<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Amak-ı Hayal</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/amak-i-hayal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (15. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-15-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-15-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2008 00:28:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/amakihayal/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-15-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[VEDÂ Aynalı ve Râci’nin ebediyen ayrılışı Aynalı Baba ile tanıştıktan sonra kendimi tanıyamaz hale geldim. Nereden geldiğimi nereye gittiğimi karıştırdım. Ben kimim? Hangi memlekette oturuyorum? İşim, mesleğim, ailem, çevrem, arkadaşlarım kimdir? Bilemiyordum ve her şey birbirine karışmıştı.. Son sandal gezintisinden sonra üzerimdeki kat kat hayal perdeleri kalkmaya başladı. Ben aslında doğma büyüme İstanbulluydum. Akıl ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong><span style="font-size: 14pt; color: red">VEDÂ</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong><span style="font-size: 14pt; color: black">Aynalı ve Râci’nin ebediyen  ayrılışı</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba ile tanıştıktan sonra kendimi tanıyamaz hale geldim. Nereden geldiğimi nereye gittiğimi karıştırdım. Ben kimim? Hangi memlekette oturuyorum? İşim, mesleğim, ailem, çevrem, arkadaşlarım kimdir? Bilemiyordum ve her şey birbirine karışmıştı..<span id="more-228"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Son sandal gezintisinden sonra üzerimdeki kat kat hayal perdeleri kalkmaya başladı. Ben aslında doğma büyüme İstanbulluydum. Akıl ve Ruh Hastalıkları Hastanesi’nde doktordum. Ne oldu, nasıl oldu anlayamadan kendimi Anadolu’nun küçük bir şehrinde tren yolculuğunda buldum. Hiç tanımadığım yaşlı bir kadın annemmiş ve onunla yaşıyordum. Çevremde sürekli meyhanelerde içtiğim bir arkadaş grubu buldum. Trenle bir kasabaya seyahat ettik. Kır âleminde iki derviş gördüm. Şehre döndüm, amaçsızca gezinirken eski bir mezarlığa girdim. Orada Aynalı Baba’yı tanıdım. On gün kadar kahve âlemleriyle hayalimin derinliklerine gidip geldim.<span id="more-393"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir ara Aynalı’yı kaybettim. Birkaç yıl Anadolu’da karış karış onu aradım. Aklımı kaçırdığımı zanneden annem beni Manisa Tımarhanesi’ne kapattırdı. Orada birkaç akıllı deli ile dost oldum. Aynalı ile tuhaf bir şekilde Tımarhane’de tekrar buluştuk.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Şimdi İstanbul’dayım. Yine  annemleyim fakat Anadolu’daki annem değil, gerçek annemleyim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı’yı nerede bulmak istersem orada buluyorum. Bu durumun tek açıklaması var. Ya âlemler birbirine girdi ya ben gerçekten aklımı oynattım ya da rüyadayım ve uyanamıyorum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kesin emin olduğum tek şey ise İsmimin Ahmed Râci olması, alkolden kurtulmam, sâde bir ibadete ve karmaşık bir tefekkür hayatına başlamış olmamdır. Bunların haricinde hiçbir şeyden emin değildim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">En kısa zamanda Aynalı Baba’yı  bulmam ve hayal âleminde miyim gerçek âlemde miyim netleştirmem gerekiyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba en çok mezarlıklarda yalnız yaşamayı ve eski derme çatma kulübelerde birkaç dostuna ney faslı ve kahve ikram etmeyi seviyordu. Onu bulmak niyetiyle Karaca Ahmet Mezarlığı’na gittim. Evet oradaydı. Asırlık bir çınar ağacına yaslanmış ney çalıyordu. Uzaktan seyrettim. Benim geldiğimi görmemişti. Kendimin rüyada mı gerçekte mi gezindiğini test etmek için Aynalı’ya görünmeden geri döndüm.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Üsküdar rıhtımından hızlı bir kayık kiralayıp Eyüp Mezarlığı’na geçtim. Eğer rüyada ve hayal âlemindeysem Aynalı Baba’yı Eyüp Mezarlığında yine asırlık bir çınara yaslanmış ney çalarken bulmam gerekiyordu. Mezarlığın izbelerine yürüdüm. Evet yanılmamıştım. O, tam umduğum gibi karşımdaydı, benden habersizmiş gibi neyine üfürüyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yavaşça yaklaştım. Selam  verdim. Her zamanki edâsıyla;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hoş geldin nûrum! Hele gel de  bir fincan kahvemi iç” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hemen çalı çırpı toplayıp isli  ateşte eski cezvesiyle kahve demleyip alaca desenli porselen fincanda ikram  etti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kafam karma karışık fikirlerle doluyken kahveyi yudumladım. Başım dönmedi, kendimden geçmedim. Gerçeğe dönmek istiyordum. Tüm cesaretimi toplayıp sordum:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Efendim, affınıza sığınarak  bir şeyler sormak istiyorum.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Estağfurullah evlâdım,  dilediğini sor!”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ben rüyada mıyım yoksa gerçek  hayatta mıyım?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Aslında ikisi de aynıdır ama  avama göre ayrı ayrıdır. Avama göre rüyâ âlemindesin.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Kimin rüyasındayım? Kendi  rüyamda mıyım? Sizin rüyanızda mıyım?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Yaşam dediğin şey Tek Varlık olan Hak’kın ilminde varsaydığı rüyâ âlemleridir. Rüya senin veya benim değildir. Biz ancak İlâhî rüyanın ruhsuz, bedensiz, bilinçsiz, dilsiz, kulaksız. . . ‘fakirleri’yiz. Sende meydana gelen rüya da O’na aittir, bende meydana gelen rüya da O’na aittir. O’ndan gayrı ne var ki? Yine avama göre kabul edelim; senin rüyandayız.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Rüya benimse sizin durumunuz nedir? Siz gerçek hayatta var mısınız? Yoksa benim rüyamda benim bilincimin yansıttığı bir hayal misiniz?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Uyanınca anlarsın.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ben uyanırsam sizi ebediyen yok etmiş olmaz mıyım? Eğer şu anda rüyada isem uyanınca sizin hiçbir zaman var olmamış birisi olduğunuzu anlayacak isem, ben ebediyen bu rüyadan uyanmak istemiyorum. Sizden ayrılmak istemiyorum.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Üzülme evlât! Ben hiçbir zaman  var olmadım ki; sen uyanınca yok olayım. Şu anda da var olan sensin. Beni var  zannediyorsun.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Siz gerçek hayatta hiç var  olmadınız mı?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Senden yüz yıl önce Aynalı nâmı altında bir tecellîyat oldu. İnsanlar beni var kabul etti. Fakat ben asla var olmadığımı bildim.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Siz beni rüyamda irşat etmek  için mi geldiniz?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hayır, ben senin rüyana gelmedim. Her insanda tüm insanların tüm yaşam ve bilgi kayıtları mevcuttur. Sen kendi özündeki ‘levhi mahfuz’ kayıtlarından Aynalı Baba boyutuna yükseldin. Aynalı’nın ulaşmış olduğu bilgileri rüyâ âleminde şekil ve olaylara bürüyerek ‘okudun’. Ben seni irşad etmedim. Sen gerçek hayatta alın terinle tahsil ettiğin ilimlerin ve tefekkür çilesinin mükâfatı olarak kendini Aynalı Boyutu (<span style="font-size: 8pt">Aynalı  Baba’nın bilincinin yükselmiş olduğu nefs mertebesi</span>) ile ödüllendirdin.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hayır! Sizin beni irşat etmediğinize inanmam. Sizin gerçek olmadığınızı asla kabul etmem. Sırf tevazu olsun diye böyle konuşuyorsunuz.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Sadece sen değil, senin uyandığın zaman yazacaklarını okuyacak olanlar da benim hayal ürünü olduğumu kabullenmekte zorlanacaklar. İnsanlara rüyada, hayal âleminde sırları fethetmek, aniden ilmi ledüne sahip olmak gibi fanteziler çok cazip gelir. Gerçek tasavvufta hazıra konmak yoktur. Her çağın değişmeyen tasavvufi eğitim esası; gerçek hayatta gerçek üstatlardan alın teri ile ilim tahsil etmektir. Bu duruma göre okumakla da olur, sohbetlerini dikkatle dinlemekle de olur. Âdetullah budur, aksi iddialara itibar etme.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Uyanınca sizi rüyamda tekrar  görebilir miyim?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Allah’ın sisteminde sadece bir şey imkânsızdır; ikilik. . . Bundan başka her şey mümkündür. Rüyalara bel bağlama. Bu gördüğün rüyalar, hayaller irşat değil sadece zihinsel bir mâcerâ idi.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Sizden ayrılmak, sizi unutmak  çok zor.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Meseleyi anlamıştım. Rüyada rüya gördüğümü bilecek şuurdaydım. Biraz sonra uyanacaktım ve Aynalı’ya ebediyen vedâ edecektim. Her şeyin hayal olmasına rağmen Hayalim’e; Aynalı’ya sarıldım. Elimde olmadan ağlamaya başladım. Aynalı da ağlamaklı bir sesle beni bağrına bastı:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ne yapalım evlâdım! Dünyâ dediğimiz şey okyanusun gel git dalgaları gibidir. Görünüşlere aldanmamalı. ‘Külle yevmin hüve fi şe’n…’ O her an yeni bir iş ve oluştadır. . . Her an kâinatta hükmünü yürütmektedir. . . (<span style="font-size: 8pt">er-Rahmân:  29</span>) Biz Allah’ın sistemi dışında kalamayız ki….”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba, daha doğrusu ‘hayalimdeki Aynalı Baba hayali’ yavaşça asırlık çınara dayandı. Gözlerini sonsuzluğa dikti. Bir daha kıpırdamadı. Yüzüne baktım, her zamanki tebessümü vardı. Yanında oturdum, oturdum, oturdum. Eline dokundum buz gibi olmuştu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Mezarlığı bu arada sis kaplamıştı. Sislerin içinden dört siluet belirdi. Çifte Hâfızlar, Dr. Kuru Sıkı ve Cırtlak Efe hüzünlü adımlarla Aynalı’nın yanına oturdular. Deli Hafız Yâ Sîn’i okudu, Arabacı her zamanki gibi ardından yalan yanlış taklit etti. Dr. Kuru Sıkı ve Cırtlak Efe yeri kazdılar. Cenâze duası için (cenaze namazı) imamlık vazifesi bana düştü. Aynalı’yı çok sevdiği kıyafetiyle toprağa verdik. Dört deli sislerin içinde tekrar kayboldular.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba’nın kulübesine girdim. Bana miras olarak bir not defteri, iki isli cezve, yüz gram kahve ve şeker ile iki büyük fincan bırakmıştı. Aynalı benim hayalimdi. Onu kaybetmekten ben üzüldüm.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ben kimim? Ben de birisinin hayaliyim. Siz de beni kaybetmekten üzülmeyin. Çünkü ben de Râci olarak hiçbir zaman var olmadım. Biraz sonra ben de uyanacağım ve kendimi Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin ‘hayal âleminde’ bulacağım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ya siz uyanınca kendinizi  nerede bulacaksınız?</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yine kendinizde, ‘ötenizdeki  birisi’nde değil. . .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center">..SON</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="left"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-15-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (14. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-14-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-14-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 09:51:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/amakihayal/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-14-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[LEYLÂ’sız MECNÛN peçesiz güzel Bu gün canım İstanbul Boğazı’nda sandal gezintisi yapmak istedi. Üsküdar’da gözüme boş bir sandal kestirdim. Sahibi yüzünü peştamalla kapatmış uyukluyordu. Biraz ağır adımla bastırarak bindim. “Kaptan-ı Deryâ, asıl küreklere” dedim. Yüzündeki peştamalı kaldırdı. Tahmin ettiğiniz gibi bana gülerek bakan Aynalı Baba idi.. “Nereye nûrum” dedi. “Elbette Bânû’nun olduğu boyuta” dedim. Kıyıdan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong>   <span style="font-size: 14pt; color: red">LEYLÂ’sız MECNÛN</span></strong><br />
<strong><span style="font-size: 14pt; color: black">peçesiz güzel</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bu gün canım İstanbul Boğazı’nda sandal gezintisi yapmak istedi. Üsküdar’da gözüme boş bir sandal kestirdim. Sahibi yüzünü peştamalla kapatmış uyukluyordu. Biraz ağır adımla bastırarak bindim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Kaptan-ı Deryâ, asıl    küreklere”</em></strong> dedim. Yüzündeki peştamalı kaldırdı. Tahmin ettiğiniz gibi    bana gülerek bakan Aynalı Baba idi..<span id="more-218"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Nereye nûrum”</em></strong>    dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Elbette Bânû’nun    olduğu boyuta”</em></strong> dedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kıyıdan biraz açıldık. İspirto ocağında kahvemizi demledik. Sandalın periyodik yalpaları ve kahvenin rahatlatıcı tadıyla kendimden geçmişim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bu günkü hayalim dün    kesildiği yerden başlamıştı. Ben bayıldıktan sonra Bânû da derinden ah çekerek    bayılmıştı.<span id="more-391"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">   <span style="font-size: 10pt">Önceki bölümde açıkladığımız gibi Bânû Mülhime Nefs’i sembolize ediyordu. Mülhime nefs emmâre nefse muhtaçtır. Çünki faaliyet için gereksinim duyduğu yaşam enerjisini emmareden alır. Bunun için tasavvufta emmare nefsi öldürmek, yok etmek yoktur. Sıfatlarını ve işletim sistemini düzenleyerek üst nefs boyutlarının emrine vermek vardır. Bunun kaynağı yine Resulullah’dır. Şöyle ki:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">   <span style="font-size: 10pt">Üç sahabe bazı kararlar alarak Resulullah a.s.’a gelirler. Birisi Hristiyan ruhban keşişler gibi tamamen cinselliğini öldürüp ibadet etmek istediğini söyler. Diğeri dağ başına çekilip mağarada ibadet edeceğini söyler. Üçüncüsü de ömrü boyunca oruç tutacağını bildirir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">   <span style="font-size: 10pt">Resulullah a.s. üçünün de yolunun yanlış olduğunu ve kendisinin Allah’ı en çok bilen ve O’ndan herkesten daha çok haşyet duyan olduğu halde; aile hayatı yaşadığını, toplum içinde doğal hayat sürdüğünü ve bazen oruç tutup bazen tutmadığını belirtir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Bu üç husus İslâm Sûfizmini</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> Hristiyan mistisizminden ve Hint    felsefesinden (Budizm, Hinduizm vs.) ayırır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Bireyi </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">“Toplum içinde inzivaya,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> zahirini halk ile aynı yaşamaya,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> bâtınını Hak ile daimi birliğe </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">ve</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> her nefs boyutunun ölçülü olarak hakkını    vermeye” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">yöneltir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Bânû’nun bayılması emmareyi temsil eden    şehzade ile aynı anda olmuştur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Emmarenin değişen sıfatları</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> Kur’an ve Sünnet ölçüsünde olursa</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> emmare nefsin</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">ismi </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">melekî mülhime nefs adını alır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Eğer emmare nefsin değişen sıfatları</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> kendini tanrısal güçleri olan </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">bir evliya olarak gösteri amacına dönerse   </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">ismi </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">şeytânî mülhime nefs adını alır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Emmâre nefs (şehzade) baygınlık konumundan    hangi değişimle ayılırsa Bânû (mülhime) da o konuma paralel olarak    ayılacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kendime geldim. Eğer Bânû’nun suallerine doğru cevabı bulamaz ve ona kavuşamazsam yaşayamam ve intihar ederdim. Doğru cevabı bulmak için yanımdaki âlim kişilerle hemen yola çıktım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Cevaplar “delilik    ülkesi”ndeydi .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Delilik ülkesi neredeydi? Her    yerdeydi. Biz de delilik ülkelerinde doğru cevabı verebilecek olanları    araştırmaya başladık.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Üç aylık arayıştan sonra izbe bir mezarlıkta bir grup deliyi oturuyor bulduk. İçeri girerken çıkardığımız seslerden birisi rahatsız olarak;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Hey ne oluyor? Ezan mı    okunuyor?”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Belli ki bu deli her ses ve    olayı <strong><em>Allah’ın Ekber’iyeti</em></strong> olarak algılıyordu. Diğer deli ise    şöyle dedi:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Bizim bilincimize cehaletin mantığı ve ayak gürültüleri giremez. Çünkü bizim memleketimizde hiçbir değer yargısı, içgüdülere hizmet eden akıl türü ve kanıtlara dayalı iman arayan ilimler yoktur.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir diğer deli de;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Birisi Kâfirûn Sûresi mi okuyor? Bilinci bedensellikle örtülü olanlar mı geldi? Örtülülerin mantığı ile bizim mantığımız uyuşmaz. Herkes kendi yoluna!”</em></strong> Dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birisi;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Bülbül ötüyor!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birisi;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Hayır, çorba tenceresi    kaynıyor!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birisi;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Ne buyurdunuz? Kahve    cezvesi mi taşmış?”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birisi;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Dalga sesi olmalı!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sonuncusu;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Helvacı bağırıyor    galiba biraz alsak!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">diyerek hepsi sessizliğe gömüldü. Bize mantıksız ve kopuk kopuk gelen bu cümlelerle gayet güzel anlaşarak bizim amacımızı birbirlerine aktardılar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Tam kırk gün delilerin bu tür    anlam iletişimini dinledik. Elbette ki hiçbir şey anlamadık. Sonunda birisi    bize bakarak;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Size nasıl bir mal    satalım?” </em></strong>dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sizden ilim almaya    geldik”</em></strong> dedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Âh cümle    hâlette yine kendini zevk ederek,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Küllü    hizbin remzini hâtemine çekmiş ferhûn”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Âh bütün hallerde yine kendini zevk ederek    böbürlenenler,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> ‘Her grup kendi yanlarında olanla    böbürlenicidirler’ </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">(Mü’minûn: 53) âyeti</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> ile işaret edilen durumu kendilerine mühür    yapmışlar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Diye karşılık verdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Elini öpmek istedik şöyle    dedi:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Hacer-i    Esved’i var öp, eğer öpmekse muradın,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hiç’i pûs    etmek için hâlet-i bisân gerek.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Can    derâguş olunur mu mütenâhi sözlerle,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Leb değil    öpmek için ah-ı cân gerek!..”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Eğer öpmekse muradın Hacer-i Esved (taşını)    öp.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Kendi varlığını hiç’e eşlemiş kimsenin elini    öpmek için hiç olmak gerek. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Sonlu anlamlarla sonsuz can kavranabilir mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Öpmek için dudak değil ta candan gelen bir ah    gerek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Ey ârif kişi. . .”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">der demez sözümü keserek;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ve körün    unvanını ârif koyarak,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Görenin    ismine divâne denildi,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Nice    efsâneleri saydırmış ilim,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İlm-ü    irfânına efsâne denildi.” </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bunlardan bir şey    öğrenemeyeceğimi zannetmeye başladığımda iki deli kendi aralarında konuşmaya    başladılar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Ey hayrete dalmış! Okudun    yazdın ne anladın?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Elif-bâ’nın mânâsını    anladım!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Mânâsı ne demekmiş?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Birin iki, ikinin bir    olmasıdır.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Nasıl?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Allah    bir’dir, Elif’dir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Kendini    bir’leyecek ikinci varlık</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> yani    ikinci harf B’nin asla var olamayacağını bilir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Elif    vardır Bir,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> B yoktur    İki.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong> “Bunun ismi nedir?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Kelime-i tevhid yani;    Lâ ilahe illallah, diyerek Allah’ın bir olduğunu söylemektir.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Bir’in bir olduğu nasıl    söylenir. Bir zaten bir değil mi? Bir ikiye mi bölünmüş de birliyorsun, tevhid    ediyorsun?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Bir’e ben bir dersem;    bir ve ben iki eder. Ama ‘Ben’ diyen Bir’in kendisi ise ikilik olmaz.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Yani Allah sana    söyletiyorsa ya da dilinde söyleyen O ise mi ikilik olmaz?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Aynı akıllılar gibi konuşmaya başladın. Kendine gel! Deliler gibi düşün. Allah’dan başka ben mi var? Allah başka birisinin dilinin içine mi girip konuşturacak? Ya da uzaktan talimat mı gönderecek. Sen bu mantıkla akıllılar ülkesinde padişah olursun.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Tamam kızma. Sadece senin    akıllanıp akıllanmadığını anlamak için sordum. Hâlâ delisin, iyi…</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong> Allah’ın kendisini tasdikine kabul deniyor. Allah’ın başka varlık olmadığını ilanına da inkâr yani ‘lâ’ deniyor. Peki, bu nasıl bir iş ve oluştur?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Bunun üç püf noktası    vardır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bir:</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Yaratma    sanatı.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Yaratma    sanatının püf noktası;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>içinde ve    dışında başka bir varlık yaratmayıp, </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>varlığı    ilminde vehmetmektir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İki:</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bilinme    sırrı.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>   Bilinmenin püf noktası;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Allah’ı    bilecek</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ya da</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    bilmeyecek</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ikinci    varlığın olmamasıdır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Üç:</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Vahdet    oyunu.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Vahdet    oyununun püf noktası; </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>kendisini    tevhid etmek için</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> başkası    olup,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> sadece    Allah ismini birlemesidir</em></strong><em>.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Bu ne zaman olmuştur?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Zaman    aklın ve gözün yanılgısıdır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Zaman    yoktur. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Tek bir    an vardır. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Tek bir    an sonsuz esmâ âlemidir.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Elif-Bâ nedir?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Varlığın    hakikatini anlatmak için</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    kullanılan bir semboldür.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Elif    Allah’a işâret eder.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Elif;    ahadiyete, tekliğe işaret eder.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Yani    Allah’ın vahdet halini anlatan harftir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>B harfi</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Allah’ın</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> biribirine    hiç benzemeyen</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> isimler    ve resimler altında</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> zahir    olmasını ifade eder.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Buna    kesret sırrı da denilebilir.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Elif mi asıldır, be mi    asıldır?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Elif ve    be iki değil ki;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> biri    asıl</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> diğeri    sahte olsun!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Varlığın aslı nedir?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Varlık    ayrı, </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>asıl ayrı    değildir.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Elif mi noktadan    çıkmıştır? Nokta mı eliften çıkmıştır?”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Nokta;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    isimsizlik, sıfatsızlık, fiilsizlik halidir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Nokta;   </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>şekilsiz    ve anlamsızdır. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Nokta;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Elif    olup dile gelir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Elif    noktadan çıkar.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Nasıl olur? Göster!”</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Deli cebinden bir parça    balmumu çıkararak avucunda sıcak nefesle yumuşattı, ovaladı ve yuvarlak hale    getirdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“İşte nokta!” </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">diyerek mumu ovalayıp uzattı;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“İşte Elif !” </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">dedi. Uzun mumu hilal gibi    büktü, bir ucundan bir parçacık kopardı ve hilalin altına yapıştırdı;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“İşte Be harfi!