Yansımalar’da Kavramlar – Göksel Olaylar Ayetler

Sayın Mehmet DOĞRAMACI’nın ” Yansımalar’da Kavramlar ” çalışmasında bulunan Göksel Olaylar’la ilgili ayetler ve meallerine buradan ulaşabilirsiniz.

GÖKSEL OLAYLAR AYETLER

BAKARA

18-) Summun bukmun umyün fehum la yerciun;

Sağırdırlar (algılamaları kilitlenmiştir), dilsizdirler (hakikati dillendiremezler), kördürler (apaçık hakikati fark edemezler); onlar hakikatlerine dönemezler!

19-) Ev kesayyibin minesSemai fiyhi zulümatun ve ra’dün ve berk, yec’alune esabiahum fiy âzânihim minessava’ıkı hazeral mevt, vAllahu muhıytun Bilkâfiriyn;

Ya da semâdan (gökyüzü-düşünsel boyuttan) inen yağmur (fikirler), zulmet (karanlığın bilinmezliği) gökgürültüsü (doğru-yanlış çatışması) ve şimşek (bir an için akla düşen hakikat bilgisi) içindedirler! Yıldırımlardan ölüm korkusu (hakikatin açığa çıkmasıyla benliklerinin yok olması) düşüncesiyle kulaklarını tıkarlar (hakikat bilgisine kendilerini kapatırlar). Allah, hakikati inkâr edenlerin de varlığını meydana getiren Muhît’tir (ihâta etmektedir).

20-) Yekâdül berku yahtafu ebsarahum küllema edae lehum meşev fiyhi ve izâ azleme aleyhim kamu, ve lev şaAllahu lezehebe bisem’ihim ve ebsarihim, innAllahe alâ külli şey’in kadiyr;

O şimşek (hakikat ışığı) neredeyse göze dayalı müşahedelerini kapsayacak. Onlara her aydınlık geldiğinde, o hakikat ışığıyla birkaç adım ilerler, hakikat ışığı kesilince de içine düştükleri karanlıkta kalakalırlar. Allah dilemiş olsaydı Semî ve Basîr isminin onlarda açığa çıkmasını kısardı. Kesinlikle Allah her şeye Kâdîr’dir.

55-) Ve iz kultüm ya Musa len nu’mine leke hatta nerAllahe cehrah, feehazetkumüssa’ıkatü ve entüm tenzurun;

“Yâ Musa, biz Allah’ı dışarıda, açıkta görmedikçe iman etmeyiz” demiştiniz de; bunun üzerine yıldırım (varlığınızı yok eden hakikat bilgisi) çarpmıştı sizi!

56-) Sümme be’asnakum min ba’di mevtikum le’allekum teşkürun;

Sonra, ölümü (yokluğunuzu-gerçekte yegâne var olanın Vâhid-ül Kahhar olduğu gerçeğini) tatmanızın akabinde, yeni bir anlayışla hayata başlatmıştık sizi, belki bunu değerlendirirsiniz diye.

210-) Hel yenzurune illâ en ye’tiyehumüllahu fiy zulelin minel ğamami vel Melaiketü ve kudıyel emr* ve ilAllahi turceul umur;

Onlar Allah’ın, yanında meleklerle bulutlar içinden gelip, işlerini bitirmesini mi bekliyorlar!.. Her oluş Allah’a döndürülür.

264-) Ya eyyühelleziyne amenu la tubtılu sadekatikum Bil menni vel eza, kelleziy yunfiku malehu riaenNasi ve la yu’minu Billahi vel yevmil ahır* femeselühu kemeseli safvanin aleyhi türabün fe esabehu vabilün feterakehu salda* la yakdirune alâ şey’in mimma kesebu* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;

Ey iman edenler, malını insanlara riya (kendine isim yapmak) için harcayan ve “B” işaret kapsamında Allah’a ve gelecekte yaşanacak sürece iman etmeyen bir kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma veya eziyet etme gibi davranışlarla iptal etmeyin. Bunun misali, üzerinde bir miktar toprak bulunan kaya gibidir. Şiddetli yağmur ona isâbet edince üzerindeki toprağı götürdü ve geride çıplak kaya kaldı. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkârcılar topluluğuna hidâyet etmez.

