiğini  hissediyorum.<span id="more-1064"></span></p>
<p align="left">Diyecek söz yok. Dilim  tutuldu. Ne dua edeceğimi kestiremiyorum. Dilimden sadece şunlar dökülüyor: “  Beni huzuruna kabul ettin, buna layık mıyım ki?!”</p>
<p align="left">Sonrası kaleme gelecek gibi  değil. <em>“Haydi ona koşun”</em> diyor rehberimiz. Koşuyor ve deniz dalgası gibi  hiç durmaksızın çırpınan deverana katılarak tavafa başlıyoruz. Ona bakmak bile  sevapmış. Ama bakamıyorum. Utanıyorum, huzura alınmışım az şey mi?..</p>
<p align="left">Tavaf, zemzem derken gruptan  kopuyor; onunla baş başa kalmak üzere kapısının tam karşısına oturuyorum. Ne  yapacağımı bilemiyorum. Namaz mı kılmalı, zikir mi çekmeli, Kur’an mı okumalı?..  “<strong>Kabe’nin nafilesi tavaftır</strong>.” Hadisi geliyor aklıma. Öyle ya, namazı  ülkende de kılarsın, ama buradan başka yerde tavaf edemezsin. Tekrar tavafa  kalkacakken, bir el kolumu çekiştiriyor.</p>
<p align="left">- Otur, doya doya seyret  onu. Vakit daha çok, tavaf ederiz.</p>
<p align="left">Beyaz ihramı içinde oldukça  tuhaf bir zat. Gün ışığı görmemiş bir kulübede yıllarca garip yaşamış da bugün  insan içine çıkmış gibi, üzerinden yalnızlık ve miskinlik dökülen bir adam.  Görünüşü ilk bakışta ürperti verse de sakalı, bıyığı, duruşu öylesine bakımlı  ki; içinin güzelliği yansımış dışına. Dilenci yada meczup denmeyecek kadar olgun  bir duruşa sahip. Sen kimsin, ne hakla beni durduruyorsun, demek gelmiyor  içimden. Kolumu tutan kuru ve soğuk parmaklarda özel bir samimiyet hissediyorum.  Mıknatısa kapılan demir tozu gibiyim şu an.</p>
<p align="left">- Söyle! Yazıyor,  anlatıyorsun! Onu en güzel tarif eden cümle, diyerek herkese anlattığın o  cümleyi söyle hadi!</p>
<p align="left">Evet o cümle. Uçakta,  havaalanında, otobüste hep söylediğim, ruhuma işleyen o güzel cümle. Değerli  İslam Alimi Mustafa İslamoğlu’nun Kabe’yi tarif eden cümlesi:</p>
<p align="left"><strong>- İnsanoğlunun kalbi taş kesilmesin diye, taşın kalp kesildiği yerdir  Kâbe!</strong></p>
<p align="left">Güzel söylemiş, diyor  yanımdaki zat. Hakkını vermiş Kâbe’nin, hakkını vermiş Kâbe dostlarının. Ya  sen?.. Beytullah’a dair yazmadın, hele Ehl-i Beyti hiç anlatmadın…</p>
<p align="left"><em>- Amaaa,  diyecek oluyorum.</em></p>
<p align="left">- Aması yok, anlatmadın!  Bilmiyorsun ki anlatasın? Bilsen atlardın hemen!</p>
<p align="left">Bilmiyorsun dedi. Ama  biliyorum bir şeyler. Ne desem ki? Bilmediğimi kabul edersem bildirir mutlaka,  ukalalığın lüzumu yok, kabul edeceğim:</p>
<p align="left"><em>- Evet,  bilmiyorum, Allah rızası için bildirir misiniz?</em></p>
<p align="left">- Aslında biliyorsun da ayna  tutulmadıkça göremiyorsun kendini.</p>
<p align="left">Gözlerine ve simasına  bakıyorum. Pırıl pırıl bir çehre. Aynam işte. Yüzüne dönüp soruyorum:</p>
<p align="left"><em>- Ehl-i Beyt ile Beytullah  bağlantısı?</em></p>
<p align="left">- Seninki de soru mu? Açık  işte.. Beytullah burası Ehl-i Beyt de onun halkı&#8230;</p>
<p align="left">Oluk oluk geliyor insanlar  tavafa. Bir yanda namaz kılanlar, bir yanda Kur’an okuyanlar, bir yanda  kardeşlerine hurma ve zemzem ikram ederek hayırda yarışanlar. Bir derya ki  bitesi değil, bir çağıltı ki dinesi değil.</p>
<p align="left"><em>- Bana  ehl-i beyti anlatın, nolur açın biraz. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin diye çok  konuştuk da, onlarla bize fark ettirilmek istenenden galiba  perdelendik.</em></p>
<p align="left">- Önce yanlışı  düzeltelim.</p>
<p align="left"><em>-  Yanlış?..</em></p>
<p align="left">- Hane halkını saydın, hane  reisini unuttun. Ehl-i Beyt 4 değil, 5 zat. Reisleri Efendimiz (sav). Efendimiz  olmasa ötekiler olmaz, ötekiler olmasa ehl-i beyt oluşmaz.</p>
<p align="left"><em>-  Eyvallah…</em></p>
<p align="left">Gözlerini Kâbe kapısına  çeviriyor. Uzun uzun bakıyor yarı açık altın sırmalı örtüye. Mültezeme el  sürenleri, Hacer-i Esvede yanaşmak için itişip kakışanları derin derin süzüyor.  Kâbe’nin kapı olan yüzünü, Makam-ı İbrahim cephesini bir kitabe okurcasına  inceliyor. Kim bilir az sonra neler dökülecek dilinden?..</p>
<p align="left">- İçinde kapı geçen hadisi  oku bakalım.</p>
<p align="left">Pat diye gelen soruya cevap  vermek güç. Ama burada dilim çözülüyor. Hemen okuyorum:</p>
<p align="left"><strong>- Ben  İlmin şehriyim Ali kapısıdır! </strong>Hz. Muhammed  (sav)</p>
<p align="left">- Yaaa Haydaaaarrrr! Yaaa  Murtezaaaa!  Yaaaa Aliiii! Ya Şah- ı Velaaaayet, diyerek yüksek sesle haykırıyor  kapıya doğru.</p>
<p align="left"><strong>ŞEHRE GİRİŞ</strong></p>
<p align="left">- Ledün şehrine Ali’den  girilir.<strong> </strong>Gönül Kâbe’sine girmek isteyen önce Ali kapısını  açmalı!</p>
