<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; betül emir</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/betul-emir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Hücrede ARŞ ve KÜRSİ</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/hucrede-ars-ve-kursi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/hucrede-ars-ve-kursi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 15:25:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Arş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[Kürsi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=717</guid>
		<description><![CDATA[Zerre Küllün aynası prensibince Makro planda mevcut olanın mikroda da aynıyla var olduğunu biliyoruz… Eskiler; insana kainatın özü derken, yeni anlatımda Beynin mikro evren, evrenin makro beyin olduğu gerçeği de kabul edilmiş bir gerçek! KALPTEN BEYNE YOLCULUK Mikro bir kamera ile organlara inercesine kalp ve beynin içlerine doğru şöyle bir uzanalım. Bakalım neler seyreder, neler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Zerre Küllün aynası prensibince Makro planda mevcut olanın mikroda da aynıyla var olduğun<img class="alignright" style="float: right;" src="http://www.advancedfertility.com/pics/8%20cell.jpg" alt="" width="205" height="180" />u biliyoruz… Eskiler; insana kainatın özü derken, yeni anlatımda Beynin mikro evren, evrenin makro beyin olduğu gerçeği de kabul edilmiş bir gerçek!</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">KALPTEN BEYNE YOLCULUK</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal">Mikro bir kamera ile organlara inercesine kalp ve beynin içlerine doğru şöyle bir uzanalım. Bakalım neler seyreder, neler işitiriz?</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Yolculuk malzemesi olarak kalp- beyin bağlantısına dair yeni yaklaşımlar yanımızda. Önce onları bir gözden geçirelim şimdi.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">GÖRÜLEBİLEN HÜKÜMDAR </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal">Bedenin hükümdarı <span> </span>“Beyin”. Ancak; bedende bilinen, gözlenen düşüncelerin sonucu ortaya konan tüm davranışların, yani somutlaşmış olayların hükümdarı.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Somut yani algılanabilir oluşumların hükümdarı. Basit bir örnek vermek istersek, yazı yazma isteği ile oluşan düşüncenin kalemi tutan elin kas koordinasyonu ve buna bağlı bir dizi oluşum beynin kontrolünde açığa çıkıyor.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">GİZLİ HÜKÜMDAR YA DA DERİN KUDRET</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal">Beynin çalışması için ilk uyarıyı veren, bedende ilk çalışan organ Kalp. Her ne kadar beynin kontrolünde gözükse de beynin fıtratı; fenotipi; kişiye has aktif olan genlerin anlamlarını ve olmayanları İNSAN GENOMU algı düzeyine gelmeden soyut olarak bulunduran hükümdar “KALP” tir. Bir anlamda görünen olayların, zuhura çıkan fikirlerin, arka planında koordinatörü ve derin kudreti Kalp!..</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">BEYİNLE KALBİN SOHBET NAMELERİ; GLİKOZ- OKSİJEN</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal">Beyinle kalp arasında sürekli bir iletişim olduğu, özden gelen hitabın kalp boyutu, fıtrat gereği açığa çıkışın ise beyin boyutu olarak ifadesi bizi zahiren de bu iletişimi aramaya sevk ediyor.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Kalpten beyne sürekli kan pompalandığını bilinen bir vakıa. Damarlarda akan nehir hız kesmiyor. Özünde nasıl bir iletişim var? doğrusu daha yakından seyretmek istiyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">120. günde beyindeki sünetullahı, sistemi işleten ilk uyarıyla kalpten ilk hareketin verildiği gibi daha sonraki süreçte de kalbin pompaladığı kanla enerji üretim ham maddesi olan glikoz ve oksijen her “AN” sürekli iletilmekte.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Yani kalple beynin konuşması, glikoz ve oksijen kelimeleri ile sürüyor.</p>
<p class="MsoNormal">Hatırlanacağı üzere daha önceki yazılarımızdan glikoz dediğimiz molekülün bağlarındaki yaşam enerjisi HAYY ismi altında evrenin bilgisine potansiyel olarak sahip olduğunu yazmıştık. Bu bilgiyi beyin fıtratı kadarıyla ortaya koyabilmekte, diğer kısmını değerlendirememektedir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Yani beyin fıtratındaki; fenotipin; dışa yansıyan genlerin anlamları doğrultusunda sistemini ortaya koyar. Velev ki programında İnsanlığını<span> </span>(Halife) yaşama özelliği olsun.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Sonuç olarak, beden boyutunda <span> </span>kalp algılanamayan soyut bilginin hükümdarı yani ARŞ tır.<span> </span>Beyin algı düzeyinde bilgiyi ortaya koyan hükümdar KÜRSİ dir diyebiliriz!.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">HÜCRENİN ARŞI; MİTEKONDRİ</span></strong></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Şimdi gelelim holografik insan bedenindeki zerresi, birimi olan hücrede bunları tespit etmeye. Kalp ve beyin damarlarından daha derinlere, hücreye iniyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Tasavvufi bilgilerimiz, yeni açılımlar ve bilimsel materyaller yanımızda. Onlarla okumaya çalışacağız hücreyi.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Hücre deyince karşımıza çıkan ilk yapı DNA.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">DNA’da depolanan biyofoton ışık ağının yayılması hücrenin beyni olan, çekirdeğinde yer alan DNA’nın işlevinin başlaması demektir. Bunun içinde mutlaka yaşam enerjisinin tutulduğu ATP (Adenozin tri fosfat) moleküllerinin üretilmiş olması gerekir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Çünkü DNA’nın denetiminde gerçekleşen sünetullah; hücresel işlevler yaşam enerjisinin değişik formlarda açığa çıkışıdır. Her enerji seviyesi farklı bir anlam oluşturduğu düşünülürse! Açığa çıkan bilgi akışı;yaşam enerjinin form değiştirmesi DNA’nın aktif olan genlerin doğrultusunda yani fıtri programına bağlı olarak gerçekleşecektir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Ancak!</p>
<p class="MsoNormal">Hücrede Sünetullah yani hücre çalışma sistemi bu yaşam enerjisiyle start aldığına göre hücrede ilk çalışan organel enerji üretim santralı olan Mitokondridir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Bu durumda <span> </span>Mitokondri hücrede ARŞ tır.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">HÜCRENİN KÜRSİSİ; DNA</span></strong></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Soyut bilginin bulunduğu boyuttan yaşam enerjisini ATP molekülünde tutulmuş; potansiyel olarak; henüz algılanmamış; Hay ismi altında tüm esmayı açığa çıkaran evrensel doğurganlık boyutudur.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Hücreye alınan Glikoz önce sitoplazma da glikoliz olayı ile bir yıkıma uğrayarak Asetil Co A oksijenle Mitokondri içine geçer ve burada yıkım kreps döngüsüyle devam ederek Elektron taşıma sisteminde elektronlarla taşınan yüksek enerji basamak basamak ATP molekülünde tutulur.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Daha sonra bu yaşam enerjisi “Arşın Altına Tenezzülü” ile DNA’nın fıtri programı; Fenotipin de ki dışa yansıyan genlerin işlevleri kadar algılanacaktır.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">O zaman DNA hücrenin KÜRSİ sidir! diyebiliriz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Arş olan Mitokondriden aldığı soyut bilgiyi algılama düzeyine sokar. Çünkü bilimsel araştırmalar beş duyu verilerine dayalı algılama düzeyinde olduğu için hep DNA’nın hücrenin tüm özelliklerini içeren ve kontrol komuta merkezi olduğunu açıklar. Başka bir ifadeyle somutluğun hükümdarı; kürsisidir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">MİTOKONDRİ-DNA SOHBETİ</span></strong></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Hücre metabolizması; madde-enerji değişimi, hücrenin doğumundan ölümüne kadar sürekli olarak devam etmektedir. Bu değişim de durma hücrenin ölümü demektir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><span> </span>Enerji üretim santralı; Mitokondri; Arş, özündeki soyut bilgiyi; datayı kudretle yaşam enerjisi olarak her “AN” DNA ya sunmakta. “Sen bu özsün, şimdiye kadar tanımadığın anlamlar var sende, bunları tanı!..”dese de DNA “fıtratımdaki kadarıyla</p>
<p class="MsoNormal">kolaylaşan; fenotipe yansıyan genlerin anlamını yazabilirim, okuyabilirim” diyerek özünden mahrum kalmayı seçmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">İstisna DNA’lar zorlu sürece girebilmekte özündeki Datayı okuyabilmekte ve yine fıtratındaki iman geninin izni ile!.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;">HÜCRENİN SEMASI; Mitokondri DNA’nın üst boyutu,</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: blue;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal">Ve semavatı düşünecek olursak.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Burada beş duyuya göre organel olarak görülen Mitokondri ve çekirdek deki diğer yapı DNA farklı mekanlarmış gibi algılamak yanılgısına düşürebilir. Dikey bir bakışla boyutsal olarak düşünürsek Mitokondri DNA’nın bir üst boyutu durumun dadır. Sistemi algılanamayan ve algılanan farkı ile Mitokondri ve DNA ayrımına girmişiz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Biyofotonların düzenleyiciliği ile oluşurken gerek hücre içi organeller (Ribozom, Lizozom, golgi aygıtı v.b ) gerekse hücreler arası ilişki, boyutları, evren içre evrenlerin algılanışıdır.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Tıpkı güneş sisteminde dünyayı ayrı bir mekan güneşi de ayrı bir mekan olarak algılamamıza rağmen gerçekte güneş boyutu dünyayı da kapsayan bir üst boyut olduğudur.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Ehlinden gelen bilgi ışığında bize göre düşündüklerimiz! Doğrusunu Allah ve Resulü bilir!</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal" style="text-align: right;"><span style="color: #0000ff;">Betül Emir<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/hucrede-ars-ve-kursi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenin Güncesinden (5) &#8211; İki Göz Tek Görürken</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-5-iki-goz-tek-gorurken/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-5-iki-goz-tek-gorurken/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:52:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=715</guid>
		<description><![CDATA[Gördüğünü tanıyamıyan,  gözüyle yaşayandır!.. &#8220;TEK&#8221;lik,   gözbebeğiyle  değil,   şuûrla  yaşanır!.. (AH) Mesleğinin ilk yıllarında gözün yapısı ve işleyişini, hatta tüm beş duyuyu anlatırken dışarıdaki tüm nesnelerin var olduklarını ve bu nesnelerin gerçek olduğuna dair madde eksenli bilimsel yaklaşımla sunumlar yapmıştı. Zaman içinde dünyadaki gelişmelere paralel olarak kendi  bakışında da genişlemeler oluşmuş, alışılmış öğretme sürecini sorgulamaya başladıkça [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><span class="style72"><em>Gördüğünü tanıyamıyan,  gözüyle yaşayandır!..</em><br />
<em>&#8220;TEK&#8221;lik,   gözbebeğiyle   değil,   şuûrla  yaşanır!..</em></span><br />
<em>(AH)</em></strong></p>
<p class="style59">Mesleğinin ilk yıllarında gözün yapısı ve işleyişini, hatta tüm beş duyuyu anlatırken dışarıdaki tüm nesnelerin var olduklarını ve bu nesnelerin gerçek olduğuna dair madde eksenli bilimsel yaklaşımla sunumlar yapmıştı. Zaman içinde dünyadaki gelişmelere paralel olarak kendi  bakışında da genişlemeler oluşmuş, alışılmış öğretme sürecini sorgulamaya başladıkça ciddi bir hatasını fark etmişti.</p>
<p class="style72"><strong>Yaşama kuantumca bakmak</strong></p>
<p class="style59">Son yıllarda Kuantum Teorisinin gelişimi, Beyin Fonksiyonlarına dair son tespitler; bilimsel alanda yeni sorgulamaları beraberinde getiriyordu. Kuantum teorisi doğrultusunda beş duyunun işleyişine daha farklı açılardan bakmaya başlamıştı. “<strong>Zararın  neresinden dönülse kardır</strong>“ diyerek bundan sonra ki derslerde beş duyu ve ilk konusu gözün yapısı ve işleyişini son bilimsel veriler düzeyinden anlatmaya karar vermişti.</p>
<p class="style59">Karar vermişti ama tereddütleri de yok değildi! İnsanların her zaman yeni olan şeylere karşı dirençleri malumdu. Değişim süreçlerine start verenler, ciddi tepkilere de hazır olmalıydılar.</p>
<p class="style59">Ya öğrenciler bu anlatıma direnç  gösterirse?!..<br />
“<strong>Kitaplarda böyle yazmıyor</strong>”,  “<strong>Nereden çıkarıyorsunuz</strong>?” diye itirazlar yükselirse!</p>
