<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Allahuekber</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/allahuekber/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>ALLAHUEKBER algısı ile MUHAMMED’iliğin Getirileri</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-algisi-ile-muhammed%e2%80%99iligin-getirileri/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-algisi-ile-muhammed%e2%80%99iligin-getirileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 14:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mert Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Allahuekber]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[isevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed algısı]]></category>
		<category><![CDATA[musevilik]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1111</guid>
		<description><![CDATA[Önceki yazıda ( http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd/ ) belirtilen ALLAHUEKBER algısı ile Muhammedi olarak yaşamanın, anlayabildiğim kadarı ile getirilerinden bir kaçından bahsetmek istiyorum&#8230; Günümüzde, hangi dinin kaç mensubunun olduğu ile ilgili araştırmaların sonuçları duyurulurken, Müslümanların çokluğuna oranla, Musevilerin çok az olduğu gözlenir. Ancak kimliklerdeki mensubiyetten değil de, idrak seviyelerinden bir tasnif yaptığımızda, bu oranların tam tersi olduğunu görebiliriz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/mert-kilic.jpg" alt="" width="79" height="116" />Önceki yazıda ( <a href="http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd/" target="_self">http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd/</a> ) belirtilen ALLAHUEKBER algısı ile Muhammedi olarak yaşamanın, anlayabildiğim kadarı ile getirilerinden bir kaçından bahsetmek istiyorum&#8230;</p>
<p>Günümüzde, hangi dinin kaç mensubunun olduğu ile ilgili araştırmaların sonuçları duyurulurken, Müslümanların çokluğuna oranla, Musevilerin çok az olduğu gözlenir. Ancak kimliklerdeki mensubiyetten değil de, idrak seviyelerinden bir tasnif yaptığımızda, bu oranların tam tersi olduğunu görebiliriz. Günümüzde ALLAH&#8217; ı kendinden tamamen ayrı bir yerde görerek öteleyen ve kader konusunu da bu idrak ile yanlış değerlendirerek, arzularının gerçekleşmesini kendi dışlarından bekleyerek geri kalmışların sayısı epey fazladır. Hakikatte bu kişilerin çoğunun kendine bile faydası yokken, insanlığa faydası olanların sayısını varın siz düşünün. Ancak risaleti tam olarak anlamasalar da, nübüvvetin getirdiklerine yani şeriat kurallarına uyarak kısmen de olsa kendilerine ve başka insanlara faydaları dokunabilir. Ancak bu fayda daha çok dünyevi/beşeri ihtiyaçlar konusunda olacaktır. Uhrevi konularda yaptıklarını düşündükleri fayda, belki de hakikat bilgisinden yoksun olduklarından, diğer insanlara da bu bilgiyi vermeden uyarıp, bilgilendirdiklerinden, onlarında kendileri gibi tanrı anlayışına ve şirke saplanmalarına sebep olarak zarara dönüşebilecektir&#8230; Sonuç olarak; ruhi yönden, manevi alanda biraz tatmin olunmuş olsa da, maddi yaşamda geri kalmış, ezilmiş bir karakter sergilerler ki, bu da genelde ruhi/manevi alana sirayet edebilir&#8230;<span id="more-1111"></span></p>
<p>Bunun bir üst farkındalık mertebesi olan İsevi idraktekiler genelde teknolojik ilerlemelerin olduğu, zahir ilimlerin çıkış merkezi durumuna gelen batı dediğimiz Avrupa ve Amerika&#8217; da çoğunluktadır. Bunlar ALLAH&#8217; ın tüm esmaları ve hatta sıfatlarının sadece kendilerinin algıladıkları kadarıyla açığa çıktığı düşüncesi ile, dışarıdan/öteden bir şey beklemektense her şeyi kendileri yapma gayretindedirler. Karşılaştıkları sorunları aşabilecek kapasitede olduklarına inanıp bu yolda çalışırlar. Bu sebepledir ki, uzun zamandır bilim adına, teknik adına ilerleme sayılan ne varsa bu idraktekilerden çıkmıştır. Ancak bu kişiler de evrenin tüm ağırlığını kendi omuzlarında hissedebilirler. Kendilerinden gayrı bir varlık görmeyenler, hayatlarında kendilerinden başkalarına pek önem vermezler. Anne ve baba kavramları bile bizim alışkın olduğumuz çerçeveden uzaktır. Sevgi, saygı, hürmet, muhabbet tanımları daha farklıdır. Hatta bizzat şahit olduğum bu kişilere örnek teşkil edecek iki kişiden biri, karşımda ikinci bir varlık mı var ki selam vereyim derken, diğeri hiçbir samimiyetimiz yokken emir kipleri ile bir şeyler isteyip, ben o isteği karşıladığımda, teşekkür etme gereğini görmeyip, hatta bunu neredeyse şirk sayıp şükür nimetinden kendini mahrum bırakmıştı. Dolayısıyla bu idraktekilerin karşılaştıkları zorluklarda yönelip sığınacak bir durakları yoktur. ALLAH dedikleri RAB&#8217; leridir, fark etmemişlerdir. ALLAH dışarıda değil deyip, dışarıyı ötelemişlerdir bu seferde. Bunun neticesinde ruhsal olarak bunalım ve çöküntüler ile bunlara bağlı olarak alkol ve uyuşturucu, kumar, oyun&#8230;vb. kaldırılamayacak yükün sorumluluğunu unutturacak kaçış noktalarına yönelebilirler. Sonuç olarak maddi alanda ilerlenmiş olsa da, ruhi anlamda tatminsizlik söz konusudur büyük olasılıkla&#8230;</p>
<p>Bunun da üstündeki farkındalıkta ise; diğer iki görüşün olumlu yönlerinin BİRleşmesi vardır. Hem maddi,  hem manevi alemde tatminlik ve razı olma durumu. Doğu ile Batının, Ruh ile Bedenin, Mana ile Suretin, Öte ile Berinin BİRleşmesi. İsevi idrakteki gibi Zat, sıfat, esma, fiil ne varsa; kişinin kendi evrenine bakışı ile şekillenmekte ve seyredilmektedir. Ben dediğime sen der, çok anlaşılır dediğime bir şey anlamadım veya güzel dediğime çirkin diyebilir. Bunların hepsi o kişiye göre, onun bakış açısına, özelliklerine göre doğrudur da. Ama ne zaman ki, iş kişinin bakış açısı durumundan çıkar; yani Rububiyetinden, RAB&#8217; binden çıkar da ALLAH bakışı aşamasına gelir o zaman, mutlak doğrunun, o kişinin sandığı doğru olmadığı anlaşılır. Başka bir ifade ile Kuran&#8217; da bir kaç ayette geçen Bize döndürüleceksiniz (Enbiya 21-Ankebut 29) olayı vuku bulduğunda kişinin beni, Biz olduğunda doğru ve yanlış değerlendirmeleri başka bir hal alır. Bir müddet sonra bakar ki, ne başkasında bir yanlış var, ne kendinde. Her an, her şey doğru. Ne olması gerekiyorsa o oluyor. Her şey kulluğunu icra ediyor. Bu kulluğu hem kendi ferd olarak icra ediyor, hem de diğer şeylerle bir bütünlük oluşturarak beraberce icra ediyorlar. Aynı Hidrojenin, hidrojen