<p align="left"><em>- Evet  ama nasıl açarım?..</em></p>
<p align="left">- Ali’yi tanırsan, sendeki  Ali boyutuyla tanışırsan, Ali’yi kuşanır, Ali’yle barışırsan!</p>
<p align="left"><em>- Nolur  Ali’yi anlat bana!</em></p>
<p align="left">İkindi ezanına daha çok.  Uzun uzun anlatsın istiyorum.</p>
<p align="left"><strong>NEREDE DOĞDU? İLK GIDASI?</strong></p>
<p align="left">- Ali farklıdır tüm  sahabeden. O özeldir. Daha en başta doğumu ile özeldir.</p>
<p align="left"><em>- Nerede  doğdu?</em></p>
<p align="left">Eliyle Kâbe’yi işaret  ediyor:</p>
<p align="left">- İşte buranın  içinde!</p>
<p align="left"><em>-  Yaaaaa!!!</em></p>
<p align="left">- Annesi Fatıma Hatun çok  sancılanır bir gün. Henüz İslami tebliğ başlamamış.</p>
<p align="left">Muhammedimize danışır ve  girer Kâbe’ye. Sancıları dinsin diye. 3 gün kalır içeride. 3 gün sonra kucağında  bebekle çıkar kapıya.</p>
<p align="left">Bebek yanaşanı tırmalıyor.  Adeta aslan gibi pençe atıyor. Ne annesini emiyor, ne başkasına yanaşıyor.  Alemlerin Efendisi gelir. Serçe parmağını mübarek ağzından ıslatıp verir Ali’nin  ağzına… Dakikalarca emer Ali. Pençe atan bebek sakinleşir. Muhammedimiz Ebu  Talip’e hatırlatır:</p>
<p align="left">- Amca söz vermiştin, bu  bebek benim olacaktı.</p>
<p align="left">“Sözüm söz, bebek senindir  Ya Muhammed” der Ebu Talip. Adını Ali koyar Efendimiz! <strong>Adanmış bir bebektir  Ali, ailesi onu Muhammed’e adamış daha doğmadan?</strong> Annesi sancılandığında, bir  büyük aslan görmüş, bütün canavarları boğan. Haydar ve Ali nidalarını da duymuş  Beytullahta içten içe…Ne anladın?..</p>
<p align="left"><em>-  Kâbe’de doğmuş. Bu çok ilginç. <strong>Gözlerini evrenin kalbinde açmış dünyaya. </strong></em></p>
<p align="left">- O halde?..</p>
<p align="left"><em>- Önce  gönlüne dönecek, önce gönlü esas alacaksın. Çünkü gönül; nazargâh-ı  ilahidir!</em></p>
<p align="left">- Daha başka?..</p>
<p align="left"><em>- İlk  gıdası Risalet Pınarından! Anne sütünden önce, Efendimizin parmağı!.. <strong>Bilgi  kaynaklarım, yol rehberlerim öncelikle Risalet pınarından beslenenler  olacak!</strong> <strong>Referansım; ana gibi bağlandığım, vazgeçilmez sandığım, duygusal  ve nefsi boyutlar değil, Risalet damarından âb-ı hayat sunanlar  olacak!</strong></em></p>
<p align="left">- Aklın, mantığın bırakırsa  tabii…</p>
<p align="left"><em>-  Aaaahhh hiç sorma.. Bıraksın inşallah.</em></p>
<p align="left">- Amiiin  diyor…</p>
<p align="left">Kâbe’nin yanında bu dua  çıkmışsa, bu zat da âmin demişse ümitliyim… Kesmeden dinliyorum onu.</p>
<p align="left">- Yüzüme bakma, sen Kâbe’yi  seyret, kulağın bende olsun!</p>
<p align="left"><em>-  Peki</em>.</p>
<p align="left"><strong>KALP; DÖRT ODACIK</strong></p>
<p align="left">Kâbe’yi seyre dalmışız.  Cemaati gözümüz görmüyor artık. Sadece Kâbe ve ikimiz! Bu kapıya bakarak Ali’yi  düşünüyoruz. İlmin kapısı Ali olduğu için Kâbe’nin 4 yüzünden bu yüzüne Ali  cenahı diyorum içimden. Bir süre suskun bekleyen zat devam ediyor:</p>
<p align="left">- Kalp; kaç  bölüm?.</p>
<p align="left"><em>- 4  odacıktan oluşuyor kalp. 2 kulakçığı, 2 de karıncığı var sağlı  sollu.</em></p>
<p align="left"><strong>- Kâbe  de 4 cenaha sahip. 4 cenahın hakkını vererek tavafı tamamlarsan onunla birleşir,  içine girmiş gibi tadarsın kulluk lezzetini. İçinde Muhammed’imiz bekler seni.  Ama önce dördünün de hakkı verilmeli. </strong></p>
<p align="left"><em>- Ali  diyorduk, Ali ile başlamıştık ilk yüzünü okumaya.</em></p>
<p align="left">- Evet Ali. Şah-ı Velayet  Ali… Nübüvvet bahçesinin kudret fidanı Ali…</p>
<p align="left">Hüzün edasıyla anlatıyor.  Kâbe neşesini tatmak, bunu onunla paylaşmak istiyorum.</p>
<p align="left">- Diğer yüzleri de okuyunca  zevkten dört köşe olur muyuz?</p>
<p align="left">- Oluruz inşallah. <strong>Zevkin  âlâsıdır ehli beyti yaşamak! Muhabbetin hasıdır onlara yârân  olmak!</strong></p>
<p align="left"><strong>ALLAH, BABAMA MI SORDU?</strong></p>
<p align="left">-  3- 5 yaşlarında Ali. Hz.  Hatice ile Efendimiz salat eda ediyorlar hanelerinde. Uzaktan görünce soruyor  Alicik: “Bu yaptığınız hareketler nedir?” Efendimiz anlatıyor kendisinden tebliğ  olunacak dini. Henüz açık tebliğ yok. Her şey gizli yürüyor.</p>
<p align="left">Ali önce, bir danışayım  diyerek babasına yöneliyor. Birkaç adım sonra dönüyor geri: “Allah beni  yaratırken babama mı sordu? Niçin ona gideyim?. Kabul ediyorum bana da öğretin”  diyor. Ne anladın?..</p>
<p align="left"><em>- Allah,  babama mı sordu?.. Ve o yaşta bir çocukta bu bilinç!..</em></p>
<p align="left">- Bırak şimdi yaşını.  Anladığını söyle.</p>
<p align="left"><em>- İlk  gıdası annesi değil. İlk yaslandığı yer de annesi değil..</em></p>