<p class="style59">Direnç ve itiraz bir yana, anlamadıkları halde anlamış gibi yapıp susarak geçiştirirlerse?!… İşte o zaman dersin de görevinin de hakkını verememiş olurdu ki bu hepsinden feci bir şeydi.</p>
<p class="style59"><strong> </strong><br />
<strong class="style72">Niyetin halis gayretin daim ise, korkma!</strong></p>
<p class="style59">Bayram dönüşü öğretmenler odasında, bayramda yapılan ziyaretler, son siyasi gelişmeler, şahsi bazı değerlendirmeler ile muhabbet kazanı kaynatılırken, onu ter bastı. Serin havaya rağmen buram buram terlediğini gören emektar Muhlis Hoca kulağına eğildi:</p>
<p>-               Ne o, bir sorun  mu var hocanım?..</p>
<p>- Şeyyy, çok şükür  yok. Derse aklım takılı, nasıl sunum yaparım, ona daldım.</p>
<p class="style59">Muhlis Hoca, 30 yıla yaklaşan eğitim hayatını Anadolu’nun çeşitli liselerinde nice hatıralarla yaşamıştı. Babacan adam, disiplinli bir öğretmenden çok müşfik bir baba edası ile konuştu:</p>
<p>- Seni gayet iyi anlıyorum. İnsanların salla başı al maaşı türünden geçiştirmelerle işlerini yaptıkları dönemde titiz ve idealist kalmak istiyorsun. Güzel ama kendini hırpalama!…</p>
<p class="style59">Öğretmenler yavaş yavaş kitaplarını toparlayarak öğleden sonraki derslere hazırlanırken “Muhlis Hoca da mı pes etmiş, niçin hırpalama der, hakkını vermek gerek işimizin” diye düşünüyordu. Kapıdan çıkmak üzere olan Muhlis Hoca:</p>
<p>- Niyetin halisse, çalışmış gayret de etmişsen, bırak akışına. Kasma kendini. Hem sen bilmez misin ki ameller niyete göre! Emin ol, niyetin gerçeği vermekse taze beyinlere, kolaylıkla oluşur hiç merak etme, haydi gül bakalım…</p>
<p class="style59">Muhlis Hocanın telkini ile kendine geldi. Yeniden yüzüne yayılan gülümseme, dışından içine tesir ediyor, kalbi de ferahlıyordu.</p>
<p class="style59">İşte o ferahlıkla negatif düşünceleri beyninden uzaklaştırdı ve gençliğin yeniye daha açık oluşundan da güç alarak yüreklendi. Şu günlerde oldukça pozitif seyreden astrolojik etkilerin gençlerde daha bir olumlu açılımlara vesile olacağını düşünmek son kaygı kırıntılarını da bir çırpıda silivermişti.<br />
…</p>
<p class="style72"><strong>Yönelişin kadar yakınsın gerçeğe!</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="710">
<tbody>
<tr>
<td width="59%" height="201">
<p class="style59">Dersten önce projeksiyon makinesini, bilgisayarı sunum salonunda hazırladı. Görme olayıyla ilgili slâytları, animasyonları öğrencilerin gözleri önüne sererek beyinde görsel algılama merkezini de öğrenme sürecine sokacaktı…</p>
<p class="style59">Öğrenci merkezli eğitimi gerçekleştirmek için öğrenmenin % 90’a ulaştığı sunum metodunu öğrencilere de uygulatıyor, ezberci sistemin alışkanlıklarından kurtarmaya çalışıyordu. Ancak bu sunumu kendisi yapacaktı. Çünkü bu konuyu şimdiye kadar alışılmış olandan daha farklı bir bakış açısıyla vermek istiyordu.</p>
</td>
<td width="41%"><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/ogrgun5.jpg" alt="" width="274" height="181" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Sınıf başkanını nöbetçi öğrenciyle çağırarak ders saatinde sunum salonunda hazır olmalarını istedi. Bu defa öğrencilerden önce salona gitmişti. Zille birlikte salona dökülen ve koltuklarında yerlerini alan öğrenciler, öğretmenin bu erken gelişi ve donanımlı hazırlığından görsel ve bilimsel bir şölen olacağını sezmekte gecikmediler. Böylesi dersler bayram olurdu onlar için. Hiç bitmesin isterlerdi.</p>
<p class="style59">Hepsinin gözleri öğretmenlerinin  üzerindeydi.</p>
<p class="style59">Bu ilgi ve yöneliş hoşuna gitti. Beyinde öğrenme sürecinin başlaması için merak ve ilgiyi oluşturan nöron grubunun uyarılması, motivasyonu başlamıştı. O anda aklına gelen bu ilgi ve isteği açığa çıkaran hücre grubunun faaliyeti, Mürit esmasının frekansının artması olmalıydı diye düşündü.</p>
<p class="style59">Toplum içinde motivasyona hiç ihtiyaç duymadan her an bu hücre grubunun faal olduğu insanlar % 4’ lük bir kesimdi. % 96’ sı öğrenme ye motive edilmesi gerekiyordu. Öğretmenliğin en zorlu ilk aşaması burasıydı.</p>
<p class="style59"><strong class="style72">Gözün gördüğünden hareketle…</strong></p>
<p class="style59">Hemen gözler üzerindeyken  öğrencilere yöneldi.</p>
<p>-                Görüyorum ki  herkes hazır derse hemen geçebiliriz.<br />
-                Evet, Hazırız  cevapları gecikmedi, hep bir ağızdan.<br />
-                Bu gün işlenecek  konumuz hakkında bir ön hazırlık yapıldı mı?</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="710">
<tbody>
<tr>
<td width="63%"><span class="style59">Merve gibi disiplinli  çalışmaya alışık birkaç öğrenciden cevap geldi. Merve söz alarak:</p>
<p>-                Gözün yapısındaki  reseptörler görme olayında önemli rol oynuyorlar dedi.</p>
<p>- Gözün korneası, göz merceği gelen ışığın kırılmasını ayarlayarak odak noktasından geçmesini sağlıyormuş ve bu şekilde reseptörlerin yoğun bulunduğu sarı noktaya düşüyormuş, cümlesini ekleyen Ahmet kendisinin de konuya eğildiğini hissettirdi.</p>
<p></span></td>
<td width="37%"><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/ogrgun5a.jpg" alt="" width="250" height="193" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Ahmet’ten sözü aldı. Görme  olayında önemli rolü olan reseptörleri perdeye yansıyan şeklin üzerinde  göstererek devam etti.</p>
<p>- Reseptörlerin işlevi göze gelen fotonların yani ışık dalgalarının frekansını çözmektir. Atomun parçacıklarından olan elektronun parçalanması sonucu açığa çıkan fotonun, başka bir dalganın değil! Çünkü her farklı duyuda farklı reseptörler farklı dalgaların frekansını çözümler ve bağlantılı olduğu duyu nöronunda impulsa (uyartı)  çevirerek beyne iletilir.</p>
<p>- Hemen burada size Fizik derslerinizde kuantum konusunda iki teoriden parçacık ve dalga teorisinden hatırlatma yapalım. Biliyorsunuz algılandığı anda parçacık, algı dışında dalgadan söz edilir. Fark ettiyseniz ışık dalgaları dedim çünkü henüz görme algısı oluşmadı. Reseptörlere gelirken algılama dışında olduğu için dalgadan söz edebiliriz.</p>
<p class="style59">- Daha önceleri kuantum teorisinden habersizken bu ışık dalgalarının karşımızda bulunan cisimden yansıyarak göze geldiğini söylerdim. Peki, henüz göze gelmeden algı oluşmadan nasıl oluyor da cisimden ışık dalgaları yansıyarak gelecek? O zaman kuantumun dalga ve parçacık teorisine göre çok hatalı bir ifade olmaz mı? Karşımızda cisimler, nesneler, her ne var diyorsak olur mu?!&#8230;</p>
<p class="style72"><strong>Dışarısı içerisi yoksa, ne var?!..</strong></p>
<p class="style59">Eren dayanamadı ayağa  fırladı.</p>
<p>- Hocam! Kendimi Neo gibi hissettim. Matrix diye bir film izlemiştim orda da bir sahnesinde, Morpheus dışarıda bir şey yok deyip durdu Neo’ ya…</p>
<p class="style59">Öğrencilerin çoğu bu filmi izlemiş olmalı ki hepside uyanık gözlerle tasdik edip durdular. Zeynep bu düşünceye dayanamadı ve titreyerek…</p>
<p>- Hocam olamaz! Olamaz! Siz, devrim gibi bir şeyden söz ediyorsunuz! Yani dışarıda hiçbir şey yok mu?! Annem? Babam? Bunu kabul etmek çok zor, diye itiraz etti.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="710">
<tbody>
<tr>
<td width="62%" height="219"><span class="style59"> &#8211; Hiç bir şey yok olur mu?! Dalgalar var. Evren aslında sadece dalgalar okyanusu. Nesne dediğimiz mahallerde değişik oranlarda dalgalar var. Foton dediğimiz ışık dalgaları bize nesnenin dışı diye algıladığımız özelliklerini veren dalgalarla iletişime girerek, bilgi alışverişi olur yani uygun frekanslı dalgalar fotonlarla enerji alışverişi yapar bu bir anlamda bilgi alışverişidir ve yüklendiği o bilgiyi gözdeki reseptörlere taşır.</p>
<p></span><span class="style59">- Ancak burada reseptörlere gelen ışık dalgaları yine reseptörlerin atom altı yapısındaki dalgalarla irtibatlıdır. Burada uygun frekanslı dalgalarla nöronlardaki impuls dediğimiz elektriksel ve kimyasal enerji değişimlerine çevrilmektedir.</span></td>
<td width="38%"><span class="style59"><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/ogrgun5b.jpg" alt="" width="250" height="192" /></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Elektronik araçlara merakıyla  bilinen Murat, öğretmenin işlevini açıkladığı reseptörlere bir benzetme ile  açılım getirdi:</p>
<p>-                Hocam!  Reseptörler, elektro dalgaları çözen çözücü(dekoder)  gibi çalışıyor diyebilir miyiz?</p>
<p>-                Evet! Tabi  diyebiliriz. Murat, yaptığın bu benzetme için teşekkür ederiz.</p>
<p class="style59">Bundan sonra ne olacak diyerek tekrar perdeye döndü ve kısa bir animasyonla reseptörlerden çıkan duyu nöronlarında oluşan impulsın beyindeki görme merkezine akışını izletti ve tekrar öğrencilere yöneldi:</p>
<p>- Beyin de ilgili hücre grubunda gelen bu impulslar değerlendirilecek. Nasıl mı? Doğduğunuz andan 3 yaşına kadar çok hızlı bir şekilde ve yaşam boyu süren çevresindeki nesneleri, kavramları öğrenme sürecinde oluşan, nöronların birbirine yaptığı sinaps bağlantıları arasında dolaşıp, uygun veri ile bağlayarak sonuç çıkarma şeklinde. Beyindeki veriler hayal merkezinde bir şekle büründükten sonra imge olarak saklanır. Küçük yaşlarda sinaps dediğimiz nöron bağlantıları çok azdır. Öğrenmeyle ilerleyen süreçte bu bağlantılar giderek artar ve muazzam bir ağ oluşur beyinde.</p>
<p class="style72"><strong>Kesitsel algı; ikiye kesti alemi!</strong></p>
<p class="style59">Konunun en önemli  açıklamasına sıra gelmişti. Bir an durdu ve herkesin dikkatini projeksiyon  makinesine çekerek devam etti:<br />
- İşte, şu projeksiyon aracı gibi beyin de değerlendirmesinin sonucunu dışarıya, perde de gördüğünüz görüntü gibi yansıtır ve gördüm dersiniz.</p>
<p class="style59">- Pekiyi, şimdi kim bana gözümle gördüm diyebilir? Görme nerede gerçekleşti? Ve yine kim bana bu perdedeki seyrettiğiniz görüntünün ne kadar gerçek olduğu konusunda bir şey diyebilir?</p>
<p class="style59">Bir an, salonda bir sessizlik  hâkim oldu. Öğrenciler şaşkın bir halde perdeye takılı kaldılar.</p>
<p class="style59">Sessizliği bozan Çağla Nur:<br />
-                Gözümüzle değil  beynimizle görüyoruz. Ama hocam beynin bu işleyişine göre de hayal  görüyormuşuz.</p>
<p class="style59">Tabii ki bunu hemen kabullenmek kolay değildi. Öğrenciler kendi aralarında nasıl olur ya?!  Hayal içinde miyiz?!&#8230; Gibi serzenişlerin olmasını gülümseyerek dinlerken bir yandan da bilgisayarı, projeksiyon makinesini kapatıyordu.</p>
<p class="style59">Ama yine imdada “Matrix”  filminin yorumları geldi. Biryandan filmdeki sahneleri birbirlerine  hatırlatıyorlardı.</p>
<p class="style59"><strong> </strong></p>
<p class="style72"><strong>Madde Mana bir ise; düalite neyin nesi?</strong></p>
<p class="style59">Tekrar sınıfın önüne geldi.  Duruşu ve bakışını fark eden öğrenciler uğultuyu keserek dikkat kesildiler.</p>
<p>- Beş duyu ile algıladığımız bu âleme Madde ya da Somut Âlem diyoruz bunu biliyorsunuz. Algılayamadığımız bu dalgalar âlemine de soyut ya da Mana Âlemi dememiz gerekir değil mi?<br />
-                Evet!&#8230;  Cevapları yükseldi.<br />
- Peki, bu dersin sonucuna göre gerçekte böyle bir madde âlem den söz edemiyoruz. Bu tamamen bizim algılama aracımız olan beş duyunun bakış açısı olmuyor mu? Madde ve mana ya da soyut ve somut ayrımı algılama aracımıza göre ise madde de mana âlemi de tek bir yapı olarak bulunmaz mı?</p>
<p class="style59">- Artık bundan sonrasını  dilediğiniz gibi düşünün değerlendirin benden bu kadar diyerek dersi kapattı.</p>
<p class="style72"><strong>Hayretten şükre, bütünden bire…</strong></p>
<p class="style59">Kitaplarını alıp çıkarken  öğrencilerden hayret dolu fısıltılar yükseliyordu:</p>
<p>-                Bittik biz oğlum.  Tabular yıkıldı.<br />
-                Ne tabusu,  tutunduğumuz her şeyi yıktı. Madde yok mana yok, ne var öyleyse?<br />
-                Bence ders  kitapları yeniden yazılmalı.<br />
-                Bu konuyu  düşünelim ama, bu gerçek insana kafayı yedirtir.</p>
<p>İçlerinden biri en mantıklı  sözlerle hepsini susturdu:</p>
<p class="style59">- Hayret etmeyi bırakın da şükredin. Anlayamayacak olsak bu gerçek, bu bilgi gelmez önümüze. Anlayacağız ki geliyor. Şu andan tezi yok, kayıtlara, bağlara tutunmadan bakışımızı, anlayışımızı, hayata yaklaşımımızı sıfırdan ele alıp yeniden Besmele çekelim arkadaşlar!&#8230;</p>
<p class="style72" align="right"><span style="color: #0000ff;">Betül Emir<br />