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Diğer deli ayağa kalktı;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong>“Elif’in başka adı var    mı?” </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">diye sordu. Deli;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Evet var fakat    kulağına söylerim” </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">diyerek fısıldadı. Sonra bana    dönerek;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ey genç!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Nokta;   </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>elif    oldu, elif ‘b’ oldu. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>B’yi    ısıttım geri çevirdim tekrar nokta oldu.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Aslında    var olan hep nokta idi.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Elif de   </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>‘b’ de</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> yirmi    sekiz hece de</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> noktadan    başka değildir. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Şimdi    beni iyi dinle!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Nedir bu    gösteri ve sihir?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> İşte    cevabı: </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hak</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> kendi    güzelliğine âşık oldu. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Kendini    seyretmek için</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Mim</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 8pt"> (Mecnun isminin ilk harfi)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ve</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> lâm </em>   </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 8pt">(Leylâ isminin ilk harfi)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> oldu.   </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Kendi aşk    ateşinde yanarak eridi ve bütünleşerek nokta oldu. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Kendisini    sevecek</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ikinci    bir varlık olmadığını bildi.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Yine </em>   </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>   kendisinin seveceği ikinci bir varlık olamayacağını da bildi.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> İşte bu    gerçeğe aşk denir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Aşkda    ikilik yoktur. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İkili    sevginin adı aşk değil</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    birbirini beğenidir. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Şimdi;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Leylâsız    Mecnûn oldun.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Çünkü    Mecnûn Leylâ oldu. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Sonra    ikisi de kendi hakikatine döndü </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ve</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> dönünce    dönenlerin iki değil tek olduğunu anladı.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Leylâ ve    Mecnûn isimlerini aradan çıkarırsan</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> benim    fısıldadığım ismi de duyarsın!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Diyerek kendi mantık    boyutlarına döndüler. Tekrar bize anlamsız gibi gelen cümlelerle anlaşmaya    başladılar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Üç sorunun cevabını bulmuştum. Aslında bulduğum cevaplar varoluş sırrı idi. İçine düştüğüm boşluğun yalnızlık ve karşı cinse olan sevgi arayışından kaynaklanmadığını anladım. Aradığım Bânu değildi. Bânu’nun da aradığı ben değildim. Biz kendimize olan aşk sırrını arıyorduk. Hak’kın tecellileriydik ve kendi gerçeğimize âşık Mecnûnlar ve Leylâlar idik.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aşk sırrının verdiği huzur    ile gözümü açtım. Karşımda Aynalı Baba küreklere asılarak gülüyordu. Neşeyle;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Peçe    kalktı,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> güzel    göründü. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Beğeni    söndü,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> aşk şâha    kalktı.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Diyerek ardından bir beyit    okudu:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ona    Mecnûn mu denilir ki onun Leylâ’sı,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Yeni bir    cilve-i şevket ile Mevlâ olmuş.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt">Leylâ’sı ilâhi kudretin yeni bir tecellisi ile</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> perdesiz Hak olan kimseye</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">   <span style="font-size: 10pt"> Mecnûn denilemez.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kahve içerken uyuklamış ve birkaç saniye içinde birkaç aylık zaman dilimi yaşamış olarak ayılmıştım. Gerçek ve hayal arasında gidip gelmeler bende şüphecilik duygularımı körüklemişti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba’dan anladığım kadarıyla varlık tümüyle Hak’kın hayali idi. ‘Ben’ olarak varsaydığım zâtım da hayal içinde hayal idi. Bir de hayalimin derinliklerinde ‘gördüğüm’ ve ‘olduğum’ şeyler vardı. Onlar ise; hayalin, hayalinin hayali idi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bu hayali hangi gerçek    üretiyordu?</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Hak gerçektir;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">âlemler,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> ben</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">ve</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> bendeki hayal    âlemleri</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> Hak’kın    hayalidir desem</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> korkunç bir    paradoksa düşüyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">‘Ben’ hayal’im    ve hayal olduğumu biliyorum demek;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Hak’kın    varlığından başka</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> geçici ya da    kalıcı olarak var olmamı gerektirirdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> Ben Hak’kım</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Ve</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> her şeyi ben    hayal ediyorum desem</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> Firavun gibi    Rablik (tanrılık) iddiasına kalkışmış olurdum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Bu çelişkiden    çıkamayacağımı anladığım anda</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> Aynalı Baba    yine imdadıma yetişerek paradoksu çözdü.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ezelî ve    ebedî tekliğin verdiği acıyı bilir misin?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    Doğmamanın ve doğurmamanın verdiği yalnızlığı bilir misin?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    Görünebileceğin başkasının olmaması</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Ve</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> seni    görebilecek başkasının olmaması</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    gerçeğinin verdiği boşluğu bilir misin?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Ey kulum</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Ve</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Yâ    Rabbim</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    muhabbetinin iki varlık arasında</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    olamamasının verdiği hüsrânı bilir misin?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    Hayalinde dahi </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>ikiliği    (şirki) var etmemek</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    kudretinden doğan</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    ‘Ahadiyet’</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>    mahkûmiyetini bilir misin?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Nereden    bileceksin?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Sadece    şu kadar söyleyeyim;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ‘her şey    olsaydı işte böyle olurdu’.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba sözlerini bitirince öyle bir sessizliğe ve hüzne büründü ki sararmış solmuş bir heykel gibi oldu. Sanki evrende ondan başka hiçbir şey yokmuşçasına bir derinliğe gömüldü. Kıyıya gelmiştik. Sandaldan indim. O hâlâ sandalda bir put gibi gizemli görünüyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Benim de gönlüme bir hüzün    çökmüştü. Aynalı Baba’yı sanki bir daha göremeyecekmişim gibi duygularla evime    döndüm.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> </em></strong><span style="color: #3366ff">15.    BÖLÜM:  ‘VEDÂ’</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center">   Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center">   <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center">   <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank">   www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-14-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (13. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-13-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-13-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 11:23:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/29/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-13-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[LEYLÂ’lı MECNÛN peçenin ardındaki güzel Mecnûn hançeri kaldırır ve tam kalbine saplamak üzereyken durur. “Hayır, Leylâ! İntihar etme” der. Leylâ ve Mecnûn hakkında açıklama : Leylâ ve Mecnûn Osmanlı divan şairi ve tasavvuf edebiyatı üstâdlarından Fuzuli tarafından yazılmış bir hikâyedir. Leylâ ve Mecnûn isimli şahıslar tamamen hayali kahramanlar olup tarihte yaşadıklarına dair hiçbir iz yoktur.. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="font-size: 14pt; color: red">LEYLÂ’lı MECNÛN</span></strong><br />
<strong> <span style="font-size: 14pt; color: black">peçenin ardındaki güzel</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="right"> <font style="font-size: 8pt" color="#0099ff">Mecnûn hançeri  kaldırır ve tam kalbine saplamak üzereyken durur.</font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="right"> <font style="font-size: 8pt" color="#0099ff"> “Hayır, Leylâ!  İntihar etme” der.</font></p>
<p class="MsoNormal"><strong><u>Leylâ ve Mecnûn hakkında açıklama :</u></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Leylâ ve Mecnûn Osmanlı divan şairi ve tasavvuf edebiyatı üstâdlarından Fuzuli tarafından yazılmış bir hikâyedir. Leylâ ve Mecnûn isimli şahıslar tamamen hayali kahramanlar olup tarihte yaşadıklarına dair hiçbir iz yoktur..</span><span id="more-207"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Fuzulî bu hikâyeyi beşerî aşk tarzında anlatmıştır. Fakat hikâyenin anlamının beşeri aşk ile uzaktan ve yakından hiçbir alâkası yoktur. Hikâye tamamen tasavvufi içeriklidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Leylâ; tasavvufî yolculuk olan seyr-i süluk (bilincin hakikate yükseliş aşamaları) ile ulaşılacak gâyenin sembolüdür. Mecnûn da nefsin (o gâyeye yükselen bilincin) sembolüdür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Leylâ; gece, geceye ait, gecenin rengi gibi anlamları içeren bir isimdir. Tasavvufta gece, karanlık ve siyah kavramları Allah’ın zâtî yönüne işaret eden sembolik bir renktir. İnsan kalbinin ya da daha doğru bir ifade ile insan bilincinin AHADİYET (teklik) ilmini tanıyıp o ilme âşık olması olayı siyah renk ile anlatılır. Bunun da kaynağı; Hz. Muhammed a.s.’ın Mekke’yi fethettiği gün sancağının ve sarığının renginin siyah olmasıdır.</span><span id="more-373"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Zâhirde Mekke’yi fetheden Resulullah a.s. hakikatte Ahadiyet ilminin zirvesini fethetmiştir. Ahadiyet ilminin zirvesi ise a’ma (mutlak yokluk, mutlak teklik, mutlak karanlık) makamıdır. Aydınlıkta varlığın kesreti (çokluğu) görünür ama gece olunca ışıkta görülen tüm çokluk kalkar ve yerini sonsuz bütünlük olan tekillik kaplar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Mecnûn kelimesi “göze ve bilince gizli olmak” anlamındaki kök harflerden gelmektedir. Cennet, cin, cinnet kavramları birbirine akraba sözcüklerdir. Cin “beş duyuya gizli varlık” anlamındadır. Cennet de yine “beş duyumuza gizli bir mekân” anlamını içerir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt">Cinnet geçirmek; sebebi gözle görülemeyen bir olay nedeniyle akli kontrolü kaybetmek anlamındadır. Mecnûn ismi de hikayeye özgü olarak cinnet derecesinde tüm bilincini AHADİYET ilmine odaklamak ve o ilimden başka tüm varlıktan ilgiyi kesmek anlamlarını içerir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="font-size: 10pt">“Mecnûn’un Leylâ’ya aşkı başlangıçta beşeri bir  aşk idi sonradan Leylâ yerine Mevlâ’yı buldu ve aşk ilahi aşka dönüştü”</span></em></strong><span style="font-size: 10pt"> gibi basit bir yorumu tamamen terk etmemiz gerekir. Leylâ ve Mecnûn hikayesi ilâhî aşkı da anlatmaz. Mecnûn; kendisini Ahad’dan ayrı bir varlık zanneden bilincin tekrar Leylâ’ya; yâni kendi Ahadiyetine dönüşünün hikâyesidir. İnsanın kendi hakikatini idrakidir. İnsan ve ismi Allah olan bir tanrının birbirini sevmesi değil Allah’dan gayrı varlığı olmayanın kendine olan aşkıdır. Allah’ın kendine olan aşkının hikâyesidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">1- RAPORLU TABURCU</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Manisa tımarhanesindeki çilemi  doldurmuş ve annemin dilekçesiyle hastaneden taburcu edilmiştim. Çıkış belgemde <strong><em>“Yaptığı şeylerden ve düşündüğü şeyleri söylemesinden mes’ul değildir”</em></strong>  yazıyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ben <strong><em>“her dilediğini  sualsiz yapacak ve yaptığından asla sual olunmayacak”</em></strong> bir belgeye  ulaşmıştım. Buna delilik mi, velîlilik mi denilir? Siz karar verin.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Cebimdeki belgeye göre her düşündüğümü kimseyi dikkate almadan ifade etmek özgürlüğüm de vardı. Yâni ben Râci olarak sanki evrende “tek” varlık imişim gibi her şeyi kendi kendime konuşabilirdim. Nasıl olsa ben’i ben’den başkası duyamayacaktı. . .</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Başta anneciğim ve tüm tanıdıklar benim için üzülüyorlardı. Fakat onulmaz akıl hastalığına düşmüştüm, tedavi olunamazdım, çârem yoktu. Ben de, bana acıyan akıllı (?) akrabalarıma ve dostlarıma üzülüyordum. Onların da benim gibi hastalanması için dua ediyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba’yı da aramıyordum. Ben nerede isem o oraya geliyordu. Manisa’dan İstanbul’a dönmüştüm. Canım Aynalı ile buluşmak, ispirto ocağında demlenmiş bir fincan kahvesini içmek dilediğinde a’mak-ı hayalimde bir boyut açılıyor ve sadece ikimiz o âlemde buluşup keyif ediyorduk.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Aynalı ve Aynalı Baba” boyutu dışımda bir varlık değil, düşünce dünyamda oluşturduğum sanal bir ortamdı. Ben Aynalı Baba idim ve aynı zamanda Râci idim. Kendi hakikat boyutlarından dilediğini oluşturma gizemine ermiş, duâ sırrını çözmüş bir Râci idim. Kendimle her an buluşan vahded idim. Kendimle her an buluşan <strong><em>kesret </em></strong>idim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Püsküllü fesimi başıma taktım. İtalyan iskarpinlerimi giydim. Hâkim yaka beyaz gömleğimin üzerine saçaklı kırmızı ipek kuşağımı sardım. İspanyol paça pantolonum, üstünde yelekli ceketim, elimde bastonum ile İstanbul’un parke taşlı yollarını arşınlamaya hazırdım. Bıyıklarımın ucunu burdum ve Beyoğlu sırtlarına doğru yürümeye başladım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Eski dostlarım için bu fiyakalı  kılığım artık eski akıllı Râci’nin değil yeni deli (?) Râci’nin sembolüydü.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Unkapanı’ndan Tarlabaşı’na doğru çıkarken küçük bir bostan içinde yaşlı bir çınar ağacı vardı. Aynalı Baba’nın orada oturmuş beni bekliyor olmasını kafamda kurguladım. Neşeli adımlarla bostana girdiğimde ispirto ocağının ve Mısırçarşısı’nda satılan meşhur Hacı . . . kahvesinin kokusunu çoktan almıştım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba her zamanki haliyle tebessüm ederek “Hoş geldin nûrum” dedi ve hemen kahveleri iri fincanlara doldurdu. Beraberce çınar ağacına yaslandık kahvelerimizi içmeye başladık.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Çınarın arkasında eski piyano ve üzerinde ney öylece arazi üzerinde duruyordu. “Neyi anladım ama piyano oraya nasıl gelmişti?” diye düşünmedim. Belkıs’ın Tahtı’nı ne getirdiyse; piyanoyu, neyi ve hatta Aynalı Baba’yı da aynı güç getirmiş olmalıydı. Yâni Süleymân’da, Süleymân olarak zâhir olan Bâtın, şimdi de Râci olarak Zâhir idi ve aynı fiili tekrar ediyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2- EMMÂRE NEFSİN, MÜLHİME NEFSE AŞKI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evlât bu gün biraz coşkunum.  Sana ney çalayım” dedi ve üfürdükçe yerler gökler inlemeye başladı. Kendimden  geçmişim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Emel şehri beyinin oğluymuşum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Annemin ve babamın bir tanesiydim. Oldukça gösterişliydim. Çok şık giyiniyordum. İpek atlas kıyafetlerle inci mercan süslü atımla dolaşmaya çıktığımda halk beni görünce; “Fetebârekellâhu Ahsen-ül hâlikin, var edicilerin en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” âyetini okuyarak bakarlardı. Genç kızlar benimle evlenmek için hayaller kurarlardı. Fakat kalbimde doldurulamaz bir boşluk hissediyordum. O boşluğun ne olduğunu da bilmiyordum. Hiçbir saltanat nimetinin ve dünya güzelinin aşkının ruhumdaki sonsuz girdabı doldurabileceğini zannetmiyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ne aradığını bilememek ve bulamamak derdi ile zamanla hastalandım, yatağa düştüm. Günden güne sararıp soluyordum. Derdime çâre olması için ülkenin her yerinden hekimler getirildi ama hiç birisi devâmı bulamadı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Nihayet dağ başında yalnız  yaşayan bir yaşlı âlim gelerek hastalığımı teşhis etti. Babama;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ey efendi! Oğlunuz seviyor.  Aşk hastasıdır” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Muhterem hocam kimi seviyor?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hiç kimseyi. İşte aşkın en öldürücü şekli budur. Bu gencin bağrını yakan aşk mutlak aşktır. Yâni hiçbir şeye karşı olmayan ve hedefi bulunmayan bir aşktır. Bu aşka bir hedef bulmalı; ondan sonra aşkın ateşini, cana can katan kavuşma hâli ile söndürme yolunu düşünmeli. Böyle olmazsa ölümü muhakkaktır.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aileme göre iş basit olup sadece beğeneceğim bir kız bulmaktı. Oysa benim derdim dış dünyada değil iç dünyamda idi. Bilincimin emmare nefs boyutu her şeye doymuştu. Kendini beğeniyor, gücünün ve kuvvetinin sonsuz derecede artmasını ve Firavun gibi ölümsüz bir tanrı olmayı planlıyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="font-size: 10pt">Emmâre nefsim aklımı ve ruhumu emrine almıştı. Aklım ve ruhum kölesi olmuş Emmâre için “Fetebârekeallâhu Ahsen-ül hâlikîn!” diyorlardı. Fakat Emmârem yaşamın sonlu, gençliğin geçici, şan ve şöhretin çökücü, saltanatın yok olucu olduğunu çok iyi biliyordu. Bunları nasıl tanrısallığa dönüştürebilirdi? Derdi buydu. Tanrı olmaya âşık olmuştu.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ben de bu derdimi imansızlık, kâfirlik, dalâlet, sünneti seniyyeyi terk gibi şeriat suçlarıyla yargılanmamak ve dışlanmamak için açıkça söyleyemiyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir gün sokaktan geçen adam  şöyle bağırıyordu:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Kapalı bir sandık satıyorum.  İçinde ne olduğunu bilmiyorum. Alan da pişman olur, almayan da!”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İlk defa içimde bir merak duygusu uyanmıştı. Babam o gizemli sandığı hemen bin altına satın aldı. Sandığı kırmadan açmak bana büyük bir zevk vermiş, tam iki gün şifresini kırmak için çalışmıştım. Nihayet açıldı. İçinden Maksûd Şehri Padişâhı Sultan Kerâmet’in dünya güzeli kızı âyine-i Aşk Bânu Sultan’ın bir resmi ve bir yazı çıktı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bânû’nun resmi bu kadar güzel  ise kendisi nasıldır diye merak ettim ve yazıyı okudum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Bu resmi gören herkes Bânû’ya âşık olur. Fakat ona âşık olmak ölüm demektir. Şimdiye kadar bin genç bu yolda ölmüştür. Kendini seven bu sevdadan vazgeçsin!”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="font-size: 10pt">Emmâre nefsim ölümsüz tanrı olunca yanına da ölümsüz bir tanrıça istiyordu. Emmâreden sonraki en esrârengiz nefs boyutu ‘mülhime’ idi. Mülhime kapalı bir hazine sandığı gibiydi. Ölümlü emmârenin aradığı ölümsüzlük suyu Âb-ı Hayât’ın formülü onda mıydı? Onda olduğuna inanarak bu sefer de ‘mülhime’ye âşık olarak sırlarını araştırma yolculuğu olan seyr-i süluka hazırlanıyordu.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aileme Maksûd şehrine gidip Bânû’yu alıp geleceğimi söylediğimde çok şiddetli itiraz ile karşılaştım. Israrım sonucu iknâ oldular ve yola çıktım. Bir yıl süren yolculuktan sonra hedefe vardım. Beni sarayda konuk ederek hemen Bânû’nun huzuruna çıkardılar. Bânû beni beğendiğini itiraf ederek bana yazık olmaması için bu sevdadan vazgeçmememi ve evime dönmemi ısrar etti. Şöyle dedi:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ey Genç! Benimle evlenmen için suallerime doğru cevaplar vermen gerekir. Fakat şimdiye kadar kimse doğru cevabı veremediği için helak oldu. Sorularıma doğru cevabı bulabilenler ise zaten benimle evlenmeye ihtiyaç duymaz. Benden daha güzel olan ‘Güneş’ Sultan sevdasına yakalanırlar.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="font-size: 10pt">Nefsi emmârenin kararları delikanlılık çağındaki duygusallığa mağlup olan gençler gibidir. Emmâre her şeyi bildiğini iddia eder. Fakat hatalarına levm ederek (pişman olarak) aynı hataları yinelemeden bir yol gösterici desteğiyle mülhime nefs boyutunda sırlar ilminin bahçesine adım atar. En kaygan zemin olan bu boyutta ayağı kaymazsa Mutmain Nefs’in hakikati ‘Güneş’ gibi doğar. Emmâre nefs artık aradığı aşkı kendi hakikati olarak Mutmain nefsde bulmuştur ve Mülhime’ye (Bânû’ya) tekrar dönemez.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hayır ey Bânû! Âlemde senden daha güzel bir varlığın olabileceğine inanmıyorum. Ben senin sevdandan vazgeçemem. Bana sorularını sor.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“O halde günah benden gitti. Ya hem beni kaybedersin ya da hem kendini kaybedersin. Ya da Güneş Sultan’ın çekimine kapılarak yine beni kaybedersin. Her halükârda ikimizin sağlıklı olarak kavuşması ve bir arada durması imkânsızdır” dedi ve bir ah çekerek suallerini yöneltti;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Bir;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> elif mi  noktadan, nokta mı eliften çıkmıştır?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İki; </em> </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> bu ne  vakit olmuştur?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Üç;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> elifle  noktanın aynı olduğunu canlı örnekle kanıtlayabilir misin?”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bu suallaerin sonunda Bânû yüzündeki peçeyi kaldırdı. Ben o eşsiz güzellikteki yüzü görünce göz kamaştırıcı güzelliğine dayanamayarak “Allahu Ekber” feryadı ile düşüp bayıldım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="font-size: 10pt">Yaratılışça saf ve temiz olan “nefs” bölgesel şartlanmalardan, toplumsal saplantılardan ve kişisel özelliklerden dolayı saflığını kaybeder. Hatalı ve kısıtlı bilgi ile donanmış anlamındaki “emmâre” nefs sıfatını alır. Emare nefs bilincini yaşayan birey içinde bulunduğu toplumun dinsel, mistik, tasavvufî ya da felsefî soyut konularına ilgi duyarsa “öz eleştiri/tefekkür” yapan anlamındaki “levvâme” nefs sıfatını alır. Levvâmenin kalıplarını kırıp evrensel düşünceye ilk adımını attığında şartlanmalarından öğrendiği tanrı düşüncesini yıkarak “Allah” gerçeğini çok genel hatlarıyla kavramaya başlar. İlk anda kendini ve tüm varlığı Allah’ın projeksiyonu gibi kavrar. Emmâre ve levvâmenin dar kalıplarına göre bu projeksiyon düşüncesi sonsuz sınırsız bir keşif gibi gelir. Hâlbuki Allah’ın projeksiyonu olmak hâlâ özünde tanrı inancını ve ikiliği barındırmaktadır. Buna rağmen sûfî’nin burada müthiş bir şekilde başı döner. Allah ile arasındaki perdelerden sadece birincisi kalkmıştır henüz. Daha sonsuz perdeler olmasına rağmen kalkan ilk perdede dahi sonsuz güzelliği tam seyrettiğini zanneder.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="font-size: 10pt">Bânû’nun yüzündeki peçeyi kaldırması Râci’nin  ilk tasavvufi keşiflerinden birisinin sembolik anlatımıdır.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gözümü açtığım zaman Aynalı  Baba tebessümle konuşuyordu:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Elif harfinin üstüne bir çizgi at ‘e’ olsun. Altına çizgi at ‘i’ olsun. Üstüne vav koy ‘û’ olsun. Elif nasıl oluyor da böyle kılık değiştiriyor? Elifi değiştiren çizgilerdir demek cevap değildir. Asıl cevap ise akıl tasını çatlatır. Hak her an başka bir tecellidedir desen herkes baş sallar ‘evet’ der. Ama Hak tecelli etmez kendisi olarak; sen , ben, o olur desen Hallac gibi başını kaptırırsın. Bu elif bâ meselesi de amma çetin şey! ‘Sen elif dersin hoca, mânâsı ne demek’ diyen Türkmen Yunus gibi burada susmak gerek”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba neyini koynuna soktu. Piyanosunu tarlada bırakarak bostandan çıktı gitti. Aslında oradaki piyano bana göre vardı. Hatta sadece piyano değil; Aynalı Baba, neyi ve kahve takımı bana göre vardı. Normal insanların beş duyusu bunları algılayamıyordu. Ben de piyanoya ne olacak düşüncesinde olmadığım için Tarla başı mahallesinden Beyoğlu semtine doğru yoluma devam ettim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: #3366ff">14. BÖLÜM: ‘LEYLÂ’sız MECNÛN’</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-13-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (12. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum-2/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jan 2008 22:04:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/27/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum-2/</guid>
		<description><![CDATA[DOĞA YASALARI biz birbirimizi biliriz İnsanın yegane bilgisi, bir şey bilmediğini itiraf ve tasdik etmektir. 1. ÇİFTE HAFIZLAR Tımarhane avlusunun (bahçesinin) çevresi demir parmaklıklarla çevriliydi. İnsanlar hayvanat bahçesinde hayvanları seyreder gibi parmaklıklar arkasından biz delileri seyrederek eğlenirlerdi. Çoğu hastanın yakını ve bakıcısı olmadığı için masraflarını çıkarmak için seyircilerin önünde çeşitli tuhaflıklar yaparlardı. İnsanlar da gülerler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><span style="font-size: 14pt; color: red"> DOĞA YASALARI</span></strong><br />
