<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Bilim</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/bilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Çanakkale Deyince…</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/canakkale-deyince%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/canakkale-deyince%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1164</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale Zaferimiz üzerine yapılan muhtelif çalışmalarda bir milletin var oluş ve ayakta kalma mücadelesine dikkat çekilerek çeşitli fedakârlık ve şecaat örnekleri efsanevi, destansı sahnelerle aktarılır. Olayın insani ve evrensel yönüne eğilen yaklaşımlar nedense biraz sönük kalmıştır. Milli ve manevi köklerimizin vazgeçilmez mayası Çanakkale’de evrensel sahneleri, insan unsurunun kalbinde titreyenleri, millet ve ırk, din ve ülke, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_842" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-842" title="Mehmet DOĞRAMACI" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/03/MD-150x150.jpg" alt="Mehmet DOĞRAMACI" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Mehmet DOĞRAMACI</p></div>
<p>Çanakkale Zaferimiz üzerine yapılan muhtelif çalışmalarda bir milletin var oluş ve ayakta kalma mücadelesine dikkat çekilerek çeşitli fedakârlık ve şecaat örnekleri efsanevi, destansı sahnelerle aktarılır. Olayın insani ve evrensel yönüne eğilen yaklaşımlar nedense biraz sönük kalmıştır.</p>
<p>Milli ve manevi köklerimizin vazgeçilmez mayası Çanakkale’de evrensel sahneleri, insan unsurunun kalbinde titreyenleri, millet ve ırk, din ve ülke, doğu ve batı planından çıkarak yeniden değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Bu zafer coşkusuna işte o farklı noktalardan katılmak üzere bazı sahneleri yeniden hatırlatmak istiyorum.</p>
<p>* * *<span id="more-1164"></span></p>
<p>Her iki tarafın da ölülerini defnetmek üzere savaşa ara verilen bir öğle saati. Türk askeri fırsattan istifade Cuma Namazı kılmak istiyor. Salâ verilip ezan okununca karşı siperlerden telaş içinde gelenler arkada saf tutuyorlar. Bunlar İngilizlerin sömürge Afrika ülkeleri ve Hindistan’dan topladığı Müslüman askerler. Cumayı, düşman (!) cephede kılacaklar ve yeniden kendi siperlerine dönecekler…</p>
<p>* * *</p>
<p>Gece nöbet tutuyor askerler… Avrupalı askerlerin safından biri sesleniyor bizimkine, bir şeyler işaret ediyor. Birbirlerinin dillerini anlamıyorlar. Bizimki çantasından bir tayın ekmeği atıyor karşıya, belli ki aç zannıyla. İngiliz askeri de yanındaki konservelerden birini yerden yuvarlıyor insan kardeşine!&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Yıl 1934… Güçlü devletler genç Türkiye Cumhuriyetine uluslararası unsurları da arkalarına alarak baskı yapıyorlar<em>. “Mademki Çanakkale’de bizim mezarlarımız var, mezarlarımız olan yerler toprağımızdır yada en azından uluslararası toprak sayılmalıdır.”</em> diyerek toprak isteme cüretini gösteriyorlar.</p>
<p>Genç Türkiye’nin genç cumhurbaşkanı Mustafa Kemal çalışma odasında Anzaklar ve İngilizlerin de geleceği Çanakkale Günü için bir basın bildirisi hazırlıyor. Yaveri içeri giriyor: “Paşam bu emperyalistler iyice azıttı, durmadan telgraflar geliyor, öyle bir mesaj yazın ki hadlerini bilsinler, meydan okuyalım şunlara!&#8230;”</p>
<p>Paşa, nazik durumu değerlendirdikten sonra hem bütün güçlü ulusları susturacak, hem de annelerin yüreğine, beşerin İnsan tarafına dokunacak şu sözleri yaverine yazdırıyor:</p>
<p><strong>Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.</strong><strong> </strong>(Mustafa Kemal ATATÜRK)<strong> </strong></p>
<p><strong>…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Çanakkale… Milli yanımdan çok, İNSAN yanıma, EVRENSEL yanıma, KALBİMe dokunur benim…</p>
<p>Gelibolu Yarımadasının gelişen yeni dünya yapılanmasında bir BARIŞ VE KARDEŞLİK ADASI olmasını niyaz ediyorum. Amin der misiniz?</p>
<p><strong>Mehmet DOĞRAMACI</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/canakkale-deyince%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senin Kadar Varım</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/senin-kadar-varim/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/senin-kadar-varim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 22:59:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[senin kadar varım]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1162</guid>
		<description><![CDATA[Hakikat bilgisini layıkı ile değerlendirmeden, algıladığımız bu fiiller aleminde “Benden başka bir varlık yok” kabulü ile hareket eden kişilerle karşılaştığında çok geriliyordu bizimki. Belki varsaydığı benine inen büyük bir darbe olmasının da etkisi ile. Oysa arkadaşı Ömer, konuşmalarında hareketlerinde öyle rahattı ki (içte rahat olduğunu düşünmüyordu) yaptığı fiiller sonunda, birisi ona bir şey söylendiğinde, ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_832" class="wp-caption alignleft" style="width: 89px"><img class="size-full wp-image-832" title="Mert KILIÇ" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/03/mert-kilic.jpg" alt="Mert KILIÇ" width="79" height="116" /><p class="wp-caption-text">Mert KILIÇ</p></div>
<p>Hakikat bilgisini layıkı ile değerlendirmeden, algıladığımız bu fiiller aleminde “Benden başka bir varlık yok” kabulü ile hareket eden kişilerle karşılaştığında çok geriliyordu bizimki. Belki varsaydığı benine inen büyük bir darbe olmasının da etkisi ile. Oysa arkadaşı Ömer, konuşmalarında hareketlerinde öyle rahattı ki (içte rahat olduğunu düşünmüyordu) yaptığı fiiller sonunda, birisi ona bir şey söylendiğinde, ben varım, ben yaparım, gayrım yok tekrarını yapıyordu. O zaman da; Bizimki içinden; Hadi lan..! Bunun böyle olmadığının en büyük ispatı benim varlığım diye düşünürdü&#8230; Sonunda bir gün dayanamayıp dedi ki;</p>
<p>-         Hayır güzel kardeşim, sen ne kadar varsan, ben de, algıladıkların da o kadar var. Ne zaman ki sen yok olursun, biz de yok oluruz&#8230;</p>
<p>-         Örneğin başı kapalı bir bayan, aldığı bir takım bilgileri, doğru anlayamaması, hazmedememesi ve yanlış yorumlaması sonucunda benden gayrısı yokken, kime kapanıyorum ki düşüncesi ile açılırsa doğru mu yapmış ? Madem kendinden gayrı yok hiç giyinmesin, öylecene çıksın sokağa, ona bakanlarda olmayacağı gibi fiili münasebette de bulunan olmayacaktır ona göre. Ya da olsa da bundan etkilenmeyecektir. Sen bu hali yaşıyor musun şimdi ?<span id="more-1162"></span></p>
<p>Evet&#8230; Dediği anda suratına bir büyük Osmanlı&#8217;yı patlattı. Şaşkınlıkla sendeleyen arkadaşının arka cebinden cüzdanını kaptığı gibi oradan uzaklaşmaya başladı. Yanağındaki beş kardeş mührünün verdiği acı ile önce hiddetlenen arkadaşı ona doğru giderken bir yandan olayı anlıyor bir yandan da söylediklerine halel gelsin istemiyordu, ta ki bizimki cüzdanı vermeden taksiye atlayıp uzaklaşana kadar&#8230; Cep telefonundan arayıp olayı anladığını itiraf etmesi sonrasında buluştuklarında, hayatı boyunca unutmayacağı bu yaşadıklarının yanında bir de konunun özetini dinlemek ona nasip oldu&#8230;</p>
<p>-         Benden gayrı yok diyen zatlar, bizim gördüğümüz bedendeki kişiler değillerdir. O kişiler kendilerinin ALLAH katında yok olduklarının, O&#8217; ndan gayrı ne bir fiil, ne bir düşünce, ne de söylem üretemedikleri gibi, gayrı olan bir varlıklarının bile olmadığını fark ederek, hiç olmayı yaşamışlar ve o zaman; “BEN&#8217; den gayrı yok” diyen bizzat ALLAH&#8217; ın kendisi olmuştur&#8230; Sen kendini hiçlemeden bunu şu cisminle kayıtladığın birim olarak söylersen, sana denir ki; Haydi sözünde sadık isen doğudan doğan şu güneşi, batıdan doğdur da görelim&#8230; Birimsel benliğinden geçmeden, bu söylemi kabul etmeye çalışan kişi hırsızlığı da, gıybeti de, cinayeti de kendinde hak görebilir. Daha Musa olmadan, Hızırlığa soyunur ki; sonu Firavun&#8217; un sonundan farklı olmaz kanımca&#8230;</p>
<p>-        Unutma !  Sen ne kadar varsan, ben de o kadar varım&#8230; Ve beni sevmedikçe iman etmiş olmazsın !</p>
<p>(3309 &#8211; Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: &#8220;Resulullah (sas) buyurdular ki: &#8220;Nefsim yed-i kudretinde olan zâta yemin ederim ki, imân etmedikçe cennete giremezsiniz, <span style="text-decoration: underline;">birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız</span>! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırın!)</p>
<p>Özetle; Hakikat ancak şuurda yaşanır, fiiller aleminde ise ortaya konuşu bu alemin kurallarına göre olmalıdır. ALLAH Ekber oldukça hiçbir yaratılan, O olamaz, O’ nu ihata edemez. Biz ALLAH’ lığı yaşamak için değil, kulluğunu yaşamak için varız. En çok yeryüzünde halife olabiliriz&#8230;</p>