19 Ekim 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-5-iki-goz-tek-gorurken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenin Güncesinden (4) &#8211; Hangi Bayram ?.</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-4-hangi-bayram/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-4-hangi-bayram/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=713</guid>
		<description><![CDATA[Ramazanın gelişi, okulların açılmasıyla çakışınca koşuşturma öyle bir artmıştı ki.. Çocuklarının okul değişimi, okula hazırlanmaları öğretmen bir anne için daha bir detaylı düşünülmesi, araştırılması söz konusu olunca daha çok koşturuyor ve zaman harcıyordu. Diğer yandan derslerin yıllık plan ve programlarının hazırlanması gerekiyordu. Bu çalışmalara gerekli ortak kararlar alınması için il ve okul içinde toplantıdan toplantıya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="style59" align="left">Ramazanın gelişi, okulların açılmasıyla çakışınca koşuşturma öyle bir artmıştı ki.. Çocuklarının okul değişimi, okula hazırlanmaları öğretmen bir anne için daha bir detaylı düşünülmesi, araştırılması söz konusu olunca daha çok koşturuyor ve zaman harcıyordu.</p>
<p>Diğer yandan derslerin yıllık plan ve programlarının hazırlanması gerekiyordu. Bu çalışmalara gerekli ortak kararlar alınması için il ve okul içinde toplantıdan toplantıya koşuşturma sürüp gidiyordu. Öyle ya hedef amaç olan her işte olduğu gibi. Hedefe ulaştıracak olan planlı, programlı olma zamanın iyi kullanımını da getireceği için hedef kesindi. Bütün çabalar bunun içindi.</p>
<p class="style59">Hedef, amaç neydi? öğrencide eğitim ve öğretim sürecinin  istenen davranış ve hal değişikliğini gerçekleştirmesi..</p>
<p class="style59">Bir an bu koşuşturma içinde durdu düşündü dünya yaşantımız, ebedi yaşantımız için ramazan da yaptığımız çalışmalardan çok mu farklıydı? Yine varılmak istenen bir hedef ve o hedefe ulaştıracak olan bir program, plan içinde değil miydi? Neydi bu hedef? Program neydi? Nerdeydi? Nasıl hazırlandı?</p>
<p class="style59">Yorgunluğun içinde bu sorulara cevap aramak biraz dinlendirmiş ve sakinleşmişdi. Sorularının cevapları düşüncelerine dökülmeye başladı.Neyle meşguldü? yaşamında öncelikleri nelerdi? Neleri yapmak kolay geliyordu? Bunları tespit ettiğinde varılacak hedef tespit edilmezmiydi?</p>
<table border="0" cellpadding="10" width="750">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/hangibayram.jpg" alt="" width="200" height="150" /></td>
<td>
<div><span class="style59">Evrenin ikizi, sureti İnsan; insanın noktası, datası; hücresi ama ilk vücüt hücresi olan döllenmiş yumurtaydı (Zigot). Program ilk vücut hücresinin neresindeydi? Hücrenin kürsisi olan DNA daydı. Mana denizinden anlamları taşıyan genler topluluğu olan DNA ydı. Ama bu program birimsel anlamda fıtri olan kişinin programı değil İnsanlığın programı, fıtratıydı. </span></div>
</td>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/hangibayram2.jpg" alt="" width="195" height="150" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Bilimin İnsan genom projesiyle insanın tüm genlerinin işlevleri, anlamlarının çözülmesi  Alemlerin rabbını bilmekti. Noktada özgen olarak yer alan Muhammedi kodun madde alemde zuhurunu bilim tespit ederek insanlık  bayramını yaşamıştı.</p>
<p class="style59">Ancak  kişinin fenotipin de yer alan genomu içinde sadece ona aktifleşmiş olan genlerinin yani terkip olarak işleyen programını tanıması, bilmesi; kendisinden çıkan bütün düşünce ve oluşların bu program doğrultusunda olması bundan dışarı çıkamayacağını kabullenmesi ile programının izniyle özüne yaptığı yolculukta rabbını bilmesi fıtri bayramını gerçek anlamda yaşamasıdır diye düşündü.</p>
<p class="style59">Sorguladıkca ard arda gelen cevaplarla daha fazla konular karşısına çıkınca tasarım, programın daha sperm ve yumurta hücresinin mayoz bölünme evrelerinde crossin over saffalarında hazırlanmasını başka bir düşünce molasına bıraktı.</p>
<p class="style59">Ramazanın sonuna gelinmiş, herkese ne kolaylaşmışsa hedefi olarak ona doğru genetik fıtri programının izniyle ulaşacaktı. Kimileri şeker bayramını kutlayacak, kimileri ramazan bayramını çok azıda fıtri bayramını belki de…</p>
<p class="style59"><span class="style72">Fıtri bayramını kutlayanlara mübarek olsun</span>..</p>
<p class="style59" align="right"><span style="color: #0000ff;">Betül Emir<br />
30 Eylül 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-4-hangi-bayram/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenin Güncesinden (3) &#8211; Paçaları Sıvarken</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-3-pacalari-sivarken/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-3-pacalari-sivarken/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:47:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen güncesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=711</guid>
		<description><![CDATA[Yüzme bilgisinden, yüzme eylemine nasıl geçilir?.. Bilginin, yaşama dönüşüne dair bir yaklaşım denemesi!… Rehberi olduğu sınıfın öğretmenlerinden gelen genel şikâyetler neredeyse hep aynıydı. - Ders dinlemiyorlar!.. - Hep sıkıntılı, oflayan ifadeler görmekten biz de sıkılıyoruz. - Dersi engellemek için sürekli anlamsız itirazlarda bulunuyorlar. - Nedir bu sınıfın hali?! EGONUN CAN SİMİDİ Canı sıkılmıştı. Şikâyet, yoğun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><span class="style72"><strong><em>Yüzme bilgisinden, yüzme eylemine nasıl geçilir?..</em></strong><br />
<strong><em>Bilginin, yaşama dönüşüne dair bir yaklaşım denemesi!…</em></strong></span></p>
<p class="style59">Rehberi olduğu sınıfın öğretmenlerinden gelen  genel şikâyetler neredeyse hep aynıydı.</p>
<p>-                Ders dinlemiyorlar!..<br />
-                Hep sıkıntılı, oflayan ifadeler  görmekten biz de sıkılıyoruz.<br />
-                Dersi engellemek için sürekli  anlamsız itirazlarda bulunuyorlar.<br />
-                Nedir bu sınıfın hali?!</p>
<p class="style72"><strong>EGONUN CAN SİMİDİ</strong></p>
<p class="style59">Canı sıkılmıştı.</p>
<p class="style59">Şikâyet, yoğun gayret ortaya koymaya erinen ve işleyişi OKUyamayan egonun, tanıdık bir savunma mekanizması, çok sık sarıldığı can simidi idi.</p>
<p class="style59">Hedefe iyi kilitlenen ve işini ulvi gayelerle yapan insanların şikâyet ettikleri görülmezdi. Şimdi, çocuklar, gençler değil, kocaman insanlar; eğitimciler şikâyet ediyordu. Hem eğitilenleri hem de eğitimcileri motive etmek gibi ikiye katlanan bir görev yükleniyordu omuzlarına.</p>
<p class="style59">İlk planda yoğun şikâyetler karşısında daralmıştı. Hizmetli Kasım Efendi öğretmenlerden siparişlerini alırken yanına yaklaşıp; “<strong>Size bir orta kahve yapayım, iyi gelir</strong>” dedi. İrkildi. Bazen, anlayış bekleyen insanların sıkıntı verdiği yerde, hiç umulmayanlar halden anlıyordu. Gülümsedi, başıyla onayladı.</p>
<p class="style59">Kahvesini içerken sorunun nasıl  çözümleneceğine dair düşüncelere daldı.<br />
…<br />
Başarılı çocukların olduğu bir sınıftı şikâyete  konu olan!<br />
Rehberlik programına baktı. Bu hafta rehberlik dersinde uygulanacak anketi uygulamaktan vazgeçerek, sınıfın problemini tespit etmeye karar verdi.</p>
<p class="style59">***</p>
<p class="style72"><strong>ÇARE; DERDİN İÇİNDE! </strong></p>
<p class="style59">Her derdin çaresi içinde saklıydı. Saklı demek doğru değildi aslında, görebilene açıktı. Zorlukla birlikte kolaylık değil, kolaylıklar demeti vardı aslında. <a id="IkinciLink" class="style72" href="http://www.okyanusum.com/insirah1.html">http://www.okyanusum.com/insirah1.html</a></p>
<p class="style59">Görebilene, OKUyabilene… Bu Kur’an gerçeğine  tutunarak öğretmenler odasından ayrıldı.</p>
<p class="style59">Ders zili çalmıştı. “<strong>Önemli bir problem yoktur  inşallah</strong>” diye düşünerek derse girdi.</p>
<p class="style59">Sınıfın ilk havasını, onların öğretmenlerini bekleyişlerindeki hali beden dilinden hemen algılamıştı. Bezginlik seziliyordu. Sınıfın önünde durarak her zamanki hâkim ve sevecen edası ile “<strong>Günaydın</strong>” dedi.  Ancak gelen cevap aynı canlılıkta değildi.</p>
<p class="style59">Bunun üzerine hemen konuya girmeyip bir  hal-hatır sohbeti açtı:</p>
<p class="style59">-                Nasılsınız gençler? Nasıl bir  hafta geçirdik, son rehberlik dersinden bu yana?…</p>
<p class="style59">Değişik öğrencilerden yükselen cevapların  ortak paydası stres ve sıkıntı kokuyordu:</p>
<p>-                Aman hocam nasıl olsun hep aynı!..<br />
-                Sıkıntılı ders konuları,  ödevler!..<br />
-                Bir yandan dershanelerden ödev  verilen testleri çözmeye yetiştirmekle…</p>
<p class="style59">Öğrencilerin sözünü keserek imalı bir  ifadeyle:<br />
-                Yani derslerde önemli bir olay  olmadı, öğretmenlerinizi üzmediniz mi?!  dedi.</p>
<p class="style59">Bu ifadeden öğrenciler şikâyetlerin olduğunu  anlamış, birden serzenişli sözleri keserek dikkat kesilmişlerdi.</p>
<p>- Evet, sanırım öğretmenlerinizden gelen duyumlar ve şuan ki haliniz problem var ki!?  Nedir sizi derslerin işlenişini engellemeye iten?  Sıkıntı veren ne? Bunu herkes düşünsün iki dakika ve aklınıza gelen problemleri tespit edelim&#8230;</p>
<p class="style59">İki dakika dolmadan Murat söz almak için elini  kaldırdı:<br />
- Hocam!..Hiç bir işimize yaramayacak bilgilerle boğuşmak sıkıntı veriyor. Bunları öğrensem ne olacak! Bana ne faydası var ki!</p>
<p class="style72"><strong>BİLGİ HAMALLIĞINDAN SIKILDIK!</strong></p>
<p class="style59">Uçarı bir kız olan Meltem söze girdi:<br />
- Beynimi meyve halinde çalışan hamala benzetiyorum hocam!.. Onca meyveyi sürekli yüklenip taşıyor, sonra bir yerlere bırakıyor. Hiçbir meyvenin tadına bakmadan.. Hatta belki kasanın içinde ne olduğunu bile anlamadan!&#8230;</p>
<p class="style59">Harika bir benzetme yapmıştı Meltem. Problemi  ortaya koyan güzel bir örnek diye düşündü.</p>
<p>- Sanırım probleminiz; aldığınız bilgileri özümseyip kendinizde ve yaşamınızda bulamamak. Size bu sıkıntı veriyor. Bulsanız sizde haz oluşacak ve öğrenmenin keyfi başlayacak, daha çok öğrenmek isteği ardından gelecek..</p>
<p class="style59">Bazı öğrenciler problemi anlayamamış olsa  gerek. Bunu ifade eden sözlerle sınıfın sessizliğini bozdu.</p>
<p>-                Öğrenmenin keyfi mi!? Yapma ya  hocam!..</p>
<p>-                Biz çok daha güzel hazlar  keşfettik</p>
<p class="style59">Bu ve benzeri laga- luga tarzı sözler  yayılırken  Mehmet’in kulağına Ali  fısıldıyordu hocanın duymadığını sanarak:</p>
<p>- Oğlum sus! Ağzından çıkanı duyuyor musun? Rehber öğretmenimiz ne meraklı bilmez misin!. Araştırır da yediğimiz naneleri bir bir bulur çıkarır! Sen o zaman öğrenirsin Öğrenmenin hazzı neymiş!!!”</p>
<p class="style72"><strong>BİLGİDEN İDRAKE</strong></p>
<p class="style59">Problemin nedenini bilimsel bir örnekle kavratmayı  düşündü ve devam etti:<br />
- Hepiniz Fizik derslerinden  Arşimed’in meşhur “<strong>Buldum, buldum</strong>” diye hamamdan çarşıya çırılçıplak fırlayarak haykırışını, ortaya koyduğu suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili yasaları bilirsiniz. Dikkat edin yalnız yasa dedim teori değil, yani evrensel gerçek!..</p>
<p class="style59">Öğrenciler sınıfın içinde bulunduğu stresle  Arşimed arasında bağ kurmaya çalışırken, kimileri “<strong>Arşimed mi olucaz, bize ne  yasalardan teoremlerden</strong>” diye fısıldaşırken bir başka soru ile zihinlerini  uyandırmak istedi:</p>
<p>-                Peki, kimler yüzme biliyor, kimler  bilmiyor?</p>
<p><span class="style59">Sınıfın bir kısmı biliyor, bir kısmı da  bilmiyordu. Bilmeyenlere yöneldi:</span><br />
<span class="style59"><br />
- Suyun kaldırma kuvvetiyle ilgili bu bilimsel gerçeğin bilgisini almadınız mı? Tonlarca ağırlıktaki gemiler nasıl yüzüyor? </span></p>
<p class="style59">Yüzme bilmeyen, sınıfın çalışkanlarından  Mehtap ayağa fırladı ve hemen bu bilgiyi öğretmenine sundu:</p>
<p>- Hocam! Cisimlerin suya batan kısımlarının hacmine eşit hacimde taşırdıkları suyun ağırlığı kadar su o cisme kaldırma kuvveti uygular. Bunun için gemilerin alt kısımlarında hacmini artıran alanlar vardır.</p>
<p class="style59">- Güzel, bilgin var. Eeee, hadi yüz  şimdi!.. Bilgi yeterli ise yüzmen gerekmez mi?;</p>
<p>-                Ama hocam korkuyorum! Su beni  aşağı çekiyor sanki!..</p>
<p>-                O zaman dinleyin bakalım, neden  bilgisine rağmen yaşama koyamadık, kendimizde bunu bulamadık?!..</p>
<p class="style59"><strong> </strong></p>
<p class="style72"><strong>YÜZLEŞME- BİRLEŞME- SEVGİ VE İNANÇ</strong></p>