<p align="left">- Yani?..</p>
<p align="left"><em>-  Söyleyeceğim ama, yanlış laf etmekten korkuyorum.</em></p>
<p align="left">- Söyle aklına  geleni!</p>
<p align="left"><em>- Ali;  LEM YELİD sırrını kuşanmış en başta. Birinden doğmamışçasına, ana diye bir bağı,  bir kaydı olmamış hayata adım atarken. <strong>Birinden doğmamak, hayata ön  yargılarla, ön kabullerle, peşin hükümlerle değil, öz fıtratı ile başlamak  demek! Özü olan Muhammed’den emmiş ilk gıdayı. Kayda girmeden, kayıtsızlığı  tatmış! Sınırlanmadan sınırsızla tanışmış!</strong></em></p>
<p align="left">- Devam et susma!</p>
<p align="left"><em>-  Babasına danışmaktan vazgeçiyor. Bu da <strong>LEM YELİD sırrı çerçevesinde atalar  dinine, alışılmış değerlere, algılara baş kaldırış!..</strong></em></p>
<p align="left">- Özeti?..</p>
<p align="left"><strong><em>-  Anne- baba gibi benimsenen kayıtlar elinin tersi ile itilince Ali haline kapı  açılıyor.</em></strong></p>
<p align="left"><strong>DURUN! YATAN O DEĞİL, ALİ’YMİŞ!</strong></p>
<p align="left">Ali’nin çocukluk  yıllarından, kardeşi Cafer ile Hz.Muhammed’in iki yanında namaz kılışlarından,  Efendimizin Onu bazı seyahatlere götürmesinden bütün detayları ile bahsediyor.  Sıra hicret günlerine geliyor:</p>
<p align="left">- Efendimiz hicret için yola  çıkacak. Üzerinde emanetler var! Onları Ali’ye teslim ediyor ve yatağına  yatırıyor. Müşrikler kılıç ve mızraklarla içeri girip tam öldürecekken yorganı  açan bağırıyor: “Durun! Yatan Aliymiş!.. Reislerinden biri şaşkınlıktan küçük  dilini yutmuş gibi mırıltı ile konuşuyor: “Demek yatağa Ali yatmış haaaa? Bu  nasıl bir inanç, Muhammed’in yolu ne biçim bir yol, inanılır gibi  değil!”</p>
<p align="left"><em>-  Yattığında çocuk ama?</em></p>
<p align="left">- Yanlış. Çocuk gibi anlatan  tarihler yanılıyor. Çocuk olursa bilinçsizce yapılmış bir hareket olarak  anlaşılır. Oysa Ali çok bilinçli yatıyor o yatağa. Ve en az 15  yaşında!..</p>
<p align="left"><em>-  Öldürülme ihtimalini göze alarak yatmak!?</em></p>
<p align="left">- Haydi izah  et!&#8230;</p>
<p align="left"><strong><em>-  Müşrikler; alt nefis boyutlarından kalkıp gelen vesvese, vehim ve benliğe ait  kaygılarım. Onların hedefi, Özümü, Muhammedi boyutumu ele geçirmek! Saldırı ne  kadar büyük ve riskli olursa olsun emin olarak sığınacağım tek yer yine Hz.  Muhammed. Orası eminlik mahalli…</em></strong></p>
<p align="left">- Başka?..</p>
<p align="left"><strong><em>-  Nebevi Emanete sahip çıkacağım. Kur’ana ve Kur’anın yaşamı olarak bize naklolan  hadise, sünnete!.. O yoldan gelen ilim ve hikmet ehline…</em></strong></p>
<p align="left">- Daha başka?..</p>
<p align="left"><em>- Daha  başkaaaa.. Bilmem…Siz buyurun..</em></p>
<p align="left"><strong>-  Hakikat; ölümü göze alanların yoludur! </strong>Büyük risk alamazsan, büyük  lutuflara erişemezsin… Oyuncak değil bu iş! Laf salatası değil. Ciddi iş anladın  mı?..</p>
<p align="left">Evet, ciddi iş. Sırf okumak,  sırf zikretmek de değil. İdrak edilenin yaşamı geldiğinde eleğin üzerinde  kalmak, epey bir adamlık istiyor. Ölüm ihtimali yüksek yatağa yatacak kadar  cesaret istiyor.</p>
<p align="left"><strong>KAHRAMANLIK KILIÇ SAVURMAK MI?</strong></p>
<p align="left">Hicret sonrası Medine  günlerinden bahsediyor, Bedir’i, Uhud’u, Hendek’i ve Ali’nin bir dizi  kahramanlıklarını konuşuyoruz. Zülfikârı savuran aslanın heybet ve azameti  imanımızı coşturuyor. Destansı savaş sahneleri dinleyerek büyüdüm cami  odalarında. Onlardan anlatsın, daha çok anlatsın istiyorum.</p>
<p align="left">- Kahramanlık kılıç savurmak  değil sadece!</p>
<p align="left"><em>- Ne  peki?..</em></p>
<p align="left">- Ali’ye bakalım o söylesin  bize asıl kahramanlığın ne olduğunu. Muharebede bir müşrikle vuruşuyor. Uzun  hamlelerden sonra deviriyor adamı yere. Tam boğazına çökmüşken Ali’nin yüzüne  tükürüyor adam. Sen, ben olsak hemen çalarız kılıcı o öfkeyle değil  mi?..</p>
<p align="left"><em>-  Herhalde..</em></p>
<p align="left">- Ali kılıcını kınına  sokuyor ve adama kalk ayağa diyor. “Seninle az önceki dövüşüm Allah içindi.  Şimdi sen tükürünce nefsim galebe edecekti kılıcıma. Onun için kalk. Ve çek  git.”</p>
<p align="left">Adam şaşırıyor ve böylesi  bir inancın ihtişamı karşısında eriyor, kelime-i şehadet getirerek teslim  oluyor!</p>
<p align="left"><em>-  Hakaretin en ağırını yapmış adam Ali’ye. Ama o öldürmemiş,  niye?..</em></p>
<p align="left"><strong>-  Kendine ait sandığın benliğin, sahiplendiğin nefsin varsa hakaret, aşağılama,  kasıt vehmedersin! Ali bu, senliği benliği mi kalmış ki üstüne alınsın? Sensiz  bensiz birlik hanesinde büyümüş O!..</strong></p>
<p align="left">&#8230;</p>