<p>Anlatılmak istenen; Kesret yaşamında, hakikat bilgisi kurallarına göre davranıştaki yanlışlığı, Lut kavmi kıssasının batıni yorumundan çıkarabilirsiniz. Özellikle Ankebut 28-30.</p>
<p>Not: Olayın bir de tam tersi yönü de olabilir ki; “Benden gayrı yok” sözünü söyleyen gerçekten de kendini hiçlemiş olarak söylüyordur da, daha biz kendimizi hiçleyemediğimizden ve kendimizle birlikte her şeyi var algıladığımız bu boyuttan bakarak, ALLAH&#8217; tan direk gelen kelamı saf olarak algılayamayıp, kendi vehim (yine ALLAH&#8217; tan gayrı olmayan) kanalımızdan, saptırarak geçirdiğimizden, layıkıyla anlayamıyor ve yanış, geriliş yaşıyoruzdur. Bu ihtimali de akıldan çıkartmazsak, gün gelirde böyle bir değerle karşılaşırsak, değerlendirebilme imkanımız olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/senin-kadar-varim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İstanbul Macerası</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bir-istanbul-macerasi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bir-istanbul-macerasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 22:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul macerası]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1160</guid>
		<description><![CDATA[Koca şehrin alabildiğine uzanan binalarının arasından denize doğru iniyordu&#8230; Boğaz git gide yaklaşıyordu&#8230; Yazdan kalma bir günün keyfini çıkarıyordu şehirliler&#8230; Ne kadar da çok insan vardı İstanbul’da&#8230; Farklı düşünceler, farklı karakterler&#8230; Hepsi farklı farklıydı&#8230; Tüm bu farklılıkları içinde barındırıyordu İstanbul&#8230; Şehrin büyüklüğünü düşünürken “ ‘Şekle bağımlı olmak’ demek ‘mânâyı anlayamamak’ anlamına da gelir! ” sözü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_817" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-817" title="Hakan TÜRKMEN" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/hakan-turkmen-150x150.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>Koca şehrin alabildiğine uzanan binalarının arasından denize doğru iniyordu&#8230; Boğaz git gide yaklaşıyordu&#8230; Yazdan kalma bir günün keyfini çıkarıyordu şehirliler&#8230;</p>
<p>Ne kadar da çok insan vardı İstanbul’da&#8230;</p>
<p>Farklı düşünceler, farklı karakterler&#8230; Hepsi farklı farklıydı&#8230; Tüm bu farklılıkları içinde barındırıyordu İstanbul&#8230; Şehrin büyüklüğünü düşünürken “<strong> ‘Şekle bağımlı olmak’ demek ‘mânâyı anlayamamak’ anlamına da gelir! </strong>” sözü aydınlandı zihninde&#8230; Şu çarşaflı, bu cübbeli, şu mini etekli, bu kumaş pantolonlu, şu kot giymiş, bu eşarp takmış ama kolları açık, gibi şeylere uzun zaman önce vedâ etmesine rağmen yine de türlü türlü şartlanmaların etkisinde kalabiliyordu&#8230; Çünkü onlar, <em>horlansın diye</em> değil,<strong> bambaşka bir şey</strong> için vardı&#8230; Fakat neydi o bambaşka şey, şu anda bilemiyordu&#8230; Fakat <strong>ÖZ’DE BİRİZ</strong> gerçeğine en büyük engellerden birinin şartlanmalar olduğunu adı gibi biliyordu&#8230;</p>
<p><em>İnsanların çok büyük çoğunluğu tarafından <strong>“gerçek”</strong> kabul edilen şeylerin</em> sorgulanması gerekiyordu&#8230; Daha sonra da <em>ulaşılan verilere göre</em> hareket edilirdi&#8230;<span id="more-1160"></span></p>
<p><em>Etraf putu</em>na tapmayı tamâmen bırakması gerekiyordu&#8230;. Hayallerle ördüğü kozasının ummadığı bir anda delinmesini göze alamazdı&#8230; Eğer bir koza delinecekse o da kozanın içindeki tarafından yapılmalıydı&#8230;<br />
Şehre gelmesinin birçok sebebi vardı&#8230;. Akraba ziyâreti, dost ziyâreti, gezmek vs&#8230; Fakat ikindiden sonra yapacakları sohbet, günün gülüydü&#8230;</p>
<p>Sohbetten önce yurt dışından gelen beyefendiyle buluştular&#8230; Hasret giderdikten sonra karınlarının acıktığını hissettiler&#8230;. Bir lokantaya girmeye karar verdiler&#8230; Uzun zamandır iskender yemeyen ve turist denilebilecek kadar yurt dışında kalan beyefendiyle uygun bir yere oturmuşlardı&#8230; Gelen garsona yemek sipârişlerini verdiler&#8230; Bir porsiyon iskenderdi istedikleri. Yemekler gelene kadar bu buluşmanın çok güzel geçtiğinden ve buluşmadan memnun olduklarından bahsettiler&#8230;</p>
<p>Ego ispâtı kokmayan ve bilgi ile tecrübe paylaşımından ibâret olan bu gibi paylaşımları çok severdi&#8230; Vaktin nasıl geçtiğini bilmez, sona gelindiğinde ise zorla kalkardı oturduğu yerden&#8230;</p>
<p>Küçük tabağa sıkıştırılmış vaziyette gelen iskenderler, içecekle beraber kısa bir sürede midelere inmişti&#8230; “Masadan ne zaman kalkalım” diye konuşurlarken ezan okunmaya başladı&#8230; Aşağıya inip hesâbı ödediler&#8230; “Çay ikrâmımız var” diyen garsona bizimkinin yanındaki beyefendi <em>çaya kalamayacaklarını</em> belirtti ve ardından da eğlenceli birine benzeyen garsona esprili bir tarzda “borcun olsun” deyiverdi&#8230; Bu teklife biraz da kendinden emin bir tarzda  <strong>“Ben borçla yaşamam, kimseden borç almam, kimseye borçlu olmam!..” </strong>diyerek cevap verdi garson&#8230;</p>
<p><strong>“Söylediklerine dikkat etmeyen, eğer iman sahibiyse o söylediklerini yalar!” </strong></p>
<p>Lokantadan çıkıp câmiye doğru yürüdüler&#8230;</p>
<p>Câminin şadırvanında abdestlerini aldıktan sonra namazı kılmak için insanların her mevsim akın akın geldikleri <strong>Eyüp Sultan</strong>’a girdiler&#8230; Sünneti kıldılar ve farz için imama uydular&#8230; Namazda okuduklarını düşünmeyi âdet edindiği için imamın arkasında bir şey okumazken ne yapılması gerektiğini düşünüyordu bu sıralar, “bakalım neler çıkacak” diye kendi kendine hafifçe tebessüm ettikten sonra güzel nağmelerle müezzinlik yapanın “Alâ resûlünâ salavât” demesini duyup câminin havlusuna çıktılar&#8230; Birâz bekledikten sonra buluşacakları âbiyi de biraz araadan sonra nihâyet buldular&#8230; O herkesin gittiği yönün tersine doğru yürüdü ve kendileri de O’nu tâkip etti&#8230; İngiltere’nin mat görünümünü andıran sokaktan geçtikten sonra soldaki güzel mekâna girdiler&#8230;</p>
<p>Çaylar geldi ve sohbete başlandı&#8230;</p>
<p>Hal-hatırdan sonra <strong>“bühl”</strong>den söz açıldı&#8230;Neydi bu <strong>“bühl”</strong>? Uzun süredir kafasını kurcalıyordu <strong>“bühl”</strong> konusu. Her zamanki gibi araştırmak yerine, “kendi kendine çıksın ne çıkacaksa” demişti&#8230; Bunu pek yapmazdı fakat bu seferlik böyle olmuştu&#8230;</p>
<p><strong>“Bühl”, anlatıldığına göre “saf kişi” demekti! Kişinin îmânı var fakat bu îmandan haberi yok! </strong></p>
<p><em>Yaşayışı îmana göre</em> fakat “<strong>bühl”ün tefekkür yönü hiç yok!<br />
</strong><br />
<strong>“Bühl”</strong> dediğimiz insan, eğer müslümanların yaşadığı yerdeyse <em>ezan okunur okunmaz namaza koşan</em>, <em>başına dertler geldiğinde tevekküle sarılan</em> kişilerdir!</p>
<p>Eğer müslüman olmayanların yanındaysa ibâdet denilen şeyleri yapmamasına rağmen hayata bakışı ve yaşayışı <strong>“muhammedî”</strong>ydir!</p>
<p><strong>“ ‘Bühl’ kavramını çok iyi düşünmek gerekir! ‘Bühl’, kimliğinde müslüman yazanlardan çıkacaktır diye ayet yoktur, hadis yoktur! Lütfen ŞARTLANMALARını gör artık! Japonya&#8217;da doğmuş, orada yaşayan fakat senden daha çok MUHAMMEDÎ olan ve kimliğinde ‘DİNİ = İSLAM’ yazmayan birileri mutlaka vârdır!” </strong>sözünden çok etkilenmişti. Bunu daha önceden de biliyordu fakat şimdi o bilgi farklı geldi gözüne. <strong> </strong></p>
<p>Kendisi ne namaz vakti girince hemen namaza koşanlardandı ne de köydeki hanım teyzeler, yaşlı amcalar gibi başına gelen olaylara ânında tevekkülle panzehir olabiliyordu!</p>
<p>Bunları düşünmek kendisini üzmüştü fakat <em>bunlar gerçekler olduğu için</em> onlardan kaçmak yerine bu <strong>gerçeklerin üstüne gitmesi</strong> O’nun hayat anlayışının bir parçasıydı veyâ böyle olmalıydı!</p>
<p>Kendisi müslümanlar içinde yaşıyordu fakat <em>“müslümanların içinde yaşıyorum”</em> da bir uydurmaydı! Çünkü<strong> müslüman = “kimliğinde İSLAM yazan kişi ” </strong>anlamına gelmiyordu, bunu çok iyi biliyordu!</p>
<p>Belki de çevresi ne müslüman ne de mü’mindi, bu, koskoca bir hayaldi belki de!</p>
<p>Ve belki de çok sisli görünmesine rağmen çevresi <em>müslüman amelleriyle meşgul olan fakat îman sahibi olmayan kişilerden</em> oluşuyordu! Bunu ancak Allah bilebilirdi! En iyisi <strong>“çevre yerine kendine bak” </strong>uyarısını hatırlamak ve kendine çeki düzen vermeye çalışmaktı.</p>
<p>Sohbetin sonlarına doğru <strong>“vehmin zulmeti”</strong> ve <strong>“vehim nûru”</strong>nu konuştular&#8230;</p>
<p><strong>“Zevk ve hazza yer yoktur VEHİM NÛRUnda! İşte bu yüzden çok çok özel insanlara MENTAL HAYVANIN ZEVK ALDIĞI HER ŞEYi terk ettirirler!” </strong></p>
<p>Vehmin zulmetinden bahsederlerken, zulmetten kurtulan ve nûru açığa çıkaranların samîmi olanlar olduğunu konuşmuşlardı&#8230;</p>
