Hanîf olmadan LAK LAK yapılır!

Hanîf olmadan LAK LAK yapılır! VAK VAK diyenler de etrâfınıza toplanır!

Ahmed Hulûsi, Niçin “DATA” isimli yazısında hanifliği şöyle tanımlıyor: “Hanîflik” TEK bir dışında ikinci bir varlık kabul etmemektir.

Otuzuncu surenin otuzuncu ayeti de şöyle diyor: Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Din’e yönelt! O Allah Fıtratı’na ki, insanları onun üzerine yaratmıştır! Allah yaratışında değişme olmaz! İşte bu, Din-i Kayyım’dır (sonsuz geçerli Sistem, Sünnetullah’tır)… Ne var ki insanların çoğunluğu (bu gerçeği) bilmezler.

Üstad Ahmed Hulûsi “vech”i “şuur” olarak ele almış..

Yönelme “şuur”la oluyor..

O şuur ki dine yöneltilmek zorunda! Ayette emredilmiş.

Fakat yöneltmek nasıl bir şey?

Kim, nereye, nasıl yöneltecek?

Yöneltince ne olacak?

Yöneltmeyince ne olacak?

Sorular çok, fakat önemli olan soruların cevaplarını bulabilmek.. Bir şey bulmuş değilim.. Sadece yıllardır dini yaşadığını söyleyen yüzlerce insanla karşılaştım ve yeni öğrendiğim birkaç şeyden sonra kendimin de onlardan pek bir farkımın olmadığını gördüm..

Her zamanki gibi yine bilgi paylaşıyoruz..

Dîni yaşadığını söyleyen insanlar ne düşünüyorlar ki ayette bahsedilen “Ne var ki insanların çoğunluğu (bu gerçeği) bilmezler.” kapsamına giriyorlar?

‘Dini yaşıyorum balonu’ “Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Din’e yönelt!?” ayetini görmesine rağmen neden hâlâ patlamıyor?

Neden “Ey îman edenler! Allah’a îman edin!” diye bir ayet var? Bu ayet, neden îman edenlere inmiş? Tanrı kafirlere, münâfıklara, müşriklere “Allah’a îman edin” diyeceğine yanlışlıkla mü’minlere mi demiş? Yâni, tanrı hedefi mi karıştırmış?

Sorular aldı başını yine gidiyor.. En iyisi biraz da olsa cevap yazmak..

Anladığım kadarıyla olayın temel noktası “Varlık TEK mi ÇİFT mi?” sorusuna kendimize sormak ve gerçekçilik yakıtıyla hakikat şehrine varabilmek!

Eğer varlığı TEKe indirebilirsek “Ben varım, ben ayrı bir yapıyım, ben mustakilim ve ben, bu ayrı yapımın TEKtan bağımsız ayrı iradesiyle, ayrı gücü ve kudretiyle dîne yöneliyorum” şirk pisliğinden de kurtuluruz!

Allah demiş: “Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Din’e yönelt!

Madem bilgi kaynağında böyle bir emir var, neden “TEKin dışı var zannı”yla hareket ederek kendimizi de o dışın boş bir yerine monte ederek, kendimize hayat, ilim, irade, kudret atfederek ve de çok tehlikeli olarak bu mustakil hayat, ilim, irade ve kudretle dine yönelerek cenneti bekliyoruz ki?

İyiyi seçersek havuç, kötüyü seçersek sopa mı?

Hem “Benim ayrı bir iradeM var, ben bu ayrı bir iradeM ile dine yöneliyoruM ve kutsal kitabımız Kur’anın ‘Dileyen rabbine yönelir’ emrine uyuyoruM” diyeceğiz hem de otuzuncu surenin otuzuncu ayetini hiç düşünmeden “Haniflik nedir?” onu dahi bilmeden ‘Dileyen Rabbine yönelir’ emrine uyduğumuzu mu zannedeceğiz? Sonra da dünya günlerinin bitmesini bekleyen cennetlikler olarak, ‘etrâfın âferin’leriyle parti tadında gezegende gün mü sayacağız?.. Aynı sahâbe gibi dimi?!!

Kusura bakmayın fakat bunlar din dışı şeyler..

Din dile gelmiş ve haykırıyor: “BANA HANİF OLARAK YAKLAŞ, YOKSA HÂLİN DUMAN!”

Sen bu seslenişi görmezden geliyorsun!

Olayın özünü anlamadan Kur’anın emirlerine yöneliyorsun.. Halbuki önce iman konusunu halletmek zorundasın! Ettiğin o iman ile ameller de bulunacaksın, ki o amel “sâlih amel” olsun! Yoksa ASR’da bahsedilen “İnsanların çoğu hüsrandadır”dan çıkamazsın!