<p align="left">Sensiz bensiz bir olmak, bir  olanda buluşmak. Söylemesi kolay ama uygulaması?..</p>
<p align="left">Zor gibi geliyor.</p>
<p align="left">- Bak hacılara! Burada unvan  yok, burada kisve yok, burada ırk yok. Bak şu vahdet denizine, ne güzel  dalgalanıyor…</p>
<p align="left">Evet , öylesine güzel bir  akış, öylesine tatlı bir salınış ki, seyre doyum olmuyor.</p>
<p align="left"><strong>YÜRÜYEN KUR’AN</strong></p>
<p align="left">Tavaf edenler azalıyor,  cemaat yavaş yavaş ikindi için saf tutuyor.</p>
<p align="left">- Kalk, namaz öncesi bir  daha tavaf edelim.</p>
<p align="left">Kalkıyoruz. Hacer-i Evsedi  selamlayarak başlıyoruz tavafa. Ali’yi temsil eden kapının önünden Makam-ı  İbrahim’e seri adımlarla ilerlerken konuşmaya devam ediyor. Aslında tavafta  konuşmak doğru değil. Ama o hem yürüyor hem anlatıyor. Herhalde Kâbe’nin ruhunu  anlatmak için suskunluğu tercih etmiyor, ibadet niyetiyle konuşuyor:</p>
<p align="left">- Ali yürüyen  Kur’andı.</p>
<p align="left"><em>- Evet  bunu biliyorum. Sahabe arasında bazı ayetlerin açıklamasında ihtilaflar çıkınca  mescidin ortasına dikilir ve haykırır: “Hangi ayet nerede, ne üzerine, nasıl  inzal oldu bana sorun ey ashab! Ben yürüyen Kur’anım !..”</em></p>
<p align="left">- Ne demek yürüyen  Kur’an?</p>
<p align="left"><em>- Yani  kendini işaretle ben Kur’anı hazmettim mi diyor?</em></p>
<p align="left">Hatimi, rukn-u yemaniyi  geçip birinci şavtı bitiriyoruz. Yürüyen Kur’an’ı açıklıyor:</p>
<p align="left">- “Her an yeni bir şandadır”  ayetini tasavvuf okuyanlar çok söyler değil mi?..</p>
<p align="left"><em>- Evet  pek severiz, çok söyleriz.</em></p>
<p align="left">- Ali, sistemin her an yeni  şanda devam ettiğini, Kur’anın sürekli yenilendiğini, sürekli yenilenir,  yerimizde saymazsak Kur’anı okuyabileceğimizi söylüyor.</p>
<p align="left"><em>- Her an  yeni idraklere açık olmak diyebilir miyiz?</em></p>
<p align="left">- Ayaklarımız ve kalplerimiz  mıh gibi şeriat dairesine çivili olarak turumuza devam etmek.</p>
<p align="left">Onun bu tespiti üzerine  tavafın kalan kısımlarında yüksek sesle o meşhur duaları  tekrarlıyoruz:</p>
<p align="left">YA MUKALLİBEL KULUB! SEBBİT  KALBİ ALA DİNİKEL İSLAM.</p>
<p align="left">YA MUHAVVİLEL HAL!  HAVVİL  HAALENAA İLA AHSENİL HAL</p>
<p align="left">…</p>
<p align="left">Yürüyen Kur’an Ali;  <em>“Allah var idi onunla beraber hiçbir şey yok idi”</em> hadisi okununca; “Şu  anda da öyledir!” demiş… <em>“Perde kalksa, her şey açığa çıksa vallahi benim  yakıynimde zerre kadar artış olmaz “</em>diyecek kadar vâkıfmış  hakikate!..</p>
<p align="left">Safların arasına sıkışarak  kılıyoruz iki rekat tavaf namazını. İkindinin farzı için ayağa kalktığımızda  Hakkın lütfu olarak yanıma verilen zata soruyorum Ali’nin sözlerini.  Fısıldıyor:</p>
<p align="left">- Daha turun başındayız.  Gelinecek nihai noktayı konuşmak için erken. Daha Ali’deyiz. Kâbenin öteki  yüzlerini; Fatıma’yı, Hasan’ı, Hüseyin’i seyretmedik daha!</p>
<p align="left"><em>- Sahi,  Alinin evliliğini atladık!</em></p>
<p align="left">- Atlamadık, onu Fatıma  bahsinde konuşacağız.</p>
<p align="left"><em>-  Gitmezsin hemen değil mi?.. Namazdan sonra devam eder miyiz?.</em></p>
<p align="left">- Müsterih ol, bugün  seninleyim, diyerek gülümsüyor.</p>
<p align="left">İmam Sudeysi, ikindi için  tekbir alıyor.</p>
<p align="left">Mültezeme, o muhteşem kapıya  dönerek durduk ikindiye!..</p>
<p align="left">
<span style="color: #ff0000;"><em>[ ... ] devam edicek [ ... ]</em></span></p>
<p align="left">
<p style="text-align: right;"><strong><em>Mehmet Doğramacı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr Iletisim"><strong><em>dogramacimehmet@gmail.com</em></strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/zevkten-dort-kose/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ben&#8221;de Zikir Çeken Kim?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bende-zikir-ceken-kim/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bende-zikir-ceken-kim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 00:07:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Vehim]]></category>
		<category><![CDATA[Vehmetmek]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1046</guid>
		<description><![CDATA[DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!.. Tarikâtlarda verilen zikir formülleri günümüzde genellikle hep GENEL ZİKİR kapsamında olduğu için; gelişme sürecini de 30-40 yıl gibi çok uzun zaman dilimlerine yaymaktadır. Oysa bu özel zikir formüllerini deneyenler, kendilerinde bir-iki sene gibi, çok kısa süreler içinde büyük gelişmeler hissetmektedirler. Ahmed [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="101" height="83" />DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!..</em></p>
