Teslimiyet Niye / Neye ?
Özellikle tasavvufla ilgilenenler olarak biz, eksikliklerimizi fark edip, gidermek ve kendimizi geliştirmek amacı ile bu yola girdiğimizi söyleriz. Ancak her ne kadar samimi olan bu amaçla yola girmiş olsak ta, çoğu kez görürüz ki; içinde bulunduğumuz yada misafir olduğumuz ortamlardaki kişilerin, özellikle de ilim, hal ve yaşam gibi çeşitli konularda bizden ileride olduğunu düşündüğümüz zatların bile, kendimize göre eksik yada yanlışlarına odaklanırız. Oysa yapmamız gereken; bize göre olan eksikliklerle ilgilenmeyip, bizdekinden fazla olan özellikleri bir an evvel kendimize katmaya çalışmak ve kendi eksikliklerimizi gidermeye çalışmak olmalı…
Kulaktan dolma bilgilerle bile olsa, her şeyin kendimizde bulunduğunu bilsekte, eksikliklerimizi gösterecek, uyaracak, öğretecek bir ağabey/hoca/yetiştiriciye ihtiyaç duyarız. Sonrasında bu samimi duanın icabeti hasıl olur ve bizden yüksek özelliklerde bir zat ile tanışırız. Eğer ki kendimizde bulamadığımızdan, dışarıya yöneldiğimiz bu zattan istifade etmek istiyorsak, ona teslim olmamız gerekmektedir. Öyle bir teslimiyet olmadır ki; söyledikleri bize ters gelse de, doğru diye inanmalı ve şüphe duymadan uygulayabilmeliyiz. Çünkü zaten kendimizin yanlış ve eksik değerlendirmeler yaptığını itiraf etmişizdir, onu aramakla… O’ ndan gelenleri kendi bilgi ve düşünce sistemimizle değerlendirmeye kalkarsak, o eksik ve yanlış filtremiz, O zattan gelenleri bizim mevcut anlayışımıza indirger ve hiçbir istifademiz olamaz. İşte bu sebeple teslim olacağımız bu zat gerçekten bize faydalı olur mu ? Doğru kişi midir gibi bir şüphe ile onu incelemeye başlarız ki, bence bu gayet doğal bir davranıştır. Çünkü ebedi hayatımızı etkileyecek bir karar olduğundan dikkat edilmelidir. Nitekim Musa (as) bile, kendinden fazla ilim sahibi olduğunu bildiği Hızır’ ı (as) sorgulamıştır.
İşte bence işin püf noktası burada karşımıza çıkmaktadır. Bizler her ne kadar hatasız, günahsız insan olmayacağını bilsekte, tabi olacağımız zatın kusursuz olmasını bekler ve O’ nu adeta bizim hayalimizdeki Hz. Muhammed (sas) ile kıyaslarız, ne kadar tanıyorsak artık… Oysa hiçbir kimsenin O’ nun gibi olamayacağı bellidir. Veliler ancak O’ ndan bir şubedir denilir. Hz. Muhammed (sas) ResulALLAH’ ın zahiri olduğundan, tüm esmaları/özellikleri tabiri caizse full çekmektedir. En pik noktada İlim, hilm, güzel ahlak, adalet…vb. Ancak mademki biz, batında değil de zahirde bir kişide arıyoruz, o zaman bilmeliyiz ki zahirdeki hiç kimse O’ nun gibi olamayacaktır. Ancak bir yada birkaç yönü ile O’ na benzeyebilecektir. İşte bizim yapmamız gereken, dualarımızın sonucu olarak karşımıza çıkan bu zatları kafamızdaki bazı taslaklarla kıyaslamadan, onların ResulALLAH şubesi olduğu konulardan alabileceğimizi maksimum düzeyde almak olmalı. Onlara her şeyimizle teslim olamıyorsak bile, en azından bizden üstün oldukları yönlerden kavrayabildiğimiz noktalarına teslim olmalıyız, hakikatte teslim olduğumuzun ALLAH olduğunun farkındalığıyla… Kim bilir belki tahmin ettiğimizden daha çok konuda şubedirler…
Yorum Yazmak İstermsiniz ?