<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Ahmed Hulusi</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/tag/ahmed-hulusi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Hanîf olmadan LAK LAK yapılır!</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/hanif-olmadan-lak-lak-yapilir/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/hanif-olmadan-lak-lak-yapilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 23:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hakan Türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[hanif]]></category>
		<category><![CDATA[hanif olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[tasavuuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1089</guid>
		<description><![CDATA[Hanîf olmadan LAK LAK yapılır! VAK VAK diyenler de etrâfınıza toplanır! Ahmed Hulûsi, Niçin “DATA” isimli yazısında hanifliği şöyle tanımlıyor: “Hanîflik” TEK bir dışında ikinci bir varlık kabul etmemektir. Otuzuncu surenin otuzuncu ayeti de şöyle diyor: Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın) o Tek Din&#8217;e yönelt! O Allah Fıtratı&#8217;na ki, insanları onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.tasavvuf.gen.tr/hakan-turkmen.jpg" alt="" width="144" height="119" />Hanîf olmadan LAK LAK yapılır!  VAK VAK diyenler de etrâfınıza toplanır!</strong></span></h3>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ahmed Hulûsi, </strong><strong>Niçin “DATA”</strong><strong> isimli yazısında hanifliği şöyle tanımlıyor:</strong><strong> “Hanîflik”</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">TEK bir dışında ikinci bir varlık kabul etmemektir</span></strong>.</p>
<p>Otuzuncu surenin otuzuncu ayeti de şöyle diyor:  <strong><span style="text-decoration: underline;">Vechini </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(şuurunu)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> Hanîf olarak </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> o Tek Din&#8217;e yönelt! O Allah Fıtratı&#8217;na ki, insanları onun üzerine yaratmıştır! Allah yaratışında değişme olmaz! İşte bu, Din-i Kayyım&#8217;dır </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(sonsuz geçerli Sistem, Sünnetullah&#8217;tır)</span><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8230; Ne var ki insanların çoğunluğu </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(bu gerçeği)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> bilmezler.</span></strong></p>
<p>Üstad Ahmed Hulûsi <strong>“vech”</strong>i <strong>“şuur”</strong> olarak ele almış..</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Yönelme “şuur”la oluyor</span></strong><strong>.. </strong></p>
<p><strong>O şuur ki dine yöneltilmek zorunda! </strong>Ayette emredilmiş.<span id="more-1089"></span></p>
<p>Fakat yöneltmek nasıl bir şey?</p>
<p>Kim, nereye, nasıl yöneltecek?</p>
<p>Yöneltince ne olacak?</p>
<p>Yöneltmeyince ne olacak?</p>
<p>Sorular çok, fakat önemli olan soruların cevaplarını bulabilmek.. Bir şey bulmuş değilim.. Sadece yıllardır dini yaşadığını söyleyen yüzlerce insanla karşılaştım ve yeni öğrendiğim birkaç şeyden sonra kendimin de onlardan pek bir farkımın olmadığını gördüm..</p>
<p>Her zamanki gibi yine bilgi paylaşıyoruz..</p>
<p>Dîni yaşadığını söyleyen insanlar ne düşünüyorlar ki ayette bahsedilen “<strong><span style="text-decoration: underline;">Ne var ki insanların çoğunluğu </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(bu gerçeği)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> bilmezler.</span></strong>” kapsamına giriyorlar?</p>
<p>‘Dini yaşıyorum balonu’ “<strong><span style="text-decoration: underline;">Vechini </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(şuurunu)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> Hanîf olarak </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> o Tek Din&#8217;e yönelt!</span></strong>?” ayetini görmesine rağmen neden hâlâ patlamıyor?</p>
<p>Neden <strong>“Ey îman edenler! Allah’a îman edin!”</strong> diye bir ayet var? Bu ayet, neden îman edenlere inmiş? Tanrı kafirlere, münâfıklara, müşriklere <strong>“Allah’a îman edin” </strong>diyeceğine yanlışlıkla mü’minlere mi demiş? Yâni, tanrı hedefi mi karıştırmış?</p>
<p>Sorular aldı başını yine gidiyor.. En iyisi biraz da olsa cevap yazmak..</p>
<p>Anladığım kadarıyla olayın temel noktası <strong>“Varlık TEK mi ÇİFT mi?” </strong>sorusuna kendimize sormak ve gerçekçilik yakıtıyla hakikat şehrine varabilmek!</p>
<p>Eğer varlığı TEKe indirebilirsek “<em>Ben varım, ben ayrı bir yapıyım, ben mustakilim ve ben, bu ayrı yapımın TEKtan bağımsız ayrı iradesiyle, ayrı gücü ve kudretiyle dîne yöneliyorum”</em> şirk pisliğinden de kurtuluruz!</p>
<p>Allah demiş: “<strong><span style="text-decoration: underline;">Vechini </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(şuurunu)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> Hanîf olarak </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(tanrıya tapınmaksızın, Allah&#8217;a şirk koşmaksızın)</span><strong><span style="text-decoration: underline;"> o Tek Din&#8217;e yönelt!</span></strong>”</p>
<p>Madem bilgi kaynağında böyle bir emir var, neden “TEKin dışı var zannı”yla hareket ederek kendimizi de o dışın boş bir yerine monte ederek, kendimize hayat, ilim, irade, kudret atfederek ve de çok tehlikeli olarak bu mustakil hayat, ilim, irade ve kudretle dine yönelerek cenneti bekliyoruz ki?</p>
<p>İyiyi seçersek havuç, kötüyü seçersek sopa mı?</p>
<p>Hem <em>“Benim ayrı bir iradeM var, ben bu ayrı bir iradeM ile dine yöneliyoruM ve  kutsal kitabımız Kur’anın ‘Dileyen rabbine yönelir’ emrine uyuyoruM”</em> diyeceğiz hem de otuzuncu surenin otuzuncu ayetini hiç düşünmeden <strong>“Haniflik nedir?”</strong> onu dahi bilmeden <strong>‘Dileyen Rabbine yönelir’</strong> emrine uyduğumuzu mu zannedeceğiz? Sonra da dünya günlerinin bitmesini bekleyen cennetlikler olarak, ‘etrâfın âferin’leriyle parti tadında gezegende gün mü sayacağız?..  Aynı sahâbe gibi dimi?!!</p>
<p>Kusura bakmayın fakat bunlar din dışı şeyler..</p>
<p>Din dile gelmiş ve haykırıyor: <strong>“BANA HANİF OLARAK YAKLAŞ, YOKSA HÂLİN DUMAN!” </strong></p>
<p>Sen bu seslenişi görmezden geliyorsun!</p>
<p>Olayın özünü anlamadan Kur’anın emirlerine yöneliyorsun.. Halbuki önce iman konusunu halletmek zorundasın! Ettiğin o iman ile ameller de bulunacaksın, ki o amel <strong>“sâlih amel”</strong> olsun! Yoksa ASR’da bahsedilen <strong>“İnsanların çoğu hüsrandadır”</strong>dan çıkamazsın!</p>
<p>Sakın Mekke’yi Medine’ye çevirme, sonra çökertirsin Medine‘ni!</p>
<p>Zumer 65’te şöyle diyor: <strong>“Şirk koşarsan amellerin boşa gider!”</strong></p>
<p>Şirk pisliğinden sıyrılmadan istediğin kadar amele sarıl, fark etmez!</p>
<p>O yapılan amellerin gideceği bir yer yok!</p>
<p>Şirkten sıyrılmadan, Hanîf olmadan Kur’andaki, hadislerdeki emirleri yapmakta istediğin kadar başarıl ol, değişen hiçbir şey olmaz..</p>
<p><strong>“ÖNCE HANİFLİK”</strong> diyor Allah!</p>
<p>Hanif olmadıktan sonra istersen herkese iyi davran, kimseye zararın dokunmasın, bütün gün namaz kıl, zikir çek, hep nafilelerle vaktini geçir hiçbir şey değişmez!</p>
<p>İstersen de herkese kötü davran, kimseye faydan olmasın, hiç namaz niyaz bilme, bütün vaktini “BEN”inin, tabiatının, şartlanmalarının, duygularının sevdiği şeylerle geçir, yine hiçbir şey değişmez! Sonuç olarak gidilecek yer; cehennemdir!</p>
<p><strong>“Cehennem, herkesin güzergâh üzerindedir”</strong> denilmiş! Demek ki sen kendini doğar doğmaz cehennemlik bir halde buldun…</p>
<p>Bu halden Âdem aleyhisselam gibi pişman olarak tövbe etmelisin! Fakat önce hâlini bileceksin, göreceksin! Gördüğün zaman zâten yanacaksın, üzüleceksin vs.. Sonra diyeceksin: “<strong>Ben nefsime zulmediyormuşum”</strong></p>
<p>Eğer <strong>“Şirkten kurtul”</strong>mazsan, <strong>“Dine Hanif olarak yaklaş”</strong>mazsan kudret yurdunda ezilen taraf olursun!</p>
<p>Hikmet yurdunu değerlendirmeyen, kudret yurdunda bir değer ifade etmez! Değersizdir! Yoktur!</p>
<p><strong>Cehennem; ŞİRK TEMİZLEME YERİdir!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bak ne diyor <strong>“NOKTA”NDAKİ KUDRET</strong> isimli çok değerli makalesinde Üstad Ahmed Hulûsi:</p>
<p>“Bilim yollu, <strong>“nokta”daki kudretin</strong> kokusunu alanlar, “<strong>secret</strong>” adı altında insanlara bunu pazarlamaya kalkmışlar&#8230;</p>
<p>Tasavvuf yollu bunun kokusunu alanlar, bu kokuyla “<strong>M</strong>”lerini besleyip, kokunun ayrıcalığıyla kendilerini başkalarından üstün görme gafletine düşerek, onlara hor gözle bakmaya başlamışlar; böylece de <strong>“nokta”larındaki kudretten</strong> perdeliliği yaşamaya başlamışlardır!”</p>
<p>Yazıda bahsedilen <strong>“M”</strong>; “<strong>şirk düşüncesi</strong>”dir!</p>
<p>Varlığı bölmektir, parçalamaktır şirk!</p>
<p>Halbuki Allah, AHAD’dır!</p>
<p>Şirki kalkmamış olan, yaptığı şeylerle ancak <strong>“M”</strong>sini kuvvetlendirir.. <strong>“M”</strong>si kalkan ise <strong>“M”</strong>sizliğini yok etmeye çalışır, ki bu yazıda ondan bahsetmek biraz delilik olur..</p>
<p>Neyse, biz gelelim yapabileceğimiz şeylere..</p>
<p>Şunu demeye çalışıyorum özet olarak:</p>
<p><strong>“Dine hanîf olarak yaklaş”madan o yaklaştığımızı zannettiğimiz şeyde ilerleyemeyiz!</strong></p>
<p>Eğer Allah’a iman etmek istiyorsak, dinde ilerlemek istiyorsak önce Haniflik konusunu araştırmamız gerekiyor.. Ve şu anda bu konuyu en iyi açıkladığını düşündüğüm insan: YILMAZ DÜNDAR’dır.. Yılmaz hocamıza ait {<a href="http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3">http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3</a> } ses kayıtlarını dinledikçe olayın ciddiyetini göreceğiz ve inşallah aldığımız <strong>“haniflik bilgisi”</strong> ile, <strong>“senin ayrı bir yapın yok, sen mustakil değilsin, varlık TEKtir, senin ayrı bir gücün, kudretin, iraden söz konusu değil”</strong> anlayışı ile dine yaklaşmaya çalışacağız…</p>
<p>Yoksa <strong>“LA HAVLE VE LA KUVVETE”</strong> denildiği halde ezandaki <strong>“Hayye ale’s-Salah”</strong>tan sonra neden <strong>“La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziym”</strong> denildiği kesinlikle anlayamayız!</p>
<p>Doğrular hakikat ehlinden, yanlışlar “M”dendir!</p>
<p>Sevgilerimle..</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Hakan TÜRKMEN</span></em></strong></p>
<p>Dileyene:</p>
<p><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/nicindata.htm"><strong>http://www.ahmedhulusi.org/yazi/nicindata.htm</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/noktandakikudret.htm">http://www.ahmedhulusi.org/yazi/noktandakikudret.htm</a></strong></p>
<p><a href="http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3"><strong>http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=10&amp;Itemid=3</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/hakan-turkmen/hanif-olmadan-lak-lak-yapilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Trenden Helikoptere Sıçramak!</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/trenden-helikoptere-sicramak/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/trenden-helikoptere-sicramak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 01:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1049</guid>
		<description><![CDATA[Tren olmayın, helikopter olun! (AH) Bağdat demiryolu hattı inşa ediliyor. Sirkeci garı henüz yapılmış. Rayların saray bahçesinden geçme zorunluluğu var. Topkapı’nın bahçesi; Gülhane’den bir kısım yer alınarak güzergâha dâhil edilecek ama padişahın izni gerekmekte. Konuyu padişaha iletmek de ayrı bir sorun. Vezirlerden biri durumu, yeniye açık padişah Sultan Abdülaziz’e arz ediyor: “Bağdat demiryolu hattının bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><em> </em></p>
<p align="right"><span style="color: #0000ff;"><em>Tren olmayın, helikopter olun! </em></span></p>
<p align="right"><span style="color: #0000ff;"><em>(AH)</em></span></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bağdat demiryolu hattı inşa ediliyor. Sirkeci garı henüz yapılmış. Rayların saray bahçesinden geçme zorunluluğu var. Topkapı’nın bahçesi; Gülhane’den bir kısım yer alınarak güzergâha dâhil edilecek ama padişahın izni gerekmekte. Konuyu padişaha iletmek de ayrı bir sorun. Vezirlerden biri durumu, yeniye açık padişah Sultan Abdülaziz’e arz ediyor: “Bağdat demiryolu hattının bir bölümünün saray bahçesinden geçmesi elzem görünüyor Sultanım. Tabii irade buyursanız” Padişah tarihe geçecek şu sözü söylüyor: “Şimendifer geçecekse benim göğsümden geçsin!..”</p>
<p>Derhal raylar döşenmeye başlanıyor. Osmanlı ülkesi bu sayede batıdan doğuya doğru uzanan yeni ve modern bir ulaşım aracına kapılarını açıyor.<span id="more-1049"></span></p>
<p>…</p>
<p>Akşam çocuklarla televizyon başındayız. Bol hareketli bir aksiyon filmi. Kimliği birden bire açığa çıkan casus, vagonlar içinden hızla geçerek trenin üstüne tırmanıyor. Nefes nefese sahneler… Treni takip eden helikopterden sarkan halata tutunabilirse kurtulacak. Yoksa ya aşağıdakilere yakalanacak yada az sonra girilecek tünelde yaşama şansını yitirecek. Son saniyelerde halata sıçrıyor ve helikopter uzaklaşıyor. Tren tünele girdiğinde aşağıdakiler düşmanı elden kaçırmanın çaresizliği içinde dövünüyorlar…</p>
<p>Bizim çocuklar kendi arasında tartışıyor. “Hızla giden tren üstünde böyle gezinilebilir mi?..” “Yok, canım bunlar stüdyo çekimi”, diyor ortanca, “Yada figüran kullanıyorlar”. Diğeri atılıyor, “Neden olmasın, çevik, atletik biri pekâlâ bunu yapabilir.” Öteki; “Film işte takılmayın, tadını çıkarın, hem konuşmayın, diğer sahneler kaçıyor”, diyerek susturuyor kardeşlerini.</p>
<p>Bense dizimde laptop, filmden ziyade günlerdir zihnimi meşgul eden, Ehlinden yansıyan o sözü tefekküre çalışıyorum:  “Tren olmayın, helikopter olun!”</p>
<p>Derin düşünce antrenmanlarına girişirken trenlerle olan bağlantıma uzanıyor hayallerim. Çocukluğum ve ilk gençliğimin önemli bir kısmı trenlerde geçti. Köyden şehre ulaşım vasıtamızdı. İstasyonlar, tüneller, menfezler, köprüler, geçitler ve uzayıp giden demir yolları…</p>
<p>Tren deyince hemen hepimizde ilk çağrışan kavram; Nostaljidir. “Ahhh o eski günler” içlenmesinde kara trenler başrolü kimselere kaptırmaz. Trene şiirler yazılır, trene besteler yapılır, türküler yakılır. Bir dönemin medeniyet ve kalkınma sembolüdür tren.</p>
<p>Tren sonrasında uçak ve helikopterle gelişen hızlı değişim, posta katarlarının pabucunu dama attırsa da geçmişten günümüze gelmek istemeyenler, hala mısralar düzerler buharlı trenlere. Haydarpaşa; Anadolu’dan İstanbul’a tahta bavullarla adım atan yağız köy delikanlılarının hayatlarında, altın ümitlerin miladı olmaya devam edecektir Yeşilçam perdelerinde uzun süre.</p>
<p>…</p>
<p>Tren deyince nostalji akla gelir, dedik de bakın biz de kendimizi kaptırıverdik nostaljik akışa…</p>
<p>Buradan çıkalım hemen de konumuza dönelim…</p>
<p>Sahi, “Tren olmayın helikopter olun” sözü niçin söylenmiş olabilir? İnsan nasıl bir bakış açısı ile hayatı değerlendirirse trenden; nasıl bakarsa helikopterden olayı seyretmiş olur? Helikopter varken hala trende diretenler, aptal değillerse eğer, nasıl bir algı içindeler dersiniz?..  Yoksa tren algısı içinde olduğunun farkında olmadan en çağdaş vasıtada yol</p>
<p>aldığını sanmak gibi kadife bir perde gerisinde yaşayanlar mıdır onlar?.. Kast edilen ulaşım</p>
<p>vasıtası mıdır, yoksa Hakikat menziline yol alma azmindeki bilinçlere yeni bir idrak</p>
<p>şimşeği mi çaktırılmak istenmiştir?..</p>
<p>Bütün bunlar üzerine sohbet edelim istiyorum…</p>
<p>Misal ve mecazları düşünürken ilk planda sözün zahirinden yola çıkılsa da; söylenme amacını sezmek ve hissetmek; çözümlemede önemli bir yer tutar. Kelimeye takılmak; kelimeden yola çıkmak misal ve mecazı anlamada bir usul olsa da yeterli değildir. Yeterli olmadığı gibi perdedir çoğu kere!</p>
<p>Kur’an misallerini ve mecazlarını en iyi çözenlerin Arapçaya derinlemesine vakıf olan din adamları (!) değil de; hakikate adanan Hak Erenler olması da işte bu noktada oldukça manidar. Çokları da Arapça bilmez onların! Ama Rabçayı iyi OKUmuşlardır.</p>
<p>“Tren olmayın, helikopter olun”, ifadesini de ehlinin ana mesajları ekseninde ele almak durumundayız, özüne yaklaşmak için. O ana mesaja gelene kadar, kavramların zahiren görünen yanlarından hareketle bazı noktalara dokunup yeni idraki okumaya gayret edeceğiz.</p>
<p>Elbette, ulaşım vasıtası kullanmaktan bahsedilmiyor. “Tren yerine helikopter kullanın” denmemiş, “Tren olmayın, helikopter olun”, denmiş… Demek ki bizde ya tren yada helikopter tarzında sistemi algılamaya açık iki boyut iç içe!.. İşte onları ayrıştırmaya girişmek galiba bizi sonuca götürür. Ayrı ayrı değerlendirmek yerine, beynimizin daha kolay kavrayacağı kıyas yoluyla çözümleyelim dilerseniz.</p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>1-</strong></span><strong> </strong><span style="color: #ff0000;">Tren; raylar üzerinde, daha doğrusu çizilmiş bir hat üzerinde gider- gelir! Toprakta yada havada gitmesine imkan olmadığı gibi hattının dışına çıkması da mümkün değildir.</span><em> </em>Tren algısı ile hayata bakmak; tren algısı ile tasavvufu değerlendirmek; birilerinin inşa ettiği düşünce sistematiğine mahkûm olmaktır, körü körüne! Öylesine bir mahkumiyet ki; değil dışına çıkmak, “dışı” ve “başka alemler” olduğu düşünülemez bile!&#8230; Bu şekilde değerlendirenlere; (yerden havalanmak) kayıtlardan kurtulmak, ölüm demektir adeta!<em> </em></p>
<p>Tren algısı ile ilme eğilenler, hakikate yönelenler; “Öncekiler” ve “Büyükler” in yorumları ve açılımları dışında yeni açılımlar olabileceğini akıllarına dahi getirmek istemezler. Onlar için mensup olunan “Ekoller”, “ Meşrepler”, “Mezhepler” vardır!!!! Dışına çıkmaları, farklı yerden bakmaları mümkün olmayan!<em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><span style="color: #0000ff;">Helikopter içinse çizilmiş bir hat yoktur! Bir güzergâha mahkûm değildir!</span><strong> </strong>Helikopter kendi yolunu kendisi çizer! O kudrete, o donanıma, o görüş açısına sahiptir çünkü. O nedenle helikopterce değerlendirenler; hiçbir kayda, hiçbir mezhebe, hiçbir ekole, hiçbir kişiye mahkûm etmezler beyinlerini… Hiçbir kalıp fikirle kilitlemezler düşüncelerini. Sadece hava durumunu yani güncel durumu, yani çağdaş yayını izler ona göre rota ve akış belirlerler.<strong> </strong></p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>2-</strong></span><span style="color: #ff0000;"> Tren; bir lokomotif ve ona bağlı vagonlardan oluşur!</span><em> </em>Trence değerlendirenler için; mutlak surette kendilerini çekecek bir “lider”, bir “önder”, bir “rehber” şarttır. Yoksa, zang diye kalırlar yerlerinde. Vagonlar nasıl kendi başına hareket edemez ise, trence düşünenlerin de çekici olmaksızın yol almaları muhaldir! Güdülmek; doğal kaderleridir onların! Güdülmeye; “tâbi olmak” ve “teslimiyet” kılıflarını ustaca geçirdikleri için hallerinden gayet memnundurlar!</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Helikopterde çeken, çekilen yoktur, var olan; “kendi”sidir!</span> Helikopterce hakikate yaklaşanlar, dışarıda birilerinde gerçeği görmek derdinde ve kaydında değildirler!.. Teslimiyetleri bir kişiye değil; sürekli biçimde akışını okumaya çalıştıkları sisteme, yani sünnetullahadır! Bu nedenle özgüvenleri, eminlikleri, kudretleri, bir diziye, bir zincire mahkûm olan algıların kat kat üstündedir.</p>
<p><em> </em></p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>3-</strong></span> <span style="color: #ff0000;">Tren; raylara kavis verilmemişse viraj alamaz, belli bir doğrultuda birden bire geri dönemez, sadece özel alanda döndürülür görevliler tarafından! Tren manevra yapması en zor taşıttır.<em> </em>Yoluna devrilen bir ağaç, raylara düşen bir kaya keser yolunu.</span> Bu şekilde bakanlar için, saplandıkları düşüncelerden geri dönmek imkânsıza yakın ölçüde zordur! Tefekkür ve beyin jimnastiği ile yeniye açılmak da onlara göre değildir. Zorlarsanız, düşüncelerine viraj aldırmaya, manevra yaptırmaya kalkarsanız muhtemelen devrilirler. Teçhizatları manevraya müsait değildir çünkü.</p>
<p>Mahkûm oldukları hat, basit bir engelle kesildiğinde öteye geçemezler. Bugün, modern gelişmeler ve ilmi keşifler karşısında eski rivayetlerden çıkamayan, değerlendirmeleri ile gülünç hale düşen din algısı; trence yol alışının bedelini çok acı ödemekte ve ödetmektedir. Evrim teorisine ezber bilgilerle karşı çıkanların, ne yazık ki bilimsel ve çağdaş düşünenleri tatmin edecek bir Yaratılış Kuramları yoktur, bunun için. Din alanında “sorgulanamaz” “sadece iman edilen” kapalı konuları vardır onların. Onlara sadece iman edilir, üzerinde düşünmek günahtır (!).</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Helikopter istediği gibi manevra kabiliyetine sahiptir.</span> İner- çıkar, yükselir- alçalır, döner- kıvrılır… Helikopterce hayata bakanlar için “fanatizm”, “bağlılık”, “bağımlılık” kavramları geçersizdir. Tutundukları, kayıtlandıkları bir yer yoktur çünkü. Görüşlere, ekollere, fikirlere takım tutarcasına yaklaşmazlar… Onları kutsamazlar da… Sadece gördüklerini, basiretle değerlendirirler. Tıkandıkları düşünce alanlarında kolaylıkla vites değiştirerek yollarına devam etmeyi başarırlar. Basit ama basiretli düşünce ile çözülmez sanılan çok şeyi çözümlerler. “Sadece iman edin”, “Sorgulamayın” telkinlerine inat, cesur tefekkürler yaparak hem kendi önlerini hem de insanlığın önünü aydınlatacak lambaları yakarlar!</p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>4-</strong></span><span style="color: #ff0000;"> Tren için hareket noktası da varış yeri de uğranacak, durulacak istasyonlar da bellidir! </span>Bir başlangıç, bir varış istasyonu vardır tren için. Demiryolu biter belli bir yerde. Anadolu hattı Haydarpaşa’da dayanır denize…</p>
<p>“Başlangıç ve “Son“ kayıtları içinde değerlendirir trence düşünen. Evren; belli bir zamanda başlamıştır, belli bir zamanda yok olacaktır. Hayatlarını da öyle okurlar; doğum ve son nefes! Çok ileriyi zorlayan, sadece kıyameti görebilir o kadar.</p>
<p>Rasüller- Nebiler- Kitaplar hep başlangıç ve son arasında değerlendirilir onlar için. Risalet Adem’le bebekliğini, İbrahim’le gençliğini Muhammed’le olgunluğunu yaşamış ve bitmiştir. (!) Bir daha rasül gelmeyecektir (!) Demiryolunun Haydarpaşa’ya dayanması gibi bitmiştir akış!..</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Helikopter için başlangıç ve son kaydında bir yol değil, tek- bir- bütünün seyri vardır an içre!</span> Helikopterce değerlendiren; geçmiş- gelecek, başlangıç- son kaydından çıkmış, tek- bir ve bütün olana odaklanmıştır an içinde. Muhammedi Hakikati ANda okur ve isimlenen diğer rasul ve nebilerin o hakikatin geçmişte değil an içinde boyutsal açığa çıkışı olduğunu sezer ve bilir. Hayat; başlayan ve biten bir şey değil “Her an yeni şa’nda” akıştır. Ebediyete doğru her an ölümler ve dirilişler yaşanacaktır, bir kere doğulur, bir kere ölünür sanan tren algısının aksine. Rasüller sürekli akış içinde açığa çıkarak yeni bilgiyle idrakleri yenilerler! Yenilenen idraklerle değerlendirir ve okurlar risaleti.</p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>5-</strong></span> <span style="color: #ff0000;">Trene şiirler- hikâyeler yazılır, trene besteler yapılır, trene türküler yakılır:</span> Romanlara konu olur tren yolculukları. Şiirler yazılır posta katarlarına. Besteler yapılır, mendil sallanan tren uğurlamalara.</p>
<p>Nostalji adeta kısıtlı bir tek düzeliğe mahkûm alandan beslenir de sembolü tren olur. Nostalji, yani duygusallık, yani geçmişte yaşayıp ANdan perdelenme şiirsel, hikâyemsi kalıplarla örterek kendini, akar damarlara. Tıpkı gecenin koynunda ıslık çalan tren gibi… Tıpkı “damarlarına nüfuz edeceğim” diyen şeytan- nârî- cinnî yapılar gibi!!!!</p>
<p>“Aşk en yüksek mertebe”, sanılır bu algıya göre. Sevmişsen, muhabbet sana açılmışsa; korkunç bir sistem anlatımı da abartıdır hani. Muhabbetin varsa, “seriul hısab”ı, “zül ıntıkam”ı konuşmaya gerek yoktur (!). Her şey kolaylaşır muhabbetle (!) çünkü.</p>
<p>Şiirsel, hikâyemsi ve efsanevi rivayetlerle, kıssalarla örülü bir bakış açısıdır trence ilme yönelmek. Bol bol duygulanılır! Geçmişe ağıtlar yakılır, destansı savaşlar, romansı duyuşlar arz-ı endam eder. Rasulullaha da sahabesine de yöneliş bu kalıplar içindedir. Hatta Kur’an dahi öyle okunur! Sanki “Geçmişin Hikâyesi” imiş gibi…</p>
<p>Tren algısına mahkum vaizler, kürsülerde Yusuf – Züleyha, Musa- Firavun, Nemrut- İbrahim anlatırlar film sahnesi kurarcasına!!!! Hem de İslam’ı tebliğ adına!</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Helikoptere şiir de hikâye de yazıldığını görmedik. Hele beste hiç yapılmamıştır!</span> Helikoptere yanaşmak herkesin işi değildir. Soğuktur helikopter. Asıktır biraz da suratı. Hem tehlikelidir de. Birikim ve donanım ister. O nedenle duygusallığa yer yoktur helikopterde! Her şey hesap kitap işidir. Sizi bilmem ama ben henüz helikoptere şiir, hikâye yazan, beste yapan görmedim. Duygusallığa prim yoktur ki bunlara kapı açılsın!</p>
<p>Helikopter algısı ile değerlendiren ve düşünen için; duygu eksenli çalkalanışlara çoktan veda edilmiştir! Hakikat; efsanelere kurban edilecek kadar ne ucuz ne de basittir. Akıl, İlim ve Çağdaş Verilerle Okuma vardır, okuduğunun hakkını vererek yaşama vardır.</p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>6-</strong></span> <span style="color: #ff0000;">Tren; hareketini doğrusal tekerleklerden alır.</span> Düzlemsel akışla hareket eder tren. Doğrusal ve sadece ileri. Sağa sola yatay, yukarı aşağı dikey sıçrama yapamaz tren.</p>
<p>Dini değerlendirmede doğrusal bakış; “metot belli”, “yöntemler çizilmiş zaten” diyerek düz mantığı adeta kutsallaştırır. Yeni bir görüş öne sürmek; bu algı sahiplerince “küfür”, “sapıklık”, “mezhepsizlik”, “ büyüklere sadakatsizlik “ olarak nitelenir çoğu kez!..</p>
<p>Tasavvufa bu şekilde yaklaşanlar için, “kurumsallaşmış ekoller” vardır. Onların aksine bir söylem; onların dışında bir tahlil, derhal dışarı atar sahibini!..</p>
<p><span style="color: #333333;"> </span><span style="color: #0000ff;"> Helikopter, pervaneden alır gücünü!</span> 360 derece dönen pervane, düz yol alan trene nispetle kıyası kabil olmayan enginliğe açılmıştır.</p>
<p>360 derece döner, her manada tek- bir- bütün diye değerlendirenler. Hiçbir esma ile kayda girmeksizin tur atarlar esmalarda Kâbe’yi tavaf edercesine. Gücünü, görüşünü, kudretini de işte o dönüşten alırlar. Hiçbir görüş açısı ile kendini kayıtlamaz, yorumsuz seyrederler. Dönmektir işlevleri. Âlem döner, güneş döner, galaksiler döner, ben niçin dönmeyeyim dercesine sürdürürler fıtratlarınca dönüşlerini. Onun için okuması, yaşamı, düşüncesi, ufku farklıdır kuru kalabalıklardan, tek düze klasik algılardan.</p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>7-</strong></span> <span style="color: #ff0000;">Trenden görünen ufuk; güzergâhın izni ve pencere genişliği kadardır:</span> Trence seyir ufku oldukça kısıtlı ve dardır. Görülecek açı, önden giden vagonun yada lokomotifin gördüğünden kesinlikle farklı olamaz. Bu algı için yön değiştirmek, ufuk çizgisinin üstüne çıkmak muhaldir.</p>
