Yansımalarda Kavramlar – 3 – İhsan

İHSAN-MUHSİN

A- ÖN OKUMA

1- AYETLER (38 ayette muhsin geçiyor. Bazı ayetlerde bir evveli bir sonrası da alındı)


BAKARA

57-) Ve zallelna aleykumulğamame ve enzelna aleykumulmenne vesselva, külu min tayyibati ma rezaknakum ve ma zalemuna ve lâkin kanu enfüsehum yazlimun;
Ve sizi (yakıcı hakikatten perdeleyen ve beşeriyetinizin idâmesini sağlayan) bulutla gölgeledik; üzerinize menn (varlığınızı oluşturan Allah Esmâ’sındaki kudret kuvvesi) ve selva (manevî âleminizi hissetme duygusu) inzâl ettik (hakikatinizden şuurunuza)… “Rızık olarak verdiğimiz temiz şeyleri yeyin”, dedik. Onlar (hakikat bilgisini değerlendirmeyerek) bize zulmetmediler, kendi nefslerine zulmettiler! (Burada âyetin bir bâtın yorumuna yer verilmiştir zâhir anlamı yanı sıra. A.H.)

58-) Ve iz kulnedhulu hazihilkaryete fekülu minha haysü şi’tüm rağaden vedhulülbabe sücceden ve kulu hıttatün nağfir lekum hatayakum* ve senezidülmuhsiniyn;
Hani şunu demiştik onlara: “Şu karyeye (boyuta) girin ve orada dilediğiniz şekilde (o boyutun nimetlerini) yeyin… Kapısından da secde ederek (varlığınızın yokluğunu, yalnızca Allah Esmâ’sının var olduğunu itiraf ederek) girin ve (benlik hissinizden dolayı) mağfiret dileyin… Ki (benliğinizin oluşturduğu) hatalarınızı mağfiret edelim. Kendisine bağışlananları başkalarıyla karşılıksız paylaşanlara (muhsinlere) daha da arttıracağız.”

111-) Ve kalu len yedhulel cennete illâ men kâne huden ev nesara* tilke emaniyyühum* kul hatu bürhanekum in kuntum sadikıyn;
Dediler ki: “Yahudi veya Hristiyan olanlardan başkası cennete girmeyecek!”… Bu onların kuruntularıdır! De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi koyun ortaya!”…

112-) Bela men esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun felehu ecruhu ‘ınde Rabbihi, ve la havfün aleyhim ve la hum yahzenun;
Hayır (olay onların kuruntuladığı gibi değil)!.. Kim (vechinin) hakikatinin Allah (Esmâ’sının açığa çıkışı) için olduğunu hissederse, işte onun mükâfatı Rabbindendir (hakikatindendir). Onlara ne korku vardır ne de hüzün verecek bir şey!

195-) Ve enfiku fiy sebiylillahi ve la tülku Bi eydiykum ilet tehlüketi ve ahsinu* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;
Fiysebilillah (Allah’a ermek için) karşılıksız bağışlayın ve (cimrilik yaparak) kendi kendinizi mahvetmeyin… Muhakkak Allah ihsan edicileri sever.

236-) La cünaha aleykum in tallaktümün nisae ma lem temessuhünne ev tefridu lehünne feriydaten, ve mettiu’hünn* alel musiı kaderuhu ve alel muktiri kaderuh* metaan Bil ma’ruf* Hakkan alel muhsiniyn;
Eğer kendileriyle yatmadan veya mehr tespit etmeden önce boşarsanız size bir suç yoktur. Onları faydalandırın. İmkânları geniş olan, kapasitesince, imkânları dar olan da kendi ölçüsünde örfte olduğu üzere faydalandırmalıdır (boşanan eşlerini). İhsan ediciler üzerine bir görevdir bu.

AL-İ İMRAN

134-) Elleziyne yünfikune fiys serrai ved darrai vel kazımiynel ğayza vel afiyne aninNas* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
Onlar ki, bollukta ve darlıkta Allah için karşılıksız bağışta bulunurlar, kızdıklarında öfkelerini kontrol ederler, insanların kusurlarını affederler. Allah ihsan edenleri sever.

148-) Featahumullahu sevabeddünya ve husne seva Bil’ ahireti, vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
Allah da onlara hem dünya sevabını verdi hem de sonsuz gelecek sürecinin en güzel sevabını verdi. Allah ihsan edenleri sever.