265-) Ve meselülleziyne yunfikune emvalehumüb tiğae merdatillahi ve tesbiyten min enfüsihim kemeseli cennetin Bi rabvetin esabeha vabilün fe atet üküleha dı’feyn* fe in lem yusıbha vabilün fe tall* vAllahu Bi ma ta’melune Basıyr;

Allah rızasını isteyerek veya enfüslerindeki bir tespitten (Esmâ bileşimlerinin kendilerinde oluşturduğu anlayış ile) mallarını infak edenlerin misaline gelince… Kendisine şiddetli bir yağmur isâbet edip, yemişlerini iki kat vermiş tepedeki bir bahçeye benzer. Ona böyle bol yağmur yerine çiseleyen bir yağmur dahi yeterlidir. Allah yaptıklarınıza Basîr’dir.

NİSA

102-) Ve iza künte fiyhim feekamte lehümüs Salate feltekum taifetün minhüm meake vel ye’huzü eslihatehüm* feiza secedu felyekûnu min veraiküm* velte’ti taifetün uhra lem yusallu fel yusallu meake velye’huzü hızrehüm ve eslihatehüm* veddelleziyne keferu lev tağfülune an eslihatiküm ve emtiatiküm feyemiylune aleyküm meyleten vahıdeten, ve la cünaha aleyküm in kâne Bi küm ezen min metarin ev küntüm merda en tedau eslihateküm* ve huzu hızraküm* innAllahe eadde lil kâfiriyne azaben mühiyna;

(Rasûlüm, korkulu bir durumdayken) onların içlerinde olup da onlara salâtı ikame ettirdiğinde, onlardan bir grup seninle beraber silahları da yanlarında olarak namaza dursun… Secde ettiklerinde (diğerleri) sizin arkanızda (koruyucu) olsunlar… (Sonra) salâtı edâ etmemiş diğer grup gelsin, seninle birlikte salâtı ikame etsin… (Onlar da) tedbirlerini ve silahlarını alsınlar… O hakikat inkârcıları arzu ederler ki, keşke siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gâfil olsanız da, ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan dolayı bir sıkıntı varsa yahut hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda bir mahzur yoktur… (Bununla beraber) tedbirinizi alın… Muhakkak ki Allah, hakikati inkâr edenler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

153-) Yes’elüke ehlül Kitabi en tünezzile aleyhim Kitaben mines Semai fekad seelü Musa ekbere min zâlike fekalu erinAllahe cehreten feehazethümüs saıkatü Bi zulmihim* sümmettehazül ıcle min ba’di ma caethümül beyyinatu fe afevna an zâlik* ve ateyna Musa sultanen mübiyna;

Ehl-i kitap (Yahudiler) senden, kendilerine “Gökten yazılı Kitap” indirmeni istiyorlar… Gerçekten (onlar) bundan daha büyüğünü Musa’dan istediler… “Allah’ı açıktan bize göster” demişlerdi de, zulümleri yüzünden onları yıldırım çarptı… Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra tutup buzağıya tapınmaya başladılar… Bunu da affettik ve Musa’ya apaçık bir kudret verdik.

ARAF

57-) Ve “HU”velleziy yursilurRiyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ, hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahu libeledin meyyitin feenzelna Bihilmae feahrecna Bihi min küllis semerat* kezâlike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun;

“HÛ”, ki rahmetinin önünden rüzgârları müjdeci olarak irsâl eden… Nihayet rüzgârlar ağır bulutları kaldırıp taşırken, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; onunla su inzâl eder ve onunla her türlü semereden (meyve) çıkarırız… İşte (biz), ölüleri böyle çıkarırız… Umulur ki bunun ne anlama geldiğini düşünürsünüz!