<p>Dini bu şekli ile değerlendirenler; önden gidenlerin dışında düşünce geliştirecek değildirler. “Abdest; temizlik içindir”, derler mesela. “O halde teyemmüm niçin?”, dediğinizde mantıklı ve tatminkâr bir cevapları hiç olamaz. Onlar için ayetler de hadisler de donmuştur! Kur’an’ın ileriye doğru açılımlara müsait olduğunu, hadislerin de ayetler gibi boyutsal anlamlar taşıdığını söylemek; din dışı (!) bir iddiadan öteye geçmez onlar nezdinde! Ufuklarında görebildikleri bu kadardır çünkü.</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Helikopter için duran değil sürekli değişen geniş ufuklar vardır: </span>Helikopterce değerlendirenler; hadislerdeki boyutsal anlatımları; ayetlerin bazen daralan (&gt;) açılımı bazen genişleyen (&lt;) açılımı sakladığını sezmişlerdir. Ufukları geniş ve değişken olduğu için; resmin tamamını görme şansına sahiptirler. Fikir çatılarını vadiden görülene göre değil, yüksekten görülen ile inşa eder, yorumlarlar.</p>
<p>***</p>
<p>Evet dostlarım;</p>
<p>Kısaca, TREN algısı ile yaşam; MAZİYE DÖNÜK, HAYALE DAYALI, EFSANE ODAKLI, BİRİMSEL BİLİNÇLE, YATAY GENİŞLEMEDEN ÖTESİNİ GETİRMEYEN, DÜZ VE KAYITLI DEĞERLENDİRME…</p>
<p>HELİKOPTER algısı; AN’A ODAKLI, REALİTE VE BİLGİYE DAYALI, GERÇEĞİ MERKEZ ALAN, ŞUURSAL BAKIŞLA, YENİYE VE GELİŞİME AÇIK, DİKEY YÜKSELİŞ GETİREN DEĞERLENDİRME’ nin sembolüdür, görebildiğimiz kadarı ile…</p>
<p>Şüphesiz sözlerin hakikatini, Kelam Sultanı Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) ve Onun Varisleri bilir!</p>
<p>Tefekkür semamızda şimşekler çaktıran Ehline binlerce şükran ve minnetle…</p>
<p>Selam; yaşamımız olsun!</p>
<h5 style="text-align: right;"><strong><em><span style="color: #000080;">Mehmet DOĞRAMACI</span></em></strong></h5>
<h5 style="text-align: right;"><strong><em><span style="color: #000080;"><a href="mailto:dogramacimehmet@gmail.com?Subject=Sufizm.gen.tr-Trenden Helikoptere Sıçramak! Yazınızla İlgili">dogramacimehmet@gmail.com</a></span></em></strong></h5>
<h5 style="text-align: right;"><strong><em><span style="color: #000080;">27.10.2009</span></em></strong></h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/trenden-helikoptere-sicramak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Feshane Kitap Fuarına Bekliyoruz</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/mehmet-dogramaci-imza-gunu/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/mehmet-dogramaci-imza-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2009 19:59:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[A. Geylani]]></category>
		<category><![CDATA[A.Kerim Ceyli]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İbni Arabi]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=954</guid>
		<description><![CDATA[Üstad Ahmet Hulusi- İbni Arabi- Gazali- A. Geylani- A.Kerim Ceyli ve diğer hakikat ehlinin eserleri ile FESHANE KİTAP ÇADIRINDA! Düşünen Beyinlere Hakikat Güneşinden pırıltılar yansıtan eserler AHAD standında sizleri bekliyor&#8230;. AHAD Feshane Kitap Çadırında&#8230;. Tlf: 0542 766 71 48 (Yılmaz Kartal) İMZA GÜNLERİ: Mehmet Doğramacı , 15 EYLÜL SALI KADİR GECESİ AKŞAMI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="color: #000000;">Üstad <em>Ahmet Hulusi</em>- <em>İbni Arabi</em>- <em>Gazali</em>- <em>A. Geylani</em>- <em>A.Kerim Ceyli</em> ve diğer hakikat ehlinin eserleri ile <em>FESHANE KİTAP ÇADIRINDA</em>! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="color: #000000;">Düşünen Beyinlere Hakikat Güneşinden pırıltılar yansıtan eserler <strong>AHAD</strong> standında sizleri bekliyor&#8230;.</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #000000;">AHAD Feshane Kitap Çadırında&#8230;.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="color: #000000;">Tlf: 0542 766 71 48  (Yılmaz Kartal)</span></p>
<h3 class="MsoNormal"><em><strong><span style="color: #ff0000;">İMZA GÜNLERİ:</span></strong></em></h3>
<p class="MsoNormal"><span style="color: black;"><em><strong>Mehmet Doğramacı</strong></em> ,</span></p>
<h4 class="MsoNormal"><span style="color: #000080;"> 15  EYLÜL      SALI  KADİR GECESİ AKŞAMI</span></h4>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/mehmet-dogramaci-yazilari/mehmet-dogramaci-imza-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuran&#8217;ı Anlamak için Ön Bilgi &#8211; Allah İlminden Yansımalar</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 22:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=54] &#8211; Dinlemek için tıklayınız.. &#8220;OKU&#8221;mak amacıyla elinize aldığınız bu çalışmanın orijinali olan metin, gökteki bir tanrının yeryüzündeki postacı-peygamberine indirmiş olduğu yazılı bir kitaptaki buyruklar veya ferman değildir! O, âlemlerin Rabbi olanın irsal ettiği (risâlet işleviyle açığa çıkardığı) Rasûlüne, (boyutsal derinliklerinden bilincine) inzal ettiği &#8220;Hakikat Bilgisi&#8221; ve &#8220;Sünnetullah&#8221; açıklamasıdır! Baştan vurgulayalım ki&#8230; Okuyacağınız bu metin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">[MEDIA=54] &#8211; Dinlemek için tıklayınız..</p>
<p><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.orijinkutuphane.org/system/html/2cecc0a3c8cdd5148074bd39828812ff.jpg" alt="" width="85" height="107" /><strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>mak amacıyla elinize aldığınız bu çalışmanın orijinali olan metin, <strong><em>gökteki bir tanrının yeryüzündeki postacı-peygamberine indirmiş olduğu yazılı bir kitaptaki buyruklar veya ferman</em></strong> değildir!</p>
<p><strong>O, âlemlerin Rabbi olanın irsal ettiği </strong>(risâlet işleviyle açığa çıkardığı)<strong> Rasûlüne,</strong> (boyutsal derinliklerinden  bilincine) <strong>inzal ettiği &#8220;Hakikat Bilgisi&#8221; ve &#8220;Sünnetullah&#8221; açıklamasıdır!</strong></p>
<p>Baştan vurgulayalım ki&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Okuyacağınız bu metin, ne Türkçe Kurân&#8217;dır, ne çeviri, ne de meâl!.. Asla Kurân yerine geçmez! Kurân&#8217;daki çok anlamlı anlatımların bir-iki yönünü göstermeye çalışır ancak!</span></strong></p>
<p>O, yalnızca, Ahmed Hulûsi isimli Allah Kulu&#8217;na bahşedilmiş bakış açısından Kurân&#8217;a açılan bir penceredir!.. Bu pencereden görülenlerin bir kısmının sizlere yansıtılmasıdır!</p>
<p>Bu penceredeki bakış açısının temeli nedir, bir misal ile anlatmaya çalışayım&#8230;</p>
<p>İnsanın iki gözü vardır ki, bu iki göz sağlıklı çalışırsa, baktığını şaşı görmez, tek ve net görür. Net ve tek göremeyenlerse bunu sağlamak için ya gözlük kullanırlar ya da lens!</p>
<p><strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nası Kitap olan Evren&#8217;i ve <strong>&#8220;Sünnetullah&#8221;</strong>ı sağlıklı <strong>&#8220;oku&#8221;</strong>yabilmek için de, <strong>Allah</strong>, <strong>Kurân</strong> ile bize, iki doğruyu görme camı vermiştir, gözlüğümüze takalım diye&#8230;</p>
<p>&#8220;Hakikati&#8221; net ve tek görmek için de basîrete ve ilim gözlüğüne ihtiyaç vardır ki onun iki camından birisi, <strong>&#8220;B&#8221; harfi ilmi</strong>, diğeri <strong>&#8220;el AHAD-üs SAMED&#8221; ilmi</strong>dir!</p>
<p>Birinci ilim, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın en başına konmuş <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfidir&#8230; Anlamı, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/tekinseyri.htm" target="_blank">TEK&#8217;in SEYRİ</a>&#8220;</strong> isimli kitabımda açıkladığım <strong>&#8220;Holografik Gerçeklik&#8221;</strong> paralelinde, Rasûlullah (aleyhisselâm)&#8217;ın bildirdiği <strong>&#8220;Zerre küllün aynasıdır!&#8221;</strong> açıklamasıdır. Birim, zerre olarak algılanan her noktada, tüm &#8220;<strong>el Esmâ</strong>&#8220;sıyla mevcudiyetini anlatır.</p>
<p>İkinci ilim ise,<strong> Kurân</strong>&#8216;ın sonuna yerleştirilmiş olan <strong>&#8220;İhlâs&#8221;</strong> Sûresi&#8217;ndedir. <strong>&#8220;Allah&#8221; </strong>ismiyle işaret edilenin, <strong>&#8220;<a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/allah.swf" target="_blank">el AHAD-üs SAMED</a>&#8220;</strong> olduğu vurgusudur! <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>dur! <strong>O</strong>&#8216;nun gayrı veya &#8220;<strong>dûnu</strong>&#8221; mevcut değildir! <strong>&#8220;Es Samed&#8221;</strong>, &#8220;<strong>içine bir şey girmesi, katılması veya ondan bir şey çıkması oluşması söz konusu olmayan som TEK&#8217;illik</strong>&#8221; anlamını ihtiva etmektedir.</p>
<p>Bu iki gerçek tek bir bakışı meydana getirmezse, <strong>Kurân&#8217;ın ruhu ve vermek istediği mesaj </strong>asla algılanamaz; gökteki tanrı yerdeki peygamber ve sen anlayışının doğrusu asla bilinemez!</p>
<p>Evet, okuyacağınız bu metin,<strong> &#8220;ALLAH&#8221;</strong> ismiyle işaret edilen, <strong>&#8220;el AHAD-üs SAMED&#8221;</strong> ise; bu mutlak gerçeğe göre, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın işaretlerini nasıl değerlendirmemiz gerektiği, çalışmasıdır.</p>
<p>Elinizdeki bu çalışmanın, bildiğimiz kadarıyla, bir benzeri olmamıştır. Zira bugüne kadar, Kurân&#8217;ın gerçek mesajını–ruhunu–amacını yansıtmak yerine, derinliği olmayan ve tarihsellik yanına dayanan nakiller yapılmıştır. Çoğunun diliyse, okuyana, eline aldıktan kısa bir süre sonra kitabı bıraktıracak kadar çapraşıktır. Bire bir kelime çevirisine sadık kalmak amacıyla, devrinin <strong>edebî şaheseri </strong>günümüzün anlam bulmacası olarak insanların eline verilmiştir.</p>
<p>Ayrıca bu <strong>edebî şah eser</strong>, okurken sık sık göreceğiniz gibi, pek çok gerçeği, dersi, <strong>&#8220;evirip çevirip türlü misaller ile, benzetmelerle&#8221;</strong> anlatmıştır, kendi tâbiriyle! İnsanlar tefekkür etsin diye&#8230; Ne yazık ki, anlayışı sınırlı çoğunluk, bu benzetmeleri, &#8220;muhkem&#8221; kabullenerek; gökte tanrı yerde peygamberi, inen yazılı ferman anlayışına kadar sürüklenmişlerdir.</p>
<p>İnanıyorum ki, temel bakış açısı, hakkıyla okuyucuya yansıtılabilirse, insanların bu yüce <strong>&#8220;BİLGİ&#8221;</strong>ye bakışı ve değerlendirmesi çok farklı olacaktır.</p>
<p>[MEDIA=54]</p>
<p>Bu nedenledir ki, <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>maya başlamadan önce, bize göre, <strong>&#8220;KİTAP&#8221;</strong>ın temel bakış açısını ve bazı kavramları açıklamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Kurân</strong>&#8216;ın temel fikri, insanların, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/allah.htm" target="_blank">ALLAH</a>&#8220;</strong> ismiyle işaret edileni anlamaya çalışmaları, tanrı kavramı kabul ederek <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong>e (düalizm-ikilik) düşmekten korunmalarıdır.</p>
<p><strong>İnsanın, gökte veya yerde bir dış tanrı kabulü açık &#8220;şirk&#8221;; &#8220;Allah&#8221; yanı sıra, O&#8217;ndan ayrı </strong>(benliği dâhil)<strong> bir güç kuvvet sahibi varlık kabulü de gizli &#8220;şirk&#8221; olarak tanımlanmaktadır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>lığa hitaben nâzil olmuş <strong>&#8220;BİLGİ&#8221; (kitap)</strong>, kendisini değerlendirecek olanları şöyle uyarıyor:</p>
<p><strong>&#8220;Şirk </strong>(bir yanda tanrı diğer yanda her şey) <strong>düşüncesine sahip olanlar pistir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;</strong>(ŞİRK)<strong> pisliğinden </strong>(ben ve tanrı anlayışından) <strong>arınmamış olanlar O&#8217;na </strong>(Kurân&#8217;a) <strong>dokunmasınlar!&#8221;</strong> (Anlayamazlar!)</p>
<p><strong>&#8220;Muhakkak ki şirk </strong>(Allah ismiyle işaret edilen yanı sıra veya dûnunda bir varlık olduğunu kabullenmek) <strong>büyük zulümdür!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;ALLAH&#8217;ın kesinlikle affetmeyeceği tek suç, ŞİRK&#8217;tir; bunun dûnundakileri dilediğine affedebilir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;ŞİRK&#8221;</strong> anlayışından kurtulmak için de <strong>&#8220;Allah&#8221;</strong> adıyla işaret edilene iman edilmesi istenmektedir.</p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8221;</strong>a imanın iki mertebesi <strong>Kurân</strong>&#8216;da açıklanmaktadır.</p>
<p>A) <strong>Allah&#8217;a </strong>(içinde şirk de bulunabilen)<strong> iman</strong>&#8230; B) <strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/akilveiman-amentubillahi.swf" target="_blank">&#8220;B&#8221; işareti kapsamıyla Allah&#8217;a iman</a>.</strong></p>
<p>Birincisi, ötede bir <strong>&#8220;tanrı&#8221;</strong> vehminden kaynaklanan açık <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong> anlayışından arınmanın gereğini açıklamaktadır.</p>
<p>İkincisi, <strong>&#8220;gizli şirk&#8221;</strong> diye tanımlanmış bulunan, <strong>&#8220;benliğini, rabbine </strong>(Hakikat&#8217;in olan el Esmâ&#8217;ya)<strong> şirk koşma&#8221;</strong> anlayışından arınmayı anlatmaktadır.</p>
<p>Şimdi Müslümanların çoğunluğunun ciddiye almadığı, &#8220;<strong>tasavvuf</strong>&#8221; deyip bir kenara attığı &#8220;<strong>gizli şirk</strong>&#8221; diye tanımlanan olayın, <strong>Kurân</strong>&#8216;da nasıl yer aldığına dikkatle kulak verelim:</p>
<p><strong>Hamdi Yazır&#8217;ın meâlinden</strong> naklen veriyorum, &#8220;<strong>sen yanlış anlamışsın</strong>&#8221; diyecekleri bundan vazgeçirmek için! Dikkat buyurun, hitap geçmiş halklara değil <strong>Rasûlullah Muhammed Mustafa</strong> aleyhisselâm&#8217;adır, çevresindekilerin bir kısmının imanından söz edilmektedir:</p>
<p>Yusuf Sûresi (12)&#8217;ndeki 102. Âyetten 107. Âyete kadar olan bölüm:</p>
<p>&#8220;<strong>[<em>Ey Muhammed</em>!] Bu[<em>nlar</em>] işte, gayb haberlerinden; sana onu vahy ile bildiriyoruz, yoksa onlar işlerine karar verip mekr [/<em>hile ve düzenler</em>] yaparlarken sen yanlarında değildin.</strong><br />
<strong>Ve [<em>şunu da unutma ki</em>] insanların ekserisi –sen ne kadar [<em>iman etmeleri için</em>] hırslansan [<em>da</em>]– mümin [<em>olacak</em>] değildirler.</strong><br />
<strong>[<em>Oysa sen</em>] buna karşı[<em>lık</em>] onlardan bir ecir [/<em>ücret</em>] de istemiyorsun, o</strong><strong> ancak bütün âlemine [/<em>insanlara</em>]</strong><strong> [<em>ilahî</em>] bir tezkire[/<em>hatırlatma ve nasihat</em>]tir.</strong><br />
<strong>Bununla beraber, göklerde, yerde [<em>ibret alacak daha</em>] ne kadar ayet [/<em>işaret</em>] var; [<em>fakat ne yazık</em>] ki üzerine uğrarlar, onlardan yüz çevirir geçerler.</strong></p>
<p><strong>Onların ekserisi Allah&#8217;a şirk koşmaksızın iman etmez.</strong>&#8221;</p>
<p>Şimdi burada &#8220;<strong>Akıl ve İman</strong>&#8221; isimli kitabımı yazmama sebep olan çok önemli âyeti-uyarıyı görelim&#8230; Nisa (4.) Suresi 136. âyeti <strong>Rasûlullah</strong>&#8216;a geliyor ve çevresindeki iman etmişlere hitap ediyor:</p>
<p>&#8220;<strong>Ey iman edenler; Aminu &#8220;B&#8221;illahi&#8230;</strong>&#8221; Yani, &#8220;<strong>Ey iman edenler, &#8220;B&#8221; harfinin taşıdığı anlam kapsamında iman edin Allah&#8217;a&#8230;&#8230;.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ne demek bu?</strong></p>
<p><strong>Şu demek: Yalnızca Allah isimlerinin işaret ettiği mânâlardan oluşan âlemler içinde sizin de hakikatiniz Allah Esmâ&#8217;sından meydana gelmiştir. Rabbiniz hakikatiniz olan bu Esmâ&#8217;dır. Dolayısıyla hem derûnunuzda hem de karşınızda Allah esmâsının açığa çıkışından başka bir şey yoktur. Bu Hakikate ters düşen bir şekilde, var gördüklerinizi, Allah dûnunda bağımsız-ayrı bir varlık </strong>(tanrı)<strong> gibi düşünüp kabul ederek şirk koşanlardan olmayın. Bunu yapmanın getirisi dünyada ve sonsuz geleceğinizde yanmaktan başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong>Ama çoğunluğun bunu kavrayacak akılla açığa çıkmadığını da gene şöyle belirtiyor Kurân Bakara Sûresi 8. Âyetinde:</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnsanlardan bir kısmı &#8220;B&#8221; harfinin işaret ettiği anlam kapsamında Allah&#8217;a ve sonsuz geleceğimize iman ettik derler &#8230;&#8230; Ama onlar &#8220;B&#8221; kapsamında iman etmiş müminler değillerdir&#8221;.</strong></p>
<p><strong>İşte bu sebepledir ki, &#8220;B&#8221; harfinin işaret ettiği muazzam anlamın &#8220;gizli şirk&#8221; diye geçiştirilen bir şekilde örtülmesi; bu konuya hiç önem verilmemesi sonuçta &#8220;Gökte tanrı yerde Ben&#8221; anlayışını yerleştirmiş ve bugünkü noktaya gelinmiştir.</strong></p>
<p><strong>Oysa&#8230;</strong></p>
<p>Şirk anlayışının geçersizliği daha ilk âyet (sûre) olan <strong>&#8220;Besmele&#8221;</strong>de <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfiyle anlatılmaktadır. Kurân yorumcularının pek çoğunun yetişme şartlanmaları gereği örttüğü bu anlam, Hz. <strong>Âli</strong> tarafından açıklanmıştır 1400 küsur yıl önce ilk defa:</p>
<p><strong>Şahı Velâyet</strong> Hz. <strong>Âli, </strong><strong>Kurân</strong>&#8216;daki, o gün için <strong>&#8220;sır&#8221;</strong> kabul edilen bu gerçeğe şöyle işaret etmiştir:</p>
<p><strong>&#8220;Kurân&#8217;ın sırrı Fâtiha&#8217;da; Fâtiha&#8217;nın sırrı B-ismillah&#8217;ta; B-ismillah&#8217;ın sırrı da &#8220;B&#8221; harfindedir. Ben, </strong>(Arapçadaki yazılışı itibariyla) <strong>&#8220;B&#8221;nin altındaki NOKTA&#8217;yım!&#8221;</strong></p>
<p>Hz. <strong>Âli</strong>&#8216;nin işaret ettiği bu gerçeklik, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın okunmaya başlanılan ilk âyeti olan <strong>&#8220;B-ismillah&#8221;ın</strong> başındaki <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinde, daha sonra da pek çok yerinde bir uyarı işareti anlamına gelmektedir.</p>
<p>Merhum Hamdi Yazır hazırlamış olduğu <strong><a class="balonlinksiz" onmouseover="Tip('&lt;b&gt;&lt;img src=" onmouseout="UnTip()" href="javascript:void(0);">Kurân tefsirinde</a></strong>; Ahmed Avni Konuk &#8220;<a class="balonlinksiz" onmouseover="Tip('&lt;b&gt;Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yayını no 25 cilt 2 sayfa 191&lt;br&gt;&lt;img src=" onmouseout="UnTip()" href="javascript:void(0);"><strong>Fusûsu&#8217;l Hikem şerhi</strong></a>&#8220;nde; Abdülaziz Mecdi Tolun, &#8220;<strong>İnsan-ı Kâmil</strong>&#8221; şerhinde, bu mânâya dair gerekli uyarıyı yapmıştır.</p>
<p>Biz de, penceremizden bu kutsal metne bakarken, âyetleri, <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin kullanılmış olduğu yerlerdeki anlamıyla değerlendirmeye çalıştık elimizden geldiğince. Çünkü, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın, <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin işaret ettiği anlam doğrultusunda <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nmaya başlanması gereği vurgulanmaktadır <strong>&#8220;B-ismillah&#8221;</strong> ile. <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin işaret ettiği anlam kişinin yaşadığı mutluluk veya mutsuzluğun, kendi derûnundan, hakikatinden gelen mânâlar doğrultusunda yaşandığı gerçeğidir. Kişinin cehennemini veya cennetini yaşaması &#8220;<span style="text-decoration: underline;">elleriyle yaptıklarının sonucu</span>&#8220;dur; yani; kendindeki <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mânâlarının açığa çıkmasıyla oluşmaktadır, vurgusuna işarettir <strong>&#8220;B&#8221; </strong>uyarısı!.. Bu yüzden de her sûre başında <strong>&#8220;B-ismillah&#8221; </strong>yer alarak, bu hatırlatma yapılmaktadır.</p>
<p><strong>&#8220;B&#8221;ismillahirrahmanirrahîm,</strong> başlı başına bir sûre hükmündedir bize göre.</p>
<p>Bizatihi <strong>Kurân</strong>&#8216;ın ve yeryüzünde yaşamış en muhteşem beşer olan <strong>Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)&#8217;ın açıklamalarını temel alan, <strong>&#8220;ALLAH&#8221;</strong> adıyla işaret edilmiş Mutlak Hakikat&#8217;in gösterdiği hedef kavranılmadan, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın anlaşılması mümkün değildir.</p>
<p>Eğer bu hedef fark edilmezse, <strong>Kurân</strong>&#8216;a, esasla ilgisi olmayan bir şekilde; çeşitli yaklaşımlar edinilebilir. O, bir tarih kitabıdır; O, bir iyi ahlâk kitabıdır; O, bir toplumsal düzen kitabıdır; O, bir evren bilgisi kitabıdır; vs.!</p>
<p>Oysa <strong>Kurân</strong>&#8216;ın önyargısız ve şartlanmasız <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nması hâlinde görülecek en keskin gerçek, insana <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong> anlayışını terk ettirecek ipuçlarını vermesi ve bu realite doğrultusunda bilincini arındırmasının yolunu öğretmesidir. Çünkü insan, yaratılış özelliği dolayısıyla ölümsüzdür! <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Ölümü tadar</span>&#8220;</strong> ve çeşitli <strong>&#8220;Bâ&#8217;s&#8221;</strong> aşamalarından geçerek sonsuza dek yaşamına devam eder!</p>
<p>Ölüm, kişinin kıyametinin kopup, perdesinin kalkarak kendi hakikatini müşahede etmesi ve daha sonra da bunu hayatında ne kadar değerlendirebildiğinin sonuçlarını yaşamaya başlamasıdır. Çalışmamızı <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>manız sırasında bunu net göreceksiniz.</p>
<p>Bu yüzdendir ki&#8230;</p>
<p>İnsan, kendi hakikatini tanımalı, kavramalı, yaşamını buna göre değerlendirerek, <strong>&#8220;Hakikatinden&#8221;</strong> kaynaklanan <strong>&#8220;kuvveleri&#8221;</strong> değerlendirerek <strong>&#8220;cennet&#8221;</strong> yaşamını kazanmalıdır; <strong>&#8220;Rabbi&#8221;</strong> elvermişse! Rabbine yönelmek ise dışa değil; kişinin kendi hakikatindekine yönelmesi diye anlaşılmalıdır ki salâtın ikamesi yani namaz da bunun yaşanmasıdır içe dönük bir şekilde.</p>
<p>Bu noktada şunu iyi anlamak zorundayız&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/yenilen.htm" target="_blank">Yenilen</a>&#8220;</strong> isimli kitabımda çeşitli yönleriyle açıklamaya çalıştığım şekilde; evren ismi ile tanımladığımız yapı, hakikati itibariyla, <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;holografik Tekil bilgi</strong>–<strong>enerji okyanusudur&#8221;</strong> tüm boyutlarıyla, bize göre! Bu okyanus, her damlasında tümünün özellikleri mevcut olan bir okyanustur! <strong>Rasûlullah </strong>(aleyhisselâm)&#8217;ın da &#8220;<strong>Zerre küllün aynasıdır!</strong>&#8221; uyarısı ile açıkladığı gibi.</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/allah.htm" target="_blank">Hazreti Muhammed&#8217;in açıkladığı ALLAH</a>&#8221; </strong>isimli kitabımda detaylarıyla anlatmaya çalıştığım şekilde, <strong>&#8220;ALLAH&#8221;</strong> ismiyle işaret edilen yanı sıra, veya <strong>&#8220;dûnunda&#8221;</strong> yani kavram, kapsam ya da başka herhangi bir ölçütle denkliği söz konusu olabilecek ikinci bir varlık mevcut değildir.</p>
<p>Bu gerçek dolayısıyladır ki, <strong>Kurân</strong>&#8216;da <strong>&#8220;İkinin ikincisi&#8221;</strong> olarak tanımlanan Hz. <strong>Ebu Bekir</strong> ve Hz. <strong>Âli&#8217;</strong>den günümüze uzanmış düşünce ve müşahede zincirinde yer almış kemâl sahipleri hep aynı realiteyi dillendirmişlerdir: <strong>&#8220;Allah var, gayrı yok!&#8221; </strong>İşte bu yüzdendir ki, <strong>&#8220;HAMD&#8221;</strong> sadece <strong>Allah&#8217;a ait</strong> bir olgudur! Kendi kendini değerlendirmek durumundadır, gayrı olmadığı için!</p>
<p><strong>&#8220;Şirk&#8221;</strong> aslı olmayan, <strong>&#8220;vehmedilen&#8221;</strong> bir kavramdır!</p>
<p>İnsanlar, <strong>&#8220;vehimleriyle&#8221;</strong> bu olguya düşerek, <strong>&#8220;çokluk algılanması ardındaki gerçek Tek&#8217;lik&#8221;</strong>ten perdelenirler! Bunun sonucuysa, kendini <span style="text-decoration: underline;">yalnızca madde beden </span>kabul ederek yaşamak, ölüp yok olup gitmek (<strong>küfür</strong>); ya da benliği yanı sıra gökte veya derûnunda bir tanrı kabullenmektir (<strong>şirk</strong>)!</p>
<p>Oysa <strong>Kurân</strong> ve <strong>Rasûlullah açıklamalarına </strong>dayalı <strong>Allah ehli</strong> müşahedesine göre işin aslı şudur:</p>
<p>Kendisinden gayrı mevcut olmayan <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>, <strong>İlminde</strong> (ilim boyutunda), <strong>İlmiyle</strong>, <strong>&#8220;el Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilen özelliklerini, <strong>&#8220;ilmini&#8221;</strong> seyretmiştir&#8230; Bu seyrin başı ve sonu yoktur. <strong>&#8220;HÛ&#8221;,</strong> bu seyrettikleriyle kayıtlanıp sınırlanmaktan münezzehtir (âlemlerden Ganî&#8217;dir).</p>
<p>İşte hakkında konuşulan <strong>âlemler ve içindeki her şey, &#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=740336" target="_blank">el Esmâ</a>&#8221; seyri mertebesinde, seyrin oluşumuyla; &#8221;yok&#8221;</strong> iken <strong>&#8220;el Esmâ&#8221;</strong> özellikleriyle <strong>&#8220;var&#8221;</strong> olmuştur!</p>
<p>Hakkında söz edilen her şey, <strong>&#8220;Allah isimleri&#8221;</strong> diye kısaca bahsedilen ve <strong>&#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=740336" target="_blank">el Esmâ</a>&#8220;</strong> ile işaret edilen özelliklerin, sanki bir bileşim şeklindeki birikimleridir. Tıpkı, yüz küsur atomun değişik bileşenler hâlinde algılanan sayısız madde ve canlı türlerini meydana getirmesi gibi.</p>
<p><strong>&#8220;El Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong> genel hatlarıyla doksan dokuz olarak anlatılmışsa da esas itibariyle, detaylarıyla sayısızdır!</p>
<p>Algılanan veya algılanmayan her ne varsa, hepsi de bu <strong>&#8220;el Esmâ&#8221;</strong>dan (Allah isimleri) meydana geldiği içindir ki; bu oluşturmaya <strong>&#8220;âlemlerin Rabbi&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilmiştir. <strong>&#8220;Rabbin&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Rabbi&#8221;</strong> tanımlamaları ise, algılanan birimin oluşumunu meydana getiren <strong>&#8220;el Esmâ bileşimi-terkibi&#8221;</strong> anlamınadır.</p>
<p><strong>&#8220;Bi-izni Rab&#8221;</strong> tanımlaması, ilgili birimin <strong>&#8220;el Esmâ bileşiminin o şeye elvermesi</strong>&#8221; durumunu anlatmaktadır.</p>
<p>&#8220;<strong>Bi-iznillah</strong>&#8221; ise yerine göre iki anlama gelir&#8230; Ya <strong>&#8220;âlemleri yaratış muradına göre o işe elverişli esmâ bileşimi&#8221;</strong>; ya da <strong>&#8220;birimin oluşumundaki amaca göre esmâ bileşiminin elvermesi.&#8221;</strong> Çünkü, <strong>Ulûhiyeti</strong> ile kendinden gayrı olmayan <strong>TEK</strong>&#8216;tir!</p>
<p>Bu <strong>TEK&#8217;lik anlayışı</strong> dolayısıyla, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın vurguladığı önemli bir husus da şudur:</p>
<p>Her birim kendisinden açığa çıkanın sonucunu yaşayarak hayatına devam eder. <strong>&#8220;Ceza&#8221;</strong>, yapılanın karşılığı ya da anlatımımızla <strong>sonucu</strong> anlamındadır. Onun için de sık sık, <strong>&#8220;kendilerinden çıkanın sonucunu yaşayacaklardır, kullarına zulmeden bir tanrı yoktur&#8221;</strong> anlamında vurgulama yapılır.</p>
<p><strong>&#8220;Herkese hakkı verilir&#8221;</strong>in anlamı, hangi amaçla, hangi işlevi ortaya koyması için yaratılmışsa, o <strong>yaratılış amacına göre hakkı verilir</strong> demektir.</p>
