Bir’leştirilmesi Emrolunan
Güneşin batışını Konyaaltı plajının hemen üst kısmındaki bu parkın köşesinde oturup ayaklarımı falezlerden aşağıya sallarken, sessizce önümde uçsuz bucaksız uzanan gökyüzünün kırmızısında denizin üzerinde halden hale geçen birbiri içine karışıp kah kükreyip kah süzülen dalgaların kendi dillerinde ne kadar da çok şey anlatıyor olabileceklerini düşünüyorum.
Tatlı bir rüzgar, denizden bana doğru eserken aklımdan geçenleri selamlıyor gibi sanki… Bu şehir, ellerimi uzatsam notalarını bir bir yakalayabilip avuçlarımda tutabileceğim kadar yoğun bir arayışın senfonisi gibi … Fonda çalan bu epik melodinin, kendime uzanan yola bu noktadan açılan pencerede seyretmekte olduğum bir siluet olduğunu düşünürken gökyüzünde yavaş yavaş beliren bulutlar, güneşin son kızıllığına daha önce hiç görmediğim,başka türlü bir anlam yükleyerek yerleşiyorlar rüzgarların gökyüzünde kendileri için hazırladıkları sahneden bir diğerine doğru akan ve sürekli devinen ,değişen yolculuklarının güzergahına…
Akşam yemeğim, yarım ekmek arası tavuk döner. Herkese farklı farklı tadları sevdirmiş rabbim. Benim sevdiğimse tavuk dönerin ucuz ,yalın, kolay erişilebilir ,biraz ketçapla harikalar yaratabilir tadı…Tıpkı kendi öykümün akışında bulduğum gibi…Akşam yemeğimi bitirdikten sonra , geçenlerde okul dönüşü markete uğradığımda gözüme çarpan ve şu an ki çay keyfimi birkaç bardak daha sürdürebilmeme olanak sağlayan bu küçük metal termosu iyi ki almışım diyorum kendime.
Rüzgar, gökyüzü, dağlar, manzara,ben,termos ve daha sayamadığım binlerce ayrıntıyı yılmadan algılayan ve yorumlayan beynimin ,son nefesimde kendinin ne kadarını aşikare çıkarmış olabileceğini merak ederken son birkaç gündür beni epeyce meşgul eden basit bir önermenin ayrıntılarını gözden geçirerek, mantıksal bütünlüğünü sorgulamaya çalışıyorum.
Bu basit önerme, bir tasavvufi terim olan Aklı Evvel kavramının yine tasavvufi bir anlatım olan kesret (ayrı ayrı parçaların bir araya gelerek oluşturduğu çokluk) olarak nasıl yansıdığına dair bir çıkarımdan ibaret.
Anlayabildiğim kadarıyla Aklı Evvel anlatımının, kendimizi içinde bulduğumuz, sürekli genişlediğini ve sonsuz boyutu olduğunu teorik fizikçilerden öğrenebildiğimiz Evren adı ile anlatılan gerçekliğin yine günümüz teorik fiziğinin anlatımıyla, bir noktanın patlaması sürecinde uzay ve zamanı var ederek açılmakta olduğu o noktanın şuuru olduğuna kanaat getirdikten sonra yaptığım çıkarımdı bu.
Kendi yaşamım olarak nitelendirdiğim bu algılar bütünü, benim şuurumun dolayısı ile şuurumun bu beden içindeki yönetim mekanizması olan beynimin aynasıdır. Hayat adı ile işaret edilen mana sanırım, şuurun, ikamet ettiği beynin kapasitesini kullanarak, kendi oluşunun bilgisini algılar aracılığı ile dillendirmek gibi düşünülebilirdi.
Aynanın işlevi nasıl yansıtmaksa kendisine yönelen görüntüyü, beynin işlevi de aynı şekilde kendinde var olan şuuru yansıtmaktı “hayat ” adı altında uzay zamana bürünerek…
Tavuk dönerimin son lokmasını bir yudum çayla yumuşatırken, düşünsel dünyamdaki keskin ve zorlu kavramları yumuşatarak hazmını kolaylaştırabileceğim bir bardak sıcak çay kıvamındaki o bakış açısına nasıl kavuşabileceğimi geçiriyorum aklımdan.