58-) Vel beledüt tayyibu yahrucü nebatuhu Bi izni Rabbihi, velleziy habüse la yahrucü illâ nekida* kezâlike nusarrifül ayati likavmin yeşkürun;

Tayyib beldenin nebatı (o beldenin) Rabbinin izni ile (Bi-izni RabbiHİ) çıkar… Habisten ise, faydasız olandan başkası çıkmaz… İşte böyle, değerlendiren bir kavim için işaretleri evirip çevirip anlatıyoruz.

84-) Ve emtarna aleyhim metara* fenzur keyfe kâne akıbetül mücrimiyn;

Onların üzerine azabı bir yağmur gibi yağdırdık (volkan patlaması olduğu rivayet edilir)! Bir bak, suçluların sonu nasıl oldu!

160-) Ve katta’na hümüsnetey aşrete esbatan ümema* ve evhayna ila Musa izisteskahü kavmühu enıdrib Bi asakel hacer* fenbeceset minhüsneta aşrete ayna* kad alime küllü ünasin meşrabehüm* ve zallelna aleyhimül ğamame ve enzelna aleyhimül menne vesselva* külu min tayyibati ma razaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;

Biz onları on iki gruba, (on iki) topluluğa ayırdık… Halkı ondan su istediklerinde Musa’ya: “Asa olarak (kendindeki kuvvelerle asanı bütünleştirmiş olarak) taşa vur” diye vahyettik… Ondan on iki kaynak fışkırdı… Her grup kendi meşrebini (içeceği yeri) hakikaten bildi… Bulutu üzerlerine gölge yaptık ve kudret helvası ve bıldırcın inzâl ettik… (Dedik): “Sizi rızıklandırdığımız temiz pak şeyleri yeyin”… Onlar bize zulmetmediler, nefslerine zulmetmekteydiler.

ENFAL

11-) İz yüğaşşiykümünnüase emeneten minhü ve yünezzilü aleyküm mines Semai maen liyutahhireküm Bihi ve yüzhibe anküm riczeşşeytani ve li yarbita alâ kulubiküm ve yüsebbite Bihil akdam;

Hani O, kendinden bir sükûn ve güven hâli oluşturuyordu; sizi onunla (nefsanî duygulardan) arındırmak, sizden şeytanın pisliğini (korku, evham) gidermek, şuurunuzdaki Hak müşahedesini kuvvetlendirmek ve ayakları(nızı) (bu ilimle) sâbit tutmak için de üzerinize semâdan bir su inzâl ediyordu (SU, ilmî marifet; kesinlikle Allah muradı neyse onun yerine geleceğine, yakîn hâline işaret eder). (Bu âyet benzetme yollu anlatımın örneğidir. Zira olay sırasında gökten yağan su-yağmur, ayakları yere bağlamaz veya şeytanın dürtüsünü temizlemez realitesi. Kurân’daki pek çok âyetin hangi bakışla değerlendirilmesi gerektiğine de bir örnektir.)

HUD

44-) Ve kıyle ya Ardubleıy maeki ve ya Semau akliıy ve ğıydalmau ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu’den lil kavmiz zâlimiyn;

“Ey yeryüzü, suyunu yut! Ey semâ, (yağmurunu) kes” denildi… Su çekildi… Hüküm yerine geldi… (Gemi) Cudi’de (yüksek bir dağda) yerini aldı… “Zâlimler kavmine uzaklık olsun” denildi.

RA’D

12-) “HU”velleziy yüriykümül berka havfen ve tamean ve yünşiüssehabessikal;

“HÛ”, ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden… (”Size korku ve ümit…” diye başlayan bu ve sonraki âyetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli hâlleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A.H.)