<p><strong>&#8220;Korunmak&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Allah&#8217;tan korunmak&#8221;</strong> şeklinde anladığımız <strong>&#8220;takva&#8221;</strong> olayı, &#8220;kişinin, yaratılmış olduğu <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sı gereği elleriyle yaptıklarının sonucunu, kaçınılmaz bir şekilde yaşamak&#8221; durumunda kalacağı realitesi nedeniyle, hoşlanmayacağı şeyleri yaşamaması amacıyla, yanlış davranışlardan korunmasını tanımlamaktadır.</p>
<p><strong>Kurân</strong>, işaret ettiğimiz üzere, gökteki tanrıdan yeryüzündeki postacı-peygambere aracı varlıklarla yollanmış yazılı bir kitap değildir.  <strong>Rabbin&#8217;den yani hakikati olan &#8220;Esmâ mertebesi&#8221;nden bilincine inzal olan (boyutsal açığa çıkış) Hakikat ve &#8220;Sünnetullah&#8221; BİLGİ&#8217;sidir!</strong></p>
<p><strong>Kurân, &#8220;Ulül Elbâb&#8221; indinde, &#8220;teklif&#8221; görünümünde &#8220;tespit&#8221;ten ibarettir!</strong></p>
<p><strong>&#8220;KİTAP&#8221;, &#8220;Hakikat&#8217;i ve Sünnetullah&#8217;ı içeren BİLGİ&#8221; anlamınadır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Hakikat BİLGİSİ&#8221;</strong> oluşu itibariyla birimin, algılanan veya algılanamayan her şeyin <strong>&#8220;Hakikat&#8221;</strong>ini açıklarken; <strong>&#8220;Sünnetullah BİLGİSİ&#8221;</strong> olması itibariyla da, <strong>&#8220;birimin sonsuza dek içinde yaşayacağı boyutların varoluş ve işleyiş Sistem ve Düzeni&#8221;</strong>ni bildirmektedir.</p>
<p><strong>İnsan</strong>, arzda <strong>&#8220;halife&#8221;</strong>dir&#8230; Bu hem dünya anlamına hem de beden anlamına değerlendirilir. Çünkü <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> beden ötesi bir yapıdır; ve bedeni terk ettikten sonra da birçok <strong>&#8220;Bâ&#8217;s&#8221;</strong> oluşla yaşamına devam eder sonsuza dek.</p>
<p><strong>İnsana yapılan teklifler, hep onun, kendini &#8220;Hakikat&#8221;iyle tanıyıp, bunun gereklerini yaşaması ve &#8220;Hakikat&#8221;inde bulunan özellikleri-kuvveleri keşfedip değerlendirmesi amacına dönüktür. Yasaklamaların ardında da hep kişinin kendini beden kabullenerek, ölümü tattıktan sonra hiçbir anlamı kalmayacak nefsanî zevkler uğruna kendisine verilen potansiyeli boşa harcamasını engellemek amacı gütmektedir. Çünkü mevcut potansiyeli, &#8220;Hakikat&#8221;ini keşfederek dünya ve ölüm ötesi yaşamdaki güzellikleri elde etmesi için verilmiştir.</strong></p>
<p>Eğer bu çalışmamız <strong>Kurân</strong>&#8216;ı biraz daha iyi değerlendirmenize hizmet verdiyse, bunu nasip etmesinin şükründe aczimi itiraf ederim. Yaptığım iş kulluğumun zorunlu gereğiydi. Başarı yalnızca Allah&#8217;ın lütfu iledir! Bu hizmetteki yetersizliklerimden, hata ve kusurlarımdan dolayı da bağışlanmamı niyaz ederim. Zira bir kulun Allah kelamını hakkıyla değerlendirmesi olanaksızdır!</p>
<p style="text-align: right;"><strong>AHMED HULÛSİ<br />
25 Ekim 2008<br />
North Carolina, USA</strong></p>
<p style="text-align: left;">[google 8503431742821714142]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İMAN&#8221; NEYE</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/iman-neye/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/iman-neye/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=48] Dostlarım, bu yazımla “iman”ın hakikati, “Risâlet”, “Nübüvvet” ve “Velâyet” hakkındaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Konuya, bugüne kadarki “evren içre evrenlerin beş duyuya göre çoğulluğu”na karşın, realitede “TEK, som, bölünmez, parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz engin bir dalga okyanusunu açığa çıkaran Esmâ mertebesi”nden yani “nokta”dan girelim. “Nokta”, yani “Esmâ mertebesi”, “her an yeni bir şanda” olarak algılayabildiğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[MEDIA=48]</p>
<p align="left">Dostlarım, bu yazımla “<strong>iman</strong>”ın  hakikati, “<strong>Risâlet</strong>”, “<strong>Nübüvvet</strong>” ve “<strong>Velâyet</strong>” hakkındaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p align="left">Konuya, bugüne kadarki “evren içre evrenlerin beş duyuya göre çoğulluğu”na  karşın, realitede “<strong>TEK</strong>, som, bölünmez,  parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz engin bir dalga okyanusunu açığa çıkaran <strong>Esmâ mertebesi</strong>”nden yani “<strong>nokta</strong>”dan girelim.<span id="more-484"></span></p>
<p align="left">“<strong>Nokta</strong>”, yani “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”, “<strong>her an yeni bir şanda</strong>” olarak algılayabildiğimiz (belki milyar kere  milyarda bir’lik) alandakileri ve algılayamadığımız her şeyi gerçekte “<strong>çok boyutlu tek kare resim olarak</strong>”  meydana getirmektedir. Açığa çıkanlar ise <strong>Kurân-ı  Kerîm</strong>’deki anlatımla “<strong>irsal</strong>”  olanlardır.</p>
<p align="left">“<strong>İrsal</strong>” olanlardan kimi, açığa çıkış amacına uygun doğrultuda (sırat-ı müstakim’inde) dışsal bakışa ve değerlendirmelere dayalı bir yaşam içindeyken… “<strong>İrsal</strong>” olanlardan çok çok ender bazıları ise, içsel gerçekliği  dillendirmek işlevini yerine getirmektedirler&#8230;</p>
<p align="left">İçsel gerçeklik, 1985 yılından beri vurguladığımız “<strong>B</strong>” sırrı olarak veya “<strong>nokta</strong>”  ilmi olarak anlatılan, tüm varlığın hakikatinin “<strong>TEK</strong>”illiğidir. Hakiki “<strong>BEN</strong>”dir!..  “<strong>Bende bir ben var ki o ben değilim</strong>”  diye anlatılmaya çalışılmış olan…</p>
<p align="left">Kişi, “<strong>fıtratına-programına-şâkılesine</strong>” göre dışsal yaşam içindeyken, içsel (derûnî-esmâ’nın bazıları olan) kuvvelerini farkedip ortaya çıkaramaz. Çünkü kendini beden olarak kabullenmekte, bunun ötesindeki şuursal boyutunu ve varlığını kabullenmemekte veya inkâr etmektedir. Genetikten intikal eden veriler, şartlanmaları, şartlanmalarına dayalı değer yargıları ve dahi şartlanmalarının oluşturduğu değer yargılarından kaynaklanan duyguları dolayısıyla dışsallık yaşamı içinde, kozasında (hatta cehenneminde) ömrünü sürdürmektedir.</p>
<p align="left">Oysa kendi “<strong>hakikati</strong>”, tüm  varlık suretlerinde açığa çıkan <strong><span style="text-decoration: underline;">Esmâ  mertebesi</span></strong>&#8216;nden başka bir şey değildir! Dolayısıyla, gerek o Esmâ mertebesindeki isimlerle işaret edilen özelliklerin varlığını oluşturduğunu ve gerekse de o özelliklerin kuvve (melekî yapı) olarak varlığında açığa çıkabileceğini, hatta açığa çıkmakta olanların nereden nasıl gelmekte olduğunu hiç düşünmeden yaşamaktadır.</p>
<p align="left">Eğer kişinin varoluş amacı, varlığındaki derûnunda (içselliğinde) gizli sonsuzluğu yaşamak ve o kuvveleri açığa çıkartarak cennet boyutunun “<strong>hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın  duymadığı, hiçbir dilin anlatmadığı</strong>”nı yaşamaksa…</p>
<p align="left">İşte tam bu aşamada, yaratılış amacına hizmet verecek (şefaat edecek) “<strong>RASÛLULLAH</strong>”a ihtiyacı vardır.</p>
<p align="left">“<strong>Rasûlullah</strong>” insanlara irsal  oluş amacına uygun olarak gerçeği dillendirir, bildirir. Uygulama konusunda  zorlama işlevi yoktur! “<strong>Sen onlara tebliğ  et. Onları zorlayıcı değilsin!</strong>”… Çünkü bilir ki, nasibi olan, yani o amaçla  açığa çıkmış olan “<strong>kolaylıkla başaracak</strong>”;  nasibi olmayana ise zorlamak hiçbir yarar sağlamayacaktır.</p>
<p align="left">İşte “<strong>ALLAH RASÛLÜ</strong>”,  insanlara, <span style="text-decoration: underline;">hakikatleri  olan Esmâ mertebesi&#8217;ne yani Allah adıyla işaret edilenin Esmâ mertebesine</span> “<strong>iman</strong>”  etmelerini teklif eder.</p>
<p align="left">Yani, taklidi olmayan <strong>gerçek  “iman”,</strong> kişinin, geçmişteki anlatımıyla “<strong>Rabbinin Allah olmasına imandır</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Rab</strong>” varlığını, her an, esmâ  mertebesinin aldığı şan doğrultusunda terbiye eden yani şekillendiren boyuttur.  (<strong>RAB ve RUBÛBİYET</strong> bahsine bakın. <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/insansirlar.htm" target="_blank">İNSAN ve SIRLARI,</a></strong>1986).</p>
<p align="left">Sınırsız, sonsuz mânâ okyanusunun bir damlası olan birim, varlığının  hakikatinin Esmâ mertebesi olduğuna “<strong>iman</strong>” ederse, dışsallıkla kayıt altına girip dıştakilere bağımlı ve dahi sahiplik kavramıyla kayıtlı olmaz! Sahibi olmadığı için de kaybetme korkusu olmaz! Kaybetmenin ateşiyle de yanmaz!.. “<strong>Onlar için ne  korku söz konusudur, ne de hüzün!</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>ALLAH Rasûlü</strong>”nün dillendirip  açıkladığı “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret  edileni anlamayan, veritabanına göre kendi hayalinde tasavvur ettiği tanrısına  tapınır, ya da ateist olur!</p>
<p align="left">Son elli ya da otuz yılda değil de daha öncelerinde yaşamakta olan, bilimin bulgularından ve bunun doğal sonuçlarından habersiz olan ya da bunları duyup sonuçlarını düşünemeyecek kadar aklı yetersiz insanların, “<strong>ALLAH RASÛLÜ</strong>”nün açıkladığı “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret edileni ve dahi  kendi yerini anlaması mümkün olmaz.</p>
<p align="left">İşin bilimsel gerçeklerini bir yana bırakırsak…</p>
<p align="left">Bu durumda, “<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün  bildirdiği hakikate “<strong>iman</strong>”dan başka  çaremiz kalmaz.</p>
<p align="left">İşte bu “i<strong>man</strong>”, “<strong>Risâlet</strong>” işlevine ve bildirdiğine “<strong>iman</strong>”dır. Bu yüzdendir ki kelime-i  şehadet’te risâlete (<strong>abduhu ve rasûlühu)</strong> “<strong>iman</strong>”dan, şahit olmaktan söz  edilmiştir; “<strong>Nübüvvet</strong>” imandan  değil.</p>
<p align="left"><strong>“Risâlet”</strong> bildirisine “<strong>iman</strong>” edilir; “<strong>Nübüvvet</strong>” bildirimine “<strong>teslim  olunur</strong>”!.. Birincisine “<strong>mümin</strong>”,  ikincisine “<strong>müslim</strong>” denir. “<strong>Mümin</strong>” olmak ayrı şeydir, “<strong>müslim</strong>” olmak ayrı şeydir.</p>
<p align="left">Cennet boyutuna geçecekler de “<strong>iman</strong>”  faktörüne dayalı olarak vurgulanmışlardır. Amele yani fiillere dayalı olarak  değil!</p>
<p align="left">Eğer kişi, “<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün açıkladığı  “<strong>SIR</strong>”a “iman” etmişse, bunun  getirisinin varlığında açığa çıkması için otomatik olarak “<strong>nübüvvet</strong>” işlevinin getirisi ile muhatap olur.</p>
<p align="left">“<strong>Nübüvvet</strong>” işlevi, “<strong>Risâlet</strong>”in açıkladığı “<strong>iman</strong>” edilenin yaşanabilmesi için  uygulanması gereken şeyleri açıklar ve teklif eder.</p>
<p align="left">Mesela…</p>
<p align="left">“<strong>Risâlet</strong>” işlevinin açığa  çıkardığı hakikate “<strong>iman</strong>” edilmişse,  bu “<strong>iman</strong>” edilen “<strong><span style="text-decoration: underline;">hakikat</span></strong>”in yaşanması için bir sistem  bildirilmiştir “<strong>Nübüvvet</strong>” işleviyle.  Bu, “<strong>salât</strong>”, yani dilimizdeki  söylenişi ile “<strong>namaz</strong>”dır.</p>
<p align="left">“<strong>Namaz iman etmişin (müminin)  &#8220;Mi&#8217;râc&#8221;ıdır</strong>”… Yani, iman ettiğini hissedip yaşama hâlidir!.. “<strong>Salâtın hakikatini yaşamaktan gafil olarak  bunu uygulayanlara yazıklar olsun&#8230;</strong>”, “<strong>Çok kişi vardır namaz kılar yorgunluktan başka kârı olmaz&#8230;</strong>”, “<strong>Namazını hakkıyla yaşamamışsa melekler o  namazı yüzüne çarparlar&#8230;</strong>”, “<strong>Ey  iman edenler!.. Sarhoşken, <span style="text-decoration: underline;">ne söylediğinizi bilinceye</span> kadar…”</strong> şeklindeki uyarılar, hep yapılan çalışmanın “<strong>iman</strong>” edilen “<strong><span style="text-decoration: underline;">hakikat</span></strong>”in  namaz içinde yaşanması amacına dönüktür. Bunun için de okunan cümlelerin <strong><span style="text-decoration: underline;">mânâsı derinlikli olarak düşünülmelidir</span></strong> okunurken.</p>
<p align="left">İşte “<strong>Nübüvvet</strong>”, “<strong>iman</strong>” edilen “<strong>hakikat</strong>”in, neler yapılarak veya yapılmayarak amaca  ulaşılabileceğini bildiren işlevdir.</p>
<p align="left">Yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem ilim Hz. <strong>Muhammed (</strong>aleyhisselâm), 39 yaşındayken “<strong>Risâlet hakikatini</strong>” “<strong>OKU</strong>”mak  suretiyle yaşamış; böylece de “<strong>ALLAH  RASÛLÜ</strong>” olarak “abd”iyetini yerine getirmiş; üç yıl sonra da “<strong>Nebiyullah</strong>” olarak “Sünnetullah”  esaslarına dayalı bir biçimde bunun gereklerini ortaya koymuştur.</p>
<p align="left">“<strong>Kurân-ı Kerîm</strong>” ismiyle “<strong>nâzil</strong>” olmuş (hakikatinden melekî  kuvveyle şuurunda açığa çıkmış) “<strong>BİLGİ  KAYNAĞI</strong>”nda (ciltli gökten düşmüş kitap değil), kimi bölümlerde “<strong>Risâlet</strong>” hakikatine “<strong>iman</strong>”a yönlendiren, bu “<strong>iman</strong>”ın neye nasıl olacağını açıklayan  hükümler vardır; kimi bölümlerde de “<strong>iman</strong>”ın  gereğini yaşayabilmek için ne tür uygulamalar yapılmasını veya nelerden  kaçınılmasını anlatan âyetler vardır.</p>
<p align="left">İnsanın yapısı ve özellikleri hiç değişmediği içindir ki insanın “<strong><span style="text-decoration: underline;">hakikati</span></strong>”ni yaşamasına yönelik “<strong>Nübüvvet</strong>” açıklamaları kıyamete kadar  değişmez!. Bu yüzden de, <strong>o Muhteşem Zât</strong> “<strong>son nebî-hatemin nebî</strong>”dir.</p>
<p align="left">“<strong>Risâlet</strong>”in ise son bulduğuna  dair hiçbir âyet yoktur! “<strong>Mehdî Rasûl</strong>”  kabulünün temelinde de bu inanış yatmaktadır.</p>
<p align="left">Esas itibariyle, “<strong>Velâyet</strong>”, “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edilenin “<strong>Esmâ mertebesi”</strong>ndeki (isimlerle işaret  edilen özellikler boyutu) “<strong>el VELÎ</strong>”  isminin özelliğinin birim kapasitesi kadarıyla açığa çıkmasından ibarettir.</p>
<p align="left">“<strong>Velâyet</strong>” ebedîdir… “<strong>Nübüvvet</strong>” işleviyse dünya yaşamıyla  sınırlı bir işlevdir!</p>
<p align="left">“<strong>Rasûl</strong>”lük mertebesi “<strong>velâyet</strong>”in zirvesidir.</p>
<p align="left">1994 yılında yayınlanan, bugün “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/bilincin.htm" target="_blank">BİLİNCİN ARINIŞI</a></strong>” adıyla okumakta olduğunuz kitabımda “<strong>velâyet</strong>” konusunda çok önemli bilgiler nakletmiştim. Velâyet mertebeleri ve detayları hakkındaki geniş bilgiyi oradan okuyabilirsiniz.</p>
<p align="left">“<strong>Velâyet</strong>” temelde ikiye  ayrılır.</p>
<p align="left"><strong>1. Velâyeti Âmme</strong>… <strong>Nübüvvet</strong> getirisine hakkıyla uymak  suretiyle oluşan arınmanın oluşturduğu, halkın tâbiriyle, zâhir âlimlerinde  açığa çıkan velâyet…</p>
<p align="left"><strong>2. Velâyeti Hassa</strong>… <strong>Risâlet</strong> kaynağından açığa çıkan “<strong>hakikat</strong>”e “<strong>iman</strong>” edip, bunu yaşayarak “<strong>yakîn</strong>”e  erenlerin (ikân); veya bunun da ötesi “<strong>kurb</strong>”  yapılarında açığa çıkanların “<strong>velâyet</strong>”i&#8230;</p>
<p align="left">İnsanlık bir piramit gibi düşünülürse eğer, o piramidin zirvesindekiler  “<strong>Rasûl</strong>”lerdir.</p>
<p align="left">Onlar, her devirde, insanlığa kendi “<strong>hakikat</strong>”lerini bildirmek işlevini açığa çıkaranlardır&#8230;</p>
<p align="left">Onlardan tüm dünyaya yayılan “<strong>hakikat</strong>” dalgalarını alabilen beyinler olarak bizler de kapasitemiz kadarıyla bunları değerlendirmeye çalışıp çevremizle paylaşırız. Biz olaya tasavvufî yönden yaklaşıp yansıtırken, bir bilim adamı da aynı gerçeği bilim yoluyla dillendirir veya bir başka alandaki kendi alanından… Ama sonuçta hep dillendirilen, <strong>insanın hakikati</strong> ve bunu yaşamayı kolaylaştıracak yollardır.</p>
<p align="left">İnsanların büyük çoğunluğu, <strong>Risâlet</strong> kaynağından gelene “<strong><em>taklit</em></strong>” yollu ve dahi <strong><em>olayı anlamadan</em></strong> “<strong>iman</strong>” ettim sanır ve elinden geldiğince  “<strong>Nübüvvet</strong>” kaynağından gelene tâbi  olurlar. İşte bundan dolayıdır ki, “<strong><span style="text-decoration: underline;">iman  ettik derler, onlar iman etmemişlerdir, belki Müslüman olmuşlardır</span></strong>”  uyarısı yapılmıştır.</p>
<p align="left">Bu yüzdendir ki, “<strong>mümin</strong>”  bambaşka bir yaşantının adıdır, “<strong>müslim</strong>”  bambaşka bir yaşantının adıdır.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Şimdi bir düşünün,  paylaşmaya çalıştığımız gerçekleri, “<em>peygamber</em>” kelimesiyle örtüp geçenlerin  oluşturduğu perdeyi!</span></strong></p>
<p align="left">Ne hikmettir ki ömürler, “<strong><em>ulu tanrı, sevgili peygamberimiz, yüce  evliya</em></strong>” avuntuları içinde harcanıp gitmekte!..</p>
<p align="left">“<strong>Risâlet</strong>” kaynağından çıkan “<strong>iman</strong>” edilesi “<strong>hakikat</strong>”i “<strong><span style="text-decoration: underline;">tasdik eden</span></strong>”  ikinin ikincisi “<strong>Sıddîk</strong>”tan; yeryüzünde  açığa çıkan <strong>tek muhteşem İLMİN kapısı  Âlî’den</strong>; bugüne kadar yaşamış tüm “<strong>Velî</strong>”  ismi zuhur eden zevâta kadar hepsi de, “<strong>Allah  Rasûlü</strong>”nün açıkladığı “<strong>hakikat</strong>”e  “<strong>iman</strong>” ederek yola çıkmışlar, bunun  getirisini yaşamışlar ve sonuçta da “<strong>enamte  aleyhim</strong>” topluluğu arasında yerlerini almışlardır.</p>
<p align="left">Kiminde genç yaşlarda bu “<strong>iman</strong>”  edilesi “<strong>hakikat</strong>” yaşanmış, kiminde  de ömrünün son demlerine kalmıştır.</p>
<p align="left">Kimi de “<strong><em>taklidi iman</em></strong>” ile “<strong>Nübüvvet</strong>”e  tâbi olarak gereken çalışmaları yapmış ve “<strong>şirk-i  hafî – gizli şirk</strong>” olarak kabul edilen anlayış içinde boyut değiştirmiştir.</p>
<p align="left">Ne var ki, <strong>Sünnetullah</strong> yani  sistem gerçeği kesindir:</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">“Dünyadan â’mâ (basîreti  kör) olarak ayrılan ebediyen basîreti kör olarak kalır!”</span></strong></p>
<p align="left">Cennet boyutu ehlinin çoğunluğunun dahi “<strong>bühl </strong>“olacağını hatırlarsak…</p>
<p align="left">Ömrünü <strong>dedikodu ve</strong> “<strong>malayanî</strong>” ile harcamakta olanları nasıl  bir yaşam beklemektedir boyut değiştirdiklerinde, fıtratınıza göre anlayışınıza  bırakırım!</p>
<p align="left">“<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün  dillendirdiği “<strong>hakikat</strong>”e “<strong>iman</strong>” ve dahi yaşamı kolaylaştırılmış  olanlardan olmamız umuduyla.</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/hzmuhammedeiman.htm" target="_blank">http://www.ahmedhulusi.org/yazi/hzmuhammedeiman.htm</a></strong></p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
17 Temmuz 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/iman-neye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YENİLENİN ARTIK</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/yenilenin-artik/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/yenilenin-artik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=483</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=47] Yeryüzünde yaşamış en muhteşem beyin ve insan, Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed (aleyhisselâm)’ın açıkladıklarını anlamamış insanların, hayallerinde tasavvur ettikleri “elçi peygamber” anlayışı yüzünden, nelerden mahrum kaldıklarını biliyor musunuz?.. Hayallerinde oluşturdukları “tanrı” anlayışına, “Allah”ın ismini etiketledikleri için, kozaları içinde nasıl boğulup gittiklerini görüyor musunuz? “Allah ahlâkıyla ahlâklanın” uyarısı yapıldığı hâlde, bunu duymazlıktan gelip; aklımızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=47]</p>
<p align="left">Yeryüzünde yaşamış <strong>en muhteşem beyin  ve insan, Allah Rasûlü ve son Nebîsi</strong> <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’ın açıkladıklarını anlamamış insanların, hayallerinde tasavvur  ettikleri “<strong><em>elçi peygamber</em></strong>” anlayışı yüzünden, nelerden mahrum kaldıklarını  biliyor musunuz?.. Hayallerinde oluşturdukları “<strong><em>tanrı</em></strong>” anlayışına, “<strong>Allah</strong>”ın <strong><span style="text-decoration: underline;">ismini etiketledikleri</span></strong> için, kozaları içinde nasıl boğulup  gittiklerini görüyor musunuz?</p>
<p align="left">“<strong>Allah ahlâkıyla ahlâklanın</strong>”  uyarısı yapıldığı hâlde, bunu duymazlıktan gelip; aklımızı kullanmayıp,  anlamını düşünmeyip; “<strong><em>tanrı fermanları ve elçisi</em></strong>”  masallarıyla; bir daha ele geçmeyecek bir ömrü nasıl boşa geçirdiğimizi bir  farkedebilsek!</p>
<p align="left">Kolaylaştırılmamışsa, ne yazsak boş!.. Taşın üstünden akıp giden su  gibi, bu bilgiler de okunup geçilecek…</p>
<p align="left">Oysa… Kolaylaştırılmış olsa da… Nasibimizde olsa da…<span id="more-483"></span></p>
<p align="left">Biraz kıpırdatsak kendimizi…</p>
<p align="left">Yer değiştirsek, düşünce dünyamızda çağ atlasak da, oradan <strong>yeniden</strong> bakabilsek olaya…</p>
<p align="left">Beş duyunun gözüyle değil, “<strong>Basîr</strong>”  olarak; beş duyunun kulağıyla değil “<strong>Semî</strong>”  olarak, “<strong>Lâtif, Habîr</strong>” olarak evrensel  varlıkla iletişimde olabilsek!. Hiç olmazsa, yargılamadan, yorumlamadan,  şartlanmasız yönelebilsek âlemlere!</p>
<p align="left">Türk’ün, Arab’ın, Çinli’nin, Hintli’nin, Avrupalı veya Amerikalı’nın tanrısı, anlayışından geçip… Dünyanın, Ayın, Marsın, Güneşin tanrısı kavramından geçip… Galaksinin, gökadaların, paralel veya evren içre evrenlerin tanrısı anlayışından geçip; “<strong>âlemlerin  Rabbi</strong>” olanı farketmeye çalışsak…</p>
<p align="left">Sonra da <strong>Alemler ve Rabbi</strong> şeklindeki  çiftlik anlayışından arınıp; âlemlerin hakikatinde, “<strong>esmâ mertebesi</strong>”ndeki “<strong>tecellî-i  vahid</strong>” denen boyutsal tekilliği hissedebilsek… De!..</p>
<p align="left">“<strong><span style="text-decoration: underline;">RASÛLLÜĞÜN</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”ün <strong>hakikatinin</strong>, “<strong>esmâ mertebesi</strong>”nin ilk tecellisi olan “<strong>RUH</strong>” adlı melek veya “<strong>Hakikati  Muhammedî</strong>” veya “<strong>Mümin</strong>” olduğunu  anlayabilsek</span>!..</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ mertebesi</strong>”ndeki <strong>ilim</strong> ve özelliklerin açığa çıkması <strong>irade</strong>siyle, “<strong>her an yeni bir şanda</strong>” olarak meydana gelmiş “<strong>tecellî-i vahid</strong>” denilenin, “<strong>Risâletin  hakikati</strong>”olduğunu bir kavrayabilsek!.. “<strong><span style="text-decoration: underline;">İRSÂL</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”in hakikatinin</span> bu mertebede gerçekleşmiş olup,  bununla “<strong>tecellî-i vahid</strong>”in meydana  geldiğini anlayabilsek!.</p>
<p align="left">İşte o zaman farkedeceğiz “<strong>Rasûl</strong>”<strong>ün ahlâkı</strong>”, “<strong><span style="text-decoration: underline;">Rasûlü olduğu Allah adıyla işaret edilenin ahlâkıdır</span></strong>”  işaretinin anlamını! Tanrının değil!.</p>
<p align="left">Bu “<strong>Risâlet hakikati</strong>”nin, yeryüzünde  açığa çıkmış en muhteşem <strong>beyine inzal  oluşuyla</strong>, <strong>O</strong> yüce Zât’ın “<strong>Allah Habibi ve en kapsamlı ahlak sahibi</strong>”  oluşunun bağlantısını; ve dahi ne demek olduğunu düşünebilsek…</p>
<p align="left">“<strong>Rasûlullah’ın ahlâkı Allah’ın  ahlâkı idi</strong>” işaretinin anlamını işte o zaman farkedebileceğiz.</p>
<p align="left">Ama biz, öylesine şartlanmış, öylesine <a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kilitlenmislik.htm" target="_blank">kilitlenmiş</a>; öylesine bloke etmişiz ki düşünme sistemimizi şartlandırmalar yüzünden; Dünya üstündeki toplumların kendilerine özgü; kendileri gibi düşünen “<strong><em>tanrı</em></strong>”  anlayışından öteye geçemiyoruz!.</p>
<p align="left">Zor, çok zor geliyor kapsamlı ve derinlikli düşünmek!</p>
<p align="left">Kolayımıza geliyor göze, kulağa dayalı bir tanrı bir dünya ve de <em>özel ulak postacı elçi peygamber </em>kabulü!.</p>
<p align="left">Sonra da diyoruz, “<em>tanrı Türkü  korusun</em>”; “<em>tanrı Arabı korusun</em>”, “<em>tanrı Yahudiyi, Hinduyu , İngilizi korusun!..</em>”  “<em>God bless America”!.. Bölgesel tanrı!!!</em></p>
<p align="left"><strong><em>İnsan  gibi düşünen ve insanî duygularla dünyayı yöneten bir tanrı!.</em></strong></p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” ismiyle <strong>işaret edileni</strong> kavrayamadık ama, hiç  olmazsa <strong><em>tanrıyı insanlaştırdık</em></strong> ya!!!</p>
<p align="left"><strong>YENİLEN dostum!.</strong></p>
<p align="left">Yenilenmen için Dünya’nın tüm bilgileri şu an elinin altında, klavyenin  ucunda…</p>
<p align="left"><strong>Deccâliyetin</strong> akı kara, karayı  ak gösteren televizyonları varsa; <strong>Mehdiyetin</strong> de sana her doğruyu bulduracak, kavratacak interneti var!.</p>
<p align="left">Kendini düşün, Dünyayı düşün, Galaksiyi düşün; varsa kapasiten, evren içre evrenlerde bir dünya mesabesinde olan bu evreni düşün!</p>
<p align="left">Bütün bunlardaki her tür ve yapıyı yaratan o korkunç azamet sahibi muhteşem  varlığı düşün!.</p>
<p align="left">Bunu okuyup da bir şey hissedemiyorsan, gözünü yorma!.</p>
<p align="left">Tüm bu evren içre evrenlerdeki her şeyi yaratanın “<strong>ahlâk</strong>”ı ne ola, bir düşün Allah rızası için! En sevdiğinin hatırı  için!.. <strong>O</strong>’nu bir insan ya da tanrı  gibi tasavvur etmekten kaçınarak düşünmeye çalış!</p>
<p align="left">Bir düşün lütfen!</p>
<p align="left">O basit gördüğün, beş harf olarak algıladığın “<strong>ALLAH</strong>” adının ardındaki sonsuz yaratılmışları var eden Yaratıcının,  “<strong>RASÛL</strong>” ismiyle işaret ettiği ne  olabilir?</p>
<p align="left">“<strong>RASÛL</strong>”ün, “<strong>RİSÂLET</strong>”in hakikati, özü, aslı nedir?</p>
<p align="left">Bizden de…</p>
<p align="left">“<strong>ALLAH RASÛLÜ</strong>”nün ahlâkıyla  ahlâklanmamız isteniyorsa; acaba bu ne demektir?</p>
<p align="left">Allah Rasûlü, <a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/sistem/sistem13.htm" target="_blank">evrensel insandır</a>!</p>
<p align="left">“<strong>İnsan</strong>”da açığa çıkan bilinç,  gerçekte “<strong>evrensel bilincin</strong>”, beyinden  “<strong>fıtrat</strong>”ına (programına) <strong><span style="text-decoration: underline;">göre</span></strong> açığa çıkmış hâlidir!.</p>
<p align="left">“<strong>Sen kendini küçük âlem sanırsın,  oysa büyük âlem sensin</strong>” diyen “<strong>ilmin  kapısı</strong>”, velâyetin zirvesi Hazreti <strong>ÂLİ, </strong>acaba sana neyi fark ettirmek istiyordu ki!.</p>