<span style="font-size: 14pt; color: black"> biz birbirimizi biliriz</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"> <font color="#0099ff"><span style="font-size: 8pt">İnsanın yegane bilgisi, bir  şey bilmediğini itiraf ve tasdik etmektir.</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">1. ÇİFTE HAFIZLAR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Tımarhane avlusunun (bahçesinin) çevresi demir parmaklıklarla çevriliydi. İnsanlar hayvanat bahçesinde hayvanları seyreder gibi parmaklıklar arkasından biz delileri seyrederek eğlenirlerdi. Çoğu hastanın yakını ve bakıcısı olmadığı için masraflarını çıkarmak için seyircilerin önünde çeşitli tuhaflıklar yaparlardı. İnsanlar da gülerler ve daha çok numaraya teşvik etmek için parmaklıklar üzerinden içeriye bozuk para, tütün, yiyecek, içecek gibi şeyler atarlardı..<span id="more-194"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gerçek bir hafız ve arkasında sürekli dolaşan bir Kıptî arabacı vardı. Hafız duvar önünde diz çökerek Davudî sesiyle makamlı Kur’an okurdu. Arabacı da hemen arkasından hafızın okuduğu yerleri daha güzel bir tegannî (melodik ses) ile okurdu. Kelimeleri yanlış seslerle okumasına rağmen dinleyenlerin çoğu fark edemezdi. Çünkü halkın yüzde doksan dokuzu arapçayı ve yüzde doksanı da Kur’an okumayı bilmiyordu. Arabacı içeri atılan şeylerin çoğunu topluyordu. Hafız, Arabacının hafız olmadığını, her kelimeyi yanlış okuduğunu söylerdi fakat kimse aradaki farkı anlayamazdı. Bu iki arkadaşa “Çifte Hafızlar” deniyordu.<noscript>Takes over again and we t mobile music <a href="http://groups.google.com/group/carlyn8103/web/sprint-ringtones">sprint ringtones</a>  will.</noscript><br />
<span id="more-372"></span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Müslümanların ekseriyeti, kâinat kitabını “okuyan” Hz. Resulullah a.s.’ın hatırası ardında dolaşan ve âyetlerin anlamını bilmeden tekrar eden “Çifte Hafızlar” gibiydi. Bilmediğin bir lisanın kelimelerini doğru da telaffuz etsen yanlış da söylesen anlamlarına ermedikten sonra “okumuş” sayılmazsın.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Arabacıya niçin böyle yaptığını  sordum. Gayet akıllı cevap verdi:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ben kıptîyim. İnsanlar hakaret kastıyla bize çingene derler. Atlı araba ile helal rızık çıkarmak istedim fakat kimse iş ve para vermedi. Dilencilik ve hırsızlık yapmamak için Hâfızın peşine takıldım ve buralara kadar düştük.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Nasıl akıl  ettin de taklidi hafızlığa başladın?”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Allah bizi çalgıya, çengiye, şarkıya, türküye mütemâyil yaratmıştır. Fıtraten yetenekliyizdir. Aramızda kalsın Aynalı Baba’ya saz çalmayı ben öğrettim. O da karşılık olarak bana kendi hakikatimi okumayı, tevhid ve kader sırlarını öğretti. Böylece çingenelik mühürünün ruhuma kazıdığı kezzaplı aşağılık duygusundan kurtuldum. Allah’ın Çingene Arabacı olarak da zâhir olabileceğini hazmettim. Fakat bunu ne Kıptiler ne de kendilerini üstün ırk zanneden milletlerin fertleri anlar.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İçimde yanmaya başlayan aşk  ateşinin tesiriyle;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Yâ Rabbî! Seni her kılık ve kıyafet altında, her isim ve resim tecellisinde her an gördüğüm halde SENİ tanıyamadan geçirdiğim ömrümün tümüne toptan tövbe ediyorum” diye bağırdım.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gulyabani bağırışımı deliliğime  vererek pala bıyıklarının altından gülümsedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2. MAKAM DÜŞKÜNÜ BİR DELİ</span><br />
<span style="color: red">(Cırtlak Efe)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Askerliğini Jandarma eri olarak yapmış bir Efe vardı. O da tımarhanede vakit geçiren akıllılardandı. Yedi yıl dağlarda haydut ve eşkıya kovalamış. Dağ köylerinde bir dervişten asıl eşkıya ve haydudun ilim ve irfan nuruyla aydınlanmamış emmare nefs olduğu bilgisini almış. O dervişin sohbetleriyle olgunlaşmış ve pişmiş. Benim gibi ağzını tutamadığı için tımarhaneye kapatılmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bedenin ülke, aklın padişah, bilincin vezir ve emmâre nefsin de cehalet dağlarında gezen, yakalanıp terbiye ve tımar edilmesi gereken bir âsi olduğunu anlatması askerlikte delirmesine bağlanmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Cırtlak Efe de kimsesizlerden  olduğu için seyircilere eşkıya hikâyeleri anlatarak rızkını çıkarıyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir gün yanıma gelerek “Ârife târif abesle iştigaldir” (Zâhiri görüntünün Bâtınî anlamını bilene, kelimelerin işâret ettiği mânâları anlatmak vakit kaybıdır) diyerek selam verdi. Bir fincan kahve ısmarladım ve bir hikâye dinledim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 8pt">(Önce italik yazıyı baştan sona okumanızı sonra  dönerek açıklama ile birlikte tekrar okumanızı öneririz)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Bu  memlekette bin kadar eşkıya çetesi var. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Beden ve bilinç boyutunda hakikati örten  perdeler var.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Şefleri  Kara Efe, yardımcıları Ak Efe, Mor Efe, Yeşil Efe ve Kızıl Efe.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">En kalın kara perde tevhid ilminden bihaber  olmaktır. İlim öğrendikçe peredeler incelir, renkler açılır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Hepsi  adamlarıyla dağa çıktı. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Nefs, tevhid ilminden dağa kaçan eşkıya gibi  kaçar</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ben bütün  Türk ülkesinin Ordu Baş Kumandanı olduğumdan Başvekilden bu haydutları tutup </em> </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>ıslah etmek  için emir aldım</em></strong>.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Bedenimin ve ruhumun vicdanı nefs karanlıklarımı  aydınlatmayı istiyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Omuzlarımdan bin tane kol çıkardım.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Aklımı bir  tabağa koyarak bin parçaya böldüm.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Her bir  parçayı her kol çavuşunun heybesine koydum.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Her perdeyi kaldıracak bir mârifet ilmi vardır. Levhi mahfuz olan aklımızda külli bilgi mevcuttur. Her perde için külli bilgiden bir kıvılcım çıkarmak gerekir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>  Çavuşlar  akılları ermedikleri vakit benim aklımı heybelerinden çıkarırlar, ne  yapacaklarını danışırlar. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Her an başka bir tefekkür haline düşerim. Her an  bir perde kaldırırım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İşte bu  sayede ne Kara Efe kaldı ne Mor Efe, hepsini yakaladım.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">İlmin ve irfanın aydınlığı ile cehaletin  karanlıklarını dağıtıp nefs şubelerimi asıllarına döndürdüm.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Bu  muvaffakiyetimi Ulu Padişaha rapor etmişler.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Ruhum mutmain oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt"> </span><strong><em> Bana kırk  cariye, kırk deve yükü altın ve beş yüz deve yükü nişan (madalya) ihsân etti.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Eşkıya hükmündeki nefs şubelerim cariye misali emrime girdi. Bu aydınlanma dünyadaki en büyük kârdır. Âlemlerdeki her isim ve sıfat tek Zâta ait nişanlardır, tecellilerdir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Önceki  nişanlarımla sonraki nişanlarımın toplamı kırk bin deve yükü oldu. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Her an yeni bir tecelli halindeyim. Önceki ve sonraki tecellilerim birbirine benzemediği gibi her an sayısız ve sonsuz olarak artmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Hepsini kırk bin âlem katarına yükledim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Âlemler benim tecelli gâhımdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Her nişanı  bir vagon duvarına asıp üzerine</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ‘ İş bu  nişanlar Ordular Başkumandanı Cırtlak Efe’ye aittir’ </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>diye  yazdırıp her gittiğim yere taşıyacağım. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Her katarın (varlık silsilesinin) her ferdinde  benim cemalim ve celalim görünür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Nişanlar  âşikâr eylenmezse ne işe yarar?”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Hakk’ın güzellikleri Kâmil İnsan bilinciyle  algılanmazsa ne anlamı kalır?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> <span style="font-size: 10pt"> </span>Cırtlak Efe’nin seyircileri  güldüren zır deli saçmalarının ardında anlayan için nice sırlar mevcuttu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"> <strong> <span style="font-size: 10pt"> </span><span style="color: red">3. DELİLİĞİ AKILLILIĞA TERCİH EDEN BİRİSİ</span><br />
</strong> <span style="color: red">(Dr. Kuru Sıkı)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Üzüm bağlarına sahip bir zengin servetinin tamamını kaybetmiş. Aklı bu yüzden bozulmuş. Elinde kalan birkaç dönüm üzüm bahçesinden daha iyi verim elde etmek için kendince bir ilaç formülü geliştirmiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ziraat mühendislerinin  terkiplerini beğenmeyip, asma kütüklerinin bit ve kurt hastalığına kökten çözüm  geliştirmiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Cıva, asit, barut, şap, kibrit eczası ve birkaç daha zehirli sıvıyı karıştırıp macun yapmış. Elindeki son asma kütüklerine bol miktarda dökmüş. Sonuç, her derde devacı sahte Doktor Kuru Sıkı’nın ilaçlarının sonucu gibi olmuş. Asma kütüklerindeki bit ve kurtlar yok olduğu gibi toprağıyla birlikte üzüm bağı da beş yıl kullanılamaz hale gelmiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Eski zenginin nâmı Dr.Kuru Sıkı  olarak kalmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Dr. Kuru Sıkı çok az konuşan  birisi olduğu için akıllı mı deli mi anlayamadım. Nadiren özlü sözler konuşurdu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Mesela <strong><em>“Teferruata gerek  yok, kökten çözüm; varlığı yok etmektir.”</em></strong> Der ve susardı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Cümlenin anlamı, mutlak yokluk olan ‘fakr hâli’ ile mutabık (uygun) görünüyor. Fakat Dr. Kuru Sıkı’nın fakr hali ile ilgisi delilik derecesindeki meczubiyetiyle birleşince, ilacı gibi zehirleyici dozda bir velî tipi ortaya çıkıyordu. İnsanlara akıllarının alamayacağı üslupla hitap ediyor ve bilgisinden istifade olunamıyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bu tip velîler haramın ve  helalin sınırlarını belirleyen şeriat hükümlerini aklı cüz ile birleştiremezdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aklı cüze göre başkasının malını çalmak, toplumun örfî ve devletin resmî onayı (nikah) olmadan evlilik hayatı (birliktelik-zinâ) yaşamak, insan öldürmek gibi büyük yasaklar vardır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Varlığın hakikatini sadece soyut olarak tefekküre yarayan aklı kül mantığını, aklı cüzün haramlarına uygulayan meczup (akıl ile alakası olmayan) kişiler; hırsızlık, zinâ ve cinayet gibi haramları ‘hakkın fiili’ zannedip helal kabul edebilirler. Bu mantıkla hareket eden meczup kişiye ‘velî’ de denilemez. Ancak velayetle ilgili bazı nefsi mülheme bilgilerini sızdıran aklî dengesi bozulmuş bir tip denilebilir. Bunlardan her hal ve şartta uzak durmakta yarar vardır. Hükümleri şeriata terstir, yaşantılarında örnek olamazlar ve irşad edici (yol gösterici) kabul edilmezler.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Mesela bir gün <strong><em>bir delinin dişi ağrımıştı. Dr. Kuru Sıkı hademelerden kerpeden, çekiç, keski istedi. Ne yapacağını sordular. Diş ağrısını kökten çözmek için hastanın çene kemiğini çekeceğini</em></strong> söyledi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ben de namaz kılmayı bazen  unuttuğumu söyleyip bir nasihat istedim. <strong><em>Kulaklarımın hakikatin sesi olan  ezana karşı tıkalı olduğunu ve kulakları iki taraftan birleşinceye kadar  matkapla delmek </em></strong>gerektiğini söyledi. Hemen koşarak hademelerden matkap  bulmaya gitti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Allah’a nefsimizi nasıl kurban  edeceğimizi sordum; <strong><em>çocuğun senin en değerli nefsindir, çocuğunu kes</em></strong> dedi. Bu cevabı ile Kur’an’daki ve İsrâiliyattaki (Yahudi Hikayeleri) mecazi anlatımları gerçekten ayırt edemeyecek derecede zahirden ve bâtından kopuk olduğunu anladım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bazen de çok esrarlı cevaplar  veriyordu. Bana Allah’ı anlat dedim; <strong><em>benden mi dinlemek istersin yoksa  kendisinden mi dinlemek istersin</em></strong> dedi, sustu ve konuşmadı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">4. RÜYA, RÜYA İÇİNDE</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Manisa Tımarhanesinde gerçek delilerin arasında birkaç akıllı (?) vardı. Cırtlak Efe, Arabacı Kıpti, Doktor Kurusıkı ve ben akıllı delilerden idim. Bizi de tımarhane dışındakiler tanıyamamış, deli (?) zannetmişlerdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Biz dört akıllı (?) aynı koğuşta kalıyorduk. Güneş doğmadan önce kalkmış yataklarımızda oturuyorduk. Sabah çorbasına kadar kapı kilitli kalıyordu. Gözlerim isteğim dışında duvara döndü. Duvardan Aynalı’nın süzülerek odaya geçiş yaptığını gördüm.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hiçbir şey olağan üstü gelmiyordu ve doğa yasalarıyla mucizeler arasında da bir fark görmüyordum. Çünkü bu âlem ezelden ebede ‘her şey olabilir’ mayası ile mayalanmıştı. Sürekli görüp de kanıksadığımız olaylara ‘doğa yasaları’ diyorduk. Arada sırada oluşan ya da sadece bir kez bir Resul veya velî vesilesiyle görülen olaylara da ‘doğaüstü’ diyorduk. Doğaüstü bir olay mesela Hz. Musa dönemindeki ‘denizin yarılması’ her beş bin yılda tekrar etse mucize olmaktan çıkar doğal bir hadise haline gelirdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir kez gerçekleşen olaylar  mucizedir. Aslında her insan da bir kez zahir olmak itibarıyla mucizedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba bu arada odanın ortasına kadar yürüyüp durdu. Selam verdi. Herkes selama karşılık verince, diğerlerinin de onu gördüğünü anladım. Aynalı tatlı sesiyle;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Haydi! Erenler  toparlanın, sabah kahvesini benim şatoda içelim”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Günlük kıyafetlerimizde pijama ve elbise ayrımı olmadığı için hepimiz de zaten hazır haldeydik. Buradan nasıl çıkacağız diye sormadım. Dünya hayatı tümüyle bir rüyaydı. Uyuduğumuzu zannettiğimiz sürecin rüyasında duvardan geçiyorduk. Şu anda da uyanıklık rüya sürecini yaşıyorduk. Uyumak ve uyanık olmak dünya rüyasının iki haliydi. Hepimizde aynı bilinçte olduğumuz için yoğun bir sis perdesinden geçiyormuşçasına duvardan geçip gittik.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hastane bahçe duvarından da aynı şekilde geçtik. Akıllı (?) insanlar biz delileri (?) görmüyordu. Biz bize boyutundaydık. Geçen yıl tanzim edilen yeni at pazarına gelince Aynalı durakladı. İnsanlar şiddetli pazarlıklarla at alıp satıyorlardı. Bizler başka boyutta olduğumuz için görünmüyorduk fakat atlar gördüğü için ürküyorlar, şaha kalkıyorlardı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı parmağıyla parke taşlarının arasındaki bir karınca yuvasını gösterdi. Oraya dikkatle bakmamızı istedi. Biz dört deli (?) yuvaya bakmaya başladık. Taşların üzerinde beş yüz kadar mini karınca toplanmış, kaynaşıyordu. Biraz sonra bir at tam yuvanın üzerine geldi. Yeni doğmakta olan güneşe gölge oldu. Aynalı‘nın işaretiyle yürüyüşe devam ederek at pazarından çıktık.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Mezarlığın ortasında Aynalı’nın önceki kulübesinin aynısı duruyordu. Beşimiz yeşil otların üzerine oturduk. Bu sefer Aynalı Baba kahvemizi yeni temin ettiği bir ispirto ocağında demledi. Büyük fincanlarla ikram etti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sabah ziyaretine gelenler vardı. Bir kaçı bizim oturduğumuz yere doğru yöneldiler. Birisi benim içimden geçti gitti. Ben de merak saikasıyla onun üzerine yürüdüm. Ben de onun içinden geçtim. O benim farkımda değildi. Ben ona göre ruh idim, o da bana göre ruh idi. Fakat ikimizde kendi boyutumuzda kendimizi madde olarak algılıyorduk.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yaşlı birisi ortamıza oturdu. Bizi ve kulübeyi görmüyordu fakat arkadaşına şöyle seslendi. Belli ki kalbi daha saf ve hisleri daha kuvvetliydi:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Burada  ruhlar hissediyorum. Canım da taze çekilmiş kahve çekti.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ziyaretçiler uzaklaştılar.  Yıllardan beri özlediğim kahve âleminin keyfiyle kendimden geçmişim.<span style="color: red"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">5. KARINCALARIN İMANI VE İRFANI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify" align="center"> Zifiri karanlık bir mağarada beş yüz kadar karınca yavrusu vardı çevremde. Kendime baktım ben de karıncaydım. Işık olmamasına rağmen çevremi çok net görüyordum. Hemen yanımda yatanlar da yine karınca tecellisine dönüşmüş olan tımarhane arkadaşlarımdı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birbirimize antenlerimizle mesaj göndererek haberleşiyorduk. Hepimiz birkaç günlük yavruyduk ve hızlı eğitimden geçiriliyorduk. Öğreticilerimiz yaşlı karıncalardı. Bir şeyi bir kez söylüyorlar ve hepimiz de aynı anda anlıyorduk.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir hafta içinde yuva dışına çıkacak kadar büyümüş ve her şeyi öğrenmiştik. Öğrenmek kavramı bana biraz ters geliyordu. Sanki anlatılanlar beynimin içine kendiliğinden yerleşiyordu. Davranışlarımı düşünmeden yapıyordum. Her seferinde doğru olan karar ve fiil otomatik olarak açığa çıkıyordu. Sevki tabii (içgüdü) denilen şey bu olmalıydı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İç duygularımda kin, nefret, hırs, kibir, gurur gibi şeyler yoktu. Tembellik yapamaz durumdaydım, tüm zerrelerim enerjiyle kaynıyor, sürekli hareket etmek istiyordum. Suç işlemiyordum. Çünkü sevki tabiimde suç işleme programı yoktu. Bu durumda insanlardan ve meleklerden üstün olmamız gerekiyordu. Hâlbuki insanlar âlemindeki tasnife göre en alt sıradaydık, çünkü hayvandık.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify" align="center">İnsana en üste çıkma şansını; isyan, hata, tembellik, gurur, kibir ve benzeri davranışlara müsait olması fakat bunları terk ederek disiplin altına alması mı veriyordu? Bu davranışların hiç birisini terk etmediğimi ve disiplin altına almadığımı hatırladım. Demek ki benim insanî tecellimin sadece görünüşü insan imiş, bilinç olarak şu anki hayvanî tecellimden daha da aşağıda imişim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Antenlerimize yeni bir titreşim geldi. Yuvamızın en yaşlı ve en âlimlerinden oluşan heyet bizi dışarıda bir konferansa davet ediyordu. Bölükler halinde tüm yavru karıncalar dış dünyada toplandık. Yuva dışına çıktığım anda insanlık ve hayvanlık şeklinde olan çift bilinç duygumu kaybederek tamamen karınca oldum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Dış dünyada çok tuhaf şekiller vardı. Taşlar köşeli idi ve yan yana sıralanmıştı. Bir tanesini on bin karınca kıpırdatamazdı. Sonra bu köşeli taşlar muntazam olarak toprağa gömülmüştü. Yuvamızın çıkışı bu mucizevî taşların arasındaydı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">En yaşlı âlim, ârif ve filozof  karınca yüksek bir yere çıkarak konferansa başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Sevgili gençler. Hepinizi bir arada görmek bana çok büyük şeref verdi. Biz yaşlandık, yakında da ölürüz. Fakat içimiz huzurlu ve rahat. Bu gün burada sahip olduğum evrensel sırların tamamını sizlere aktarmayı düşünüyorum. Sizin hepinizin benim sahip olduğum ilme ve irfana lâyıkıyla vâris olacağınızdan eminim.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Milyarlarca yıldan beri atalarımızın bize devrettiği ilme göre; anteni sonsuz uzunlukta olan tek ve yüce tanrımız tüm evreni biz antenli karıncaların hizmeti için yarattı. Dünyada karıncalardan başka varlıklar olduğunu da biliyoruz. Fakat onları göremiyoruz. Belki de onlar bizi görüyordur. Ve bize özenerek bakıyorlardır. Çünkü en güzel sûret karınca görünüşüdür.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Mâneviyatı açık karıncaların keşfî bilgilerine göre diğer varlıkların; acaip, garip, yetersiz vücutları ve yeteneksiz beyin yapıları olduğundan eminiz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Meselâ şu köşeli taşları buraya başı bulutlara değen akılsız devlerin döşediğine inanıyoruz. Bu taşların doğaya ve karıncaya hiçbir yararı yok. Devler akılsız oldukları için içgüdüleriyle taşları yontup döşüyorlar. Kendilerine de yararı olmayan bu işi yapma nedenleri yüce antenli tanrının onları öyle programlamış olmasıdır. Anlamsız amel işleyecek mahlûk olarak yaratılmadığımız için ne kadar şükretsek azdır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bir yıldan beri yüce antenli yaratıcımız doğaüstü olaylarla bize vahiy gönderiyor. Kendisini unutmamamız, verdiği nimetlerin değerini bilmemiz için mucizeler gönderiyor.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bir yıl önce devler yuvamızın çevresine köşeli taşlar döşedi. Düşünün bu bizim yapamayacağımız muazzam bir iştir. Bin karınca bin yıl çalışsa bir taşı ancak döşer. Düşünün ve itiraf edin! Bu devleri mutlaka yaratıcı sonsuz antenli bir tanrı sevk ve idare ediyor, onlara bu işleri yaptırıyor. Taşlara bakın, taşlardaki dizayn ve mühendisliğe bakın, ne kadar mucizevidir. Bu sanatı akılsız olan ve sadece içgüdüleriyle yaşayan insan denen devler yapabilir mi? Demek ki bu taşlar bizim işimize yaramasa da yüce antenli yaratıcımız bu taşlarda insan denilen mahluk elinden tecelli ettirdiği harika san’atıyla bize kendi varlığını ihtar ediyor.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Şu üzerimizdeki dört sütunlu buluta bakın! Milyarlarca yıldan beri bulutlar hep havada gezerdi. Bu mucize bulutun yerden başlayıp da gökyüzüne uzanan dört tane hareketli sütunu var. Tam yuvamızın üstüne gelerek bizi güneşten koruyor.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bu mucizevi bulut arada sırada sıcak yağmur yağdırıyor. Öğretim görevlilerimiz, profesörlerimiz ve yüzlerce yüksek lisans öğrencilerimiz mucize bulutlar ve sıcak yağmurlar hakkında tezler hazırlıyorlar. Henüz bu işlemin mucize mi doğa yasası mı olduğunu çözebilmiş değiliz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Yüce antenli tanrımızın, ve yüce rabbimizin hikmetinden sual olunmaz ama bizim karınca kullar olarak üzerimize düşen bilim farzını da icra etmemiz gerekiyor. Şimşeksiz, bulutsuz ve gök gürültüsüz atmosferde birden ortaya çıkan bu sıcak yağmur bulutlarının gaybî sırlarını da çözmek zorundayız.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Dördümüzün başı döndü. Antenlerimizle mesajlaştık. Karınca bilincimizin yanında insanî bilincimiz de tekrar devreye girmişti. Ben söz isteyerek yüksek yere çıktım. Yaşlı âlim karınca gururla öğrencisini dinlemeye başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Sayın üstadlarım ve değerli arkadaşlarım. Ben âcizane kardeşiniz, haddim olmayarak üstadlarımın ve değerli bilim karıncalarının tezlerine karşılık olarak bir anti tez sunmak istiyorum.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İlk olarak yüce antenli tanrımızın biz karıncalara benzeyen antenlerinin olmadığını ve karınca gibi bir bilinci olmadığını iddia ediyorum</em></strong>.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">(Üç karınca hariç  diğerleri yoğun bir titreşim koparır)</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Lütfen antitezime saygılı olun. Belki de burada gerçeği ama sadece gerçeği bilen dört karınca vardır. Hepiniz yanılıyor olabilirsiniz. Beni anlarsanız hakikat ehli olursunuz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Yüce yaratıcı ne karıncaya ne de dev varlıklara benzer. O sadece kendisine benzer. Hatta o tek olduğu ve sonsuz olduğu için benzeyecek ve ya benzemeyecek varlıklardan münezzeh olmak zorundadır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bir yıldan beri başımıza musallat olan olaylar mucize değildir. Tanrının vahyi, ikazı ve işareti de değildir. Sizin karınca gözüyle algılayamadığınız ancak bulutumsu yoğunlukta görebildiğiniz şey dört bacaklı bir hayvandır. Elli milyar karınca toplam ağırlığına eşit bir hayvandır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Başınıza  yağan da sıcak yağmur değil at, beygir ve merkep isimli dev hayvanların  idrarlarıdır.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Âlimler, profesörler ve karıncalar şok olmuşlardı. Hepsi birden beni linç etmek için üzerime hücum ettiler. Hepimiz tek top karınca kümesi olmuş kaynaşıyorduk. Birden tepemizdeki at idrarını salıverdi. Bizim dörtlü ile birlikte tamamımıza yakını idrar içinde boğularak ölmüştük.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ortalık kuruyunca bizi yuvaya taşıdılar. Ölü olduğum halde çevremi algılıyordum. Birisi beni yavaş yavaş sallıyordu. Gözlerimi açtığımda beni sallayanın Aynalı Baba olduğunu gördüm.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba tebessüm ederek</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> “İnsanoğlunun da </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>ilmi,  irfanı, imanı ve gaybi sırlara vâkıfiyeti</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> ancak âlim  karınca kadardır”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bizi tımarhaneye doğru  uğurlarken elindeki sazıyla da bir türkü tutturmuştu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Güneş  yanar, âlem döner,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bir gün  gelir, hepsi söner.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ey sâhib-i  ilm-ü hüner,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bilir  misin, sebebi kim?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ne gelen  var, ne giden var,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ne solan  var, ne biten var,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ne gülü  var, ne diken var,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bilir  misin, sebebi kim?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Her zerre  ferd yoktur eşi.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Aceb bunlar  kimin işi?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ey kendini  bilmez kişi,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bilir  misin, sebebi kim?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Haktır  desen mânası ne?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Sebep  midir? Bir kelime:</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Soruyorum  sana yine,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bilir  misin, sebebi kim?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: #3366ff">13. BÖLÜM:  ‘LEYLÂ’LI MECNÛN’</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><font color="#999999">(Bilgi notu: Üç kısa ve bir uzun bölüm  birleştirilerek yorumlanmıştır.)</font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (11. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jan 2008 22:02:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/27/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[MANİSA TIMARHÂNESİ akıl oyunları 1- ŞİZOFREN Aynalı Baba’yı bulmak umuduyla onuncu gün erkenden mezarlığa gittim. Kulübe’nin olduğu yere geldim. Aynalı Baba olmadığı gibi kulübenin yerinde de yeller esiyordu. Toprakta, otlarda ve çevredeki bitkilerde daha önce orada bir kulübe olduğuna ve bir insan yaşadığına dair hiç bir iz yoktu.. Çevrenin bu kadar izsiz olması imkânsızdı. Kulübenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="font-size: 14pt; color: red">MANİSA TIMARHÂNESİ</span></strong><br />
<span style="font-size: 14pt; color: black">akıl oyunları</span><br />