13-) Ve yüsebbihur ra’dü Bi hamdihi vel melaiketü min hıyfetihi, ve yursilussavaıka feyusıybu Biha men yeşau ve hüm yücadilune fiyllah* ve HUve şediydül mihal;

Ra’d (gök gürültüsü-İnsan-ı Kâmil’in düşünsel boyutta keşfettikleri {salsal-i ceres, Abdülkerim Ceylî, İnsan-ı Kâmil}) O’nun Hamdı olarak tespih eder; Melekler (kâinatta-insanda mevcut kuvveler) ise O’nun hükümranlığı altında (tespih eder-kulluklarını yerine getirir)… Onlar, Allah hakkında (benlikten kaynaklanan fikirle) mücadele edip dururlarken; (O) yıldırımları (hakikati bilgisinin çarpmasını) irsâl eder de, onlarla, dilediğine bunu yaşatır! O, Şedîd ül Mıhal’dır (şiddetle uygulanan Sünnetullah sistemi vardır; değiştirilmesi müdahale edilmesi mümkün olmayan).

NUR

40-) Ev kezulümatin fiy bahrin lücciyyin yağşahü mevcün min fevkıhi mevcün min fevkıhi sehab* zulümatün ba’duha fevka ba’d* iza ahrece yedehu lem yeked yeraha* ve men lem yec’alillahu lehu nuren fema lehu min nur;

Yahut (onun yaşantısının getirisi), derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, onun üstüne de başka bir dalga (onu bürür), bu ikinci dalganın üstünde de bulutlar! Birbirinin üstünde karanlıklar! (İçinde bulunan) elini dışarı çıkarsa, neredeyse onu göremez… Allah kimde nûr (ilim) oluşturmamışsa (artık) onun nûru (ilmi) olmaz!

41-) Elem tera ennAllahe yüsebbihu leHU men fiysSemavati vel Ardı vet tayru saffat* küllün kad alime salâtehu ve tesbiyhah* vAllahu Aliymun Bima yef’alun;

Görmedin mi ki, semâlarda ve arzda ne varsa ve saf saf kuşlar, Allah’ı tespih eder (kulluk işlevini yerine getirmek suretiyle)… Her biri kendi salâtını (hakikati olan Esmâ bileşiminin gereğini yaşaması) ve kendi tespihini (salâtının sonucu olan işlevi) gerçekten bilmiştir… Allah yaptıklarını (Esmâ’sıyla hakikati olarak) Alîm’dir.

42-) Ve Lillahi Mülküs Semavati vel Ard* ve ilellahil masıyr;

Semâların ve arzın varlığı (dilediği mânâları seyretmek için onları ilminde vareden) Allah içindir ve dönüş Allah’adır!

43-) Elem tera ennAllahe yüzciy sehaben sümme yüellifü beynehu sümme yec’aluhu rukâmen feteral vedka yahrucü min hılalih* ve yünezzilu mines Semai min cibalin fiyha min beradin feyusıybü Bihi men yeşau ve yasrifuhu an men yeşa’* yekâdü sena berkıhi yezhebü bil ebsar;

Görmedin mi ki Allah bulutları (fikirler) sürüyor, sonra aralarını birleştiriyor (onları hikmetle bütünleştirip), sonra üst üste yığıyor (sistem ve düzen)! Böylece yağmurun (rahmetin) onların aralarından çıktığını görürsün… Semâdan, dağlar misali bulutlardan (rahmet kaynağından) dolu (hakikat ilmi sağanağı) boşanır… Onu dilediği kimseye isâbet ettirir, dilediği kimseden de çevirir! Onun şimşeğinin (tecelli-i zât’ı berkî = anlık şuurda parlayan zâta dönük hakikat müşahedesi) şiddetli parıltısı neredeyse görülesileri görülmez eder!

FURKAN

25-) Ve yevme teşakkakus Semau bil ğamami ve nüzzilel Melaiketü tenziyla;

(O süreç) semânın (bilincin) bulutlar (hakikati kavratan rahmet) ile yarıldığı ve melekî kuvvelerin (Esmâ hakikatlerinin) peş peşe açığa çıktığı süreçtir!

40-) Ve lekad etev alel karyetilletiy ümtırat metares sev’* efelem yekûnu yeravneha* bel kânu la yercune nüşura;

Andolsun ki belâ yağmuruna tutulmuş o şehre (Lût kavminin helâk olduğu yere) uğradılar… Acaba onu görmediler mi? Hayır! Onlar ölüm sonrasında dirilişi, aslına dönüşü ummuyorlardı!