<p align="left">Ama öylesine bir vurdumduymazlıkla yaşıyoruz ki; bilincimiz, genlerimize  sinmiş “<strong><em>tanrı</em></strong>” anlayışından arınıp sınırlılıktan dışarı çıkamıyor!.</p>
<p align="left">“<strong><em>Tanrımızı</em></strong>”, “<strong>HAK” </strong>yapıp,  “<strong>HAK</strong>”lığı da bedenimize,  beşeriyetimize verip, işin içinden çıktığımızı sanıyoruz!!!.</p>
<p align="left">Kısacası, “<em>bilinen kişiliğimizi</em>”  tanrı yapıyoruz!</p>
<p align="left">Oysa bunun yerine…</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/kendinitani.htm" target="_blank">Kendini Tanı</a></strong>!</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/bilincin.htm" target="_blank">Bilincini Arındır</a></strong>!.</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/tekinseyri.htm" target="_blank">TEK’in Seyri</a></strong> ile seyr sahibi ol; deniyor!.</p>
<p align="left"><strong>YENİLEN artık!.</strong></p>
<p align="left">Allah’ın geçmişte olmamış ölçüde büyük lûtfu olan çağdaş bilimler  ışığında; dünde mecazlarla işaret edilmiş olan muazzam <strong>hakikati fark etmeye çalış</strong>!</p>
<p align="left">Senin kabul ettiğin gibi madde diye bir şeyin gerçekte hiçbir zaman  varolmamış olduğunu farket, anla artık!</p>
<p align="left">Bak ünlü Alman <strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hans-Peter_D%C3%BCrr" target="_blank">Fizik Profesörü Hans Peter Dürr</a></strong><strong>, </strong>ne  diyor <strong><a href="http://www.pm-magazin.de/de/heftartikel/ganzer_artikel.asp?artikelid=1944" target="_blank">PM magazinde Mayıs 2007 sayısında</a></strong>:</p>
<p align="left">“<strong>Soru: P.M: Sayın Profesör Dürr madde dediğimiz  aslında nedir?</strong></p>
<p align="left"><strong>Cevap: Aslında madde diye bir şey yok; en azından kabullendiğimiz anlamdaki şekli ile mevcud değil. Sadece bir oluşum var ki, sürekli bir değişim ve canlılıktan oluşmaktadır. Biz bunu tahayyül etmekte zorlanıyoruz! Temelde sadece bir ilişki sözkonusudur, maddi bir temele dayanmayan (maddesel bir yapısı olmayan) ilişki. Biz buna &#8216;RUH&#8217; da diyebiliriz. Öyle bir &#8216;şey&#8217; ki biz bunu ancak spontane yaşayabiliriz, dokunulacak bir şey değildir. Madde ve Enerji dediğimiz olgu, ancak ikincil olarak ortaya çıkmaktadır… Bir nevi ağır akışkan, sabitleşmiş RUH şeklinde GİBİ. Albert Einstein&#8217;e göre, madde, enerjinin sadece inceltilmiş şeklidir; <span style="text-decoration: underline;">temeli ise</span>, daha ince (latif) bir enerji değil; çok daha farklı bir şey, CANLILIKtır. Bu olguyu bilgisayarlardaki software&#8217;e benzetebiliriz.</strong></p>
<p align="left">Evet dostum!..</p>
<p align="left">Deniz bitti!.</p>
<p align="left">Artık bitti bilim dünyasında, beş duyunun sana var sandırdığı kısır sığ anlayış!. Ve dahi bu çağdışı anlayış üstüne bina edilmiş her düşünce sistemi!</p>
<p align="left">Bir çağ kapandı ve yeni bir çağ başladı bile… Hiç farkında olmasan bile!</p>
<p align="left">Bu çağ da, <strong>Kurân ve Rasûlullah  altın çağını yaşayacak</strong> deşifre edebilenleriyle!</p>
<p align="left"><strong>Bilincini çıkar  artık kozasından</strong>!</p>
<p align="left">Evrene bak!.</p>
<p align="left">Hücrelerine, DNA’larına, moleküler yapına, atomik katmanına-katmana,  quarksal katmana “<strong>BASİR</strong>” olarak  yönel!&#8230; “<strong>SEMÎ</strong>” ile algıla!..  Seyreyle!.</p>
<p align="left">Dünya yaşamında bunu gerçekleştiremezsen, böylece devam edecek boyutsal  yolculuğuna ve sonsuza dek “<strong>a’mâ</strong>” olarak  kalacaksın!.</p>
<p align="left">Bu gerçeklerden sonra düşün bakalım devletinin rejimini, siyaseti, hükümleri, fermanları!. Türkiye’de, Çin’de, Brezilya’da, İspanya’da İslâmi kurallara göre yönetilmeyen devletlerde yaşayanların hâlini!..</p>
<p align="left">Namazını ikame edip mi’râcını yapıp, Rasûl’ün hakikatine ulaşabiliyor musun? Rabbi’ni tanıyor musun?&#8230; Hacca serbestçe gidip Kâbe’nin suretinden Hakikatine yolculuk edip amacına ulaşabiliyor musun?&#8230; Orucunu yaşayıp, bedenselliğinin istekleriyle kayıtlanmaktan arınıp, şuur boyutunda “<strong>Samediyet</strong>” hakikatine ulaşabiliyor musun? Sen mirasını istediğin gibi dağıttın da sağlığında elini bağlayan mı oldu!. Dilediği kadarıyla zekâtını, sadakanı istediğine verebiliyor musun?</p>
<p align="left">Zekât, karşılıksız verilir. Karşılık beklenmez ve alınmaz!. Ben de takdirimde olan bilgilerimin zekâtı kadarını yazarak dağıtıyorum… Kimseden karşılık olarak bir şey beklemeksizin… Ne pâye, ne unvan, ne etiket, ne de mertebe… “<strong>Allah kulu</strong>” olmak yeter  bana.</p>
<p align="left">Dünyanızdaki, hiçbir unvan, etiket, mertebe kabulünün benim indimde değeri yok!. Böyle bir beklentinin olmasını bile düşünemem yaşadığım dünyamda…</p>
<p align="left">Çıplak ve tek geldim herkes gibi, çıplak ve tek gideceğim bu dünyadan; bilincine, müşahedelerine, seyirlerine hayran olduklarımın yanına… “Seviyorum onları”, demek haddime değil!.</p>
<p align="left">Bak dostum…</p>
<p align="left">“<strong>Hiç kimse ameliyle cennet  boyutuna geçemez</strong>”! Duymadın mı bu gerçeğin vurgulanmasını?</p>
<p align="left">“Âhir zamanda “<strong>La ilahe illallah</strong>”  gerçeğini dillendiren cennete girer” açıklamasının neye dayandığını hiç  düşünmedin mi; düşünemiyor musun?</p>
<p align="left">Tanrı yoksa… Tanrı cehenneme atmayacaksa, Tanrı cennete sokmayacaksa!..</p>
<p align="left">“<strong>Herkes elleriyle yaptıklarının  sonuçlarını” yaşayacak</strong>sa…</p>
<p align="left">“<strong>Hesap görücü olarak nefsin yeter</strong>”  diye uyarılmışsan…</p>
<p align="left">“<strong>Cennetlik</strong>” veya “<strong>cehennemlik</strong>” olan anasının rahmindeyken  tesbit olunur uyarısı varsa…</p>
<p align="left">Bedenselliğinin getirisi bencilliğini yaşayanlar varken yeryüzünde, “<strong>halife</strong>” meydana gelmişse… “<strong>Şuur</strong>”lu, yani “<strong>kalp</strong>” sahibi olarak yaşayan bir tür, açığa çıkarılmak istenmişse&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Mümin müminin aynası</strong>” ise…  Birinci “<strong>Mümin</strong>” esma mertebesindeki “<strong>Mümin</strong>” isminin hakikati, ikinci “<strong>Mümin</strong>” de “<strong>Rasûl ün hakikati</strong>” ise…</p>
<p align="left">“<strong>Kalp kalbe karşı ise</strong>”… İkisi  birbirini yansıtıyorsa…</p>
<p align="left">“<strong>Müminin kalbinde, esma mertebesi  mevcut</strong>” ise…</p>
<p align="left">Kalpsiz, kalbindekinden “<strong><em>bîhaber</em></strong>” olan ise…<br />
“<strong>Nasıl secde etmezsin ol kalbe ki  için de Allah var</strong>”! diyen bu nükteye işaret etmişse…</p>
<p align="left">Ve o kalp, senin kalbin ise!..</p>
<p align="left">Sen ise, kalbindekiyle yaşamak varken, onun yerine, gökte var sandığın  tanrı uğruna bir şeyler yapacağını düşünüyorsan!..</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong>’ın nefsi müdafaa sadedinde savaşmasını, Kâbe’yi ziyaret hakkı uğruna savaşmayı göze almasını gözardı edip; silah yoluyla insanları zorla Müslüman yapmak uğruna ömrünü harcıyorsan… Artık ne diyebilirim…</p>
<p align="left">“<strong>Deccalin eşeği vardır kırk günde  dünyaya dolaşır</strong>” şeklindeki sembolik anlatımı, uzun yıllar önce yaşamış Zât, yaşadığı devrin anlayışıyla yorumlayıp şimendifer olabilir derken; onu okuyanların çoğu şimendifer veya tayyare anlayışında sabitlendi öyle dedi diye! O Zât, kendini yaşadığı günlere göre güncellerken, takipçilerinin çoğu hâlâ asırlar öncesinin din anlayışıyla kilitlenmiş durumda!. Bize de, “<strong><em>Ahmed  Hulûsi, Allah enerjidir diyor</em></strong>” şeklinde iftira ederek, insanları bu  bilgilerden uzak tutmaya çalışıyorlar; yüklendikleri vebâlin bilincinde  olmaksızın!</p>
<p align="left">(“On Yedinci Mesele:<br />
<strong>Rivayette var ki,  &#8220;Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve  harikulâde bir eşeği vardır.&#8221;</strong><br />
Allahu a&#8217;lem, bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur: Bu rivayetler mucizâne haber verir ki, &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Deccal zamanında vasıta-i muhabere ve seyahat o derece terakki edecek ki, bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, şark-garp işitir ve umum ceridelerinde okunacak.</span> Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıt&#8217;asını ve yetmiş  hükûmetini görecek ve gezecek&#8221; diye, <span style="text-decoration: underline;">zuhurundan on asır evvel telgraf,  telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mucizâne haber verir</span>. Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil,<span style="text-decoration: underline;"> belki gayet müstebit bir kral  sıfatıyla işitilir.</span> Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki <span style="text-decoration: underline;">fitneyi  uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir</span>. Ve bindiği merkebi ve himarı ise, ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut -sükût lâzım!”)</p>
<p align="left">Uyanın ve yenilenin!.</p>
<p align="left">Bir günde dünyayı dolaşabilirsiniz… Aynı anda dünyanın her yerinde kendinizi gösterip, dünyanın her yerindeki insana aynı anda konuşabilirsiniz!.</p>
<p align="left">En saydığınız, sevdiğiniz büyük adamı size vahşi bir çocuk katili gibi gösterebilirler ekranlarda… Ya da sıradan bir adamı süpermen gibi!.</p>
<p align="left">Uyanın ve düşünmeye başlayın!&#8230; Aklınızı kullanarak, sorgulayarak, çağdaş  bilimleri edinerek, düşünerek yenilenin!</p>
<p align="left">Eski bilgileri birbirinden kopuk şekilde yenilerle harmanlayarak çalışırsanız, çok uyumsuzluklar çıkar; ve işin içinden çıkamazsınız!. Konuyu kökten ele alarak, sistemli, birbiriyle bağlantılı ve mantıksal bütünlük içinde değerlendirmeye çalışın.</p>
<p align="left"><strong>Şems, Mevlâna’ya kitaplarını terkettirmişti!.  Niye dersiniz?</strong></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">“<strong><em>Tanrı</em></strong>” anlayışınızı geliştirip, güncelleyip, ona “<strong>Allah” ismi takmakla,</strong> hayalinizde  tasavvur ettiğiniz “<strong>tanrı</strong>”  anlayışından arınıp; “<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün,  anlatmaya çalıştığı “<strong>ALLAH</strong>” ismiyle  işaret edileni kavrayamazsınız!</span></p>
<p align="left">Düşünce ve anlayışınız, “<strong><em>tanrı</em></strong>” kavramı kurgusu üstüne kurulu  ise, onu güncellemekle, <strong>RASÛLULLAH</strong>’ın  açıkladıklarını anlayamazsınız!.</p>
<p align="left">Kişinin, DİN konusunda içine düşeceği en büyük felâket, kökeninde “<strong><em>tanrı-ilah</em></strong>”  kavramının olduğu DİN anlayışıdır!.</p>
<p align="left">Bu anlayıştır ki, sizi sonuçta, yeryüzünde “<em>tanrı hoparlörü peygamber” </em>anlayışına sürükler!</p>
<p align="left">Bu anlayıştır ki, sizi “<strong><em>bedensellikten ibaret benlik</em></strong>”  kabulüne sürükler; bu anlayıştır ki beden &#8211; beşer anlayışını doğurur!.</p>
<p align="left">Oysa düşünün bir…</p>
<p align="left">“<strong>Ene beşerün misliküm</strong>” (Ben  sizin misliniz olan beşerim) âyeti ne demek istiyor?</p>
<p align="left">Senin, kendini sandığın üzere, “kalp”siz, yiyip içen üreten uyuyan  bedensel varlığım mı demek istiyor?</p>
<p align="left">Yoksa…</p>
<p align="left">“<strong>Sen de benim gibisin, dolayısıyla benim varlığımdaki hakikat aynıyla sende de var, gel sen de kendindekini keşfet ve onu yaşa; bunu başarabilirsin takdirinde varsa… Gel bir dene</strong>” mi; denmek isteniyor?</p>
<p align="left">Âhir zaman!.. Bu neslin kıyâmeti çok uzak değil işâretlere göre!</p>
<p align="left">Deccaliyet sizi her yandan <strong><em>bedensellik</em></strong> ve<strong> <em>tanrı</em></strong> anlayışıyla boğmaya, şuurunuzu bulandırmaya, kalbinizi karartmaya çalışıyor!. Ona hizmet verenler, –kimi bilinçli, kimi bilgisizlikten– sizi <strong>maddeci</strong><em>, tanrı ve peygamberi</em> sanısına dayalı DİN anlayışı içinde <strong>“<span style="text-decoration: underline;">ALLAH”tan  ayrı hissettirmeye</span></strong> çalışıyorlar. “<strong>Kalb</strong>”inizdeki  yerine, göklere, belki de sonuçta gökten geleceklere yönlendirmeye  çalışıyorlar&#8230;</p>
<p align="left">Oysa…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tek kurtuluş yolu, yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem şuur, hakikatin dili, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ı çağdaş bilimler eşliğinde YENİDEN anlamaya çalışmaktır!.</span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tek Kurtuluş yolu, KURÂN’ı, gökten inmiş ciltli kitap değil; evrensel hakikatin bize açtığı BİLGİ KAYNAĞI olarak YENİDEN değerlendirip; işaret yollu bildirdiklerini deşifre etmektir.</span></strong></p>
<p align="left">Bilin ki, kendi kendinizesiniz!.</p>
<p align="left">Ölümü tadıp, geçtiğiniz boyutun gerçeklerini yaşamaya başladığınızda, <a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin06.htm" target="_blank">Rabbim kimmiş, Nebi kimmiş neymiş niyeymiş, yaşamın bu  boyutuna hangi evrensel bilgilerle işaret edilmiş</a> diye sorgulama yaşadığınızda, gerekli hazırlıkta değilseniz, sınav sonucu size azap verici olabilir… Beş parasız lisan bilmez çırılçıplak halde, Çinli’lerin arasına düşmüş gibi hissedin bakalım bir…</p>
<p align="left">Dostlarım…</p>
<p align="left">Evren içre evrenlerde her ne varsa hepsi kendi boyut ve yapısına göre  bilinçli ve hedefi olan, amacı olan bir yaşam içindedir!.</p>
<p align="left">En basitiyle, spermin hedefine ulaşma hareketindeki bilincine bir  bakın!. Onda ne tür bir bilinç ve anlayış ve amaç var acaba?</p>
<p align="left">Rahman, yüzbinlerce sperm yaratır, o boyutta; kalemle ulaştırır hedefinin kapısına!&#8230; Yüzbinlercesi yarışa çıkar; biri hedefine ulaşır; diğerleri helâk olur!.</p>
<p align="left">Her bir katmanda mevcut birimlerin amacı, bir üst yapıya veya katmana  çıkmaktır!. “<strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/oku/oku08.htm" target="_blank">Fatır</a></strong>”ın programı,  böyle açığa çıkartır birimleri.</p>
<p align="left">Her bir birim, kendi derûnundaki (noktasından gelen) hakikatin  özellikleriyle, varoluş amacı doğrultusunda yolculuğa koyulur.</p>
<p align="left">Evren içre evrenlerin hakikati olan kuvve (melek), yeraldığı boyuttaki  işlevine göre isim alır.</p>
<p align="left">Çoğu zaman, veri tabanına veya şartlanmânâ göre oluşmuş kavramlar dolayısıyla bir kısım kelimelerin gerçekte ihtiva ettiği anlamlardan perdelenir; yanlış fikirlere saplanırsın; bunun hiç de farkında olmazsın!.</p>
<p align="left">“<strong>Yağmur damlası iki melekle yeryüzüne  iner</strong>” diyen <strong>Rasûlullah</strong>’ın işaretini anlayamazsın ilmin olmazsa, saçma bulursun. Yağmur damlası denen suyun, Hidrojen ve Oksijen olarak adını koyduğumuz iki kuvveden (melekten) meydana geldiğini bilmiyorsan!.</p>
<p align="left">Beyin, kendi derûnundan gelen meleki kuvve (?) ile programlanır  (fıtrat)…</p>
<p align="left">İşlevi ve geleceği bellidir!.</p>
<p align="left">Yaşamsal devamını sağlamak üzere, daha dördüncü ayda, bizim ruh adını verdiğimiz ışınsal (dalga) bedenini üretmeye ve tüm zihinsel veri tabanını oraya yüklemeye başlar.</p>
<p align="left"><strong>İnsan beyni madde olarak algılanan yapıda ulaştığı en mükemmel yapıdır!. Yeryüzünde ondan daha mükemmel ve muhteşem bir yapı yoktur!.</strong></p>
<p align="left"><strong>Esmâ mertebesinin,  yaşamakta olduğumuz boyuttaki aynasıdır beyin!.</strong></p>
<p align="left">“<strong>Esmaül hüsna</strong>”daki bütün  isimlerin işaret ettiği özellikler, kapasitesi kadarıyla <strong>beyinde</strong> açığa çıkmaktadır.</p>
<p align="left">Beyinle de, ruhu oluşturmaktadır Allah!.</p>
<p align="left">“<strong>RUH’umdan nefhettim</strong>”in  anlamı, “<strong>esma mertebemizdeki mânâların  açığa çıkma özelliğini bahşettik beyne</strong>” demektir. Yoksa tanrının ciğerinden  gelen hava dudağından üflenmemiştir insanın toprak bedeninin içine!!! Burada “<strong>ruh</strong>” kelimesi, “bu <strong>işin ruhu</strong>” veya “<strong>Kurân’ın ruhu</strong>”  tanımlamalarındaki anlamda kullanılmıştır. Dalga (wave) beden anlamına değil!</p>
<p align="left">“<strong>Esma mertebesi</strong>”nden oluşmuş  mutlak <strong>RUH’un hakikatinden</strong> (alâyı  illîyin), yani sembolik anlatımla dairenin en üstünden başlayan katmansal  algılama, <strong>beyinde esfeli safiline inmiş</strong>;  beynin ürettiği ruh (dalga) bedendeki <strong>şuurla</strong> da tekrar yaratıldığı noktaya “<strong>alayı  illiyine</strong>” doğru daireyi tamamlamak üzere yolculuğa başlamıştır.</p>
<p align="left">Her insan, bu yolculukta, gidebildiği yere kadar gider, yaratılış  amacına göre… Tıpkı spermler gibi…</p>
<p align="left">“<strong><em>Dünya düzdür, herşey maddedir, görmediğim şey yoktur. Gökte tanrı  vardır yeryüzüne de peygamberlerle fermanname yollamıştır</em></strong>” diye inanan geçmişte boğulmuş kozalıların bunu anlaması elbette imkânsızdır… Çünkü onlar da o basamaklar olarak yaratılmışlardır!.</p>
<p align="left">Fe tebârekallahu ahsenül hâlikiyn!.</p>
<p align="left">Evet, beyin hakkında bir hususa daha dikkatinizi çekip, yazıyı ve de “<strong>YENİLEN</strong>” isimli bu son yazılardan oluşan  kitabımı tamamlamak üzere devam edelim.</p>
<p align="left">Bildiğiniz gibi, beynin içinde görüntü veya ses yoktur!.</p>
<p align="left">Beyin görüntüyü kendisi oluşturur… Sesi de!</p>
<p align="left">Dışarıda gördüğünüzü sandığınız HER ŞEY, gerçekte beynin kendi içinde oluşturduğu şeylerdir. Madde veya mânâ, cin veya melek!. Hangi isimle neyi kastederseniz edin, hepsi de beynin kendi oluşturduğu kendine göre olan suret veya sestir!.</p>
<p align="left">Beyin, biyoelektrikle çalışır biyokimyasal faaliyetlerin oluşturduğu elektriksel sinyal paylaşımı bu faaliyetleri meydana getirir.</p>
<p align="left">Beynin veri tabanının derununda “<strong>çok  boyutlu tek kare resim</strong>” vardır! Burada geçmiş ve gelecek kavramı bulunmaz. <strong>Dejavu</strong>’nun kökeninde bu derinlikle  iletişim yatar.<strong> Holografik gerçeklik, </strong>bunun  temelini anlatır.</p>
<p align="left">Ayrıca beyin, dışardan yani içinde yaşadığımız dalga (wave) âleminden dahi kendisine ulaşan dalgaları, çalışma programına göre değerlendirir.</p>
<p align="left">Siz bu beyinde oluşan görüntü veya sese, ister halüsinasyon deyin, ister hayal, ister gerçek… Sonuçta hepsi aynı tek şeydir. Beynin oluşturduğu görüntüler!</p>
<p align="left">Görüntü ve sesin ardındaki gerçek ise tektir: Algılama ve değerlendirme  (<strong>Semî-Basîr</strong>)!</p>
<p align="left">“<strong>Kalp</strong>” diye tarif edilmiş  olan “<strong>şuur</strong>”, ne kadar kapsamlı ve  derinlikli değerlendirme yaparsa, ona göre adı da değişir… “<strong>Sır</strong>”, “<strong>hâfi</strong>”, “<strong>ahfâ</strong>” gibi…</p>
<p align="left">İnsan hissettiği boyutu yaşar…</p>
<p align="left">Beyni olmayan canlılarda açığa çıkan bilinç ise, “<strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/oku/oku08.htm" target="_blank">Fatır</a></strong>”ın programlamasına göre, oluşunda yer alan amaç ve işlev  doğrultusunda, fiiller ortaya koyması şekliyledir…</p>
<p align="left">Spermin veya ceviz ağacı tohumunun nasıl kendi programı varsa “<strong>beyin</strong>”lerinde… Tohumun neresinde  gizliyse program…</p>
<p align="left">Bilgisayardaki software’i (yazılımı) düşünün… Yazılım madde midir, ruh mudur? Ya da nedir? TV’deki görüntüyü ulaştıran dalgaya yüklü görüntüyü düşünün&#8230;</p>
<p align="left">Cin denilen görünmez biyolojik bedensizlerin dahi, kendi yapılarını  oluşturan boyuttaki “<strong>beyin</strong>”lerinde  gizlidir programları ve bilinçleri… Evrendeki yapıların çoğu da böyledir kanâatimizce&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Beyin, “<a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/biiznihi.htm" target="_blank">B</a>” sırrı şuurunu açığa çıkarabilecek kemâliyle, “halife”olmuştur  yeryüzünde</strong>!&#8230; “<strong>İNSAN</strong>” adı ve vasfıyla…</p>
<p align="left">Görebilene… Değerlendirebilene!..</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
23 Nisan 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/yenilenin-artik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLAH RASÛLÜ’NE GERÇEKTEN İNANIYOR MUYUZ</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/allah-rasulu%e2%80%99ne-gercekten-inaniyor-muyuz/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/allah-rasulu%e2%80%99ne-gercekten-inaniyor-muyuz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=46] Bir ilâhi geliyor uzaktan kulağıma tatlı tatlı, değerli ses Ahmet Özhan’dan… “Bu bir rıza lokmasıdır; yutamazsın demedim mi”? Erenlerden biri demiş bu sözleri… Nedir bu razı olunası konu? Yutulası çok zor lokma? En başta, “Allah Rasûlü’ne iman”! En sonda, gene, “Allah Rasûlü’ne iman”! “DİN”e iman, tümüyle, Allah Rasûlü ve son Nebî’si Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=46]</p>
<p align="left">Bir ilâhi geliyor uzaktan kulağıma tatlı tatlı, değerli ses Ahmet Özhan’dan…</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/genel/Ahmet_OZHAN_Demedimmi.mp3" target="_blank">Bu bir rıza lokmasıdır; yutamazsın demedim mi</a></strong>”?</p>
<p align="left">Erenlerden biri demiş bu sözleri…</p>
<p align="left">Nedir bu razı olunası konu? Yutulası çok zor lokma?</p>
<p align="left">En başta, <strong>“Allah Rasûlü’ne iman”</strong>!</p>
<p align="left">En sonda, gene, <strong>“Allah Rasûlü’ne  iman”</strong>!</p>
<p align="left"><strong>“DİN”e iman,  tümüyle, Allah Rasûlü ve son Nebî’si Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)’ın<strong> bildirdiklerine imandan ibarettir</strong>!.</p>
<p align="left">“<em>İyi ahlâk derneği başkanı(?),  sevgili <strong>peygamberimiz</strong>(!?) Mustafa</em>”dan söz etmiyorum… Hayallerinde, böyle biriyle yaşayanlara, yaşadıkları mübarek olsun!. Onlar da, iyi ahlâklı, yoldan taşı kaldıran, komşusu açken tok yatmayan, kardeşini kendi gibi düşünen bir vatandaş olarak; sistemin ve “<strong>sünnetullah</strong>”ın gerçeklerinden habersiz,  geçip gitsinler bir sürü insan gibi… Ne diyelim ki…</p>
<p align="left">Ama…</p>
<p align="left">Ben, <strong>Allah Rasûlü ve son Nebisi  Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’ın, müşahede edemiyorsak da, idrak  edemiyorsak da, algılayamıyorsak da, hiç olmazsa, <strong><span style="text-decoration: underline;">iman etmemizi istediği çok çok önemli “sünnetullah” gerçeklerinden</span></strong> söz ediyorum!</p>
<p align="left">Elbette, “<strong>Ben konuşan Kurân’ım</strong>”  diyen <strong>Allah arslanı olan Şah-ı velâyet  Hazreti Âli</strong> gibi, “<strong>Görmediğim  Allah’a kulluk etmem</strong>” cümlesinin açığa çıkmasına sebep olan müşahedeyi  beklemiyorum kimseden!</p>
<p align="left">Ama en azından, idrâkın yüceliğinin getirisini yaşayamasak da, inkârın  ilkelliğinden uzaklaşalım istiyorum!.</p>
<p align="left">Her türlü dil, anlayış, ırk, renk ayırımından arınmış olarak evrensel  gerçekler boyutunda yaşayan <strong>Evrensel İnsan’</strong>ın  müşahede ettiği “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetullah.htm" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">sünnetullah</span></a></strong>”  gerçeklerini hiç olmazsa inkâr etmeyelim istiyorum&#8230; Ki <strong>böylece Allah Rasûlü’nün bildirdiklerine, evrensel “sünnetullah”  gerçeklerine iman kapısı açılsın </strong>bizlere istiyorum!</p>
<p align="left">Bilelim ki…</p>
<p align="left">“<strong>Kadere iman</strong>”, bize <strong>Kurân-ı Kerîm’</strong>de “<strong>sünnetullah</strong>” olarak bildirilen, evren içre evrenlerin varoluşundaki sistem ve mekânizmaya inanmaya işaret eder! Bu açıklananlar, 14 asır öncesi şartlarda anlatılabileceği kadardır. Günümüzün tüm bilimsel buluşları da tamamıyla bu bildirilenlerle örtüşmektedir.</p>
<p align="left">“<strong>ALLAH</strong>” ismiyle işâret  edilenin “<strong>Esmâ âlemi</strong>”nin tecellîsi  (yansıması) olarak var kabul edilen, <strong>İlmullah</strong>’taki  “<strong>RUH</strong>” adlı TEKİL yapının; çok  boyutlu tek kare resmin içindekilerin varoluş sistem ve mekânizması, “<strong>DİN</strong>” kapsamında “<strong>Kader</strong>” olarak anlatılmaya çalışılmıştır!</p>
<p align="left">Önceki yazımda, öğrendiğimize göre, <strong>RUH</strong> adlı melek veya <strong>İnsan-ı Kâmil</strong> veya <strong>Hakikati Muhammedî</strong> olarak bildirilen  yaşam boyutunun “<strong>fetih</strong>” sahibi “<strong>vâris</strong>”lerde de açığa çıktığı bildirilen  şu müşahededen sözetmiştim:</p>
<p align="left"><strong>“Algılama sisteminle, yalnızca yaşadığın sistemi değil, galaksi veya evreni değil; tüm semâlardakileri, yani “katmanlardakileri”, yani hücreler boyutundaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani moleküler boyuttaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani atom altı katmanların bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak algılasaydın <span style="text-decoration: underline;">aynı anda</span> da; beynin onları da  görüntüleyebilseydi!..”</strong></p>
<p align="left"><strong>Tek</strong> <strong>Bir</strong> yapının yaşantısından olan her  şey!. “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edilenin  her an yeni bir şanda olan esmâsı! <strong>ZÂT</strong>’ıyla  kâim olan “<strong>esmâ”</strong>!.. Ötesi “<strong>hiç</strong>”lik!.. Öyle olduğuna işâret eden <strong>Ahadiyyet</strong> vasfı!&#8230; “<strong>Âlemlerden Ganî</strong>” oluşunun işaret ettiği  “<strong>Ekber</strong>” oluşu…</p>
<p align="left">Öte yanda, varlık suretleri şeklinde açığa çıkardığı, “<strong><em>tanrı  ve fermannamesi ile muhatapları</em></strong>” senaryosu!.</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>”i, “<strong><em>taklit</em></strong>” yollu şartlanmaya dayalı kabul edip, yeterince gelişmemiş veri tabanımızla, ve dahi anlamadan kabul ettiğimiz için, sanıyoruz ki “<em><span style="text-decoration: underline;">gökteki  tanrının yerdeki insanlar hakkında tek tek yaşantı fermannamesidir, yazgısıdır </span></em><span style="text-decoration: underline;">“<strong>kader</strong>”!.</span></p>
<p align="left">Oysa, <strong>Allah Rasûlü ve son Nebi’sinin</strong> <span style="text-decoration: underline;">“<strong>kader</strong>” adı altında açıkladıklarıyla,  günümüz biliminin tespitlerini bir arada incelerseniz</span>, görürsünüz ki, ikisi  de aynı <strong>evrensel gerçeği</strong> dillendirmektedir iki ayrı yoldan.</p>
<p align="left">“<strong>Kader</strong>” konusunun, geçmişte yaşayanlarda açıklık kazanamamasının sebebi, madde-mânâ ikileminden kurtulamayıp, her şeyi bu ikilik içinde değerlendirip, <strong>Mevlâna Celâleddin’in</strong> tabiriyle “<strong>şaşı bakıp, biri iki görmeleri</strong>”dir.</p>
<p align="left"><strong>Oysa çeşitli  mertebeler veya âlemler gerçekte TEK BİR âlemdir!.</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">Algılanması istenilişine ve de  özelliğine GÖRE, detayların farkettirilmesi amacıyla, değişik isimlerle adlandırılmışlardır</span>.</strong></p>