NISA

125-) Ve men ahsenü diynen mimmen esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun vettebea millete İbrahiyme haniyfa* vettehazAllahu İbrahiyme haliyla;
Muhsin olarak (varlığının Allah Esmâ’sının açığa çıkışıyla yaratıldığının idrakı içinde) vechinin, Allah için olduğunun teslimiyetinde olan ve hanîf olarak (tanrı kavramı olmayan-yalnızca Allah’a kulluk edilmekte olduğunun bilincinde) İbrahim milletine tâbi olanın din anlayışından daha güzeli ne olabilir ki! Allah, İbrahim’i Halîl edindi. (Ona “Hullet makamı” yaşamı ihsan etti. Bu konuda ek bilgi: El İnsan-ı Kâmil, Abdülkerim Ceylî, Abdülaziz Mecdi Tolun çevirisi. A.H.)

MAİDE

13-) Fe Bi ma nakdıhim miysakahüm leannahüm ve cealna kulubehüm kasiyeten, yuharrifunel kelime an mevadııhı ve nesu hazzan mimma zükkiru Bihi, ve la tezalu tattaliu alâ hainetin minhüm illâ kaliylen minhüm fa’fü anhüm vasfah* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;
Ahdlerini bozmaları ile onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık (anlayışlarını kilitledik)! Kelimelerdeki mânâları asıl anlamlarından saptırırlar. Uyarıldıkları hakikatlerden haz almayı unuttular… Pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün… Onları affet, aldırma! Muhakkak ki Allah ihsan sahiplerini sever.

85-) Fe esabehümullahu Bi ma kalu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlike cezaül muhsiniyn;
Böyle düşünmeleri nedeniyle, Allah onları içinde ebedî kalacakları, altlarından nehirler akan cennetler ile mükâfatlandırdı… İşte budur muhsinlerin cezası! (ihsanın cezası=karşılığı=getirisi=sonucu, ihsandır.)

93-) Leyse alelleziyne amenu ve amilus salihati cünahun fiyma taımu iza mettekav ve amenu ve amilus salihati sümmettekav ve amenu sümmettekav ve ahsenu* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
İman edip imanının gerektirdiği fiilleri ortaya koyanlar, korunmaya devam ederlerse (bir üst mertebede) imana ulaşıp, o imanın gereği çalışmalar yaparlar… Sonra bu anlayışa göre korunarak daha üst mertebede iman anlayışına kavuşurlar… O anlayışla imanlarının sonucu olarak da ona göre korunmaya başlarlar… Bundan sonra, ulaştıkları bu anlayışa göre korunmaya devam etmeleri, onları ihsana (Müşahede mertebesine) erdirir… İhsan mertebesine erdikten sonra, geçmişte (bilmeyerek) yediklerinin bir mahzuru yoktur artık! Allah muhsinleri sever.

ENAM

84-) Ve vehebna lehu İshaka ve Ya’kub* küllen hedeyna* ve Nuhan hedeyna min kablü ve min zürriyyetihi Davude ve Süleymane ve Eyyube ve Yusufe ve Musa ve Harun* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
Biz O’na (İbrahim’e) İshak’ı ve Yakup’u bağışladık… Hepsine hidâyet ettik (hakikati bildirdik). Daha önce Nuh’a ve Onun zürriyetinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da hidâyet etmiştik… Muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.

ARAF

56-) Ve la tüfsidu fiyl Ardı ba’de ıslahıha ved’uhu havfen ve tame’an, inne rahmetAllahi kariybun minel muhsiniyn;
Düzene sokulduktan sonra arzda bozgunculuk yapmayın… Korkarak ve icabet edeceğine inanarak O’na dua edin! Muhakkak ki Allah Rahmeti muhsinlerden yakındır.