48-) Ve “HU”velleziy erselerriyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ, ve enzelna mines Semai maen tahura;

“HÛ” ki… Rahmetinin (yağmur) önünde müjdeciler olarak rüzgârları irsâl etti… Biz, semâdan tertemiz bir su inzâl ettik.

ŞUARA

173-) Ve emtarna aleyhim metaren, fesae metarul münzeriyn;

Onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!

NEML

58-) Ve emtarna aleyhim metaren, fesae metarul münzeriyn;

Ve onların üzerine bir yağmur da yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!

88-) Ve teral cibale tahsebüha camideten ve hiye temürru merres sehab* sun’Allahilleziy etkane külle şey’* inneHU Habiyrun Bima tef’alun;

Dağları (organları) görür de, onları sâbit-değişmez sanırsın; onlar bulutların (fikirlerin) geçip gittiği gibi, geçip gider (çeşitli anlayışlara dönüştüğü) hâlde… (Bu nefh-i sur ve o sürece mahsus oluşlar) Allah’ın sanatıdır ki, her şeyi yaşanası değişmez gerçeklik (muhkem) yapmıştır… Muhakkak ki O, yaptıklarınızı (onların yaratanı) Habîr’dir.

FUSSİLET

13-) Fein a’redu fekul enzertüküm saıkaten misle saıkati ‘Adin ve Semud;

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Sizi, Ad ve Semud’un yıldırımı benzeri bir yıldırım ile uyarıyorum!”

17-) Ve emma Semudü fehedeynahüm festehabbül ‘ama alelhüda feehazethüm saıkatül azâbilhuni Bima kânu yeksibun;

Semud’a (Sâlih’in halkına) gelince, biz onlara hidâyet ettik de onlar âmâlığı (körlüğü) sevip, hüdaya (hakikate) tercih ettiler… Bu hâlleri yüzünden kazandıkları ile horlayıcı-alçaltıcı azabın yıldırımı kendilerini yakaladı.

ZARİYAT

44-) Fe atev an emri Rabbihim feehazethümus saıkatu ve hüm yenzurun;

Rablerinin emrine itaattan çıktılar! Bunun üzerine onlar bakıp dururlarken kendilerini yıldırım yakalayıverdi.

ŞURA

28-) Ve “HU”velleziy yünezzilül ğayse min ba’di ma kanetu ve yenşuru rahmeteHU, ve “HU”vel Veliyyül Hamiyd;

O, onlar (kulları) ümit kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır… O, Velî’dir, Hamîd’dir.

RUM

24-) Ve min ayatiHİ yüriykümül berka havfen ve tamean ve yünezzilu minesSemai maen feyuhyiy Bihil Arda ba’de mevtiha* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin ya’kılun;

O’nun işaretlerindendir ki, korku ve umutlanmanız için size şimşeği (hakikat fikrini şimşek çakması gibi bir an hissettirir) gösterir… Semâdan (şuurunuzdan) bir su (ilim) inzâl eder de onun (ilim) ile ölümünden sonra (hakikati yaşamazken) arzı (kendini beden kabullenmiş bilinci) diriltir… Muhakkak ki bunda aklını kullanabilen bir topluluk için elbette işaretler-dersler vardır.

48-) Allahulleziy yursilurriyaha fetüsiyru sehaben feyebsütuhu fiys Semai keyfe yeşau ve yec’alühu kisefen feteral vedka yahrucü min hılalih* feiza esabe Bihi men yeşau min ıbadiHİ iza hüm yestebşirun;

Allah’tır ki, rüzgârları (ilham yollu fikirleri) irsâl eder de bulutları (veri tabanındaki düşünceleri) sürer; onu (o düşünceleri) nasıl isterse öylece semâda (bilinçte) yayar ve onu parça parça kılar (analizler yaptırır); böylece yağmurun (keşfedilen ilmin) onun aralarından çıktığını görürsün… Onu kullarından dilediğine isâbet ettirince, bir de bakarsın ki onlar müjde edilen ile neşelenip seviniyorlar.