<span style="color: black">  </span><span style="color: red; font-weight: 700">1-  ŞİZOFREN</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Aynalı Baba’yı bulmak umuduyla onuncu gün erkenden mezarlığa gittim. Kulübe’nin olduğu yere geldim. Aynalı Baba olmadığı gibi kulübenin yerinde de yeller esiyordu. Toprakta, otlarda ve çevredeki bitkilerde daha önce orada bir kulübe olduğuna ve bir insan yaşadığına dair hiç bir iz yoktu..</span><span id="more-187"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Çevrenin bu kadar izsiz olması imkânsızdı. Kulübenin kaldırıldığı yerde kuru toprak olması lazımdı. Derme çatma kazıkların söküldüğü yerde çukurlar olmalıydı. Kahve demlediğimiz çalı çırpı ve kömür ateşinin mutlaka külleri olmalıydı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Yoktu. Hiçbir şey yoktu. Orası yüz yıldan beri hiç yaşanmamış kadar tabii görünüyordu. Tam kulübenin yerinde uzun yemyeşil otlar vardı. Bir günde çıkamayacak kadar normal otlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Dokuz gün rüya mı görmüştüm?</span><span id="more-371"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Hayır. Her yönüyle gerçek, dokuz ayrı boyuta yolculuk yaptığım gerçek günler  yaşamıştım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Dün gördüğüm medrese mollası zât bana doğru geldi ve selam verdi. Şaşkın şaşkın çevreyi incelememden bir şeyler aradığımı fark etmişti. Merakla sordu:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Hayırdır muhterem! Ne arıyorsun?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Hiç!”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Hiç aranmaz. Hiç zaten yoktur. Haydi, söyle bana ne  kaybettin? Ya da ne bulmak istiyorsun?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Aynalı Baba’yı ve kulübesini arıyordum.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Molla tatlı tatlı güldü ve alaylı bir tavırla konuştu:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Sen akıllı birisine benziyorsun ama sen de mi efsane peşindesin? Aynalı deli buradan gideli neredeyse yüz yıl olmuş. Herkes onun evliya olduğuna inanmış. Arada sırada burada görünür yalanı uydurulmuş. Ama o evliyadan değil, cinlerin zır zır delisinden olsa gerektir. Evliya olsa mezarlıkta saz mı çalar? Kaval mı üfler. Hele hele kâfir çalgısı piyano mu çalar? Ne evliyası be! O cinlere karışmış bir deli!”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Daha  fazla şey konuşmadan eve döndüm. Yüzümün tuhaf ifadesi annemi kuşkulandırdı.  Israrla ne olduğunu sordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Aynalı’ya ilk buluşmamızda verdiğim sözü unutarak her şeyi olduğu gibi anlattım. Hâlbuki hiç kimseye Aynalı’dan bahsetmemem gerekiyordu. Annem çığlık çığlığa komşulara koştu. Hem kapı kapı dolanıyor hem de bağırıyordu;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Yetişin komşular! Benim oğlana mezarlıkta cinler karıştı. Kafayı üşüttü. Aynalı deliyi gördüğünü zannediyor. Olmayanı görüyor. İmdât!..”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Aynı gün tüm mahalle geçmiş olsuna geldiler. Yine aynı günün akşamı iki zâbit, bir deli hekimi ve iki deli hademesi gelerek beni zavallı gözü yaşlı annemden teslim aldılar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Yolda ellerinden kaçtım. Yıllarca Anadolu ve Rumeli yakasında Aynalı’yı aradım. Ne gören vardı nede duyan vardı. Nihayet bir gün yakalandım ve tekrar zabitlere teslim edildim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Ne dediysem, ne kadar sırlardan bahsettiysem, insanın aslının ve hakikatinin hak olduğundan dem vurduysam da hep deliliğime bağlayarak teşhisimi iyice ağırlaştırdılar. Akıllanmaz ve iflah olmaz akıl hastalığı (şizofren) sınıfına sokup en kısa zamanda Manisa Tımarhanesine kapattılar. Soğan gözlü cinlerin boyutunu ve oradaki halimi hatırladım. Onlarla hiç konuşmayarak anlaşabilmiştim ama kendi cinsim olan beşer sınıfıyla anlaşamamıştım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2- MEKTUPLAR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Aklımı kaçırdığımı tüm eski dostlarım da duymuştu. Birisi beni zavallı yerine koyarak hazîn bir mektup göndermiş. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle yazmış.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Azizim Râci!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Ayyaşlık devresinden sonra hastalık devresine gireceğini tahmin ediyordum. Ama ince hastalık (verem ve siroz) beklerken her zamanki gibi bizi şaşırtarak akıl hastası oldun. Evliya gördüğünü, gâipten sırlar elde edip Hakk’a vasıl olduğunu iddia etmişsin. Kafanın içinde sonsuz âlemler barındırdığını ve her âleme gidip yıllarca dolaşıp aynı saniyeler içinde geri döndüğünü saçmalıyormuşsun.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Azizim Râci, sen nasıl bir filozof ve aydın batılı bilim adamısın? Hani İslam’ın üstünlüğünü batıya kanıtlayacaktın? Kanıtların dokuz tane cin âlemi hikâyesi mi? </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Uykudan, rüyadan, keşiften, kerametten şeriatta kanıt  olmaz diyen sen değil miydin?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Eski zarif üstadım Râci olduğun günler hatırına bana  cevap ver.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Allah; yakalanmış olduğun “avanaklaşma” (şizofren)  hastalığına sağlık ve sıhhat bağışlasın. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Dostun Sâmi.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Arkadaşıma anladığı dilden  bir cevap gönderdim:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Sevgili Sâmi!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Mektubunu okudum. Hatırın için hayalimin derinliklerindeki aydınlıktan, sizin karanlık çukur dünyanıza beş dakikalığına çıkıp şu mektubu yazdım.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Âlemin tımarhane, insanların da deli olduğunu söyleyen sen değil miydin? Şimdi benim deliliğime niçin hükmediyorsun? Senin gibi düşünmediğim için mi aklımı yitirdim? Ya da herkes gibi deli olmadığım, tüm delilerin içinde tek akıllı olduğum için mi hepiniz bana deli diyorsunuz? Ne dediğiniz umurumda değil.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Ben âlemlerin bir hayal perdesi olduğunu anladım. Gerçek ise hayal perdesinin işaretiyle anlaşılabilir. Her gerçek daha üstün bir gerçeğe göre yine hayal hükmündedir. Bu sonsuza kadar böyle sürer gider.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Basit dünya aklı ve fen bilimleri adi vak’aları formüllerle anlatır. Ben bu bilimleri hak ya da batıl olarak tartışarak boşa vakit harcamam. Benim amacım doğum ve ölüm arası yaşamda dünyaya niye geldiğimizi, ne olacağımızı anlamak ve bizi göndereni tanımaktır.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Benim amacıma, senin hayvanların yeme içme ve iyiyi seçme içgüdüsüyle aynı olan aklı meaşın (dünyasal akıl) cevap veremez. Fen bilimlerinin de “ruh” diye bir bâbı (bilim dalı) yoktur.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Ben aradığım soruların cevabını içine düştüğüm hayal  aleminde, a’mak-ı hayalde  buldum.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Senin göremediğin yıldız kümelerini, uzayın sonsuz derinliğini ben ışıksız ve gözsüz görüyorum. Maddenin en küçüğünün milyarlarca daha küçüklerini elsiz tutup, onlarla dilsiz konuşuyorum. Ben öyle bir öz oldum ki; uzak ve yakın, görünen ve görünmeyen, madde ve ruh aynı oldu. Madde âleminin aslı benim emrimin tecellisi, mânâ alemi ise benim irademin yansımasıdır. Ama ben yine de aç olan ruhumu doyuramadım. Hâlâ ilme ve irfana açım. </span></em> </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">İlmin ve irfanın efendisi HER ŞEYİN OLDUĞU GİBİ olduğunu ilan etti. Hayatı olduğu gibi kabul edip, sonsuza kadar mükemmelleşmeye gayret etmek yapacağımız tek iş. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Yaşamda, “Ben evrenle bütünleşip ‘nirvana’ oldum” ya da ‘Benim varlığım yok oldu, Allah bâki kaldı (fena fillah)’ ve benzeri şeylerle her hangi bir şey olmak yok. Sadece bilmek var. Bilmenin de sonu yok. Bundan dolayı ben sonsuz bir halde aç kalmaya mahkûmum. En büyük çile bitmeyen ilim ve irfan açlığıdır. Gerisi bedensel eziyet ve terbiyedir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">En büyük çilem benim en büyük ruhsal zevkimdir. Bu delilikse ve mekânı tımarhâne ise, bedensel zevklerin yeri de sizin mekânınızsa, herkese hak ettiği yer hayırlı olsun dostum.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Mezarlıkta gördüğüm Aynalı’ya kimisi cin, kimisi cinlere karışmış deli, kimisi de hayalet dedi. Herkes doğru söyledi. Çünkü her insan ne görüyorsa ya da ne göremiyorsa ona göre hüküm verir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Aynalı, sizin basit algılama organlarınızın algılayamayacağı kadar gerçektir. Ve siz hükmünüzde mazursunuz, kapasiteniz kadarını beyan edersiniz.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Benim kapasitemi dile getirmemin adı “avanaklaşma” ise “sadece benim gördüğüm ve benim bildiğim doğrudur” diyenlerin de hastalığına ben ad bulamıyorum. Yerine bir tımarhâne anısı yazıyorum.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Geçen gün bizi toplu olarak tebdili mekân maksadıyla mezarlığa götürdüler. Mezarlıkta serbest gezinen bir deli gördüm. Elindeki teraziyle oynuyordu. Ne yaptığını sordum. Şu cevabı verdi:</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ahmaklıkla mârifeti tartıyorum.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Bundan maksadın nedir?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Mevcut malımı anlamak!..”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ne kadar malın var?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ahmaklığım o kadar ağır ki, sanırım bu zamanın  Kârun’u benim.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Beni unutman ve meşgul etmemen dileğiyle, hoşça kal.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">3- AŞK YA DA BEĞENİ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Hastane yönetimi benim zararsız deli olduğuma karar verdiği için haftada bir gün  çarşı izni vermeye başlamışlardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Deli olmadığımı kimseye anlatamadığımdan dolayı zorunlu olarak perişan bir görünüşe dönüşmüştüm. Saçım sakalım birbirine karışmış, kıyafetlerim eskimiş ve solmuştu. Kunduralarımı da hademeler gasp etmişti. Ayaklarıma çaput sararak dolaşıyordum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">İzin günümü “Ayn-ı Âli Sultan” şehir mezarlığında geçiriyordum. Eski halimi bilen sade vatandaşlar, son halimi evliyalığa bağlamışlardı. Makamımı gizlemek için perişan giyinip, anlaşılmaz laflar söylediğime ve benim bu özelliklerimden dolayı da Melâmi evliyası (</span><span style="font-size: 10pt; color: black">kendini  çeşitli yollarla gizleyen ârif</span><span style="color: black">) olduğuma  inanıyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Halkı bu düşüncelerinden dolayı eleştiremezdim. Ben de Aynalı’yı saz ve piyano çaldığı için sahte evliya zannetmiştim. Müslümanların şartlanmalarında evliya tipi sadece fakir ve düşkün görünümdü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Yollarda önüme geçip dua, şefaat, nasip isteyenler olduğu gibi alay edenler, sövenler de oluyordu. Hiçbir şeye tepki vermiyordum. Tepki versem de vermesem de deliliğime ve ya evliyalığıma bağlanıyordu. En iyisi susmaktı. Tepkisizlikte tefekkür daha güzel oluyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Sevene de kızana da yine suçlamada bulunamıyordum. Halkın görmediğini görmek ve gerçek olduğunu iddia etmek, hem delilik hem de velilîk alâmeti olarak kabul görüyordu. Ben de Aynalı’yı görmesem ve birisi gördüğünü iddia etseydi mutlaka akıl hastalığına hükmederdim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu düşünceler içinde mezarlığa geldim ve ebegümeçleri arasındaki bir mezar taşına dayandım. Eski dostum Sâmi beni Melâmice yaşamdan kurtarmak ümidiyle ve muhtemelen annemin ısrarıyla mezarlıkta bekliyordu. Aynı anda başka bir kadın da her hafta geldiğimi bildiği için yolumu gözetiyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> İkisine de heykel gibi bakarak “Niçin geldiniz?” diye sordum. Sâmi perişan  görüntüme dayanamayıp ağlamaya başladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Kadıncağız da gözyaşı seliyle diz çökerek derdini anlatmaya başladı;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ah şeyhim!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Meczûb efendim!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Evliya beyciğim!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">Zavallı kızım Nefise on beş yaşında çıldırdı. Lütfullah Bey’in oğluna gizli sevda beslemiş. Oğlan attan düşüp ölünce kızım dayanamayıp aklını kaçırdı. Neyim var neyim yok hepsini satıp türbelere, mahalle şeyhlerine adaklar sundum, hediyeler verdim. Hiç fayda olmadı. Kızımı tımarhaneye koydular. Son çare seni tavsiye ettiler. Senin duanı Allah geri çevirmezmiş dediler. Ne olur bana yardım et!”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Kadının göz yaşı seline Sâmi dayanamayıp teselli etmeye çalıştı. Ama kadının gözü evliya zannettiği benim üzerimdeydi. Bense taş gibi hiç oralı olmadım. Gözümü boşluğa dikip ‘aşk’ ve ‘çılgınlık’ hakkında tefekküre başladım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Sâmi  başıma dikelip;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">“Şu zavallı kadıncağızın kızına dua etsene be taş kalpli duyarsız, akli dengesi kayık evliya!” diyerek beni alayla karışık azarladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Kadın, Sâmiye “<strong><em>Aman çelebim, saygılı konuş, sonra benim yüzümden  çarpılırsın</em></strong>” dedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Yaslandığım yerden ayağa kalkarak Sâmi’ye seslendim:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Ben mi deliyim yoksa sen mi delisin behey divâne! Milyonlarca yıldan beri biri âşık olur, biri ölür, biri çıldırır, biri de ağlar. Bu kadar adi ve basit bir hayat kanunu karşısında sen dengeni aniden kaybedip üzerime saldırdın. Bense bu kadının dilinden bana ulaşan evrensel mesajlar üzerinde yoğunlaştım.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Aşk nedir? Aşkta neden ikilik görülür de teklik görülmez diye düşündüm. Seven ve sevilen tek varlığın iki kutbudur. Bunu anlayan gerçek aşkı bulur, anlamayan ise keçinin otu beğenmesi gibi birbirlerini beğenirler ve adına da aşk derler. Bana ne Nefise’nin bir oğlanı beğenisinden. Size ne Nefise’nin hakikatindeki sırları bilmekten! Nefise ve aşkı benim için ikilik değil teklik mesajıdır ama sizin dünyanızda ille de ikili beğenidir!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Anlattıklarımdan bir şey anlamıyorsunuz, biliyorum. Çünkü alık alık yüzüme bakıyorsunuz. Kusuruma bakmayın ben çılgınım ve ne dediğimi bilmiyorum(?).</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Çıldırmak nedir?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Çıldıran kimdir ve niçin çıldırmaktadır?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Size okkalı bir cevap vereyim mi?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Yine anlamazsınız ama ben anlatayım.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Seven varlık sevgisini vereceği ikinci bir varlık bulamaz ve sevilen olarak kendisini başka bir isim ve resimle peydâ eder. Bir an sonra kendini böyle kandıramayacağını ve aşkın asla gerçek olmadığını fark eder. Ve sonsuz yalnızlığın sonsuz karanlığına gömülür. Sen yalnızlıktan de ben de teklikten diyeyim, ikisi de aynıdır ve çıldırma nedenidir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ağlamak nedir?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ağlayan kimdir ve niçin ağlar?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Kadın ağlar da demir ağlamaz mı?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Evet kadın ağlar, demir ağlamaz. Kadın nedir? Demir  nedir?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ağlayan nedir, ağlamayan nedir?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Bu suallerin cevabı yok. Niçini ve nedeni de yok.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her şey niçinsiz ve nedensiz. Çünkü tek olan niçinsiz  ve nedensiz.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">(Sâminin kolunu acıyla büktüm)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ben sen değilim. Eğer ben sen olsaydım kolunu  bükemezdim ve sen acı duymazdın. Bu senin gerçeğindir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Benim gerçeğimde ise büken el ve bükülen kol tek varlığın kendisini arada sırada kontrolüdür. Kendini ebedi hayalden uyandırmak için nâfile çimdiklemeleridir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Size göre aşk bir beğeni zevkidir. Bu tür zevk en aşağı bedensel boyutun duygusudur. Bize göre aşk, âşıksız (sevensiz) ve mâşuksuz (sevilensiz) hakikattir ki ruhsal zevkin zirve duygusudur.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ey Sâmi! Bu kadına acıyorsun da ezelin ve ebedin yalnızlığından çıldırmak üzere olan şu zavallı Râci’ye neden acımıyorsun? Onun kızı çıldırmış benim ise tüm kâinatım çıldırmak üzere.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Beni neden meşgul ediyorsunuz? Beni yine niçinli ve nedenli süfli aleme indirdiniz. Tam tüm tezatları cem etmek üzereydim ki beni yine kesrete sürüklediniz.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Hitabımdan bir şey anlamayan Sâmi ve kadın mezarlıktan uzaklaştılar. Ben de  tımarhaneye döndüm.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">4- BEN AYNALI’YIM, AYNALI DA RÂCİ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bir gün tımarhane avlusunda güneşleniyordum. Deliler birisinin etrafında halka olmuşlar “Aynalı! Aynalı!” diyerek dönüyorlardı. Neredeyse kalbim duracaktı. Yıllarca karış karış aradığım Aynalı Baba delilerin arasından bana tebessüm ederek bakıyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu  sefer temkinli davrandım. İşi gücü deli dövmek olan Gulyabani lakaplı hademeye  sordum:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Şu deli halkasının ortasında birisini görüyor  musun?” </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Gulyabani merakla baktı; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">“<strong><em>Hayır  görmüyorum! Bu dayak delileri yine oyun oynuyor. Sen görüyor musun?</em></strong>”  diye aniden bana sordu. Görüyorum desem kesinlikle dayak yiyecektim. Hayır  diyerek Gulyabaninin gitmesini bekledim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Aynalı Baba da delilerin arasından sıyrılıp yanıma geldi. Hiç tepki vermedim.  Aynalı bozulmuş gibi sordu;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Hoş geldin demek yok mu nûrum?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Hayaletlere hoş geldin denmez.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ben hayalet değilim.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Var da değilsin.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Hayal perdesinde yokum ama zamansız bir bilincin  gerçek âleminde varım.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Yüz yıl önce kaybolduğunu söylediler.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Evet, yüz yıl önce beş duyu dünyasına görünmeme  kararı aldım, buna ölüm diyebilirsin.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Bana neden görünüyorsun?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ben sana görünmüyorum. Sen beni görüyorsun.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Beynim hayal mi üretiyor?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Hayır senin beynin sağlıklı. Bilincin benim hayatta iken ulaştığım ilim irfan boyutuna ulaşınca kendini ‘Aynalı Baba’ olarak gördün. Gören de görünen de sensin. Çokluk mantığından teklik mantığına döndüğün için kendini başka isim ve resimle görüp sevebiliyorsun.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Aynalı ben isem Râci kim?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Tek ve yalnız olan Aynalı’nın Râci isminde ve  resminde bir tecellisidir.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Ben senim, sen de bensin. Bu iki öznenin toplamı bir  mi ediyor.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Evet, vahdet matematiğinde her sayının toplamı, çarpımı, bölümü bir’e çıkar. Fakat herkes bu hesabı yapamaz. İkiye iki, üçe üç, beşe beş derler.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Bu ne tür bir oyun?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Külli aklın, kendi kendisiyle ‘akıl oyunları’dır.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Akıl içinde akıl. Her akıl bir alt akla göre deli  kabul edildiği bir oyun, öyle mi?”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Evet nûrum öyle. Hadi git hastane ocağından iki  kahve al gel.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Olmaz, dayak yerim.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em> <span style="color: black">“Sen al gel. Sen delisin iki fincana bir fincan desen ve ocakçıya üç fincan parası versen, ocakçı seni Gulyabani’ye karşı korur. Ama iki fincana bir fincan desen ve bir fincan parası versen dayağı yersin!”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Tımarhane duvarından içeri atılan bozuk paraları toplayıp sakladığım yerden aldım. Aynalı’nın dediği yaptım. Ocakçı Gulyabani’ye fısıldadı. Gulyabani bana ilişmedi ama kendi kendime konuştuğumu ve iki fincanı da benim kullandığımı kendi mantığına göre algılayarak uzaktan beni göz hapsine aldı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Aynalı Baba ile kahvemizi yudumlarken kendi kendime  sordum:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Ben gerçekten şizofren miyim?”</span></em></strong><br />
*   *  *<span style="color: #3366ff; font-weight: 700"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><span style="color: #3366ff; font-weight: 700">12. BÖLÜM</span><br />
<span style="color: #3366ff"> ‘ÇİFTE HAFIZLAR, CIRTLAK EFE, DOKTOR KURU SIKI</span><span style="color: #3366ff"> ve</span><span style="color: #3366ff"> DOĞA YASALARI’</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-11-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (10. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-10-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-10-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jan 2008 23:04:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/24/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-10-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm dokuzuncu gün ULULAR MECLİSİ her şey olduğu gibidir 1. PİYANİST EVLİYÂ “Yolları ne var ayrı ise? Hep sana âşık / Her birisi bir yol ile gülzâra gelirler” Niyâzi-i Mısrî Sisli bir sabahta erkenden uyandım. İçimde sebebini bilemediğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-1-bolum/"><span style="font-size: 8pt">1. Bölüm</span></a><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-2-bolum/"> 2. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-3-bolum/"> 3. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-4-bolum/"> 4. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-5-bolum/"> 5. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/"> 6. Bölüm </a><a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-7-bolum/"> 7. Bölüm</a> </span><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-8-bolum/"> 8. Bölüm </a><a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/31/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-9-bolum/"> 9. Bölüm</a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt; color: black">dokuzuncu gün</span><br />
<strong> <span style="font-size: 14pt; color: red">ULULAR MECLİSİ</span></strong><br />
her şey olduğu  gibidir<br />
<span style="color: red; font-weight: 700">1. PİYANİST EVLİYÂ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"> <span style="font-size: 8pt"><font color="#0099ff">“Yolları ne var ayrı ise? Hep sana âşık</font></span><font color="#0099ff"><span style="font-size: 8pt"> / Her birisi bir yol ile gülzâra gelirler” </span><br />
<strong><span style="font-size: 8pt">Niyâzi-i Mısrî</span></strong></font></p>
<p class="MsoNormal">Sisli bir sabahta erkenden uyandım. İçimde sebebini bilemediğim bir sıkıntı vardı. Yavaş yavaş mezarlığa doğru yürümeye başladım. Bu gün havanın sisli, içimin sıkıntılı olmasından dolayı hüzünlü ney iniltisi dinlemek istemiyordum..<span id="more-181"></span></p>
<p class="MsoNormal">Mezarlığın duvarına yaklaştıkça kulağıma saz sesi gelmeye başladı. Sabah ziyaretine gelen bir medrese mollası yüzünü ekşiterek; “Bizim Aynalı deliye bu gün yine şeytan karışmış herhalde, ölülere saz çalıveriyor” dedi.</p>