<p align="left"><strong>Beyin, veri tabanını oluştururken bebeklikten itibaren, bunu yoğun olarak göz ve kulak yoluyla aldıkları üzerine inşa eder ve buna göre düşünmeye başlar.</strong> Bu kanallardan beyine giren veriler ise otomatik olarak madde-mânâ ayırımını oluşturur. Beyin eğer ileriki yaşlarda yeterli ilimle veri tabanını genişletirse, <strong>düşünürken, madde-mânâ ayırımından  arınarak, tek bir bütünsellik içinde verilerini değerlendirir</strong>. Yani, ilim, beyine yeni bir çoklu boyutsallık kazandırır değerlendirmeleri için. (beyin nereden alıyor, bu başka yazı konusu)</p>
<p align="left">Çok katmanlı veya çok boyutlu veya evren içre evrenler veya paralel evrenler kavramları, hep beynin algılama-düşünme sistemini terbiye edememekten, diğer bir deyişle, beynin veri tabanının yeterince kapsamlı olmamasından kaynaklanan kabul edişlerdir. <strong>Oysa gerçek; TEK bir bölünmez, cüzlere ayrılmaz, algılayana göre çok boyutlu, derinlikli, tek kare resimden başka bir şey değildir</strong>!.</p>
<p align="left"><strong>Esmâ-ül Hüsna</strong>’nın çokluğu nasıl  esma mertebesinin <strong>TEK</strong>’liğine ters  değilse; aynı mertebedeki aynı <strong>TEK</strong> yapının,  değişik özelliklerine işaret ediyorsa…</p>
<p align="left"><strong>Lahut âlemi,  Ceberût âlemi, Melekût âlemi ve Nasût âlemi de hep aynı TEK âlemdir!.</strong></p>
<p align="left"><strong>Zât âlemi, esmâ âlemi, efâl âlemi dahi aynı TEK’ten söz etmektedir.</strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tıpkı, nefs, kalp,  ruh, sır, hafi, ahfa isimleriyle işaret edilenin aslında aynı TEK yapı</span></strong> olup, algılayan  veya hissedenin kavrayış mertebesine göre farklılık arzetmesi gibi…</p>
<p align="left">Tıpkı insan bedeninde hücresel katman, moleküler katman, proton-elektron katman, kuarksal katman, fotonik katman bilinçlerinin varoluşu gibi!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Eğer bu iyi anlaşılırsa, tüm varlıkta TEK bir İLİM, TEK bir İRADE, TEK bir KUDRET ve bunların işlevinin oluşumu sonucu “çok boyutlu TEK bir kare resim” (efâl âlemi) var olduğu da rahatlıkla farkedilebilir. Dolayısıyla da “Her an yeni bir şanda Olan” dışında hiçbir şey “var” olmadığı müşahede edilebilir</span></strong><strong>.</strong></p>
<p align="left">Beyni gözüne esir olmuş; duyduğunu tekrarlamaktan başka bir şey yapamayanların, bilim dünyasının getirisi olan gerçeklerden de mahrumiyeti, “<strong><em>iki  ayrı yapı var</em></strong>” sanısı içinde yaşamaktan başka bir sonuç oluşturmaz! Çünkü ne mecazları deşifre çabasına giriyorlar ne de bilimsel tespitleri değerlendirebiliyorlar!</p>
<p align="left">Varlığı “<strong><em>madde ve mânâ</em></strong>” diye iki ayrı yapı sanan çağdışı anlayıştakiler,  “<strong>TEK</strong>”illiği de kavrayamadıkları için;  hâlâ materyalist felsefeye dayalı “<strong>cüz-kül</strong>”  yanılgısı içinde “<strong>çift</strong>”likte dolanıp  durmaktadırlar. Olayın ne olduğunu anlamadıkları için de, “<strong>cebriye</strong>”den söz etmektedirler içine düştükleri “<strong>ŞİRK</strong>”in farkında olmaksızın!.. Sanki  bir “<strong><em>cebreden  bir de cebrolunan”</em></strong> varmışçasına!..</p>
<p align="left">Belki bilim güneşinin batıdan doğup tümüyle Dünya&#8217;yı aydınlattığı günde de “<strong>TEK</strong>”illik kavranacak; “<strong><em>cüz-kül</em></strong>”,  “<strong><em>cebreden-cebrolunan</em></strong>”  (zorlayan-zorlanan)<strong><em> ikiliğinin</em></strong> hiçbir zaman varolmadığı farkedilecek; “<strong>DİN</strong>”in gerçeği kavranacak ve <strong>Allah Rasûlü ve son Nebîsi’nin</strong> hakkı  teslim edilecektir! Biz göremesek de!</p>
<p align="left">Evet, gelelim “<strong>Amentü</strong>”müzdeki  “<strong>Kadere iman</strong>” konusuna…</p>
<p align="left">“…<strong>ve Bİ-L KADERİ</strong>” diyerek “<strong>B</strong>” sırrı işaretini kavramış olarak,  idrâk edemesek de hiç olmazsa iman etmemiz istenen “<strong>Kader</strong>” konusuna…</p>
<p align="left">“<strong>Kader</strong>”in, varlığın kendi  varoluş programı içinde mevcut oluşu, dışardan başka biri tarafından  yazılmadığı gerçeğine!.</p>
<p align="left">Evrensel sistemin gerçeklerine…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Âmentü&#8217;nün esaslarından biri olan &#8220;kadere iman&#8221;, gerçekte, ancak &#8220;kader&#8221;in ne olduğunu bildikten sonra mümkündür.. Aksi takdirde sadece &#8220;kader&#8221; ismine iman edilmiş olur!.</span></strong></p>
<p align="left"><strong>Mahiyetini bilmediğiniz  bir şeye &#8220;iman&#8221;</strong> etmek, ancak, o bilmediğiniz şeyin &#8220;<strong>ismine iman  etmek</strong>&#8221; demek olur!. Oysa önemli ve gerekli olan, o şeyin &#8220;<strong>ismine</strong>&#8221;  değil, ismin işaret ettiği &#8220;<strong>mânâsına, işaret edilen olaya iman&#8221;</strong> etmektir!.</p>
<p align="left">İşte bu  anlayışla gelin <strong>şu iman etmemiz zorunlu  olan evrensel gerçekler</strong> nedir bir inceleyelim…</p>
<p align="left">(Bu konuyu 1986 yılında yayınlamış olduğum <strong>“<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/insansirlar.htm" target="_blank">İNSAN VE SIRLARI</a>”</strong> isimli kitabımda çok daha detaylı <strong>ve çeşitli soruların cevapları verilmiş  hâliyle okuyabilirsiniz</strong> <strong>“<a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan077.htm" target="_blank">KUR&#8217;ÂN-I KERİM VE HADİSLERDE KADER ANLATIMI</a>”</strong> bölümünde.</p>
<p align="left"><strong>Ayrıca, “</strong><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/akiliman.htm" target="_blank">AKIL ve İMAN</a></strong><strong>” </strong>isimli kitabımızın<strong> “</strong><strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman16.htm" target="_blank">Kadere İman</a></strong><strong>” bölümünde ve dahi,</strong></p>
<p align="left"><strong>“<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/m_acikla.htm" target="_blank">Hazreti MUHAMMED’İN açıkladığı ALLAH</a></strong><strong>” </strong>isimli kitabımızın<strong> “<a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/allah/allah15.htm" target="_blank">Kader konusunda bilgiler</a></strong><strong>” </strong>bölümünde mevcuttur.)</p>
<p align="left"><strong>&#8220;SİZE  YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE <span style="text-decoration: underline;">İSABET EDEN BİR OLAY</span>, BİZİM ONU  YARATMAMIZDAN ÖNCE, MUTLAKA BİR KİTAPTA (BİLGİ MERKEZİNDE) YAZILMIŞTIR!&#8230;</strong></p>
<p align="left"><strong>BUNU, <span style="text-decoration: underline;">ÖNCEDEN  (oluşturan boyutta) TAKDİR EDİLMİŞ VE YAZILMIŞ OLDUĞUNU</span> BİLİP; ELİNİZDEN  ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GEÇEN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ  İÇİN AÇIKLIYORUZ&#8230;&#8221; </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/057_hadid.htm" target="_blank">Hadîd: 22 &#8211; 23</a></strong>)</p>
<p align="left">Düşünün!&#8230; Sadece bu âyetler, düşünen bir beyine hangi gerçekleri vurgular! Çok düşünülüp anlaşılması için gayret gereken bir muhteşem bilgidir bu! Tek kare resimdeki boyutsal oluşumun açıklamasıdır bu izah! Esmâ âlemindekinin efâle yansımasının mekanizması açıklanmaktadır burada anlayabilecek olanlara.</p>
<p align="left">Bunun hemen  sonrasında da sistemin nasıl oluşup çalıştığının açıklaması yer almaktadır <strong>O </strong>muhteşem <strong>BİLGİ</strong> kaynağı <strong>Kurân-ı  Kerîmde</strong>:</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;&#8230;FITRATALLAHİLLETİY FETAREN NÂSE ALEYHA; LÂ TEBDİYLE LİHALKİLLAH; ZÂLİKED DİYNÜL KAYYIM; VE LÂKİNNE EKSEREN NÂSİ LA YA&#8217;LEMUN&#8221;</span>.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/030_rum.htm" target="_blank">Rûm: 30</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>&#8220;İnsanlar belli program üzere, programlanmış olarak vardırlar. ALLAH’ın belli bir programla ve amaçla halkettiği varlığında asla program değişikliği olmaz. Din bu esas üzerine kaimdir. Velâkin insanların ekseriyeti bu gerçeği bilmezler&#8221;!.</strong></p>
<p align="left"><strong>&#8220;KUL KÜLLÜN  YA&#8217;MELU ALA ŞAKİLETİH&#8221;dir. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/017_isra.htm" target="_blank">İsrâ: 84</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>&#8220;DE Kİ:  TÜMÜ DE </strong>(tüm yaradılmışlar &#8211; evren içre evrenlerdekilerin tümü)<strong> PROGRAMLARI (ŞÂKILESİ) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER YAPAR&#8230;&#8221;</strong></p>
<p align="left"><strong>Kul, rabbına  tâbidir!.</strong></p>
<p align="left"><strong>&#8220;HAREKETTE  OLAN HİÇ BİR MAHLÛK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE, HEPSİNİ </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">ALNINDA</span></strong><strong><em> (BEYNİNDE) </em></strong><strong>ÇEKİP GÖTÜREN O&#8217;DUR!.</strong>&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/011_hud.htm" target="_blank">Hûd: 56</a></strong>) âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.</p>
<p align="left">Yani, o varlığı  bulunduğu haliyle yaşatan; <strong>&#8220;ALNINDA&#8221;</strong> <strong>–alnının arkasındaki  beyninde– açığa çıkan, esmâ terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır&#8230;</strong> Çünkü onun varlığı, kendisinin <strong>rabbı olan esmâ terkibinin</strong> tabii  sonucudur&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Mümin</strong>” isek iman etmemiz zorunlu olan <strong>Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselam) “<strong>sünnetullah</strong>”  realitesini bakın nasıl bildiriyor bizlere:</p>
<p align="left">1–<strong> ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!.. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/076_insan.htm" target="_blank">İnsân: 30</a></strong>)</p>
<p align="left">2–<strong> İSTEDİĞİNİ (irade ettiğini) FİİLE (efâl âlemine) ÇIKARIR.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/085_buruc.htm" target="_blank">Burûc: 16</a></strong>)</p>
<p align="left">3–<strong> O FİİLERİNDEN (efâl âlemine çıkardıklarından) MESÛL OLMAZ; FAKAT  ONLAR MESÛL OLURLAR (sonuçlarını yaşarlar)..</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/021_enbiya.htm" target="_blank">Enbiyâ: 23</a></strong>)</p>
<p align="left">4– <strong>HALBUKİ SİZİ  DE YAPAGELDİĞİNİZ ŞEYLERİ DE ALLAH YARATMIŞTIR</strong>!.. (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/037_saffat.htm" target="_blank">Sâffât: 96</a></strong>)</p>
<p align="left">5– <span style="text-decoration: underline;">&#8220;<strong>YERYÜZÜNDE  VEYA NEFİSLERİNİZDE SİZE İSABET EDEN BİR MÜSÎBET, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN  EVVEL, MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR</strong></span><strong>.</strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">BUNU, ÖNCEDEN MUKADDER VE YAZILI OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GİREN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN (açıklıyoruz)!.. ALLAH, DÜNYALIKLA BÖBÜRLENENİ SEVMEZ</span></strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;</span><strong>.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/057_hadid.htm" target="_blank">Hadîd: 22 &#8211; 23</a></strong>)</p>
<p align="left">6–<strong> HAREKETTE OLAN HİÇ BİR MAHLÛK HÂRİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ <span style="text-decoration: underline;">ALNINDA</span> (BEYNİNDE) ÇEKİP YÜRÜTEN O&#8217;DUR!.. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/011_hud.htm" target="_blank">Hûd: 56</a></strong>)</p>
<p align="left">7– <strong>DE Kİ:  HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA (şakûllerinde) FİİLLER ORTAYA KOYARLAR.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/017_isra.htm" target="_blank">İsrâ: 84</a></strong>)</p>
<p align="left">8–<strong> &#8220;ALLAH DE, ÖTESİNİ BIRAK&#8230;</strong>&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/006_enam.htm" target="_blank">En’âm: 91</a></strong>)</p>
<p align="left">9–<strong> BİZ HER ŞEYİ B-KADERİYLE (kaderi kendi özünden gelen programla)  HALKETTİK!..</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/054_kamer.htm" target="_blank">Kamer: 49</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>Kur&#8217;ân-ı  Kerîm</strong>&#8216;de bu konuda bu anlamda daha pek çok âyeti kerîmeler olmasına rağmen aklı olana bu kadarı yeter; anlayışsızlığın devâsı yoktur, diyerek; şimdi de <strong>Sahih-i  Müslim</strong> isimli hadîs kitabının &#8220;<strong>KADER</strong>&#8221; bahsinde bize  nakletmiş olduğu <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)’in açıklamalarına  idrâklarımızı yöneltelim:</p>
<p align="left">Ebu’l-Esved  ed-Dieliyy şöyle dedi:</p>
<p align="left">İmran ibn  Husayn (radıya’llâhu anh) bir gün bana şöyle sordu:</p>
<p align="left"><strong>– İnsanların yapmakta oldukları ve emek çekip didindikleri şeye ne dersin?.. Kendilerine hüküm olunan ve sebkât etmiş bulunan kaderden, kendilerine gelip geçen bir şey midir?.. Yahut Nebî ve Rasûllerinin getirdiği şeylerden olup da kendilerini karşılayacak ve aleyhlerine delil sâbit oluveren şeylerden midir?..</strong></p>
<p align="left"><strong>– Hayır!..</strong><strong> (karşılaşacakları tesadüfî işler değil). Lâkin, geçmişte kendilerine yazılan ve  kendilerine gelip çatan bir şeydir!..</strong> dedim.</p>
<p align="left">Bunun üzerine  İmran bin Husayn sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Öyle ise bu  insanlara ZULÜM olmuyor mu?..</strong></p>
<p align="left">Bu sözden  şiddetle korktum ve şöyle dedim:</p>
<p align="left"><strong>– Her şey,  Allah&#8217;ın mahlûkudur ve elinin mülküdür!..</strong></p>
<p align="left"><strong>– O  YAPTIKLARINDAN MES&#8217;ÛL OLMAZ; FAKAT ONLAR MES&#8217;ÛL OLURLAR</strong>!..&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/021_enbiya.htm" target="_blank">Enbiyâ: 23</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>– Allah sana merhamet buyursun!.. Ben sana sorduğum şeylerle ancak senin aklını imtihan etmek istedim. Müzeyn kabilesinden iki kişi Rasûlullah’ın yanına geldiler ve şöyle sordular:</strong></p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah!.. İnsanların bugün yapmakta oldukları ve emek çekip didine geldikleri şeye ne buyurursun?.. Bu üzerlerine hüküm edilen ve önceden yazılan bir kaderden olarak, kendilerine isâbet eden bir şey midir?.. Yahut, Nebî ve Rasûllerin getirdiği ve üzerlerine hüccet sâbit olan şeylerden olarak, kendilerinin karşılayacakları şeyler içinde midir?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Hayır!.. Bu  ikinci şekil değil</strong>!.. ÜZERLERİNE HÜKÜM OLUNAN VE KENDİLERİNE GELEN BİR ŞEYDİR  (kaderdir).<strong> Azîz ve Celîl olan Allah’ın kitabında bunun tasdiki şu âyettir:</strong></p>
<p align="left"><strong>– HER BİR  NEFSE VE <em><span style="text-decoration: underline;">ONU </span></em></strong><strong><em><span style="text-decoration: underline;">DÜZENLEYENE</span></em></strong><strong>, SONRA DA ONA HEM  KÖTÜLÜĞÜ, HEM KORUNMASINI İLHAM EDENE.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/091_sems.htm" target="_blank">Şems: 7 &#8211; 8</a></strong>)</p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Câbir  radıyallâhu anh şöyle dedi:</p>
<p align="left">Surûkatubnu  Mâlik ibn Cu&#8217;şûm geldi ve şöyle sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah!.. Bize DİNİMİZİN ASLINI BEYAN ET!.. Bugünkü amel neyin içindedir?.. Bunun bilgisine nisbetle, biz sanki şimdi yaratılmış gibiyiz. Bugünün ameli, kalemlerin yazıp da kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir?.. Yoksa karşılaşacağımız işler içinde midir?</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem):</p>
<p align="left"><strong>– Hayır!.. Bugün ki iş, yeniden oluşacak işler içinde değildir!.. Fakat kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirlerin cereyan etmiş olduğu işler içindedir!.. Buyurdu.</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Surâka bu defa  sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Öyle ise  amel ne için?..</strong></p>
<p align="left">Züheyr dedi ki:  Bundan sonra Ebu Zübeyr anlamadığım bir şey konuştu; ben ne dedi, diye sordum:</p>
<p align="left"><strong>– &#8220;Amel  ediniz, çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.&#8221; buyurdu.</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Abdullah ibn  Mes’ud (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Bize dâima  doğru söyleyen ve kendisine de doğru bildirilen<strong> Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem) şöyle  buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Sizin birinizin ana-baba maddeleri 40 gün anasının karnında toplanır. Sonra o maddeler o kadar zaman içinde katı bir kan pıhtısı hâlini alır. Sonra yine o kadar zaman içerisinde bir çiğnem ete tahavvül eder. </strong>(120. günde)<strong> ona bir  melek gönderilir de bu melek ona ruhu nefheder. Ve melek dört kelime ile </strong>yani  rızkını, ecelini, âmelini, said ve şakî<strong> olduğunu yazmakla emrolunur.</strong></p>
<p align="left"><strong>Kendisinden başka Hak ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki: sizden biriniz cennet ehlinin ameliyle amel etmekte devam eder. Nihâyet kendisi ile Cennet arasında bir zirâ’dan başka mesafe kalmaz!.. Bu sırada yazı o kişinin önüne geçer!.. Bu defa o kişi cehennem ehlinin ameliyle amel etmeye devam eder.</strong></p>
<p align="left"><strong>Ve yine sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder, nihâyet kendisiyle cehennem arasında ancak bir zirâ mesafe kalır. Bu sırada yazı önüne geçer!.. Bu defa da o kimse cennet ehlinin ameliyle amel eder ve cennete girer!.</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Enes İbn Mâlik (radıya’llâhu  anh) şu hadîsi <strong>Rasûlullah</strong>&#8216;a bağladı:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Şüphesiz  Azîz ve Celîl olan Allah rahime bir melek tevkil etmiştir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Melek, &#8220;Ey rabbım bir nutfedir; ey rabbım bir kan pıhtısıdır; ey rabbım bir çiğnem ettir&#8221; der. Allah bir mahlûk hükmedip yaratmak istediğinde Melek,</strong></p>
<p align="left"><strong>&#8220;Ey Rabbım erkek midir yahut dişi midir; şâkî midir yahut saîd midir; rızkı nedir; ecelî nedir?&#8221; sorularını sorar. BUNLAR ANASININ KARNINDA İKEN BÖYLECE YAZILIR!..&#8221;</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Hazreti <strong>Âli</strong> (radıyallâhu anh) şöyle anlattı:</p>
<p align="left">Biz bir  defasında Bâki-ül Garkad mezarlığında bir cenâzede bulunduk. <strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu  aleyhi vesellem) yanımıza gelip oturdu. Biz de etrafına oturduk. <strong>Rasûlullah’ın</strong> beraberinde bir âsâ vardı. <strong>Rasûlullah</strong> başını eğdi ve düşünceli bir halde elindeki âsâ ile yere vurup dürtüştürmeye, çizgiler ve izler meydana getirmeye başladı. Sonra:</p>
<p align="left"><strong>– Sizden hiçbir kişi ve yaratılmış hiçbir nefis müstesna olmamak üzere, muhakkak cennetteki ve cehennemdeki yerine Allah yazmıştır!.. Ve herkesin şakî veya saîd olduğu muhakkak yazılmıştır!..</strong></p>
<p align="left">Buyurdu. Bunun  üzerine sahabîlerden bir kimse şöyle sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Ya  Rasûlullah, öyle ise bizler âmeli terkedip, bu yazımız üzerine kalalım mı?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Saîd olan kimse, saadet ehlinin ameline ulaşacaktır. Şakî olan kimse de, şekâvet ehlinin ameline ulaşacaktır. Sizler amel edip çalışın!.. Çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.. Said olan Saadet ehlinin ameline KOLAYLAŞTIRILIR, şakî olan da şekâvet ehlinin AMELİNE KOLAYLAŞTIRILIR.</strong></p>
<p align="left">Sonra <strong>Rasûlullah</strong> şu âyetleri okudu:</p>
<p align="left">– &#8220;BUNDAN SONRA  KİM VERİR VE SAKINIRSA, O en güzeli de tasdik ederse, <strong>biz de onu en kolaya  hazırlarız</strong>. Ama kim cimrilik eder, kendisini müstağni görür en güzeli olan  sayarsa,<strong> biz de onu en güç olan için hazırlayacağız</strong>&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/092_leyl.htm" target="_blank">Leyl: 5 &#8211; 10</a></strong>)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">İmran İbn Husayn  (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Bir kimse  tarafından şöyle soruldu:</p>
<p align="left"><strong>– Ya  Rasûlullah, cennet ehli ateş ehlinden </strong>(ayırdedilip)<strong> bilindi mi?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem):</p>
<p align="left"><strong>– Evet!..</strong></p>
<p align="left">Yine o zât  tarafından:</p>
<p align="left">– <strong>Öyle ise  âmel edenler niye böyle çalışıp duruyorlar?..</strong> denildi.</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem):</p>
<p align="left"><strong>– Herkes  niçin yaratıldı ise, onun yolları kendisine kolaylaştırılmıştır!..</strong></p>
<p align="left">Ebû Hüreyre (radıya’llâhu  anh), <strong>Rasûlullah </strong>(salla’llâhu  aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:</p>
<p align="left">–<strong> Hakikaten öyle adam vardır ki; uzun zaman cennet ehlinin âmelini işler; sonra onun bu yaptıkları, ateş ehlinin ameli ile son bulup, mühürlenir. Kezâ kişi uzun zaman ateş ehlinin amelini işler; sonra da onun bu ameli cennet ehlinin ameliyle son bulup, mühürlenir!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Sehl İbn Sâ’d  es Saidiyy (radıya’llâhu anh) der ki; <strong>Rasûlullah </strong>(salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– <span style="text-decoration: underline;">Hakikaten öyle adam vardır ki, insanlara zâhir olan hâlleri ile muhakkak cennet ehli ameli yapar!.. Halbuki kendisi ateş ehlindendir!.. Ve yine öyle adam vardır ki insanlara görünüşte mutlak ateş ehlinin amelini işler, halbuki kendisi cennet ehlindendir</span>!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Tâvûs şöyle  dedi:</p>
<p align="left">Ben Rasûlullah’ın  sahabîlerinden birçok insanlara eriştim. Onlar &#8220;<strong>HER ŞEY KADER İLEDİR</strong>&#8221;  diyorlardı. Ben Abdullah ibn Ömer radıyallâhu anh’dan şöyle işittim:</p>
<p align="left">&#8220;<strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:</p>
<p align="left"><strong>– <span style="text-decoration: underline;">HER ŞEY  KADER İLEDİR!.. HATTA ÂCİZLİK İLE ZEKÂ VE BECERİKLİLİK BİLE!.. YAHUT  BECERİKLİLİK VE ZEKÂ İLE ÂCİZLİK BİLE</span>.</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">İbn Abbas  radıyallâhu anh şöyle anlatıyor:</p>
<p align="left">Ebû  Hureyre&#8217;nin, <strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyerek, rivayet ettiği şu hadîstekinden daha küçük, günâha benzer hiçbir şey görmedim!..</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve  sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Allah  âdemoğluna zinâdan nasibini takdir etmiştir!.. Hiç şüphesiz âdemoğlu takdir  edilmiş olan bu âkibete erişecektir!..</strong></p>
<p align="left"><strong>İmdî göz  zinâsı bakmak, dil zinâsı konuşmaktır. Nefis temennî eder ve iştahlanır.</strong></p>
<p align="left"><strong>Tenâsül uzvu  ise bu organların hepsinin arzularını ya gerçekleştirir, yahut yalanlar. </strong>(Buharî &#8211; Tecrid &#8211; 2132)</p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Ubeyy ibn Kâ’b (radıya’llâhu  anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Hızır’ın öldürmüş olduğu çocuk, KÂFİR OLARAK tabiâtlandırılmıştır! Eğer yaşasaydı, muhakkak ana ve babasını azgınlık, tecavüz ve kâfirlikle sarıp bürüyecekti!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Mü’minlerin  anası Hz. <strong>Aişe</strong> radıyallâhu anh’a şöyle dedi:</p>
<p align="left">&#8220;Bir küçük  çocuk vefat etti. Ben,</p>
<p align="left">–<strong> Ne mutlu  ona, o cennet serçelerinden bir serçe</strong>, deyiverdim. Bunun üzerine <strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Sen bilmez misin ki, Allah Cenneti yaratmış, cehennemi de yaratmıştır!.. Sonra şunun için bir ehil yaratmış, bunun için de bir ehil yaratmıştır!..&#8221;</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Mü’minlerin  anası Hz. <strong>Aişe</strong> şöyle anlattı:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)  ensârdan küçük bir çocuk cenâzesine çağrıldı. Ben,</p>
<p align="left"><strong>– Saadet  ona!.. O cennet serçelerinden bir serçe kuşudur!.. Kötülük işlemedi!.. Kötülük  yapacak bir çağa erişemedi!.. dedim.</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle dedi:</p>
<p align="left"><strong>– Şundan başkası mı olacak Yâ Aişe!.. Allah cennet için bir halk yarattı ki; onlar daha babalarının sulblerinde bulunurlarken, Allâh onları Cennet için yaratmıştır!.. Ve kezâ Allah, ateş için öyle bir ahâlî yaratmıştır ki, onlar henüz babalarının sulblerinde bulunurlarken, Allah onları ateş için yaratmıştır!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Yezîd ibn  Hürmüz ile Abdurrahman el A’râc dediler ki:</p>
<p align="left">Biz Ebû  Hureyre&#8217;den işittik şöyle dedi, <strong>Rasûlullah</strong> salla&#8217;llâhu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:</p>
<p align="left">– <strong>Adem ile Musa Aleyhisselâm RABLARI KATINDA birbirlerine karşı delil getirerek tartıştılar. Neticede Adem, Musa&#8217;ya HÜCCETLE galebe etti.</strong></p>
<p align="left">Musa:</p>
<p align="left"><strong>– Sen Allah&#8217;ın kendi eliyle yarattığı; kendi Rûh&#8217;undan ruh üflediği; meleklerini secde ettirdiği; cennetinde iskân edip oturttuğu; sonra da yapmış olduğun hatadan dolayı insanları arza indirten Adem misin, diye sordu.</strong></p>
<p align="left">Adem:</p>
<p align="left"><strong>– Sen Allah’ın Rasûllükle ve kelâmıyla mümtaz kılıp seçtiği; içinde her şeyin beyânı bulunan levhaları verdiği; ve yavaşça konuşucu olarak seni kendisine yaklaştırdığı Musa&#8217;sın!.. Benim yaratılmamdan kaç sene önce Allah&#8217;ın Tevrat’ı yazdığını biliyorsun!.. dedi.</strong></p>
<p align="left">Musa:</p>
<p align="left"><strong>– 40 yıl  önce!..</strong></p>
<p align="left">dedi. Adem:</p>
<p align="left"><strong>– Peki,  Tevratın içinde, &#8220;VE ADEM RABBİNE ÂSİ OLDU da ŞAŞIP KALDI&#8221;. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/020_taha.htm" target="_blank">Tâ-hâ: 121</a></strong>)<strong> âyetini buldun mu?.. diye sordu. Musâ dedi:</strong></p>
<p align="left"><strong>– Evet  buldum.</strong></p>
<p align="left">Adem:</p>
<p align="left"><strong>– Öyle ise, Allah’ın beni yaratmasından 40 sene önce, benim yapmamı üzerime takdir ettiği işi yapmamdan dolayı beni azarlayıp, kınıyorsun!.. dedi.</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>salla’llâhu aleyhi ve  sellem:</p>
<p align="left"><strong>–  &#8220;Böylece Adem, Musâ&#8217;yı hüccet ile mağlub etmiştir.&#8221;</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Abdullah ibn  Amr ibn As (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Ben <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)’den duydum, şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Allah  mahlûkâtın KADERLERİNİ semâları ve arzı yaratmasından 50 BİN sene EVVEL  YAZMIŞTIR!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Ebû Hureyre (radıya’llâhu  anh), <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:</p>