49-) Ve in kânu min kabli en yünezzele aleyhim min kablihi le müblisiyn;

Hâlbuki bundan önce, kendilerine (yağmur-ilim) indirilmeden önce elbette mublisîndiler (hakikatle bâtılı birbirine karıştırıp, ayrımını yapamayan).

LUKMAN

32-) Ve iza ğaşiyehüm mevcün kezzuleli deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* felemma neccahüm ilel berri feminhüm muktesıd* ve ma yechadü Bi ayatiNA illâ küllü hattarin kefur;

Onları kara bulutlar gibi bir dalga kapladığında, inançlarını sadece O’na hâlis kılarak Allah’a dua ederler… Onları karaya (çıkarıp) kurtardığımızda, onlardan bazısı orta yolu tutar. İşaretlerimizi çok gaddar ve çok nankör olandan başkası bile bile inkâr etmez.

34-) İnnAllahe ındeHU ılmüs saati, ve yünezzilül ğays* ve ya’lemu ma fiyl’ erham* ve ma tedriy nefsün ma zâ teksibü ğada* ve ma tedriy nefsün Bi eyyi Ardın temut* innAllahe Aliymun Habiyr;

Muhakkak ki o saatin (ölümün) ilmi Allah indîndedir; yağmuru indirir; rahimlerde olanı bilir; hiçbir nefs yarının ne getireceğini bilmez; hiçbir nefs nerede öleceğini de bilmez! Muhakkak ki Allah, Alîm’dir, Habîr’dir.

FATIR

9-) VAllahulleziy erseler riyaha fetüsiyru sehaben fesuknahu ila beledin meyyitin feahyeyna Bihil Arda ba’de mevtiha* kezâliken nüşur;

Allah ki, rüzgârları (rahmanî ilmi) irsâl etti de bulutları (beşerî duygu ve kabullerin şuurda oluşturduğu kara bulutları) sürüyor… Sonra onu (rahmanî ilmi) ölü bir beldeye (bilince) sevk ettik de onunla o arzı (bedeni) ölüyken dirilttik! Nüşur (aslına dönüş) böylecedir!

AHKAF

24-) Felemma raevhü aridan müstakbile evdiyetihim kalu hazâ aridun mümtıruna* bel huve mesta’celtüm Bih* riyhun fiyha azâbün eliym;

Ne vakit onu (tehdit olundukları azabı) vadilerine yönelmiş geniş bir bulut olarak gördüler, dediler ki: “Bu bize yağmur indirecek bir buluttur.” Hayır, o kendisini acele istediğinizdir! (O) içinde feci bir azap olan rüzgârdır.

MUHAMMED

16-) Ve minhüm men yestemiu ileyk* hatta iza harecu min ındike kalu lilleziyne utül ılme mazâ kale anifa* ülaikelleziyne tabeAllahu alâ kulubihim vettebeu ehvaehüm;

Onlardan kimi de (gelip) seni dinler… Nihayet senin yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara dediler ki: “Az önce ne dedi?” (Anlatılan, taşa yağmış yağmur misali akıp gitti. A.H.)… İşte bunlar Allah’ın kalplerini tab’ettiği (şuurlarını örttüğü-bilinçlerini kilitlediği); sonu boş arzu ve heveslerine tâbi olmuş kimselerdir.

HADİD

20-) I’lemu ennemelhayatuddünya le’ıbun ve lehvun ve ziynetün ve tefahurun beyneküm ve tekasürun fiyl’emvali vel’evlad* kemeseli ğaysin a’cebelküffare nebatuhu sümme yehıycü feterahu musferren sümme yekûnu hutama* ve fiyl’ahıreti ‘azâbün şediydun ve mağfiretun minAllahi ve rıdvan* ve melhayatüddünya illâ meta’ulğurur;

İyi bilin ki dünya hayatı sadece bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür; aranızda bir büyüklenme ve mallarda ve evlatta çoğalma yarışıdır! (Bunlar) şu misaldeki gibidir: Yağmurun yeşerttiği ekinle mutlu olurlar ama sonra bakarsın ki o yeşillikler kurur, sararır ve toprak olur hepsi! Sonsuz gelecek yaşamda ise ya şiddetli bir azap veya Allah’tan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayatı nesneleri, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.