<p class="MsoNormal">Kulübenin önüne geldiğimde Aynalı Baba bir iskemleye oturmuş, neşeli bir saz taksimi geçiyordu. Sessizce yanına vardım, boş duran diğer iskemleye de ben oturdum. Kendinden geçmiş halde hem çalıyor hem de söylüyordu:<span id="more-368"></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center"><strong><em>Zâhid bize ta’n eyleme,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hak ismi  okur dilimiz,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Sakın!  Efsâne söyleme,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hazrete  gider yolumuz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Ey katı ve taklitçi dindar!.. Saz çalan şu mümini  kınama, küfürle suçlama. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Hakkın ilminden başkasını dilimiz söylemez. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Sakın bize ilim irfan diye hikâye ve masal  anlatmaya kalkışma. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Bizim yolumuz her an hakikat huzurunda olmaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Erenlerin  çoktur yolu,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Cümlesine  dedik beli,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ko  desinler bize deli,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Usludan  yektir delimiz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Kendi özünü tanıyanların hakikati anlatış yolları  farklı farklıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Biz bunların hepsinin aynı hakikati farklı  mantıklarla izah ettiğinin bilincindeyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Her yolun hakikate çıktığını söylemek delilik  ise, bundan korkumuz yok, deli desinler bize. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Ama bizim delimiz onların en akıllılarından daha  da akıllıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Muhyi sana  ola himmet,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Âşık isen  canan minnet!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Elîf  Allah, mim Muhammed,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Kisvemizdedir dâl’ınız.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Ey Muhyî! Sana Hakk’ın ilim ve irfanla sağladığı  yardımı ulaşsın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Eğer gerçekten Hakk’a âşıksan etrafın  dedikodusuna aldırmazsın. Hatta çevrenin baskı ve zulmü senin değerini açığa  çıkarır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Başı ve sonu olmayan düz çizgi (elif harfi- ا)  Allah’ın tek varlık olduğunu bildirir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Elif harfinin bir ucu kıvrılıp da kendini  seyretmeye başlayınca (mim- </span> <span dir="rtl" style="font-size: 10pt; font-family: Arabic Transparent" lang="AR-SA"> م</span><span style="font-size: 10pt"> ) olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Mim ya da Muhammed ismi ile de kendi hakikatini  idrak eden bilinç boyutuna işaret olunmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Elif’in bir vechi (yönü) zahir isminin, diğer  vechi (yönü) bâtın isminin tecellisidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Elif’in iki vechi (yönü) ortadan kıvrılıp kendini  seyre dalınca (dal-</span><span dir="rtl" style="font-size: 10pt; font-family: Arabic Transparent" lang="AR-SA">د</span><span style="font-size: 10pt">)  harfi olur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Bu da abdiyyet sırrı olan ‘abduhû’ hakikatinin  dal harfiyle anlatımıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Abdiyyet hali bu sırrı taşıdığı içindir ki en  yüce mertebe sayılmıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı’nın saz ile okuduğu  şiirin derin anlamları içinde yüzerken birden seslenince irkildim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“<strong><em>Evlat ben sadece saz  çalmam. Her türlü musıkî aletini de çalarım</em></strong>” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sisin verdiği sıkıntımı biraz  olsun hafifletip neşelenmek için içimden espri yapmak geldi. “<strong><em>Piyano da  çalar mısın?</em></strong>” diye gülerek sordum. Bana en az bir düzine batılı piyano bestekâr ismi ve eserlerini saydı. Her eserin ana temasını da ses ve ıslıkla tarif etti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kerameten (keramet olarak) söylüyordur diye düşünüyordum. Koluma girerek kulübesine götürdü. İlk defa içeri giriyordum. Loş odanın bir köşesindeki eski örtüyü kaldırınca gözlerime inanamadım. Eski bir piyano tam karşımda duruyordu. Gaz lambasını yaktı. Piyanonun başına oturdu. Nota defterinden bir yaprak seçti ve kısa bir konser verdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ney çalan evliya olabilirdi. Çünkü ney Nebî mesleği çobanlığın kavalını andırıyordu. Saz da Horasan erenlerinin kopuzuyla tasavvuf dünyasına girmişti. Ama piyano bir Osmanlı evliyasının kullanabileceği bir çalgı aleti değildi. Hele mezarlıkta yaşayan ve kendini tamamen ahirete vakfetmiş bir evliya?</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı aklımdan geçen her  suale arifane cevaplarını verdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Şeytan  çalgı çalmaz nûrum. O zavallının ne mızrap tutacak eli var ne de tuş basacak  parmakları var.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ney üfürmek, saz çalmak hocasız mektepsiz öğrenilebilir. Ama piyano çalmak bir sanattır. Deftersiz, kalemsiz, üstatsız ve mektepsiz olamaz. Sanatı üstadından öğrenmek Allah’ın kanunudur, kerameten piyano çalmak Allah kanunlarına isyandır. Âsiden ârif değil hokkabaz olur.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Çalınması en zor enstrüman ‘insan’dır. İnsan denilen sonsuz akort ayarlı enstrümanı doğru olarak çalmak için en zor çalgı aletlerinden birini öğrenmek gerek. Ben de piyanoyu tercih ettim ve üstadından öğrendim.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Dünya ve  ahiret bizim için iki ayrı mekân değildir. Dünyaya küsen ahirete de küser.  Dünyayla barışan ahiretle de barışır.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Kendini  tanrı dostu zannetmenin onulmaz marazına düşen (şizofren) zavallılar,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>halka  ahiret adamı olarak görünür. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Gerçek  Allah dostları ise dünya ve ahiret arasındaki sınırı kaldırıp her şeye hakkını  verirler.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba konuşurken kafamdaki yanlış bilgiler yıkılıyordu. Kulaklarımda ise Avrupa saraylarında dinlediğim senfoniler yankılanmaya başlamıştı. Farkında olmadan a’mak-ı hayalime dalmışım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2. BEŞERİYETİN SORUSU</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gayet büyük bir sarayın içinde bir locadayım. Saray duvarları yüzlerce küçük loca ile dolu. Her locada bir insan oturuyor. Sarayın salonu ise binlerce insan alacak kadar geniş.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Salonun ortasında sıralanmış tahtlar var. Birisi diğerlerinden daha yüksekte duruyor. Tahtlarda yüzleri peçeli, heybetli insanlar oturuyor.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birisi ayağa kalkarak konuştu:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Geçmiş ve gelecek tüm  insanların namına ‘beşeriyet’ gelmiş. Meclisimize bir suali varmış. Münasip  bulursanız gelsin”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Mecliste bulunanlar başlarıyla  onayladılar.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sefil kıyafetler içinde,  sakat, hasta ve zavallı ‘Beşeriyet’ sararmış çehresiyle ürkerek içeri girdi.  Reis vekili hitap etti:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Ey Beşeriyet! Otur.  Rahat et ve sualini sor.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Beşeriyet oturmadan dedi ki:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“<strong><em>Oturmak ve rahat etmek mi? Yüzbinlerce yıldan beri oturup rahat edecek vakit mi buldum? Bir taraftan geçim sıkıntısı ve ihtiyaçların tazyiki, diğer taraftan bedenimdeki bin türlü hastalık… Rahat etmeye imkân yok. Bu kadar zor şartlar altında intihar etmeden varlığımı sürdürmem çok zor. Bu intihar düşüncesi beni rahatsız ediyor. Hiç olmazsa bu sefalete niye katlandığımı ve niçin intihar etmediğimi birisi bana izah etse”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Beşeriyet son derece dertli ve çaresiz idi. Meclisi zavallı ‘beşeriyet’in ümitsizliği ve karamsarlığı kaplamıştı. Birisi ayağa kalkarak Beşeriyet’i teselli etmek için şunları söyledi:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“İnsanı hayata bağlayan bin türlü lezzetler ve çeşitli beşeri bağlar var. Ama hayat denilen şey ise kısa bir ömür ve binlerce dert ile keder dolu. Buna rağmen herkes onun peşinde koşmaktadır. Bunun hikmeti nicedir, kimse bilmez.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hayat insanı bir an rahat bırakmaz. İnsan doğunca ağlar, bebekliğinde, çocukluğunda içi yana yana ağlar. Gençliğinde dünya tazyikinden sessizce feryad eder, kimse duymaz. Bitmez tükenmez beklentileri vardır. İhtiyarlığında ise yüz bin meşakkat ve sıkıntı çeker.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ecel vakti  geldiği zaman bitmeyen ömrün sadece ‘bir an’dan ibaret olduğunu anlar. Bunca  sefalet bir an için miydi der.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hayattaki bu zevk ve kıymet, akıllı kimseler için Allah’ın kudret eserlerini seyretmek; cahiller için de yemek ve şehvetten ibarettir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ârifler  zevk ve keder denilen şeylerin Hakk’ın cemal ve celal esmasının birbiri ardınca  tecellisi olduğunu bilirler. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Cahiller  ise ‘Celalsiz’ bir ‘Cemal’ peşinde koşmak;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>hayvani  acısız, elemsiz, kedersiz bir ömür sürmek sevdasındadırlar. </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Zevkleri  hemen unuturlar acıların ise özellikle kendilerini bulduğunu iddia ederler. </em> </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ve  ömürleri Hz. Celal’e isyan ile geçer. Hz. Cemal’i ise tanrı edinmek isterler”.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Beşeriyet bir ah çekti ve:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Doğru, doğru… Bana söyleyiniz, merhamet ediniz; hayattan tiksiniyorum, onsuz da edemiyorum. Sonsuz mutluluk nedir? Bunu izah ediniz”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Reis vekili:“<strong><em>Bu meseleyi  ancak ‘ilmin ve irfanın efendisi’ halledebilir”</em></strong> dedi ve meclis beklemeye  başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">3. ULULARIN CEVABI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Saraydaki senfoni sustu. İlmin  ve irfanın efendisi geldi. Meseleyi anladı. Mecliste bulunanlara sıra ile söz  verdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İbrahim a.s.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk;  çalışmak, kazanmak ve kazandığını insanlarla paylaşmaktır</em></strong>” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Musa a.s.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk;  nefsini, Firavun gibi insanın başına bela olan aşırı isteklerden arıtmaktır”</em></strong>  dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Çin diyarının âlimi Konfüçyüs,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk; bir  tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktır</em></strong>” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Eski Yunan’ın mistik filozofu  Eflatun (Platon),</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“<strong><em>Sonsuz mutluluk; her  şeyin hiç bozulmayan ideal özünü daima akılda tutmaktır</em></strong>” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Eflatun’un talebesi akıl ve  mantık uzmanı Aristotales,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk; tüm  eşyayı ve tüm olayları cinsine göre sınıflayıp mantık süzgecinden geçirmektir”</em></strong>  dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Orta doğunun gizemli insanı  Zerdüşt,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk;  aydınlığın karanlığı yok etmesidir”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hinduizm’in büyük üstadı  Brahma,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk;  nefsinin her isteğine tersini vermek ve zannımızın aksinin doğru olduğunu  anlamak”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İsâ Mesih a.s.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk;  geçmişi unutmak, şimdiki hali hoş görmek ve geleceği düşünmemektir</em></strong>”  dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Lokman Hekim,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“İnsanlar bu kavramı  elde edemedikleri her şeyi ifade edebilmek için icad etmişlerdir”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hızır,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Sonsuz mutluluk; gönüle bitmek tükenmek bilmeyen isteklerin girmemesidir. Böyle bir gönül her an her yerde bir hayalet gibi tecelli edebilir”</em></strong> dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Buda, ayağa kalkarak,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em>“Ey Beşeriyet! Sonsuz  mutluluk; evrenle bütünleşip yok olmanın diğer adıdır. Nirvana! Nirvana!”</em></strong>  dedi ve oturdu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Salonun ortasındaki  beşeriyetin başı döndü, sendeledi ve yere düşerek, “<strong><em>Hangisi doğru?”</em></strong>  dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">4. BEŞERİYETİN İLACI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İlmin ve irfanın efendisi  ayağa kalkarak;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ey  Beşeriyet!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Mutluluk, </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>hayatı  olduğu gibi algılamak,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>hayatın  sırtımıza yüklediği yükleri taşımak</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>ve</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>her şeyin  daima daha mükemmele gitmesi için</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>üzerimize  düşeni yapmaktır!”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Beşeriyet ayağa kalktı. Canlı  ve dinç bir sesle;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ey ilmin  ve irfanın efendisi!.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Her  boyutun tanıdığı bilgi kaynağı!.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Her  beşerin kendi levhi mahfuzundaki</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>‘okunası  bilgileri’ </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>irsal etme  sisteminin kurucusu!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Beşeriyetin dertlerini anlayan</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ve</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>ilacını  tam olarak tavsiye eden</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>yalnız  sensin sen”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hayatı olduğu gibi algılayabilmek için algılama aracı olan bilincimizin (kalbimizin) ilim ve amel ile arınması doğal haline dönmesi gerekir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hayatın yükleri; kendi elimizle hazırladığımız geleceğimiz ve kendi elimizde olmadan geleceğimizi etkileyen olaylardır. Acı ve tatlı her olayı kendi ruh sağlığımızı bozmayacak şekilde karşılamalıyız.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Biz istesek de istemesek de  yaşadığımız iyi ve ya kötü olaylar her birimi en mükemmel geleceğine  taşımaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">A’mak-ı hayalimden çıktım. Sis  dağılmıştı. Gayet dinç olarak ayaktaydım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Saraydaki ‘beşeriyet’in ben olduğumu anladım. Hayalimin derinliklerinden bana hitap edenler gerçekte o şahıslar değildi. Benim yıllar boyunca kütüphane köşelerinde yaptığım çalışmaların bilincimde oluşturduğu birikim boyutlarıydı. Aynalı Baba kahve âlemlerinde beynimin akordunu ‘kendimle buluşmaya’ ayarlıyordu. Ve ben levhi mahfuzumdaki külli bilgiden nasibim kadarını indirebiliyordum yani ‘irsal’ ediyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kulübenin önünde bir fincan kahve ve kapalı bir zarf duruyordu. Çevremde Aynalı Baba gözükmüyordu. Zarfın üzerinde inci gibi bir yazıyla “ <strong><em>Kahveni iç ve zarfı aç</em></strong>”  yazıyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gayet sakin kahvemi içtim.  Keyifle zarfı açtım. İkiye katlanmış kâğıdı okudum:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Elvedâ!  Gün gelir ki, yine görüşürüz.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Akşama kadar “bom boş”  mezarlıkta hazîn hazîn ağladım…</p>
<p class="MsoNormal" align="left">(devam edecek..)</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-10-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (9. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-9-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-9-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 09:48:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-9-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm sekizinci gün EBEDÎ BİLMECE ruh bedendir beden ruhtur 1. ÂLEMLER VATANIM, İNSANLIĞIN IZDIRABI RUHUMDUR “Verrâsihûne fil-ilm” “İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi Rabbımız katındadır derler…” Âl-i İmrân sûresi, âyet: 7 Sabahın alaca karanlığında mezarlıktayım. Aynalı Baba; “Evlat, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"><a href="http://yorumsuzblog.adrese.com/amak-i-hayalin-yorumlu-ozeti-1-bolum/"> <span style="font-size: 8pt">1. Bölüm</span></a><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-1-bolum/"> 2. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-2-bolum/"> 3. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-3-bolum/"> 4. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-4-bolum/"> 5. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-5-bolum/"> 6. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/"> 7. Bölüm</a> </span><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-8-bolum/"> 8. Bölüm</a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><span style="font-size: 10pt; color: black">sekizinci gün</span><br />
<strong> <span style="font-size: 14pt; color: red">EBEDÎ BİLMECE</span></strong><br />
ruh bedendir beden  ruhtur<br />
<span style="color: red; font-weight: 700">1. ÂLEMLER VATANIM, İNSANLIĞIN  IZDIRABI RUHUMDUR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"><strong><em> <span style="font-size: 8pt">“Verrâsihûne fil-ilm”</span></em></strong><br />
<strong><em> <span style="font-size: 8pt">“İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi  Rabbımız katındadır derler…”</span></em></strong><br />
<span style="font-size: 8pt">Âl-i İmrân sûresi, âyet: 7</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sabahın alaca karanlığında mezarlıktayım. Aynalı Baba; “Evlat, ne olacak bu memleketin hali? Muhteşem İmparatorluk yok olmak üzere. Üç kıtadan geriye mendil kadar toprak kaldı. Onu da İstanbul aydınları Amerikalıya mı İngilize mi kiralayalım diye tartışıyorlar..<span id="more-178"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Padişahın eli kolu bağlı iradesiz yetkisiz halde, atası Osman Gazi Hazretlerinin mirası üstünde oturuyor. Biz ise şu yıkık dökük mezarlıkta kaval çalıp ayakta hayal görüyoruz. Vatan elden gidiyor. Gafletten uyanıp nice gafilleri de uyandırmak gerek değil mi?” diye, hiç beklemediğim bir tarzda konuştu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı’yı dünya işlerinden el etek çekmiş bir ahret adamı zannediyorken onun ülke ve dünya siyasetiyle yakın ilgisi beni şaşırttı. Birden vatanperverlik hislerim kabardı. “Evet efendim! Bu uyuşuk milleti uyandırmanın zamanı geldi” dedim ve oturduğum yerden sinirle ayağa fırladım, yumruğumu sıkarak havaya kaldırdım.<span id="more-323"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Başımın arkasına topuz yaptığım saç kafamın üzerinden atlayıp burnuma indi. Burun kemiğim sızladı. Saçımın topuzu çok sertti ve arasında değerli taşlar vardı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Çevreme bakındım. Yoksulluğun ve sefaletin kol gezdiği Çin diyarının Nankin Şehri halkından ilim ve mârifet peşinde koşan, saçı topuzlu bir Çinli bir talebeydim. Halkım ise işgal altındaki ülkeyi kurtarma peşindeydi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yüce Çin kralımız İngilizlerin kuklası olmuş. Yaşlı âlimler ve bilgeler uyuklamanın adına tefekkür koymuş. Zavallı halk aç sefil ne yapacağını şaşırmış. Benim ise içimde çözemediğim karmaşalar var. Bu vatan toprakları, bu halk, bu sefalet ve rezalet bana yabancı geliyor. Kendimi sahte vatansever gibi hissediyorum. Çinli olmak bana gurur ve şeref vermiyor. Kendimden utanıyorum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Köksüz ot gibi şehir şehir dolaşıp içimdeki bilgelik açlığını bastıracak bir üstat arıyorum. Ama nafile. Çin’de yok. Nihayet yaşlı bir adam aradığım şeyin Hindistan ormanlarında yaşayan bir Brehmen rahipte olduğunu söylüyor. Tarif ettiği yere gitmek imkansız diye üzülüyorken yaşlı bilge minik fincanla nilüfer çayı ikram ediyor. Bir yudum alıyorum, başım dönüyor, gözlerim bulanıyor. Çok aç olduğumu hissediyorum. Başımı kaşımak için elimi saçlarıma götürüyorum fakat kafam ustura ile kazınmış parlak deri halinde. Nilüfer çayından aldığım bir kaç yudumla özümdeki Hindistan’a ve Brahman tecellime ulaştığımı hissediyorum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Etrafıma bakıyorum, benim gibi yüzlerce Brahman rahip adayı var. Hepimiz de Delhi şehrinden bu ıssız ormandaki gizli tapınağa gelmişiz. Daha doğrusu İngiliz işgali altındaki vatanımız olan Hindistan için savaşmaktan kaçmışız. Amacımız ilim irfan değil, vatan uğruna çalışmaktan kaytarmak. Vatanım Hindistan çok yoksul bir yer. Ailem, halkım hayvanlardan daha zor şartlar altında yaşıyor. Ben ise içimde aradığım bir gerçeğin peşindeyim. Buradakilerden sadece benim amacım savaştan kaçmak değil, gerçeği aramak. Yine de kendimi vatan haini gibi hissediyorum. Geride bıraktığım kardeşlerim vatan aşkıyla şehit olup ebedi huzura kavuşmak için uğraşırken ben ise ne olduğunu bilmediğim bir gerçeği arıyorum. Çanlar çalmaya başladı ve tapınağa girdik.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İlk ders başladı. Brehmen üstat ile karşılıklı çok uzun müddet oturduk. Nihayet mezardan gelen iniltiye benzer bir sesle bana hitap etti:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ey Çinli talebe! Derdin nedir?  Ne arıyorsun?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ben Hindistanlıydım. Brehmen ise bana Çinli olarak hitap etti. İtiraz etmedim. Üstadın bildiği vardır deyip sustum. Fakat derdimi hemen söyledim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ebedî bilmeceyi. Ruhun  hakikatini arıyorum”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Herkes onu arıyor! Fakat onu  diriler bulamaz. Sen ölmeye razı mısın?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen kulağıma eğilerek;  “Yalnız kalacağın odaya git. Buraya tekrar gelmeye hazır oluncaya kadar ‘omm,  omm, omm’<strong><font color="#ff6600">(*)</font></strong> diye zikir çek. Bunun anlamı ‘büyük ruh’tur, büyük ruh ise senin vatanındır. Gerçek vatanını hatırlayıncaya kadar bu zikre devam et.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir kişinin büzülerek oturabileceği karanlık odama girdim. Kapıyı üzerimden kilitlediler. Karanlığa gömüldüm. Bir gün sonra duvardan bir delik açıldı. İçeri bir avuç kavrulmuş mısır ve bir fincan su uzattılar. Hizmetçinin alaycı sesi;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Bunlar hayvanlığı artıracak  şeyler ise de henüz nefsi kırmaya ve perhize alışmadığın için birkaç gün  verilecektir!” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yedi yıl bu karanlık hücrede kaldım. Günlük besinim olan bir avuç mısır ile bir fincan su bir müddet sonra iki günde bir, bir yıl sonra üç günde bir, üç yıl sonra üç günde bir verilmeye başlandı. Hareketsizlikten dolayı bu kadarı dahi fazla gelmeye başladığı beşinci yılda haftada bir avuç mısır yemeyi ve yirmi günde bir fincan su içmeyi kendim tercih ettim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yedinci sene başında ‘vatanım’ zikrinin (omm) etkisi belirginleşti. Bedenim tüm evreni kaplamıştı. Evren bedenimdi, bedenim de vatanımdı. Evrendeki her zerre sonsuz bir acı ve ıstırap içinde çılgınlar gibi kendi etraflarında dönerek belli bir istikamete doğru akıp gidiyorlardı. Fakat ne acılarının sonu vardı ne de yolculuklarının sonu vardı. Ruhumun çektiği acı ebedî sonsuz vatanını yitirmiş olmaktı. Ebedi sonsuz vatanımı ‘ben varım’ düşmanı işgal etmişti. Varlık zannım; işgalci uluslara ve işgal edilen gerçek ise Hindistan’a benziyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2. BEDENİN ARINMASI, RUHUN  ARINMASIDIR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yedinci senenin sonunda kaldığım hücreden çıkarıldım. Brehmen’in huzuruna götürülürken tarif edilmesi ve anlatılması imkânsız bir güç ve durum kazanmıştım. Yürümüyor adeta ayaklarım yere değmeden birkaç santim havada süzülüyordum. Eşyalar saydamlaşmıştı. Baktığım her şeyin içini ve arkasını görüyordum. Renkler pastelleşmişti. İnsanların aklından geçen her düşüncenin özel renklerini ayırt edebiliyordum. Her insanın ne düşündüğünü renk analizini ve renklerin söz kalıplarına transferini yaparak okuyabiliyordum. Bana karşı yöneltilen hayranlık, sevgi ve saygı düşünceleriyle; kıskançlık, nefret ve küfür sözleri arasında hiçbir değer farkı yoktu. Herkese kendi düşünceleri ne olursa olsun pozitife çevirip iade ediyordum. Bana söven de beni seven de benden pozitif enerji almakta eşitti artık.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen’in huzuruna girdim. Eline uzanıp öptüm. Bu kadar basit ve yumuşak hareketten o kadar korkunç bir gürültü çıktı ki normal halimde olsam kulaklarım sağır olurdu. Aslında çıkan ses şiddeti normal idi, fakat kulak hassasiyetim tam kapasite ile çalışmaya başlamış ve duyamadığım ses boyutlarını algılar hale gelmiştim. Bu da sesin şiddetini sonsuz özellikte duymama neden oluyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Binlerce halk ve rahip yere eğilerek “Omm! Omm!” (Vatanım! Vatanım!) diye inleyerek yukarı bakıyorlardı. Neden yukarı baktıklarını merak ettim. Birden kendimin ve Brehmen’in havada durduğunu anladım. Brehmen elimden tuttu, boşlukta yürüyerek duvara doğru götürdü. Duvara yaklaştıkça saydamlaştığını ve bize engel olmadığını anladım. Sis bulutunun içinden geçer gibi duvarın içinden geçtik ve yere indik. Brehmen;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Şimdi ebedî bilmecenin cevabını  buldun, zannederim. Ruhun gerçeğini bildin, sanırım” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hayır, ruhun ne olduğunu hâlâ  bilemedim.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Büyük Brahma! Kendinin ruh  olduğunu hâlâ anlamadın mı?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Büyük Brahma derken bana  baktın. Brahma ben miyim? Ruh ben miyim?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Büyük Brahma! Havalarda uçar, her boyuttan geçer, madde ve enerji ona engel değildir. Hâlâ Brahma kendisinden şüphe içinde mi?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Şüphe yok. Ben incelmiş bir bedenim ve hâlâ ruhumu göremiyorum. Yarın bir gün bu bedenim dağılacak, ruhum da yok olacak ve ben diye bir şeyim kalmayacak.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">3. KENDİ CENAZESİNİ YAKAN İNSAN</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen muazzam bir sadâ ile yere yığıldı. Birkaç kez bana bakarak “Büyük Brahma!” dedi. Bedeni gevşedi ve öldü. Rahipler hemen koşarak geldiler. Hizmetçiler anında oraya odun yığdılar. Ölmüş olan Brehmen’in cenazesini odun yığınının üzerine koydular. Üstadım yakılacaktı. İçimi müthiş bir acı kapladı. Beni şimdi kim eğitecekti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Yüzü tülle örtülü birisi duvardan içeri süzülerek elindeki meşaleyle odunları tutuşturdu. Çevreyi ağır bir et kokusu ve daha ağır baharat tütsü kokuları kapladı. Kusacak gibiydim. Birden meşaleli adamın yüzü dikkatimi çekti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen bana bakarak tebessüm ediyor ve kendi cansız bedenini yine bir başka fakat aynı canlı bedeniyle yakıyordu. Kendi cenaze törenini kendisi icra ediyordu. İçimden gelen bir ses,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>‘Kendi  cenaze namazına katılan velîleri hatırla’</em></strong> diye titreşti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen; “Ey Çinli talebe! Ruhu şimdi anladın mı?” dedi. Daha cevap vermeden arkamdan bir el omzuma dokundu. Döndüm baktım aynı Brehmen arkamdan bana bakıyor.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Birisi yanıyor, birisi önümde birisi ardımda. Üçü de aynı. Üç’ü bir’e; bir’i üç’e eşit. Derken dördüncüsü beşincisi… Tüm tapınak ağzına kadar aynı Brehmen ile doldu. Her birisi birbirinden bağımsız hareket ediyor ve benimle konuşuyordu. Nereye baksam onun yüzünü görüyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">4. KENDİ KALBİNİ KİLİTLEYEN, KENDİ KALBİNİ AÇAN, O’DUR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kendime bakmak istedim. Parlak duvara gittim. Duvardaki görünen yine Brehmen’di. Çinli talebe ve Brehmen diye iki ayrı beden ve ruh yoktu. Ölen, doğan, yanan, birbiri ile konuşan tek bir ruh ve tek bir gerçek idi. Ruh ve beden ayrılığı düşüncesini tamamen kaybetmiştim. Daha doğrusu o yanılgıdan kurtulmuştum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bir ses bana “Sizi Çinli bir talebe çağırıyor” dedi. Ben Brehmen’dim ve “Gelsin” dedim. Birden kendimin Çinli talebeye dönüştüğünü hissettim ve karşımda Brehmen üstat ve binlerce halk eski haliyle göründü.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen tekrar “ruhu anladın  mı?” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hayır efendim. Ben anlamak  istemiyorum artık anlayamayacağımı anladım ve ‘olmak’ arzu ediyorum.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Olmak!  Olmak! İşte bu mümkün değil.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Olmak için  evvela olmamak gerekir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Senin ruh  olman için önceden de şimdi de gelecekte de ‘ruh’ olmaman gerekir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Ama sen  ruhsun ve asla değişmeyeceksin.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Sadece  kendini beden zannediyorsun ve bedene hapsolmuş bir ruhun olduğunu var  sayıyorsun.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Bu  zannından kurtulmadıkça ne beni anlarsın ne de kendi gerçeğini.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Yanılgıdan kurtulmak için ne  yapmam gerekir?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Yedi yıl boyunca ölmeden evvel ölmeyi öğrendin. Ebedi yanılgıdan ebediyen kurtulmak için de ebedî varlığını feda etmen gerekiyor. Buna razı mısın?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Varlığımı sıfırlarsam, tamamen  yok olursam ne olacak?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Hiç. Hiçbir şey olmayacak.  Geriye Brahma (<span style="font-size: 9pt">külli ruh-tanrı</span>) kalacak.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ben yok olacağım, Brahma var  olmaya devam edecek, öyle mi?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Bu ilahi vahşet değil mi? Önce beni var ediyor, sonra ebedi yok ediyor ve kendisi var olmaya devam ediyor. Peki, Brahma niçin yok olmayı ve beni ebedi var yapmayı kabul etmiyor?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen’in gözlerinde bir sevinç  ışıltısı belirdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet, şimdi doğru soruyu sordun ve doğru cevabı buldun. Brahma zaten bunu yaptı. Kendisini ebedi olarak yok edip sen, ben ve her şey tecellisinde ebedî var oldu.