<p>Fakat “<strong>samîmiyet”</strong> neydi? Verilen görevi başarıyla tamamlamak değildi <strong>“samîmiyet”!</strong> Görevi, <em>sopa korkusu</em> veyâ <em>havuç beklentisi </em>için yapmakta değildi <strong>“samîmiyet”!</strong></p>
<p><strong>‘Samimiyet’ demek <em>‘karşılıksız’</em> demektir! </strong>Bunu anlayabilmişti ancak&#8230;<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Güzelim  sohbet istemeye istemeye de olsa bitiverdi&#8230;</p>
<p>Hepsiyle de vedâlaştı&#8230;</p>
<p>Abdest aldıktan sonra namazını kılıp cebinden müzik çaları çıkardı. Kulağındaki müzikle akrabalarının semtine giden otobüse bindi&#8230; Trafiği izleyerek gelmişti evin yakınlarına&#8230; On dakikalık yürüyüş mesafesinde bıraktı otobüs&#8230; Eve doğru gelirken bir internet kafeye girmek geldi aklına&#8230; Birkaç gündür girmiyordu nete&#8230; E-postasındaki iletilerin birikmesi bazen hiç hoş olmuyordu&#8230;<em> Birikmeden kontrol etmek </em>güzel olur düşüncesiyle kaldırımın yanındaki kafeyi gördü&#8230; Kapıyı ittirdi ve alt kattaki bilgisayarların yanına indi. Bir tânesine oturduktan sonra iletilerine baktı&#8230; Zamânını pek almadı bu iş&#8230;</p>
<p>Dostlara iki mesaj yazmak geldi aklına&#8230; İlki şöyleydi: <strong>“ Evlerde tuvalet vardır, olmak zorundadır fakat hiç kimse tuvalette uyuyamaz ve bunu hiç kimse de tavsiye etmez! Geneleve vaaz vermeye giden Mevlânâ mı sizin Mevlânâ&#8217;nız?! Yoksa başı önünde, sözler söyleyen hayat dışı biri mi? ” </strong></p>
<p>Öğrendiği şeyleri uygulamak, paylaşmak için onları hep hatırında tutmaya çalışırdı&#8230; İkindiden sonraki sohbette yeni şeyler yoktu fakat nedense yepyeni bilgilerle karşılaşmıştı sanki!.. <strong><span style="text-decoration: underline;">Beyin aynı şeyleri farklı yollardan alınca daha etkili oluyor</span> </strong>gâliba diye düşündü&#8230;</p>
<p>O sohbette ülkenin gündeminde olan bir konu da açılmıştı&#8230; Etrâfın empoze ettiği <strong>“iyi”</strong> ve <strong>“kötü”</strong>den sıyrılarak gerçek <strong>“iyi”</strong> ve <strong>“kötü”</strong>yü derin derin düşünmeden hiç bir olay hakkında gelişigüzel yorum yapmamak gerektiğini kendi kapasitesince anlamıştı&#8230; Çünkü <strong>“kötü”</strong> denilenler belki de <strong>“iyi”</strong>ydi fakat anlayış yetersizliği yüzünden, olayların arkasını görememek yüzünden  bâzı şeyler <strong>“iyi”</strong> değil diye düşünüyordu&#8230; <strong>Halbuki insan, iyi bildiğini yapmalı fakat iyiyi put edinmemeliydi&#8230; </strong>Böyle bir bakış açısı yeryüzündeki kaç insana nasip olurdu bilinmez fakat bu bakış açısının binlerce dilde dolandığını çok iyi biliyordu!</p>
<p>Dostlarına gönderdiği mesajlardan ikincisi de şöyleydi: <strong>“Yaşanmayan ilim sâdece hoşça vakit geçirtir, ama nerede? Bu soruya yaşayışıyla cevap veren kurtulur!” </strong></p>
<p>İlmin laklağının ancak dünyadayken yapılacağını ve <em>laklakla harcanan ilmin</em> ancak <span style="text-decoration: underline;">dünyadaki vaktin hoşça geçmesine</span> sebep olacağını düşündüğü için <strong>“Yaşanmayan ilim sâdece hoşça vakit geçirtir!”</strong> gerçeğine <strong>“Ama nerede?” </strong>sorusunu da eklemişti! İnsanlar üstün körü de okusalar, didik didik de okusalar O’nun için <strong>önemli olan paylaşmaktı!</strong> <em>Gerisi </em>önemli değildi! Anlatılanlar birisine illâ ki bir şeyler katardı&#8230; Zâten gerisini önemserse <strong>“sebepleri tanrı yapmak bataklığı”</strong>na düşebilirdi&#8230;<br />
Netten çıktı&#8230; Eve doğru yürüdü&#8230; Evi bulmak zor olmadı&#8230;</p>
<p>Gönülleri hoş ettikten sonra müsâde istedi&#8230;</p>
<p>Otogara gelip bilet aldı&#8230; On dakîka vardı otobüsün kalkmasına&#8230; Soğuk bir su aldıktan sonra dergi ve kitapların olduğu tarafa doğru yöneldi&#8230; Bir kitap çıktı karşısına&#8230; Bu kitabı daha önce okumuştu fakat satın almamıştı&#8230; Cebindeki son parayı da bu kitaba verdikten sonra otobüsüne geri döndü&#8230; İkram başlayana kadar kitaptan okuyabildiği kadar okudu&#8230; “Ne içersiniz” sorusunu soran muavinden kahve istedi&#8230; Sıcak su geldikten sonra kahveyi hazırladı ve kahveyi yudumlarken kitapta okuduğu şu cümleyi düşündü: <strong>“Başkalarına bomboş gözüken çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz!..”</strong></p>
<p>Kahveyi bitirdikten sonra çöpleri kutuya koydu ve kafasını koltuğa yasladıktan sonra gözleri yavaşça kapandı. Uyumuştu.</p>
<p><strong>“Tedbir kahvesiydi”</strong> fakat <strong>“takdir uykuydu”</strong>. <strong><em>Tedbir de takdirdendi.</em></strong></p>
<p>Gözünü açtığında otobüs yolculuğunun sonuna geldiğini anladı. Eşyâlarını aldıktan sonra otobüsten indi&#8230; Elindekilerle evine doğru yola çıktı&#8230; <em>Uyumadan önce düşündüğü söz </em>aklına geldi&#8230;</p>
<p><strong>“Başkalarına bomboş gözüken çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz!..”</strong></p>
<p>Yürüdüğü çöl ayağının bastığı yerdi, ta kendisiydi&#8230; İlim, <strong>ayak bastığı dünyada</strong> yaşanacak bir şeydi. İlmin <em>rüyâlarda veyâ hayallerde yaşanacak</em> bir şey olmadığını, kuyruğuna basıldığında gâyet iyi anlıyordu&#8230;<br />
Kuyruk acılarını göze alarak <strong>“Allâh’ım bu gelişimde de laklaktan sana sığınırım”</strong> duâsıyla evine girdi&#8230; Koca şehrin alabildiğine uzanan binâları geride kaldı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/bir-istanbul-macerasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berber</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/berber/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/berber/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 23:31:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[berber]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bostancı]]></category>
		<category><![CDATA[bostancı kıssası]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1155</guid>
		<description><![CDATA[Tasavvufi hakikatleri anlamada önemli noktalara dikkat çekseler de, kıssa kültürünün kişiyi büyülü bir atmosfere hapsettiği çoğu kere fark edilemeyen bir ayrıntı. Geçmişten ibret alarak şu anı çözümleme amacıyla sunulan kıssalar değerlendirilirken “Hikâyede kalmayalım, ibret alalım”, uyarıları yapılsa da düşünce ve yaklaşım olarak hikâye ve kıssaların insanı belli KALIP ALGILARa mahkûm ettiği gözden kaçıyor. Günümüzde öne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_823" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-823" title="Mehmet DOĞRAMACI" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/mehmet-dogramaci-resim-150x150.jpg" alt="Mehmet DOĞRAMACI" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Mehmet DOĞRAMACI</p></div>
<p>Tasavvufi hakikatleri anlamada önemli noktalara dikkat çekseler de, kıssa kültürünün kişiyi büyülü bir atmosfere hapsettiği çoğu kere fark edilemeyen bir ayrıntı. Geçmişten ibret alarak şu anı çözümleme amacıyla sunulan kıssalar değerlendirilirken “Hikâyede kalmayalım, ibret alalım”, uyarıları yapılsa da düşünce ve yaklaşım olarak hikâye ve kıssaların insanı belli KALIP ALGILARa mahkûm ettiği gözden kaçıyor.</p>
<p>Günümüzde öne çıkan hakikat yayını; bilimsel- teknik çözümlemeler içerdiğinden kıssaların pabucu büyük ölçüde dama atılmış vaziyette!.. Buna rağmen bazı nakillerin halen bildik mesajlarla okunmaya çalışıldığı görülüyor.</p>
<p>Bu hafta sizinle o meşhur kıssalardan birine, aykırı bir noktadan bakalım istiyorum.</p>
<p>Hani şu meşhur Bostancı Kıssası.<span id="more-1155"></span></p>
<p><em>Vaktiyle Kalenderiye ekolüne mensup dervişlerden biri, berbere uğrar. O günün âdeti üzere başını ustura ile kazıtacak, bıyığını tamamen kısalttıracak, sakal çevresini toparlayarak haftalık bayram; cumaya hazırlanacaktır. Bizim derviş berber koltuğunda tıraş olurken dükkâna gelen bir külhanbeyi; “Vayyy beeee kabağa bak kabağa” diyerek başına bir şaplak vurur. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Sabır ve seyir ehli derviş hiç ses etmez. Aslında fena halde canı yanmış, belki de rencide olmuştur. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Sokak jargonu ile birkaç lakırdı edip dükkandan ayrılan külhanbeyinin çok geçmeden karşıdan gelen bir at arabası altında kalarak can verdiği, çarşıya yayılan acı feryatla duyulur!&#8230;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Olay üzerine berber; “Biraz ağır olmadı mı derviş?” diye sorar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Derviş istifini bozmaksızın; “Kabağın bu işe dediği bir şey yok, ama iş bostancıya dokunur bostancıya!&#8230; “ diyerek; külhanbeyinin densizliğinden hiç alınmadığını ama işin Allah’ın gazabını çektiğini vurgulamak ister…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>***</p>
<p>Kıssa bu kadar ve siz farklı versiyonlarını da biliyor ve dinliyorsunuz!..</p>