ve Oksijenin de, oksijen olarak kul olması ile beraber, ikisinin beraber olup su olarak ta kulluk yapmaları gibi&#8230; Burada araya eklemek istediğim bir konu daha var ki; Hidrojen ve Oksijen birbiriyle karşılaştığı anda su oluşmaz. Kendilerinde mevcut olan potansiyeli, kullanmaları ile olur (Aktifleşme Enerjisi). Bunun için gerekli olan şey ise ısıdır. Isı arttıkça moleküllerin tepkimeye girmeleri kolaylaşır ve hızlanır. İşte kişinin de yanışları aslında onun tepkimeye geçmesi için bir araçtır. Her elementin başlangıçta Hidrojen elementinden oluştuğunu göz önünde bulundurursak, Musevi idraktaki birim kendini, hakikatinden uzak gördüğünden Oksijen olarak algılarken, İsevi idraktaki birim ise kendini her şeyin kaynağı Hidrojen olarak görür. Geri kalan her şey kendinden oluşmuş olsa da, kendini sadece zatı ile kendi yalın hali ile sınırlayıp açığa çıkanlarla tepkimeye girmez. Muhammedi idrakte ise hem kendi zatı ile kaldığı durum mevcuttur, hem de diğer tüm elementlerle tepkiye girme hali. O kişi su da olur, demir de olur, gerekirse asit bile olur. Buna marifette denebilir belki. İşte her şeyin gözünden görebilmenin de ötesinde, bizzat her şey olup yaşayabilme özelliği. Ve kendini bununla da sınırlamayıp, daha da ötesi olduğunu bilme ki; zaten bu özellik sayesinde diğer idraklerden gelişerek bu noktaya gelmiştir ve bundan sonra da gelişmeye devam edecektir.  Muhammediliği, Hz. Muhammed&#8217; in (sas) fiziki ölümü ile noktalamayanlar için, gelişmenin sonu yoktur. İşte Ekberiyet; potansiyeli, algılayıp fark ettikleri ile sınırlamama getirisi sağlar kişiye. Bu da kişinin zorlandığı olaylarda, o ana kadar açığa çıkardıkları ve farkındalığı ile o zorluğu aşamayacağını hissettiği zaman hemen bu histen kurtulup, ALLAH&#8217; ın o ana kadar fark ettikleri ile sınırlı olmadığını, Ekber olduğunu müşahede ederek, ona yönelerek her zorluğu aşabilmesine vesile olur. Dışarıdan yardım alır, çünkü dışarıyı kendinden ayrı görmez. Dışarıda algıladıklarını hor ve boş görmez, hepsinin kendi için kendinden olduğunu bilir. Dışarı-içeri diye bir ayırım yapmadan kainattaki her birime karşı sevgisi, muhabbeti ve hizmeti vardır. Artık “Muhabbetten doğdu Muhammed” sözünü aklımızdan çıkartmadan Muhammedi olmaya mı çalışırız, yoksa Muhammedi olduktan sonra zaten her şeye olan muhabbet kendiliğinden gelecektir diye bekler miyiz bilemem. Ama temenni ederim ki bir şekilde Muhammedi olmak nasibimiz olur&#8230; Tekrar hatırlayalım ki; bu idrak seviyeleri milletlere göre dağılmış olmayıp, her toplulukta, her ev halkında, hatta her insanda mevcuttur. Bize düşen, fark edip açığa çıkarmaya gayret etmektir nasibimizce&#8230;</p>
<h5 style="text-align: right;"><em><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #003366;">Mert Kılıç<br />
mslmert@gmail.com</span></strong></span></em></strong></em></h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-algisi-ile-muhammed%e2%80%99iligin-getirileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLAHUEKBER ve lillahil Hamd</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:21:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mert Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Allahuekber]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[lillahil Hamd]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[rab]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1103</guid>
		<description><![CDATA[Haşyet duyulası olay; her birim başlı başına bir alem. Her birinin RAB&#8217;bi var, kitabı var, kitaptan algılayışları ve uygulayışları var, kendi doğruları, yanlışları, değer yargıları var&#8230; Sadece insanlık alemini bile düşündüğümüzde, aynı Kuran okunsa da, anlayışlar farklı olabiliyor. İşte bu yazı; her an yeni bir şen de olan ALLAH&#8217; ın bu kulda, şu anki bilgi/düşünce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/mert-kilic.jpg" alt="" width="79" height="116" />Haşyet duyulası olay; her birim başlı başına bir alem. Her birinin RAB&#8217;bi var, kitabı var, kitaptan algılayışları ve uygulayışları var, kendi doğruları, yanlışları, değer yargıları var&#8230; Sadece insanlık alemini bile düşündüğümüzde, aynı Kuran okunsa da, anlayışlar farklı olabiliyor. İşte bu yazı; her an yeni bir şen de olan ALLAH&#8217; ın bu kulda, şu anki bilgi/düşünce ve idrak haliyle açığa çıkardığı yorumdur. Asla başkasını bağlayıcı kesin bilgiler ihtiva etmeyip, kişi için Kuran&#8217; dan anladığından daha kesin ve bağlayıcı bilgi olmadığı kanaati ile, sadece fikir vermek amacıyla yazılmıştır. Elbette doğrusunu ALLAH, ehli şeklinde açığa çıkışı bilir&#8230;</p>
<p>Konuya, Mehdi bekleyenler ve Hz. İsa’ nın (as) yeniden yeryüzüne inip, Hz. Muhammed’ e (sas) tabi olmasını bekleyenlere bir düşünce alternatifi sunmakla başlayalım;<span id="more-1103"></span></p>
<p>Bu olayın ille de fiziki olarak gerçekleşeceğine inanıyorsanız da, hala daha olmamışsa veya yakın geçmişte olmuşsa, bunun gerçekleşmesine şahit olamayanlar için ne düşünürsünüz ? Asırlarca süren bekleyişe, sadece  50 senelik dilime rast gelen insanlar mı şahit olabileceklerdir sizce ? Yoksa Kuran&#8217; da geçen Resul misallerinde olduğu gibi, misalde anlatılan idrakin, herkes tarafından yaşayacağı/yaşadığı olaylar olması gibi, söz konusu bu iki olay da, her alemde gerçekleşiyor mu ? Bunlar dünya tarihinde sadece zahir olarak bir kere yaşanacak şeyler olmayıp, batini olarak, içsel hissediş olarak, her kişinin kemale uzanışı sırasında yaşayacağı bir süreçte mi aynı zamanda ? Bu sorunun cevabını akılda tutarken, başka konu ile devam edelim&#8230;</p>
<p>Kendini, bazı şeyleri çok iyi biliyorum diye niteleyen biri, aslında söz konusu şeyleri o kadar çokta bilmiyor olabilir. Yine kendini dürüst, iyi kalpli, zeki gibi tanımlayanlarında, dışarıdan bakılınca öyle olmadıkları gözlenebilir. Aynen bunun gibi şu anda dünyada ben Muhammedi’yim, İsevi’yim yada Musevi&#8217;yim diyen kişiler de kendilerini öyle sanmalarına rağmen, gerçekte farklı olabilirler. Çoğumuz biliriz ki Resullere çeşitli idrak seviyeleri şeklinde bakınca;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Musa</span> idrakında; ALLAH kişiden ayrı bir yerdedir. Her şeyden münezzeh anlayışı ile ALLAH ötelenmiştir. (Tenzih)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İsa</span> idrakında; ALLAH her yerde olduğu gibi, birimin de özündedir. Böylelikle ALLAH berilenmiştir.         (Teşbih)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Muhammed</span> idrakında ise iki görüşünde birleşmesi vardır. Ne ötede, ne beride olmakla sınırlıdır. Alemlerden Ganidir, ama hiçbir şeyde O&#8217; ndan gayrı değildir. (Tevhid) [Bununla beraber Tevhid' i sadece ötelememe ve berilememe anlayışlarını birleştiren değil, Zat-Yarattıkları, mana-suret, hakikat-şeriat gibi yapılan ayrımı da birleştirme olarak düşünülebilir]</p>