160-) Ve katta’na hümüsnetey aşrete esbatan ümema* ve evhayna ila Musa izisteskahü kavmühu enıdrib Bi asakel hacer* fenbeceset minhüsneta aşrete ayna* kad alime küllü ünasin meşrabehüm* ve zallelna aleyhimül ğamame ve enzelna aleyhimül menne vesselva* külu min tayyibati ma razaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Biz onları on iki gruba, (on iki) topluluğa ayırdık… Halkı ondan su istediklerinde Musa’ya: “Asa olarak (kendindeki kuvvelerle asanı bütünleştirmiş olarak) taşa vur” diye vahyettik… Ondan on iki kaynak fışkırdı… Her grup kendi meşrebini (içeceği yeri) hakikaten bildi… Bulutu üzerlerine gölge yaptık ve kudret helvası ve bıldırcın inzâl ettik… (Dedik): “Sizi rızıklandırdığımız temiz pak şeyleri yeyin”… Onlar bize zulmetmediler, nefslerine zulmetmekteydiler.

161-) Ve iz kıyle lehümüskünu hazihil karyete ve külu minha haysü şi’tüm ve kulu hıttatün vedhulül babe sücceden nağfir leküm hatıy’atiküm* seneziydül muhsiniyn;
Hani onlara: “Şu şehirde yerleşin… Ondan istediğiniz yerden yeyin. ‘Mağfiret et’, deyin ve kapısından secdenin anlamını yaşayarak girin ki, hatalarınızı sizin için mağfiret edelim… Muhsinlere daha da ziyade edeceğiz” denildi.

TEVBE

91-) Leyse aled duafai ve la alel merda ve la alelleziyne la yecidune ma yünfikune harecün iza nasahu Lillahi ve ResuliHİ, ma alel muhsiniyne min sebiyl* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Allah ve Rasûlüne içtenlikle durumlarını açan malî yetersizlik içinde olanlara, hastalara ve bu yolda bağışlayacak bir şeyi bulamayanlara (sefere çıkmadıkları için), bir vebal yoktur… İyilik yapmak için yaşayanların kınanması söz konusu değildir. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

120-) Ma kâne li ehlil Mediyneti ve men havlehüm minel a’rabi en yetehallefu an Resulillahi ve la yerğabu Bi enfüsihim an nefsih* zâlike Bi ennehüm la yusıybuhüm zameün ve la nesabün ve la mahmesatün fiy sebiylillâhi ve la yetaune mevtıen yağıyzul küffare ve la yenalune min adüvvin neylen illâ kütibe lehüm Bihi amelün salih* innAllahe la yudıy’u ecrel muhsiniyn;
Gerek Medine halkına gerekse çevresindeki Bedevîlere, Allah Rasûlünden geri kalmaları ve kendi nefslerini O’nun nefsine tercih etmeleri yakışmaz! Onların Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa maruz kalmaları, hakikat bilgisini inkâr edenleri öfkelendirecek yerlere yerleşmeleri, düşmana karşı bir zafer kazanmaları; kendilerine imanın gereği fiiller olarak yazılmıştır! Muhakkak ki Allah muhsinleri mükâfatsız bırakmaz.

HUD

115-) Vasbir feinnAllahe la yudıy’u ecrel muhsiniyn;
Sabret… Muhakkak ki Allah ihsan sahiplerinin mükâfatını zayi etmez.

YUSUF

22-) Ve lemma beleğa eşüddehu ateynahü hükmen ve ılma* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
(Yusuf) aklını kullanacak yaşa erdiğinde, Ona hüküm ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.

36-) Ve dehale meahüssicne feteyan* kale ehadühüma inniy eraniy a’sıru hamra* ve kalel aharu inniy eraniy ahmilü fevka ra’siy hubzen te’külüt tayru minh* nebbi’na Bi te’viylih* inna nerake minel muhsiniyn;
Zindana Onunla (Yusuf ile) beraber iki de delikanlı konmuştu… Onlardan biri dedi ki: “(Rüyamda) gördüm ki, şarap yapmak için üzüm sıkıyordum”… Öbürü de dedi ki: “Ben de (rüyamda) gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar da ondan yiyor”… “Bunların işaret ettiği hakikatleri bize haber ver… Doğrusu biz seni muhsinlerden görüyoruz.”

56-) Ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard* yetebevveü minha haysü yeşa’* nusıybu Bi rahmetina men neşau ve la nudıy’u ecrel muhsiniyn;
İşte böylece o ülkede (Mısır’da) Yusuf’u yerleştirdik… Orada dilediği yerde dolaşır, konaklardı… Rahmetimizi dilediğimizde açığa çıkartırız… İhsan edicilerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız.