Hayatım ve dolayısı ile hayatımı oluşturduğunu düşündüğüm bütün ayrıntıların zamanla bileşkesi beynimin aynası…. Bu açıdan bakıldığında dün yolda yürürken selamlaştığım karşı komsumuz,hiç sevmediğim kokusuyla etrafı kirleten egzos dumanı,kuzenimin uzun zamandır görmediğim ve şimdilerde yedi sekiz aylık olduğunu tahmin ettiğim oğlu Can, Kur’an-ı Mubiyn deki kıssalarda bahsi gecen Rasül ve Nebiler hep şuurumun beşeriyet boyutunda büründüğü beyin adlı suretinin zamandaki izdüşümleri yalnızca.Bedenimin dahi şuurumun bir yansıması olduğunu düşünürken biraz yürümeye karar veriyorum.
Falezlerin kenarından sahile doğru inen dar ve yer yer tehlikeli bir hal alan bu patikadan küçük adımlarla ilerlerken aklımda hep M-teorisi (Ed Witten isimli teorik fizikçinin çalışmalarını daha kapsamlı incelemeliyim ! ) ve stringlerin anlatımının yapıldığı Evrenin Zerafeti isimli belgeselde anlatıldığı hali ile stringlerin evreni olan ve her an devinen yapıyı imgeliyorum. Akdenizin rüzgar altındaki sularının yüzeyide aynı stringler gibi hareket halinde…
Tek bir şuur dilediği manayı, dilediği suret görüntüsü yada algısı altında dilediği boyutta ortaya koyuyor. Ve bu sistemin yapısı, doğası çekim alanından kurtulmam imkansız olan bir mıknatıs gibi çekiyor beni kendine.
Sonunda sahile inebildim. Yukardaki kadar rüzgar yok sahilde. Bir çakıltaşı sonsuzluğunun ayaklarımın altında uzandığı bu sahil şeridi, her an bilinçaltımın algılamakta olduğu ancak bilincimin çok küçük bir miktarını kendi gerçekliği olarak seçmeyi tercih ettiği bir veri deposu gibi sanki, çakıltaşları da bu depoyu dolduran veriler. Attığım her adım ,üzerine bastığım her taş, sinir hücrelerimi birinden diğerine doğru uzanarak bağ kurmaya iten bir seçim.
Tek bilincin dilediği boyutta dilediğince suretlenen seçimleri ,her an devinen ve tek bir andan ibaret olan.Tek bir anda zamanı tüm göreselliği ile kapsayan oluşlar bütünü…
Ali-İmran suresinde ” birleştirilmesini emrettiğimiz şeyi ayırmayın ” deniliyor…
Birleştirilmesi emrolunan şey ne olabilir derken, Üstadın “Yansımalar” isimli çalışmasında eşleriniz sözcüğü ile işaret edilenin Adem ve Havva değil de Adem işareti ile anlatılan şuur ve bu şuurun orataya çıkmayı dilediği sureti, yani bedeni …Anlatımına yöneliyorum….
Önumde uzayıp giden çakıltaşı sonsuzluğundaki yolculuğumu sahilden falez Otelinin hemen yanındaki parkla bağlantıyı sağlayan köprü ile sonlandırıp parkın içine yöneliyorum.
Sevgili eşim bedenim, aslında evliliğin yapısına baktığımda da bunu görebiliyorum sanki. Eşler birbirlerinin bedenleri… Askı tanımlarken Üstad;
“Kendinde olan ancak ortaya çıkaramadığını ortaya çıktığı noktada bulduğunda ona kapılmandır.”
şeklinde ifade etmişti sevgi ise bu kapılışın bir devinim olarak akısı olarak ifade edilebilir belkide. Birbirinin hakikatinde olan manalara beden olan kadın ve erkek kendi özlerindekinin suretinde kendilerini beden olarak yaşamaktalar….