<p align="left"><strong>– Her birinde hayır olmakla beraber, Allah’a göre kuvvetli mü’min zâif mü’minden daha hayırlı ve sevimlidir. Sana yararlı şeyler üzerinde hırs ile çalış, Allah’dan yardım iste acze düşme.</strong></p>
<p align="left"><strong>EĞER SANA  BİR ŞEY, BİR MÜSÎBET GELİP İSABET EDERSE, &#8220;<span style="text-decoration: underline;">KEŞKE ben böyle yapmasaydım,  böyle olurdu</span>&#8221; deme!.. Fakat,</strong></p>
<p align="left"><strong>– Allah BÖYLE  TAKDİR ETMİŞ, O DİLEDİĞİNİ YAPAR!..&#8221; de. Zîrâ bu <span style="text-decoration: underline;">&#8220;KEŞKE&#8221; </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(&#8230;seydim)<strong> kelimesi  şeytanın amelini açar</strong></span><strong>!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Bu bölümde de <strong>SÜNEN-İ  TİRMÎZİ</strong> isimli Hadîs kitabından gene &#8220;<strong>Kader</strong>&#8221; konusundaki  bir kısım Hadîs-i şerîfleri naklediyoruz:</p>
<p align="left">Abdullah bin  Ömer (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left">Ömer (radıya’llâhu  anh):</p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah. Yapmakta olduğumuz işin, yeni oluşan bir iş, veya bir başlangıç mı olduğu; yoksa önceden tamamlanan bir işte mi çalıştığımız kanaatindesin?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>(salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Ey  Hattaboğlu, <span style="text-decoration: underline;">önceden tamamlanan bir işte</span>!.. Herkes kolaylıkla başaracaktır!.. Ne var ki saadet ehlinden olan saadet için çalışacak; şekâvet ehlinden olan da şekâvet için çalışacaktır!</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Selman  radıyallâhu anh&#8217;dan rivayet olunmuştur:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve  sellem şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Kazayı  ancak dua önler; ve ömrü yalnız iyilik artırır!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Ebû Hizâme (radıya’llâhu  anh) rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left">Bir adam <strong>Rasûlullah</strong>’a  gelerek sordu:</p>
<p align="left">–<strong> Yaptırdığımız afsun (okunma)ların, tedavide kullandığımız ilaçların ve tuttuğumuz perhizlerin, Allah’ın kaderinden herhangi bir şeyi önleyeceği görüşünde misin?..</strong></p>
<p align="left"><strong>– ONLAR DA  ALLAH’IN KADERİNDENDİR!.</strong></p>
<p align="left"><strong>– Ademoğlu, yanıbaşında 99 ölüm olduğu halde sûretlenmiştir!.. Şayet bu ölüm tehlikelerini atlatır ise, ihtiyarlığa düşer ve neticede ölür!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Hazreti <strong>Ali</strong> radıya’llâhu anh’dan rivayet olmuştur:</p>
<p align="left">–<strong> Kul 4 esasa iman etmedikçe mü’min olamaz!.. Allah’dan başka ilâh olmadığına, Benim Rasûlü olup Hak ile gönderdiğine, ölüme ve öldükten sonra yaşamaya ve kadere iman edecek.</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Câbir bin  Abdullah (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Bir kul, hayrı ve şerri ile kadere iman etmedikçe; kendisine isâbet edenin ondan şaşmasına; kendisine isâbet etmeyenin de ona isâbet etmesine kesinlik ile imkân olmadığını bilmedikçe; mü’min olmaz!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Abdullah bin  Amr (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) elinde iki kitap (tutuyormuşçasına) üzerimize çıka geldi ve:</p>
<p align="left"><strong>– Bu kitabın  ne olduğunu biliyor musunuz?.. Buyurdu.</strong></p>
<p align="left"><strong>– Hayır yâ  Rasûlullah, ancak bize bildirirsen</strong>&#8230; dedik.</p>
<p align="left">Bunun üzerine  sağ elindeki kitap için;</p>
<p align="left"><strong>– Bu, Âlemlerin Rabbı’ndan bir kitaptır!.. Cennete gireceklerin adları, baba ve kabîlelerinin isimleri, bu kitapta mevcuttur!.. Orada son kişilerine kadar icmâlen yazılmıştır ki, artık onlar kesinlikle artırılmayacak ve eksiltilmeyecektir!..</strong></p>
<p align="left">Sonra sol  elindeki kitap için de;</p>
<p align="left"><strong>– Bu da Âlemlerin Rabbı’ndan bir kitaptır. Cehenneme gireceklerin adları, baba ve kabîlelerinin isimleri bu kitapta mevcuttur. Orada son kişilerine kadar icmalen yazılmıştır. Artık onlar asla arttırılmayacak ve eksiltilmeyecektir!..</strong></p>
<p align="left"><strong>– Yâ  Rasûlullah, durum önceden tamamlanmış ise; o halde âmel neye yarar?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Doğru olun ve mûtedil davranın. Çünkü cennete girecek kişi, her ne amel işlemiş olursa olsun, onun ameli cennet ehlinin ameli ile son bulacaktır!.. Cehenneme girecek kişi de, ne amel işlemiş olursa olsun cehennem ehlinin ameli ile ameline son verecektir!.. Rabbimiz KULLARIN KADERİNİ TÂYİN ETMİŞTİR!.. Bir bölük cehennemdedir!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">İbn-i Mes’ûd  radıyallâhu anh&#8217;dan:</p>
<p align="left">–<strong> Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem) bize hutbe irâd ederek:</p>
<p align="left"><strong>– Hiç bir  şey, hiç bir şeye hastalığını bulaştıramaz!..</strong></p>
<p align="left">Bunun üzerine  bir a’rabî sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Ya  Rasûlullah, haşefesi uyuzlu erkek deveyi ağıla alıyoruz ve sonra bütün develeri  uyuz yapıyor!..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– O halde birinci deveyi uyuz yapan kimdir?.. Advâ ve sefer yoktur!.. ALLAH HER NEFSİ YARATMIŞ ONUN HAYATINI, RIZKINI, KARŞILAŞACAKLARINI TAKDİR ETMİŞTİR!</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left"><strong>Buharî</strong>’den:</p>
<p align="left">Ebû Hureyre (radıya’llâhu  anh)’dan:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Hiçbir  kişiyi onun güzel işi ve ibâdeti cennete koyamaz!..</strong></p>
<p align="left">Bunun üzerine  ashabı sordu:</p>
<p align="left">–<strong> Seni de mi  koymaz Yâ Rasûlullah</strong>?..</p>
<p align="left"><strong>Resûl-i Ekrem</strong> şöyle cevap verdi:</p>
<p align="left"><strong>– Evet, beni de!.. Allah’ın fazlı ve rahmeti beni kuşattığı için cennete girerim. Bu sebeple ashabım iş ve ibâdetinizde ifrat ve tefritten sakının. Doğru yoldan gidip Allah’a yaklaşınız. Sakın hiç biriniz ölümü temenni etmesin!.. Çünkü o, hayır sahibi ise, hayrını arttırması umulur; günâhkâr ise tevbe ederek ölmesi beklenebilir.</strong> (Tecri &#8211; 1918)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Abdullah bir  Amr (radıya’llâhu anh)’dan rivayet olunmuştur:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)  şöyle buyurdu:</p>
<p align="left">–<strong> Muhakkak yüce Allah yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı. Sonra onlara nurundan saçtı!.. Bu nurdan nasibini alan kimse hidayete erdi!.. Nasibini alamayan da delâlete saptı!.. Bunun için ALLAH&#8217;IN İLMİNE GÖRE KALEM KURUDU!.. </strong>(Tırmizi &#8211; 2780)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Zeyd bin Sâbit (radıya’llâhu  anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Ben <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi ve sellem)’den duydum şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Eğer Allah  sahibi olduğu göklerin halkını ve yerin halkını azâblandırsa idi, onlara  zulmetmeden azâb vermiş olurdu!..</strong></p>
<p align="left"><strong>Eğer, onlara merhamet etse idi, Allah’ın rahmeti onlar için, kendileri için işledikleri amellerinin karşılığından daha hayırlı olurdu.</strong></p>
<p align="left"><strong>Ve eğer senin, Uhud Dağı kadar altının olup, hepsini Allah yolunda harcamış olsaydın; Sen, kaderin hepsine inanmadıkça ve SENİN BAŞINA GELMİŞ OLAN ŞEYLERİN GELMEMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI; ve başına gelmemiş olan şeylerin de gelmesine imkân olmadığını bilmedikçe (kabul olmazdı). Kezâ anlatılan bu inançtan başka bir akîde üzerine ölürsen şüphesiz cehenneme gireceğini kesin olarak bilmedikçe, senden kabul edilmezdi.</strong> (İbn-i Mâceh-Mukaddime)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Süraka bin  Cü’şum (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir:</p>
<p align="left">Ben <strong>Resûl-i  Ekrem</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem)’e dedim ki:</p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah!.. AMEL, kaderleri çizen kalemin yazdığı mukadderâtın cümlesinde mi ki, artık kalem onun işini tamamlamış ve kurumuştur?.. Yoksa AMEL, </strong>(için geçmişte bir kader  sözkonusu olmayıp)<strong> istikbalde takınacağı tavra göre mi?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem)  buyurdu:</p>
<p align="left">– <strong>FİİLİN, kader ile tespit edilmiş olan mukadderâttan olup, kalemin yazıp kuruduğu hususlar içindedir!.. Herkes ne için yaratıldı ise ona müyesser kılınır</strong>!..  (İbn-i Mâceh-Mukaddime)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left"><strong>Kurân-ı Kerîm</strong>’den ve “<strong>Kütübü Sitte</strong>” adı verilmiş altı sahih hadis derlemesinden naklen  ilettiğimiz <strong>ALLAH RASÛLÜ</strong> açıklamaları, umarım, size yeni bakış açıları ve değerlendirmeler getirir. Zira bugün hemen hemen hiçbir eserde bu bilgileri toplu halde okuyamazsınız.</p>
<p align="left">Aklı yetersiz, bu açıklananları kavrayamayan pek çok kişi de, beyinlerindeki inkâr sigortasını işletecek ve bu açıklamaları reddedecektir. Ne var ki böylece içinde yaşadıkları sistemi, “<strong>sünnetullah</strong>”ı inkâr edip, sadece kendilerini aldatmış  olacaklardır!</p>
<p align="left">Evet, <strong>Allah Rasûlü ve son Nebî</strong>’si o muhteşem <strong>Zât</strong>, insanın dünyasına ve içinde  yaşadığı evrensel gerçeklere böyle işaret ederek, bunlara hiç olmazsa iman  etmemizi istemiş!.</p>
<p align="left">Hodri  meydan!&#8230; Dileyen bunlara iman eder; dileyen etmez!&#8230;</p>
<p align="left">Dilerim  nankörlerden değil, değerlendirmek suretiyle şükredenlerden oluruz.</p>
<p align="left">Herkes kesinlikle  kendisinden açığa çıkanların sonuçlarını yaşayacaktır! Bilgisizlik yüzünden  başkalarını suçlasa dahi!</p>
<p align="left">Bu “<strong>sünnetullah</strong>” hükmüdür!</p>
<p align="left">Not: Son birkaç  yazının birlikte okunması, konuların daha iyi anlaşılması için yardımcı  olabilir.</p>
<p class="yazi_kirmizi" align="left"><span id="q_1120bc745b6b241f_1"><span style="text-decoration: underline;">KADER KONUSUNDA SORULAR VE CEVAPLAR:</span></span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Mâdem ki benim kaderim önceden yazılmış, olacak olan olacak, olmayacak olan da olmayacak, öyle ise ben de hiçbir şeyle uğraşmam, boş otururum!?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left">-<strong> Şâyet boş oturmak için varedilmiş isen, ancak o takdirde bu dediğini gerçekleştirebilirsin. Aksi takdirde, ne iş için yaratılmış isen, o iş sana kolay gelecek ve mutlaka o işi yapmaya devam edeceksin!..</strong></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left"><strong>- Allah</strong> benim Cehenneme gitmemi takdir etmiş ve cehennemliklerin işini bana            kolaylaştırmış ise, bunda benim suçum ne?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder!.. Sen nasıl mülkün saydığın şeyde dilediğini yapmak istiyor ve bundan engellenirsen, benim hürriyetim nerede diye isyana başlıyorsan; Allah da kâinatın mutlak meydana getiricisi olarak mülkünde dilediği gibi tasarruf etmektedir. Hiç bir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Peki <strong>Allah </strong>bana cebren bu işi yaptırmıyor mu?!..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap 1</span></p>
<p align="left"><strong>-            Cebbar olan Allah dilediğini yapar ve bundan dolayı da kendisine            sual sorulmaz!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap 2</span></p>
<p align="left"><strong>- Esasen Allah sana yaptırıyor diye bir şey sözkonusu değildir. Çünkü gerçekte -sen’ diye bir varlık yok ki!.. -Sen’ ancak bir isimden ibaretsin!.. -sen’ ancak 5 duyunun hayal âleminde oluşturduğu bir varlıksın!.. -sen’ var kabul edilen bir izafî birimsin!.. Şâyet sana hücre boyutunda baksak, sayısız hücrelerden ibaret bir kütlesin!.. Işık boyutunda baksak, renk renk ışıksın!.. Beyin yapın ve programın itibariyle seyretsek, belli bir görevi ortaya koymak için çeşitli özelliklerle programlanmış bir kozmik robotsun!.. Ama ne var ki bütün bunlarla beraber, özün itibariyle kâinatın herhangi bir yerinde mevcut olan tüm özelliklere de sahipsin!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Benim kendi varlığım olmadığına, varlığımın O’ndan başka, ayrı bir varlık olmadığına göre, cehennem niye olsun ve ben niye yanayım?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Şu anda da aynısın ve gerek maddî ve gerekse mânevî sayısız yanışlar içersindesin. Öyle ise şu anda nasıl maddî ya da manevî yanışlar sözkonusu ise, ölümötesi yaşamda da aynı şekilde yanışlar sözkonusudur!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Ben de, madem ki kaderim yazılmış, ibadet etmiyorum!.. Nasıl olsa, cennetlik isem cennete gideceğim, cehennemlik isem cehenneme gideceğim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Allah cennet için yarattığına cennetliğin amelini nasip eder, cehennem için yarattığına da cehennemliklerin amelini. Sen hangisi için isen onun ameli sana kolay gelir!.. Zaten senden ne tür amel çıkıyorsa, sen, o senden çıkan amelin neticesine ulaşacaksın!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left">- Dua,            kazayı defeder!.. Bu kaderin değişmesi değil midir?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>-            Kazayı defedecek duâ dahi takdirdendir!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Peki irade-i cüzüm yok mu benim?&#8230;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap            1</span></p>
<p align="left"><strong>-            Ne Kur’ân-ı Kerîm’de ne de bildiğimiz kadarıyla hadîs-i şerîflerde            irade-i cüz’ diye bir tâbir geçmez!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap            2</span></p>
<p align="left"><strong>- Varlığın tümüyle O’ndan oluşu itibariyle, her zerrede kendi boyutlarında O’nun iradesi mevcuttur ve o mutlak irade sahibidir. Senin basiretini örten perdeyi kaldırmayı dilerse, görürsün ki sana ait olduğunu sandığın her şey O’na aittir!.. “Mutlak irade”nin senden çıkışı hâlinde aldığı isimden başka bir şey değildir Cüz-i irade. Gerçekte, &#8220;cüz-i varlık&#8221; yoktur ki; &#8220;cüz-i irade olsun!&#8230; Evren tek bir varlıktır&#8230;</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Öyle            ise bendeki tüm eksiklik, kusur ve yanlışlar da O’na aittir!..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Saydığın tavsifler, var sandığın varlığa nisbetle kabul edilmiş &#8220;izâfî&#8221; tavsiflerdir. Gerçekte ne senin var sandığın varlıkların O&#8217;ndan ayrı birer varlıkları vardır; ne de eksik, noksan, kusurlu olan bir şey!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Varlıktaki bir takım süflî şeylere de “O” mu diyeceğiz?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Süflî şeyleri gören göz sahibi için, süflî şeyler o değildir!.. Basîret sahibine göre ise zaten böyle şeyler sözkonusu değildir. Zirâ onların beyni gözlerine tâbi değil; gözleri beyinlerine tâbidir. Gördükleri kadar düşünmek derekesinden düşünebildikleri kadar görmek mertebesine yükselmiş ve sonunda da varlıkların olmayışını idrâk derecesine ulaşmışlardır.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Dediklerinin            büyük bir kısmını anlayamıyorum. İçimden reddetmek de            gelmiyor, öyle ise ne yapayım?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- İlim öğren!..ilmin yaşı yoktur!..ilmi araştır ve nerede kimden olursa olsun gerçeğin ilminin talibi ol!.. Kıyamet gelmedikçe ilim yeryüzünden kalkmış olmayacaktır. İlmi daima kaynağından araştır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in buyurduklarını bir yandan yap, diğer yandan da ilim gözüyle hikmetlerini araştır. Zîrâ Allah bir kimsenin hayrını dilemiş ise, onu dinde anlayışlı kılar!.. Daima hikmet peşinde ol. Dedikodu ile saatlerini harcama.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Bu dediklerine kafam çalışmıyor?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Öyle ise sadece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in dediklerini tatbik etmeye çalış; başkalarına da ayakbağı olmamaya gayret et!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-  Kaderimde varsa ilme çalışmak çalışırım. Ama, kaderimde varsa o ilme  ermek, zaten çalışmasam da bana gelir!?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Her şey bir sebeple halk olmuştur. O şeye erişeceksen, önce sana onun sebebine tutunmayı nasip eder ve sonra da o şeyi nasip eder!.. Yok zaten kaderinde o şeye ulaşmanı yazmamış ise, bu takdirde o şeyin sebeplerine yapışmak sana güç gelir, çalışmazsın ve neticede de o şeyden mahrum kalırsın.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Peki bir kısım âyet ve hadîslerde kişinin yaptıklarının karşılığını alacağını anlatıyor. Yapmazsan alamazsın diyor, bu kişinin elinde bir şeyler olduğunu göstermez mi?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Kişi kendisinden çıkan fiillerin neticesine erecektir. Müsbet ya da menfi!.. Ama kendisinden çıkanlar da Tek ve Mutlak varlığın takdir ettikleridir, bu da başka bir gerçek!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Ben ne yaparsam, onun neticesine erecek miyim?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Hakkında            ne takdir edilmiş ise, o neticeye ulaşacak fiilleri ortaya koyacak            ve ona ulaşacaksın!..</strong></p>
<p class="yazi_kirmizi" align="left"><span id="q_1120bc745b6b241f_1"><span style="text-decoration: underline;">Konuyla ilgili açıklamalarımızı okuyabileceğiniz   sayfalar:</span></span></p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman17.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman17.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj065.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj065.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj047.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj047.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan076.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan076.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/tek/tek11.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/tek/tek11.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan083.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan083.htm</a></strong></p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
08 Nisan 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/allah-rasulu%e2%80%99ne-gercekten-inaniyor-muyuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/genel/Ahmet_OZHAN_Demedimmi.mp3" length="3979324" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>ÖRTÜLEN GERÇEKLER</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/ortulen-gercekler/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/ortulen-gercekler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=481</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=45] Bizlere “dinci” diyen “dinsiz”lerle tartışmak abesle iştigal; çünkü onlar, içinde yaşadıkları evrensel sistemi “oku”makta özürlüler!. Onlar, “DİN” konusunu tartışabilecek yeterli veritabanına sahip olmadıkları için, bırakın onları bir yana da; Dünya’da insanları “robotlaştırma”da olağanüstü başarı gösteren müslüman “güdücü”lerin başarısına bir göz atın! Tarihte hiçbir devirde gerçekleşmemiş böylesine “insanları robotlaştırma” evresi!.. Yetersiz “güdücü”ler eliyle günümüzde yüzmilyonlarca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=45]</p>
<p align="left">Bizlere “<strong><em>dinci</em></strong>”  diyen “<strong>dinsiz</strong>”lerle tartışmak abesle  iştigal; çünkü onlar, içinde yaşadıkları evrensel sistemi “<strong>oku</strong>”makta özürlüler!.</p>
<p align="left">Onlar, “<strong>DİN</strong>”  konusunu tartışabilecek yeterli veritabanına sahip olmadıkları için, bırakın  onları bir yana da; Dünya’da insanları “<strong><em>robotlaştırma</em></strong>”da olağanüstü başarı  gösteren müslüman “<strong>güdücü</strong>”lerin başarısına bir göz atın!</p>
<p align="left">Tarihte hiçbir  devirde gerçekleşmemiş böylesine “<strong><em>insanları robotlaştırma</em></strong>” evresi!.. Yetersiz  “<strong>güdücü</strong>”ler eliyle günümüzde yüzmilyonlarca  “<strong><em>müslüman  robot</em></strong>” üretimi gerçekleştirilerek, evrensel bir başarıya(!) imza atılmıştır!.<span id="more-481"></span></p>
<p align="left">Yeryüzünde açığa  çıkmış en muhteşem bilgi kaynağı <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/" target="_blank">Kurân-ı Kerîm</a></strong> ve Yeryüzünde yaşamış en muhteşem <strong>İnsan</strong> ve dahi sonsuzluğun en muhteşem <strong>Ruhu</strong> Hazreti <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’a  tarihte hiçbir devirde bu kadar zulmedilmemiştir…</p>
<p align="left">Bu zulmü yapan, o  muhteşem <strong>Zât</strong>’ı inkâr edenler olsa,  ne gam!.. Onlar zaten ne <strong>O</strong>’nu  severler, ne inanırlar, ne de “<em>ne demiş</em>”  diye sorgularlar!. Onları dile alıp da kınamak dahi zaman ve nefes israfı olur!</p>
<p align="left"><strong>Âlemlere rahmet</strong> olarak açığa çıkmış (irsâl olmuş) o  muhteşem <strong>Zât</strong>’a ve öğretisine  zulmedenler, maâlesef, ne yazık ki bir sürü Müslümandır!.</p>
<p align="left">“<strong>Robotlaştırılmış Müslüman</strong>”lar!.</p>
<p align="left">“<strong>OKU</strong>”mayan, ağzından çıkan kelimelerin  anlamından şuurunun haberi olmayan, aklını kullanmayan kişiler!</p>
<p align="left">Ne kadar korkunç  bir vebâl altında olduklarını farkedemiyecek ölçüde perdelilik ile yaşayan “<strong>güdücü</strong>”ler!.</p>
<p align="left">“<strong>Sakın düşünme!</strong>”, “<strong>Hikmetini</strong> <strong>araştırma!</strong>”, “<strong>Sorgulama!</strong>”, “<strong>Aklını kullanma!</strong>”, “<strong>Nedenini  kurcalama!</strong>”, “<strong>Anlamaya çalışma!” </strong>denerek  beyinlerinin işlevi, basîretleri köreltilen Müslümanlar!</p>
<p align="left"><strong>Kurân-ı Kerîm</strong>, “<strong>ilimle diri olun”; “yeryüzünde halifesiniz (kadın-erkek ayrımsız olarak)”; “düşünün, misâllerle anlattıklarımızın neye işaret etmekte olduğunu fark ve keşfedin”,</strong> derken; “<strong><em>güdücüler</em></strong>”, insanları beyinsiz yaşama programlamak için  ellerinden geleni yapıyorlar, taaa çocukluklarından başlayarak…</p>
<p align="left">Artık o “<strong>robotlaşmış Müslümanlar</strong>”, tıpkı hipnoza  girmiş insanlar gibi, “<strong>güdücü</strong>”lerinden  gelen hitap ve emir dışında hiçbir şeye kulak vermez oluyorlar!.. <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm)’ı bile, “<strong>güdücü</strong>”leri nasıl anlamalarını  istiyorsa öylece kabulleniyorlar!.</p>
<p align="left">“<strong>Teşbih</strong>”tir deyip, örtüyorlar!.. “<strong>Tenzih</strong>”tir deyip ötelere  yerleştiriyorlar!..</p>
<p align="left">Kelimelerle  boğuyorlar, insanları!.. Kelimelerin işaret etmek istediği anlamlara, tefekkür  yelkeni açtırmak yerine!</p>
<p align="left">“<strong>Bilgi</strong>”, gereği kavranmak, işareti fark  edilmek, üzerinde düşünülüp yeni açılımlar edinilmek; sonuçları hissedilip  yaşanmak için, “<strong>anahtardır</strong>”!.</p>
<p align="left">Bilgi,  ezberlenip tekrar edilesi yük değildir, hammallığı yapılası!</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong>, “<strong>akıl sahibi  insanlara</strong>” hitap eder; “<strong>robotlaştırılmış</strong>”,  şuursuzca yaşayanlara değil!</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong> isimli muhteşem <strong>bilgi  kaynağı</strong>, insanlar anlamını anlamadan, kuru kuruya ezberleyip tekrar etsinler  diye gelmemiştir!.</p>
<p align="left">Robotlar namazın  hareketlerini taklit edip <strong>Kurân</strong>’ı ezbere  okurken, <strong><span style="text-decoration: underline;">Müslümanın robottan farkı ne  olacaktır</span></strong>?</p>
<p align="left">“<strong>Robotlaştırılmış</strong>” olanlar, neslin  kayıplarıdır!. Geçip gidiyorlar veya gidecekler öylece de!..</p>
<p align="left">Onları “<strong>neslin kayıpları</strong>” hâline getirenler,  yüklendikleri vebâlin azametini zerre kadar fark edebilseler; bu işlevleriyle, <strong>O</strong> muhteşem insan <strong>Allah Rasûlü ve son nebîsi Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’a nasıl  zulmetmekte olduklarını fark edebilseler, belki de akıllarını kaçırırlardı!.</p>
<p align="left">Bir yandan “<strong><em>sevgili  peygamberim ben seni çok seviyorum</em></strong>” deyip; ardından da insanları, “<strong><em>aman o  bilgileri sakın okumayın, araştırmayın, sorgulamayın, sonra kafanız karışır,  imanınızdan olursunuz</em></strong>” diyerek <strong>Rasûlullah’</strong>ın getirdiklerini farketmekten anlamaktan, uzaklaştıranlar; büyük çoğunlukla yaptıklarının veya söylediklerinin nereye uzandığının bilincinde bile değillerdir!. Ne var ki güdülenler bu yüzden kaybettiklerini asla geri alamayacaklardır.! Sistemde mazerete yer yoktur!</p>
<p align="left">“<strong>La ilahe illallah</strong>”ın anlamını, “<strong><em>en  büyük tanrı bizim tanrı başka büyük yok!</em></strong>” ilkelliğiyle Müslümanlara  enjekte edip, <strong>Rasûlullah</strong>’ın tüm düşündürtme  işlevini ortadan kaldıran; sonsuza dek en muhteşem bilgi kaynağı olarak kalacak <strong>Kurân</strong>’ı, gökten gelmiş –pardon inmiş–  “<strong><em>fermanname” </em></strong>anlayışıyla örtüp işlevsiz hâle getirenlere daha ne denebilir ki!.</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm), “<strong>halife</strong>”siniz uyarısıyla <strong><span style="text-decoration: underline;">“</span><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">salât</span></a><span style="text-decoration: underline;">”ı  yaşamayı</span></strong> (namazı ikameyi) öğretirken… Bugün, her tarafta <strong>namaz kılan(?) robotların(!)</strong> nasıl  yatıp kalkacağının programlanması bilgisi yayılıyor!!!</p>
<p align="left">Tevhid  anlayışının açıklayıcısı <strong>Allah Rasûlü ve  Nebîsi İbrahim</strong> aleyhisselam, “<strong>Rabbiy  cealniy mukıymes salati ve min zürriyetiy</strong>” yani, “<strong>Rabbim bende salât yaşamayı oluştur; benden meydana gelen nesillerde de</strong>”  diye dua ederken; ve bu olay, bize bir ibret ve tefekkür vesilesi olsun diye <strong>Kurân</strong>’da vurgulanırken… Biz, yalnızca,  “<strong><em>robotların  namazının</em></strong>” propogandasını yapıp; “<strong><span style="text-decoration: underline;">salâtın  (namazın) nasıl yaşanılacağı</span>”</strong> hakkında tek söz etmiyoruz!</p>
<p align="left">“<strong>Din”in direği salât</strong> (namaz)!</p>
<p align="left">“<strong>Müminin mirâcı salât</strong> (namaz)!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Şuurda yaşanılası bir muhteşem olay salât</span></strong><strong>!.</strong> Yalnızca bedensel hareketler değil!.</p>