77-) Kalu in yesrık fekad sereka ehun lehu min kabl* feeserreha Yusufu fiy nefsihi ve lem yübdiha lehüm kale entüm şerrün mekâna* vAllahu a’lemü Bima tasıfun;
(Kardeşler) dediler ki: “Eğer o çaldı ise, daha önce onun kardeşi de çalmıştı!”… Yusuf bu (iftirayı) içine attı ve onlara bunu hiç belli etmedi: “Şimdi siz çok kötü bir konumdasınız… Kimi neyle tanımladığınızın içyüzünü Allah daha iyi bilir” dedi.

78-) Kalu ya eyyühel aziyzu inne lehu eben şeyhan kebiyran fehuz ehadena mekaneh* inna nerake minel muhsiniyn;
(Kardeşler) dediler ki: “Ey Azîz… Muhakkak ki onun çok yaşlı bir babası var… Onun yerine bizden birini al… Doğrusu senin çok iyi bir insan olduğunu görüyoruz.”

90-) Kalu einneke leente Yusuf* kale ene Yusufu ve hazâ ehıy* kad mennAllahu aleyna* innehu men yettekı ve yasbir feinnAllahe la yudıy’u ecrel muhsiniyn;
(Kardeşler) dediler ki: “Aa! Sen, evet sen gerçekten Yusuf’sun?”… (Yusuf) dedi ki: “Ben Yusuf’um ve bu da kardeşimdir… Gerçekten Allah bize lütfu ihsanda bulundu… Zira kim korunur ve sabreder ise, muhakkak ki Allah iyilik yapanların karşılığını boşa çıkarmaz.”

NAHL

128-) İnnAllahe mealleziynet tekav velleziyne hüm muhsinun;
Kesinlikle Allah korunanlar ve muhsinlerle (Allah için yaşamakta olduğunun farkındalığında olanlarla) beraberdir.

HAC

37-) Len yenalellahe lühumüha ve la dimauha ve lâkin yenalühüt takva minküm* kezâlike sahhareha leküm litükebbirullahe alâ ma hedaküm* ve beşşiril muhsiniyn;
Onların etleri de kanları da Allah’a asla erişmez; fakat sizden O’na takva (itaatle elde edilecek yararlar) ulaşır… İşte böylece (Allah) onları size boyun eğdirdi ki; size hakikati fark ettirdiği kadarıyla Allah’ı tekbir edesiniz… Muhsinleri müjdele!

KASAS

14-) Ve lemma beleğa eşüddehu vesteva ateynahu hükmen ve ılma* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
(Musa) olgunluğa erişip (33 yaş) daha sonra da (olgunluğun getirisi olan, olayları hakkıyla değerlendirme) yaşına eriştiğinde (40 yaş) Ona hüküm ve ilim verdik… Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.

ANKEBUT

69-) Velleziyne cahedu fiyna lenehdiyennehüm sübüleNA* ve innAllahe lemeal muhsiniyn;
Biz’e (ermek için nefsine karşı) savaş verenlere gelince, elbette onları yollarımıza ulaştıracağız… Kesinlikle Allah, yakîn ehliyle (ihsan sahibi {Allah’a görüyormuşçasına yönelen}) elbette beraberdir! (Mâiyet sırrı.)

LUKMAN

1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliif, Lâââm, Miiim.

2-) Tilke ayatul Kitabil Hakiym;
İşte bunlar Kitab-ı Hakîm’in (o hikmetli BİLGİ’nin) işaretleridir.

3-) Hüden ve rahmeten lil muhsiniyn;
Görüyormuşçasına Allah’a yönelenler (ihsan sahipleri) için hakikate erdirici ve rahmet olarak.

4-) Elleziyne yukıymunes Salâte ve yü’tunez Zekâte ve hüm bil ahireti hüm yukınun;
Onlar ki, salâtı ikame ederler ve zekâtı verirler; onlar sonsuz geleceklerine ikân sahipleridir.

5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül müflihun;
İşte onlar Rablerinden gelen hakikat bilgisi üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

22-) Ve men yüslim vechehu ilellahi ve huve muhsinün fekadistemseke bil urvetil vüska* ve ilellahi akıbetül’ ümur;
Kim muhsin olarak vechini (şuurunu) Allah’a teslim ederse, gerçekten en sağlam kulpa tutunmuş olur… İşlerin sonu Allah’adır!

