Manzara…

Hakan TÜRKMEN
Manzarayı daha önce görenler var… Onlar hep anlatır… Tek tek târif ederler bildikleri gördükleri yerleri…
“Deniz aşağıdan başlıyor… İleride bir girinti var… Haritadaki girinti tam orası işte… Fakat şimdi sis olduğu için bir şey görünmüyor… ”
Siz de bilmediğiniz ve bilmemenin doğal sonucu olarak görmediğiniz için sıcacık sesleriyle size manzarayı anlatanlara îman edersiniz…
Hayatınızda ilk ve tek olarak gelmişsiniz bu yere, nasıl sorgularsınız “yerliler”i? Siz “yabancı”sısınız o yerin…
Güvendiğinize bırakın kendinizi… Onlar sizi gezdirir…
Size anlatırlar bilmeniz gerekenleri, gösterirler görmeniz gerekenleri… Tabi ki siz de isterseniz… Zâten istediğiniz kadarını alıp gidersiniz… Tabi ki onlar da vermek istiyorlarsa… Karşılıklı uyum şart!
Manzarayı târif, su içmek kadar basittir onlar için… Sis var demiştik fakat her ne kadar sis olsa da sisin hafiflediği yerlerden yakaladıkları küçük şeylerle resmin tamamını görebilir onlar… Görmeseler nasıl târif edecekler sizin göremediklerinizi?.. Olaya “îkan” kazanmışlar… Bizim gibi “kör” değil onlar… Körün inandığı ve uyduğu şeye denir “îman”…
Göz var ama görmüyor bizde…
Görmüş, görüyor ve görecek onlarda…
Bu sebeple “îman” edelim görenlere!..
Fakaat… Manzaradan bihabersin!..
Önce, bunu kabullenmen gerekiyor!
Görenler görmüş manzarayı…Keyfini sürmüş, sürüyor ve sürecek..
Senin de keyif sürmeni istemişler… Ki anlatıyorlar sana! “Laf olsun” diye değiller yanında!
Eğer onlara “îman edersen, zamânı gelince sen de görürsün” görmen gerekeni!,
Gözlerin hâla varsa, şartlar müsaitse, gidersin bir gün görürsün manzarayı!
Zor bir şey değil… Sâdece îman ehli olman gerekiyor… Ki zamânı gelince gidip göresin… Îman etmezsen ne diye gidesin manzarayı göreceğin yere! Çünkü görmeyeceğine inanmışsın… Orada istediği kadar güzel bir şey olsun fark etmez… Senin için “yok”tur… Gitmezsin senin için vâr olmayanı görmeye… Fakat gerçek indinde sen “yok” dediğin, gerçek indinde “var”dır, oradadır…
Sen istediğin kadar “yok” de… Görmüş, anlatıyor istediği zaman manzaranın keyfini sürenler!.. Senin “yok” deyişin onlar için hiçbir şeyi değiştirmez…
Bir kere gördüğün zaman, zâten sen de görenlerden olursun, bilenlerden olursun…
O zamâna kadar OKUmaya çalış… OKUyana uy… Sana anlatılanı sen de başkasına anlatabilirsin… Fakat “senin anlatman” ile “görenin anlatması” aynı şey mi acabâ?
Zâten görmediğin manzaranın ne kadarını anlatabilirsin ki? Sana anlatılan kadarını bildiğine göre, sen de ancak o kadarını anlatabilirsin.. O yüzden görmediğin şeyleri görmüş gibi târife kalkma!..
Sana anlatılmayan bir şeyi sorarlarsa sonrası zor olur senin için… Gören, bilen sormaz sana manzarayı! O keyfiyle meşguldür…
En iyisi, anlatabiliyorsan, görene kadar bildiğin (sana anlatılan) yerleri anlat, görmek isteyenlere!.. Görenlere yönlendirmeyi de ihmâl etme sakın!
Başkaları için şu durumda yapacağın en güzel iş bu olacaktır…
Kendin için ise görenlere sarılman gerekiyor… Fakat onları hesâba çekmemek îcap eder…
Görenler sorgulanmamalı!
Anlamak için istediğin kadar sorarsın… Ona kimsenin bir şey dediği yok! Fakat bilesin ki, kesinlikle onlara muhalefet etmemen gerekiyor!
Onlara îman et!.. Çünkü ancak ve ancak o ettiğin îman ile göreceksin… Ancak o îman ile manzaranın keyfini süreceksin… Evde tıkılıp kalmak istemiyorsan bu işler böyle… Başka türlü değil…
Manzaranın yanında değil evin! Çok uzaklarda… O yüzden ya manzaranın yanında olman gerek ya da manzarayı bilenleri dinleyip daha sonra görmek için çalışmalar yapman gerek… Nasipse manzaranın keyfini de sürersin zâten…
Selam olsun ehl-i keyfe… Selâm olsun göreceklere…
Selâmetle…
Hakan TÜRKMEN
Yorum Yazmak İstermsiniz ?