<p>İşte kişiler, nüfus kağıdında yazanla veya çevrelerinde yaşanan dinlere göre ezberci değerlendirme ile değil de, yaşadıkları idrak/anlayış/iman ve yaşama geçirdikleri olarak değerlendirilirse, görülecektir ki birçok müslümanım diyen aslında Musevi anlayışta, kısmen daha azı da İsevi anlayışta iken, diğer dinlerde olduğunu sanıp ta durumun tam tersi olduğu sonuçlar ile de karşılaşılabilir. Bununla beraber Kuran&#8217; daki sıralamaya uygun olarak gelişen süreçler, günümüzde herkes tarafından yaşanabilmektedir. Çoğunlukla Musevi bakışa sahip olarak, ALLAH&#8217; ın tüm eksikliklerden münezzeh/süphan oluşunu tek başına ele aldığımız, ötelediğimiz bir anlayıştayızdır. Bu hali ile ALLAH diye isimlendirdiğimiz bizden ayrı ve ötedeki bir tanrıdır. Bunun üzerine İsevi anlayışla muhatap oluruz. Denir ki; yukarıda değil, her yerde demene rağmen, ötede sandığın tanrı anlayışını tekrar düşün&#8230; Sen o “her yer” dediğinden ayrı mısın ? Sende olan O dediğin&#8230; Aslında her yerde, her şeyde olan O. Senin kendini O&#8217; ndan gayrı bir varlık hissetmen sadece varsayım/vehim. Sen çek kendini aradan, ortaya çıksın yaradan. Bu anlayış ile beraber kişide değişim başlarsa, varlığında ALLAH&#8217; ı hissetmeye başlarsa, ihtimal ki; varsaydığı benliği kabullenişinden arınabilir. İşte bu nokta, aslında gelinmesi başarı olarak kabul edilen bir nokta olsa da; Muhammedi idrak olmayıp, tam kamil değildir. Çünkü bu seferde öteleme hiç olmadığı için, ALLAH sadece kendinden açığa çıkanlarla sınırlanmış olur, her ne kadar sınırsız denilse de. Aslında kabul edilmesi her ne kadar zor gelse de, ötedeki bir tanrı anlayışından kurtulunmuş olmakla ile birlikte, sadece berideki, kendinden açığa çıkan bir tanrı anlayışına saplanılmıştır bir nevi. Artık bundan sonra ister kişinin samimiyeti deyin, ister nasibi, olur da Muhammedi idrak ile muhatap olunabilirse, o zaman Tevhid kurulmuş, Alemlerin O&#8217; ndan gayrı olmaması ile birlikte, O&#8217; nun Alemlerden gani oluşu idrak edilmiş ve ALLAHUEKBER deme aşamasına gelinmiş olur. Hz. Muhammed (sas) ın; seni layığı ile sena edemedim itirafı ile, Hz. Ebubekir (ra) ın; ALLAH&#8217; ı idrak, idrak edilemeyeceğini idraktir itirafları, bu hissedişlerin açığa çıkışıdır. Zaten Kabe putlardan temizlenirken, son ve büyük olan ALLAH putunu ne Hz. Muhammed (sas), ne de Hz. Ebubekir (ra) kırmıştır. Onun yerine ben B&#8217; nin altındaki noktayım diyen Ali (ra) kırmıştır. Şahı velayet belki bu sözü söylediği andaki, halini itiraf etmiş, olaya bakış açısını açıklamıştır. Bu anlayışa göre hüküm veriyorum diye. Bu bilinmez ama geride kalan, altında üstünde nokta olan, olmayan onca harfin varlığından haberdardır büyük ihtimal. İlim şehrinin kapısı olduğunu unutmayalım&#8230; Hepsine selam olsun, himmetleri üzerimize olsun&#8230;</p>
<p>Bu arada Resulullah&#8217; ın Hac ile ilgili dediği “<em>Kim kendisini Beytullah&#8217;a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur</em>” (Küt.Sit 1150) uyarısını ve “&#8230;<strong><em>Gitmeye imkânı olan herkese Beyt`i hac etmek, insanlar üzerindeki Allah hakkıdır&#8230;</em></strong><strong>” (</strong><strong>Ali İmran 97</strong><strong>) ayetinin ALLAH hakkıdır vurgusunu, belirttiğimiz idrak seviyeleri kıstası ile yorumlarsak, taşlar biraz daha yerine oturmuş olur. Musevi anlayışta sadece öteleme ve bedensel algı, İsevi anlayışta sadece berileme ve şuursal algı var ki; ikisi de kamil değil Tanrısal ya da en iyi ihtimalle Rab&#8217;sel. İkisinin bileştiği Tevhid sembolü olan ve Muhammedi muhabbetin açığa çıkmasına aracılık eden Kabe ziyareti; ALLAH kavramının idrak edilmesi için gerekli ve ALLAH&#8217; ın insan üzerindeki hakkı&#8230; </strong></p>
<p>Ayrıca bununla beraber; Özde bulma/miraç çalışması olan salat vaktinin habercisi Ezanda da, ikame edilmesi arzulanan salatta da, en çok kullanılan kelime ALLAHUEKBER&#8217; dir. Dünyada her an susmadan, durmadan, dolaşan hatırlatma&#8230; Salattaki her kullanılışından sonra Süphanlığa vurgu/atıf/hatırlatma vardır çeşitleriyle. Süphane Rabbuyel ALA/AZİM tespihlerini düşünelim. Süphan ALLAH denilir, ancak Süphan Rab şeklinde bir kullanıma hiç şahit olmadım. Dolayısıyla RAB&#8217; bin azimliği, alalığı ve süphanlığının vurgulamasından çok, Rabden ala ve azim olanın süphan olmasına dikkat çekiliyor gibi&#8230; Bu durumda ortaya; Rabbimden, rububiyetimden benden açığa çıkışından ALA/AZİM olan, süphandır; sadece bununla sınırlanmaktan beridir. Yada Rububiyetimle, benden çıkışla kısıtlanamaz olan ALA/AZİM dir şeklinde bir anlam çıkıyor. Tüm bunlarla pekiştiririz ki; hiçbir açığa çıkış noktası, tümü ihata edemez. Açığa çıktığı kadarı ile kendi zatını idrak etse de, mutlak manadaki ZAT&#8217; ı idrak ve ihata etmesi mümkün değildir. ALLAH Ekberdir demek; ALLAH&#8217; ın hiç bir şekilde ihata edilemeyeceği, bilinemeyeceği kavranamayacağı demektir diye yorumluyorum.  Bu durumda  her halükarda  kavradığımız algıladığımız dışında bir şeyler kalacaktır, ama bunu Tanrı diye düşünmeden, Samediyet içinde düşünelim. Yani ALLAH kendini mert&#8217; ten açığa çıkışı ile seyretmek istiyor, bu çıkış mert&#8217; in algıladığı alem ise sadece 1 evren&#8230; Bu evren mert&#8217; ten/algıladıklarından oluşmuştur. Mert suretiyle açığa çıkan o evrenin ALLAH&#8217; ı denemez RAB&#8217; bi denilebilir, başka evrenlerin olduğu bilindikçe.  Mert aleminin Rab&#8217; bi, sonra o alemin gözünden Ahmed&#8217; in, Mehmet&#8217; in, Mustafa&#8217; nın Rabbi var, bununla beraber Ahmed&#8217; in aleminden bakışla da mert&#8217; in alemi var&#8230;vb. İşte bu sonsuz evrenlerin ve bu evrenlerden diğer sonsuz evrenler seyrinin, başka bir deyişle Evren içre evrenlerin her birinin Rab&#8217;bini  kuşatan, düzenleyen, eğiten ALEMLERİN RABBİ kavramı var ki; buna ALLAH diyebiliriz. Ama burada dahi ALLAH derken ALLAH isminin varlığa bakan boyutundaki anlamı ile, yani bir nevi RAHMAN gibi. Zatı&#8217; da kapsayan, varlığın olabilecek diğer sonsuz alternatif potansiyeline bakan boyutu ile değil.</p>