AHZAB

28-) Ya eyyühen Nebiyü kul li ezvacike in küntünne türidnel hayated dünya ve ziyneteha fetealeyne ümettı’künne ve üserrıhkünne serahan cemiyla;
Ey Nebi… Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun zinetini diliyorsanız, gelin size boşanma bedeli vereyim ve sizi güzel bir şekilde serbest bırakayım.”

29-) Ve in küntünne türidnAllahe ve RasûleHU veddarel’ ahırete feinnAllahe eadde lilmuhsinati minkünne ecren azıyma;
“Yok eğer Allah’ı, Rasûlü’nü ve sonsuz gelecek yurdunu diliyorsanız, muhakkak ki Allah sizden, muhsin kadınlar (görürcesine Allah’a yönelmişler) için çok büyük bedel hazırlamıştır.”

SAFFAT

79-) Selâmun alâ Nuhın fiyl alemiyn;
İnsanlar arasında Nuh’a Selâm olsun.

80-) İnna kezâlike neczil muhsiniyn;
Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak’tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız!

104-) Ve nadeynahu en ya İbrahiym;
Biz Ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.

105-) Kad saddakterrü’ya* inna kezâlike neczil muhsiniyn;
“Gerçekten rüyanı doğruladın… Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak’tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız.”

109-) Selâmun alâ İbrahiym;
Selâm olsun İbrahim’e.

110-) Kezâlike neczil muhsiniyn;
Muhsinleri (Allah’a görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız.

112-) Ve beşşernahu Bi İshaka Nebîyen minas salihıyn;
Ona, sâlihlerden bir Nebi olarak İshak’ı müjdeledik.

113-) Ve barekna aleyhi ve alâ İshak* ve min zürriyyetihima muhsinun ve zâlimun li nefsihi mübiyn;
Onun üzerine de İshak’ın üzerine de bereket lütfettik… O ikisinin neslinden muhsin de var, kendi nefsine apaçık zulmeden de var.

120-) Selâmun alâ Musa ve Harun;
Musa ve Harun’a Selâm olsun!

121-) İnna kezâlike neczil muhsiniyn;
Doğrusu biz, muhsinleri (Allah’a görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız!

130-) Selâmun alâ İlyasiyn;
Selâm olsun İlYâsîn yolundan gidenlere!

131-) İnna kezâlike neczil muhsiniyn;
Doğrusu biz, muhsinleri (Allah’a görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız.

ZÜMER

33-) Velleziy cae Bis sıdkı ve saddeka Bihi ülaike hümül müttekun;
Sıdkı (Allah kulu olunduğu ve bedende hilâfet hakikatinin yaşandığı gerçeğini) getiren ve Onu tasdik edene (Hz.EbuBekir) gelince, işte onlar Müttekî’lerin ta kendileridir!

34-) Lehüm ma yeşaune ınde Rabbihim* zâlike cezaül muhsiniyn;
Onlar için Rablerinin indînde diledikleri her şey vardır! İşte bu muhsinlerin (Allah’a görürcesine kulluk etmekte olanların) cezasıdır!

58-) Ev tekule hıyne teral azâbe lev enne liy kerreten feekûne minel muhsiniyn;
Yahut azabı gördüğünde şöyle der: “Keşke bir kere daha (bedenle yaşama) sahip olsam da, muhsinlerden olsam.”

AHKAF

12-) Ve min kablihi Kitabu Musa imamen ve rahmeten, ve hazâ Kitabun musaddikun lisanen Arabiyyen liyünzirelleziyne zalemu ve büşra lilmuhsiniyn;
Ondan (Kurân’dan) önce de bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı (Bilgisi) vardı… Bu (Kur’ân) ise, (nefslerine) zulmedenleri uyarması ve muhsinlere de bir müjde olması için Arapça bir lisan ile (öncekileri de) tasdik eden bir Bilgi kaynağıdır!

ZARİYAT

15-) İnnel muttekıyne fiy cennatin ve uyun;
Muhakkak ki korunanlar cennetlerde ve kaynaklardadırlar.

16-) Ahıziyne ma atahüm Rabbühüm* innehüm kânu kable zaâlike muhsiniyn;
Rablerinin kendilerine verdiğini alıcılar olarak (içten dışa çıkış olarak)! Muhakkak ki onlar bundan önce muhsindiler.