<p class="style59">Bir kere suya girip yüzme çalışmaları yapmak zorundasın. Suyla haşir-neşir olman, yani suyla birebir yüzleşmen ve onu sevmen lazım.</p>
<p class="style59">Evet, her şeyin başı sevmek!  Sevgi bize işi kolaylaştıran başarıya ulaştıran önemli bir faktör. Sevgisiz hiçbir iş netice vermez. Sevgisiz eylemler eziyete dönüşen kuru- ruhsuz- lezzetsiz çalışmalardır.</p>
<p class="style59">Furkan hemen atılarak lafa girdi:</p>
<p>-                Hocam ben banyo yapmayı da sevmem,  benim yüzme öğrenme şansım yok mu?</p>
<p>-                Elbette var ama sevgi hız katar,  <span class="style72">MUHABBETİN KADAR HIZLI GİDERSİN</span> (AH), sevenlere nispetle senin daha çok  çalışman gerekecek.</p>
<p class="style59">- Sonra kendini suya bırakıp yüzüyormuş gibi yapmak ve o sırada seni suyun kaldırdığını defalarca deneyimlemen gerek. Suyun seni kaldıracağı bilgisine inanıyorsan inandığın ölçüde güvenin artacak. Bunun için de suda yüzme çalışmalarını devam ettirmen gerekecek. Bu da senin güveninin artması yani bilgindeki inancının artması sonucu suyun kaldırdığını giderek daha fazla hissetmen demek. Hissettikçe de suya daha çok teslim olacaksın.</p>
<p>- Çünkü bu bilgiye olan inancın korkunla terstir. Korktuğun zaman bedenin kendini koruma isteği ile sıkacak yani hacmini azaltacaksın. Hacmini azalttığında da  suyun kaldırma kuvveti  azalacak. Bu da suya batmana neden olacak. Hani üşüdüğün zaman kendini büzer, sıkarsın gayri ihtiyari soğuğun tesir edeceği yüzey, hacim azalsın diye işte boğulma korkusu ile kendini böyle sıkarak hacmini azaltacaksın ve suyun dibini boylayacaksın.</p>
<p class="style59">- Bilgisine sahip olduğumuz şeylere inandığımız ölçüde kendimizde ve yaşamımızda gözler, bulur ve deneyimleyerek bilinçleniriz.</p>
<p class="style59">- Bilgide bilinçlenme; bilgiyi yaşamaktır. Arşimet’in yasasını bilmek: anlamsız, kuru bilgi ve bunu öğrenirken sıkıcıdır ama o bilgiye dayalı mühendislerin ortaya çıkardığını, gemilerin yüzdüğünü görmek ya da yüzmek haz verir.</p>
<p class="style59">- Bilmediğimiz şeylerden de bizi belirsizliğe sürüklediği için korkarız. Gece Karanlıkta ne olduğunu göremediğimiz için ürpertimiz, denize girmekten korkumuz bundandır.</p>
<p class="style59">Gayet sükunetle bu çözümlemeyi, ince tahlili  dinleyen gençlerden biri araya girdi:</p>
<p><span class="style59">-                Hocam! o zaman okul görmeyen,  bilgi düzeyi düşük kişilerin bilinçli olma şansı yok mu?</span></p>
<p class="style59">- Olmaz mı? bize bu bilgiyi doğa da sunar. Size bunun için kendimden bir örnek vereyim. Pek seversiniz zaten kendime ait anıları dinlemeyi!..</p>
<p class="style59">Çocuklar için ders kaynasın da, ne olursa olsun idi. Hikaye dinlemek ayrı bir keyifti. Hele hocalarının hayatından sahneler izlemek, bayılırlardı.</p>
<p class="style59">Yine aynı örnekten giderek devam etti:</p>
<p>- Yüzmek için ille de Arşimed’in yasasını bilmek gerekmez. Örneğin küçük yaşta iken bana kimse öğretmeden, suyun kaldırma kuvvetinin bilgisi de olmadan öğrendim.</p>
<p class="style59">-  Nasıl mı? Denizin dibinde büyükçe bir kaya bulmuştum. Onun üzerine çıkarak yüzme bilenleri taklit ediyordum ve bu arada suyun beni kaldırdığını fark ettim. Bu fark edişle edindiğim bilgiyi defalarca kayanın üzerine çıkarak sınadım. Suya her kendimi her salışta, suyun beni kaldıracağına güvenim, inancım arttı ve bu da suya teslimiyetimi getirdi. Teslim olduğumda yüzmeye başladım.</p>
<p class="style59">Yüzme iyi bir örnekti ama şimdi vereceği örnek pek çoğunun işine gelmeyecekti. Ama onları zehirden korumak, gençliklerini heba etmemelerini sağlamak üzere, tam dikkatlerin yoğunlaştığı bu anda bu örneği verecekti.</p>
<p>- Başka bir örnek de sigarayı verelim isterseniz. Herkes sağlığa zararlı olduğu bilgisine sahiptir ama yinede içerler. Hatta doktorların daha çok içtiği söylenir.</p>
<p>- Demek ki bu bilginin bilince dönüşmesi, idrak edilmesi başka bir ifadeyle yaşanması için sigaranın sağlığımıza zarar verdiğini kendimizde ya hissedeceğiz ya da bu bilgiye güçlü bir inanma ile sigaradan uzak duracağız.</p>
<p class="style59">Sigara denince içenler muzip muzip birbirinin  gözlerini süzdü.</p>
<p class="style59">Zilin çalmasına az kalmıştı.<br />
Gençler anketlerden kurtulduk diye düşünseler de farkında olmadan bilginin yaşam geçmesi noktasında iyi bir metodoloji almışlardı hayatın içinden canlı, yaşanmış sahnelerle…</p>
<p class="style59">Şimdi artık onlara sıkıntılarını söylemeye gelmişti sıra. Metodu almışlardı ve şimdi kendileri ile yüzleşme cesaretini edineceklerdi:</p>
<p>- Evet gençler, sizin sorununuz kuru bilginin öğrenme sürecindeki sıkıntısı ve bunu yaşamınızda bulamayışın getirdiği anlamsızlık derslerin sıkıntılı olmasına ve bu sıkıntıyla ortaya koyduğunuz davranışların öğretmenlerinizi endişelendirmesine <span class="style59">neden  olmuş. Peki bu problemi nasıl aşıcağız başarınızı etkilememesi için?</span></p>
<p class="style59">Lütfen siz devam edin  hocam ricaları üzerine yüzleşme yollarını da kendisi açıkladı:</p>
<p>- Öncelikle sabır diyeceğim. Neden mi? Beyniniz de veri tabanınıza mümkün olduğu kadar bilgiyi yükleyin. Bu evre beynin hazırlık evresidir. Sonra beyin bu bilgiyi işleyecek siz farkında olmadan hatta uykuda, bu evresine de kuluçka evresi diyoruz.</p>
<p>- Aldığınız bilgileri mümkün olduğu kadar sorgulayın Neden? Niçin? Nasıl? Bilginin işlenmesi sırasında veri olarak attığınız bilgilerin bağlandığını fark edeceksiniz. Yeni bir bilgiyi yani veriyi sorgularken veritabanınızdaki eski verilerle bağlanmasını fark etmeniz sizi bilgi üretir duruma getirdiğini gördükçe öğrenmeden haz alacaksınız. Bu evre de beynin aydınlanma evresidir ki.</p>
<p class="style59">- Öğrenmeye  doyamayacaksınız!</p>
<p class="style72" align="right"><span style="color: #0000ff;">Betül Emir<br />
25 Ağustos 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-3-pacalari-sivarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenin Güncesinden (2) &#8211; Mikrokosmosa  Yolculuk</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-2-mikrokosmosa-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-2-mikrokosmosa-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:43:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[Microcosmos]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrokozmoz]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen güncesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=709</guid>
		<description><![CDATA[Öğrencilere yıl boyunca işlenecek konuların müzakere edilip metotların geliştirildiği Zümre Toplantısında o gün “Mikroskobik Ölçüler” konusu gündeme geldi. Her yıl kısaca geçiştirilen konunun bu defa derinlemesine açılabileceğini söyledi. Diğer meslektaşları: “Zor konu, biz güç kavrıyoruz bu ölçüleri öğrenciye nasıl kavratırız, ölçülerin birimlerini verir matematiksel bir iki dönüştürme işlemi yapar geçeriz”, “Deney yapması güç, gözlem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrencilere  yıl boyunca işlenecek konuların müzakere edilip metotların geliştirildiği Zümre  Toplantısında o gün “<strong>Mikroskobik Ölçüler</strong>” konusu gündeme geldi. Her yıl kısaca geçiştirilen konunun bu defa derinlemesine açılabileceğini söyledi. Diğer meslektaşları: “<strong>Zor konu, biz güç kavrıyoruz bu ölçüleri öğrenciye nasıl kavratırız, ölçülerin birimlerini verir matematiksel bir iki dönüştürme işlemi yapar geçeriz</strong>”, “<strong>Deney yapması güç, gözlem de yaptırtamayız, iyisi mi kısaca  geçelim biz de arkadaşa katlıyoruz </strong>“ görüşleri yoğunlaşmıştı.</p>
<table border="0" cellpadding="10" width="750">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/mikro4.jpg" alt="" width="300" height="193" /></td>
<td><span class="style59">Çoğunluğun  birleştiği alanlarda tek başına dik durmak güç olsa da, insan bir kere  inanmışsa inancın kudr</span><span class="style59">eti ile özgüveni açığa çıkarabiliyordu. Zümre Başkanı  olmanın avantajını da kullanarak:</span><span class="style59"></p>
<p>- Hayır arkadaşlar! Bir konu plana alınmış, müfredata konmuşsa bize işlemek düşer. Hele hele bilimsel bir konu için,  “<strong>Bu çağda anlatılmaz, anlatılsa da anlaşılmaz</strong>” demek, kusura bakmayın ama görevi eğitim olan bizlere yakışmıyor! Bu gençlik, bilimsel ve çağdaş olan her şeyi alır, yeter ki vermesini bilelim.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Ufak bir fısıltı ve mırıltı faslı olsa da görüş benimsendi ve kısa geçiştirilecek Mikroskobik Ölçüler konusu ders planlarına alındı. Konunun nasıl işleneceğine dair basit ayrıntılar ortaya kondu.</p>
<p>-                <strong>İlk olarak ben bir işleyeyim, sizler sonraki haftalar girersiniz, denediğim metodu ve aldığım verimi sizlerle de paylaşacağım arkadaşlar</strong>, diyerek zümre toplantısını kapattı.</p>
<p><span class="style71">Herkes Metre Getirsin!</span><span class="style59"><br />
Mikroskobik ölçüleri anlatabilmek için alması gereken ilk raundu almıştı. Konuyu öğretmenlere benimsetmek olayın ilk aşaması idi ama ondan daha önemlisi ve belki de biraz zor olanı öğrencilere, sınıfa benimsetmekti. Dersten çıkarken tüm öğrencilere görev verdi:</p>
<p>- <strong>Önümüzdeki derse birer metre ile geliyorsunuz</strong>! </span></p>
<p class="style59">Çocuklar bir an şaşırmışlardı. Biyoloji dersine metrelere gelmek! Hem bir tane yada iki tane neyine yetmezdi ki?.. 50 öğrenci ve 50 metre. Sıralara sığmazdı en başta. Mırıltılar uğultular gırla gitti.</p>
<p>-                <strong>Evet hepiniz birer metre ile yani şu 100 cm.lik ölçü  birimimizle geliyorsunuz</strong>?</p>
<p class="style59">Arkadan  biri seslendi;<br />
-                <strong>Hocam annemin mezrusu var dikiş makinesinde, o olur muuuu</strong>?</p>
<p class="style59">Biri  daha;<br />
-                <strong>Hocam babamın inşaatlarda kullandığı metre var, hani şu  makaralı, onu getirsem</strong>!..</p>
<p class="style59">Kapıdan  son kez dönüp bakarken yüksek sesle yineledi:<br />
-                <strong>Düz, uzun, 100 cm.lik metre getiriyorsunuz,  met-re, met-re… Anlaşıldı</strong>?!&#8230;</p>
<p class="style59">“<strong>İşimiz  var oğlum</strong>” dedi Hakan, Ali’ye… “<strong>Gene uçuk şeyler deneyecek bakalım</strong>”. “<strong>Sus oğlum  duymasın</strong>” dedi Murat. “<strong>Başımıza iş almayalım, buluruz bir yerden baş belası  cetveli</strong>.”</p>
<p class="style71">İki Tırnak Arası</p>
<p class="style59">Ders  günü geldiğinde asistan öğrenciyi yanına çağırdı:<br />
-                <strong>Kızım metreler tamam mı? Getirmeyen var mı?<br />
- <em>Yok hocam, herkes getirdi  ama şamata artıyor.</em><br />
- Tamam sen geç geliyorum!,</strong></p>
<p class="style59"><strong>Bilimsel bir anlatım içinde derin bir hakikati açacaktı. Yeni nesle Rasulullah (sav) Efendimizin Miracını, Mikrokozmoza bir yolculukla kavratmaya çalışacaktı.</strong> Asıl niyeti bu idi. İçinden  salavatlar okuyarak derse girdi.</p>
<p class="style59">Çocuklar metreleri hazırlamıştı. Bir gün önceden ders planını hazırlarken düşündükleri: Onlara makrodan mikroya inişi basit biçimde nasıl anlatacaktı? Mirac denince hemen aklına düşen ilk kavrama yoğunlaştı. <strong>KABE  KAVSEYN!..</strong></p>
<table border="0" cellpadding="10" width="750">
<tbody>
<tr>
<td height="330">
<p class="style59">“<strong>Yayın  iki ucunun arası</strong>” demek olan bu kutsi kavramdan ilhamla açabilir miydi?..Metre üzerinde önce santim daha sonra milim daha sonra daha alt birimlere yolculuk yaptırırken bu kavramdan himmet istedi adeta. Ve buldu!</p>
<p class="style59">Her öğrenci iki parmak ucunu milim üzerine yakınlaştırsa, karşılıklı iki tırnaklarının değdiği alan milim olarak gösterilebilir. Tırnak da yay gibi hem. Buradan hareket edebilirim.</p>
<p>Öğrenciler  metrelerle birbirlerine şakalar yaparken sınıfın önüne geçti:<br />
- <strong>Eveeettt… Herkes cetvelini  paralel olarak önüne, masaya koysun. Şimdi  cetvel üzerinde bir milimi gösterin bana</strong>!</p>
<p class="style59">Göstermekte  zorlandılar tabii.</p>
</td>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/mikro3.jpg" alt="" width="300" height="283" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">- <strong>Sağ ve sol ellerinizin işaret parmaklarınızdan birini milimin bir ucuna ötekini de bir ucuna koyun! Parmaklar değil tabii, tırnak uçlarınızla bunu ancak gösterebilirsiniz</strong>…</p>
<p class="style59">Kızlar için kolaydı da, erkekler bir hayli zorlandı bunda. Hele tırnak yiyenler, elleri ile sürekli oynayanlar için epey zor bir hareketti bu. Ama yaptılar sonuçta…</p>