<p><em>Tarikâtlarda verilen zikir formülleri günümüzde genellikle hep GENEL ZİKİR kapsamında olduğu için; gelişme sürecini de 30-40 yıl gibi çok uzun zaman dilimlerine yaymaktadır.<br />
Oysa bu özel zikir formüllerini deneyenler, kendilerinde bir-iki sene gibi, çok kısa süreler içinde büyük gelişmeler hissetmektedirler. <strong>Ahmed Hulûsi</strong></em> <span id="more-1046"></span><br />
<strong>Dua ve Zikir</strong> kitabının yazılış amacı, zikir ve dua için kimseye ihtiyâcımızın olmadığını göstermek, fark ettirmek içindir. Genel zikir çekenler olabilir fakat genel zikirle ilerleme çok yavaş olmaktadır. Bunu kendileri de fark etmişlerdir zâten. O yüzden genel zikir pek tavsiye edilmez. Kişi “<em>Neden esmâ zikri?</em>” sorusuna cevap verebilirse hangi zikri çekeceğine vicdânı karar verir. Ehil denilen insanlar esâsen vicdânımızdır “<strong>etraf sensin hakikati</strong>”nce! Fakat bâzen vicdânımız sûrete bürünür!!</p>
<p>İki tür vehim var:</p>
<p><strong>Vehmin zulmeti</strong></p>
<p><strong>Vehim nûru</strong></p>
<p>Vehmin zulmetinde batmış kişi şunları düşünür: “<em>BeniM bazı özelliklerim noksan, biraz zikir çekeyiM ve güçleneyiM, eskiden yapamadığıM şeyleri yapmaya, bilemediğiM şeyleri bilmeye, duyamadığıM şeyleri duymaya, göremediğiM şeyleri görmeye başlayayıM</em>”</p>
<p>Vehmin zulmetinde olduğu halde bunu bilmeyen birisinin yaptığı zikir çalışması, kişinin egosunu güçlendirmekten başka bir şeye yaramaz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">“M”yi kuvvetlendiren her şey şerdir!</span></strong></p>
<p>Tasavvufun esas amacı “<strong>Kişiyi vehim karanlığından kurtarıp Allah’a erdirmektir. Yâni vehim nûrunun hüküm sürdüğü, “B”li yaşantıya sokmaktır!</strong>”</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Vehim nûru</span></strong> bizim için çok önemli!</p>
<p><strong>Vehim nûru, kişiyi egodan söküp alır ve Allah ahlakıyla ahlaklanma yoluna sokar</strong>!..</p>
<p>Vehmin zulmetindeykende ilerleme sağlanır fakat hangi yolda ilerleme sağlanır bunu hiç düşündük mü acabâ?</p>
<p>Düşününki etrafınızda bir insan var. Ve devamlı olarak zikir çekiyor. Zaman zaman havada durduğunu görüyorsunuz.</p>
<p>Beden kaydından çıkmış mıdır bu kişi?</p>
<p>Bence, bedene daha da mahkum olmuştur. Yaptığı şeylerle &#8220;<em>ben havada durabiliyorum</em>&#8221; dedikçe ondaki <strong>vehmin karanlığı</strong> daha da artmıştır ve Zumer sûresinin 65. âyetinin kapsamında bir insan olarak cehennemde gözlerini açacaktır, el-an öyledir.</p>
<p>Bu tip insanların varacağı en son nokta FETH&#8217;tir. Fakat Nûrâni değil FETH-i Zulmâni&#8217;dir bunlarınki.</p>
<p><strong>Madde bedene aynel yakîn kazanmıştır bu insanlar.</strong></p>
<p><strong>Termometreleri +40&#8242;ı değil, &#8211; 40&#8242;ı göstermektedir! </strong></p>
<p>&#8220;<strong><span style="text-decoration: underline;">Şirk koşarsanız amelleriniz boşa gider!</span></strong>&#8221;</p>
<p>Zikrin esas amacı dışa ispat değil &#8220;<em>dış</em>&#8221; kavramından sıyrılarak ilimde ilerlemektir.</p>
<p><strong>B sırrına ermek içindir zikir.</strong></p>
<p>İmam-ı Rabbâni “<strong>Kevnî kerâmet değil, ilmî kerâmet</strong>”ten bahseder.</p>
<p>Dünyâda mutlu olmak için değildir zikir ve dua. DünyaNda mutlu olabilirsin fakat dünyaNda diyebilir misin?</p>
<p>Burası çok ince bir nokta &gt; <strong>Dünya cehennemdedir, O&#8217;nun için uğraşanlarda! </strong></p>
<p>Zikir, daha güzel bir yaşam için çekiliyorsa, zikirdeki amaç Allah&#8217;a yakınlaşmak değildir!</p>
<p>Ha doğu felsefesini yayan insanların yaptıkları yoga vb. çalışmalara katılarak hayatı daha güzel hâle getirmeye çalışmışlar, ha müslümanların <span style="text-decoration: underline;">vehim karanlığından kurtulmak, Allah’a yakınlaşmak için yaptıkları</span> çalışmaları yapmışlar. Ne fark var?</p>
<p>Görüldüğü üzere, fark şekilde! Fakat bizim için önemli olan şekil miydi, yoksa kalp (şuur) muydu?</p>
<p>Farkınız sâdece şekildeyse, dünyada iken aynı şuuru taşıdığınız insanlarla haşr edilirsiniz, çünkü onlara benzediniz!</p>
<p>Daha fazla girmeyelim bu konuya. Diş bileyenler zâten epey fazlalaşıyor. Daha fazla koza deliciliği işlevimize devam etmeyelim.</p>
<p><em>Ahmed Hulûsi fun clup</em> üyesi olmak değildir amaç! Kişiler mâzeret olmayacak öteki tarafta. O zâtın kendisi bunu söylüyorken ve O’nu anladığını iddia edenlerin kitaplığında bulunan kara kitaplar mı cennete sokacak o kişileri?</p>
<p>Hiç sanmıyorum, hem de hiç!</p>
<p>Neyse efendim, gelelim <strong>vehim nûru</strong>na..</p>
<p><strong>Vehim nûru</strong>nun varlığını fark eden ve bu nur ile hayatına devam etmeye çalışan birisi de şöyle düşünür:</p>