<p align="left">“<strong>La ilâhe illalah</strong>”ıkavrayamamış beyinler “<strong>Allah</strong>”  ismiyle işâret edileni anlayamaz!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” ismiyle işâret edileni fark  etmemişler, <strong>HU</strong>’nun “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranmucizesiekber.htm" target="_blank">EKBER</a></strong>”iyetinin anlamını hiç düşünemez!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” ismiyle neye, nasıl işâret  edildiğini anlamamış “<strong><em>robotlaştırılmış</em></strong>”ların, “<strong>Bi-ismi Allah</strong>” demesi de mümkün  değildir; “<strong>Rahman-ir Rahîm</strong>”i fark  edebilmesi de!.</p>
<p align="left">“<strong><span style="text-decoration: underline;">Fatiha’sız namaz olmaz</span></strong>” vurgulamasının, olayın sesli kelime tekrarı olmadığını anlattığını da anlayamaz; düşünmekten – sorgulamaktan, anlamaya çalışmaktan “<em>KAFAN KARIŞIR</em>!”  diye perdelenmiş olanlar!. Bunun anlamının, “<strong>Fatiha</strong>’<strong>nın mânâsını idrak  edip hissedip yaşamadan, namazın ikame edilmiş olmaz</strong>”; uyarısı olduğunu hiç  düşünmezler!</p>
<p align="left">Yazık!..  Yüzmilyonlarca yazık!&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Güdücü</strong>”ler ve “<strong>güdülen</strong>”ler, <strong>Allah</strong>’ın  kendilerine bahşetmiş olduğu en muhteşem bilgi &#8220;<strong><span style="text-decoration: underline;">Kurân&#8217;ı okumaktan</span></strong>&#8220;, en büyük nimet “<strong><span style="text-decoration: underline;">salâtı (namazı) yaşamaktan</span></strong>” mahrum olarak gidiyorlar bu  dünyadan, öte yaşam boyutuna!.</p>
<p align="left">“<strong>Kurân’ı OKU</strong>mayı”, Arapça harfleri doğru telaffuz etmek olarak düşünmenin ötesine geçemediklerinden; öylece şartlandıklarından!.</p>
<p align="left">“<strong>Salât</strong>”ı (namazı), <em>tanrıya tapınmak</em>, ya da kibarcasıyla “<em>Allah’a tâ’zim</em>” olarak düşünmenin ötesine geçemediklerinden; öylece  şartlandıklarından!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah’a ibadet içindir salât</strong> (namaz)”!.</p>
<p align="left">“<em>Tanrıya tapınmak için</em>” değildir namaz!</p>
<p align="left">“<strong>Allah’a ibadet</strong>”, <strong>kulluğunun idrakında olmak</strong> demektir!.</p>
<p align="left">“<strong>KUL</strong>”luğunun idrâkında olmak demek; tüm varlığının, vücudunun, “ben”liğinin, O’nun esmâsından var olduğunu, bunun ötesinde mutlak bir “hiç”likten ibâret olduğunu bilmek, hissetmek, yaşamak demektir!. <strong><span style="text-decoration: underline;">Esmâsına sınır koymamaktır  “KUL”luk</span></strong>!.. (Bunun anlamını çok iyi düşünmek gerek; zirâ “<strong>şirki hafî</strong>” yani “<strong>gizli şirkin</strong>” sebebi budur.)</p>
<p align="left">“<strong>İhlâs</strong>” ve “<strong>Fâtiha</strong>” sûreleri, mümine bu gerçeği kavratıp yaşatmak için gerekli  olan her inceliği açıklayan <strong>Kurân</strong>’ın, <strong>özü</strong> mahiyetindeki bilgiyi ihtiva  eder.</p>
<p align="left">Bunların  anlamını kavrayıp yaşayan, “<strong>ben</strong>”liğinin  hakikatine ererek, “ben”inin <strong>O</strong> mutlak  vücutta “<strong>yok</strong>”luğunu hissedip yaşar! <strong>Salâtı</strong> (namazı), <strong>ikâme edilmiş olarak, mirâc olur</strong>!.. Mirâcı tamam olur!.</p>
<p align="left">Tüm bu  anlattıklarımız, daha, <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm)<strong> ’</strong>ın bize açtığı muhteşem güzelliklerin kapısıdır… İçeri girenler için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir dilin anlatmadığı nîce güzellikler daha vardır!.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Dünyada basîreti kör olan, âhırette de  kör olacaktır!. Bu sistemin, “sünnetullah”ın gerçeğidir</span></strong><strong>!.</strong></p>
<p align="left">Allah kimin  selâmetini dilemişse, o kişi bu yazdıklarımızı iyi düşünür ve yaşamına ona göre  yön verir yeni baştan!.</p>
<p align="left">“<strong>Huzuruna çıkan</strong>” hüsrandadır!.</p>
<p align="left">“<strong>Huzurda olmanın sonuçlarını yaşayan</strong>”,  yanmaktan azâd olmuştur!</p>
<p align="left">“<strong><em>Huzurdan  uzaklaştırılmışlığı</em></strong>” yaşayanın alâmeti, çeşitli indî, nefsanî, şeytanî gerekçelerle  yaptığı <strong>dedikodu ve gıybetle</strong> ömür  tüketmesidir!.</p>
<p align="left"><strong>Lutfa ermişliğin</strong> sonucu, beş duyu kayıtlarından azâde,  tefekkürün kanatlarıyla, esmâ aleminin özelliklerinin açığa çıkışını seyirdir!.</p>
<p align="left">Gözünle, görebildiklerini  seyrediyorsun…</p>
<p align="left">Ya göremediğin diğer görünmezleri, mesafe kaydından beri olarak diğer sistemlerdeki yaşayanları görebilseydin; daha doğrusu algılayabilseydin de, beynin o algıladıklarını da görüntüye çevirebilseydi!..</p>
<p align="left">Hele hele…</p>
<p align="left">Algılama sisteminle, yalnızca yaşadığın sistemi değil, galaksi veya evreni değil; tüm semâlardakileri; yani katmanlardakileri; yani hücreler boyutundaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani moleküler boyuttaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani atom altı katmanların bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak algılasaydın <strong><span style="text-decoration: underline;">aynı  anda</span></strong> da; beynin onları da görüntüleyebilseydi!..</p>
<p align="left">Fesubhanallah!</p>
<p align="left">Allahu ekber!.</p>
<p align="left">Gel dostum… Ne  olursan ol, gel tefekkür dünyasına, aklını değerlendirenler arasına!.</p>
<p align="left">Bırak  taklitçiliği!</p>
<p align="left">Bırak, “<strong>kafan karışsın</strong>”!.. Denizler durulmaz  dalgalanmadan!.</p>
<p align="left">Elbette, şartlandırıldığın yanlışlar, eksikler, yetersizlikler, gelen doğru bilgilerle karşılaşınca karışacaktır!. Kafan, allak bullak olacaktır!.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Katarakttan kurtulmak istiyorsan,  ameliyatı kabulleneceksin!.</span></strong></p>
<p align="left">Ameliyattan  korkarsan kör kalırsın!.. Bunu anla artık!.</p>
<p align="left">Körler, baskı  yaparlar sana; ameliyatı kabullenip, “<strong>gören</strong>”ler  ve sonuçlarını yaşayanlar arasına katılmaman için!.</p>
<p align="left">Bir düşün ne  olur, biraz gerçekçi ol!</p>
<p align="left">İster <strong>Gavsı âzam Abdulkadîr Geylanî</strong>, ister <strong>Şahı Nakşıbend</strong>, ister <strong>Hacı Bektaşı Velî</strong>; ister bir başka  değer verdiğin…</p>
<p align="left">Bunlar veya  bunlar gibi nîceleri, “<strong>kör</strong>”ler  âleminden kaçıp, <strong><span style="text-decoration: underline;">öte âlemde ebedî  olarak kör olmamak için</span></strong> <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm)’ın getirdiklerini ve o Muhteşem Bilgi Kaynağı <strong>Kurân</strong>’ı değerlendirip “<strong>mukarreb</strong>” olmuşlar.</p>
<p align="left">Müslümanlık, “<strong><em>gardırop</em></strong>”  ve “<strong><em>kıl</em></strong>”  dini değildir!.</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetnedegildir.htm" target="_blank">Olay, kıyafet ve yüzdeki kılların şekli  olayı değildir!</a></strong></p>
<p align="left">“<strong>Kişi kendini benzettiği kavimdendir</strong>” uyarısını  yapan <strong>RASÛLULLAH</strong>’tır; ki <strong>Rasûlü </strong>olduğu <strong>ALLAH</strong>, açıkladığı <strong>Bilgi  Kaynağında</strong> şunu vurgulamaktadır:</p>
<p align="left">“<strong>Allah sizin suretlerinize değil  ŞUURUNUZDAKİNE (kalbinizdekine) bakar</strong>”!</p>
<p align="left">Yetersiz bilgisi  olan “<strong><em>güdücüler</em></strong>” sizi bedene dönük boyutla kayıtlarken, “<strong>YAŞANILASI</strong>” nasıl bir muhteşemlikten perdelendiğinizi  ne zaman fark edeceksiniz?..</p>
<p align="left">Allah, Dünya’da  yaşamış en muhteşem insan, <strong>Rasûlü  Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)’ın açıkladıklarının <strong><span style="text-decoration: underline;">hakikati</span></strong> doğrultusunda şuurumuzdakileri yenilemeyi  kolaylaştırsın!.</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
07 Nisan 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/ortulen-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUHTEŞEM KAYNAK</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/muhtesem-kaynak/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/muhtesem-kaynak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:11:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=44] “HOLOGRAFİK EVREN” gerçekliği, bildiğiniz üzere, geçtiğimiz yüzyılın en önemli bilimsel bulgularından birisi… Batıdan doğan bilim güneşi, insanlığı, varlığın “TEK”liğine giden yolda düşünmeye; tanrı kavramından arınıp, “Allah” ismiyle neye işaret edildiğine yönlendirirken… Ne yazık ki doğuda… En azametli mucize örtüldü kuru bir tarih kitabı ve fermanname anlayışıyla; ve Yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem bilinç ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=44]</p>
<p align="left">“<strong>HOLOGRAFİK EVREN</strong>” gerçekliği,  bildiğiniz üzere, geçtiğimiz yüzyılın en önemli bilimsel bulgularından birisi…</p>
<p align="left">Batıdan doğan  bilim güneşi, insanlığı, varlığın “<strong>TEK</strong>”liğine  giden yolda düşünmeye; tanrı kavramından arınıp, “<strong>Allah</strong>” ismiyle neye işaret edildiğine yönlendirirken…</p>
<p align="left">Ne yazık ki  doğuda…<span id="more-480"></span></p>
<p align="left">En azametli  mucize örtüldü kuru bir tarih kitabı ve fermanname anlayışıyla; ve Yeryüzünde  açığa çıkmış en muhteşem bilinç ve <strong>Sonsuzluğun  En Muhteşem Ruhu</strong>’na zulmedilip, “<strong>Hakikat  Mertebesinin Konuşan Dili</strong>” olmak derecesinden, “<em>postacılık-elçilik</em>” derekesine indirildi!</p>
<p align="left">Tüm varlığın  hakikatini ve oluşumunu ve boyutsallığını açıklayan yeryüzünde açığa çıkmış en  muhteşem bilgi kaynağı <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/" target="_blank">KURÂN</a></strong>’ı, “<em>tanrının fermannamesi</em>” gibi pazarlayan  zihniyetin nasıl bir vebâl yüklenmiş olduğunu hayal bile edemeyiz!.</p>
<p align="left">“<strong>Bırakın kabile reisliğini, bir elime ayı  bir elime güneşi verseniz bile işlevimden dönmem</strong>” anlayışındaki <strong>Zât</strong>’ı ve <strong>evrensel öğretisini</strong>; dünyada insanları gütmek için kullananlar perdelerin  kalktığı günde acaba ne kadar acı duyacaklar, düşünebilir misiniz?</p>
<p align="left">“<strong>B</strong>” harfinin işâret ettiği <strong>sır</strong> temeline dayalı olarak insanlığa  ışık tutan <strong>KURÂN isimli bilgi kaynağı</strong>, adını duyduğunuz veya duymadığınız nîce evliyaullah tarafından bâtınî (derûni) anlamlarıyla deşifre edilirken… Bir sürü insan tarafından da, <em>gökteki tanrının yanından yeryüzüne inmiş(!)  kutsal fermanname</em> olarak kabul edilmiş; yatak odalarında süslü kılıflar  içinde başuçlarına asılmıştır!.</p>
<p align="left">Yüzyılımızın “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/yenileyici.htm" target="_blank">Yenileyici</a></strong>”sinin bizlere ulaştırdığı en  muhteşem bilgi yayını kapsamında, batıdan ilim güneşi doğup, “<strong>HOLOGRAFİK EVREN</strong>” gerçekliği de fark edilirken… Üzerinde oturduğumuz hazineden habersiz olarak, sanmışız ki bu, batının, bizce bilinmeyen bir keşfi!.</p>
<p align="left">Oysa…</p>
<p align="left">Bundan yaklaşık  700 sene önce yaşamış olan, evliyâullahın tâclarından <strong>Abdülkerîm el Ciylî</strong> hazretlerinin, tasavvufun zirve eseri “<strong>EL İNSAN-I KÂMİL</strong>” isimli kitabındaki şu  açıklamayı dikkatle okuyun lutfen:</p>
<p align="left">“<strong>Ulûhiyet için bir SIR daha vardır. “Şey” ismi kendisine ıtlâk olunan eşyâdan her ferd, Ulûhiyetin heymânesi altında dahil olan eşyâ </strong>(şey ler)<strong> efrâdının </strong>(birimlerinin)<strong> bakiyyesinin  kâffesini </strong>(tamamını)<strong> ZÂTıyla ihtiva  eder. O şey kadîm olsun hâdis olsun mevcud olsun mâ’dum olsun musavidir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Bunun temsili şu suretledir: Yekdiğere mütekabil aynalar vaz olunduğu zaman, bunların kâffesini o aynalardan her biri ihtivâ eder. “Yekdiğere mukabil vaz olunan aynalardan her birinde âharın ihtiva ettiği şey mevcuttur” denildiği zaman, o aynalardan birisinde mevcûd olan ancak onda mer’î olan şeydir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Mecmûunu ihtiva eden diğer aynalardan her birisi ki –efrâd-ı müteaddideden ibarettir- bunların, yani bu efrâd-ı müteaddidenin haricinde kalması lazım gelir, diye tefekkür olunursa, vücûdun efradından her ferdin ihtiva ettiği şeyi yalnız zâtının istihkakına göre olup, ondan ziyade değildir, demek câiz olur.</strong></p>
<p align="left"><strong>Yok eğer merâi-yi mukabilden her birinde kaffesinin vücudunu itibar etmek tefekkür olunur da, “mevcudâtın kâffesi, efrâd-ı vücuddan her ferdde mevcuttur” denilirse, bu da câizdir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Hakikate nazaran ise bu sözler maksûdun  lübbü üzerine geçirilmiş kabuktan ibarettir&#8230;”</strong></p>
<p align="left">Naklettiğim bu  anlatım, tasavvufun zirve eseri “<strong>EL  İNSÂN-I KÂMİL</strong>” kitabından alınmıştır (sayfa 86). Yazan <strong>Abdülkerim el Ciylî (Geylanî</strong>)dir. Abdülaziz Mecdi Tolun (Rahmetullahı  aleyh) çevirisi olarak İz Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.</p>
<p align="left">Yedi asır önceki  şartlarda, <strong>TEK</strong>’liğe işâret eden “<strong>holografik gerçeklik</strong>”, daha nasıl  anlatılabilirdi bundan başka?</p>
<p align="left">Günümüzün “<strong>holografik evren</strong>” ve “<strong>holografik beyin</strong>” buluşu ne diyor çok  özetle:</p>
<p align="left">“<strong>Alemlerde, evren içre evrenlerde her ne  varsa, tamamı her zerre de, her şey de mevcuttur!</strong>”</p>
<p align="left">700 sene önce  yaşamış olan İnsan-ı Kâmil <strong>Abdülkerîm el  Ciyli</strong> ne diyor; onu da özetle anlatalım:</p>
<p align="left">“<strong>Allah ismiyle işaret edilenin (Ulûhiyet) kapsamında yer alan ve şey kelimesiyle işaret edilen her ferd (birim), tümün ihtiva ettiği her şeyi, Zâtıyla ihtiva eder. O şey ister varlığı daim olsun (esma mertebesi), ister sonradan olmuş olsun (esma mertebesinde var olan her şey).”</strong></p>
<p align="left">Biz bu konuyu  nasıl anlatmaya çalıştık geçmiş yazılarımızda… Yine özetle:</p>
<p align="left">“<strong>NOKTA diye işaret edilen isimler mertebesinden varlığını alan RUH adlı yapı içinde yaratılmış tüm noktalardan oluşan koniler, projeksiyonlar hâlinde varlık amaçları doğrultusunda işlevler meydana getirirken; noktaları itibariyle de, NOKTA’nın tamamındakine sahiptirler. Çünkü “nokta”, bölünmez, parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz som yapıdır</strong>”!</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/" target="_blank">KURÂN</a></strong>:</p>
<p align="left">“<strong>Ademe tüm isimleri tâlim etti…</strong>” (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/002_bakara.htm" target="_blank">Bakara: 31</a></strong>)  âyeti, esmâ mertebesindeki tüm isimlerin işaret ettiği anlamların insanın  hakikati noktasında var olduğunun delilidir.</p>
<p align="left"><strong>“El İnsan-ı Kâmil”</strong> yazarı Zat, diğer zevata karşılık  eserlerini <strong>Tek’ten çokluğa</strong> bakış açısıyla kaleme almıştır. Kezâ bizim anlatımlarımız dahi, bu bakış açısı benimsenmiş olarak, kaleme alınmaktadır. Bu konuların çok zor anlaşılmasındaki en büyük sebep ise olaya <strong>çokluktan Tek’e</strong> bakmaya çalışmaktır. Ağacı anlamanın yolu tohumdan, kökten yaprağa doğru olursa, sistemli ve anlaşılması kolay bir tarz olur. Yapraktan köke gitmeye çalışmak, oradan tohuma ulaşmak çok meşakkatli, çileli ve uzun yoldur ki, bunu başarabilen fevkalâde enderdir. Veya tek bir hücreden insan bedeninin nasıl oluştuğunu seyretmek…</p>
<p align="left">Önemli bir başka  konu da, &#8220;<strong>esma mertebesi</strong>&#8221; anlamıdır.</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ mertebesi</strong>” demek, isimler ile  işaret edilen tek bir som soyut mertebe veya boyut demektir.</p>
<p align="left">Dikkat edilsin  ki isimlerin çokluğu, isimlenenin çokluğu demek değildir. “<strong>Bütün hüsna </strong>(Hak’ın özelliklerine işaret eden) <strong>isimler O’nundur</strong>” işareti yeterli uyarıdır bu konuda.</p>
<p align="left"><strong>Tüm isimlerle işaret edilen zat aynı tek  zattır.</strong></p>
<p align="left">İsimler, hep,  aynı tek bir <strong>Zât’</strong>ın isimleridir. O  isimlerle işaret edilen özellikler, hep aynı tek şeye işaret eder som bir TEKillik  (<strong>Samediyyet</strong>) halinde.</p>
<p align="left">Gerçekte  yalnızca O Tek vardır İlmi İlâhide!. İkincisi olmayan tek tecellî… <strong>HU Allahu Ahad ve Samed!</strong></p>
<p align="left">Bizler (tüm algılayıcı türleri olarak evren içre evrenlerdekiler, boyutsal katman varlıkları olarak), zatımız itibariyle (varlığımızın noktası itibariyla) esma mertebesinin her an yeni şan alışı itibariyle, yeni özellikler açığa çıkarırız birbirimize göre!.</p>
<p align="left">“<strong>Tüm yaratılmışlar onun kapsamındadır</strong>”,  dediğimiz “<strong>RUH”</strong> adlı melek (<strong>Hakikati Muhammedî</strong>), her bir şeyin  hakikatidir.</p>
<p align="left">“<strong>Rabbimle görüştüm</strong>” diyen, bu noktaya  işaret etmiştir.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” <span style="text-decoration: underline;">ismi</span> bir yönüyle varlığın  her noktasında var olana, bir yönüyle de âlemlerden <strong>Ganî</strong> olana işaret ettiği içindir ki…</p>
<p align="left">“<strong>Rabbim Allah’tır</strong>” diyen de Hak  söylemiştir (teşbih yönlü).</p>
<p align="left">“<strong>Allah, âlemlerden Ganîdir</strong>” idrakiyle  konuşan da Hak konuşmuştur (tenzih yönlü).</p>
<p align="left"><strong>“Muhammedî”</strong> isen, her ikisi de seyr alanında!</p>
<p align="left">“<strong>Ahmedî</strong>” isen, daha da ötesi… Ehli anlar  ancak bunu da!.</p>
<p align="left">Kesinlikle bilin  ki…</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>” bilgisi bir bütündür!.</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>” bilgisi, “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret edilenin, ilminden nasiplenme, işidir.</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>” bilgisi denince <strong>Kurân</strong>, <strong>Hadis</strong> ve bunların yüzeysel değil deruni manalarını deşifre etme ve  kavrama ve yaşama ilmi olan <strong>tasavvuf</strong> anlaşılır.</p>
<p align="left">Ezberledikleriyle  âlim geçinip, akıllarının ermediği hadisleri yok veya uydurma sayanlar, “<strong>Sünnetullah</strong>”ı “<strong>OKU”</strong>yamadıkları ve <strong>sistemi</strong> farkedemedikleri için; idrak edemediğini inkâr eden bir zihniyete sahip kişilerdir!. İnkâr, zihnin sigortasıdır! Kişi idrâk etmekte aciz kaldığı noktada inkâr sigortasını attırarak düşünsel sağlığını korumaya çalışır!.</p>
<p align="left">Din  adamlarından, tanrıbilimcilerden (ilahiyatçılardan) “<strong>DİN</strong>”i öğrenemezsiniz! Onlar ancak konunun, olayın <strong>bir yönünün</strong> kırıntısını size anlatır. Uzmanlıkla  perdelenmişlerdir tümü görmekten!</p>
<p align="left">İlimde rüsuha  ermemiş kişilerin, âyet veya hadis ezberleyerek âlim görünmeleri, ancak  cahilleri kandırır.</p>
<p align="left"><strong>“Nefsi levvame”</strong> ehli, hayatı yoğun ibadetle, zühd-takva  ile geçen kişilerin, <span style="text-decoration: underline;">avamın evliyası</span> olması gibi; ses kayıt cihazıymışçasına âyet veya hadis ezberlemiş, bilgisayar gibi bunları ekranından çıkartan beyinlerin, âlim kabullenilmeleri devrinin de sonuna gelinmiştir!.</p>
<p align="left">Hicri 1400 yılı başlarında  işlevine başlayan zamanımızın “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/yenileyici.htm" target="_blank">Yenileyici</a></strong>”sinin  (belki de hiç tanımadan geçip gideceğiz) ardından, 40 yaşında olarak açığa  çıkacağı söylenen “<strong>Mehdî Rasûl</strong> (tazimen  değil gerçekten)” zamanında, acaba niçin <strong><span style="text-decoration: underline;">bütün  tarikat ve mezhepler geçersiz</span></strong> olacaktır? Hiç derinliğine düşündünüz mü  bu konuyu? <strong>O</strong> değerli <strong>Zat</strong>, gerçekten “<strong>Rasûl</strong>” oluşu gereği, “<strong>irsâl  eden</strong>”den aldığı ilhâm ile mi kararlar verecek; <em>yoksa bir mezhep veya bir tarikat veya bir cemâat anlayışının  uygulatıcısı</em> âlim imam mı olacak?</p>
<p align="left">Samimi olarak, “<strong>DİN</strong>”i, “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edileni ve “<strong>eşyânın hakikatini</strong>” anlamak isteyen kişiler, bu işi ancak, bizzat  yapacakları, derin çalışmalar ile gerçekleştirebilirler.</p>
<p align="left">İman taklit  kabul etseydi, teklif maymunlara veya papağanlara yapılırdı!.</p>
<p align="left">Bir<strong> robot,</strong> günümüzde, 24 saat namaz kılıp, <strong>Kurân</strong> okuyarak gününü tamamlayabilir!. Okuduğunun anlamını anlamadan!.. “<strong>OKU”yamayan, okuduğunun anlamını bilmeyen,  anlamını bilmediği şeyi düşünmekten de mahrum kalan insan</strong>, ne kadarıyla  taklitçilikten öte bir varlıktır acaba?</p>
<p align="left">“<strong>Tâbi olmak</strong>”, yani dediklerini kavrayıp  yolundan yürüyerek “<strong>ALLAH</strong>” adıyla  işaret edilene ermek için uymak zorunda olduğunuz tek kişi, <strong>Allah Rasûlü ve son nebîsi Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’dır!.</p>
<p align="left">Kabir âleminde <strong>“Rabbiniz”</strong>, <strong>“Nebiniz”</strong> ve <strong>“Bilgi  Kaynağınız”dan sorgulanacaksınız!</strong></p>
<p align="left">Bu konularda yeterli bilgisi olmayan tanrıbilimciler (ilahiyatçılar) veya dinadamları asla mazeret vesilesi olmayacaktır sizin için!.</p>
<p align="left">1985’te yazdığım  “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/insansirlar.htm" target="_blank">İNSAN ve SIRLARI</a></strong>” isimli kitabımda ve sonra yazdıklarımda genellikle  hadislerin kaynaklarını yazmadım. Şu sebepten:</p>
<p align="left">Gerçek Hadis Bilgini, benim yazdığım o hadislerin kaynağını zaten bilir. Benim naklettiğim o hadisleri eleştirmeye kalkan ya da “<em>böyle  bir hadis yok, kaynağın ne</em>” diyen cahili de daha ilk anda tanıyayım, istedim. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı danışmanı eleştirmeni olan biri, yazdığım “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/m_acikla.htm" target="_blank">ALLAH</a></strong>” isimli kitabımdaki sahih hadisi inkâr ederek kitabımı karalamaya kalktı. (Belgesi elimde)… Ve ben de o düzeydekileri tanımış oldum. Tanımaya da devam ediyorum.</p>
<p align="left">Hadîslerde kaynak belirtmediğim için, yazılarım, kitaplarım akademik kabul edilmezmiş!!! Ben yazılarımı, kitaplarımı akademik kaygılarla değil; sorgulayıp düşünebilecek kapasiteyle yaratılmış olanlar için, düşünce ve müşahedelerimi paylaşım amaçlı olarak yazıyorum. Kimsenin bana bir ünvan veya etiket veya bir pâye vermesine ihtiyacım yok! “<strong>Allah kulu</strong>” olmak  şerefi bana çok bile!.</p>
<p align="left">Diyeceğim odur  ki…</p>
<p align="left">Gerçek manada “<strong>İslâm DİNİ</strong>”ni tanımak, “<strong>Allah</strong>” ismiyle işaret edileni farketmek,  “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetullah.htm" target="_blank">Sünnetullah</a></strong>”ı bilmek istiyorsanız;  “<strong>BEN</strong>” kimim, neyim, nerden geldim, neredeyim, geleceğim ne olacaktır sorularının cevaplarını gerçekçi bir biçimde almak istiyorsanız, bunu kendiniz oluşturmak zorundasınız!.</p>
<p align="left">50 yıl namaz  kılıp(!), bir kere “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranmucizesiekber.htm" target="_blank">ALLAHU EKBER</a></strong>”  dememiş, “Besmele” çekmiş ama “<strong>B-ismillah</strong>”  diyememiş; “<strong>Fatiha</strong>”yı tekrarlamış ama bir kere “<strong>FATİHA</strong>”yı “<strong>OKU</strong>”yarak  fethe ulaşmamış nîce velî <strong>sanılanlar</strong> tanıdım!.</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank">Salât</a></strong>”ı “<em>kılınan namaz</em>” olarak anlayıp; “<strong>OKU</strong>”<strong>yamadığının</strong> tekrarıyla ömür tüketip, böylece de kulluğunu yerine getirenler seyrettim!.</p>
<p align="left">“<strong>Nârın da hoş nurunda hoş</strong>” hikâyeleriyle  ömür tüketip; hâlinin, şartlarının hoşnutsuzluğu içinde nice ağlayan gözler  gördüm!.</p>
<p align="left">Tasavvufla  ilgilendiğini sanıp <em>başkalarının  dedikodusuyla ömür tüketen</em>; ermek için geldiği dünyadan <em>başkalarını eritmeye çalışan işlevle geçip  giden</em> nicelerini seyrettim!.</p>
<p align="left">Şükreden kullar  arasında yer alanları da, nankörlük içinde kulluğunu ifa edenleri de ibretle  seyrettim!</p>
<p align="left">Her biri de, öylece kulluklarını eda edip; belki de ebeden sürecek perdelilikleriyle geçip gittiler ve dahi gidecekler bu dünyadan…</p>
<p align="left">Dostum…</p>
<p align="left">“<em>Falanca bu konuda böyle demiş, filancaya  göre böyle imiş</em>”, dedikodularını bırakıp; kendi düşüncelerini oluştur;  kendi müşahedene ulaşmaya bak!.</p>
<p align="left">El kesesiyle bir  yere varamazsın!.</p>
<p align="left">Kendi cebindekileri keşfetmeye bak!. Bu güne kadar söylenmişlerden farklı, yeni bir müşaheden yoksa, taklitçi olmaktan öte bir kulluğun yok demektir!.</p>
<p align="left">“<strong>Sünnetullah</strong>”da tekrar yoktur!.</p>
<p align="left">Her velîde, kendine  özgü bir keşf ve müşahede vardır!.</p>
<p align="left">Sen de gerçeğe  ermeye ve kendine özgü seyre ulaşmaya çalış!.</p>
<p align="left">Başkalarının  yaptıklarının hesabını sen vermeyecek, ellerinle yaptıklarının sonuçlarını  yaşayacaksın! Dünya’da sahip olduğun <strong>her  şey,</strong> sonuçta burada bırakılıp gidilecektir!. Dünyandakiler o âlemde bir şey  ifade etmeyecektir!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">İlmin hariç!</span></strong></p>
<p align="left"><strong>İlmin ve vicdanın</strong>, bu yolda elinden gelen her şeyi yaptığını tasdik ediyorsa mesele yok!. Ama bu konuda tatmin edici hüküm gelmiyorsa vicdanından veya ilminden, tehlike çanları çalıyor demektir!.</p>
<p align="left">Allah bize, her gece uykuya tek başına daldığımız gibi, tek başına dünyamızda yaşamakta olup, tek başımıza, yepyeni bir boyutta yaşantımızın hesabını vererek, sonuçlarını yaşayacağımızı farkettirmiş olsun!</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
29 Mart 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/muhtesem-kaynak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KURÂN SIRLARININ DERİNLİĞİNE</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-sirlarinin-derinligine/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-sirlarinin-derinligine/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:10:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=479</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=43] Neyleyim, daha nasıl edeyim? Daha nasıl anlatayım? Anlamıyorlar!.. An-la-ya-mı-yor-lar!.. Bilim anladı varlığın ne olduğunu!. Ne var ki, bugün bulduklarını, yüzlerce yıl önce evliyaullahın keşfen tespit ettiğini bilmiyorlar… Bir kısım Müslümanlar anlayamadı 70–80 yıl öncesinden bu yıllara gelemedikleri için! Mecaz ve benzetmelerle anlatılanları deşifre etmeye çalışmadıkları için! O yılların bilgilerinden öteye geçemeyip, yüzlerce yıllık veri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=43]</p>