<p>-                <strong>Evet işte bu sizin bildiğiniz ve gördüğünüz, cetvel üstünde  en küçük değer. Ama <span style="text-decoration: underline;">bilinen en küçük değil, görülen en küçük..</span> Bundan  daha küçükleri de var</strong>!</p>
<p class="style59">Hasan,  Yasin’e fısıldadı;<br />
-                <strong>Yandık oğlum, anlaşılan bugün bizi eğip büküp fare deliğine  sokacak</strong>!</p>
<p class="style59">Hülya,  Melek’in kulağına eğildi:<br />
-                <strong>Hazır ol, iğne deliğinden geçiyoruz kızım, işimiz var bugün</strong>…</p>
<p class="style59">…</p>
<p class="style71"><strong> Kılı Kırk Değil, Milimi Bin Yarmak!</strong></p>
<p class="style59">Çocukların  fısıltısına aldırmadan aşama aşama işleme devam komutları veriyordu:<br />
- <strong>Şimdi gördüğünüz bu uzunluğu 1000 eşit parçaya bölün</strong>…</p>
<p class="style59">Sınıftan  itirazlar yükseldi:<br />
-                <strong>Hocam, bizimle kafa mı buluyorsunuz!<br />
-                Mümkün değil hocam!</strong></p>
<p class="style59">İtirazlara  karşılık verdi;<br />
- <strong>Neden? Göz ölçülerine çok mu alışıksınız?.. <span style="text-decoration: underline;">Görebildiğinizin  dışında ölçüler yok mu?.. </span>Mikroskop kullanmadık mı?.. Neden Mikroskop gibi  bir araç icat edildi?&#8230;</strong></p>
<p class="style59">Burak  yerinden fırladı ve öğretmenin sorularına cevap verdi:<br />
-                <strong>Mikroskobu icat eden bilim adamı ilk kez hücreyi görmüştü, hücre de gözle görülmediğine göre gözümüzün göremediği küçük ölçüler var…</strong></p>
<p class="style59">Bu cevap çok hoşuna gitti. Çünkü Burak bildiği bir bilgiden mantık çıkarımları yoluyla cevaba ulaşmıştı. Düşünen genç bir beyin diye sevinmişti.</p>
<p>Burak’ı motive için  şöyle dedi:<br />
- <strong>Düşünce  ürünü bir cevap bunu not değerlendirmeme alıyorum</strong>!</p>
<p class="style59">Burak’ın  gözleri parlamış, pek keyiflenmişti.<br />
Sınıfa  dönüp devam etti.<br />
-                <strong>Biraz hayal gücünüzü kullanın, çok zor, anlıyorum, havsalanızı zorlayacak ama deneyin! Sonra bu eşit bin parçadan birini alın! Bu bir parçaya <span style="text-decoration: underline;">Mikron</span> yada mikrometre diyoruz. Milimetrenin binde biri. Işık mikroskobuyla görebildiğimiz ölçü. Bu ölçüde neler gözleriz mikroskop yardımıyla</strong>?</p>
<p class="style59" align="center"><strong class="style68">Soğan Zarından Moleküler Derinliklere</strong></p>
<table border="0" cellpadding="10" width="750">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/mikro2.jpg" alt="" width="457" height="178" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td><span class="style59">Öğrencilerin  hemen aklına gelen ilkokuldan beri gözledikleri “<strong>Soğan zarı hücresi</strong>” diye hep bir ağızdan cevapladılar. Öğretmen tek hücreli canlılardan örnekleri çoğalttı ve hücre içersindeki organellerden mitokondri (0.2-5mikron), alyuvarları vererek devam etti.<br />
- <strong>Şimdi 1 mikronu 1000 eşit parçaya bölüyoruz. Hayal gücümüz  yetmiyor artık değil mi?<br />
-                  Eveeettt hocaaam yetmiyoooorrr!.</strong>..</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Kız  öğrenciler kendi aralarında “<strong>Alice harikalar dıyarındayız kızlar</strong>” diye  şakalaştı..<br />
Devam  etti…<br />
- <strong>Bu 1000 eşit  parçadan birine milimikron yada nanometre diyoruz. 1 mm’nin milyonda biri. Bu ölçünün üst limitlerinde artık ışık mikroskobu yetmez. Elektron mikroskobuyla hücrenin moleküler yapısını gözlemeye başlarız. Örneğin hücre zarına baktığımızda akıcı mozaik bir yapıyı lipit molekülleri içine gömülü olan lipoproteinleri, glikolipitleri görürüz. Özetle molekül alemini izleriz…Bölmeye devam edelim mi?..yolculuğumuz nasıl gidiyor</strong>?..</p>
<p class="style59"><em> <strong>“Zaman tüneline girmiş gibiyiz  hocam!” </strong></em><strong><br />
<em>“İnsan vücudunda gezinen mikrop gibi  hissettim kendimi bir an” </em><br />
<em>“İyi gidiyor iyi, keşke her ders  böyle olsa, bedava seyahat!”</em></strong></p>
<p class="style59">O  da çocukların neşesine katıldı. Gırgır ve tiye alma değildi, güle eğlene gençler  havaya girmişti. <span style="text-decoration: underline;">Bilimsel bir mirac yaşanıyordu öze doğru!</span> Neşelerine  yine ciddi eklemeler yaptı:<br />
-                <strong>Haklısınız bu bir seyahat, ama yukarı ve dışa doğru değil.  Nereye doğru</strong>?..</p>
<p class="style59">Çok  bilmişlerden biri atıldı:<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>-  Kendimize, içimize doğru</strong></span><strong> hocam!</strong></p>
<table border="0" cellpadding="10" width="750">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/mikro5.jpg" alt="" width="250" height="210" /></td>
<td>
<p class="style59">Pekiyi  devam ediyoruz, dedi:<br />
- 1 nanometreyi 10 eşit parçaya böldüğümüz zamanda karşımıza Angstrom dediğimiz birim çıkar ki bu ölçülerde artık sadece atomları görürüz.</p>
<p class="style59">- Ne hücre kalmıştır ne de protein, lipit dediğimiz moleküller  sadece çeşitli atomlardan oluşan bir alem.</p>
<p>- Buraya kadar madde diye algıladığımız ışık ve elektron mikroskobu kullanarak göz algımızı artırdığımız Madde Alemi. Bundan sonrası Kuvantum Fiziğinin konusu olan atomun parçalanmasıyla alt parçacıklarının varlığını tespit ettiği algılama dışında Dalgalar Evreni olarak hissedilen Alem…</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">-                Elektromanyetik dalgalar alemine hoş geldiniz.</p>
<p><strong><em>“Hocam burada çok kalacak mıyız?” </em><br />
<em>“Otelimiz ne tarafta?” </em><br />
<em>“Bu alemde gezilip görülecek yerleri  dolaştıracak mısınız hocam?”</em></strong></p>
<p class="style59">Bu  sorular devam ederken vakti tamamlanmış zil çalmıştı.<br />
Çocuklar  ders hiç bitmesin istiyordu.</p>
<p>Gençlerden  biri sordu:<br />
-  <strong>Hocam biz bu seyahatimizle ne yapmış olduk? Yani alacağımız ders ne bundan? Sonra sınavda sorarsınız, özeti nasıl kalsın aklımızda?..</strong></p>
<p class="style59">Kitaplarını  toplayıp kapıya yönelirken sordu:<strong><br />
-                Bugün ne kutluyoruz çocuklar?<br />
-                Mirac Gecesi Hocam!..<br />
- Öyleyse mi’racınız mübarek olsun!</strong></p>
<p class="style59">Çıkarken  soruyu soran, peşinden koşup merakla yineledi:<strong><br />
-                Hocam hocam! Dersin adını demediniz! Ne yaptık ne öğrendik  biz şimdi?<br />
-                Mi’racınız mubarek olsun çocuklar! Mi’racınız mübarek olsun  çocuklar!</strong></p>
<p class="style72" align="right"><span style="color: #0000ff;">Betül Emir<br />
30 Temmuz 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-2-mikrokosmosa-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenin Güncesinden (1) &#8211; Beş Duyuya İsyan Etmişim !..</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-1-bes-duyuya-isyan-etmisim/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-1-bes-duyuya-isyan-etmisim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:38:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Beş Duyu]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen güncesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=708</guid>
		<description><![CDATA[Beş Duyuya İsyan Etmişim !.. Öğretmenin Güncesinden (1) Karne tatili yaklaşmış, okula devam konusunda gözle görülür bir azalma başlamıştı. Yoğunluğun azalması ile birlikte öğretmenler, dersleri kısaca geçiyor, çoğunlukla yıl boyunca alınan notları pc ye geçiyorlardı. Öğrenciler bahçede doyasıya top oynuyordu. O gün dersi Biyoloji Laboratuarında yapacaktı “Sciens Woman”. Bilimselliğe olan düşkünlüğü sebebiyle “Bilim Kadını” lakabını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span class="style59"><span class="style67">Beş Duyuya İsyan Etmişim !..</span></span> Öğretmenin Güncesinden (1)</strong></p>
<p>Karne tatili yaklaşmış, okula devam konusunda gözle görülür bir azalma başlamıştı. Yoğunluğun azalması ile birlikte öğretmenler, dersleri kısaca geçiyor, çoğunlukla yıl boyunca alınan notları pc ye geçiyorlardı. Öğrenciler bahçede doyasıya top oynuyordu.</p>
<p class="style59">O  gün dersi Biyoloji Laboratuarında yapacaktı “<strong>Sciens Woman</strong>”. Bilimselliğe olan  düşkünlüğü sebebiyle “<strong>Bilim Kadını</strong>” lakabını takmıştı öğrenciler ona. Lakabı olmayan öğretmen yok gibiydi okulda. Asistanım dediği öğrenci ile sınıfa haber yolladı: “<strong>Ders, laboratuarda yapılacak</strong>!”</p>
<p class="style59">50 kişilik sınıftan kala kala 25 kadar öğrenci kalmıştı. Şu kavurucu sıcakta bir de laboratuara koşmak, deney tüpleri, mikroskop ve bir dizi fenni malzeme ile uğraşmak çok ters geldi gençlere. Homurdananlar olsa da, hocalarını sevdikleri için vardır bir bildiği diyerek erkence yerlerini aldılar.</p>
<p class="style59"><strong class="style65">Terapi Gibi Ders: </strong>Laboratuara girdiğinde mırıldanmalar ve uğultu sürüyordu. Masasına geçti, defteri imzaladı, başkandan yoklama cetvelini aldı. “<strong>Susun, konuşmayın, gelirsem oraya yapacağımı bilirim</strong> “ gibi tehditkâr sözler ağzından hiç çıkmamıştı. Görevine odaklanır, bildiğini okurdu gıpta edilesi bir özgüvenle… Öğrenciler için sevimli bir otoritenin ardında kimine abla, kimine arkadaş, kimine anne kimliği ile yaklaşır, vermesi gerekeni mutlaka verir, olayı istediği noktaya kendi çekerdi.</p>
<table border="0" cellpadding="10" width="749">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<h4><span class="style59">“<strong>Yıl sonunda laboratuar mı olurmuş</strong>?”, “<strong>Deneyin sırası mı şimdi</strong>?” “<strong>Bıraksa  bahçede oynasak olmaz mıydı</strong>“ türünden uğultular sürerken, yazı gözlüğünü çıkarıp defteri kapadı. Diğer gözlüğü taktıktan sonra ayağa kalkarak geniş ve uzun laboratuar masalarının önünde durdu.</p>
<p>Biyoloji öğretmenlerine özgü beyaz önlüğün ceplerine ellerini sokarak uzun uzun baktı öğrencilere. Saniyeler geçmemiş, uğultu kesilivermişti. Öğretmenin duruşunu fark eden öğrenciler birbirini uyararak öğretmenlerine odaklanmışlardı. Hepsinin merakını giderecek cümlelerle dersi açtı:</p>
<p></span></h4>
</div>
</td>
<td>
<div><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/besduyuyaisyan1.jpg" alt="" width="300" height="197" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Evet, bu dersimizi burada işleyeceğiz. Aslında ders değil, bir nevi öğrendiklerimizi kendimizde deneyimleme olacak bugünkü işimiz! Deney falan yapacak değiliz. Kaldırın defterlerinizi sıranın içine koyun ve derin bir nefes alarak yaslanın ardınıza!&#8230;”</p>
<p class="style59">Hepsi  denileni yaptılar. Gözlerde şaşkınlık okunuyor, meraklar artıyordu. Devam etti:</p>
<p>-                Dersimizin sinir sistemi ünitesinden sonra gelen konularımız  nelerdi, hatırlayın!</p>
<p class="style59">Uyanık  bir genç tahtada duran ve bugün için asılmış resimden kopya çekerek:</p>
<p>-                Sinir sisteminde hemen sonra <strong>BEŞ DUYU</strong> konusunu öğrendik hocam!</p>
<p>-                Peki, beş duyunun genel anlamda işlevi neydi?</p>
<p class="style59">Çağla  Nur isminde bir kız öğrenci söz almak üzere elini kaldırdı:</p>
<p class="style59">- Dış dünya ile bağlantımızı sağlıyorlar hocam! Yani dış çevreden gelen verileri çözümleyerek  beynimize iletiyordu beş duyumuz.</p>
<p>- Evet, Çağla Nur teşekkür ederiz. Bugün de konumuz beş duyu! Ama nasıl görür, nasıl işitiriz, hangi sinirler nereden nereye, neyi iletir, bunları konuşmayacağız. Bugün daha farklı bir açı ile yaklaşacağız olaya!</p>
<p class="style59"><strong class="style65">Kayıtları Fark Etmek: </strong>Verdiği bilginin salt zahir ezberine dönüşmemesi için, bilimsel alanı sosyal alanla birleştirerek anlatır, öğrencilerin ufku genişlesin diye, anlattığı her şeyin yaşamda nasıl işe yarayacağını da gözler önüne sererdi. Tasavvuf ilmi ile bilimsel bilgiyi sentez yapmak istediğinde genelde çağdaş gelişim psikolojisi ve insani davranış değerleri üzerinden konuyu yansıtır, tasavvufun T sine dokunmadan zahir- batın bileşimini bazen kuantum, bazen hücre bazen atomlar üzerinden beyinlere işlerdi.</p>
<p class="style59">- Evet bugün konumuz beş duyu! Canlılara has, vazgeçilmez kuvveler diye öğrendiğiniz beş duyudan vazgeçmeyi deneyimleyeceğiz sizinle.</p>
<p class="style59">Bu  sözler üzerine hafif bir uğultu koptu: “<strong>Bu ne yaaa, görmekten mi  vazgeçeceğiz</strong>?” “<strong>Ulan oğlum yoksa koku alma duyumuzu öldürecek bir damla mı  gelişti</strong>?” “<strong>Geçici sağırlık mı yaşatacak ne</strong>?”</p>
<p class="style59">Öğrenciler  hoca duymuyor sansa da en arkadaki fısıltıları dahi çok net duyardı:</p>