<p>Başka bir ifade ile; Kuantum potansiyeli yada esma alemi dediğimiz, sonsuz özelliklerin potansiyel olarak bulunduğu bir alem&#8230; Burada her türlü ilim ve kudret var potansiyel olarak. Biz bu potansiyeli ister farkında olarak, ister olmayarak nasibimizce kullanarak bir yaşayış açığa çıkarıyoruz. Biz derken tabi gene Ayşe, Fatma tecellisindeki ALLAH :) İşte bu durumda hem alemlerden Gani oluşu, hem de alemlerin O&#8217; ndan asla gayrı olamayacağı ve ALLAHUEKBER kavramı bizde yerleşmiş oluyor. Burada belki en fazla denebilir ki Hz. Muhammed’ in (sas) Rabbi, Alemlerin RAB&#8217; bi idi&#8230; O bile deminki tanımdaki esmaları veya potansiyeli maksimum şekilde müşahede etse de, hala daha ALLAH&#8217; ı layığı ile sena edemediğini farkında ve Sen bu değilsin diyor&#8230; Elbette Hamd (değerlendirmek) ancak ALLAH&#8217; a mahsustur.</p>
<p>Hal böyle iken olaya bizde baktığımızda; ilk başlarda Muhammedi&#8217;yim sanılarak, Musevi idrakte yaşanırken, İsa&#8217; nın yeryüzüne inmesini ALLAH&#8217; ı özde bulma, kendinden açığa çıkanı algılama evresi olarak düşünürsek, İsa&#8217; nın Hz. Muhammed&#8217; e tabi olmasını da, yanlış ve eksik idrakler fark edilmiş olarak, bilinçli olarak Muhammediliği idrak ediş ve yaşayış aşamasına geçilmesi olarak yorumlayabiliriz.</p>
<p>Unutmayalım, varsaydığımız benliğimiz, fiillerimiz, düşüncelerimizin hepsinin Faili ve Hakikati ALLAH olduğu gibi, zanlarımız, egomuz diye kabullenişimiz, kesrette takılıp, dünya hayatı diye hor gördüğümüz hissedişlerimiz de ALLAH&#8217; tan. [Hz. İbrahim' in ve oğlu (İbrahim' den açığa çıkanlar) kıssasını şöyle değerlendirirsek; <em>İbrahim bilincindeyken, yani ne yana baksak ALLAH veçhini görür halde iken bile, bizden açığa çıkan fiilleri ve söylemleri kendimize (bedensel benlik) mal edebiliriz. Bu durumda kişi bunu fark edip uyandığında, bu kendine mal ettiği fiilleri kurban etmesi gerektiğini düşünür. (3 kez rüya diye tabir edilen) Hemen olmasa da belli bir süreç sonunda bunları kurban etmeye karar verir, yine samimiyetle... Tam kurban edecekken; <strong><span style="text-decoration: underline;">İkisi de </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(hükme) <strong>teslim olup Onu </strong>(İsmail'i) <strong>yüzüstü yatırdığında... Biz Ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik. "Gerçekten rüyanı doğruladın. Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız."Muhakkak ki bu apaçık bir belâdır (öğretici, idrak ettirici deneyim)!</strong><strong>Ona, bedel olarak çok büyük kurban verdik</strong><strong>.(Saffat 102-107)</strong></span><strong> A</strong>yetleri ile anladığım kadarıyla; Senin bu fiilleri, söylemleri kendine sahiplenmenin faili de ALLAH' tı hitabı ile karşılaştı. Bunun sonucunda İsmail' i kurban etmesine gerek kalmadı. Çünkü çok daha büyük bir kurban çıkmıştı ortaya. O da sadece fiilleri ve söylemleri değil, düşündükleri, ben kabul edişleri, hissiyatları da olmak üzere her şey ALLAH' tandı. Ne İbrahim kaldı, nede İbrahim' den bir şey, küllen koca bir kurban oldular</em>] Kesret algılaması/yaşantısı, Zat boyutundan gayrı olmadığı gibi hor görülecek bir şey değil. Aynı TEK&#8217; in farklı halleri. Suret, Mananın Zahiri, Hakikat, Şeriatın Batını&#8230; Ahad ve Samed&#8217; dir ALLAH. O sebeple ALLAH ismi bir yandan Zat boyutu için kullanılırken, bir yandan da varlığı oluşturan esmaların küllehası olarak kullanılır. Her algılamanın Hak olduğunu hatırladıktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; nasıl ki her şey mutlak manada kulluğunu yerine getiriyorsa, aynı şekilde hiçbir açığa çıkış mahalli de, irade olunmuş açığa çıkış işlevinin dışında bir algılama ve yaşama mecbur değildir, zaten mutlak kulluğu gereği bu mümkün de değildir. Algılamak, şahit olmak, zahirde seyretmek amacı ile yaratılan birim bunu yapmak için vardır, ne ALLAH yaşayışı/algılayışı/zatından bakışı nede irade edilen amacın dışında başka bir şey için&#8230; Bu durumda Veli dediğimiz kişiler, bizim algıladığımız bedenleri, düşünceleri, söylemleri ve fiillerinin kesinlikle ALLAH&#8217; ın açığa çıkartışı olduğunun farkındadır. Hatta farkında olan bizzat ALLAH&#8217; tır. ALLAH&#8217; ın bu şekilde; yani insan suretinde olması ile beraber, hakikat örtülmemiş biçimdeki açığa çıkış gerçekleştirdiği mahalle Veli denir. Ancak bu çıkış ta yine ALLAH&#8217; ın sonsuz tercihinden sadece bir tanesidir. Dolayısıyla bu düşünce ile bakıldığında, hiçbir şeye olduğu gibi Veli&#8217; ye de ALLAH denilemez. ALLAH sadece veli olmaktan da ganidir. Nasıl ki; Kuran da ALLAH Kelamının, bu boyutta Hz. Muhammed&#8217; den açığa çıkışıdır ve ALLAH Kelamı Kuran ile sınırlanamaz, aynı şekilde Veli&#8217; den açığa çıkışta, ALLAH ile sınırlandırılamaz. Ancak bununla beraber, her birimde açığa çıkanın ALLAH olduğunu bilsek te, Veli&#8217; lerdeki çıkış örtülmeden ve farkındalıkla olduğu için, onlardan çıkanın ALLAH&#8217; ın en farkındalıklı şende çıkışı olmasından ötürü, ona göre değerlendirilmesi için denmiştir Veli ALLAH’ tır diye. Yoksa Veli&#8217; de aynen diğer her şey gibi ALLAH’ ın açığa çıkışının kuludur.</p>
<p>Şimdi bir de Hz. Muhammed&#8217; in gözümün nuru dediği, dinin direği dediği, miraç sonrası müjde diyerek nitelediği salata tekrar bakalım. Teklif edilen vakitlere&#8230; Örneğin Sabah namazı. Karanlıktan (algılamayı örterek, kişinin vahdet bilincini yaşadığı zamandan) aydınlığa geçiş arasında. Eğer ki kişi kesret halini yaşamaya başlamışsa, vahdet halini unutmasın diye bir hatırlatma. Bununla beraber Vahdet halini yaşayan birinin vakit ile bağlı olduğunu hissederek, çalışma yapması gerektiğini hissederek Kesret yaşamına dönerek, kesret gerekliliğini ve güzelliğini unutmaması gerektiğinin hatırlatması. Burada kaynağını bilmediğim ama anlatılan bir olay geldi aklıma; <em>Hz. Ömer güneşe bir baktı&#8230; Işığı sönmek üzereydi&#8230; Namazı geçerken yaptı bunu&#8230; Rasulullah gülümsedi ve dedi; Ömer az daha baksa, arzı karanlığa boğacaktı&#8230;</em> Biraz önce anlattığımız mana ile bakarsak bunu şöyle yorumlayabiliriz: Güneş doğmadan önceki karanlıkta, Ömer zatı ile baş başa iken, daha doğrusu hakikat hissedişi yüksek iken, sabah olup güneşin yükselmesi ile kesret yaşamının canlanması ile, varsaydığı Ömer algısını kendinde hissetmeye başlıyor. Güneş etrafı aydınlattıkça, bedensel benlik kabulü hissi artıyor ve o celali ile buna gem vurmak istiyor. Yani neredeyse o benliğe karşı etki ile, sürekli hakikati müşahede alemine girme durumunu gerçekleştirecek&#8230; (Arzın karanlığa boğulması) Ancak bunun olması ALLAH&#8217; ın istediği bir şey değil, öyle olsa belirli bir rububiyet altında açığa çıkışı yaratmaz, kesreti yaratmazdı. O zaman Ömer anladı ki; Hakikat diye nitelediğimiz işin manasal boyu kadar, şahadet alemi dediğimiz yaşam ve hissiyatta hakikat Bu hissedişte ALLAH&#8217; tan, dilemesi ve oldurması… O zaman, o nazar bitti ve güneş rahat rahat doğdu diye düşünüyorum. Kesret, Hakikat dediğimiz mananın suretidir. Aynı mıdır ? Süphan ALLAH..! Gayrı mıdır ? Süphan ALLAH..!</p>