<p align="left">Neyleyim, daha nasıl edeyim? Daha nasıl anlatayım?</p>
<p align="left">Anlamıyorlar!..</p>
<p align="left">An-la-ya-mı-yor-lar!..</p>
<p align="left"><strong>Bilim anladı</strong> varlığın ne olduğunu!. Ne var ki, bugün bulduklarını, yüzlerce yıl önce  evliyaullahın keşfen tespit ettiğini bilmiyorlar…<span id="more-479"></span></p>
<p align="left">Bir kısım Müslümanlar anlayamadı 70–80 yıl öncesinden bu  yıllara gelemedikleri için! <strong>Mecaz ve  benzetmelerle anlatılanları</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">deşifre  etmeye çalışmadıkları için!</span></strong></p>
<p align="left">O yılların bilgilerinden öteye geçemeyip, yüzlerce yıllık  veri tabanlarını yenileyemedikleri, güncelleştiremedikleri için!.</p>
<p align="left">Hâlâ, <strong>O</strong>’mu, <strong>O</strong>’ndan mı; “<strong>var</strong>”dan mı “<strong>yok</strong>”tan mı, <strong>hayal</strong> mi <strong>madde</strong> mi; <strong>toprak bedenle</strong> mi <strong>ruh bedenle</strong> mi; <strong>âlemlerin aslı hayal</strong> mi <strong>gerçek</strong> mi türünden tartışmaları yaparak  ömür tüketiyoruz! Allah rahmet eylesin <strong>Filibeli  Ahmed Hilmi</strong>… “<strong>A’MÂKI HAYÂL</strong>”  yazarı…</p>
<p align="left"><strong>Varlıkta asla iki  ayrı yapı olmadığını</strong> an-la-ya-ma-dık-la-rın-dan; bilimsel bulgulardan ve çağdaş verilerden öcüden kaçar gibi kaçtıklarından; anlaşılmaz dillerdeki anlatımların deşifresini bilemediklerinden, hâlâ her yapıyı <strong>madde ve mânâ diye ayırarak</strong> görüyorlar…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Birinin ötekinin  bir alt boyutu olduğunu, birbirine GÖRE</span></strong> <strong>isimlendiğini ve değerlendirildiğini </strong>kavrayamıyorlar!</p>
<p align="left">Rüyalarında madde olmayan bedenleriyle azap çekip kâbus gördükleri hâlde, toprak beden olmazsa azap olmaz illâ topraktan beden şarttır deyip duruyorlar.</p>
<p align="left">Beyinlerindeki görüntünün topraktan meydana gelmemiş  olduğunun bile bilincinde değiller!</p>
<p align="left"><em>Tanrı, dünya yok olduktan sonra güneşin içinde yeniden toprak yaratacakmış! İnsanların ruhlarını da o toprak bedenlerin içine sokacakmış bugün soktuğu gibi!!!</em> (Hadi şimdi bu cümleden de, sen mahşeri yeniden dirilmeyi inkâr mı ediyorsun anlamı çıkarıp, öyle yaftalayın bakalım!!!) Fesubhanallah!</p>
<p align="left">“<strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselam)’a  vahiy, gökteki tanrının yanından kanatlı ya da uzay gemili melekler tarafından  getirilmedi; hakikati olan “<strong>ALLAH</strong>”  ismiyle işaret edilenden inzâl oldu boyutsal olarak” diyorsun; “<strong><em>sen  peygamber kendi yazdı kuranı</em></strong><em>”<strong>, </strong></em>diyorsun diye anlıyorlar!.</p>
<p align="left">Bu ne <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kilitlenmislik.htm" target="_blank">kilitlenmişliktir</a></strong> yâ Rabbül âlemiyn!</p>
<p align="left">Böyle bir topluma neler anlatmaya çalışıyoruz!.</p>
<p align="left">Kelimelerle değil, kavramlarla düşünme aşamasına geçemediğimiz; kelimeleri yalnızca bir kapı ya da bir işaret levhası gibi değerlendirip, gösterdiği istikamettekini göremediğimiz sürece <strong>kilitlenmişlikten</strong> kurtulmamız çok zordur!</p>
<p align="left"><strong>Kelimelerin, geçmişte  beynimizde oluşturduğu anlamları aşarak, işaret edebileceği yeni kavramlarda  dolaşabilmek!</strong>.. (Kelimeler, “<strong>esfeli  sâfiliyn</strong>”dir! Ne çare ki, “<strong>esfeli sâfiliyn</strong>”de  olanların da, mânâların yüceliklerine erişebilmeleri için, kelimelerden başka basamakları  yoktur!)</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Beynin işleyiş  sisteminde, bildiğimiz madde algılaması olmadığını fark edebilmek…</span></strong></p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong> isimli, tek defada nâzil olmuş (inmemiş), vahye dayalı zaman üstü bilgi kaynağının, algılayabilecek istidat ve kabiliyette olana neyi kavratmak istediğini tefekkür etmek…</p>
<p align="left">Kıyamet alâmeti olarak bildirilen “<strong>Mehdî</strong>”yet, “<strong>Deccal</strong>”iyet  ve “<strong>İsevîyet</strong>” olayının, <strong>kişinin kıyâmeti</strong> ile ilgili iç (bâtın)  anlamları…</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank">Salât</a></strong>” (yöneliş),  yani namazın niçin “<strong>olmazsa olmaz</strong>”  şartlardan olduğuna dair bir derûnî sır… Niçin, namaz “<strong>DİN</strong>”in direği?</p>
<p align="left">Esmâ mertebesi ve “<strong>Allah  isimleri</strong>”…</p>
<p align="left">Evet, yazılabilecek ölçülerle, girelim konulara…</p>
<p align="left">“<strong>Yazılabilecek</strong>”,  dedik de… Eskiden bu iş kolaydı, meydan boştu!</p>
<p align="left">Geçmişte, bu konuları, kendilerine ulaşan geleneksel anlatım üslubu ve kayıtları içinde anlatan değerli mürşidler vardı… Çevrelerinde, kendilerine iman etmiş, teslim olmuş, her dediğini âdeta keramet kabul eden zevat… Dikensiz gül bahçesinde gül derlemekti yapılan iş geçmişte!</p>
<p align="left">Oysa bugün, ne “<strong>mürşid</strong>”lik  etiketine sahip çıkan biri var sizin karşınızda; ne de yazanın, kendine iman  etmiş, teslim olmuş <strong><span style="text-decoration: underline;">kapalı devre</span></strong> inananları!.</p>
<p align="left">“<strong>Okur</strong>”-“<strong>Yazar</strong>” olmaktan öte, hiçbir vasfı ve  etiketi olmayan bir <strong>garîp</strong> “<strong>Allahkulu</strong>”, müşahede dünyasında okuduklarını yazıyor… Mızraklı ilmihâlden ya da lisanını bile hiç anlamadığı kitaplardan din konusunu öğrenmiş(?) kişiler ortamında; Rasûlullah öğretisinin sırlarını deşifre etmeye çalışan bilgileri, müşahedeleri, ehliyle paylaşmaya çalışıyor. Ne tür tepkilere muhatap olmakta olduğunu, artık siz hayal edin!</p>
<p align="left">Kendisini et-kemik beden, beynini et parçası kabul edip; tanrıyı gökte oturarak, ucu yıldızlı sihir sopasıyla yeryüzünü, yeryüzüne uzanan elleriyle toprağı suyla karıştırıp insanları halk eden; bütün eşyanın isimlerini öğreten; sihirli sopasıyla bir anda türler icad edip yaratan veya tür değiştiren, sonra da onları denetleyip sınava sokan bir tanrı kavramıyla şartlandırılmış insanlar ortamında, <strong>“ALLAH”  Rasûlü, vahiy sahibi, son Nebî’nin en büyük mucizesi muhteşem bilgi kaynağı  Kurân’ın sırlarından söz etmek</strong>!.. Acayip bir iş!.</p>
<p align="left">Neyse… Konuyu yaymayıp; gelelim kısa kısa, başlık altlarına…</p>
<p align="left">Önemli bir çoğunluğun, yazdıklarımızı anlayamamasının en  büyük sebebi, <strong>bilimsel verilerle insanın  yapısını tanımamaları</strong> sonucu, <strong><em>her şeyi madde gözüyle değerlendirmeleridir</em></strong>.</p>
<p align="left">Tüm olaylara, <strong><em>maddeci bir göz ve anlayışla</em></strong> yaklaşmaları, beyindeki tüm algılamaların, tamamıyla bir elektromanyetik dalga çözümü olduğunu, gerçekte toprak veya madde bir dünyanın, beyinde ve ruhta asla yeri olmadığını anlayamamaları; sonuçta, onlarda, anlattıklarımızın havada kalmasına yol açmaktadır. Eğer birazcık, eskileri tekrardan vakit bulup, <strong>çağın bilimsel verilerine dayalı veri  tabanı</strong><strong>–bilgi birikimi</strong> edinebilseler, o zaman, <strong>Kurân’ın ne kadar muhteşem bir bilgi kaynağı olduğunu farkedebilecekler</strong>;  taklit yollu kabulün ötesinde.</p>
<p align="left">Kezâ “<strong>vahdet</strong>”  konusunu dahi, bugünkü <strong><span style="text-decoration: underline;">maddeyi esas  alan yaygın din anlayışıyla</span></strong> değerlendirebilmek mümkün değildir.</p>
<p align="left"><strong>“Yarabbi, bana  eşyanın <span style="text-decoration: underline;">hakikatini</span> olduğu gibi göster!” diyor Hazreti Muhammed.</strong></p>
<p align="left">Maddenin, <strong>algılama  organlarının sınırlarına GÖRE</strong> var kabul edildiğini; <strong>gerçekte madde</strong><strong>–mânâ ikiliğinin (ayırımının) asla  var olmadığını</strong> fark ve idrâk edebilmek için, önce “<strong><span style="text-decoration: underline;">eşyânın hakikatini</span></strong>” görebilmek; <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâmın), niçin bu duayı yaptığını, anlamak  gerekir.</p>
<p align="left"><em><span style="text-decoration: underline;">Bütün insanlar,  herkes</span></em> değil!</p>
<p align="left">Yalnızca, bir insan, “<strong><em>maddeyi görüyor</em></strong>” ve “<strong>var</strong>” sanıyor!. Öyle sanmamak gibi de  bir şansları yok!</p>
<p align="left">Ne demek bu şimdi?</p>
<p align="left">Şu demek: Tek, bir ve aynı algılama ölçütü var tüm  insanlarda!.. Dolayısıyla, aynı, tek ölçüt varsa tümünde, <strong>tek bir ölçüt var insanlıkta</strong> demektir!.</p>
<p align="left">Ayrıca, tüm geliştirilen algılama aracı cihazlar dahi, hep  gene <strong><span style="text-decoration: underline;">bu tek görme, işitme ve dokunma  duyusuna GÖRE</span></strong> geliştirilmektedir ki; geliştirilmiş cihazlar ne düzeye  erişirse erişsin, insanın maddenin derûnuna dayalı sınırlı <strong>göresel</strong> algılamasını değiştirmeyecektir.</p>
<p align="left">İster yaşamakta olduğumuz katman olan uzay evreni; ister  katmansal evrenler olsun hepsi de gene <strong>algılama  sistemimize GÖRE</strong> olup; “<strong>eşyânın  hakikati” </strong>bunun ötesindedir!. Bu da “<strong><em>göz</em></strong>” ile değil, “<strong>Semî</strong>” ile algılanabilir. “<strong>Basîr</strong>” ile değerlendirilir.</p>
<p align="left">Beyin, algılamasındaki “<strong>semî</strong>”yet  ve “<strong>basîr</strong>”etin, çok yüksek frekanslı  üst açılımlarının devreye girmesiyle kendisinde açığa çıkacak olan “<strong>oluşmuştan oluşturan boyuta</strong>” (eserden  müessire) yoluyla “<strong>eşyâ</strong>”nın ve  kendisinin “<strong>Hakikatini</strong>” kavrarsa, “<strong>print-out</strong>”u (çıktısı) olan bilinç de “<strong>B</strong><strong>–ismi Allah</strong>”ın anlamını hissetme  hâlini yaşar!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” adıyla  işâret edilenin isimleri olarak bildirilen “<strong>Esmâül Hüsna</strong>”, tasavvufta “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” olarak tanımlanır.</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ mertebesi</strong>”nin  bir tanımı da “<strong>Ceberût âlemi</strong>”dir!.</p>
<p align="left">Bu mertebeye “<strong>ilk  tecellî</strong>” denir.</p>
<p align="left">Bu kemâlatın açığa çıktığı zevat, bu tecellî ötesinde ikinci bir tecellînin (tecellî sâni) asla var olmadığını dillendirmişlerdir.</p>
<p align="left"><strong>Bu mertebe itibarîyle,  kesret </strong>(çokluk) <strong>ve kesrete dayalı  kavramlar aslâ söz konusu değildir!. </strong>Halkın, evliyadan sandığı “<strong>mülhime</strong>” anlayışı içinde olanların,  tahkiklerindeki “<strong>Allah</strong>” ismini  verdikleri mertebedir burası!.</p>
<p align="left">“<strong>Hay</strong>”, “<strong>Alîm</strong>”, “<strong>Mürîd</strong>”, “<strong>Kâdir</strong>”, “<strong>Semî</strong>”, “<strong>Basîr</strong>”, “<strong>Kelîm</strong>” isimlerinin  işaret ettiği <strong>vasıflar,</strong> “<strong>NOKTA</strong>” olan ve “<strong>heyûla</strong>” ismiyle de işâret edilen “<strong>esmâ mertebesinin</strong>” ana vasıflarıdır ki; bu yüzden “<strong>Zâti Sıfatlar</strong>” olarak kabul  edilmişlerdir. Muhakkik olmayan, “<strong>ALLAH</strong>”  ismiyle bu mertebeye işaret edildiğini sanır!. Heyhat! Nerede bu mertebe,  nerede “<strong>EKBER</strong>”iyet işareti!</p>
<p align="left">“<strong>Kurbiyet</strong>”  sahipleri ise, “<strong>Ekber</strong>”iyet seyri  içinde “<strong>haşyet</strong>” ile “<strong>seyri meallah</strong>”tadırlar. (Farkındayım çok tasavvufi oldu, ama bunların Türkçeleştirilmesi için başlı başına yeniden bir tasavvuf tabirleri kitabı yazmak gerek. Ona da şimdilik müsait değilim… Anlaşıldığı kadar! Anlayana&#8230; Üzgünüm!)</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ ül Hüsnâ</strong>”  olarak bildirilen; veya onların ötesindeki, umuma açıklanmamış olan tüm “<strong>isim</strong>”lerin işaret ettiği özellikler,  hep bu tek “<strong>vücud</strong>”a aittir!.</p>
<p align="left">“<strong>Ahad</strong>” ve “<strong>Samed</strong>” olarak tarif edilen bu “<strong>vücud”,</strong> diğer isimlerin işâret ettiği  özelliklere dahi sahiptir; ve dahi, o isimlerin işâret ettiği özellikler hep bu  “<strong>vücud</strong>”da yaşanmaktadır!.</p>
<p align="left">(<strong>İhlâs Sûresinin</strong> birinci bölümü bu gerçeği vurgular; “<strong>lem  yelid…..</strong>” anlatımı ise <strong>tecellî-i  sânî’nin var olmadığını</strong> anlatır müşahedemize göre).</p>
<p align="left">İşte bu “<strong>esmâ  mertebesi</strong>”nin bir özelliği “<strong>ezel</strong>”iyeti,  diğer bir özelliği ise “<strong>ebed</strong>”iyetidir…</p>
<p align="left">Kulda, bu isimlerin işaret ettiği anlamların tümü dahi, <strong><span style="text-decoration: underline;">her an açığa çıkmaktadır</span>; </strong>ama ne  var ki, kul, bunun farkında değildir pek çok zaman! (<span style="text-decoration: underline;">Ademe isimlerin talim  edilmesi</span>; konusu).</p>
<p align="left">Daha beynindeki faaliyetlerden, bedenindeki faaliyetlerden  haberi olmayan insanın; kendisinde her an varlığını devam ettiren “<strong>esmâ</strong>”nın bilincine ermesi ne kadar  mümkün olur ki!..</p>
<p align="left">İşte bu yüzden meydana gelen anlayışsızlıkla, meselâ “<strong>el Hasîb</strong>” isminin mânâsını “<strong>kıyâmetten sonra mahşerde hesaba çekecek  olan</strong>” anlayışıyla sınırlandırıp; “<strong>Serî  ül hisâb</strong>”tan perdelenir! “<strong>Âhir</strong>”etinin  bu ismin sonucu oluştuğundan perdeli olarak, <strong>amâ</strong> olarak bu dünyadan geçer gider; <strong>ebeden amâ</strong> olarak yaşamak üzere!.</p>
<p align="left"><strong>“<span style="text-decoration: underline;">İsim”lerin  anlamları, her mertebe anlayışına göre, farklı derinlik ve mânâ kazanır</span></strong>.  Çok sınırlı olarak dilimize çevrilmiş “<strong>esmaül  Hüsna</strong>” mânâları, yalnızca düşünce kapısının zilini çalabilmek içindir!</p>
<p align="left">Varın, “<strong>esmâ  mertebesinin</strong>” kapsadığı bütün isimlerin işâret ettiği anlamları, buna göre  anlayın… Zira, “<strong>esmâ mertebesi</strong>” kitaplara konu olacak kadar kapsamlı bir konudur çünkü her şey bu mertebede olup bitmektedir!. Ehli olan anlar bu sözümüzün neleri kapsadığını!</p>
<p align="left">Ama dikkat!</p>
<p align="left">Sakın ola ki, beşerî anlayışınız ve değer yargılarınızla, bu isimlerin işâret ettiği anlamları sınırlamaya kalkışmayın; ve dahi “<strong>esmâ mertebesi</strong>”ni! Zirâ bu defa, “<strong>hevâsını ilâh edineni gördün mü</strong>” diye  işâret edilen olursunuz!</p>
<p align="left">İşte “<strong>esmâ mertebesi</strong>”ndeki  bu özelliklerin seyri (anlatacak başka kelimem yok), “<strong>Rahman</strong>”iyet ve “<strong>Rahîmiyet</strong>”  şeklinde başlar.</p>
<p align="left"><strong>“Er Rahman alel  arşıstıva”..</strong></p>
<p align="left">Bunun anlamsal açılımı “<strong>melekût</strong>”  âlemidir!.</p>
<p align="left">“<strong>O her an yeni bir  şandadır</strong>”; işareti burayadır.</p>
<p align="left">“<strong>HU</strong>” kelimesi, <strong>Kurân</strong>’da, sabit tek bir mertebeye değil,  içinde geçtiği konunun mahiyetine göre, değişik mertebelere işaret eder.</p>
<p align="left">“<strong>Melekût âlemi</strong>”,  tümüyle “<strong>RUH</strong>” adlı melek olarak  tanımlanmıştır. “<strong>Allah önce ruhumu  halketti</strong>”, “<strong>Allah önce nurumu  yarattı</strong>” açıklamaları bu mertebeye işâret eder… (“Ene beşerün<strong> mislüküm</strong>” uyarısıyla acaba neye işâret  ediliyor ki?)</p>
<p align="left">“<strong>Ruh</strong>” adlı melek  (kuvve), “<strong>Kürsî</strong>”dir ki, tüm  semâları, katmanları, evren içre evrenleri kuşatmış olan, <strong><span style="text-decoration: underline;">her birimde</span></strong> bir yüzü olan “<strong>Hologramik</strong>” varlıktır!.</p>
<p align="left">“<strong>Aklı evvel</strong>”dir…</p>
<p align="left">“<strong>İnsan</strong>”ın  hakikati olan “<strong>ruh-u nurânî</strong>”  (kişinin Rabbi), “<strong>ayânı sâbite</strong>”, <strong>O</strong>’nun ilimlerinden bir ilimdir; ilmî  suretlerden bir surettir!</p>
<p align="left">Kişi, <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank">namaz (salât &#8211; hakikatine yöneliş)</a></strong> ile mirâç yaptığında,  Rasûlullah’ın bildirdiği “<strong>Rabbin salâttadır</strong>”  ifadesinin hakikatini yaşar!</p>
<p align="left">İlk defa bu şekliyle <strong>Allah  Rasûlü Muhammed Mustafa</strong> tarafından yaşanan “<strong>salât</strong>”ın olmazsa olmaz şartı, en başta <strong>iftitah tekbiri</strong> denen <span style="text-decoration: underline;">“<strong>ALLAHU  EKBER</strong>” sözündeki kavramı hissedip yaşamaktır</span>!. (Bundan öncesindekilerin  namazı, salâtın yaşamı değil, ötedekine tâzim hareketidir.)</p>
<p align="left">Bu hissedilip yaşanmazsa, <strong>hakikati itibariyle salât başlamaz</strong>!</p>
<p align="left">Bu muhteşem olay “<strong>TEKBİR</strong>”  yaşandıktan sonra “<strong>B-ismillah</strong>” denir,  ki sonucu, diyenin kendisi olmasıdır “<strong>oku</strong>”yan!.</p>
<p align="left">Ve devam edilir “<strong>Er  Rahman-ir Rahiym</strong>” ile <strong>Fatiha</strong>’nın  işaretini yaşamaya&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>El Hamîd</strong>” ismi işareti  olan “<strong>Hamd</strong>”; “<strong>es Semî</strong>” ve “<strong>el Basîr</strong>”in  özelliklerinin sonucu oluşandır. Ki bu da <strong>âlemlerin  Rabbı</strong>na âittir…</p>
<p align="left">“<strong>Rahman</strong>”iyetinin  sonucu olarak <strong>Celâl</strong> sıfatıyla gayzer  gibi <strong>kürsî ve semaları</strong>, katmanları  yaratırken (dikey bir oluşla); “<strong>Rahîm</strong>”iyetinin  sonucu olarak “<strong>Cemâl</strong>” sıfatıyla her  bir semâdaki (katmandaki) <strong>yayılımsal  yaratışı</strong> (yatay diyebileceğimiz) ile <strong>o  âlemin halk olmuşlarını</strong> meydana getirir (ki bu evrenimiz içindeki tüm  uzaysal yapıyı içine alır).</p>
<p align="left">“<strong>Mâlik’i yevm ed Diyn</strong>”  de, “<strong>sünnetullah</strong>” diye tanımlanmış  yaratış sistem ve düzeninin her var oluş ve yok oluş sürecinde tek hükmü geçen  olduğu vurgulanır…</p>
<p align="left">Nihayet, “<strong>iyya ke n</strong>a”  da “<strong>biz</strong>” işaretiyle “<strong>Rabbül âlemiyn</strong>”in yarattığı her şeyin  bu yaratılış amacına uygun “<strong>kulluk</strong>”  içinde olduğu bu sebeple de varlıklarının devam ettiğine işaret olunur. Burada  hemen, “<strong>Hiçbir şey hâriç olmamak üzere  her şey O’nu zikreder ama siz onların zikrini anlayamazsınız” </strong>uyarısı  hatırlanmalıdır.</p>
<p align="left">“<em>Ama Hulûsi, sen de  her kitabında “</em><strong>Fatiha</strong><em>”yı farklı anlamlarla açıklıyorsun!!! <strong>Ne kadar çelişki içindesin</strong> fark  etmiyorsun!!!</em>”</p>
<p align="left">Haklısın kardeşim, beni okumaya çalışarak sakın vakit  kaybetme!… Ben böyle çelişkili görüntü veren bir <strong>garibim</strong>. “<strong>OKU</strong>”yanlarım  var sanarak yazıp gidiyorum işte!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Boyutsal  “OKU”manın ne olduğundan haberi olmayana ne desek boş!</span></strong></p>
<p align="left">Eyvah, gene konuyu yaydık!</p>
<p align="left">Hemen geri dönüp, “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” veyâ “<strong>NOKTA</strong>” ilmi  olarak anlatılan “<strong>Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın  isimleriyle işâret edilen hep aynı tek O’dur</strong>” uyarısının açılımına bakmaya  çalışalım.</p>
<p align="left">Bütün “<strong>isim</strong>”lerle  işâret edilen özellikler, bölünmez parçalanmaz birbirinden ayrılmaz bir “<strong>tek</strong>”illik içinde, “<strong>holografik</strong>” gerçekliğe uygun olarak öylesine “<strong>TEK</strong>”il “<strong>mevcud</strong>”dur ki; <strong>O</strong>’ndan başka bir mevcut yani “<strong>vücud</strong>” sahibi düşünülemez!. “<strong>İsimlerin Adem’e talim edilmesi</strong>”  işaretini hatırlayalım bu arada…</p>
<p align="left">Burada kısaca “<strong><em>ilâh</em></strong><strong><em>–tanrı</em></strong>” konusuna bir başka açıdan değinmek istiyorum,  yeterince anlaşılamadığı bana ulaştığı içindir ki…</p>
<p align="left">“<strong>La ilahe</strong>” dendikten  sonra, “<strong>illa Allah</strong>” yerine, “<strong><em>illâ  ilah</em></strong>” demek kadar saçma bir ifade şekli olamaz!.</p>
<p align="left">Çünkü önce, “<strong>tanrı  yoktur</strong><strong>–la ilahe</strong>” diyorsunuz; ardından “<strong><em>illa ilah</em></strong><strong>–<em>ancak tanrı vardır” </em></strong>diyorsunuz!!! Böyle  gramer ve anlatım hatasını, bırakın Allah kelâmını bir yana, lise talebesi bile  yapmaz!.</p>
<p align="left">“<strong>La ilahe</strong>”  dendikten sonra “<strong>Allah</strong>” ismiyle işaret  edilenden söz ediliyorsa; bu, <strong>O</strong> isimle işâret edilenin, “<strong><em>İLAH</em></strong>” kavramı ile kastedilen bir  varlık olmadığını, düşünebilen beyinlere açık seçik farkettirir. Dolayısıyla  burada, “<strong>ilah</strong><strong>–tanrı yoktur, ancak  “ilahiyet” işlevini de ortaya koyan “Allah” ismiyle işaret edilen</strong> söz konusudur”  gibi bir anlam düşünülebilir.</p>
<p align="left">Düşünmeden, sadece gördüğü kelimelerin lokal anlamlarına göre, hüküm verenler için ise, bu konu, âdeta büyük bir açmaz ya da çelişki gibi gelmektedir.</p>
<p align="left">“<strong>Huvelleziy fiy es  semâi ilâhun ve fiyl arzı ilah</strong>” (Zuhruf: 84) âyetinde geçen “<strong><em>ilah</em></strong>”  kelimesi sema ve arz kelimeleriyle işâret edilen âlemlerdeki bir <strong>İŞLEVE</strong> işaret etmektedir, insani-beşerî  yani <strong><em>insanda  açığa çıkan anlayışa göre</em></strong>.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” isimleri  arasında “<strong><em>el ilah</em></strong>” diye bir isim yoktur. “<strong>İlâhiyet</strong>”, Allah isimlerinin anlamının açığa çıkmasındaki <strong>“işlevi”nin adıdır</strong>. Yoksa, tapınılası  varlık anlamında değil!. “<strong>İlahin nas</strong>”  açıklaması insanlarda “<strong>Allah esması</strong>”nın  açığa çıkmakta olduğuna işaret eder.</p>
<p align="left">Daha önce de belirttiğim gibi, <strong>Kurân</strong> âyetlerinde iki tür anlatım vardır. Birincisi, <strong>Allah’ın ilminin direkt olarak</strong> dilediği  gibi açıklanması… <strong>Ahad, Samed</strong> gibi  isimler… İkinci tür ise, insanların anlayışına göre bir şeyler anlamaları için  kullanılan anlatımlar… Misâl, <strong>Âyetelkürsî’deki  “ne uyuklar ne de uyur</strong>” şeklindeki anlatım. <strong>Kurân</strong>’da hangi âyetlerin birinci, hangi âyetlerin ikinci tür  anlatımlar olduğunu farketmek çok önemlidir.</p>
<p align="left">Esasen yukarıda, “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” olarak varlığın hakikatini anlatmaya çalıştığımız bölümün  anlaşılması hâlinde dahi, “<strong><em>ilah</em></strong><strong><em>–tanrı</em></strong>” kavramının asla söz konusu olamayacağı çok iyi  anlaşılabilir. Bizim müşahedemiz bu yoldadır. Hakikatini Allah Alîm’dir.</p>
<p align="left">Çeşitli âyetlerde geçen “<strong>B-il HAK=varlıkları Hak ile kâim</strong>” ifadesi ise, bahis konusu edilen  yapıların “<strong>Allah isimlerinin işâret  ettiği anlamlar ile meydana geldiğini, varlıklarını Rububiyet mertebesinden  aldıklarını</strong>” anlatır!.</p>
<p align="left">“<strong>Hakk</strong>” isminin  işâret ettiği manâlardan biri de, müşahedemize göre, “<strong><span style="text-decoration: underline;">esmâül hüsna</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”daki tüm anlamların sahibi</span>” anlamınadır.</p>
<p align="left">“<strong>Hakk</strong>” olan <strong>Rububiyet</strong> sahibinin, varlığı bölünüp  parçalanamayacağı, içi ve <strong>DIŞI  OLAMAYACAĞI</strong> için de, her zerre adı altında tüm isimleriyle “<strong>esmâ mertebesinin</strong>” özellikleriyle  seyredilmektedir gene kendisi tarafından!</p>
<p align="left">Eğer, kişi “<strong>ölmeden  evvel ölmek</strong>” diye bahsedilen <strong>hakikate  erme sırrını</strong> yaşayacaksa, “<strong>küçük  kıyamet</strong>” denilen haller de yaşamında açığa çıkmaya başlar..</p>
<p align="left">“<strong>Mehdî</strong>”yet ile <strong>Rububiyet hakikati</strong> idrak edilir.</p>
<p align="left">Arkasından, <strong>Deccaliyet</strong> kendini gösterir ve kişi <strong>Rubûbiyeti</strong> benliğine atfederek, hakikatinin “<strong>HAKK</strong>”  olduğu gerçeğinden hareketle, “nefsaniyetini-egosunu-bedenselliğini” <strong>Rab</strong> olarak kabullenme sebebiyle “<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/mulhimebilinc.mp3" target="_blank">mülhime nefs girdabına</a></strong>” düşer… <strong>Hakikatinde  Hakk’ı görmek derecesinden, bedenselliğinde Firavunluğu yaşama derekesine  düşer.</strong></p>
<p align="left">Derken nasibinde varsa “<strong>İsevî</strong>”  hakikat nüzul eder ve “<strong>B</strong>” sırrı  açılarak yaşanmaya başlar.</p>
<p align="left"><strong>İsa</strong> (aleyhisselâm), yeryüzüne indiği zaman; (birimselliğindeyken, bedensellik  anlayışında iken) <strong><em>Deccal</em></strong>, suyu görmüş tuz gibi erir gider… Varlığın yalnızca, “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edilenin “<strong>esmâ mertebesi</strong>”nden ibaret olduğunu  hissetmesi sonucu,<strong><em> Deccaliyeti</em></strong> (tanrılık vehmeden benliği) eriyip yok olup gider.  “<strong>El Mudil</strong>” isminin ağırlığı geriler…</p>
<p align="left">“<strong>VELÎ</strong>” ismi seyrinde  ağırlık kazanır…</p>
<p align="left">Her yaptığı işin öncesinde “<strong>B-ismillah</strong>” diyerek “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/rahman.htm" target="_blank">Allah namına</a></strong>” o fiîli ortaya koyduğunun  bilinciyle yaşayarak şirkten arınır; o fiîl ile kayıtlamaz “<strong>Allah</strong>” adıyla işâret edileni… Araya,  benliğini katarak şirke düşüp, şeytaniyete (vehmine) tâbi olmaktan  korunanlardan olmuş olur!.</p>
<p align="left">Bazılarında, bundan sonra, “<strong>Daire-i Museviyet</strong>” ve “<strong>Daire-i  İseviyet</strong>” hakikatleri ötesinde, “<strong>hakikat-i  Muhammediye</strong>” ve hatta “<strong>hakikat-i Ahmediye</strong>”  sırları yaşanır, “<strong>EKBER</strong>”iyet  müşahedesi içinde; ve “<strong>B</strong>” sırrıyla “<strong>seyri meâllah</strong>”ı devam eder. Bazıları da  “<strong>Allah Rasûlü</strong>” varisleri olarak “<strong>seyri anillah</strong>” ile halk arasında görev  alır.</p>
<p align="left">“<strong>Allah EKBER</strong>”i yaşayarak “<strong>salât</strong>”a  (namaza-yönelişe) girip, “<strong>B-ismillah….”</strong>la  gerisini getirebilen ne mübarektir!.</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
12 Mart 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-sirlarinin-derinligine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/mulhimebilinc.mp3" length="80516075" type="audio/mpeg" />
		</item>
	</channel>
</rss>