TUR

43-) Em lehüm ilahun ğayrullah* subhanAllahi amma yüşrikûn;

Yoksa onların Allah’ın gayrı tanrıları mı var? Subhan’dır Allah, ortak koştuklarından!

44-) Ve in yerav kisfen mines Semai sakıtan yekulu sehabün merkum;

Eğer semâdan düşen bir parça görseler: “Üst üste yığılmış bulutlar” derler.

45-) Fezerhüm hatta yulaku yevmehümülleziy fiyhi yus’akun;

Bırak onları, dehşeti yaşayacakları (ölüm) günlerine kavuşuncaya kadar!

46-) Yevme la yuğniy anhüm keydühüm şey’en ve la hüm yunsarun;

O gün ne tuzakları onlardan bir şey defeder ve ne de onlara yardım eden olur!

VAKIA

68-) Eferaeytümül maelleziy teşrebun;

İçmekte olduğunuz o suyu gördünüz mü?

69-) Eentüm enzeltümuhu minelmüzni em nahnül münzilun;

Onu beyaz bulutlardan siz mi inzâl ettiniz yoksa inzâl ediciler biz miyiz?

70-) Lev neşau cealnahu ücacen felevla teşkürun;

Eğer dileseydik onu acı (bir su) kılardık… Şükretmeniz gerekmez mi?

NEBE

14-) Ve enzelna minelmu’sırati maen seccaca;

Yağmur bulutlarından şarıl şarıl bir su inzâl ettik.

15-) Linuhrice Bihi habben ve nebata;

Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.

KIYAMET

6-) Yes’elu eyyane yevmulkıyameti;

“Kıyamet süreci (ölüm sürecinde yaşanacaklar) ne zamanmış?” diye sorar.

7-) Feiza berikalbesar;

Gözünde şimşek çaktığında,

8-) Ve hasefelKamer;

Ay tutulduğunda,

9-) Ve cumi’aşŞemsu velKamer;

Güneş ve Ay bir araya geldiğinde!

10-) Yekulul’İnsanu yevmeizin eynelmeferr;

O süreçte insan: “Nereye kaçabiliriz?” der!

11-) Kella la vezere;

Hayır, (dışarıda) sığınak yoktur!

12-) İla Rabbike yevmeizinil müstekarr;

O süreçte (her birimin kendi) karargâhı Rabbinedir!

13-) Yunebbeul’İnsanu yevmeizin Bima kaddeme ve ahhar;

O süreçte insanda, takdim ettiği (önceden gönderdiği) ve tehir ettiği (sonraya bıraktığı, yapmadığı) şeylerin bilgisi açığa çıkarılır.

ĞAŞİYE

17-) Efela yenzurune ilel’İbilli keyfe hulikat;

Bakmıyorlar mı el-İbil’e (yağmur yüklü bulutlara) nasıl yaratılmış?

18-) Ve ilesSemai keyfe rufi’at;

(Bakmıyorlar mı) semâya, nasıl ref’olunmuş (nasıl uzay oluşmuş)!

19-) Ve ilelcibali keyfe nusıbet;

(Bakmıyorlar mı) dağlara, nasıl yerleştirilmiş!

20-) Ve ilel’Ardı keyfe sutihat;

(Bakmıyorlar mı) arza, nasıl döşenmiş!

1 Yorum için “Yansımalar’da Kavramlar – Göksel Olaylar Ayetler”

  1. [...] Göksel Olaylar Ayetleri | Rüzgar Ayetleri | Tevekkül Ayetleri [...]

Yorum Yazmak İstermsiniz ?

Kullanabileceğiniz XHTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>