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ben önce Brahma mı idim? O var  iken ben yok, ben var iken o mu yok oldu? Brahma eskiden bütün idi şimdi  parçalandı mı?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Bu daha doğru bir soru! . . Brahma hiçbir zaman bütün ve parça değildi. Hep şimdiki gibiydi, hep bu halde var idi ve var. Brahma sana dönüşmedi. Fakat kendisini sen olarak ben olarak, o, bu, şu olarak ebedî unuttu. Bazılarımızda ‘<strong><em>hatırlamayı tercihli</em></strong>’ (<span style="font-size: 9pt">kalpleri  çalışan, örtüsüz</span>) olarak kendini unuttu. Çoğunlukta ise kendini ‘<strong><em>hatırlama  engelli</em></strong>’ (<span style="font-size: 9pt">kalpleri kilitli, mühürlü,  örtülü</span>)  olarak ebediliği tercih etti.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Şimdi Çinli talebe olarak ebedi yokluğu tercih edip ebedi varlığı yani ebedi ruh olmayı kabul ediyor musun? Var olmakla yok olmayı anlayabiliyor musun?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Elimden tuttu, gizli bir odaya götürdü. Kilitli bir sandığı açtı, içinden çıkardığı levhayı önüme koydu ve “Yedi bin yılda ancak yedi kişi ebedi yokluğu kabul edebilir. Sen yedincisisin. İsmini oraya yaz” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İsmimi yazdım. Ama yazdığım isim  benim adım değildi. Hiç bilmediğim harflerle karaladığımı okudum ‘Râci’  yazıyordu.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Brehmen; “Şimdi kendini kurtardın, vatanına döndün. Ruhun hakikatini anladın. Bedenin ruh, ruhun beden olduğunu bildin. Artık geriye dönüp biraz da ulusal toprak kurtarmak vaktidir” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gözlerimi açtığımda yumruğum  hâlâ havada duruyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba gülümseyerek,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> “Heyecanlanma nûrum vatan toprağı lafla kurtarılmaz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Cepheye  giderken</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>geride  bıraktığın</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>dünya servet  ve nimetlerini</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>aklına  getirmemekle</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>kurtarılır”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Benim aklımda ise başka bir şey vardı. Ruhu anlamıştım ama hâlâ aklımda Ruhun aslı nedir düşüncesi yatıyordu. Bir mezar kenarına oturdum. Yine dalmışım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">5. KONUŞAN BEBEK KİM?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Tüm letafetimle havada süzülerek “bilgi dağına” gidiyordum. Yol ortasında kundaklı bir bebek görüp durdum. Bebek gözlerini açarak “Merhaba ey mârifet yolcusu” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bebeğin konuşmasına şaşırmıştım.  Bebek;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Ben her insanın saf ve temiz gönül aynasıyım. Benim konuşmam seni şaşırtmasın. Çünkü konuşan ben değilim. Sen kendi gönül aynanı bebek olarak görüyorsun ve onda bozuntusuz yansıyan sonsuz bilgiyi algılıyorsun</em></strong>” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kendimin zamansız yönümü  anımsadım. Aklıma Râci’lik tecellimde bir türlü anlayamadığım ‘<strong>beşikte  konuşan İsâ’ </strong>hikayesi geldi. Bebek aklımdan geçeni okumuştu, hemen  cevapladı:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Babasız doğan mucize bebeğe insanlar inanmayacak. Bebek de her insanda mevcut olan üzeri tozlanmış gönül aynasının tozu altına tecelli edip onlara kendi vicdanlarından seslenecek. Ve gönül aynaları kararmış insanlar kendi saflıklarını konuşan bebek şeklinde dışlarında algılayacak.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aldığım bu cevap kendi özümden gelmişti. Ben de kendi sonsuz özümü ya da öteki adıyla konuşan bebeği dışa yansımış görüyordum. Bebek bu sefer ruh düşüncemi cevapladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Sen ruh  olmak için ebedi hayatını feda ettiğini zannettin.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Fakat zaten  Râci olarak sahip olmadığın ebediyeti yine feda edememiş oldun.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Sadece o  mevzudaki yanlış fikirlerini düzelttin…</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Ruh  düşüncesinden hiçbir fert ve hiçbir zerre ebedi olarak kurtulamaz.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> Ancak ruh  hakkındaki yanlış bilgilerden kurtulabilir.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bunun için  de var olmayı ve yok olmayı bir tutmak gerekir.”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gözlerimi açmışım ve farkında  olmadan;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">“<strong>Varlıkla  yokluğun aynı olduğunu nasıl ispat edebilirim?</strong>”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">demişim. Aynalı Baba gülerek;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>“Varlıkla  yokluğun aynı olduğunu;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> bilmek ve  bilmemek arasında</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> fark  olmadığını </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>bilen  deliler ispat edebilir”</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Midemde yedi bin yıllık açlık hissediyordum. Beynim ise hâlâ sonsuz derecede aç idi. Aynalı Baba; “Bu gün yeterince yoruldun. Şimdi evine git ve dinlen. Yarın beynindeki ilim ve irfanın açlığını dindirecek olan <strong><em>‘ilmin ve irfanın efendisi’ </em></strong>ile buluşmak  vaktidir” diyerek büyük bir fincan kahve ikram etti.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hâlâ damağımda hissettiğim  nilüfer çayının kokusuyla karışan kahvemi içtim ve mezarlıktan ayrıldım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: #3366ff">RÂCİ’NİN KAHVE ÂLEMLERİ İLMİN VE İRFANIN EFENDİSİ HZ.  MUHAMMED A.S.’A YÜKSELİNCEYE KADAR DEVAM EDECEK.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
<p><strong><font color="#ff6600">(*)</font></strong>  <u><strong>Budistlerin “Om” zikiri ile ilgili Notu</strong></u>:<br />
Üstad Ahmed Hulusi’nin <em>‘Dua ve Zikir’ </em>adlı kitabının <em>‘Özel ve Genel Zikirler’</em> bölümünden alınmıştır:</p>
<blockquote><p><em>Şayet CİNNİ ilhamla gelmiş bir kelime ya da budistlerin meşhur “om” kelimesi gibi bir zikir yapılırsa; kişinin beyninde o istikâmette bir gelişme sağlanır ve insan farkında olmadan CİNLER ile rezonansa girerek bir takım ilhamlar almaya başlar. Ve bunun sonunda, verilen ilhamlara göre, kendini, UZAYLI veya EVLİYA, veya MEHDI veya PEYGAMBER veya ALLAH olarak görüp; çeşitli mantıksal bütünlükten uzak fikirler içinde heba eder.</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-9-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (8. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-8-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-8-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 09:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/336/</guid>
		<description><![CDATA[1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm yedinci gün AZAMET DERYASI VE ULULUK GİRDABI ikilik birlik içindir 1. EVRENSEL MUTLULUK “İlim bir noktadır; onu cahiller çoğaltmıştır.” Hz. Âli Bu gün Aynalı Baba son derece sevinçli idi. Sevincini daha da belirginleştirmek için külahına iki tane büyük ayna parçası ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">  <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-1-bolum/"><span style="font-size: 8pt">1. Bölüm</span></a><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-2-bolum/"> 2. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-3-bolum/"> 3. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-4-bolum/"> 4. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-5-bolum/"> 5. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/"> 6. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-7-bolum/"> 7. Bölüm</a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <span style="font-size: 8pt; color: black">yedinci gün</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong><span style="font-size: 14pt; color: red">AZAMET DERYASI VE ULULUK GİRDABI</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <font size="2">ikilik birlik içindir</font><span style="color: red"><font size="2"> </font></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">1. EVRENSEL MUTLULUK</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="right"> <strong><em>“İlim bir noktadır; onu cahiller çoğaltmıştır.” Hz. <span lang="en">Â</span>li</em></strong></p>
<p>Bu gün Aynalı Baba son derece sevinçli idi. Sevincini daha da belirginleştirmek için külahına iki tane büyük ayna parçası ve cüppesine de iki adet sarı teneke kapağı yapıştırmıştı. Ona minnettar bir talebe olarak derin saygı duyuyordum. Cüppesine iki tane teneke parçası değil, iki tane gazyağı tenekesi taksa yine de saygımda noksanlık meydana gelmezdi. Çünkü o benim frenk takım elbiseme, gömleğime, kravatıma ve İstanbul beyefendisi imajımı yansıtan yanımda taşıdığım bastonuma ciddi hürmet gösteriyordu. . .<span id="more-171"></span></p>
<p>Sevincinin sebebini sordum;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Bizim berber Hacı Molla’yı bilirsin! Kedisi Pamuk yavrulamış. Saf beyaz çok şirin bir yavrusu var” deyince, şaşkınlıktan tekrar sordum;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Af buyurunuz azizim! Bir kedi  yavrulamış diye bu derece sevinmeye ne gerek var?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Sevgili dostumuz Pamuk hanımefendi çok şükür sağ salim doğum yaptı, çektiği eziyetten kurtuldu. Hayattaki en samimi dostları olan bizler sevinmeyeceğiz de kimler sevinecek. Hem de şenlik yapacağız.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Elimde olmadan şaka havası  içinde sordum;<span id="more-320"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Kedi yavrusu için ha? Bu  saygıdeğer yavrunun adı konulduğunda da şenlik yapılacak mı?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“İsmi konulmuştur. Fakat Hacı  Molla ile tam dört saat münakaşa ederek isminde karar kıldık”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Dört saat mi uğraştınız?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet, ciddi konularda acele karar vermemek lazımdır. Önce Pamuk koyalım dedik. Annesinin ismi de aynı olduğu için uygun görülmedi. Ak ismini de çağırma açısından münasip bulmadık. Ak, Ak, Ak derken ördek zannedilip avcılar tarafından vurulabiliriz diye düşündük. Farsça’da ak anlamına gelen ‘sefid’ ismini teklif ettim. Hacı Molla çok kızdı. Çocukken okulda ‘Bahr-i Sefid’in (<span style="font-size: 8pt">Ak Deniz’in  Osmanlı Türkçe’sindeki adı</span>) nerede olduğunu bilemediği için yediği dayak aklına gelirmiş, kabul etmedi. Kar ismi soğuk düştü. Pamuğun Farsça’sı olan Pembe ismini de kırmızıyı hatırlattığı için reddettik.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Siz ciddi olarak çok  yorulmuşsunuz”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet yorulduk ama sonunda  Zararsız ismini bulduk. Çok hoş oldu.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Ve şenlik yapmak karar altına  alındı.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Evet. Neden gülüyorsun? Sen hâlâ ciddi konular ile gayrı ciddi konuları birbirinden ayıramıyor musun? Bir padişahın çocuğu doğsa bütün ülke bayram yapıyor. Halbuki padişah çocuğu büyük ihtimalle şımarık, cahil ve zararlı bir geleceği vaat eder. İstikbalde hayırlı mı, şerli mi olacak belli olmayan bir insan bebeği için peşin şenlik yapılıyor. İleride kesinlikle zararsız olacak olan ‘Zararsız’ için bizim şenlik yapmamız akla ve mantığa daha uygundur. Zararsız’ın dünyaya avdet etmesi iki insanın sevinmesi için yeterli sebeptir.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">İnsanların âdetlerini alaylı bir dille eleştirirken bile hikmetli dersler veren bu adama hayranlıkla bakarken, ney üfleyip şiir söylemeye başladı. Kahveyi demleme görevi bu sabah bana aitti. Acemice ateş yakmaya uğraştım. Dumandan gözlerim kızardı. Kendi demlediğim kahveyi içmek de pek keyif veriyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba’nın gazelini  dinlemeye başladım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ey dil (<span style="font-size: 8pt">gönül</span>)!  Cihanda sen şu’lezensin,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Meçhulü  her ân tâyin edensin.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Âyine,  eşyâ (<span style="font-size: 8pt">şeyler</span>), manzûr (<span style="font-size: 8pt">görünen</span>)  sensin!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Ey gönül! Varlık âleminde varlığının ışığını  saçan sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Bilinmeyeni her an açığa çıkaran sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Esmâ tecellîleri (şeyler) sensin. Esmânın  görüldüğü gönül aynası sensin. Aynada görünen de sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Vahdetle  her şey, mâruf-i vicdan,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Vicdanla  âlem, eşyâ-yi insan,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Âyine,  eşyâ (<span style="font-size: 8pt">şeyler</span>), manzûr (<span style="font-size: 8pt">görünen</span>)  sensin!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Her şey tek olduğu için akıl ve kalb tarafından  bilinebilmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">İnsan şeyleri (Esmâ tecellîlerini) küllî aklın  ayırt etme gücüyle anlamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Esmâ tecellîleri (şeyler) sensin. Esmânın  görüldüğü gönül aynası sensin. Aynada görünen de sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bâtın  tecelli eyler, şuûnda</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Zâhir  taayyün eyler, butûnda.</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Âyine,  eşyâ (<span style="font-size: 8pt">şeyler</span>), manzûr (<span style="font-size: 8pt">görünen</span>)  sensin!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Aklın ve gözün algıladığı olaylar varlığın iç  yüzünün seyridir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Zâhirin ayrı bâtının ayrı olmadığı yine bâtın  ilmi olan ilmi ledün ile anlaşılır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Esmâ tecellîleri (şeyler) sensin. Esmânın  görüldüğü gönül aynası sensin. Aynada görünen de sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Elvâh-i  kavnin, tevhîdi sensin,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Ayât-i  Hak’kın, tecvidi sensin,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Âyine,  eşyâ (<span style="font-size: 8pt">şeyler</span>), manzûr (<span style="font-size: 8pt">görünen</span>)  sensin!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Kâinat levhalarının bir araya getirilmiş özeti sensin. Sonsuz boyutlar gönül aynasının çerçevesi içinde tek bir öz olarak toplanmıştır. Hakkın hatasız okunan ayetleri sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Esmâ tecellîleri (şeyler) sensin. Esmânın  görüldüğü gönül aynası sensin. Aynada görünen de sensin.</span></p>
<p class="MsoNormal">Aynalı Baba insan gönlünün muazzamlığını şiir halinde  okurken uyumuşum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2. İKİ’DEN BİR’E Mİ’RÂC (YÜKSELİŞ)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Cablisa şehrine kervan kalkıyor. Yolcular akşama kadar katılsın. Gelen gelir, gelmeyen kalır!” diye bağıran tellalların gür sesiyle uyandım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aklım ve şuurum tam yerindeydi. Fakat a’mak-ı hayalimdeki bir boyutta o âlemin bir ferdi olarak var olduğumu da biliyordum. Çok uzun yıllar yaşadığımı hissedecektim. Belki bir yıl belki on yıl tam buralı gibi kalacaktım. Aslında burada kaldığım süre dünya süresine göre birkaç saniye idi. Üst boyut şartları bedenimizin ışık hızında hareket etmesine izin veriyordu. Dünyada saatte on kilometre hızla on yılda yapacağımız tüm olayları burada ışık hızıyla bir saniyede yapacaktım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Hızımı kontrol için odada yürüdüm. Yine saatte on kilometre gibiydi. Hücrelerim, bedenim, diğer varlıklar, üzerinde yaşadığım gezegen, gezegenin güneşi kısaca her şey ışık hızıyla hareket ettiği için yürüyüş hızımı ayırt edemedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Odada şaşkın şaşkın dolanırken aynada kendimi gördüğüm an çığlığı kopardım. Başımın ortasında tek gözüm vardı. Hemen altında tek kulak, onun altında tek burun deliği duruyordu. Göğsümün ortasından ise tek kol çıkıyor, tek bacağım vardı ve zıplayarak yürüyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Çığlığı duyan eşim odanın  kapısını açıp içeri zıplayarak girdi. Onu ve kendimi yan yana görünce gülmeye  başladım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Eşim özlemle yüzüme bakarak; “Tabii ki önce sevinç çığlığı ardından da mutluluk kahkahaları gelir. Ben de senin gibi organlarımı çift hale getirmek için yola çıkıyor olsaydım ben de gülerdim. Haydi! Eşyalarını hazırlayalım da kervana yetiş” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Gümüş evden çıktım. Herkes benim gibi tek organlı idi. İki ayaklı bir merkebe binerek şehir dışına doğru yöneldim. Tüm şehir gümüştendi. Kervana yetiştim. Birisinin yanına sokularak arkadaş oldum. Sordum:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Burası hangi şehir?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Burası Gümüş Cablisa şehri.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Nereye gidiyoruz?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Altın Cablisa şehrine.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Kaç günde varırız?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Altın Cablisa’ya yedi yılda  varırız.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Niye gidiyoruz?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“İki gözlü, iki kulaklı, iki  kollu iki bacaklı olmaya, tek organlarımızı çiftlemeye gidiyoruz.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kervandaki geveze yoldaşımla yedi yıllık yolculuktan sonra Altın Cablisa şehirine ulaştık. Şehirde bizim kervanı gören halk sokaklara fırladı. Çift organlı olan insanlar bizimle eğlenmiyorlardı. Samimi bir dille; “Maşallah! Maşallah! Tek gözlü kalmaya razı olmayanlar, tek bacakla zıplamak istemeyenler, tek kolla tutmak istemeyenler hoş geldiniz. Çift olmaya hoş geldiniz” diyerek iki elleriyle alkış tutuyorlardı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Buraya gelmeyi hak etmiştim  ama nasıl hak ettiğimi de bilmiyordum. Bir an önce teklikten kurtulmalıydım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Altın Cablisa’da bizim onurumuza kırk gün şenlikler düzenlendi. Son gün aksakallı bir bilgenin rehberliğinde toplandık. Çok bilgili görünüyordu. Yedi yıldan beri tek organ çift organ dışında bir tek konu konuşmadığım için patlamak üzereydim. Bilgenin yalnız olduğu bir anda yaklaştım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Efendim ben kendi özüme seyahate çıkmış birkaç saniyede on yıl yaşayan, bir saniyede on yıllık yol kat eden bir zaman yolcusuyum” dedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bilge tuhaf tuhaf yüzüme  baktı,</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Senin aklın yerinde mi evlat? Tek bacağınla saatte beş kilometreyle zor zıplıyorsun. Hızlı zıplaman ise on kilometre saattir en fazla.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Beni anlamasını umarak;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Gerçekten efendim ben başka  bir dünyada tam organlı Râci isimli bir beyefendiyim.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Başka dünya mı? Sen tam zırdelisin. Yüce Tanrımızın tek bir dünyası vardır. Orası da burasıdır. Dünyamızda iki şehir vardır, Gümüş Cablisa ve Altın Cablisa. Gümüş Cablisa’da bin yıl hiçbir şey konuşmadan çift organ olacağım zikrini yapan buraya gelmeye hak kazanır. Burada çift organlı olur ve ebedi İrfan Cennetinde kalır.”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“İrfan Cenneti nerede?”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bilge eliyle işaret etti. O  yöne doğru yürüdük.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Şehrin sınırına geldik. Aklım gördüğü manzara karşısında donma derecesine geldi. Yerden itibaren bir derya sonsuz gökyüzüne uzanıyordu. Bir tek damla bile damlatmayan sonsuz yükseklikte su duvarı görüyordum. Bu Azâmet Deryası idi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Su duvarının çevresinde  yıllarca yürüdük. Tecellî Şelalesi’ni ve Ululuk Girdabı’nı görecektik. Nihayet  amacımıza ulaştık</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Azâmet Deryası’ndan daha fazla aklı donduran bir manzarayla karşılaştık. Sonsuz su duvarının tam ortasından yüz kulaç genişliğinde ‘Tecelli Şelalesi’ fışkırıyordu. Şelale yere doğru inceliyor ve kuru bir fındık kabuğunun içine doluyordu. Eğilip kabuğun içine baktım, kupkuruydu. Tek damla su yoktu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bilge hayretimi anlamıştı.  Akıl almaz olayı anlattı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Azâmet Deryası’nın suyu sonsuz geçmişten beri Tecelli Şelalesi ile Ululuk Girdabı olan fındık kabuğuna dökülür. Şimdiye kadar ne Azâmet Deryası’nın suyundan bir damla eksildi ne de Ululuk Girdabı’nın kabuğu doldu. Ezelden ebede böyledir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ululuk Girdabı ile Tecelli Şelalesi’nin yanında birkaç yıl kaldık. İlk günlerdeki akıl donukluğum, hayretim azalmıştı. Hatta son günlerde akla hayale sığmayan manzaralar basit gelip hiç ilgimi ve dikkatimi çekmez oldu. Buralara boşuna gelmişim diye düşünmeye başladım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Rehberimize “Şu sonsuz derya sonsuz zamandan beri şu fındık kabuğuna akıyor. Fındık kabuğu dolmuyor. Bu ne anlama geliyor. Bize ne anlatmak istiyor?” dedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Gördüğün şey gördüğündür. Hiçbir şeye işaret etmez. Bu sonsuz deryadır, bu fındık kabuğudur bu da bir şelaledir. Sen ne arıyorsun, anlayamadım” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bu boyutta her şey sonsuz ve sınırsızdı. Fakat olaylar ve sözler tek anlamlıydı, anlam içinde anlamlar yoktu. İnsanların mantık yapılarında bir olaydan ya da sözden anlam çıkarmak yoktu. Doğmak, ölmek, var olmak, yok olmak, mutluluk, mutsuzluk gibi olaylar ve kavramlar yoktu. Aksakallı bilgenin bilgisinin bize göre çok yüzeysel olduğunu fark ettim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Belki de <strong><em>“İlim”</em></strong>  onlar için <strong><em>“tek bir nokta”</em></strong> halinde tecelli ediyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bizim boyutta olaylar ve  kavramlar zıtlarıyla mevcut olduğu için işaretlerle, mecazlarla <strong><em> “çoğaltmış” </em></strong>olabilirdik.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kafam karışık halde iken dünyada asla duyamayacağım şiddette gürültü meydana geldi. Sesin sonsuz şiddetinden bayılmışız. Ayıldığımız zaman tek olan vücut organlarımızın iki olduğunu fark ettik. Sevinçten birbirimize sarıldık.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">3. BİR’DEN İKİ’YE NÜZUL (İNİŞ)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Bilge bizi halka halinde  oturttu. Bana dönerek “Anlattığın akıl dışı şeylerden arkadaşlarına da bahset,  meydan senin” dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Anlamayacaklarını bildiğim halde, normal bedene dönmenin verdiği sevinçle bizim boyuta göre tuhaf olan manzaralardan ne anladığımı özetledim:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“Önce organlarım iki idi. Bu âleme geldim teke düştü. Altın Cablisa’da yine iki oldu. Organlarımın görünüşü ve sayısı değişime uğradı ama düşüncelerim, bilincim, benliğim hep aynı kaldı. İki organla da aynı görüp işitiyordum, tek organla da.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sizin âleminizde sizlerle  yaklaşık on yıl geçirdim. Kendi âlemimde ise henüz bir saniye yaşamadım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sonsuz deniz Azamet Deryası bilincimizdeki sonsuz esmâ boyutudur. Fındık kabuğu; eski sûfîlerin kalb dediği beynimizdeki düşünce merkezidir. Düşünce merkezimiz görünüşte fındık kabuğu kadar sonlu sınırlıdır. Fakat sonsuz sınırsız olan Azamet Deryası’nın tüm varlığını kapsayabilecek kapasiteye sahiptir. Hatta tüm sonsuzluğu yutar da bir zerre yeri dolmaz.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Tecellî Şelalesi, esmâ boyutu  ile düşünce merkezimizi birleştiren tefekkür bağıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Duyduğumuz  muazzam ses;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">insanın kendi  hakikatini hatırlama anıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Yıllarca  okumanın, üstadların ilmini hazmetmenin, hayatın maddi manevi çilelerini  çekmenin sonucunda yaşanan “an”dır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Düşüncenin en  keskin virajıyla kendine döndüğü “vuslat” saniyesidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Kul’un kendi  hakikati olan Hak ile vuslat anıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">İki’nin bir ile  aynı sayı olduğunu bildiği andır. . .”</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Sevincimden sonsuza kadar konuşabilirdim. Fakat Altın Cablisa’lıların uyku horultuları keyfimi kaçırmıştı. Ak sakallı ihtiyar bilge de benim sohbetimden o kadar sıkılmıştı ki, sıkıntıdan sakal tellerini yoluyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Altın Cablisa’lılar zaten teklik halindelerdi. Hiçbir zaman benim gibi iki olmamışlardı. İkiyi bilmiyorlardı. Şirki bilmiyorlardı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ben hem ikilik cehennemini hem de teklik cennetini yaşadığım için “Bir”lik edebiyatını “ikilik” lügati ile çok iyi parçalayabiliyordum.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Altın Cablisa’lılara acıdım. Hiç cennet halinden çıkmamış olan bu zavallılara cennetin değerini nasıl anlatabilirdim ki? Asla anlatamazdım, onlar da asla anlamazdı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Kendi dünyama, kendi boyutuma dönmek istedim. Evet, isteğimi denetleyebiliyordum. Dönüşüm kendi irademdeydi artık. Biraz sonra gözümü açacaktım ve Aynalı Baba’nın mütebessim cemâliyle karşılaşacaktım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ve gözlerimi açtım.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">“An içre on yıllık iş ve oluş icrâ eden ey Hak nûru! Hoş geldin!” dedi. Kahvemi de önüme koymuştu. Neyine üfleyip gazel okumaya başladı:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Hep  ikilik, birlik için,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bak iki  göz, bir görüyor!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Birlik  ise, dirlik için,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bak iki  göz , bir görüyor!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Cennetin en yüksek makamı olarak tanımlanan bilinç hâlinde “birlik” (Ahadiyet) ve “ikilik” (şirk) gibi zıt kavramlar yoktur. İnsan cennetin en son makamına çıkmak için birliğin ve ikiliğin soyut olarak var olduğu “dünya/beş duyu” halini “ömür” olarak tadar. Fakat soyutluk “madde” etkisiyle yaşanır. Taktirinde olanlar “dünya”nın bir rüya anı olduğunu fark ederek, birliğin ve ikiliğin olmadığı en son bilinç mertebesinin gerçeğine ererler. O mertebeyi anlatacak bir işaret kelimesi kullanmak gerekirse “AHAD” yazabiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Rûh-ü  ceset, arş-ü felek,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>İns-ü  peri, cinn-ü melek!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Birlik  için hep bu emek,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bak iki  göz , bir görüyor!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">İnsan beyninin çalışma sistemi; bütünü parçalayarak (analiz) ve parçaları birleştirerek (sentez) bilgi üretmek şeklindedir. Bu işlemi yaparken de; var-yok, bir-iki, tevhid-şirk, siyah-beyaz, nur-zulmet, aşk-nefret. . .gibi iki tabanlı sayı sistemine dayalı mantığı kullanır. İnsan’ı ruh ve beden olarak analiz eder. Aslında insan ruh da değildir beden de değildir. İnsanın tanımı yoktur. Zorunlu olarak bir tanım yazacak olursak o tanım sadece “AHAD” olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">Ruh, beden, arş,  felek, insan, peri, cin, melek. . . ve diğerleri sadece “bütünün” parça imiş  gibi anlatımı ve tanıtımıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Şirkten  eyle hazer,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Vaktini  boş etme güzer!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Âleme bir  eyle nazar,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bak iki  göz , bir görüyor!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Düşünce gücümüzü önce, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">ikinin (şirkin) gerçekte var olmadığını anlamaya  yöneltmeliyiz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Sonra tek’i anlamalıyız. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Daha sonra da tek’in iki’nin işaretiyle varlık  kazandığını çözmeliyiz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Tek’in mantık dünyasının zıtlarından biri  olduğunu hissedip,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">“AHAD” kelimesiyle işaret olunan “hal”i  yaşamalıyız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Âlemin (gerçeğin) bu bilgi penceresinden  seyredilmesi gerekir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Sen de  seni, sen de seni</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bil ki  budur “allemenî”!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Birliğe  gör can-u teni,</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em>Bak iki  göz , bir görüyor!</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Sen sendesin… Sen başka bir şeyde değilsin. Hz. Âli’nin “Bir harf öğretenin kölesi olurum” anlamındaki “allemenî” sözünden maksat budur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Can ve beden iki ayrı “şey” değil aynı “şey”dir.  Küll (bütün, Ahad) ve cüz (parça) aynıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt">Göz ikidir ama gözde gören birdir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Aynalı Baba gazeli bitirdi.  Neyini koynuna soktu. Hiçbir şey demeden “sarayına” girip kapıyı kapattı.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify">Ayağa kalktım. Fötrümü taktım. Kravatımı düzelttim. Bıyıklarımın ucunu büktüm. Bastonumu elime aldım, “Üsküdar’a gideriken aldı da bir yağmur” şarkısını ıslıkla çalarak mezarlığın kapısına doğru yöneldim.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: #3366ff">RÂCİ’NİN KAHVE ÂLEMLERİ İLMİN VE İRFANIN  EFENDİSİ HZ. MUHAMMED A.S.’A YÜKSELİNCEYE KADAR DEVAM EDECEK.</span><span style="color: black"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-8-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (7. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-7-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-7-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Dec 2007 16:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-7-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm altıncı gün KAF VE ANKA yedi başlı ejderin sorusu 1. DÜNÜN MUHASEBESİ Dün sabahki kahve aleminden sonra Aynalı beni eve uğurlarken, “Yatsı namazını bizim şatoda ikâme edelim evlât” demişti. Kulübeye ilk defa şato diyordu. Beşinci gün çift mesai yapacaktım, sabah seyahatinden sonra bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">  <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-1-bolum/"><span style="font-size: 8pt">1. Bölüm</span></a><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-2-bolum/"> 2. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-3-bolum/"> 3. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-4-bolum/"> 4. Bölüm</a> </span><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-5-bolum/"> 5. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/"> 6. Bölüm</a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt; color: black">altıncı gün</span><br />