<p>Kıssanın ana mesaj doğrultusunda; Veli kullara yapılan yanlışın doğrudan Allah’a yapıldığını, alay etmenin acı bedelini, zulmün çok hızlı karşılık bulacağını, haksızlığın çok acı bedeller ödettiğini anlıyor ve değerlendiriyorsunuz öyle mi?&#8230;</p>
<p>İşte ben asırlardır anlatılan bu kıssada baş role çıkarılanın Derviş oluşuna da mesajın böyle anlaşılmasına da itiraz ediyorum!&#8230;</p>
<p>Benim favorim; Berber!&#8230;</p>
<p>Üst İdrakin sahibi olan berber !&#8230;</p>
<p>Neden mi?&#8230;</p>
<p><em>“Kabağın bu işe dediği yok, ama iş bostancıya dokunur”</em> diyen dervişin sistemi değerlendirme biçimi, kusura bakmayın ama buram buram tanrı kokuyor!!!!</p>
<p>Kendisi hiç alınmamış da tanrısının gücüne gitmişmiş!!!! Sevsinler!&#8230;</p>
<p>Kendine gel derviiiiişşşşş!!!!</p>
<p>İki ayrı varlık mı vaaaar?&#8230; Haaaa?&#8230;</p>
<p>İki ayrı varlık mı var?&#8230;</p>
<p>Birimlerin özündeki HU olarak her an tasarrufunu birimler ve suretler eliyle çıkartmakta olan Allah’a mı inanıyorsun, yoksa gadaplanarak ölüm kusan tanrıya mı?&#8230;</p>
<p>Tasarruf; öteden bir yerlerden mi, yoksa el’an mevcut mahlukatın kendisinden, kendiliğinden ve kendisi olarak mı açığa çıkmakta?&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>Benim favorim; Berber!&#8230;</p>
<p>Tedbiratın el’an beyinlerden beyinlere, kalplerden kalplere, suretlerden suretlere, kullardan kullara işlediğini gören, sezen ve çok emin olarak bilen berber!!!!</p>
<p>Ne diyordu o?&#8230;</p>
<p>“Biraz ağır olmadı mı derviş?!”</p>
<p>Dikkat buyurun!</p>
<p>-       “Sana yamuk yaptı, gör bak Allah nasıl verdi cezasını” demedi…</p>
<p>-       “Vayy beee! Gördün mü Hakkın Adaletini” de demedi…</p>
<p>-       “Derviş, büyük adamsın, mübarek kulsun vesselam” da demedi…</p>
<p>“Biraz ağır olmadı mı derviş?” dedi…</p>
<p>…</p>
<p>Evet dostlarım meşhur kıssaya itirazımın kısa özeti bu!&#8230;</p>
<p>Söylenecek çok söz var aslında…</p>
<p>Ama kıssalar, idol şahsiyetler, alışılmış mesaj okumalarından çıkıp da MEKANİZMAYI OKUMA idrakine yaklaşırsak eğer, daha söylenecek çok söz var!&#8230;</p>
<p>Favorim neden berber?</p>
<p>Mekanizma okuması ile ne kast ediyorum?</p>
<p>Şayet bir parça anlaşılmışsa haftaya benzer konularla devam ederiz…</p>
<p>Hayal içinde hayal içinde hayal olan rüya sarmalında yuvarlanan zan ehli kozalılardan değil, cesur ve özgür değerlendirmelerle sistemi okuyan uyanmışlardan olmak hepimize hazmıyla kolaylaşsın istiyor muyuz?!&#8230;</p>
<p>Bana göre, bunun yolu; dışarısı ve ötesi hakikatte var olmadığı halde topu taca atan dervişe öykünmek değil; oyundaki rolünü ve mevcut rolleri hakkıyla okuyarak kulluk görevini icra eden berber bakışını kavramaktan geçiyor!&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><em><span style="color: #000080;">Selam ve Sevgilerimle,</span></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><span style="color: #000080;"><strong>Mehmet DOĞRAMACI</strong></span></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><span style="color: #000080;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com">dogramacimehmet@gmail.com</a></span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/berber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlim mi Et mi ?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/ilim-mi-et-mi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/ilim-mi-et-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 23:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1151</guid>
		<description><![CDATA[İlim öğrenmek güzeldir, ilim paylaşmakta güzeldir.. Sen bir şeyi öğrenirsin, öğrendiğini uygulamaya çalışırsın ve yeri geldiğinde de öğrendiğini çevrenle paylaşırsın. Fakat insanların çoğu, uygulanmak için vâr olan ilmi, paylaşmak için zannediyor! İlim, uygulanmak içindir! İlmin uygulanmak için olduğunu anlayamazsak, anlamaktan kaçarsak, ilmi aldıktan sonra merkep gibi oradan oraya taşırız yüklenilenleri!.. Paylaşmak iyi olmasına iyidir fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_817" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-817" title="Hakan TÜRKMEN" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/hakan-turkmen-150x150.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>İlim öğrenmek güzeldir, ilim paylaşmakta güzeldir..</p>
<p>Sen bir şeyi öğrenirsin, öğrendiğini uygulamaya çalışırsın ve yeri geldiğinde de öğrendiğini çevrenle paylaşırsın.</p>
<p><strong>Fakat insanların çoğu, uygulanmak için vâr olan ilmi, paylaşmak için zannediyor!</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İlim, uygulanmak içindir</span>! </strong></p>
<p>İlmin uygulanmak için olduğunu anlayamazsak, anlamaktan kaçarsak, ilmi aldıktan sonra merkep gibi oradan oraya taşırız yüklenilenleri!..</p>
<p>Paylaşmak iyi olmasına iyidir fakat uygulanmadan paylaşılan ilim “<strong>bilgili cehennnemlikler</strong>”in amellerinden olsa gerektir!<span id="more-1151"></span></p>
<p><em>&#8220;Hangi ilim?&#8221;</em> diye sorma bana.. Sen biliyorsun hangi ilim!.</p>
<p>Bir de şu var: <strong>İlmi uygulamadan paylaşan birçokları, ilmin rotasını <span style="text-decoration: underline;">uygulamak</span>tan çıkardıkları için, rotayı ilmi paylaşmaya çevirdikleri için iş sâdece paylaşmakla da kalmaz!</strong></p>
<p>İnsanların çoğu “<strong>et</strong>”e meyillidir!</p>
<p>“<strong>İlim</strong>” kılıfıyla “<strong>et</strong>” peşindedir nasipsiz!..</p>
<p>“<strong>Et</strong>”i elde etmek için “<strong>ilim</strong>” öğrenir nasipsiz!..</p>
<p>“<strong>İlim</strong>” kılıfında “<strong>et</strong>” pazarlar ve “<strong>et</strong>” satın almaya çalışır nasipsiz!..</p>
<p>Bâzıları da ilim için başlayan birlikteliklerini “<strong>et yeme seansları</strong>”na çevirir!.. Âfiyet olsun müslüman kardeşlerinin çiğ etleri!</p>
<p>“<strong>İlim</strong>” paylaşayım derken zikirden, namazdan geri kalanlar ise ayrı bir inceleme konusudur!..</p>
<p><strong>Mübârek olsun uygulamak için ilim elde edenlerin İNSANlığı!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/ilim-mi-et-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fânusu Kırmamız Gerekiyor!.</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/fanusu-kirmamiz-gerekiyor/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/fanusu-kirmamiz-gerekiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 23:34:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1143</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlarda “merak duygusu” vardır&#8230; Kimisi hayalinde yarattığı “başkasını merak” eder kimisi de şefaati tepmeyerek merak etmesi gerekenleri severek araştırarak tefekkür etme yolunu tutar&#8230; Önemli olan, merak etmeyi ortadan kaldırmak değil, bizde vâr olan özellikleri yârın pişman olmayacağımız şekilde kullanmaktır&#8230; İnsanları merâk eden HAKK’a nasıl yaklaşır ki?! Halkı merak eden halka yaklaşır! Halkı merak eden, şer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_817" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-817" title="Hakan TÜRKMEN" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/hakan-turkmen-150x150.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>İnsanlarda <strong>“merak duygusu” </strong>vardır&#8230; Kimisi hayalinde yarattığı “<em>başkasını merak”</em> eder kimisi de şefaati tepmeyerek merak etmesi gerekenleri severek araştırarak tefekkür etme yolunu tutar&#8230; <strong></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Önemli olan, merak etmeyi ortadan kaldırmak değil, bizde vâr olan özellikleri yârın pişman olmayacağımız şekilde kullanmaktır&#8230;</span></strong></p>
<p>İnsanları merâk eden HAKK’a nasıl yaklaşır ki?!</p>
<p>Halkı merak eden halka yaklaşır!</p>
<p>Halkı merak eden, şer yönde ilerler&#8230; HAKK’ı merâk eden ise yüzünü halka çevirmediği için ve <span style="text-decoration: underline;">her şeyi yerli yerinde görmek şartıyla</span> halkın şer yön olduğunu da çok iyi bildiği için, şuurunu HAKK’a çevirerek sırf hayır olana varmaya çalışır&#8230;</p>
<p>Bu amaçla sebeplere sarılır!..<span id="more-1143"></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">HAKK’ı merâk eden, sebepleri tanrı yapmadan, onlara ayrı bir güç vehmetmeden düşünür ve sanki sebepler tanrıyMIŞ GİBİ sebeplere sarılır!&#8230; Aklı ve kapasitesi nispetinde de ilerler!&#8230; Bu da “nasip” ismini almıştır&#8230;</span></strong></p>
<p>İlginçtir, akıl gücümüzün ve idrak kapasitemizin ne kadar olduğu konusunda çok korkak davranırız. Halbuki vince dışından bakarak hüküm verilemez! Onu alıp kullanırız!</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İşte o zaman anlarız ne kadar iş yapar bu vinç!</span></p>
<p>Kendimizi bilebilmemiz için <em>“Aklım ne kadar, kapasitem ne kadar?” </em>diye merak dâhi etmeyip vâr olan her şeyimizle çalışmamız gerek&#8230; Kim ne derse desin, biz yine de aklımızı kullanmaya bakalım! <strong>Önemli olan, kapasitemizin ne kadar olduğu değil, sonunun nerede bittiğini bilmediğimiz kapasiteyi ne kadar kullandığımızdır&#8230;</strong></p>