<p>- Hiçbiri dedi, evet hiçbiri. Yaslanın ardınıza, ellerinizi masaya paralel koyun, derin bir nefes alıp rahatlayın ve dinleyin beni.</p>
<p class="style59">Denileni  yaptılar. Göz temasının iletişimde önemini bildiği için hepsini ufkuna alacak  bir edada başladı anlatmaya:</p>
<p>- Beş duyu, vazgeçilmez diye öğrendik. Bugün sizinle beş duyu kaydından kurtulmayı deneyimleyeceğiz. Belki şaşırdınız. Kayıt demem tuhaf geldi belki de. İnsana, canlıya has açılım diye öğrendiğiniz beş duyunun, aslında hangi yüksek boyutumuza engel teşkil ettiğini yaşayarak öğreneceğiz. Şu andan itibaren dediklerimi yapacaksınız bir bir. Sorularıma başınızla abartısız işaretlerle cevap vereceksiniz.</p>
<table border="0" cellpadding="10" width="749">
<tbody>
<tr>
<td>
<p class="style59">- Gözlerinizi kapayın. <strong>Görme </strong>duyumuzdan şimdilik vazgeçiyoruz. Dış dünya namına ne varsa, yok oldu şimdi. Ne görüyorsunuz? Sadece karanlık, sonsuz bir karanlık değil mi?..</p>
<p class="style59">Başlarıyla  onayladılar…</p>
<p>Bir gözkapağı inişi ile hayatımız zindan oldu sanki. Ama öyle düşünmeyin. Dedim ya, bir kayıp değil bu, yeni bir kazanım diye bakın. Sonsuz- sınırsız karanlıkla tanıştınız. İçinde renkler yok, yıldız pırıltıları yok, zifiri bir karanlık şu an yaşadığınız.</p>
<p class="style59">Gözle ilgili söylemlerini bazı edebi tasvirlerle perçinledi. Öğrencilerin GÖRME duyusundan kurtulduklarına emin olduktan sonra devam etti:</p>
<p>Burnunuzla <strong>koku </strong>alıyorsunuz. Pis diye nitelediğiniz kokular var, misk dedikleriniz var, fena dedikleriniz var. Şu an burununuz işlevini yapmıyor. Koku almıyorsunuz. Yemeklerin kokusu yok. Çiçekler kokmuyor. Çöplükten gelen kötü koku da yok. Kokusuz bir andasınız.</td>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/besduyuyaisyan2.jpg" alt="" width="300" height="271" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">Koku alma noktasında da moda girdiklerini gördü. Sıraların arasında dolaşarak devam ediyor sesini oldukça alt perdede kullanıyor, derinliklerine nüfuz etmek istiyordu:</p>
<p>-                Dilimizle <strong>tat </strong>alıyoruz. Tuzlu, ekşi, tatlı, mayhoş gibi bir dizi niteleme bundan kaynaklanıyor. Dilinizin tat almadığını düşünün. Sizin için tat konusunun önemi yok artık. Ağzınıza aldığınız şeye hüküm vermiyorsunuz. Nitelemiyorsunuz. Tat alma duyunuzu da kilitlediniz.</p>
<p class="style59">Gayri ihtiyari çocuklardan biri dilini çıkarmış, dudaklarını ıslatma ihtiyacı duymuştu. Bir an öğrencisinin haline gülecek oldu ama konsantrasyonlarını bozmamak adına tuttu kendini. Tekrar masa başına geçti:</p>
<p>Şimdi <strong>dokunma</strong> duyumuza odaklanın. Dokunarak hissediyoruz. Sevdiklerimizi öperek ifade ediyoruz duygularımızı. Yakınlarımızın bazen başını bazen yanaklarını okşuyoruz. Ellerimiz; bedenimizin anteni gibi. Onlarla keşfediyoruz bazı şeyleri.</p>
<p class="style59">- Derimiz Sıcağı, soğuğu algılıyor, düz mü pürüzlü mü yuvarlak mı köşeli mi beynimizle karar veriyoruz ve ona göre kendine biçim veriyor bedenimiz. Dokunuyorum, tutuyorum işte var ya dedirtiyor derimizdeki reseptörlerimiz.</p>
<p>- Bir an dokunma duyunuzu yok edin. Hatta derinizi bir kıyafeti çıkarır gibi üzerinizden çıkarın. Ne sıcak hissediyorsunuz ne soğuk. Hepsi bir sizin için. Elleriniz, parmak uçlarınız değdiği yeri algılamıyor. Değse de yorumlamıyorsunuz, bedeninizi hissetmiyorsunuz!..  Çünkü bu duyunuz yok artık.</p>
<p class="style59">Birkaç öğrenci sıra üstündeki parmaklarını oynatmışlardı. Başları ile dokunma duyusunun da yok oluşuna ikna olduklarını işaret ettiler. Sıra en son noktaya gelmişti:</p>
<p>Kulaklarımızla <strong>duyma</strong> işlevi yerine geliyor. Sesleri algılıyoruz. Kulaktan giren dalgalar işitme organında çözümlenerek beyinde uygun frekans yorumları ile sese dönüşüyor. Aslında ses de yok. Evet, sonsuz sınırsız bir sessizlik düşünün. Ne kuş cıvıltıları kaldı artık, ne makine homurtuları. Ne rüzgarın ıslığı duyuluyor ne yağmurun serpintisi. Ve şimdi beni dahi duymayacaksınız. Kapatın duyma algınızı…Kapatın!…</p>
<p class="style59"><strong class="style65"> Kayıtlar Düşünce Ne  Kaldı? </strong>Ses tonunu azalta azalta konuşmasını tamamlamış sessizce kürsüsüne geçmişti. Bir süre yüzlerini seyretti gençlerin. Yorumsuz bir duruş ve hepsinde dingin, huzurlu bir ruh hali… Masalara ufak birer kâğıt bıraktı. Az daha bekledikten sonra:</p>
<p>Şimdi yavaşça gözlerinizi açın! Hiç kimse yanındakine  bakmadan sorumun yanıtını önündeki kağıda yazsın! Evet soru şu:</p>
<p class="style59">BEŞ DUYU KAYDINDAN KURTULDUĞUNUZ BU SÜREÇTE, KULLANABİLDİĞİNİZ MELEKENİZ HANGİSİ? BEŞ DUYU KAPANDIĞI HALDE HANGİ İŞLEVİNİZİ ÇALIŞTIRABİLİYORSUNUZ?.. VE BUNA GÖRE O AN, SİZE NASIL BİR İNSAN DENİR, BUNU YAZIN…. İKİ ÜÇ KELİMEYİ GEÇMEYİN LÜTFEN… ÇOK DÜŞÜNMEDEN HEMEN YAZIN. SORUM ÇOK BASİT…</p>
<p class="style59">Öğrenciler biraz duraksadıktan sonra ilk akıllarına geleni yazdılar. Beş dakika sonra topladı kâğıtları. Gelen cevapları tasnif etti. Beş duyu kaydından çıkınca kendilerini ne olarak hissettiklerine dair ortak kelimeleri okudu:</p>
<p><span class="style65">- <strong>DÜŞÜNCE<br />
- BİLİNÇ</strong><br />
<strong>- HİS.</strong><br />
<strong>- AKIL.</strong><br />
<strong>- HAYAL</strong></span></p>
<p class="style59">Ağırlık DÜŞÜNCE VE BİLİNÇ yazmıştı. Beş duyu olmasa hayal ve his de çalışmazdı ama bir iki öğrenci öyle yazmıştı işte. Gelmek istediği noktayı açıkladı:</p>
<p><strong class="style65">DEMEK Kİ İNSAN SALT BİLİNÇ  BİR VARLIK. </strong>Salt  bilinç olduğumuzu her an fark etmemize ne engel oluyormuş, anladınız mı?</p>
<p class="style59">Gençler  hep bir ağızdan bağırdı:<br />
-               <strong>BEŞ DUYUUUUUUU!&#8230;</strong></p>
<p class="style59">…<br />
Diksiyonu  güzel olan, tiyatro çalışmalarında görev alan Meltem’i ve bir de erkek  öğrencilerden Melih’i tahtaya çağırdı.</p>
<p class="style59">Melih’e  Mevlana’dan o meşhur şiiri, Meltem’e de insanın hakikatine dair sözleri okuttu.</p>
<p>Öğrenciler şiiri ve sözleri okurken biyoloji öğretmeni düşünüyordu. Dersin ulaşması gereken amacı beş duyunun yapısını ve işlevlerini kavratmak müfredata göre!!!&#8230;Ama ulaşılan amaç İnsanın gerçek anlamda ne olduğuna dairdi. Acaba amaç dışına mı çıkmıştı. Hayır, dedi kendi kendine. Milli Eğitimin iki kanadı vardı; öğretim ve eğitim. Öğrenmek bilgi ezberi, eğitilmek bilginin yaşama dönüşmesiydi.<br />
İşte asli görevim hakikati fark ettirmek ve yaşatmak olmalı diye düşünerek  ve görevinde hedefine ulaşmanın huzuru içinde öğrencilerini dinlemeye koyuldu.</p>
<p class="style65" align="center"><strong>İSYAN ETMİŞİM</strong></p>
<p class="style59" align="center"><span class="style24">Aya öfkelenmişim ben,<br />
işte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.<br />
Padişaha kızmışım,<br />
çırılçıplak bir yoksul olmuşum.</span></p>
<p>Güzeller sultanı gel demiş,<br />
evine çağırmış beni.<br />
Ben bir yolunu bulmuşum,<br />
yola baş kaldırmışım.</p>
<p>Sevgilim baş çeker, naz ederse,<br />
gamlara atar, kararsız korsa beni,<br />
bir kez olsun ah demem, inad için.<br />
Ah´a da kızmışım ben.</p>
<p>Bir bakarsın altınla aldatırlar beni o.<br />
Bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.<br />
Oysa altın falan istemiş değilim ondan,<br />
şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.</p>
<p>Ben bir demirim,<br />
mıknatıstan kaçıyorum.<br />
Bir saman çöpüyüm ben,<br />
mıknatıslara yan çizmişim.</p>
<p>Ben öyle bir zerreyim ki,<br />
bütün âleme isyan etmişim.<br />
Havaya, toprağa isyan etmişim,<br />
Ateşe, suya isyan etmişim.<br />
Altı yöne isyan etmişim.<br />
Beş duyuya isyan etmişim.</p>
<p>Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,<br />
altı yön de neymiş,<br />
beş duyu da ne.<br />
Benim için hiç bir şey umurumda değil.<br />
Mevlana</p>
<p class="style65"><strong>İNSANIN BİLİNÇ VARLIK  OLDUĞUNA DAİR SÖZLER:</strong></p>
<p class="style59">Beş duyu verileriyle kendini kilitlemiş, âdeta şartlanmalar ve beşduyu verileriyle bloke olmuş bir beyinle, her şeyi anlayıp bütün sırları çözmeye çalışıyorsunuz !..</p>
<p class="style59">Oysa bu imkânsızdır !.Önce, beşduyu verilerinin, yaşadığınız evrenden kesitsel veriler olduğunu farketmek zorundasınız!&#8230; onlar sadece kesitsel örneklerdir!.. Ve o örneklerin dışında daha sayısız varlıklar ve veriler mevcuttur!&#8230;</p>
<table border="0" cellpadding="10" width="749">
<tbody>
<tr>
<td>
<p class="style59">Dolayısıyla, sadece, o beş duyu verilerini asıl ve gerçek kabul edip, tüm evrensel gerçekleri bu beş duyu verileri üzerine inşâ etmek gafletinden arınmalısınız !..</p>
<p>* Evrenin aslı ve tamamı, gerçekte, tümüyle tek bir  bilinçten başka bir şey değildir. Ve senin de, o bilincin dışında asla bir varlığın mevcut değildir!.. Öyle ise bu boyutta  kendini tanımaya çalış!..</p>
<p class="style59">* Bedenini, ya da menfaatlerini yitirmekten değil, bilinç boyutunda  kendini tanıyamamaktan   KORK!..</p>
</td>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/besduyuyaisyan3.jpg" alt="" width="300" height="235" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59">
<p class="style59">* &#8220;<strong>Ben</strong>&#8221; dediğiniz bu varlığın derinliklerinde,  &#8220;K<strong>ozmik  Bilinç</strong>&#8216;in tüm ilmi ve sırları  mevcut!</p>
<p class="style59">* Dünya`da yaşarken, kendini bedensiz soyut  bilinç varlık olarak hissedemeyenler, daha sonraki boyutlarda bunu hissedip yaşama olanağını elde edemeyeceklerdir.</p>
<p class="style59">*    Doğru yol!…<br />
Kendini, beden veya ruh olarak düşünmekten arınıp, varlığın  özündeki bilinç olarak hissetmeye çalışmak…</p>
<p class="style59">Yani, dışa, afaka, uzaya, göğe yükselmek değil; derûnuna, bilinç boyutunun enginliğine, şuurdaki teklik noktasına inmeye çalışmak düşünü yollu… Kendini yalnızca bir bilinç olarak hissetmeye çalışmak… “<strong>ben</strong>”siz olarak!…</p>
<p class="style59" align="right"><span style="color: #0000ff;"><span class="style65">Betül Emir</span><br />
11 Temmuz 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/ogretmenin-guncesinden-1-bes-duyuya-isyan-etmisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hücrede Işıyan Nur !..</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/hucrede-isiyan-nur/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/hucrede-isiyan-nur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:31:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[Cell]]></category>
		<category><![CDATA[Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=706</guid>
		<description><![CDATA[Sn. AylinER‘in çevirisini yaptığı BİYOFOTON yazısını okurken hücrede tüm bilgiyi içeren; bilgi kaynağı ve hücre işlevlerinin yöneticisi; bilinci olan DNA’nın Replikasyonu (ikizini çıkarma) ile başlayıp Transkripsiyon (mesenger-RNA ya bilgiyi kodlama; yazma) ile devam eden bilgi akışının kuantsal boyuttan seyrine girdik… CANLI IŞIK YADA HAYY’IN NURU Önce Biyofoton  terimini açıklayalım: Biyo=Canlı ,Foton= ışık taneciği.. Bilimsel olarak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style24">Sn.  <strong>AylinER</strong>‘in çevirisini yaptığı <strong>BİYOFOTON</strong> yazısını okurken hücrede tüm bilgiyi  içeren; bilgi kaynağı ve hücre işlevlerinin yöneticisi; bilinci olan <strong>DNA</strong>’nın <strong>Replikasyonu</strong> (ikizini çıkarma) ile başlayıp <strong>Transkripsiyon</strong> (mesenger-<strong>RNA</strong> ya bilgiyi  kodlama; yazma) ile devam eden bilgi akışının kuantsal boyuttan seyrine girdik…</span></p>
<table border="0" width="750">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center">
<p class="style65"><strong>CANLI IŞIK YADA HAYY’IN NURU</strong></p>
<p class="style59">Önce Biyofoton  terimini açıklayalım: Biyo=Canlı ,Foton= ışık taneciği.. Bilimsel olarak, beşduyu tespiti yapılmış. Bu nedenle ışık taneciği diyoruz. Beş duyu algılamasına girmediği durumda dalgadır. Yani anlamı açığa çıkmış.. Data dan projekte olmuş.. Tüm bitki, hayvan ve insanın temel birimi olan hücrede gözlemlendiği için fotona, biyofoton denmiş.</p>
<p class="style59">DNA da depolanan biyofoton ışığının yayılması; molekül, atom boyutu olan DNA’nın üst boyutu olan elektromanyetik dalgalar evreni; melekut; kuantsal boyutun fonksiyonelliğinin ifadesidir. <em>Allah yerde, gökte, her yerde nurunu açığa çıkarır.</em> Ayetinde olduğu gibi..</p>
</td>
<td><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/hucredekinur.jpg" alt="" width="348" height="385" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">