<strong> <span style="font-size: 14pt; color: red">KAF VE ANKA</span></strong><br />
yedi başlı ejderin  sorusu<br />
<span style="color: red; font-weight: 700">1. DÜNÜN MUHASEBESİ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Dün sabahki kahve aleminden sonra Aynalı beni eve uğurlarken, “Yatsı namazını bizim şatoda ikâme edelim evlât” demişti. Kulübeye ilk defa şato diyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Beşinci gün çift mesai yapacaktım, sabah seyahatinden sonra bir de akşam seyahati olacaktı. Akşamı sabırsızlıkla bekledim. Akşam namazından sonra hava kararır kararmaz hemen mezarlığa gittim.</span><span id="more-165"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"> Aysız bir geceydi. Gökyüzünde yıldızlar ve Samanyolu çok net görünüyordu. Zifiri karanlık mezarlıkta, Aynalı Baba, kahve pişirecek kadar ateş yaktı. Sırtlarımızı çam ağaçlarına dayadık ve kahvelerimizi içmeye başladık.<span id="more-316"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Gecenin sesizliği, mezarlığın sükûneti, hafif rüzgârın ağaçlarda çıkardığı tatlı uğultu, cırcır böceklerinin bitmek tükenmek bilmeyen şarkıları, çalı-çırpı ateşinin acı duman kokusu ve Aynalı Baba’nın ‘şato’sunun huzurlu bahçesi benliğimi esir etmişti. İsli cezve kahvesini içerken uyuklayacağımı ve a’mak-ı hayale dalacağımı zannediyordum. Tam aksine acı kahveyi içtikçe gözlerim iyice açıldı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Uyumuyordum ama başımda müthiş derecede bir dönme vardı. Âdeta alkol almış gibi sarhoşluk haline girmiştim. Nereden geldiğimi ve nereye gittiğimi unuttum. Kendimi orta çağ Avrupa’sında bir şato bahçesinde buldum. Muazzam büyüklükte bir şatom vardı ve ben bir lord idim. Bir şeye çok kızmıştım ama neye kızdığımı bilmiyordum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Müneccim başını çağırttım. Sivri külahlı müneccim cüppesiyle gelip önümde eğilerek “Emredin lordum” dedi. Müneccimin yüzünü görünce neye kızdığımı hatırladım ve düşünce suçunu yüzüne okudum: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> “Duyduğuma göre dünyanın yuvarlak bir top gibi olduğunu iddia ediyormuşsun. Bir de döndüğünü söylemişsin. Ay, güneş ve yıldızların dünyanın etrafında dönmediğini de etrafa yayıyormuşsun. Tanrı’nın yarattığı sınırlı evrene Tanrı gibi sınırsızdır demişsin. Tanrıdan başka her şey sınırlı ve sonludur. Sen bunu nasıl inkâr edersin? Kilisenin bilimsel öğretilerine nasıl bid’at karıştırırsın?. . Ben seni saçmalaman için mi besliyorum? ”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Celladı çağırdım, “Uçurun şunun başını” diye bağırdım. Müneccim hiç ses çıkarmadan tam bir kahraman gibi başını kütüğe uzattı ve balta havaya kalkıp indiğinde burnuma taze kan kokusu geldi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Uyumadığım halde uyandığımı hissettim. Başımın dönmesi geçmişti. Burnum kanıyordu. Mendilimle sildim. Aynalı Baba’nın başında biraz önce başını kestirdiğim müneccimin sivri külahı vardı. Ben “hayalin derinlikleri”nde iken başına geçirmiş olmalıydı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Erken öten horozun başını keserler nûrum” </span></em></strong><span style="color: black">dedi  ve sustu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">O gece  başka bir şey söylemedi. Açıklama yapmasına da gerek yoktu. “<strong><em>Ârif isen  anla</em></strong>” der gibi yüzüme bakıyordu. Evrenin derinliklerine yaptığımız seyahatte ancak aklımın alabileceği kadar kozmos sırlarını açtığını, gerisini ise zamanın ve bilim adamlarının açıklayabileceğini ifade etmek istiyordu. Zahiri bilimlerde sûfiler keşiflerini âdetullah (Allah’ın sistemi) gereği gizlemek zorundaydılar. Çünkü âdetullah’da hiçbir şey aklı ve bedeni çalıştırmadan elde edilemezdi. Bu nedenle Resuller ve Velîler, kozmik gerçekleri ancak hikaye ve işâretlerle mecâzî anlatım yöntemiyle ifade etmişlerdir. Ben de evren hakkındaki bilgimde zamanımın akıl ve bilim düzeyi ile yetinmek zorundaydım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Vakit  bir hayli ilerlemişti. Aynalı Baba beni mezarlığın kapısına kadar uğurladı “<strong><em>İyi  geceler Lord’um</em></strong>” dedi ve döndü gitti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu  idam sahnesi dün sabahki evrensel gezimizin değerlendirmesi olmuştu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Eve  gelmiş ve annemin mutlu bakışları altında uyumuştum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2. KERVAN NEREYE GİDİYOR?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu  sabah yine mezarlıktayım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Dışı isli, içi kalaylı bakır cezvenin kahvesinden henüz bir yudum almıştım ki duyduğum şiddetli çığlıkların gürültüsüyle ayağa fırladım. Yine Hindistan’da bir şehzâde idim. Yaşlı bilgeyi çağırdım, Bilge geldi. Çığlıkların sebebini sordum. Derin bir ah çekerek cevapladı:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">“Sayın kutsal Şehzadem. Çok eski zamandan beri ülkemize yedi başlı bir ejderha musallat olmuştur. Her yedi yılda bir gelir ve halkı meydanda toplar. ‘<strong><em>Bu kervan  nereden geliyor ve nereye gidiyor</em></strong>’ diye sorar. Kimse cevap veremez.  Bunun üzerine ceza olarak yedi genç kızı ve yedi delikanlıyı kurban olarak  yutar; ‘<strong><em>Yedi sene sonra tekrar geleceğim. Sualime yine cevap alamazsam kurbanlarımı hazır tutun. Sualimin cevabını da Kaf Dağı’ndaki Anka’dan öğrenirseniz sizi bağışlarım</em></strong>’ der ve kaybolur. Bu gün sual günüdür.  Çığlıklar da seçilen kurbanların akrabalarının feryatlarıdır.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">İçimde aniden kahramanlık duygusu yükseldi. O an Kaf Dağı’na gidip sualin cevabını alıp gelmeye ve ülkemi ejderha canavarından kurtarmaya karar verdim. Padişah babam ve sultan annem gözyaşlarına boğulup yalvardılarsa da hiç kimseyi dinlemedim. Hemen yola çıktım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Halk elimi eteğimi öperek beni surların dışına kadar uğurladılar. Yanıma yaşlı bilgenin oğlu yiğit Bahadır’ı da almıştım. Yaşlı bilge bize Himalaya dağlarının eteğinde inzivaya çekilmiş aksakallı bir münzeviye gitmemizi, Kaf Dağı’nın ve Anka’nın yerini ancak onun bildiğini söyledi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Birkaç yıl Himalaya dağlarında aksakallı bilgeyi aradık sonunda bulduk. Daha oturmadan hikâyemi anlattım. Hiç cevap vermedi. Hiç merhamet göstermedi. Bahadır ile bir yıl her türlü hizmetini yaptık. Saygı ve edebimizle gözüne girdik. İlk defa ağzını açtı ve bize;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">“<strong><em>Ey kahraman fakat akılsız insanlar.</em></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Hepiniz renkli bir hayal aleminde yaşıyorsunuz, fakat  farkında değilsiniz.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> O ejderhayı sizlerin ahmaklığınızdan doğan düşünce  dumanları yaratıyor.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Akılsızlık ve ahmaklıktan ayılsanız, ilim ve irfanla  kafanızı doldursanız, hayal âleminin ejderlerinden kurtulursunuz.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Her yedi yılda bir biraz ayılır gibi olup</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> ‘ben nereden geliyorum ve nereye gidiyorum?’</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">diye düşünüyorsunuz.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Fakat bu düşünce sizi rahatsız edince yine gafleti  tercih ediyorsunuz. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ama dünyanın düzeni bu.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Her zaman akılsızlığın ve ahmaklığın dumanı birkaç  uyanığın gerçek âlemini görünmez kılar.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Hırsınız dünya olmuş, cehaletiniz ejderha.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Kendi dünyanızda kendi ejderhanıza yutuluyorsunuz”</span></em></strong><span style="color: black">  dedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> İçimden sabırsızlanıyordum. Aksakallı bilgeyi boğasım geliyordu. Biz can derdindeydik, o felsefe yapmak derdindeydi. Belki bir ipucu yakalarım ümidiyle edebimi bozmadan dinlemeye o da konuşmaya devam etti:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="color: black"> “Oğlum biz her ne kadar bilgeysek de Kaf Dağı’nın nerede olduğunu bilmeyiz. Şimdi siz buradan yedi ay uzaktaki Milest şehrine gidiniz. Orada bir kuyu var. Ağzındaki taş kapak bazen kendiliğinden açılır. Şansınız yaver giderse size de açılırsa içine gir. Kuyunun dibinde bir saray vardır. O sarayın içinde durup dinlenmeden her odasını ara. Bir köşede mermer sandık içinde bir levha vardır. Onu bulursan üzerini oku belki sualin cevabı odur.” </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Zoraki de olsa sabrım sayesinde bir ipucu daha yakalamıştım. Ak sakallının elini öperek hemen yola çıktık. Bir yıl sonra Milest şehrini ve kuyuyu bulduk. Ama taş kapak açılmıyordu ve elle açmak da mümkün değildi. Günlerce orada bekledik. Yedinci gün bir bilge daha gelip kuyunun başına oturdu. Kendisine bir yıl hizmet edersek kapağın açılış şifresini öğreteceğini söyledi. Bahadırla bir yıl da ona hizmet ettik. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">İçimiz yine hırstan kaynıyordu. Eli boş ihtiyarların maskarası olmuştuk sanki. Amacımız uğruna saygıda kusur etmeden zahiren hizmet ettik. Nihayet aksakallı bir yıl dolunca konuşmaya başladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Ey kahraman fakat düşüncesiz insanlar. </span></em> </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Buralara kadar boşuna gelmişsiniz.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Şu dışarıda zannettiğiniz dipsiz kuyunun aslı,  aslında, sizin kafanızın içindedir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Ağır taş da düşünmenizi engelleyen günlük yaşamın  çıldırtıcı hengâmeleridir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Ağır düşünce blokajından kurtulup da kendi kuyunuza girmeyi becerebilseniz, kafanızın içindeki yüz bin odalı ilim ve irfan odalarını gezebilseniz, şimdi buralarda rezil olmazdınız. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Aradığınız cevap da yine kafanızın içindeki levhalarda  yazılıdır. Ama siz okumayı nereden bileceksiniz”</span></em></strong><span style="color: black"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="color: black">dedi ve kuyunun başından kalktı  gitti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kuyu başında Bahadır’la üzüntü ve kandırılmışlıktan dolayı yığılıp kalmıştık. İhtiyar bizi bir yıl köle gibi kullanmış ve kaçıp gitmişti. Kafamın içinde nasıl bir kuyu var diye düşünmeye başlar başlamaz, dışarıdaki kuyunun da ağır taş kapağı açılmaya başladı. Şifre benim aklımı çalıştırmamla, tefekkür boyutuna girmemle ilgili olmalıydı. Birkaç saatlik tefekkür halinden sonra taşın tamamen açıldığını gördüm. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Aslında iki seçeneğim vardı. Ya özümdeki derin boyutlara yönelip ejderhanın suallerine cevap alacaktım ya da dışımdaki şu anda önümde duran kuyuya girip cevapları bulacaktım. İkisinden de alacağım cevaplar aynı olmalıydı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> İçimdeki kuyulara girmekten korktum. Çünkü içim dış evrenden çok daha fazla girdaplıydı. Girdapların birisinden kurtulsam diğerine yakalanırdım. Dış evrende ise her girdabın birkaç çıkışı vardı ve dışımdaki kuyuya girmeye karar verdim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Kuyunun dibine indim. Sarayı buldum her odasını aradım. Mermer sandığı bulup  levhayı aldım ve dışarı çıktım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Levhada iki gazel (</span><span style="font-size: 8pt; color: black">bir tür  divan şiiri</span><span style="color: black">) yazıyordu. Levhayı elime aldım ve  okudum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">3. SIRRIMDAN BANA HİTÂB</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Matla-ı şems-i hüviyyet menşe-i ekvan benim,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Menba-ı ma’nâ’yi kesret mahzen-i ebdan benim.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Hakikat güneşinin doğduğu, var oluşun kaynağı Ben’im. Var oluşun sonsuz çokluğu benim tek’liğimin yankılanmalarıdır. Varlığınızda var olan tek hazine Ben’im.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ben O’yum ki; kendi emrimden yarattım âlemi,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Hep şüûnumdur bu mevcud, dehr-i bî pâyan benim.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Algılayabildiğiniz ve algılayamadığınız sonsuz âlemler tüm boyutlarıyla Ben’im sanal varsayımlarımdır. Başı, ortası ve sonu “olmayan zaman” Ben’im.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ben O’yum ki lâ-mekânım, lâ-zamanım, lâ-kuyud,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her zamandan, her mekandan müncelî imkân Ben’im.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Ben’de zaman ve mekân yoktur, Ben’de olmayınca Siz’de  olur mu? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Ben’i, benden başka bilecek, tekliğimi yalanlayacak olan mevcut değildir. Kayıtsızlığım, bağımsızlığım ve özgür iradem bu anlamdadır. Her olay ve oluşta Ben’den başka var olabilecek yoktur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Arş ben’im, Kürsî Ben’im, âsûmân-ı seb’a ben’im,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Madde vü-cevher-ü unsur, câmid-i hayvan Ben’im.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Varlığın sınırı ben’im. Beşeri düşünce boyutunun bittiği sınır ben’im. Varlık boyutlarının, nefs boyutlarının tek hakikati ben’im.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Madde olarak algılanan, öz olarak bilinen,  cansız-şuursuz görünen, canlı olup da düşüncesiz gibi davranan yine ben’im.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Nûr-i mahzım, sırr-ı mutlak, nokta-i ıtlak-ı Nûn,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Hem rûhum, hem melâik, Âdem’im, insan Ben’im.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Ben  ve Ben’den başka bir şey olmayan varlık tek  hakikattir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Kün’deki (ol emrindeki) nun harfinin noktası Ben’im.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Nokta; tek’liğimin ve Çok’luğumun imzasıdır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Ruh, melekler, Âdem ve insan benim en muazzam  sırlarımdır. Ben onların bilinmesi ile zâhirim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ben O zât-ı mutlakım ki; vasf-u fi’limle ıyan.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ey!.. Hâlık-ı zi-şan Ben’im, Rahman Ben’im.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Var oluş ve var oluşlar Ben’im zâtımdır (hakikatimdir,  özümdür). </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Ben’den başka da zât yoktur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Zâtımın görünüşü “oluşlar”dır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Ey Hak’kı arayan! Şanlı ve şerefli yaratıcı ben’im.  Yaratışımdaki şan ve şeref tekliğimden dolayıdır, başkalarına göre değil.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Varlık Rahman özelliğimden başka bir şey değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">4. BENDEN SIRRIMA CEVAP</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ben O’yum ki, ben dedikçe maksadımdır kudretin,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ben O’yum ki benliğimden zâhir olmuş vahdetin.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Kendimi bir nokta zannediyorum,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> fakat bir nokta’nın sonsuzluğun ve kudretin tam bir  tecellisi olduğunu da biliyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Nokta olan benim bilincim, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> sonsuz çokluğun ve sonsuz zıtların </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">sadece mânâ çokluğu olduğunu bilmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Bu sırra dayanarak ‘vahdet ilmi’ vardır diyebiliyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Farzedersem benliğim senden cüdâdır ey vücûd,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Vehm-i mahzım, hiç vücudu var mı ma’dumiyetin.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">“Ben” dediğim varlığımı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> sınırsız ve sonsuz tek varlıktan başka bir şey  zannedersem </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">bu sırf bir hayal olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Asla var olmamış yokluğun </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">asla varlığı olmaz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Bir fakirim ki neyim varsa senindir, bense hiç,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Fakru fahri” eldedir ferman-ı vahdaniyetin</span></em></strong><span style="color: black">.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">“Ben” öyle bir yokluğum ki, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">bedenim ve ruhum ve bilincim dahi mevcut değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Eğer bedenim, ruhum ve bilincim olsaydı onlar “senin”  olurdu</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> ve “ben” de bir fakir olurdum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Ama, maalesef ki fakir olabilecek kadar dahi bir  varlığım mevcut değil. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Bu durumda  fakir de olamıyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Hiç de olamıyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Resulullah a.s.’ın “Yokluğumla iftihar ederim” sözünü,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> O’nun tevazu icabı “ben yokum” demesi gibi anlama! </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">O söz</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> kendisinden başkası olmayanın</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> “Siz yoksunuz var olan ben’im” fermanından başka bir şey değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Arş-ü kürsî, arz-ü eflâk hep senin emrinle var,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Suhf-i ekvan dest-i takdîrinle mektup âyetin.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Arş (sınırsız üst bilinc) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">ve</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> kürsî (fiziksel evren bilinci)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">ve </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">yeryüzü (insanın bedeni) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">ve</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> gökler (insanın düşünce gücünde açılan sonsuz esmâ  boyutu) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">tek nokta olan tek varlığın emr’idir, ilmidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">(Suhf-i ekvân/“varlık boyutları”), </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">bir kitabın sayfaları gibidir ve sayfaların toplamına   kitap denir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Harfler heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler  cümleleri, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">cümleler paragrafları, paragraflar sayfaları, sayfalar  bölümleri, </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">bölümler de kitabı oluşturur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Her aşama aynı varlığın farklı mânâlarının  tecelligâhıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Tüm mânâlar tek mânâ olan “Allah” ismi ile işaret  olunandır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Kitapta kaç tane âyet var?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Saymaya ihtiyaç ve lüzum var mı? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Kitapta bir tek âyet var.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Onu dilediğin mânâ formatlarıyla dilediğin sayıya  kadar adetlendirebilirsin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Ama okumayı bilenler </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">her çağda</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">sadece</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">“bir âyet” okur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Sen o zât-i bî-nişansın, lâ-mekânsın bî zaman,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her ne varsa fi’l-ü evsâfın, kemâl-i kudretin.</span></em></strong><span style="color: black"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Sen,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> senden başka varlık olmadığı için “bilinemeyensin”.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Sen,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> senden başka varlık olmadığı için “mekân”  yaratmayansın. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Sen,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> senden başka varlık olmadığı için “zaman”  yaratmayansın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Bundan dolayı sana kulluk edecek bir mekanın ve  zamanın olmasından “münezzehsin”.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Zaman, mekan ve varlık olarak her neye var diyorsak,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> ancak senin senden ayrı olmayan mânâlarındır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Yaratmak sırrındaki;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> “başka olarak yaratmamak ilkesi” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">kudretinin zirvesidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Sen O mevcûdsun ki senden bir diğer yok müncelî,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her vücûda oldu kayyûm, sırr-ı mevcûdiyetin.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Sen öyle bir varsın ki; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">var olan ve algılanan sen’den gayrı değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Algılayan; sem’î ve basîr de sensin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Kayyumiyet;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> (varlığının başkası tarafından yaratılmamış olması) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">her noktanın   varlık sırrı oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">İki gazeldeki mânâlardan hiçbir şey anlamamıştım. Anlamamak bir yana içlerinde Kaf Dağı’nın ve Simurg Anka kuşunun isimlerinden tek harf dahi geçmiyordu. Kuyunun başından ayrıldık. Yıllarca yüzlerce şehir gezdik. Dağı ve kuşu ne bilen vardı ne de gören. Sonunda görkemli bir kente geldik. Handa dinlenirken tellalların bağırmalarını duyduk. Şöyle diyorlardı:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">“Ey ahâlî!.. Kim ki Milest hârâbelerindeki kuyuda saklı bulunan levhayı getirir de âlimlerin reisine verirse, karşılığında üzerinde başka bir sır yazılı bir levha alacaktır!..”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Hemen âlimlerin reisini buldum. Yanımdaki levhayı verdim. Sevinçten boynuma sarıldı ve kendisindeki levhayı da bana verdi. Levhaya baktım; bunda da bir şiir vardı:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">5. KENDİNE DOĞRU </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Âlemde meşhud olan bu devran,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Tekâmül içindir, kemâle doğru.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">İç dünyandaki düşünce akışları </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">ve dış dünyandaki olayların sonsuz tekrarında bir amaç  vardır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Amaç her olayın sonucunu gözlemek </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">ve ondan ders almak değildir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Bu devranın amacı birimlerin bilincini  olgunlaştırmaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Küllî bilinci anlayabilecek kapasiteye yükseltmektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her nokta cevvâl, her zerre raksan,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Uçup giderler, visâle doğru.