<p>Kendimizdeki hangi özelliği kullanmışsak onun arttığını görmüşüzdür&#8230; Ama hâla <em>nasipte var mıdır yok mudur</em> diyerek yok yere dert çıkarıyoruz kendimize&#8230;</p>
<p>Çok tuhaf!&#8230;</p>
<p>Mâdem “günde yarım saat yürüyenin yürüme kapasitesi artar”, mâdem bir vincin sınırı olabilir fakat <strong>“kendi”mizdeki özelliklerin</strong> <strong>belli bir sınırı yoktur</strong>, neden kendimize sınır çekelim ki?!</p>
<p><em> “<span style="text-decoration: underline;">Benim gelebileceğim son nokta budur</span>”</em> dersek, elbette o noktaya geldiğimizde kendimizi daha önceden kilitlediğimiz için kilitli kapının içindekilerle pek ilgilenmeyiz&#8230; Çünkü bizim için ötesi yoktur&#8230; Ki her beyin kendi evrenini yarattığına göre orada cidden bir şey yoktur(!)</p>
<p>Artık çok net biliyoruz ki beynin çalışma sistemi de aynen bir bilgisayar gibidir&#8230; Önceden verilmiş komutlarla çalışırlar&#8230; <strong>“Şunu görme”</strong> deriz beyne, o da görmez, yok sayar, işleme almaz, alamaz!..</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Biz, tuhaf bir şekilde <em>etraf putu</em>na tapmaya o kadar alışmışız ki, etrâfın: </span></strong><em><span style="text-decoration: underline;">“Dur, fazla ileri gitme, sonra dinden çıkarsın, bu konularla fazla uğraşmamak lâzım, denilenleri yapalım, zâten herkes yaptıklarından sorumlu olmayacak mı?”</span></em><strong><span style="text-decoration: underline;"> mâsumca yaklaşmasına kanarak bir çok konuda kendimize komutlar veriyoruz ve konuların derinliğinden mahrum kalarak belki de kendimizi hakikatten perdeliyoruz</span></strong><strong>&#8230;</strong></p>
<p>Çok dikkatli olmamız gerekiyor&#8230; <strong>Dikkatli görünmemiz değil dikkatli olmamız gerekiyor!.. </strong></p>
<p>İnsanlar şekle bakar&#8230; Kişilerle ilgilenirler, kişilerin dış görünüşleriyle, etiketleriyle ilgilenirler&#8230; En fazla olayları konuşurlar&#8230;<em></em></p>
<p><em>Şu bunu yapmış, bu bunu yapmış veya şu şunu demi,ş bu bunu demiş&#8230;</em></p>
<p>Fikirleri konuşmak, düşünmek, yeni bir düşünce ortaya atmak, bir şeyleri genişletebilmek, olayın derinliğine nüfûz edebilmek, farklı yerlerde durduğu halde aralarında bir bağ olan bütünü görebilmek vs. mukallidin ilgi alanı ve kapasitesi dışında olan şeylerdir&#8230;</p>
<p>Üstad: <strong>“Beynin tefekküre yöneltilmemesi, ona yapılan en büyük zulümdür!.. Değeriniz, tefekkür gücünüz nisbetindedir!.”</strong> diyor&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Değerimiz “tefekkür gücü”müz nispetindeyse değersizliğimiz de “gıybet gücü”müz nispetinde olmasın!</span></strong></p>
<p><strong>Hakikat ehlinin yanında “düşünsel gıybet” ile “dilin gıybeti” arasında bir fark var mıdır?!</strong></p>
<p>İşimiz tahkik ise, şartlanmalarımızı fark etmemiz gerekiyor&#8230; Etrâfın küçük yaşlardan beri empoze ettiği şeyleri kabullenmekten vazgeçelim artık&#8230;</p>
<p><strong>“Şuur birlikteliği”</strong>nin esas birliktelik olduğunu bildiğimiz halde ne diye hâla <strong>“bühlün cenneti”</strong>ne göz kırpıyoruz ki? Bühl, şartlanmalarıyla mutludur, mustakilliği sevdirilmiştir O’na&#8230;</p>
<p>Güneş batıdan doğadursun, doğunun gözbebeği(!) ülkenin hâli hepimize aşikar&#8230; Zorlu ameliyat farklı farklı yerlerde kendini gösteriyor&#8230; Kimisi ameliyatı izlerken, kimisi de <strong>“AMELİYATLAR GELİP GEÇİCİ, SEN SEN OL AMELİYATIN ARDINI GÖZDEN KAÇIRMA VE SANA VERİLMİŞ OLAN NÎMETİ DEĞERLENDİR” </strong>hitabına mazhar oluyor&#8230; Ve çok azı şefaati değerlendirip zorunlu şeylerin dışında kalan tüm vaktini zikre, duaya, ilme ayırıyor&#8230;</p>
<p>Tüm hakîkat ehli, <strong>“şartlanmaları terk etmek”</strong>ten bahsediyor&#8230; Çünkü hakikat bir deniz ise ve bizler de bu denize bir fânusun içinde olarak bırakılmış isek, bizi denizden perdeleyen, özgürce dolaşmamızı engelleyen şeylerden biri de şartlanma fânusudur!..</p>
<p><strong>Bizi denizin insâfına bırakılmışlıktan kurtaracak olan şey, elbette ki o fânusu kırmaktır!..</strong></p>
<p><strong>Elimizdeki matkap ile kozamızı delmeye girişmek yerine matkabı baş köşeye koyarak kozamızı donatmak bize kolaylaştırılmışsa orasını ben bilemem&#8230; Yok, o değil de, “kozaNı del” diye bir hitap gelmişse bize, işte o zaman hepimize kolay gelsin diyebilirim&#8230;</strong></p>
<p>Doğru yolda ilerliyorsak Allah hızımızı arttırsın, yok <strong>“zulmet”</strong>te ilerliyorsak Allah bizi affetsin, bağışlasın, <strong>merhamet</strong> etsin ve <strong>“DİLEDİĞİNE HİDAYET EDER”</strong>i <em>bizde açığa çıkar</em>mış olarak hayvanımız olan şu bedeni geride(!) bırakmayı kolaylaştırsın&#8230;</p>
<p><span style="color: #000080;">İlk bahar hepimize hayırlı olsun dostlar&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong><em>Hakan TÜRKMEN</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/fanusu-kirmamiz-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güvendedir (ler)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/guvendedir-ler/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/guvendedir-ler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 20:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[fetih suresi]]></category>
		<category><![CDATA[güvendedirler]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Mescidi Haram]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1141</guid>
		<description><![CDATA[Genç adam o hafta Fetih Suresi üzerine tefekkür ediyordu. Mekke’nin Fethine dair gelişmeleri İslam Tarihinden okurken şehre giriş esnasında Rasülullah (sav) in bir emri dikkatini çekti. Âlemlerin Efendisi birkaç sahabesini şehre şu haberi yaymakla görevlendirmişti: ŞUNLAR GÜVENDEDİR, KURTULMUŞTUR: 1- EBU SÜFYAN’IN EVİNE SIĞINANLAR 2- KENDİ EVİNDEN ÇIKMAYANLAR 3- KABE’YE SIĞINANLAR. Mekke müşrikleri, kimi yamaçlarda korku [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_798" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><img class="size-thumbnail wp-image-798" title="Mehmet Doğramacı" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/wp-content/uploads/2010/02/MD-150x150.jpg" alt="Mehmet Doğramacı" width="150" height="150" /><p class="wp-caption-text">Mehmet Doğramacı</p></div>
<p>Genç adam o hafta Fetih Suresi üzerine tefekkür ediyordu. Mekke’nin Fethine dair gelişmeleri İslam Tarihinden okurken şehre giriş esnasında Rasülullah (sav) in bir emri dikkatini çekti. Âlemlerin Efendisi birkaç sahabesini şehre şu haberi yaymakla görevlendirmişti:</p>
<p><span style="color: #0000ff;">ŞUNLAR GÜVENDEDİR, KURTULMUŞTUR:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">1-    EBU SÜFYAN’IN EVİNE SIĞINANLAR</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">2-    KENDİ EVİNDEN ÇIKMAYANLAR</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">3-    KABE’YE SIĞINANLAR.</span></p>
<p>Mekke müşrikleri, kimi yamaçlarda korku ve kaygıyla İslam ordusunun şehre girişini izlerken, kimi şehri terk etmiş, kimi hakkında ne hüküm verileceğini beklemek üzere evine çekilmişti. İşte tam bu esnada duyulan haber herkesi şaşırtmıştı. Özellikle de Ebu Süfyan, kendi evine sığınanların kurtulmasına herkesten çok hayret etmişti.</p>
<p>Konunun zahiri böyle. Ya derunu?&#8230;<span id="more-1141"></span></p>
<p>Rasülullah neye işaret ediyordu?&#8230;</p>
<p>Fetih gününe has bir kurtuluş muydu bu?</p>
<p>Alemlere, zaman üzeri ana, tüm boyutlara seslenen Efendiler Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (sav) şimdiye seslendiğinde bu üç boyutlu kurtuluş nasıl anlaşılacaktı?&#8230;</p>
<p>“İyisi mi tefekkürü yüksek dostlara telefon açmak” dedi içinden. Ve dokundu tuşlara. Olayı boyutsal katmanlarla okuyan arkadaşı hemen yapıştırdı cevabını:</p>
<p><em>Bunu bilmeyecek ne var? Rasülullah İslam’ın başlangıcından ebediyete kadar öne çıkacak üç sınıf idraki belirlemiş. 1- Ebu Süfyan’ın evine sığınanlar benlik saltanatı altında bir imana sahip olanlar, dinin zahirinde, fetvasında yaşayanlar… 2- Kendi evinde kalanlar; din adına herhangi bir görüş ve ekole meyletmeyip kendi hayal dünyasında yaşayanlar… 3- Kabe’ye sığınanlar da bu işin hakikatini bilip özüne yönelenler, diyebilirim…</em></p>
<p>…</p>
<p>Teşekkür etti ve bir diğer dosta bağlandı:</p>
<p><em>Bana kalırsa bu sınıflama Şeriat- Tarikat- Hakikat boyutunda değerlendirmeyi içeriyor… Rasülullah Efendimiz insanların İslamiyeti nasıl bir algı ile değerlendireceklerini vurgulamış.</em></p>
<p>…</p>
<p>Notlar aldı ve ona da teşekkür etti. Ve olayı biraz daha içeriden okuyana bağlandı:</p>
<p><em>Bence burada, insanın nasibi ölçüsünde, içsel yolculuğunun geçirdiği, geçireceği evreler iç içe anlatılmış. Hepsi de güvende olduğuna göre bence bunlar birbirine bağlantılı.</em></p>