<p class="style65"><strong>HÜCREDEKİ EVREN İÇRE EVREN</strong></p>
<p class="style59">Bu ışık ağı yayılması ile birlikte düzenleyicilik ve iletişim görevi sonucu beş duyu ile hücre içinde organelleri algılamaktayız. İster hücre organelleri olsun ister hücreler arası bağlantı sağlayarak da doku, organ gibi yapılaşmalar olsun aslında boyutları, evren içre evrenleri oluşturmaktadır.</p>
<p class="style59"><span style="text-decoration: underline;"><strong class="style65"><em>EHLİNDEN  ALINTILAR</em></strong>:</span><br />
Evrensellik  ötesi evren içre evrenlerin varolduğu <strong><a href="http://okyanusum.com/kitaplar/allah/allah12.htm">NOKTA</a></strong>’nın  ilminde var olan her birim ve yapıda <strong>holografik  gerçeklik</strong> nedeniyle <strong>Arş,  Kürsî, semâvât </strong> ve bunların ehli mevcuttur!   Yoktan  varolmuş insan zaten yoktur ve var olan yalnızca Hazreti <strong>Muhammed</strong> aleyhisselamın açıkladığı  ismi “<strong>ALLAH</strong>” olandır!.  Bu yüzden de “la ilahe” “<strong>tanrı ve  dolayısıyla tanrılık kavramı yoktur</strong>” uyarısı yapılmıştır!.   Böylece  de insanın dışarıda, ötesinde bir tanrı araması veya kabullenmesi yerine  özündeki, varlığındaki, <strong>ismi  &#8220;ALLAH&#8221; olan&#8217;</strong>ın <strong><a href="http://okyanusum.com/kitaplar/insan/insan050.htm">Rububiyet</a></strong> ve <strong>Melikiyet</strong> ve <strong>İlahiyet</strong> sıfatlarının mertebeler  şeklindeki özelliklerine yönelmesi ve sığınması istenmiştir!.  “<strong>Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir</strong>”  (57-4) âyeti bu <strong>mâiyet</strong> sırrına işaret eder!.   Bu  yüzden de; “<strong>Sen sesini yükseltsen (de  fark etmez) O Sırrını da Ahfa’nı da bilir</strong>”. (20-7) Çünkü dışarıdaki  veya ötendekine dua etmiyorsun!!!</p>
<p><strong class="style65">EHLİNİN İLMİYLE HÜCREYİ SEYİR</strong></p>
<p class="style59">Bunun  üzerine hücrelerimizde bulmaya çalışıyorum dediklerini;<br />
DNA’yı oluşturan alt birim Nükleotidlerdir.. Nükleotidler deoksiriboz şekeri, fosfat ve Adenin, guanin, sitozin, timin bazlarından sadece biri yer alarak oluşan birimlerdir. Böyle yaklaşık 1500 nükleotid anlam ifade eden GEN dediğimiz DNA parçasına karşılık gelir.<br />
Genetikte Genotip denen kavram bu gen topluluğuna işaret eder. Bana göre Mana gemileri olan genler mana denizi Melikiyet boyutundan; biyofotonların henüz algılama aracına girmeden önceki dalga okyanusundan taşıdıkları anlamlarla  Rububiyeti; Allahın isimlerinin anlamlarının ortaya çıktığı mahal DNA’NIN GENOTİPİDİR beş duyu algılamasına göre..</p>
<p class="style59">Biyofotonların toplu olduğu durumdur. Bu anlamların sonuçlarının farklı oranlarda açığa çıkması; toplam gen içinde belli genlerin aktive olmasını sağlamakta olan Rab’tır. Ve yine insandan insana değişen gen aktivesi insanlar arasındaki farklı özellikleri açığa çıkarmaktadır.</p>
<p class="style59">Genetik’de  bu duruma <strong>FENOTİP</strong> denmektedir.. Diğer bir  ifadeyle her insanda homolog kromozomlar arasında gen alışverişi sonucu <strong>Mendel</strong> kanunları doğrultusunda farklı aktive olmuş olan genler, genetik programı; esma terkibini oluşturur. insanın kişilik özellikleri, huyu, yetenekleri anatomik, fizyolojik v.s.. yaşadığı tüm şeyler.. ona kolaylaşanlardır.</p>
<p class="style59"><strong> </strong></p>
<p class="style65"><strong>TEKİN HÜCREDEKİ YANSIMASI</strong></p>
<p class="style59">Biraz  daha basite indirgeyecek olursak,</p>
<p><span class="style65"><strong>Melikiyet</strong></span><strong>:</strong> Biyofoton ışık ağı; dalgalar  okyanusunun hücre DNA’sındaki toplu algılanışı..</p>
<p class="style59"><span class="style65"><strong>Rububiyet</strong></span><strong>:</strong> Genotip; İnsana ait yönüyle  biyofotonların anlamlı DNA parçaları (Gen) topluluğu olarak algılanması..</p>
<p class="style59"><span class="style65"><strong>Rab</strong></span><strong>:</strong> Fenotip; kişiye özel beyin programı, esma terkibidir ki..insanın yaşamı bu program doğrultusunda, fıtri kulluğunu yerine getirme olarak gerçekleşir..</p>
<p class="style59">Alemlerin  Rabbı olan Allah &#8221; <strong>Hiç kimseyi kaldıramayacağı bir yükü yüklemez</strong>&#8221; ayetindeki  anlam üzere Fenotipinde açığa çıkanları, ona kolaylaşanları yaşar.</p>
<p>Bize göre artık bu boyutları hücrede bulduğumuza göre hücrelerden oluşmuş bir varlık olarak dışarıda bir tanrı aramaya, kabullenmeye gerek olmadığı ve özündeki ismi Allah olanın bu boyutlarının özelliklerine yönelmesi, sığınılması gerektiği apaçık ortadadır!..</p>
<p class="style59"><strong> </strong></p>
<p class="style65"><strong>NURUN HÜCREDE YAYILMASI</strong></p>
<p class="style59">Şimdi  de DNA da depolanan biyofoton denen ışık ağının yayılması nasıl gerçekleşir  sorusuna..</p>
<p class="style59">Bilgi akışının oluşumu; her noktada holografik olarak işleyen sistem, sünnetullah, Melekut.. Çıkış noktası; Arş denilen evrensel doğurganlık.. Arşın altına tenezülün, kürsinin hücrede  açıklanması..</p>
<p>Bu hücrenin beyni konumunda olan DNA nın işlevinin başlaması demektir. Ancak bunun için yaşamsal enerji ATP molekülünde üretilmiş olması gerekir (Hayın açığa çıkışı)… Çünkü tüm hücresel faaliyetler, başka bir ifadeyle sünetullah; bu enerji değişiminden başka bir şey değildir!..</p>
<p class="style66">O  zaman Sünetullah hücrede ilk hangi yapıda işlemeye başlayacak?..<br />
ARŞ  neresi?&#8230;<br />
Kürsi  neresi?..</p>
<p class="style59">İnşallah  bunu da gelecek yazıda açıklamaya çalışalım…</p>
<p class="style59" align="right"><span style="color: #0000ff;"><span class="style65">Betül Emir</span><br />
04 Mayıs 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/hucrede-isiyan-nur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Data&#8217;yı Hücrede Okumak !..</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/datayi-hucrede-okumak/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/datayi-hucrede-okumak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:28:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[Cell]]></category>
		<category><![CDATA[Data]]></category>
		<category><![CDATA[Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[Veri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=704</guid>
		<description><![CDATA[Zerre küllün aynasıdır&#8221; hadisini düşünürken, aklıma gelen sorular oluyor… - Her zerre, külle nasıl ayna olur?.. - Tümel Olan; varlığını birimlerde nasıl açığa çıkarır?.. - Hologram Beden nasıl oluşur?.. - İnsan bedeninde yapısal birim olan hücrede bu oluşumu nasıl gözleyebiliriz?.. Bir yanda hadis-i şerifin omuzlarıma çöken ağır manası, diğer yanda kalbimi sıkıştıran, nefesimi kesen sorular!&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zerre küllün aynasıdır</strong>&#8221; hadisini düşünürken,   aklıma gelen sorular oluyor…<img class="alignright" style="float: right;" src="http://plus.maths.org/issue23/features/data/data.jpg" alt="" width="169" height="153" /></p>
<p>- Her zerre, külle nasıl ayna olur?..<br />
-   Tümel Olan; varlığını birimlerde nasıl açığa çıkarır?..<br />
- Hologram Beden   nasıl oluşur?..<br />
- İnsan bedeninde yapısal birim olan   hücrede bu oluşumu nasıl gözleyebiliriz?..</p>
<p>Bir yanda hadis-i şerifin omuzlarıma çöken ağır manası, diğer yanda kalbimi sıkıştıran, nefesimi kesen sorular!&#8230;</p>
<p class="style59">Cevap ararken tekrar bu çağa akan hakikat pınarına yöneliyorum.<br />
Karşıma <strong>“İlmî Sûret ve Hologram”</strong> yazısı çıkıyor. Bu yazıdan   ilhamla bedendeki hologramı, hücresel boyutta Datayı seyretmeye çalışacağım:</p>
<p><strong><em>“RAHMAN”dır “DATA”;</em></strong><em> esmâyı (isimlerin   işaret ettiği tüm özellikleri) cem etmiştir kendisinde… “<strong>El VAHİD</strong>” isimlerin   işaret ettiği özelliklerin <strong>TEK</strong>’teki varlığına işaret ederken; “<strong>Er RAHMAN</strong>”,   <strong>TEK</strong>’teki sayısız özellikler mevcudiyetine işaret eder. </em></p>
<p class="style59"><em>“<strong>RAHÎYM</strong>”dir “<strong>DATA</strong>”; her an açığa çıkartır “<strong>rahminden</strong>”,   “<strong>kalem</strong>”le yazılmış “<strong>çok boyutlu tek kare resmi</strong>”! Tek bir sistem  (Sünnetullah),   tümü kavrar makrodan mikroya! </em></p>
<p class="style59"><em> </em>Makro evrenin mikrosu; beyindir. Evren ve İnsan İkiz olunca Makro insan bedeninin mikrosu HÜCRE olur. İlk beden hücresi; Döllenmiş yumurta; Zigot açığa çıkar, yaratılma söz konusu değildir. İlk Hücre bu boyutta &#8220;<strong>Noktadır</strong>&#8220;…’’<strong>EZEL-EBEDDİR</strong>’’… &#8220;<strong>Data</strong>&#8220;dır…</p>
<p>İlk beden hücresi kozmik   bilinciyle; ilmiyle “<strong>Data’nın  Rahim oluşu</strong>” sonucu  hücreler çoğalmakta; algılama başlamaktadır…Tek bir sistem (Sünnetullah) var… Makro olan beden boyutunda da, mikrosu olan hücrede de geçerli olan.&#8221;</p>
<p>Bilimsel bilgilerimi bir yana; gözlemlerimi diğer yana, hakikate dair açıklamaları da en üste koyarak yoğurmaya çalışacağım. Bakalım bunca malzemeden nasıl bir idrak hamuru çıkar? İşte anlayabildiğim kadarıyla düşündüklerim…</p>
<table border="2" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div class="style59"><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/datayihucrede.jpg" alt="" width="250" height="312" /></div>
</td>
<td>
<div class="style59"><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/dna.jpg" alt="" width="250" height="365" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="style59"><strong>İNSAN BEDENİ; TEK KARE RESİM!..</strong></p>
<p>Bedeni oluşturan hücreler, her biri özgün birer beden olmakla beraber, Tek Kare Resim olan bedenin boyutları… Bir başka deyişle  “<strong>Evren içre evrenleri</strong>”… İnsanı oluşturan yapıtaşı hücreler, hücrenin iç yapısı bir beden… Yani insan; trilyonlarca bedenin bileşiminden oluşan bir büyük beden… Daha bilimsel ifadesi mi?.. İnsan Bedeni= Hologram Beden!…</p>
<p>“<strong>Data’nın  Rahim oluşu</strong>” sonucu kozmik bilinçle   bu hücreler çoğalmakta; algılanmakta…<br />
“<strong>Evren sürekli biçimde   genişlemektedir</strong>” diyordu ya bilim; İnsan bedeni denen evren de sürekli vaziyette genişlemekte. Nasıl? Hücrelerin gayet planlı- programlı çoğalması ile..</p>
<p>Düşüncemin iskeletini böylece kurdum. Ama henüz yapıyı ortaya   çıkardığım söylenemez…</p>
<p>Ehlinin Data ile ilgili açıklamalarını okumaya devam ediyorum. Bir başka cümle, daha farklı bir lamba yakıyor zihnimde:</p>
<p><em>“<strong>VÜCUD</strong>” verir “<strong>DATA</strong>”, ilmiyle, “<strong>çok boyutlu tek kare resim</strong>” içindeki her bir âlem sûretine… Tek kare resim içindeki her bir alem suretine; insan bedenindeki bir hücre bir alem olduğuna göre… vücut verir <strong>&#8220;Data</strong>&#8221;  ilmiyle… </em></p>
<p class="style59"><strong>HÜCREDE VÜCUD VERME!</strong></p>
<p>Vücud verme tabir   edilen işlem hücrenin neresinde?..<br />
Hücre işleyişinin; sisteminin yönetim merkezi Çekirdek (Nucleus) içinde yer alan DNA da; vücut buluyor kuantsal boyutunda! Data’nın açığa çıkan ilmiyle aynı Tek sistemle bilgi kaynağı olarak…</p>
<p>Bundan sonra soruyu DNA ya uyarladığımızda…<br />
Bilgi kaynağının hücrede algılanışı olan DNA, yeni oluşan hücrelerde nasıl açığa çıkıyor sorusu önüme geliyor.</p>
<p>DNA’nın <strong>REPLİKASYONU</strong>; yani kendini tekrarlaması; kendi ikizini   oluşturması ile…</p>
<p>Kur’an- Kerim ne diyordu?</p>
<p><strong>Yüce ve münezzehtir o ki, her şeyden çiftler meydana getiriyor; yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmeyecekleri neler, nelerden! (Yasin-36) </strong></p>
<p>Her şeyden çifter yaratma…. Kendilerinden, insanın kendinden   çiftler yaratma… Düşünülesi değil mi?&#8230;<br />
…</p>
<p>DNA, Kromozom, Gen,   Kromatin İplik ve Kromatid dediğimiz bilimsel kavramların işaret ettikleri   nedir?..</p>
<p>Dev Molekül DNA: matrix denen yatak içine gömülü, üzeri protein   kılıfla çevrilmiş yapı Kromozom ismini alır.</p>
<p>Kromatin iplik: Hücrenin   iki bölünme arasındaki (interfaz) dinlenme evresindeki DNA.</p>
<p>Gen: Bir   karekterden, anlamdan sorumlu DNA parçası.</p>
<p>Ehlinin Gen tarifi şöyle idi:<br />
<em>“<strong>Mana denizinden anlam taşıyan gemiler</strong>.” </em></p>
<p>Kromatid: İşte   DNA’nın kendini replike etmesiyle, ikizini çıkarmış. Bir çift DNA dan oluşan   yapılara  denir.</p>
<p>Sonuç olarak bu kavramlar DNA’nın farklı durumlarını    göstermektedir.</p>