17-) Kânu kaliylen minel leyli ma yehceun;
Geceden az bir bölümde uyurlardı.

18-) Ve bil eshari hüm yestağfirun;
Seherlerde istiğfar ederlerdi.

19-) Ve fiy emvalihim hakkun lissaili vel mahrum;
Onların mallarında talep eden ve sıkıntıda olan için bir hak vardı.

2- KAVRAMLARDA “MUHSIN” VE “İHSAN”:

http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/ihsan/index.htm

B- ÇÖZÜMLEME

1-TANIMLAR:

İHSAN; Farz olanı ifa, “Hakikat”i müşahede, Rabbani müşahade. Allah’ın seni her an gördüğünün bilincinde olarak yaşamak…

İHSAN HÂLİ; NAMAZIN HAKKINI VERMENİN EN ALT DERECESİ,”İHSAN” HÂLİDİR

Eğer ki sen, namaz hâlinde, namazın hakkını veremiyorsan, henüz namazı “ikâme” edemiyorsun demektir. Zira namazın hakkını vermenin en alt derecesi “İHSÂN” hâlidir…

Namazda “İhsan” derecesini Efendimiz Aleyhisselâm şöyle anlatıyor:

-”Sen Allah’ı göremiyorsan dahi, Allah seni görüyor olarak düşünüp, namazını böylece edâ etmendir İHSÂN!.

MUHSİN; İhsan Eden… Müşahede Eden… ALLAH İHSAN EDENLERLE BERABERDİR ayeti gereğince “İhsan edende veren; Hakk’tır.”

İHSAN BOYUTLARI:

  • Farz olanı ifa,
  • “Hakikat”i müşahede,
  • Rabbani müşahade.
  • Allah’ın seni her an gördüğünün bilincinde olarak yaşamak…

2- YANSIMALARDA “İHSAN SAHİBİ; MUHSİN” TANIMLARINDAN ÖRNEKLER: (Ayetlere verilen manalardan derlendi)

MUHSİN:

  • Kendisine bağışlananları başkalarıyla karşılıksız paylaşan.
  • (Vechinin) hakikatinin Allah (Esmâ’sının açığa çıkışı) için olduğunu hisseden.
  • Kızdığında öfkesini kontrol eden, İnsanların kusurlarını affeden, bollukta da darlık ta da infak eden.
  • Allah’ın sevdiği kimse.
  • Varlığının Allah Esmâ’sının açığa çıkışıyla yaratıldığının idrakı içinde olan.
  • Müşahede mertebesinde olan.
  • Korkarak ve İcabet edileceğine inanarak dua eden.
  • Mağfiret dileyen ve Secdenin anlamını yaşayan.
  • İyilik yapmak için yaşayan.
  • İmanın gereği fiilleri ortaya koyarak zafere eren.
  • Sabreden.
  • İndAllah’tan HÜKÜM VE İLİM verilen.
  • Hakikati OKUma kabiliyetine sahip olan.
  • Allah için yaşamakta olduğunun farkındalığında olan.
  • Allah’ın hakikati fark ettirdiği kadarı ile TEKBİRi yaşayan
  • Allah’ı görüyormuşçasına yönelen.. Yakıyn ehli…
  • Allah’la beraberlik (Maiyet Sırrı ) yaşayan.
  • Şuurunu Allah’a teslim eden.
  • Müşahedelerinde Hak’tan gayrı olmayan.

4- MUHSİNLERİN ÖZELLİKLERİ, İHSANIN GETİRİLERİ: (Tamamen ayetlerden özetlendi)