<p>“<strong>Beni (egoyu, enâniyeti) güçlendiren şu şeytanlıklarımdan vazgeçmeliyim, vehmin zulmetinden sıyrılmalıyım, benin örttüğü hakikati artık açığa çıkarmalıyım, {B} ile yaşantıma devam etmeliyim.</strong>”</p>
<p>İşte bu sebeple şunu düşünmeliyiz her birimiz:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bende zikir çeken kim?</span></strong></p>
<p><strong>Vehmin zulmeti mi, vehim nûru mu?</strong></p>
<p>Eğer bu soruya doğru cevap verilirse &#8220;<strong>Halîm</strong>&#8221; esmâsının çekilme amacı halim-selim insan olmak, “öfke”yi belli etmemek değil; “öfke kavramı”ndan kurtulmaktır.</p>
<p>Zikrin esas amacı dışa ispat değil &#8220;<em>dış</em>&#8221; kavramından sıyrılarak ilimde ilerlemektir.</p>
<p>&#8220;Ben <em>öfkeMi</em> belli etmiyorum&#8221; demek için değildir zikir.</p>
<p>&#8220;Öfke&#8221;yi belli etmek muazzam bir davranıştır. Çok güzeldir fakat son nokta değildir. Çünkü yine &#8220;M&#8221; var. &#8220;M&#8221; kalkmadan bütün gün secdede dursak, amaç hâsıl olmamıştır dostlarım.</p>
<p>Öyleyse zikir <strong>&#8220;Öfke kavramı yokmuş, Fâil-i Hakîki O&#8217;ymuş!&#8221; hâline ermek ve bu bahsedilen hakıkatı dillendirmek içindir! </strong></p>
<p>İşte böylece vehmin karanlığından, Nûr’a geçiş gerçekleştirilmiş olur.</p>
<p>Veya..</p>
<p>Çok bilgim olsun diye &#8220;<strong>Alîm</strong>&#8221; esmâsını çeken, sadece <span style="text-decoration: underline;">vehmin zulmetinde daha çok batmasına sebep olan</span> &#8220;<strong>Alîm</strong>&#8221; esmâsını çeker.</p>
<p><strong>Akıllı adam kendisini vehmin zulmetinden kurtaracak olan, kurtulmasına vesile olması için &#8220;Alîm&#8221; esmâsını çeker!</strong></p>
<p>Diğer türlü, kesinlikle cehenneme gidecek olan ve sayısı da epeyce çok olan cennete gidemeyen, &#8220;<em>bilgili cehennemlikler</em>&#8220;den oluruz.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><span style="color: #000080;"><em>Hakan TÜRKMEN</em></span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bende-zikir-ceken-kim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zikir’de Belirli Yöntemler</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/zikir-de-belirli-yontemler/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/zikir-de-belirli-yontemler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 11:51:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/dua/zikir-de-belirli-yontemler/</guid>
		<description><![CDATA[Zikir, bir insanın yaşamında yapabileceği en faydalı çalışma şeklidir. Zikir, anlam olarak “anma, hatırlama” dır. Her an yeni bir şanda olan Allah’ı An’da anmak ve yaşamak da diyebiliriz. Tamamıyla teknik bir çalışma olan zikir, inançla dahi direkt bağlantısı olmayan bir hususiyet taşır. Bu hayati çalışma, yöntem itibariyle değişik birkaç kategoriye ayrılmaktadır. Birinci yöntem, Allah’ın belirli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yorumsuzblog.adrese.com/wp-content/uploads/nazimakpinar.jpg" align="left" hspace="3" />Zikir, bir insanın yaşamında yapabileceği en faydalı çalışma şeklidir. Zikir, anlam olarak “anma, hatırlama” dır. Her an yeni bir şanda olan Allah’ı <strong>An</strong>’da anmak ve yaşamak da diyebiliriz. Tamamıyla teknik bir çalışma olan zikir, inançla dahi direkt bağlantısı olmayan bir hususiyet taşır.<span id="more-168"></span></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal">Bu hayati çalışma, yöntem itibariyle değişik birkaç kategoriye ayrılmaktadır. Birinci yöntem, Allah’ın belirli isimlerini belirli sayılarda tekrar etme yöntemidir. Beyinde tekrar edilen esmalar ruha yüklenmektedir. Böylelikle, hem ruhumuz güçlenirken hem de beyin kapasitemiz gelişir. Tekrar edilen manalar yönüyle anlayışımız gelişerek idrak düzeyimiz yükselir ve böylelikle o manalar hazmedilir. Nihayeti ise İlahi manalar ile tahakkuk etme halidir.<span id="more-375"></span><span id="more-77"></span></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal">İkinci yöntem, kapsamlı ve derinlikli düşünce ile özellikle Allah kavramı üzerine odaklanarak bu isimle neye işaret edildiği üzerinde tefekkür mekanizmasını kullanmaktır. Tefekkür ve Tezekkür böylece birbirini tamamlayan iki yöntem olarak belirmiş olur. Beyin, belirli bir düşünce sisteminde yoğunlaşarak teknik zikirle açılan ek kapasitesini ilimle değerlendirir ve ruha iletir. Bahsettiğimiz bu tefekkür şekli kitabidir. Hakikâte dair olan bu kitabi bilgilerin evren kitabında afaki olarak müşahede edilmesi ise zikrin boyutunu daha da genişletir. Kurânın açılımı olan Evrensel sistem ve düzen okunur ve algılanır. Dolayısıyla evren kitabında algılanmakta olan her şey aslında birer kelime ve lafızdır.