Olum biyolojik beden ruh adı altında bir nari yapıya dönüşüyor ve içinde bulunacağı ortamın koşullarına göre oluşan bu es yine o ortamın bedeni… Sonrasında cennet hali için bir başka dönüşüm ve nurani ese, bedene kavuşma…
Birleştirilmesi emrolunan şey beden ve beden ile yaşanan boyutun algıları ile şuur ve şuurun bedende deneyimledikleri…
Güzel mi güzel bir gül bahçesi yapmışlar bu parkın içine, aralarında yürürken aklımdan geçenlerin bedeni olarak düşündüğüm bu ortam beden ve şuuru hakikat, hakk algısında birleştirebildiğimde hakiki gül olan Muhammedi şuuru koklayabileceğimi fısıldıyor tane tane…
Rasulallah’ın ömrünün sonuna dek namaza neden devam ettiği sorusuna veremediğim cevaba dair bir ipucu beliriyor sanki birden. Birçok farklı uzantısı olan bu sorunun birçok farklı cevabı da var diye düşünüyorum. Benim yakaladığımı düşündüğüm ipucu ise tamamen birleştirilmesi emrolunanla ilgili.
İnsan ve esi olan bedenin birleştiği en önemli zaman dilimi, üzerine defalarca vurgu yapılan salat sureci belki de. Salat halinde kendi hakikatine yönelen yapı bu yönelişi bedeni ile yapmak durumunda ve bedenin doğası ile şuurun doğası salat hali üzere bir araya gelip Uruç sözcüğü ile tanımlanan Miracı yaşıyor…Yani kendi zatının seyrini… ve salat her vakitten sonra bir sonraki vakte kadar selam ile sonlanıyor… Ve beden kendi evreninde şuursa kendi hakikatinde seyrine devam ediyor taa ki bir sonraki vakte kadar…
Günde beş vakit birleştirilmesi emrolunanı bir’leştirmek için yöneliyoruz kıbleye vakti geldiğinde….
Salat, beşeri benliklerimizle akıyormuş gibi algıladığımız zamanı anda donduran ve tüm zamanları an hükmü ile seyri açan bir dönüştürücü sanki. Salatın hakikati ise zamanı an’dan seyri açmak gibi…An’daki sonuz sınırsız hali bilerek uzay zamanda var olamamak gibi.
Vakit kavramı oluşmadan farz olmayan salat vakti geldiğinde yaşanılarak vakit ve zaman kayıtlarını silip mekanda yani sınırlı bir sonsuzlukta sınırsız bir hakikati acıyor…
Işıklar caddesine vardım bile… Yanımdan hızla gecen tranvayın uğultusuyla birden irkilsemde çabucak toparlıyorum kendimi. Memurların isten çıkış saati çoktan gelmiş olmalı ki caddeler kalabalıklaşmış.
Sayamadığım kadar çok beden belki de derunlarındaki şuurlarının seslenişini duyamadan hızla ilerliyorlar hedeflerine doğru.
Bedenimin algıladığı ve yaşadığı evren her ne kadar şuuruma kıyasla bir kafes hükmündeyse de bu kafesin en onemli var oluş amacı evrensel şuura yani hakikati Muhammedi ye giden yolun yapıtası olması diye düşünüyorum tıpkı az once sahilde yürürken ayaklarımın altında kayan çakıltaşlarının yeryüzünde yürüme işlevimi yerine getirebilmem için orada olmalarının taşıdıgı anlam gibi.
Ve Rasulallah’a yöneliyorum kalbimle onun beşeri suretini beşeriyetini tefekkür etmeye çalışsamda suretsiz bir güzellikte durmayı yeğliyorum.
Hakikati Muhammedi bir şuur olsa da beşer boyutunda bir bedende de seyreylemiş kendini…ve bu seyirle tamamlamış belki de birleştirilmesi emrolanı …. Tıpkı Mehmet Doğramacı Bey’in anlatımı ile Besmelede bir hale getirilen Rahman ve Rahim sıfatlarının Allah’a teslimiyetinin hakikatini açması gibi.
Karanlık ve şehrin ışıkları….Bu şehir karanlığımda beliren ışık hüzmelerine gebe yine ….
AllaHU Alem….
Yorum Yazmak İstermsiniz ?