  • Muhsin; benliğinin oluşturduğu hataları fark ederek; bunlardan dolayı mağfiret dileyen. Secde ile kendi varlığının yokluğunu itiraf eden, kendisine bağışlananları karşılıksız bağışlayan. (Bakara- 58)
  • İhsan; verilen nimetin Allah tarafından artırılmasını getirir. (Bakara- 58) (Araf- 161)
  • İhsan halini yaşayana korku ve hüzün yoktur. (112)
  • Muhsin; Allah’ın sevdiği kimsedir. (Bakara- 195, A.İmran- 134)
  • Boşanılan eşin hukuki- insani haklarını korumak, ihtiyaçlarını çağdaş ölçülerde sağlamak ihsandır. (Bakara-236)
  • Bollukta ve darlıkta karşılıksız bağış yapar, kusurları affeder, öfkelerini kontrol eder. (A.İmran- 134)
  • Hem dünyanın hem de sonsuz süreçlerin sevabını alırlar. (148)
  • Allah’ın Halili olmak, Hullet makamı, Haniflik onların özelliğidir. (Nisa- 125)
  • İhsanı yaşayamamak kalp katılığını, yaşadığı hakikatten haz almamayı, ahdi bozmanın verdiği yanışı davet eder. (Maide- 13)
  • Ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennet yaşamı onlar içindir. (85)
  • İmanın gereği fiiller ortaya koymak, korunmak ve bunlarda gösterdikleri devamlılık- istikrar sonucu üst mertebede bir iman anlayışına kavuşmak onlara müşahede halini getirir. (Maide- 93)
  • ULUL AZM rasul ve nebiler ile kıssaları zikredilen nebiler ihsan sahipleridir. Ödülleri dünyada da verilenlerdir onlar. (Enam- 84)
  • Bozgunculuk yapmayan, korkarak ve icabet edileceğinden emin olarak dua etmek; ihsan halidir. (Araf- 56)
  • Allah’ın Rahmeti Muhsinlere yakındır. (56)
  • İyilik yapmayı yaşam gayesi edinmek; ihsandır. (Tevbe- 91)
  • Allah yolunda, bir takım sınav süreçleri yaşamak, bunu yaşadığının bilincinde olmak ihsan halini kişiye açar. (120)
  • İhsan sahiplerinin mükafatı Allah’a aittir. (120)
  • Sabır; ihsandır. (Hud- 115)
  • Aklını kullanarak ilme ve hakikate yönelmek ihsandır. Hüküm ve İlmi Ledünnü, Rasih olmayı nasibinde olana getirir. (Yusuf- 22)
  • İhsan; hakikate ait işaretleri OKUma ve yorumlama melekesi açar insanda. (36)
  • Korunan ve Sabreden ihsan ehli için dünyada da zafer vardır. (Yusuf- 90)
  • Allah onlarla beraberdir (Maiyet sırrı) (Nahl- 128)
  • Ekberiyeti yaşama fırsatı verilmiştir Muhsinlere. (Hac- 37)
  • Olgunluk, olayları ve oluşları Hakkıyla değerlendirmek onlara hastır. (Kasas- 14)
  • Nefsine, benliklerine karşı savaş içindedirler. Galip geleceklerine dair müjde verilmiştir. (Ankebut- 69)
  • Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla değerlendirmek onların nasibidir. (Lukman- 3)
  • Namazı ikame eder, zekatı verir, sonsuz geleceklerine ikan halindedirler. (4)
  • Vechini, Şuurunu Allah’a teslim etmişlerdir. (22)

Rasule yakınlık; Rasulun dostluğunu kazanmak en büyük ihsan sebebidir. Hiçbir dünyevi bedele değişilmez…. (Ahzab- 29)

  • Müşahedelerinde Hakktan gayrı yoktur. (Saffat- 80,105)
  • Allah’ı görürcesine kulluk ederler. (110,121,131)
  • Sıdk ve Müttakilik halini yaşarlar. (Zümer- 33,34)
  • İhsanı dünyada yaşayamamak ebedi pişmanlık ve azap sebebidir. (58)
  • Hidayet rehberi Kur’an; Muhsinlere müjdedir.( Ahkaf- 12)
  • Geceleri az uyurlar. Seherde istiğfar ederler. Mallarından ve kazançlarından, ellerinde olandan isteyene ve de sıkıntıda olana verirler. Rablerince kendilerine verileni paylaşarak değerlendirirler. Cennetlerde ve kaynaklardadırlar… (Zariyat- 15,19)

C- SONUÇ;

Nasibimizde varsa HULLET, MAİYET, ALLAHÇA SEVİLMEK ve nihai noktada EKBERİYET e götüren idrak, yaşam ve çalışmalar bütünü İhsandır diye anladım…

Doğrusunu, Allah ve Rasülü ve de Ehli bilir…

Yorum Yazmak İstermsiniz ?

Kullanabileceğiniz XHTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>