<p>Diğerlerinden farklı bir noktaya işaret ettiği için heyecanlandı, “Devam et hele, nolur devam et” dedi.</p>
<p>Hattın öbür ucundaki devam etti:</p>
<p><em>İnsan ilk aşamada benlik sultası altında yaşar. Bu, Ebu Süfyan’ın evine sığınma diye ifade olunmuş. Nasibi olanlar, biraz daha sorgulayanlar, dışarıda bir sulta ve himayedarın- kurtarıcının yeterli olmayacağını fark ederek kendilerine dönerler. Bu da evinden çıkmama diye vurgulanmış.  Kendi özüne dönenlerden nasibi olanlar ise daha özde; Gönül- Kalp  ve Şuur boyutunun derunu ile tanışırlar ki; bu da Kabe’ye, Mescid-i Haram’a sığınma diye anlatılmış.</em></p>
<p>…</p>
<p>Zihni biraz daha açılmıştı. Ne var ki şu soru hala cevabını bulmamıştı.</p>
<p>-       Hepsi mi kurtuldu yani?&#8230; Yoksa daha mı farklı?&#8230; Şeriat ehli, zahir ehli, batın ehli, tarikat gönüllüsü, hepsi de kurtuldu mu?.. Hepsi de aynı anda, aynı mevkide, aynı ölçüde kurtuluyorsa Rasülullah niye basamakladı olayı?&#8230; Neden tek hedef ve işaret vermedi?&#8230;</p>
<p>Biraz daha görmüş geçirmiş, işin çilesini çekmiş bir abiyi arasa, mutlaka o bir şeyler söylerdi. Vakit geç olsa da samimiyetinden cesaret alarak aradı. Biraz muhabbetten sonra soruyu yöneltti ama cevap umursamaz tonda geliyordu:</p>
<p>-       <em>Boş ver işine bak. Çözeceksin de ne olacak?.. Bu iş bazı cümlelerden anlam çıkarmak olsaydı keşke. Ömrüm böyle geçti. Sonuç? Hiç!&#8230;</em></p>
<p>Hep böyle yapar, derin bir şeyler sorulunca örtünürdü mübarek!&#8230; Zorlayınca gürler, pat diye kesip atar, daha sonra sakin düşününce söylediği iki kelimenin dahi muhatabına şimşekler çaktırdığı görülürdü.</p>
<p>Soruyu yineledi: “3 zümre kurtulmuş. Dışarıdan toplumsal okuma böyle. İçeriden okuyanlar da şeriat tarikat hakikat dediler. Biri de sadece içimizdeki yolculuk” dedi. “Sen ne dersin abi?..”</p>
<p>Abi iki cümleyle işi bitirdi:</p>
<p>-       <em>Çağrının Allah Rasülünden geldiğini bileceksin, Onun ashabı ile Kabe’ye, Mescid-i Harama yöneldiğini göreceksin de kendi evinde yada Ebu Süfyan’ın evinde oturacaksın öyle mi?&#8230; İnsan aklını peynir ekmekle yemiş olmalı… İyi geceler…</em></p>
<p>-       Abi, şey, yani kurtulan 3 sınıf?&#8230;</p>
<p>-       …</p>
<p>Telefon kapanmıştı!</p>
<p>Son cümle önce kulaklarında sonra odanın içinde, sonra kalbinin iç duvarlarında yankılandı yankılandı ve bir titreme aldı vücudunu!&#8230; Zangır zangır titriyor, alabildiğine üşüyor, kanı çekiliyor, ama içten içe yeni ufukların önüne açıldığını seziyordu.</p>
<p>Secdeye kapanırken bir kez daha söyledi o cümleyi</p>
<p><strong>Çağrının Allah Rasülünden geldiğini bileceksin, onun ashabı ile Kabe’ye; Mescid-i Haram’a yöneldiğini göreceksin de kendi evinde yada Ebu Süfyan’ın evinde oturacaksın öyle mi?&#8230; İnsan aklını peynir ekmekle yemiş olmalı!… </strong></p>
<p>Mehmet DOĞRAMACI</p>
<p><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com">dogramacimehmet@gmail.com</a></p>
<p><strong>Editör&#8217;ün Notu :</strong> Yazar burada ne anlatmak istiyor ? Lütfen düşüncelerinizi yorum olarak yazarmısınız ??</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/guvendedir-ler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seviyorum, ama Kimi ?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/seviyorum-ama-kimi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/seviyorum-ama-kimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 19:57:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mert Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[seviyorum]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1139</guid>
		<description><![CDATA[Seviyorum, ama Kimi ? En değerli BİRini. Nasıl anlatsam sana ? İlk harflere baksana..! Her halde çoğumuz ilkokul çağlarında duyduk bu dizeyi. Sevmek kelimesini genelde tek olarak kullanmayıp, ille de önüne yada arkasına bir özne koymaya o zamandan şartlanmışız. Hemen çıkıverir ağzımızdan “seni seviyorum” , “seviyorum sizi” gibi şekillerde de, acaba işin aslı böyle midir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="text-decoration: underline;"></p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 89px"><strong><span style="text-decoration: underline;"><img src="http://www.tasavvuf.gen.tr/mert-kilic.jpg" alt="Mert KILIÇ" width="79" height="116" /></span></strong><p class="wp-caption-text">Mert KILIÇ</p></div>
<p>S</span></strong>eviyorum, ama Kimi ?
</p>
<p style="text-align: center;"><strong> <span style="text-decoration: underline;">E</span></strong>n değerli BİRini.</p>
<p style="text-align: center;"><strong> <span style="text-decoration: underline;">N</span></strong>asıl anlatsam sana ?</p>
<p style="text-align: center;"><strong> <span style="text-decoration: underline;">İ</span></strong>lk harflere baksana..!</p>
<p>Her halde çoğumuz ilkokul çağlarında duyduk bu dizeyi. Sevmek kelimesini genelde tek olarak kullanmayıp, ille de önüne yada arkasına bir özne koymaya o zamandan şartlanmışız. Hemen çıkıverir ağzımızdan “seni seviyorum” , “seviyorum sizi” gibi şekillerde de, acaba işin aslı böyle midir ? Yoksa aslında biz sevmeyi/sevme halinde-şeninde olmayı mı seviyoruzdur? Peki onu, bunu, şu hali, bu hali severiz de kendimizi sever miyiz ? Hiç düşündük mü ? Kendi adıma ben söyleyeyim ki sevilecek hiçbir tarafım yok. Cahilliğim, edepsizliğim, nankörlüğüm, sinirlenmem gibi bir sürü eksikliğim var çünkü. Neyimi seveyim ? Sevsem sevsem başkasını severim ben. Bu eksiklikleri olmayan ALLAH ehli kişileri, ancak onlar sevilir. Dolayısıyla ben de öyle olmaya çalışmalıyım düşünceleri, belki çoğunuza şimdi olmasa bile geçmişinizden tanıdık geliyordur&#8230;<span id="more-1139"></span></p>
<p>İnşallah/ALLAH dilerse bende öyle sevilecek biri olurum bir gün, derken bir şeyin oluşması için, ALLAH tarafından dilenmiş olmasını kabul ederiz ama, mevcut halimize bakıpta, bunun da ALLAH&#8217; ın dilemiş olduğunu düşünmeyiz genellikle. Önce deriz ki; ALLAH&#8217; ın bilgisi ve isteği dışında hiçbir şey olmaz. Ama buna rağmen kilitlenmişlikle, ALLAH kötüyü dilemez, onda eksik haller olmaz, O Süphandır der ve iyilikleri O&#8217; na verir, kötülükleri ise şeytana, nefse yada kendimize alırız. O&#8217; na sınırsız derken, sadece bize göre olan iyilikler ile sınırlarız. O&#8217; nu böleriz, karşına da kendimizi, nefsimizi yada şeytanı koyarız, hem de ağzımızda şirkten ALLAH&#8217; a sığınma kelamları varken. Nitekim ALLAH ehli algısına oturtamadığımız davranışlar sonrası yaşadığımız; bu hareketi nasıl yapar, acaba gerçekten ehil bir zat mı sorgusunun temelinde de, ALLAH’ a sadece iyilikleri, güzellikleri isnat etmemiz vardır. Sanki iyilikleri yaratan ALLAH ta, kötülükleri yaratan şeytanmış gibi. O&#8217; nun asıl süphan olması iyilik ve kötülük kavramlarından/tanımlamalarından münezzeh olmasıdır diyemeyişimiz belki bizi şirke götürür, şirkte mutsuzluğa, kendimizi sevmemezliğe&#8230; Ne zaman  fark ederiz ki, şu anda bulunduğum hal tamı tamına aynen ALLAH&#8217; ın istediği ve OLuşturduğu bir haldir, o zaman başlarız kendimizi sevmeye, huzura ermeye. Ne zaman anlarız ki kendini sevmek demek, et kemik bedeni sevmek değil de, bilişinin, bilişini bilişinin, bilişinden isteyişinin, isteyişini gerçekleştirişinin her anda bilgi ve yaşayış olarak algılanış hallerini sevmek demek&#8230; O zaman kendimizi severken her şeyi manası ve sureti ile sevdiğimizi ve dolayısıyla et-kemik bedenimizi de bildiklerimizi yaşamayı, şahid olmayı gerçekleştirdiğinden severiz&#8230; O zaman başlamış olan huzur, artarak devam eder&#8230; O zaman kurallar değişir/yada değişik algılanır, ateşler yakmaz, çünkü ortada ateş kalmamıştır&#8230;</p>
<p>Tıpkı sevmediğimiz yönleri olan, yanlışlar yapan, eksikleri olan bir birimin kalmamış olduğu gibi&#8230;</p>
<h5 style="text-align: right;"><em><strong><em><strong><em><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #003366;">Mert Kılıç<br />
mslmert@gmail.com</span></strong></span></em></strong></em></strong></em></strong></em></h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/seviyorum-ama-kimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manzara…</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/manzara%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/manzara%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 19:49:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[manzara]]></category>
		<category><![CDATA[seyir]]></category>
		<category><![CDATA[seyr]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1135</guid>