<p>Aynı mantıkla öğlen namazının da Güneş tam tepedeyken değil de batmaya başladığı sırada kılınmasının hikmetini ve bunun gibi diğer vakitlerin de nelere göre düzenlenmiş olmasını, hatta aynı mantıkla namaz kılınmayan keraat vakitlerinin neler ifade edeceğini düşünülebiliriz. Bu vakit namazların peşinden okunulması tavsiye edilen surelere de dikkat etmek faydalı olacaktır. Mesela öğle namazının peşinden okunan Fetih&#8230; O kesret algılamasının içinde, her birim ayrı ayrı gibi müşahede edilirken, aslında fark edilir ki; iyi dediğin, kötü dediğin, dindar dediğin, gaddar dediğin hepsi ALLAH ne şekilde davranmalarını istemişse, ne için yaratmışsa onu yapıyorlar. Görürsün ki hepsi de kulluk halinde&#8230; Bu surenin bu vakitteki namaz sonrası okunmasındaki hikmet kavranılmaya çalışılırsa sanırım fayda sağlayacaktır.</p>
<p>Netice itibarı ile, duam odur ki ; Ötelemeyle, berilemeyle, mana ve suret ile, iyi, kötü, güzel ve çirkin, kafir ve mümin diye bölmeden, sınırlamadan, tevhid ile birleyelim ve birlenelim, iki cühan nuru Muhammed’ i olalım&#8230;</p>
<h5 style="text-align: right;"><em><span style="text-decoration: underline;"><strong></strong><strong><span style="color: #003366;">Mert Kılıç<br />
mslmert@gmail.com</span></strong></span></em></h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEP Olmak için, HİÇ Olmak Gerek..!</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/hep-olmak-icin-hic-olmak-gerek/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/hep-olmak-icin-hic-olmak-gerek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 21:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mert Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Allahuekber]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Elhamdulillah]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm]]></category>
		<category><![CDATA[LA İLAHE İLLAHU]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[SÜPHANALLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1002</guid>
		<description><![CDATA[Bir sabah namazı sonrası, bilgisayarının önünde bir takım notlar alırken, birden oturma odasının kapısını açarak içeriye giren, yürüyebilen ama daha konuşamayan 13 aylık oğlu Haktan&#8217; ı görünce, içinde oluşan sevgi dalgası ile seyretmeye başladı&#8230; Farkında olmasa da ALLAH seyri ile&#8230; Buradan sonrasını O&#8217; nun seyrettiği boyuttan düşünelim, Haktan&#8217; ı insanlar ya da kendiniz yerine koyarak&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/mert-kilic.jpg" alt="" width="79" height="116" />Bir sabah namazı sonrası, bilgisayarının önünde bir takım notlar alırken, birden oturma odasının kapısını açarak içeriye giren, yürüyebilen ama daha konuşamayan 13 aylık oğlu Haktan&#8217; ı görünce, içinde oluşan sevgi dalgası ile <span style="text-decoration: underline;">seyr</span>etmeye başladı&#8230; Farkında olmasa da <span style="text-decoration: underline;">ALLAH seyri</span> ile&#8230;</p>
<p>Buradan sonrasını O&#8217; nun seyrettiği boyuttan düşünelim, Haktan&#8217; ı insanlar ya da kendiniz yerine koyarak&#8230;</p>
<p>Haktan mimikleri ile kucağıma çıkmak istedi ve istediği ona verildi. Kucağıma aldığımda, hemen not aldığım <span style="text-decoration: underline;">kalem</span>leri gösterdi ısrarla. Verdim hemen onu da. Ancak akabinde diğerini de istedi, yine aynı ısrarla. Sonra iki kalemi de eline aldı ve kucağımdan indi. BEN&#8217; i terk etti. Elindekiler onu biraz oyaladı. Bu oyalanma esnasında istediği ve isteklerine eriştiği makam olan BEN ile hiç ilgilenmedi. BEN yine orada, onun yanında olmama rağmen, istediğinde kendisiyle ilgilenecek, onunla oyun oynayacak, onu düşmelerden ve diğer tehlikelerden koruyacakken&#8230; Ama o elde ettiği, BANA göre basit ve değersiz, ona göre ise önemli 2 kaleme BEN&#8217; den daha çok önem verdi ve BEN&#8217; i unuttu. ( <span style="color: #888888;">Haşr 19 &#8211; Mücadele 19 &#8211; Secde 14 – Casiye 34 – Furkan 18 – Taha 126 – Araf 51 – Enam 44</span> ) Ne zaman ki sıkıldı ya da başka bir şeye ihtiyacı oldu, o zaman geldi yine BANA&#8230;<span id="more-1002"></span></p>
<p><span style="color: #993366;">Tıpkı biz insan&#8230; Küçük insan, ibret al Ey Nefis&#8230;! İstediğin şeyler kalıcımı? Geçici mi? Dikkat et! Kalıcı ise Rıza-i İlahi’ ye götürüyor ise ne ala&#8230; Ama geçici ise makam, şan, şöhret, mal, mülk, para, evlat, eş&#8230;vb. bir kere daha düşün&#8230; Yaşaman için en gerekli olanlardan yediğin yemeğin bile geçici, ta ki bir sonraki acıkmana kadar&#8230; Dolayısıyla İSTEDİĞİN&#8217;İ unutma. VEREN&#8217;İ unutma. VERECEK olanı unutma. SÜREKLİ olanı, kısa süreli-geçici olana tercih etme, bir salise bile&#8230; </span></p>