<p>Hücre bölünmeden gerçekleşen bu olayda DNA’nın içinde yüzdüğü uzayı olan çekirdek plazması, ikizini oluşturmada ham madde kaynağı olarak işlev görür yine aynı Tek sistemle…</p>
<p>Replikasyon tamamlandıktan sonra ikiz kromatidler ayrı hücrelerde yer almak üzere ayrılır,yeni bir hücre bölünmesine kadar..başka bir &#8220;<strong>AN</strong>&#8220;daki yeni bir şan alışa kadar..</p>
<p>Her   şan alışta zerreye  KÜL olarak..</p>
<p>***</p>
<p>Epey yoruldum bu idrak   hamurunu yoğururken. “<strong>Ortaya çıkan yeni gıda ne</strong>?” diye soruyorum kendime. İşte   elde ettiğim yeni idrakler:</p>
<p>1- İnsan bedeni de tıpkı uzay gibi hologramik   bir yapıya sahip.</p>
<p>2- Hücre, evren içre evren misali beden içinde beden   halinde bir yapı.</p>
<p>3- Her an yeni şandadır hükmü her hücrede gelişen   DNA’nın replikasyonu ile daimi surette devam ediyor…</p>
<p>4- Data’nın Rahmani boyutu her hücrenin DNA’ sının kendi ikizini oluşturacak bir kudrette var edilişi, Rahim boyutu; bu</p>
<p>oluşturma, ikizini açığa çıkarma işlemninin   sürekli zuhura çıkışı demek!..</p>
<p><strong>SONUÇ: </strong></p>
<p class="style59">Uzayda, ötede, derinliklerde değil, kendimden kendime   seyrediyorum DATA nın her an zuhura çıkışını…</p>
<p>İlmini karşılıksız   gönüllere akıtan hakikat pınarına sonsuz şükranlar…<br />
Yaratan Rabbimize sonsuz   şükürler olsun!<br />
Salat ü Selam; Evren İçre Evrenlerin Efendisi (sav) ne   olsun!</p>
<p align="left">
<p class="style59" align="right"><span style="color: #0000ff;">Betül Emir<br />
14 Mayıs 2008<br />
betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/datayi-hucrede-okumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beden Boyutunda İlk Çalışan Organ ; Kalp !..</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/beden-boyutunda-ilk-calisan-organ-kalp/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/beden-boyutunda-ilk-calisan-organ-kalp/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 14:23:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[betül emir]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=701</guid>
		<description><![CDATA[Ceninin 4.hafta da kalbi , bundan 12 hafta sonra da beyni çalışmaya başlar. İnsan kalbi 4 odacıklıdır. Yukarıda 2 oda; kulakçıklar (Atrium), altta 2 oda; karıncıklar (Ventrikül) olarak yer alır. Kulakçıkla karıncıklar arasında kapakçıklar bulunur. Sağ kulakçıkla sağ karıncık arasında üç parçadan meydana gelmiş Tricüspit, sol kulakçıkla sol karıncık arasında iki parçalı Bicüspit kapakçıkları bulunur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="style59" align="left">Ceninin  4.hafta da kalbi , bundan 12 hafta sonra da beyni çalışmaya başlar.</p>
<p class="style59" align="left">İnsan kalbi 4 odacıklıdır. Yukarıda 2 oda;  kulakçıklar (<strong>Atrium</strong>), altta 2 oda; karıncıklar (Ventrikül) olarak yer alır. Kulakçıkla karıncıklar arasında kapakçıklar bulunur. Sağ kulakçıkla sağ karıncık arasında üç parçadan meydana gelmiş <strong>Tricüspit</strong>, sol kulakçıkla sol  karıncık arasında iki parçalı <strong>Bicüspit</strong> kapakçıkları bulunur. Bu odacıkların  kasılmalar <strong>Systol</strong>, gevşemeleri <strong>Diastol</strong> olarak bilinir.</p>
<p><span class="style63"> <strong><span style="text-decoration: underline;">Kalp kasının kendi impulsunu (uyartı )  üretmesi:</span></strong></span></p>
<p class="style59" align="left">Kalp kası yapısında kasılma özelliğine sahiptir. Eğer insan kalbini vücuttan ayırıp uygun ortama koyarsak yine kendi kendine kasılır. Sağ kulakçığın duvarındaki bir bölgede bulunan özelleşmiş kalp kası düğümlerinden yani  <strong>SİNOATRİAL</strong> düğümden <strong>(kulakçık çeperi düğümü)</strong> başlatılan uyarılarla kasılma meydana gelir. Impulslar, kulakçığın her tarafına ve diğer Purkinje düğümlerine yayılır. İkinci bir düğüm, karıncıkların hemen önünde kulakçıklar arasında bulunan <strong>ATRİOVENTRİCULAR</strong> (kulakçık-karınçık  bölgesi) düğümdür.</p>
<p>Atrioentricular düğümden çıkan Purkinje fibrilleri tüm karıncığa yayılır. Kulakçıklarla karıncıklar arasında bir kas bağlantısı olmadığından impulsların geçişleri sadece özel Purkinje hücreleri ile olur.</p>
<p>Sinoatrial düğüm, kalbin atışını başlatır ve kasılma ritimlerini denetler. Bu nedenle bu düğüme &#8220;Pacemaker&#8221; (örnek olan) denir. Sinoatrial düğümde, daha sonra anlatacağımız gibi, meydana gelen aksiyon potansiyeli saniyede 0,3 m hızla her iki kulakçığın kaslarına yayılır ve tüm kaslarda birden kasılma meydana gelir. Meydana gelen bu dalgalar özel iletim yolları ile, saniyede 0,3 m hızla, atrioventriküler düğüme ulaşır ve bu düğümü uyarır. Düğüm, impulsu 0,1 m hızla iletir. Karıncıktaki atrioventrikular düğümden çıkan dalgalar</p>
<p><strong>HİS  Demetleri</strong> dediğimiz yollarla saniyede 1,5-2,5 m hızla her iki karıncığın yan duvarlarından tüm kaslarına yayılır ve hepsinin birden kasılmasını sağlar. His demetleri, miyokart (kalbin kas dokusu) içerisine purkinje ağıyla yayılmış ve dallanmıştır. Purkinje sistemi karıncıkların birden ve hızlı kasılmasını sağlar. Kalpteki bu özel impuls yaratma ve iletme sistemi, kalbin; kulakçık ve karınçıklarının ayrı ayrı fakat; sinkronize kasılmalarını sağlamak içindir.</p>
<p>Atrioventrikular düğümde  impulsların yavaş yayılmasının nedeni, kulakçığın kasılmasının tamamlanması ve kanın kulakçıklardan karıncıklara girmesi için yeterli zamanı bulması içindir.</p>
<p>Sinoatrial düğümün ısıtılması (ateşli hastalıklarda) kalp atışının hızlanmasına, soğutulması ise kalp atışının düşmesine neden olur. Sinoatrial düğümün zedelenmesi halinde görevi atrioventrikular düğüm yüklenir.</p>
<p>Sinotarial düğümün ritmikliği pozitif yüklü sodyum iyonlarının düğümü meydana getiren hücrelerin zarından sızmasıyla meydana gelir. Zarın durgun elektrik potansiyeli tersine döner ve hücreler aktif hale geçer. İmpuls oluşumu; sodyum, potasyum iyonlarının hücre zarından içeri dışarı hareketleriyle, elektriksel değişim meydana gelmesinin sonucudur. Elektriksel değişim olarak meydana gelen impuls, nöronun aksonu (uzun lifi) boyunca meydana gelir. Diğer nörona impulsın aktarımı nörotransmiter maddelerin kimyasal değişimi sonucu sinaps bölgelerinde gerçekleşir.</p>
<p>Kalp kasının, doğumdan ölüme kadar yorulmadan çalışması; sodyum iyonları dışarıya pompalandıklarında zarın dinlenme potansiyeli tekrar kazanılmış olur<strong>. Fakat bunlardaki eşsiz durum şudur:  Bir sinir ya da kas aracılığıyla yeniden uyarılmadan sodyum iyonları zardan içeriye sızar ve kendi kendine yeni bir uyarma meydana getirir. Bu sodyum iyonlarının içeriye ve dışarıya kendi kendine akması sinoatrial düğümün ritmik hareketlerini meydana getirir.</strong></p>
<p>Her ne kadar kalp doğal yapısı gereği ritmik ise de, onun kasılma frekansı ve pompaladığı kan miktarı bir takım dış etkenler aracılığıyla düzenlenir. Bunlar periferik sistemde gerek duyulan kan gereksinmesine, solunum durumuna, sıcaklık düzenlenmesine ve her şeydan önce ruhsal duruma bağlı olarak gelişen sinirsel, otonom ve hormonal düzenlemelerdir. Otonom sinir sistemi elemanı olan omurilik soğanından çıkan bir çift sinirle sinoatrial düğüm (kulakçık çeperi düğümü) bağlantılıdır. Bu sinirler hızlandırıcı ve yavaşlatıcı olarak etki yapar. Hızlandırıcı olan sempatik sinir, saldığı nörotransmiter (impuls transfer eden kimyasal madde)  adrenalin ile, yavaşlatıcı olan parasempatik sinir ise asetil kolin ile impulsı sinapsdan sinoatrial düğümdeki nöronlara iletir.</p>
<p class="style59" align="center"><strong><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/kalp.jpg" alt="" width="399" height="309" /></strong></p>
<p class="style59" align="left"><strong> <span style="text-decoration: underline;"><br />
<span class="style63">Buraya kadar olan bilimsel veriden  kendimce yaptığım sentezler</span></span></strong></p>
<p>Her boyut diğer bir boyutun oluşturucusu olduğuna göre; döllenmiş yumurta olan (yumurta ve sperm birleşimi) Zigot , tek bir hücre iken çoğalarak farklı genlerin aktive olması ile bir alt boyutu, yani doku ve organ boyutunu meydana getirir.  Meydana gelen boyut sıçramasını dikey olarak düşündüğüm de kalbin ilk düğümü olan sinoatrial düğümdeki nöronların impulsı, yani hücre  boyutunun uyarması sonucu organ boyutunda ilk olarak kalp çalışmaya başlamaktadır. Buradan anladığım kalbin sistemi, işleyişi hologramik olduğudur. Böylece beden boyutunda sistem işlemeye başlar. Beden boyutunda sistemin yatay olarak işlemesinde beyin ikinci sırayı alarak devam eder.</p>
<p class="style59">Öncelikle dikey olarak yeni bir boyut oluşturma olarak olaya baktığımızda, hücre boyutundan; kalbin sağ kulakçığında dokusu içinde gizlenen sinoatrial düğüm dediğimiz nöronlarda, çekirdekleri içindeki DNA dan ( Bilgi Kaynağının madde boyutu)<strong> Hay ismi altında tüm bedenin bilgisi impuls(uyartı) şeklinde kalbe akmaya başlar. Gerçekte bu bilgi akışı, DNA  moleküler boyut olması nedeniyle bunun üstündeki atom boyutunun üstündeki boyutta (Kuvantsal boyut=melekut alemi=elektromanyetik dalgalar evreni) HAY ismi altında bilgi akışının, hücre boyutunda algılanmasıdır. </strong><br />
<strong><br />
Sonuç olarak anladığım, Kalbin kendi sinir sistemiyle kendi kendine çalışmaya başlaması; madde ötesi boyuttan Datanın Hay ismini açığa çıkarmasıyla anlamlıdır. </strong></p>
<p class="style59">
İmpuls (Uyartı) oluşumu sırasında hücre de mitokondri ( enerji üretim santrallerinde)  glikozun oksijenle karbondioksit ve suya kadar parçalanması sürecinde, glikozun molekülünün bağlarında bulunan kimyasal bağ enerjisi, enzim taşıma sisteminde; Bilgi –canların doğrultusunda, çok yüksek olan bu enerji, hücreyi koruma nedenine dayalı olarak basamak, basamak ATP moleküllerinde tutulmaktadır. kimyasal bağ enerjisi canlının kullanabildiği enerji türüdür.</p>
<p>Boyut içinde  yatay olarak olaya bakarsak. Biyoelektrik enerji de dediğimiz bu kimyasal bağ enerjisi, güneş enerjisinin Fotosentez olayıyla bitkiler tarafından dönüştürüldüğü formdur. <strong>Dolayısıyla yeryüzünde hayatı başlatan güneş enerjisi (HAY) , nebattan insana kadar besin zincirindeki aktarımı glikoz molekülü ile olmaktadır.</strong><br />
<strong>İşte impuls oluşumunda glikozun yıkımıyla üretilen ATP’deki biyoelektrik enerji, Hay isminin bu boyuttaki algılanmasıdır bence… </strong></p>
<p class="style59">İmpuls dediğimizde nöronun aksonu boyunca Sodyum ve Potasyum iyonlarının aksonun içine ve dışına çıkması suretiyle meydana gelen potansiyel fark, elektriksel değişimdir. Sodyum ve Potasyum iyonları akson zarından geçebilmek için ATP’deki fosfatların koparılmasıyla açığa çıkan biyoelektrik enerjiyi kullanmaktadır. İmpuls akson ucuna (purkinje liflerinin ucu) geldiğinde kimyasal değişimle kalp kasına iletilecek ve kalp kasılmaya başlayacaktır. Burada Hay biyoelektrik enerji olarak algılanırken impuls onun açığa çıkması anlamında olabilir diye düşündüm. Datada henüz  anlam içermeyen stringlerin anlam kazanmasıyla dalga evrenini= melekut alemini=kuantsal boyutu açığa çıkarması gibi…</p>
<p class="style59">Sinoatrial düğümdeki nöronlarda ilk impuls oluşumu için kullanılan biyoelektrik enerji (Hayın madde boyutundaki algılanışı) üretimi, annenin yumurta hücresindeki (Rahim ağırlıklı) mitokondrinin (enerji santralı)  DNA’sındaki  bilgi akışı doğrultusunda olduğu için Hayat veren annedir. Hava ana hipotezine göre mitokondrial DNA, ilk kadından bu yana hiç değişmemiştir.</p>
<p><strong>Buradan da Hay rahim ismine dayalı olduğunu anlıyorum. Çünkü yumurta ve spermin döllenmesi sırasında sperm içeri girerken spermden sadece DNA&#8217;lar katılmakta. Biyoelektrik enerji<span class="style64">(Hay)</span> üretimi Havva anadan beri hiçbir değişime uğramayan mitokondrideki DNA’nın bilgi akışı doğrultusunda gerçekleşmektedir. Bu da bana  Resülümüz’ün ümmetinin, kızı Fatma’dan devam etmesinin nedeni  olduğunu düşündürdü.</strong> &#8220;Cennet annelerin ayağı  altındadır.&#8221;<strong> hadisinin, Hayyın anneden açılması ve Rahime dayalı olması anlamı  olabilir.</strong></p>
<p class="style59">Kalbin kanı pompalamasıyla taşınan biyoelektrik enerji (Hay) kaynağı glikoz molekülü, tüm doku ve organların gelişimi için hücrelerinde kullanılırken, beyin hücrelerinin gelişip, olgunlaşması sonunda işlevlerine başlaması kalpten gelen uyarıyla 120. günde başlayacaktır.</p>
<p class="style59" align="right"><span class="style63">Betül  Emir<br />
</span>06 Mayıs 2008<br />
<span class="style60">betul.emir@windowslive.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kategorilenmemis/beden-boyutunda-ilk-calisan-organ-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