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal"><strong>Zikir</strong> çalışması her türlü konumda uygulanabilir. Otururken, hareket ederken ya da yatarken yapabiliriz. Önemli olan Esmaları bilinçli olarak yudumlayabilmektir. Anlamları düşünülerek yapılan zikir daha etkili olabilmektedir. Bir taşıtta seyahat halindeyken dahi zikir yapılabilir.(Her ne kadar bazı ulema cevaz vermese de!)</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal"><strong>Zikir</strong>le birlikte uygulayacağımız tesbih çalışmaları ise zikrettiğimiz manalar üzerinde seyrimizi daha da kolaylaştıracaktır. Tesbih, anlamlar (Esma) üzerinde gezinme işlevidir ve ilimle seyirdir bir bakıma (Hz.Yunus’un tesbih edişi gibi). Her şey, kendisini meydana getiren İlahi ismin manası etrafında yüzmektedir.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal">Zikrettiğimiz isimlerin sıralamasında bazen değişiklik yapmamız da sürekli aynı sıralamayı uygulamamızın oluşturacağı ülfeti giderecektir. Önemli olan sabah namazına müteakip zikre başlamamız ve yatmadan önce bitirmemizdir. Formüllerin tümünü bir güne sığdırmak özellikle mesaisi yoğun olanlar için zor olabilecektir. Bu nedenle belirli isimleri ön plana çıkararak belirli bir süre o isimlerde yoğunlaşmak en azından kapasite genişlemesi noktasında kolaylık sağlayacaktır. Esma zikri yaparken tespih yöntemi kullanıldığı da hepimizin malumudur.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal"><strong>Zikir</strong>’de sesin ağızda açığa çıkması en son aşamadır. Önemli olan beyindeki tekrar işlevidir. Dolayısıyla yöntem olarak bulunduğumuz konum ve şartlara zikri sessiz (hafi) ya da sesli (cehri) yapabiliriz. Her iki yöntem de geçerlidir ve tesirlidir. Zikir yaparken aynı zamanda ilgili eserleri de okuyabiliriz. Böylece zikir ve tefekkür çalışmaları birleşerek boyutları genişleyecektir.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal">Teknik bir çalışma olan Esma Zikrini özellikle Risalei Nur isimli tefsirlerde yoğunlaşan kardeşlerimize tavsiye ediyoruz. Zira Bediüzzaman, Risalelerinde, Esma zikriyle alakalı önemli işaret ve uyarılarda bulunmuştur. Örneğin, kendisini ziyaret ettiklerini söylediği Ya Rahim kedisi ve Kuddus Kuşu hikayesi vardır. Burada Hazret, kendisini ziyaret eden bir kedinin Ya Rahim, Kuşun ise Kuddus isminin zikrini yaptığını belirterek bizlere Esma zikrini işaret etmiştir. Zira Esma zikri çalışması, beyin kapasitemizi artırıcı ve ruhumuzu güçlendirci bir hususiyete haizdir. Cevşen, her ne kadar Esmaları ihtiva etse de aslen dua mahiyetindedir<strong>. Bu nedenle Esma zikrinin getirisini elde etmek ancak belirli isimlerin belirli bir teknikle tekrar edilmesiyle mümkün olmaktadır. </strong>Zikir yaptığımız esmalar esasen manevi Ricalin malumu olan isimlerdir.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal">Kurânı Kerimi orijinal şekliyle okumak da en büyük zikir yöntemlerinden biridir. Zira Kurân, duanın ve zikrin kaynağını teşkil eder. İlgili ayetlerin anlamlarının tefekkür edilmesi de bu çalışmayı renklendirecektir.<strong> Kurân aynı zamanda göklerde ve yerde gizli olan Esmaların manevi hazinelerinin de keşfedicisidir</strong>. Kurânı okumak, sistemin ruhunu (Ruhul Kuds) algılamakla mümkündür. Çünkü bu Ruh, sistemdeki ana manaları ihtiva etmektedir ve tüm varlık sisteminden sorumludur. Ruh, Allah’ın Esması ve Kudretiyle oluşmuştur. Bu Ruh’a ait olan manalar bizde boyutsal olarak tenezzül ederek açığa çıkar ve algılanır düzeye gelir<strong>. Zira tenezzül dediğimiz inzal sistemi, Esma Aleminin manalarının açığa çıkarılışıyla birlikte anlamların algılanır ve anlaşılır düzeye indirgenmesi işlevidir.</strong> <strong>Böylece kendi kapasite genişliğimiz nispetinde lafızdan manaya geçiş yapar ve Kutsi Ruhdaki ana manalarla özdeşleşir ve bütünleşiriz. Lafızlar, manaların suret giymiş halleridir. Suret anlaşılmadan Siret (öz) anlaşılmaz.</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal">Kurân, <strong>An</strong>’ı yaşatan kitap demektir bir anlamıyla.<strong> An</strong>, noktadaki (Esma Âleminde) sürekli değişik görüntü oluşturan süreci ifade eder. İşte biz, orijinal Arapça ayetleri okurken (bir tür göz mantrası) noktadaki bu sürekliliği müşahede ederiz. Allah bizlere zikri kolaylaştırsın ve sevimli kılsın. Daimi Zikrine erdirsin. Allah eyvallah HU!!</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: right" class="MsoNormal"><strong>Nazım Akpınar</strong></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: right" class="MsoNormal"><a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/">www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: right" class="MsoNormal"><a href="mailto:ahad103@hotmail.com">ahad103@hotmail.com</a><span class="metin02"><strong><span><br />