<p>Sonra kucağıma aldım ve bilgisayar koltuğunda dönmeye başladık. Ayaklarımla yeri ittim, BEN oturduğum yerde o kucağımda hızla döndük. Etraf, gördüğümüz her şey kayboldu. Dikkatle etrafa baktı. Her şey orada duruyordu aslında ama anlamsız kalmıştı. Sadece olduğunun <span style="text-decoration: underline;">bilgisi</span> kalmıştı. Cismi yoktu. Görünen ve algılanabilen sadece O ve Ben kalmıştık. ALLAH ve KUL. ALLAH&#8217; tan gelen KUL. ALLAH olmasa kul nasıl olacaktı ? Boşlukta, hiçbir nimet, rızık, vermese kul nasıl yaşayacaktı, var edildikten sonrada&#8230; Haktan benim tüm özelliklerimi taşıyan hücrelerimden olan sperm hücresinden oluştu. Daha sperm iken bile bu özellikler onda mevcuttu. Ancak bu özelliklere vakıf olmak ve kullanmak şöyle dursun, ne bu özelliklerden nede benden ve yapabileceklerinden haberi bile yoktu o zamanlar&#8230;. Gün geldi, BENim alemime uygun benim özelliklerimi yavaş yavaş açığa çıkarabilecek kıvama geldi de&#8230; Benden istedi de verince BENi unuttu&#8230; Oyalandı, sıkıldı, mutsuz oldu. Benden uzakken tehlikelere maruz durumdaydı da farkında bile değildi. Bu arada demin, sıkılınca bıraktığı kalemi almıştım ben bu yazıya devam etmek için. Sıkılınca gene geldi. Kucağıma çıkmak istediğini belli etti. Kolaylaştırdım kucağıma aldım. Gene yazdığım kalemi istedi. Onun istediği ile aynı işlevi görecek başka kalem verdim. İlle de bu istediğim olsun diye ağladı!</p>
<p>(<span style="color: #888888;"> Ne de bana benziyor! ALLAH&#8217; tan belli bir amaçla kullanmak için ille de sınırlı bilgimizle faydası olacağını düşündüğümüz bir şeyi istiyoruz. İstiyoruz MUCİB – KERİM – LATİF kabul ediyor ve ALİM ismi ile belki aynı, belki daha faydalı başka şeyi veriyor. Bunu değerlendirip, neticeye ulaşmak ve şükretmek şöyle dursun, biz hala ille de o şeyi istekle meşgul olabiliyoruz. Bu belki iş, belki aş, belki eş&#8230;Hatta Rıza-i İLAHİ&#8230; Örneğin; ALLAH&#8217; ım rızana ulaşıp katındaki en yüksek mevkiye gelebilmek için bana sürekli ve beni fazla oyalamayacak maddi imkan ver de, rahatlıkla seni tespih edeyim, hamd edeyim. Tefekkür edip Razı olacağın sana ulaşmış bir kul olayım diye kilitleniyoruz. Belki dünya meşgalesi içinde, nefisle yapılacak şiddetli mücadele ile, bozuk ortamdaki gerek yalanlarda, sahtekarlıklarla, ahde vefasızlıklarla mücadele ile helal kazanım için çabamakla, azalan rızkla imtihan edilme ile&#8230;vb. durumlarla Rıza-i İLAHİ’ ye ulaşmanın bizim için daha kolay ya da kısa yol olacağını düşünüp, hareket etmeden&#8230;Ne  kadar biliyoruz da ? En doğru bu diye ille de onu istiyoruz&#8230;?!</span> )</p>
<p>Herhalde gene sıkıldı ya da kucakta oturmak ona zor geldi ki inmek istedi. İnişini kolaylaştırdım. Ayakları <span style="text-decoration: underline;">yere </span> (arza/kesrete) basınca gene ağlayarak inmemek istedi kucak (hakikat ilmi ile vahdet/şuur boyutu) istedi.!</p>
<p>E be insan ne istiyorsun? Biliyor musun ? ALLAH&#8217; ı istiyorsun&#8230; Yolun kolaylaştırılıyor&#8230; Tam ulaşmışken (<span style="color: #888888;"> o yolu görmüşken, ya da oradaki durum fark ettirilmişke</span><span style="color: #888888;">n </span>) oradaki sana göre hiçlik yani sadece kucakta oturma sana yetmiyor. Sıkılırım burada. Hiçbir şey yok. Ama aşağıda ( <span style="color: #888888;">Belki aşağıların aşağısı esfele safiliyne</span> ) oyalanacak çok şey var diyorsun. İnmek istiyorsun. Ama inmek yolunda da ALLAH&#8217; tan ayrılmamalıyım diye üzülüp sıkılıyorsun. Bil ki aşağısı seni asla tatmin etmiyor, etmeyecekte. İşte aşağıdayken yukarı çıkmak istedin. İnerken, inmemek istedin. Yukarıda ( <span style="color: #888888;">mecazi yukarı, kucak</span> ) ise sadece ALLAH var. Dıştan bakılınca, orada oturan hiçbir şey yapmıyor gibi. Hiçlik gibi. Ama orada oturan yani hiçliğe razı olup yaşayan ve ALLAH&#8217; ı gerçekten bilen ALLAH&#8217; a ulaşmış oluyor ki; Artık Heplik oluyor Teklik oluyor&#8230;.</p>
<p><em>“Hiçliğe razı olmayan, Hepliğe ulaşamıyor.”</em></p>
<p align="center">***</p>
<p>Olay dönüyor dolaşıyor gene geliyor ALLAH &#8216;a&#8230; Ne muhteşem bir döngü. İstemekle malla başladık. Tatminsizlikle sıkıntı ile araya girdik. RAB nasip etti Mevlana gibi döndük. Her şey suretini kaybetti, Allah&#8217; la kaldık. Bu bize zor geldi önceleri, aşağılara indik, tekrar nasip oldu yukarılara çıktık. Sonunda Hiç&#8217; liğe vardık&#8230; İş işte burada, olay burada KARAR burada.</p>
<p>Ya hiçlikten korkup, göze alamayıp, Kuran&#8217;da bile uyarıldığın halde oyalanma yeri olan yerde, oyalayıcılarla oyalanacaksın, ya Hiçliğe razı olup Hepliğe kavuşacaksın. Verdiğin kararda sana kolaylaştırılacak. (<span style="color: #888888;">Eğer sen verdiysen</span>) Ve bu bilince varmış, bu imkan verilmiş ve hele ki kaderini kendinin belirlediğini düşünen kimseye denilecek; Sana bir uyarıcı gelmedi mi ? Sen uyarılmadın mı ? Peki akıl edenin aklını kullanacağı ve doğruyu bulacağı ömür sana gelmedi mi ? Öyleyse haydi seçiminden  dolayı, yaptığının karşılığı olmak üzere gir&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;!</p>
<p>Orası sana vaad olunan yerdir.</p>
<p>ALLAHUEKBER. Nasıl bir sistem! Nasıl bir düzen! Nasıl bir güç!</p>
<p>Bu arada gelelim Haktan&#8217; a&#8230; Kucağımdan indikten sonra döndü dolaştı, benden ayrıldı, uzaklaştı. Gitti sehpanın kenarına vurdu, dişini kanattı, ağız burun kan içinde kaldı. Ağlıyor ve gene kimden yardım istiyor bilin bakalım&#8230;</p>
<p>SÜPHANALLAH, ELHAMDÜLİLLAH, ALLAHUEKBER ve LA İLAHE İLLAHU&#8230;</p>
<p>İsteyene, veririm&#8230; Tabi ki yardım etmeme izin verirse&#8230; Çırpınıp benden uzaklaşırsa, artık ne ağlamaya hakkı var, nede ağlaması bir şeyi değiştirebilir.</p>
<p>RAB&#8217; bim bizleri hiçliğe Razı, O yola sabit yolcu ve Hepliğe vardırıp, daim olanlardan eylesin. ALLAH&#8217; ı bulan neyi kaybeder ? ALLAH&#8217; ı  kaybeden neyi bulur?</p>
<p style="text-align: right;"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #003366;">Mert Kılıç<br />
mslmert@gmail.com</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/hep-olmak-icin-hic-olmak-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç Ayna</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ozgur-durmaz-tefekkur/uc-ayna/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ozgur-durmaz-tefekkur/uc-ayna/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 20:29:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özgür Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Allahuekber]]></category>
		<category><![CDATA[Elhamdulillah]]></category>
		<category><![CDATA[Subhanallah]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Ayna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=994</guid>