		<description><![CDATA[Manzarayı daha önce görenler var… Onlar hep anlatır&#8230; Tek tek târif ederler bildikleri gördükleri yerleri&#8230; “Deniz aşağıdan başlıyor&#8230; İleride bir girinti var&#8230; Haritadaki girinti tam orası işte&#8230; Fakat şimdi sis olduğu için bir şey görünmüyor&#8230; ” Siz de bilmediğiniz ve bilmemenin doğal sonucu olarak görmediğiniz için sıcacık sesleriyle size manzarayı anlatanlara îman edersiniz… Hayatınızda ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 123px"><img src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="Hakan TÜRKMEN" width="113" height="93" /><p class="wp-caption-text">Hakan TÜRKMEN</p></div>
<p>Manzarayı daha önce görenler var… Onlar hep anlatır&#8230; Tek tek târif ederler bildikleri gördükleri yerleri&#8230;</p>
<p><em>“Deniz aşağıdan başlıyor&#8230; İleride bir girinti var&#8230; Haritadaki girinti tam orası işte&#8230; Fakat şimdi sis olduğu için bir şey görünmüyor&#8230; ”</em></p>
<p>Siz de bilmediğiniz ve bilmemenin doğal sonucu olarak görmediğiniz için sıcacık sesleriyle size manzarayı anlatanlara îman edersiniz…</p>
<p>Hayatınızda ilk ve tek olarak gelmişsiniz bu yere, nasıl sorgularsınız “<strong>yerliler</strong>”i? Siz “<strong>yabancı</strong>”sısınız o yerin… <span id="more-1135"></span><br />
Güvendiğinize bırakın kendinizi&#8230; Onlar sizi gezdirir&#8230;</p>
<p>Size anlatırlar bilmeniz gerekenleri, gösterirler görmeniz gerekenleri&#8230; Tabi ki siz de isterseniz… Zâten istediğiniz kadarını alıp gidersiniz&#8230; Tabi ki onlar da vermek istiyorlarsa… Karşılıklı uyum şart!</p>
<p>Manzarayı târif, su içmek kadar basittir onlar için&#8230; Sis var demiştik fakat her ne kadar sis olsa da sisin hafiflediği yerlerden yakaladıkları küçük şeylerle resmin tamamını görebilir onlar&#8230; Görmeseler nasıl târif edecekler sizin göremediklerinizi?.. Olaya “<strong>îkan</strong>” kazanmışlar&#8230; Bizim gibi “<strong>kör</strong>” değil onlar&#8230; Körün inandığı ve uyduğu şeye denir “<strong>îman</strong>”…</p>
<p>Göz var ama görmüyor bizde&#8230;</p>
<p>Görmüş, görüyor ve görecek onlarda&#8230;</p>
<p>Bu sebeple “<strong>îman</strong>” edelim görenlere!..</p>
<p>Fakaat&#8230; Manzaradan bihabersin!..<br />
Önce, bunu kabullenmen gerekiyor!</p>
<p>Görenler görmüş manzarayı…Keyfini sürmüş, sürüyor ve sürecek..</p>
<p><strong>Senin de keyif sürmeni istemişler&#8230;</strong> Ki anlatıyorlar sana! “Laf olsun” diye değiller yanında!</p>
<p>Eğer onlara “<strong>îman edersen, zamânı gelince sen de görürsün</strong>” görmen gerekeni!,</p>
<p>Gözlerin hâla varsa, şartlar müsaitse, gidersin bir gün görürsün manzarayı!</p>
<p>Zor bir şey değil&#8230; Sâdece îman ehli olman gerekiyor… Ki zamânı gelince gidip göresin&#8230; Îman etmezsen ne diye gidesin manzarayı göreceğin yere! Çünkü görmeyeceğine inanmışsın&#8230; Orada istediği kadar güzel bir şey olsun fark etmez&#8230; Senin için “yok”tur&#8230; Gitmezsin senin için vâr olmayanı görmeye&#8230; Fakat gerçek indinde sen “yok” dediğin, gerçek indinde “<strong>var</strong>”dır, oradadır&#8230;</p>
<p>Sen istediğin kadar “yok” de… Görmüş, anlatıyor <strong>istediği zaman manzaranın keyfini sürenler</strong>!.. Senin “yok” deyişin onlar için hiçbir şeyi değiştirmez&#8230;</p>
<p>Bir kere gördüğün zaman, zâten sen de görenlerden olursun, bilenlerden olursun&#8230;</p>
<p>O zamâna kadar OKUmaya çalış… OKUyana uy… Sana anlatılanı sen de başkasına anlatabilirsin&#8230; Fakat “<strong>senin anlatman</strong>&#8221; ile “<strong>görenin anlatması</strong>” aynı şey mi acabâ?</p>
<p>Zâten görmediğin manzaranın ne kadarını anlatabilirsin ki? Sana anlatılan kadarını bildiğine göre, sen de ancak o kadarını anlatabilirsin.. O yüzden <strong>görmediğin şeyleri görmüş gibi târife kalkma</strong>!..</p>
<p>Sana anlatılmayan bir şeyi sorarlarsa sonrası zor olur senin için… Gören, bilen sormaz sana manzarayı! O keyfiyle meşguldür&#8230;</p>
<p>En iyisi, anlatabiliyorsan, görene kadar bildiğin (sana anlatılan) yerleri anlat, görmek isteyenlere!.. Görenlere yönlendirmeyi de ihmâl etme sakın!</p>
<p>Başkaları için <span style="text-decoration: underline;">şu durumda</span> yapacağın en güzel iş bu olacaktır&#8230;</p>
<p>Kendin için ise görenlere sarılman gerekiyor… Fakat onları hesâba çekmemek îcap eder&#8230;</p>
<p><strong>Görenler sorgulanmamalı!</strong></p>
<p>Anlamak için istediğin kadar sorarsın&#8230; Ona kimsenin bir şey dediği yok! Fakat bilesin ki, kesinlikle onlara muhalefet etmemen gerekiyor!</p>
<p>Onlara îman et!.. Çünkü ancak ve ancak o ettiğin <strong>îman ile göreceksin</strong>… Ancak o îman ile manzaranın keyfini süreceksin… Evde tıkılıp kalmak istemiyorsan bu işler böyle&#8230; Başka türlü değil…</p>
<p>Manzaranın yanında değil evin! Çok uzaklarda… O yüzden ya manzaranın yanında olman gerek ya da manzarayı bilenleri dinleyip daha sonra görmek için çalışmalar yapman gerek… <span style="text-decoration: underline;">Nasipse</span> manzaranın keyfini de sürersin zâten&#8230;</p>
<p>Selam olsun ehl-i keyfe… Selâm olsun göreceklere…</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong><em>Selâmetle&#8230;<br />
Hakan TÜRKMEN</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/manzara%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darı…Kümes….Ayna</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ozgur-durmaz-tefekkur/dari%e2%80%a6kumes%e2%80%a6-ayna/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ozgur-durmaz-tefekkur/dari%e2%80%a6kumes%e2%80%a6-ayna/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 22:08:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özgür Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[ayna]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[darı]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kümes]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1127</guid>
		<description><![CDATA[5-) Efenadribü ankümüz Zikre safhan en küntüm kavmen müsrifiyn; Siz (hakikatinizdeki kuvveleri) israf eden bir topluluksunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim? 36-) Ve men ya&#8217;şü an zikrir Rahmani nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn; Kim (dünyevî-dışa dönük şeylerle) Rahman&#8217;ın zikrinden (Allah Esmâ&#8217;sının hakikati olduğunu hatırlayarak bunun gereğini yaşamaktan) âmâ (kör) olursa, ona bir şeytan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/ozgur-durmaz.jpg" alt="" width="116" height="159" />5-) Efenadribü ankümüz Zikre safhan en küntüm kavmen müsrifiyn;</span><br />
Siz (hakikatinizdeki kuvveleri) israf eden bir topluluksunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
36-) Ve men ya&#8217;şü an zikrir Rahmani nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn;</span><br />
Kim (dünyevî-dışa dönük şeylerle) Rahman&#8217;ın zikrinden (Allah Esmâ&#8217;sının hakikati olduğunu hatırlayarak bunun gereğini yaşamaktan) âmâ (kör) olursa, ona bir şeytan (vehim, kendini yalnızca beden kabulü ve beden zevkleri için yaşama fikri) takdir ederiz; bu (kabulleniş), onun (yeni) kişiliği olur!<span id="more-1127"></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
51-) Ve nada fir&#8217;avnu fiy kamihi kale ya kavmi eleyse liy mülkü mısra ve hazihil enharu tecriy min tahtiy* efela tubsırun;</span><br />
Firavun, halkı içinde nida edip dedi ki: &#8220;Ey halkım! Mısır&#8217;ın varlığı ve altımdan akan şu nehirler benim değil mi? Hâlâ görmüyor musunuz?”<br />
ZUHRUF,yalancı süs,gösteriş,ziynet,yaldız,mücevher gibi anlamları olan bir sözcük.Yukarıdaki ayetler de Zuhruf Suresi’ne ait ayetlerden üç tanesi…<br />
Gündelik yaşam tanımı ile özetlediğimiz, yirmi dört saatlik zaman  çitleri ile çevrili bir hayal yığını kümesinde ,etrafındaki darılarla bir yandan konuşan bir yandan da onları yemekten hiç tereddüt etmeyen ve kendini tavuk sandığı için  kolları yerine kanatları olmasını dileyen adamın durumu gibi bir halde olduğuma tanıklık ettiğimde Zuhruf suresi beşinci ayet yansıyordu gözlerimde…</p>
<p>Okudukça ard arda gelen bu üç ayetin tuttuğu ‘ayna’da seyredebildiklerim bu yazının konusu nasipse…<br />
Hakikatimdeki kuvvelere baktım &#8216;ayna &#8216;da …’Ayna’nın adının anlamı ‘halis‘idi…Halis …Samed gibi…Her noktasında aynı ,som…<br />
Samed ismi ile işaret edilen nasıl algılanırsa algılansın her yönelene aynı hakikati açıyordu isminin anlamı ‘halis ‘olan &#8216;ayna&#8217; da…<br />
Hakikatimin tasfirine baktım ‘ayna’da.Rüya içinde rüya içinde rüya derken uyandırıyordu rüyalardan ilkinden tatlı tatlı gülümseyen manasıyla…<br />
-Uyan ,uyan da anla ki darıdan ibaret olmayan bu dünya gibi sen de darıya mahkum değilsin, tıpkı herkes gıdakladığı için gıdaklamayı kutsal olana haykırış sanmaya mahkum olmadığın gibi&#8230;<br />
-Tüysüz  kollarında bir tavuk kanadı değil asla …Kendine bir baksana…</p>
<p>İrkilişim öyle ani oldu ki etraftaki tavukçukların arkalarına bakmadan kaçışlarındaki gı-daaaak sesleri ortalığı inlettiğini bile duymamışım…</p>