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Her nokta (bilinç, birim, birey) her an faal haldedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Çünkü var oluş sistemi her an silinip,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> daha da mükemmelleşmiş olarak</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> bir an sonra tekrar var olmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Bu gidiş</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> her noktanın ‘visâl’i  olan</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> ‘kendi hakikatini anlayışa’ doğrudur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ekvan, insan koşup giderler,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Tutulmaz, kapılmaz hayâle doğru.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Varlık âlemleri ve insan </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">sonu olmayan mükemmelliğe doğru sürekli gelişmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">İnsan isen, gel matlûbu an</span></em></strong><strong><em><span style="color: black">la,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Yorulma gitme Celâl’e doğru.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">İçgüdülerinin, duyularının ve basit toplumsal alt  bilincin güdümünden çıkarak </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">‘insan bilinci’ne ulaş.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Celâl’den yansıyan çokluk gazabının girdabına kapılma. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Tek’in çok gibi görünmesindeki arzuyu anla.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Olayların ve düşüncelerin içine dalıp da </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">‘her şey O’nu anlatıyor’ gibi tefekkürlerle vakit  kaybetme.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Sonsuza kadar, sonsuz tecellileri incelesen</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> yine de önüne sonsuz sayıda sonsuz gelir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Ve senin bilincini ‘celal tecellisi’olarak boğar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Ufk-i ezelde doğan bir Güneş,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Gider mi acep zevâle doğru.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Ezel boyutunda hiç doğmayan, hiçbir zaman ölmez. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Sen doğmamış olan Güneş’sin</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> ve ‘yok’ olamayacak özelliktesin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Geçen her an için; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">‘eyvah ömrümden bir saniye daha gitti diye üzülme.’</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Gitmek ve geçmek yoktur. Her an mükemmelleşmek  vardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">İfâte etme kıymetli vakti,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Çevir yüzünü Cemâl’e doğru.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Akrebin ve yelkovanın hareketine vakit denir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Senin vaktin o değil. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Senin vaktin, beynindeki düşünce gücüdür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Beynini ve düşünceni boşa harcama.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> Cemâl’den doğan tek’lik ilmini ancak bu bedenle </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">ve bu dünya yaşamında elde edebilirsin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Kalbe dönüşmüş aklının gücünü </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">Celâl perdesinde çoklukta görünen Cemâl tek’liğine  çevir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Şiirdeki anlamlar hayretimi uyandırdı. Fakat derdimi yine halletmemişti. Âlimlerin reisi de bendeki şiirleri okudu. Onun da aradığı sualin cevabı orada yoktu. Beraberce Serendip adasına gitmeye karar verdik. Aylarca yürüdük. Serendip adasında Hz. Âdem’in indiği yalnızlık tepesini ve o tepede yalnız yaşayan en büyük ârifi bulduk. Elimizdeki levhaları ona verdik. Aradığımız cevapların suallerini arz ettik.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">6. CEVAPLAR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">En  büyük ârif bize aradığımız cevapları bizden hiçbir hizmet istemeden verdi. Önce  benim kulağıma eğilerek;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Birinci levhadaki şiirler Kaf İle Simurg Anka’yı  bildiriyor.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Şiirlerde anlatılan sonsuz özelliklerin sahibi Kaf  harfi ile anılır.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Kaf; sonsuz âlemleri ilminde ilmi ile var etmiş  olandır.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Simurg Anka ise Kaf’ın sonsuz tecellileridir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her tecellî Kaf’dır. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Kaf kendi hakikatini unutunca simurg Anka adını alır </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">ve aslı olan Kaf’ı aramaya başlar.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Simurg Anka ve Kaf iki ayrı yerde, iki ayrı varlık  değildir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Sen Simurg Anka ve Kaf’sın.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> İki isimden de sıyrılırsan Simurg Anka’nın Kaf  Dağı’na olan yolculuğu sona erer </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">ve kuş yuvasına döner. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Yuvasına dönmüş Simurg Anka’ya da İnsan-ı Kâmil  denilir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Simurg Anka’ya göre ikinci levhadaki şiir yedi başlı  ejderhanın sualine cevap vermektedir. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Bize sonsuz  ve sınırsız görünen bu varlıklar âlemi </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">bir kervan gibi aşk nûruna </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> ve aşk sırrına doğru akıp gitmektedir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Bu gidiş, bu yolculuk, durmak bilmeyen bu hareket </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">ezelî ve ebedidir. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Bu kervan Hak’kın kendinden gelip</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> yine kendine gitmektedir” </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">dedi.  Sonra âlimlerin reisinin de aradığı cevabı verdi. Memleketlerimize döndük.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Yolculuğa çıkalı yedi yıl olmuştu. Yarın son gündü ve ejderha gelecekti. Halk bizim dönüşümüzden ümidini kesince kurbanlarını hazırlamış ve gözyaşlarıyla beklemekteydi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Ejderha geldi. Ben de karşısına çıkıp cevaplarının hazır olduğunu söyledim. Eğer cevaplarım yanlışsa hem beni alacak hem de kurbanların sayısını yetmiş kıza ve yetmiş erkeğe çıkaracaktı. Tekrar düşünmemi ve son kararımı vermemi istedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Cevabımı yüzüne karşı haykırdım:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Ey ifrit! </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Her an olgunlaşmakta olan bu varlıklar âlemi, </span> </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">durmadan yürümeye mahkûm bu kervan,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> hayalin dahi kapsayamayacağı eşsiz sırra,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> ilâhî cemâlin her şeyi kendine çeken nûruna doğru  koşup gitmektedir . </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Bu kervan kendinden gelip kendine gitmektedir.”</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Cevabı alan yedi başlı ejderha korkunç bir çığlık atarak alevler içinde kaldı. Alevler sönünce bir de baktık ki o ejderha genç bir kıza dönüştü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Genç  kız önümde saygı ile eğilerek ;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Ben İlâhî Kudret’in var ettiği varlığın en güzeliyim. Fakat olaylar beni ejdere çevirdi. Kurtuluşum da senin verdiğin cevaplara bağlıydı. Şimdiye kadar hiç kimse doğru cevabı verememişti. Bu andan itibaren hizmetinizdeyim” </span></em></strong><span style="color: black">dedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Ülkede bayram ilan edildi. Kurban olarak ayrılan yedi kız ve yedi erkeğin düğünü yapılarak evlendirildi. Ben de varlığın en güzeli olan kız ile evlendim. Yol arkadaşım Bahadır vezirim oldu. Babam tahttan çekildi ve ben ülkemin âdil hükümdarı oldum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Çok uzun yıllar ülkemi yönettim. Bir gün eşim ile birlikte at gezintisi yapıyordum. Atımın ayakları tökezledi ve aşağı yuvarlandım. Gözlerim acıdan fal taşı gibi açılınca karşımda Aynalı Baba’yı buldum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Hoş geldin Hükümdârım”</span></em></strong><span style="color: black">  dedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">A’mak-ı hayaldeki bir saltanatım daha sona ermişti. Mezarlıktaki otların üstünde yerde yuvarlanıyordum. En çok da dünya güzeli sultandan ayrı düştüğüme üzülmüştüm.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Aynalı  Baba üzüntümü bildiği için;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">“Üzülme.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Yedi başlı ejderha,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> senin yedi boyutlu nefsindir.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Her nefs boyutun aslına döndükçe güzelleşir. </span> </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Sonunda en güzel varlık olan nefs-i sâliha haline  döner. </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Fakat bu dönüşte alevler içinde çok yanarsın. </span> </em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black">Sonunda da nefsin senin hakikatinin önünde eğilerek  hizmetine girer.</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong><em> <span style="color: black"> Nefsteki ikiliğin bitip sona ermesi hayal âleminde evlilik ve düğün-bayram olarak görülür. Sen sultanın olan nefsinle asıl şimdi buluştun”</span></em></strong><span style="color: black"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black">dedi ve evime uğurladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red"> </span><span style="color: #3366ff">RÂCİ’NİN KAHVE  ÂLEMLERİ, İLMİN VE İRFANIN EFENDİSİ HZ. MUHAMMED A.S.’A YÜKSELİNCEYE KADAR DEVAM  EDECEK.</span><span style="color: black"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center"> Yorumlayan ve özetleyen:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center">  <strong>Kemal Gökdoğan</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt" align="center">  <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_blank">www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-7-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (6. Bölüm)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 16:47:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Amak-ı Hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm beşinci gün AZAMET SAHASI kutsal bilgelik 1. AYASOFYA Allah’ın ilâhi ilim ve kudreti gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların gözetilmesi O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür. Bakara Suresi, ayet: 255 Bu gün de yine Aynalı Baba’nın kulübesindeydim. Dünün muhasebesini yapıyordum. Dün göremediğimiz bir boyutun, göremediğimiz bilinçli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">  <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-1-bolum/"><span style="font-size: 8pt">1. Bölüm</span></a><span style="font-size: 8pt"> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-2-bolum/"> 2. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-3-bolum/"> 3. Bölüm</a> <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-4-bolum/"> 4. Bölüm</a> </span>  <a href="http://www.tasavvuf.gen.tr/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-5-bolum/"><span style="font-size: 8pt">5. Bölüm</span></a></p>
<p align="center"> beşinci gün<br />
<strong> <span style="font-size: 14pt; color: red">AZAMET SAHASI</span></strong><br />
kutsal bilgelik<br />
<strong> <span style="color: red">1.  AYASOFYA</span></strong></p>
<p align="right"><span style="font-size: 8pt">Allah’ın<br />
ilâhi ilim ve kudreti<br />
gökleri ve yeri kaplamıştır.<br />
Onların gözetilmesi O’na ağır gelmez.<br />
O yücedir, büyüktür.<br />
<em> Bakara Suresi, ayet: 255</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu gün  de yine Aynalı Baba’nın kulübesindeydim. Dünün muhasebesini yapıyordum.</span><br />
<strong>Dün  göremediğimiz bir boyutun, göremediğimiz bilinçli birimleriyle yıllarca  yaşamıştım</strong>..<span id="more-157"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><span style="color: black">Aynı  anda iki ayrı boyutta iki ayrı zamanı tam anlamıyla yaşamak mümkün müydü?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Eski  Râci olduğum günlerde mümkün olmadığına, saçmalık ya da delilik olduğuna  hükmederdim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><em> <span style="color: black">“Allah’ın kudretiyle mümkündür”</span></em><span id="more-315"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> cevabını ise çok ucuz bulduğum için asla kabul etmezdim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Allah’ın kudretinin oradaki hikmetinin nasıl oluştuğunu araştırırdım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">An içinde yılları, yüzyılları, bin, milyon, milyar ve sonsuza kadar devam edecek zaman akışını yaşamak nasıldı? Henüz cevabını tam anlayamamıştım. Aynalı, aklımdan geçenleri okumuş gibi suallerimin cevaplarını sıralamaya başladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red">Her varlığın akıl ve beden hızı farklıdır. Ben Çin’den bir bardak su alıp gelmek için buradan altı ay gidiş için, altı ay da dönüş için yürümem gerekir. Bir yılda bir bardak suyu ancak getiririm… Bir kaplumbağayı göndersek o zavallı hayvan altmış yılda gider altmış yılda da döner, eder yüz yirmi yıl… Şimşek (ışık) hızıyla hareket eden bir varlığı göndersek gidip geldiğini dahi göremeyiz, hâlâ gözümüzün önünde durduğunu zannederiz, halbuki o gitmiş gelmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red">Süleyman  Nebî’nin Belkıs’ın tahtını nasıl getirdiğini düşün.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red">Aslında zaman yoktur, sadece hareket vardır ve biz hareketin hız ölçüsüne zaman diyoruz. Allah indindeki zamansızlığa (dehr’e) “an” diyoruz. Hareket “an” içindedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red"> Kaplumbağanın gidiş gelişinde dünya güneşin etrafında yüz yirmi kez dönmüştür. Bende bir kez dönmüştür. Şimşek hızlıda ise dünya bir milim gidebilmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red"> Âlemlerde kaplumbağadan milyarlarca kez daha yavaş varlıklar olduğu gibi, şimşekten de milyarlarca kez daha hızlı varlıklar da vardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red">Soğan gözlü canların hızı şimşeğe yakındır. Onun için sen de o âlemin şartlarına göre hızlandın ve birkaç dakikada birkaç yıllık hareketi yaparak geri döndün.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><span style="color: red">Bize  göre soğan gözlüler “cin”dir, onlara göre de “âdemler” cindir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red"> Her şey her şeye göredir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red">Zaman bunun için göreceli gibi gelir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red">Aslında görecelilik zamanda değil, hızdadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left" align="center"> <span style="color: black">Aynalı’nın bu açıklaması aklıma ve ruhuma öyle bir sükûnetle karışık uyku hâli verdi ki isli cezvenin mis gibi yanık kokulu kahvesini zor içtim. Gözlerim kapanmıştı. Fakat aklım hâlâ açıktı. Kendimi Ayasofya’nın minaresinde ezan okumaya hazırlanıyor buldum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left" align="center"> <span style="color: black">Ayasofya “kutsal bilgi” demekti. Minâre “elif” demekti. Ayasofya batıda gelişen fenni, minare de doğuda gelişen hikmeti temsil ediyordu. Bu iki ilim aynı beyinde cem olunca hakikat güneşi kalbi daha çok aydınlatacaktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left" align="center"> <span style="color: black">Aynalı’nın ilim ve irfan kokan sohbetini aklımdan geçirdiğim anda “Allâhû Ekber!” diyerek başladım ezan okumaya. Sabahın alaca karanlığında büyük bir kuş beni minareden kaparak havalandı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">2. “UZAYIM” IN BOYUTLARI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bir anda dünya aşağılarda mavi boncuk kadar küçülünce “Ey kuş sen nesin, necisin? Beni nereye götürüyorsun?” dedim. Kuş bana hal lisanıyla seslendi. “Ben Simurg ve Anka’yım. Sen bana ‘insan-ı kâmil’in bilinci (şuuru) diyebilirsin. Senin bilincin hatıra binâen geçici olarak kâmil nefs sırrına yükseldi. Sen Simurg ve Ankâ oldun ve kendi mekânsal boyutlarını seyahate çıktın.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Demek ki ben başka bir şeye binmemiş yine kendi üst bilincimin üstüne binerek âlemlerimin sırrını seyre çıkmıştım. Simurg ve Anka da ben imişim, içinde gezdiğim uzay da ben imişim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kendi hakikatimde Hirâ Nur Dağı’nda Hz. Muhammed a. s.’ın duyduğu haşyeti yaşadım. Haşyet ve hayretimden yarım kalan ezanı sonsuz uzayda okudum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Anka kuşu, “Üzerimde her türlü ihtiyacını karşılayacak sistem var. Ayrıca arkamda elli bin yıllık ihtiyacımızı karşılayacak elli tane daha Anka kuşu var” dedi. Kuşun sırtı adeta saray gibiydi. Biraz dolaştım. Tüm sevdiğim şeyler sarayın odalarında mevcuttu. Çay, kahve, ispirto ocağı, yatak ve diğer teşkilat tamamdı. Her şey istediğim gibi ve en mükemmeliydi. Anka ben kendim olduğuma göre, dünya boyutunda hafıza bankama yüklediğim her şeyi bu boyuta aktarmıştım. Şimdi de onları en mükemmel halleriyle kullanacaktım. Ahiretin ve cennetin sırlarından birisi de bu olmalıydı ve zatımızın “Hâlık” özelliği her an faaliyetteydi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu tefekkür içindeyken sayılamayacak kadar çok uzayda bir yörüngede akıp giden taşların içine girmişiz. Bir tanesini elime aldım ve lisan-ı hal ile dertleşmeye başladık. Bana dedi ki:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">“Ah, ah! Sorma halimi. Ben bir yolcuyum. Biraz evvel bir kulun vücunda zerreler halinde bulunuyor idim. O âlemin büyük kıyameti “Allahu Ekber” sesiyle birlikte koptu ve bizler o âlemde yok olduk bu âlemde taş olarak tekrar var olduk. Kâmil kulun varlığı da bu âleme yükseldi. Şimdi ben yine onun vücudundayım. Benim kaderim sürekli var olmak, yok olmak ve tekrar var olmak. Gördüğün şu sonsuz uzay o kâmil kulun sonsuz boyutlarından bir boyuttur. Bu var oluş ve yok oluşların ne başı var ne de sonu var.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Taşı elimden bıraktım. O taşta sonsuz sayıda zere vardı. Zerrelerin taştan, taşın zerrelerden haberi yoktu. İşin en tuhaf tarafı zerreler ve taşlar benim vücudumu oluşturan cüzlerdi. Cüzler külli halleri olan Ahmed Râci’yi tanımıyorlardı. Kendimi tanıtsam ve ben senim, sen de bensin desem anlamazdı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kendi özelliklerimde afâkî seyir sırrı beynimi çok yormuştu. Biraz uyudum. Uyanınca Mars (eski adı Merih) gezegenine gelmiştim. İçinde bulunduğum boyutun var oluş sistemine göre Mars canlı varlıklar ve eserleriyle doluydu. Beş duyulu bedensel boyutta buraya gelseydim taş ve topraktan başka bir şey göremezdim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Mars’da mevcut olan bu boyutun canlıları birbirine zarar vermeden yaşıyorlardı. Zararlı ve gereksiz hiçbir şey yoktu. Evlerde yaşayan canlıları ise insana benziyordu fakat organları daha fazlaydı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kuş dedi ki: “Mars’lıların şekli insana benziyor fakat insanlığın bir alt boyunda oldukları için tam Âdem şekline sahip değiller. Eksik yönleri var. Eksik yönleri nefislerindeki emmare sıfatıdır. O olmayınca nefsi eğitmek ve varlığın hakikati içinde böylece terakki etmek imkanları da yok.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kuşun açıklamasını dinledikten sonra emmare nefsime o ana kadar boşu boşuna kızdığımı anladım. Melek gibi emmaresiz olmak istemişimdir. Meğer ki bizi kemâlâta taşıyan o emmarenin terbiyesiymiş. İnsanın da en büyük sırı en çirkin görünen emmare nefs özelliğinde gizli bir hazine imiş. O andan itibaren emmare nefsin nasıl bir nimet olduğunu anladım. Eğitilirse en yükseğe çıkaran, eğitilmezse en aşağıya indiren bir “Burak” imiş emmare nefs.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Her seferinde olduğu gibi a’mak-ı hayaldeki bu seyahatimden de ayılacak ve eski nefs mertebeme inecektim. Şu anda Aynalı’nın Kâmil nefs özellikleriyle emâneten donanmıştım. Fakat hiçbir şey bedava değildi. Bu mertebeye kendi gayretimle tırmanıp kendi emmare nefsimi kâmil nefse dönüştürmeliydim. O iş de ancak dünya yaşamında sınırlı ömrümüzde yaşayacağımız tek şansımızdı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Bu düşünceler içinde Jüpiter’e geldik. Sıcak bir ortamdı ve yine bu boyutun özel bitkileriyle kaplıydı. Dünya boyutuna göre ise bitkisiz sadece ateş topu gibi olmalıydı. Burada fazla durmadık geçtik. Hızla güneş sisteminin en son mahallesinin en son gezegenine geldik. Soğuktu. Öldürücü ve yok edici soğukta dahi özel boyutunun özel yaşam katmanları vardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Evrendeki her gezegenin sonsuz sayıda boyutu ve her boyutunun kendine has  yaşamları vardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Dünya da aynıydı. Dünyada dahi sonsuz semâlar yani boyutlar mevcut, her boyutun da hususi hayat tabakası mevcuttu. Bu neden böyledir diye kendi kendime sorunca cevap yine kendiliğinden geldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Tek gerçek Ahad’dır. Ahad’ın sayısız ve sonsuz boyutu mevcuttur. Her boyut başka boyutun zıttıdır. Boyutlar birbirini tanımaz, asla karışmaz ve ayrılmaz. Tek ayrı, boyutları ayrı değildir. Eğer öyle olsaydı, tek artı ve tek’in boyutları olur ve ikilik olurdu. Kendi kendime bu nasıl hesaptır, bu ne içinden çıkılmaz hakikattır dedim ve hesap defterini kapattım ki akıl tası çatlamasın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: red; font-weight: 700">3. İKİ GÜNEŞLİ SİSTEM</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Yirmi beş bin yıl daha gittik. İki güneşli bir uzay mahallesine geldik. Güneşlerin alevleri uzayda gezen yılanlara benziyordu. Öyle yılanlar ki uzunlukları binlerce yıl yoldu. Yakıcı ve yok ediciydiler. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kuş  dedi ki: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">“Şu anda</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">nefsinin iki özelliğini</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">iki ayrı güneş olarak seyrediyorsun.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">Birisi Nefs-i emmâre güneşi diğeri de Nefs-i kâmile  güneşi.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">Kızıl renkli olan emmâredir. Alevleri de bitmek  tükenmek bilmeyen uzun isteklerdir ve kendi kendini yiyip bitirmektedir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">Beyaz renkli olan güneş de kâmiledir. Beyaz alevleri de yine bitmek tükenmek bilmeyen istekleridir fakat ilim ve irfan öğrenmenin bitimsiz alevleridir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black"> İlim ve irfan öğrenmenin de sonu yoktur ve bu hırs da  insanı sonsuza kadar</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">‘aşk’ ile yakar kavurur.”</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Güneşlerin ve galaksilerin sonu yoktu. Sonsuza kadar gitsek yine sonu yoktu. Çünkü uzay (evrenler ve boyutlar) Allah’ın sonsuz ilminin mânâlarıydı. İlmin sonu varsa uzayın da sonu vardı. İlmin sonu yoksa uzayın da sonu yoktu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Yolculuktan sıkılmıştım. Git git hep aynı sistemdi. Her şey zâhirde farklı ama bâtında aynı idi. Hem dönüş için yirmi beş bin yıllık (ışık yılı kastediliyor) yiyeceğimiz vardı. Hemen dönmezsek açlıktan ölebilirdim. Bir an devam etmeyi, ölmeyi göze almak istedim. Düşüncenin ve alemlerin sonuna yani Sidretü’l Münteha’ya ulaşabilir miydim?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Düşüncenin ve âlemlerin Sidretü’l-müntehâ’sı neredeydi? Elbette ki âlemlerin ve düşüncenin bittiği son noktadaydı. Âlemler de düşünceler de Allah ilminin mânâ helezonları değil miydi? Demek ki son nokta uzayda ve düşüncede değildi. Son, ilk olan Hak idi. İnsan da Hak’ka vasıl olursa “Sidretü’l Müntehâ”nın “kendisi” olduğu sırrını anlayacaktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">Kuşa; sıkıldım, dönelim artık, dedim. Kuş; henüz Kaf Dağı denilen sonsuzluğumun sonsuzda birini dahi gezemediğimizi söyleyerek dönüşe başladı, yirmi beş bin yıl sonra beni aldığı noktaya yaklaştırdı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black"> Minareye ayaklarımın üzerine inmek için hazırlandım. Gözlerimi açınca kendimi ayaklarımın üzerinde kavuklu zatın mermer mezarı yanında kaskatı vaziyette dikeliyor buldum. “Kaf Dağı’ndan geldim mi?” demişim. Aynalı gülerek:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">“</span><span style="color: black">Sen Kaf Dağı’na gitmedin ki gelesin. Kaf Dağı zaten sensin! Başkası değilsin ki kendini bulasın. Sen hep aynısın. Kendinden kendine <u>gidememeye</u> ve  kendinden kendine <u>gelememeye</u> mahkumsun. Senin sırrın gidememek ve  gelememektir” diyerek kahve fincanımı doldurdu ve konuşmaya devam etti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center"><strong><span style="color: black"> “Zerre de aynı, küre de aynı mayadan. Pire de aynı, deve de aynı mayadan. Cüz de aynı, kül de aynı mayadan. Ha alemi gezmişsin, ha zerreyi gezmişsin, hepsi de boş. Gezdiğin yer aynı yer. Aynıyı değişik manalarla seyretmek gerçekten ârifi sıkar. Hele kahveni iç!”</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">dedi  ve bir şiir okuyup beni evime uğurladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="color: black"> Ey vahdet! Bahri-i bî pâyân! Sensin mevce-zen!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="color: black"> Kesret-i emvac içinde rûhüma sensin yine,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="color: black"> Bin isim, yüz bin çeşit vermiş isen de kendine,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="color: black"> Her ne dense, âsüman, eflâk, ervâh-ı beden,</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><strong><em><span style="color: black"> Yalnız sensin sen!</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span style="color: black">. . . </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black">Ey teklik sırına halife insan! Sen sonu olmayan denizsin. Dalgalanan sensin. Dalgaların çokluğu içinde görünen yine sensin. Kendine binlerce görünüş ve şahsiyet vermiş isen de, canlı cansız her ne varsa</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong> <span style="color: black"> yalnız sensin sen!</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <span style="color: black"> </span><span style="color: #3366ff">RÂCİ’NİN KAHVE  ÂLEMLERİ İLMİN VE İRFANIN EFENDİSİ HZ. MUHAMMED A.S.’A YÜKSELİNCEYE KADAR DEVAM  EDECEK.</span></p>
<p align="right">Yorumlayan ve özetleyen:<br />
<strong>Kemal Gökdoğan</strong><br />
<a href="http://www.tasavvufdefteri.tr.cx/" target="_blank">www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/tasavvuf/amak-i-hayal%e2%80%99in-yorumlu-ozeti-6-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