		<description><![CDATA[Annemin rahatsızlığının yedinci yılı ve ben neredeyse on yedimi bitirmek üzereyim. Ne kadar da çabuk akıverdi zaman ve bu süreç ne de çabuk taşıdı beni yedi tepeli şehrimin çok çok uzaklarına Antalya’ya&#8230;Hiç tanımadığım bu şehre geliş amacım üç dört gün önce gelen sınav sonuc belgesi ile bundan böyle kimya öğreneceğimin ama bunu uzaklarda yapmak zorunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/ozgur-durmaz.jpg" alt="" width="81" height="111" />Annemin rahatsızlığının yedinci yılı ve ben neredeyse on yedimi bitirmek üzereyim. Ne kadar da çabuk akıverdi zaman ve bu süreç ne de çabuk taşıdı beni yedi tepeli şehrimin çok çok uzaklarına Antalya’ya&#8230;Hiç tanımadığım bu şehre geliş amacım üç dört gün önce gelen sınav sonuc belgesi ile bundan böyle kimya öğreneceğimin ama bunu  uzaklarda yapmak zorunda olduğumun haberini taşıdı bana levhi mahfuzumdan&#8230;</p>
<p><span id="more-994"></span></p>
<p>Küçük bir ev bir apart daire ve beş öğrenci öğrenmek için yeni yaşamlarına merhaba diyorlar&#8230;.Öğrenmek&#8230;.Kimya, tıp, muhasebe, biyoloji&#8230;Görünen hali ile sorgulamadan bakıldığında amaçlarımız bunlardan ibaretti&#8230;.Durduğumuz noktada tıpkı beşeriyetin algılama sınırları içerisinde kendini beden kabulu ekseninde yaşamakta olanların zihinlerinde akan düşünceler gibi düşüncelerimiz ,planlarımız ve duyu organlarımız ile algıladıklarımız cinsinden yayılıyordu evrene&#8230;.</p>
<p>Bu kaçıncı gece oldu  artık sayamaz oldum ama aynı caddelerde sokaklarda karanlığın içinde yüzüme yüzüme vuran, tokatlayan, okşayan yağmur tanelerinin altında adımlarımın beni taşıyacağı yerleri bilemeden, göremeden yürümeyi sever oldum&#8230;.Her nedense yasamım olarak bana yansıyanları cok sevsem de bir türlü ikna olamıyorum gerçeğimin uzak bir şehirde aile özlemi, ders kitapları ve beşeri güdüler ile şekillenişini&#8230;.Kimim ben ,neden? Gibi soruların tatlı tatlı üzerime üşüşüvermeleri sonrasında aynı bilinmezliğe yuvarlanıp, yuvarlandıkca bu bilinmezi tanımaya çalışmayı iyiden iyiye sevmeye başladım&#8230;Ben bir erkeğim herşeyden önce ,sıkı kurmalıyım hayatın içinde ayaklarımı yere sağlam basmalı ve kendim dışında taşıyabilmeliyim ihtiyacı olanları&#8230;Kimyager olacağım &#8230;Bilimsel bir vizyonla gördüklerimin ardına geçip maddenin hallerinde tasarruf edeceğim ilmimle&#8230;Anneme yıllardır süren rahatsızlığının yarattığı sıkıntılara bir nebze olsun su serpebilmek adına diplomamı hediye edeceğim&#8230;Hem komadan  ilk uyandığında ilk  fısıldadığı şey okullar açılmak üzeredir çocukların ihtiyaçlarını aldınız mı olmuştu&#8230;.Okumamı istedi annem hep &#8230;Bende iyi okumalıyım&#8230;Diplomamla da bunu ispatlayarak onu mutlu etmeliyim&#8230;.</p>
<p>Yok, yok hiçbiri olmadığımı içimden sürekli fısıldayan bu sesin çekiciliğinde tatlı bir serseriyim şimdi&#8230;Ne olmadığımı görüyorum zaman adı altında sıralanan bakış açıları bütününün sürekliliğinde&#8230;.</p>
<p>Yatsı sonrası babannemin öğrettiği üzere Rasulallah gibi parmaklarımı kullanarak tesbihe başlamadan önce Ayet&#8217;el Kürsi okuduktan hemen sonra aklıma takılıveriyor&#8230;Ve bu düşünce takılı vermenin ötesinde dakikalar içinde ciddi bir takıntı haline geliyor&#8230;.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.aktuelbakis.org/files.php?file=AynaBileBakmazYuzune01_881920840.jpg" alt="" width="363" height="235" /></p>
<p><em><span style="color: #ff0000;"><strong>Subhanallah&#8230;..</strong></span></em></p>
<p>Bu tesbih&#8230;. “ Allah’ı tenzih ederim”  demek demişti bir büyüğüm&#8230;” Tenzih “&#8230;Oldum olası Tanrı kelimesini sevmemiştim hiç ama tenzih tanrı kokuyor gibiydi hep ve ben Subhanallah derken hep boş gözlerle etrafa bakınırdım</p>
<p>camilerde, evde, odamda&#8230;Dilim Subhanallah derdi de aklım ve gönlüm eşlik edemezdi hiç&#8230;Ötede bir tanrının ne kadar mübarek olduğunu ona anlatmak için Subhanallah demeyi&#8230;.</p>
<p>Subhanallah</p>
<p>Allah bir tanrı değil düşüncesi hep kendimi bulduğum aklımın gönlümün rahat bir nefes aldığı bir düşünce olmuştu ve bu eksende bir Subhanallah fikri nasıl olabilirdi ki?</p>
<p>O Ahadüs Samed idi&#8230;.bu cümle O&#8217;ndan gayrısı gibi bir yaklaşımı o kadar net bişekilde silip atıyordu ki&#8230;.Subhanallah&#8230;.kendisinden gayrı olmayan Sübhandır&#8230;.Kendisinden gayrı olmayan tenzih eder&#8230;Kendisini&#8230;.Allah&#8230;</p>
<p>Birden aklıma geliveren şey bedenim oldu&#8230;Bedenim ve onda olup bitenleri en doğru kim değerlendirebilirdi&#8230;ben tabiki&#8230;ben yani beynim mi?Bu daha da da karmaşıklaşan bir yapıya bürünmeden cevaplar bulmalıyım sorularıma&#8230;</p>
<p>Hep inandığım bir gerçek vardır bir insan olayların ne kadar içinde ve üstündeyse o kadar sorumludur&#8230;.</p>
<p>Kendimde olayların içinde ve üstünde olan yapı ne?&#8230;.</p>
<p>Subhandır Allah ve bunu ancak kendisi bilebilir tıpkı benim bedenimi bilişim gibi&#8230;</p>
<p>Peki o zaman Kur&#8217;an neden Subhanallah olgusunu zihinlerimize taşıyor, neden Rasulallah bu tesbihatı her namazdan sonra okumayı tavsiye ediyor?</p>
<p>Bir sürü kavram sıralanıyor önümde&#8230;.Rasul&#8230;Namaz(salat)&#8230;Tesbih&#8230;Zikir&#8230;Kur&#8217;an&#8230;.</p>
<p>Hiçbir şekilde dolaylı yollara sapmadan düz mantıkla baktığımda içimden bi ses aklıma O&#8217;ndan gayrı muhal ise O adı her ne olursa olsun nasıl algılanırsa algılansın her oluşta,durumda,algıda,algılananda,algılayanda O olmaya devam eder&#8230;cümlesini fısıldıyor.</p>
<p>O, şeyin kendisi olarak eşyayı kuşatır &#8230;Ve birden esmaları geliyor Allah&#8217;ın aklıma&#8230;ve biri de Muhit değil miydi?</p>
<p>Subhanallah&#8230;.</p>
<p>Herşeyin kendisi olarak kendini bilense kendisini tenzihi de kendisini o şey cinsinden seyrini tenzih olabilir  mi?</p>
<p>Yani kendisini seyrettiği ve bildiği algı ile kayıt altında olmadığının kendisince bilinişi&#8230;.</p>
<p>Benden Subhanallah diye tesbihi Rasulallah&#8217;ın dilinden isteyen o ise bende kendini tenzih eden o &#8230;Benim algımla benim nefesimle benim yürüyüşümle benim yaşamımla tanımlanan her ne ise hem O hem de O&#8217;nunla kayıtlanmaktan münezzeh&#8230;.</p>
<p>&#8230;Bu noktada uluhiyyet ve zat kelimelerini iyi tefekkür etmeliyim diyorum kendime&#8230;.</p>
<p>ve bir de Kelime-i Şehadeti&#8230;</p>
<p>Peki algılananla ifade edilmekten münezzeh olan, zaman adı ile işaret edilen bir biçimde algılarımızda her an yeni bir şen&#8217;de olarak yeni oluşlarda da kendini seyretmiyor mu?</p>