<p>Bi kere ben baya uzundum tavuklardan,tüylerimin olmayışı kanatlarımda bir sorun mu var diye düşündürdüyse de hep, boyumun bu denli uzun olabileceğini hiç düşünmemiştim..Sahi ayaklarımda beş parmaklıydı ve kalındı diğerlerine oranla…</p>
<p>Gagamın bile olmadığını gördüğümde büsbütün şok geçirmiştim ki sanırım bu sebeple darıları yerden alabilmem bu denli zordu…<br />
Hiçbir yerim benzemiyordu bildiklerime…Gördüklerime….Ben hep gördüklerimi kendim sanırken yahut kendimi onlarda görürken bir başkaydı bana dair olan biten her şey…<br />
Birden  ‘Ayna’da beliren görüntümde  ben olduğum yerde dururken ,sırtımdan tutup yukarı doğru yükselmemi sağlayan birşeyin yardımı ile ayaklarımın yerden ilk kez kesilişini tattım…Yeryüzü,ayaklarımı daima kendine doğru çeken,darıların da kaçamadan bana yem olmalarını kolaylaştıran ,kendimi güvende hissettiğim ve varoluşumu anlamlı kılan bu toprak ,şimdi yavaş yavaş uzaklaşıyordu benden.</p>
<p>Havaya kaldırıldığım noktaya her baktığımda eskiden durduğum nokta daha da görünmez oluyor ve bildiğim gördüğüm ‘etraf’ım hiç bilmediklerime bırakıyordu yerini…<br />
Kümesi gördüm önce yukarıdan, sonra çiftliği ….Ve yükseldikçe değişti bildiklerimden ibaret sandığım ‘gerçeğim’…Çiftlik bir sürü yolun kesiştiği bir alan üzerine kuruluydu ve bu arazide başka bedenli varlıklarda vardı biz tavuklara hiç benzemeyen…Yollar uzadıkça uzuyordu göz alabildiğine ve birbirine dolandıkça dolanıyordu …Ve küçüldü gittikçe etrafa uzanan yollarda…</p>
<p>O da nesi….İleride kocaman bir yalak vardı mavi renkli …O kadar kocamandı ki benim gibi sayısız tavuğu bıraksalar su içsinler diye  sonsuza kadar susuz kalmazdı sanki hiçbiri…<br />
Her şey örtüldü sonra beyaz beyaz pamuklardan dokunmuş bir örtüyle…Altında kaldı her şey ve yükseldikçe mavisi siyaha döndü etrafın.</p>
<p>Göz alabildiğine siyah &#8230;</p>
<p>Uzaklara bakmanın adı siyah oldu … Bu uçsuz bucaksız karanlığın  içinde bana gözkırpan parlak beyaz noktalar o kadar çoktu ki&#8230;</p>
<p>İçimi ürperten bu karanlığın içinde parıldayanlar da ne böyle derken küçük bir mavi küre kocaman siyah bir boşlukta asılı duran parlak noktaların arasından bana bakıyordu şimdi…Ne yani ben bu noktadan mı çıkıp gelmiştim  buralara&#8230;Ama o minicik  bir nokta nasıl olurda ….der demez   hızla o noktaya doğru düşmeye başladım .Okadar hızla düşüyordum ki noktaya çarpınca ne olacak diye düşünürken tüysüz kollarımı yüzüme doğru kaldırıp kendimi korumaya çalışırken buldum kendimi&#8230;Ama çarpmadım bir türlü ,düştüm düştükçe düştüm ve beyaz pamukları tekrar gördüğümde anladım ki çarpma yok&#8230;Noktaya yaklaştığımda çarpmak yerine o nokta birden büyüyerek beni içine alan bir dünya oluverebiliyordu&#8230;</p>
<p>………………………………………………………………………………………..</p>
<p>İşte o devasa  yalakta  yaklaştıkça yaklaştı …O bitmek bilmeyen ,uzanan, kıvrılan yolları gördüm sonra ve bizim çiftliği …Kümesin damından hemen sonra yerdeydim artık..<br />
Ayna’nın karşısında kımıldamadan yaptığım bu yolculukta anladım ki eğer nasıl yapabileceğimi öğrenebilirsem içinde yaşadığım o uçsuz bucaksız mavi kürenin dışına çıkabilir ve onu bile mini minnacık halde bırakabilirdim, toprağı karanlık üzerine parlak taşlarla örtülü başka bir yeryüzünün sonsuzluğunda&#8230;<br />
Ve sordum ‘ayna’ya nasıl diye…</p>
<p>-Bak dedi bana bak yalnızca…yalnızca bak bana ama yalnızca bana…</p>
<p>-Bakışlarını çevirirsen gördüklerinin esiri olarak kalır gördüklerin kadar bilebilirsin&#8230;Bende yansıyana odaklanırsan beni tanıdıkça anlarsın ki &#8216;ayna&#8217;da yansıyanlarında ötesi var&#8230;<br />
Ve  döndüm yüzümü &#8216;ayna&#8217;ya&#8230;Aklım darılarda da kalsa döndüm yüzümü ,beni çağıran darıların seslerinin arasından fısıldayan o kısık sese kulak verip ardıma bakmamacasına&#8230;<br />
Tavuklar aleminde en önemli şey bizi büyütmek için var olmuş darıları israf etmemekti..İsraf edilmiş darı bir tavuğun boğazından geçme şerefine nail olamamış darıydı&#8230;Durduğu yerden uzanıp alınmamış ,ihtiyaç duyulmamış olsa bile tüketilmemiş darıydı israfın adı&#8230;<br />
Boşa giden bir darı onu verenin yenisini göndermeme riskini doğurduğu için israf edilmemeliydi&#8230;</p>
<p>Peki ya beni kaldırıp o kadar yukarılara çıkarabilecek bir &#8216;ayna&#8217;ya bakmamak o &#8216;ayna&#8217;da kendimi bulmamak ne demekti?Kendimi bildim bileli gördüklerimden ibaret sandığım gerçeğe uzanabilmenin yolunu anlatacak biri varken algıladıklarımın ötesinde bulabileceklerimin öğrettiklerinde büyümek varken güven veren bildiklerimde kalmak değil miydi asıl israf !!Ne için yaratılmışsan ona yüzünü dönmemeyi tercih etmek ,varlığının hakikatine eremeden duyduğunu hakikat sanıp ,gördüğünü hakikat sanıp ,bedenini ,algılarını hakikat sanıp sınırsız sonsuzluğu kendine hapsetmek mahkum etmek değil miydi israf !!</p>
<p>Tam bunları düşünürken koluma giren bir başka tavuğun telkinleriyle başladım yine darı peşinde koşmaya&#8230;Koşarken bir yandan boyunlarımızı uzatıp darıları topluyor bir yandan da konuşuyorduk bağıra çağıra&#8230;<br />
-Yahu bırak şu &#8216;ayna&#8217;mıdır nedir&#8230;</p>
<p>-Alt tarafı sana kendini yansıtıp duruyor işte&#8230;</p>
<p>-Ne görmek istersen onu yansıtıyor sana&#8230;hayal bunlar yahu&#8230;</p>
<p>-Yemeden içmeden kesilirsen nasıl yaşayacaksın hem günde yedi sekiz yumurta çıkarabilmemiz lazım biliyorsun&#8230;</p>
<p>-Hem üç civcivin var senin bir sürü sorumluluk demek bu üç civciv daha onlara öğreteceklerin var&#8230;<br />
Zuhruf otuzaltıda bahsedilen şeytan, hayatım ve onun gereklilikleri olarak karşımda dikilmiş,</p>
<p>- Sen gıdaklamaktan ibaretsin’i öyle tatlı söylüyordu ki o,aptal bir tavuksun,kuş beyinlisin sen derken bile ben sorumluluk olarak algılayıveriyor ve nedenini bilmez bir halde darıları topluyordum durmadan,yılmadan&#8230;Az önce kendim bulduğum aynayı unutmuş seytaniyetime tabi olmuş bir halde&#8230;<br />
Bu gelgitler arasında sürüklenirken kümesin baş horozunun sesi geldi ü-ürü-üüüüüüü&#8230;<br />
Baş horoz&#8230;.</p>
<p>Adını duyunca bile yer yerinden oynardı&#8230;.</p>
<p>Koskoca baş horoz&#8230;</p>
<p>Hele bi de öttüyse ü-ürü-üüüüü diye hepimiz işi gücü bırakıp onun etrafında toplanmalıydık&#8230;<br />
Söze girdi beklemeden&#8230;.</p>
<p>-Bu cennet kümeste dilediğince beslenen ,çoluk çocuk sahibi olup,ev bark aramadan mutlu mesut yasayan sizler hiç güvenlik sorunu ,can korkusu yaşıyor musunuz burada?</p>
<p>-Neyiniz eksik&#8230;Darıysa darı ,yalaksa yalak, su ise su&#8230;</p>
<p>Gülümsedim birden o kocaman mavi yalağı gören dinler miydi şu kart horozun martavallarını artık, hem dinlese de etkilenir miydi?Yüreği pır pır edermiydi içi kof nutukların hayallerinde ,”Bir atom bombasını bir sineği öldürmek için harcayanın hali “(A.H) gibi olmak pahasına da olsa baş horoz dedi diye …<br />
Sizden biriyim ben diye söze devam etti&#8230;.</p>
<p>Teknolojimiz o kadar gelişti ki toplumumuz varlığını sürdürebilsin diye ne gerekiyorsa yapabiliyoruz&#8230;</p>
<p>Hem varlığını sürdüremeyecekse bir toplum ilmi,teknolojiyi,bilimi ne yapsın?<br />
Varlığım &#8230;Gıdaklamanın farklı tonlamaları ile kurabildiğim birkaç cümleden ibaret edebiyat ve sanat görüşümün dışında bu toprak üstünde debelenip durmaktan ibaretken ilim neyin ilmi olabilir di ki?<br />
Ve Zuhruf otuzaltı&#8217;da bahsedilen firavuna nasıl tabi olduğumu fark ettim bir an&#8230;Ve verdim kararımı …Soyunacaktım bu korkulardan,algılardan ,hayallerden,martavallardan…Ve çıkarıp atıverdim kendimi ,kart horoz kümesi farkındalığının yavanlığından bir çırpıda….<br />
Günler geçti,zaman aktı bir nehir gibi&#8230;.<br />
Yüzümü &#8216;Ayna&#8217;ya dönüp  yansıtıklarında kendimi bulmayı tercih ettiğimden beri meczup diyorlar bana&#8230;Kümesin meczubuyum ben&#8230;<br />
Ve A&#8217;yna&#8217;&#8230;<br />
En son beni çıkardığı mavi noktanın içinde olduğu parak noktacıklı karanlığın da ardındaki manalar alemindeki sonsuzluğa Ekberiyet diye bakanların yanolgılarını anlattı bana&#8230;<br />
-Bu gördüğün sınırlı sonsuzluk&#8230;.<br />
- İyi düşün bunu <span style="text-decoration: underline;">sınırlı sonsuzluk&#8230;.</span><br />
-Ekber olanın sonsuzluğu sınırsızdır&#8230;Şimdi yolculuk ona&#8230;.<br />
-Ve unutma Ahad olan Ekberiyet aynasına yansımış da biz o aynın gölgesi olarak bulmuşuz kendi aynalığımızı kendimizde&#8230;</p>
<p>-Ahad olan yalnızca Ahad mıdır?</p>
<p>-Yoksa Ahad olan Ahadiyet aynası hayalinde mi seyretmiştir kendini sende sen bende ben olan eniyetini keyfiyetiyle ?</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong><em><span style="color: #003366;">Özgür Durmaz<br />
keepingthefaith77@gmail.com</span></em></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ozgur-durmaz-tefekkur/dari%e2%80%a6kumes%e2%80%a6-ayna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