</span></strong></span></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-align: justify" class="MsoNormal"><strong><u>İstifade Edilen Kaynaklar</u>:</strong></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Üstad Ahmed Hulusi: (Dua ve Zikir)</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Lütfi Filiz: ( Noktanın Sonsuzluğu 3)</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; text-align: justify" class="MsoNormal">Bediüzzaman: (Sözler)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/zikir-de-belirli-yontemler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayete’l-Kürsî’nin koruyucu etkisi bilimsel olarak ispatlanacak</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/ayet-el-kursi-nin-koruyucu-bilimsel-etkisi-ispatlanacak/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/ayet-el-kursi-nin-koruyucu-bilimsel-etkisi-ispatlanacak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 11:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Dua Ve Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/29/ayet-el-kursi-nin-koruyucu-bilimsel-etkisi-ispatlanacak/</guid>
		<description><![CDATA[Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi yüksek kesime danışmanlık yapan Dr. Ender Saraç, Allah’ın 99 ismini yani Esmaü’l-Hüsna’yı zikretmenin insana huzur verdiğini söylüyor. Ender Saraç, artık dünyada her şeyin bilimsel ve teknik şeylerle açıklandığını ve bunun aslında en ileri teknolojinin kaynağı olan El Alîm esmasının tecellisi olduğunu belirtiyor. Saraç, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="snap_preview">Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi yüksek kesime danışmanlık yapan Dr. Ender Saraç, <strong>Allah’ın 99 ismi</strong>ni yani <strong>Esmaü’l-Hüsna</strong>’yı zikretmenin insana huzur verdiğini söylüyor.</p>
<p>Ender Saraç, artık dünyada her şeyin bilimsel ve teknik şeylerle açıklandığını ve bunun aslında en ileri teknolojinin kaynağı olan El <strong>Alîm esmasının tecellisi</strong> olduğunu belirtiyor. Saraç, “<strong>Ayete’l-Kürsî, Felak ve Nas sûreleri okunduğunda insanın aurasının kalınlaştığı yani insanın korunduğu, çok kısa süre içinde birtakım ince aletlerle tespit edilecek</strong>. Nazar diye bir enerji olduğu ve nazara karşı <strong>bazı sûrelerle korunmanın insanın aurasını genişlettiği bilimsel olarak açıklanacak</strong>.” diyor. <span id="more-76"></span><span id="more-121"></span><br />
*  *  *</p>
<p>Ender Saraç’a göre;<span id="more-374"></span></p>
<p>* İnsanoğluna indirilmiş en son ve bir üst modeli gelmeyecek tek yazılım programı <strong>Kur’an-ı Kerim</strong>. Kur’an’da insana şifa verecek pek çok bilgi var.</p>
<p>* <strong>Zikir</strong>, meditasyon ve diğer enerji teknikleri gibi <strong>pozitif enerji</strong> verebilecek etkili bir yöntem.</p>
<p>* Zikir <strong>doğru </strong>olarak yapıldığında insanın içinde <strong>eksik olan enerjileri tamamlar</strong>, keskin olup <strong>zarar veren enerjileri de törpüler ve kişiyi rahatlatır</strong>.</p>
<p>* <strong>Esmaü’l-Hüsna</strong> ile yapılan <strong>zikir, beynin bazı merkezlerinde birtakım enerjileri daha çok aktive ediyor</strong>.</p>
<p>* Zikirden elde edilecek maddi ve manevi güç, diğer insanların acılarını hafifletmek, topluma daha yararlı olmak için kullanılmalı.</p>
<p>* <strong>Toplumda herkes enerji emen bireyler olarak yaşıyor</strong>. Ortadaki kaptan herkes emmek istiyor. Kimsenin kaba verecek malzemesi yok.</p>
<p>* Kur’an’da söylendiği gibi insanların kalpleri mühürlü. Yani <strong>kalp şakraları</strong> kapalı. Bu nedenle 40 gün <strong>El Basid</strong> esması zikredilebilir. Bu zikir kalbi açar, rahatlatır, genişletir.</p>
<p>* “O kadın benle evlensin, bu adam beni boşasın, çok zengin olayım, şu işi ben kapayım” gibi <strong>egomuzu savunmak</strong> ve ön plana çıkarmak için korkunç bir şekilde <strong>ben merkezli enerji harcanıyor</strong>. Ego merkezli yaşamayı bırakıp, tam <strong>teslimiyet </strong>haline geçildiğinde <strong>beyin enerji tasarrufu yapıyor</strong> ve o zaman bütün istekler oluyor.</p>
<p>* Bizim inanç sistemimizin kökü sevgi. Toplumda gerilim yaratan değil, toplumda daha olumlu enerjiler veren insanların oranı arttıkça Batı’ya bile meditasyon ve reikilerden çok daha güzel şeyler sunacağız. <a href="http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=8&amp;hn=4109" target="_blank">Yazının tamamı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/ayet-el-kursi-nin-koruyucu-bilimsel-etkisi-ispatlanacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