<p>Yalnızca insanda mı böyle? Evren dalgalardan ve dalgalar dahi stringlerden olusuyorsa sürekli devinen bu titreşimler yeni yeni manalara suret giydirecek olan algılama araçlarının kendi boyutlarındaki şimdi&#8217;lerini ve gerçeklerini yaratmıyor mu?</p>
<p>Subhan olan kendini Subhan aynasında tenzihle yani kayıt altına alınamayışı ile seyrediyor diyebiliriz sanırım&#8230;.Her alemde diye bir ses fısıldasa da içimden anlıyorum ki bi sürü ayrı ayrı tek görmeye ve algılamaya devam ederken zihnim bunun ekseninde cümlelerle tefekkürüme müdahele etse de kendini bilenin kendi som tekilliğinden gayrısı yok diye son noktayı koyuyorum&#8230;</p>
<p>Bunca düşünce içinde tesbihi bi kenara koymus sırtımı da caminin iç duvarına yaslamıs haldeyken buluveriyorum kendimi birden ve duayı çoktan bitirmiş  cemaat dağılırken bir dedenin &#8216;Selamun Aleykum&#8217; diyerek önümden geçişi ile tesbihe uzanıp fısıldıyorum&#8230;.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Elhamdulillah&#8230;.</strong></span></p>
<p>&#8220;Tesekür ederim&#8221; demektir Allah&#8217;ın verdiği nimetlere&#8230;cümlesi otomatik olarak dökülüyor zihnime veri tabanımın biçırpıda haykırışı ile&#8230;</p>
<p>Koca bir gülümseme dudaklarımda &#8220;amma da seviyormuşum kendimi yahu&#8221; diye geçiriyorum aklımdan nimeti görebilecek kadar sağduyulu ve teşekkür edecek kadar da naziğim ya tutmayın beni&#8230;.Subhan olan Allah kendini seyretmeyi dilemesi ile dehr adı ile işaret edilen o tek anda bu seyri yaşadıysa bu seyrin sınırsızlığını ve sonsuzluğunu  doğru anlatabilmek için boyutlara ihtiyacımız var&#8230;Yani ben şimdi şu camiin kapısından dışarı baktığım o ilk anda (tek karelik bir resimde) iç içe binlerce milyonlarca ayrıntıyı alır gözbebeğim vasıtası ile bilinçaltım ama bilincim her ayrıntıya tek tek ayrı ayrı odaklanarak  o ayrıntıları  tanımlayabilir.</p>
<p>Uzun yıllar sonra ben otuzlu yaslarıma geldiğimde bir yazısında &#8220;Çok boyutlu tek kare resim&#8221; şeklinde enfes bir anlatımla kendi hakikatini dillendirecek olanın bu anlatımınıda düşüncelerimin merkezine yerleştirebilirsem&#8230;hah şimdi şöyle oldu sanki&#8230;.Subhan olusu ,çok boyutlu tek kare resmin ayrı ayrı boyutlarında kendini seyrinde kendinin o boyutla kayıtlanamayacağını bilişi&#8230;.</p>
<p>Elhamdülillah ise o boyutların her birinde var olan düzenin ve o düzenin içindeki yapıların yani çokluğun yani kesretin o boyuttaki mutlak tek&#8217;in açılımı olduğunun bilgisinin ve değerlendirmesinin yalnızca Allah tarafından mümkün olduğunu anlatıyor olmasın&#8230;Yani kesretteki ,çokluktaki her ayrıntı som olan mutlak tek&#8217;in kendini bilişiyle hakikati olan teki değerlendirebilir&#8230;şöyle ki çokluğu oluşturan her şey toplamda bir amaca hizmet ediyorsa o amacı var eden o çokluğun çokluk olarak var olusunun manasını değerlendirir çünkü yalnızca o amacı dileyen amacı var eden araçları da seyreder&#8230;</p>
<p>Basit bir örnekle &#8230;Bu camiye gelirken bisikletime atlayıp şarampol caddesinden Kaleiçine inen o yokuş boyunca pek çok manevra yaptım, hızım bir attı bir azaldı etraftaki insanların yürüyüş hızlarına göre&#8230;Ve camiye vardığımda bisikletimi kilitleyip abdest aldım&#8230;Bu sürecin en başında tüm bu süreci yaşamayı dileyerek namaza durmayı istedim ve süreç yaşanmadan önce, yaşanırken ve sonrasında hep o sürecin hakikatini en doğru şekilde bilen ben oldum çünkü zamanı o süreç olarak yaşamayı istedim&#8230;</p>
<p>Allah her alemi seyrinde alemlerin aktığı mutlak manayı değerlendiren tektir&#8230;Ve salat sanırım bu alem içre alemlerde o alemleri seyri değerlendiren o tekin şuuruna yöneliştir belkide &#8230;. Elhamdülillah&#8230;.</p>
<p>Bu küçük cami her nedense kendimi çok güvende hissetmemi sağlıyor&#8230;Sanki bu camide düşünmek beni gerçeğe tasıyor&#8230;.</p>
<p>Camiler cami diye adlandırılmadan evvel Rasulallah döneminde mescit derlermiş&#8230;Mescit &#8230;secde edien yer&#8230;.bu cami benim mescidim&#8230;benim mescidim bu camide kendini güvende hisseden şuurum&#8230;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Allahuekber&#8230;.</strong></span></p>
<p>Son otuzüç tesbih tanesini de hızla parmaklarımda hissedip duruyorum&#8230;Allahuekber&#8230;aynı düşünme metodu ile yürürsem bu yolu sanırım bir yerlere varabileceğim&#8230;Ben yaşamım içindeki bir süreci çekip çıkardığımda bilirim ki bu süreçteki her ayrıntıda ben ben olarak varım ve yine bilirim ki ben bu sürecin tümünü kapsayan ve bu süreci değerlendirebilecek tek mutlak şuurum o süreci yaşayan olarak&#8230;.ama başta da dediğim gibi bu süreç benim yaşamımdan bir kesit yalnızca ve bu kesit benim hayatımın bir bölümü de olsa tamamı da olsa bende evrende akan döngüde hayatımla bir kesitim yalnızca ve ben kendi  hayatımdan ibaret yaşanmışlık deneyimim ve şuurumla asla hayatı yada yasamı yada tüm boyutları ile evreni kuşatamam ki&#8230;bu evreni kuşatan o evrenin şuurudur..ve diğer evrenleri kuşatan diğer boyutsal şuurlar ve en sonunda kendini bu evrenlerde seyreden o tek şuur&#8230;O tek şuuru yani uluhiyyeti seyreylediği aynanın yapıtaşları ile anlayabilmek mümkün değildir ki&#8230;Tıpkı denizde yüzen bir balığın kendini kuşatan suyun ötesindeki dünyayı  ve o dünyayı kuşatan atmosferi ve o atmosferde dahil dünyayı içine alan güneş sistemini ve dahasını bir balığa ait ilimle balıklık için gereken bilgi ile bilemeyecek olusu gibi&#8230;</p>
<p>Allahuekber&#8230;.Allah&#8217;ın kulda tecelli ettiğini bilip kulun ilminin Allah&#8217;ı asla kuşatamayacağının anlatımı sanırım&#8230;</p>
<p>Mutlak tek olan Allah kendini seyretmeyi diledi ve ol hükmü ile dehr olarak bu seyr gerçekleşti&#8230;bu seyrin şuuru asla bu seyrin uluhiyyetini kapsayamaz&#8230;Allah “ ekber” ‘dir&#8230;ilmi seyredilenin ilmi ile kuşatılamaz&#8230;.</p>
<p>Cami kapısını örten kalın deri örtüyü kaldırdığımda ilk gördüğüm şey musalla taşı oldu ve gayb sözcüğünü simgeleyen bilinmezliği düşündüm.</p>
<p>Musalla tası aynası oldu gaybın gözümde ve üç aynada seyrettiğimi düşündüm kendimce Allah&#8217;ı&#8230;</p>
<p>Üç aynada yansımıştı bir namazın sonunda&#8230;</p>
<p>Sübhanallah,Elhamdülillah ve Allahuekber&#8230;.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em><span style="color: #003366;">Özgür Durmaz<br />
keepingthefaith77@gmail.com</span></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ozgur-durmaz-tefekkur/uc-ayna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