Sakın Mekke’yi Medine’ye çevirme, sonra çökertirsin Medine‘ni!

Zumer 65’te şöyle diyor: “Şirk koşarsan amellerin boşa gider!”

Şirk pisliğinden sıyrılmadan istediğin kadar amele sarıl, fark etmez!

O yapılan amellerin gideceği bir yer yok!

Şirkten sıyrılmadan, Hanîf olmadan Kur’andaki, hadislerdeki emirleri yapmakta istediğin kadar başarıl ol, değişen hiçbir şey olmaz..

“ÖNCE HANİFLİK” diyor Allah!

Hanif olmadıktan sonra istersen herkese iyi davran, kimseye zararın dokunmasın, bütün gün namaz kıl, zikir çek, hep nafilelerle vaktini geçir hiçbir şey değişmez!

İstersen de herkese kötü davran, kimseye faydan olmasın, hiç namaz niyaz bilme, bütün vaktini “BEN”inin, tabiatının, şartlanmalarının, duygularının sevdiği şeylerle geçir, yine hiçbir şey değişmez! Sonuç olarak gidilecek yer; cehennemdir!

“Cehennem, herkesin güzergâh üzerindedir” denilmiş! Demek ki sen kendini doğar doğmaz cehennemlik bir halde buldun…

Bu halden Âdem aleyhisselam gibi pişman olarak tövbe etmelisin! Fakat önce hâlini bileceksin, göreceksin! Gördüğün zaman zâten yanacaksın, üzüleceksin vs.. Sonra diyeceksin: “Ben nefsime zulmediyormuşum”

Eğer “Şirkten kurtul”mazsan, “Dine Hanif olarak yaklaş”mazsan kudret yurdunda ezilen taraf olursun!

Hikmet yurdunu değerlendirmeyen, kudret yurdunda bir değer ifade etmez! Değersizdir! Yoktur!

Cehennem; ŞİRK TEMİZLEME YERİdir!

Bak ne diyor “NOKTA”NDAKİ KUDRET isimli çok değerli makalesinde Üstad Ahmed Hulûsi:

“Bilim yollu, “nokta”daki kudretin kokusunu alanlar, “secret” adı altında insanlara bunu pazarlamaya kalkmışlar…

Tasavvuf yollu bunun kokusunu alanlar, bu kokuyla “M”lerini besleyip, kokunun ayrıcalığıyla kendilerini başkalarından üstün görme gafletine düşerek, onlara hor gözle bakmaya başlamışlar; böylece de “nokta”larındaki kudretten perdeliliği yaşamaya başlamışlardır!”

Yazıda bahsedilen “M”; “şirk düşüncesi”dir!

Varlığı bölmektir, parçalamaktır şirk!

Halbuki Allah, AHAD’dır!

Şirki kalkmamış olan, yaptığı şeylerle ancak “M”sini kuvvetlendirir.. “M”si kalkan ise “M”sizliğini yok etmeye çalışır, ki bu yazıda ondan bahsetmek biraz delilik olur..

Neyse, biz gelelim yapabileceğimiz şeylere..

Şunu demeye çalışıyorum özet olarak:

“Dine hanîf olarak yaklaş”madan o yaklaştığımızı zannettiğimiz şeyde ilerleyemeyiz!

Eğer Allah’a iman etmek istiyorsak, dinde ilerlemek istiyorsak önce Haniflik konusunu araştırmamız gerekiyor.. Ve şu anda bu konuyu en iyi açıkladığını düşündüğüm insan: YILMAZ DÜNDAR’dır.. Yılmaz hocamıza ait {http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=10&Itemid=3 } ses kayıtlarını dinledikçe olayın ciddiyetini göreceğiz ve inşallah aldığımız “haniflik bilgisi” ile, “senin ayrı bir yapın yok, sen mustakil değilsin, varlık TEKtir, senin ayrı bir gücün, kudretin, iraden söz konusu değil” anlayışı ile dine yaklaşmaya çalışacağız…

Yoksa “LA HAVLE VE LA KUVVETE” denildiği halde ezandaki “Hayye ale’s-Salah”tan sonra neden “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziym” denildiği kesinlikle anlayamayız!

Doğrular hakikat ehlinden, yanlışlar “M”dendir!

Sevgilerimle..

Hakan TÜRKMEN

Dileyene:

http://www.ahmedhulusi.org/yazi/nicindata.htm

http://www.ahmedhulusi.org/yazi/noktandakikudret.htm

http://birdusunyansimasi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=10&Itemid=3

Yorum Yazmak İstermsiniz ?

Kullanabileceğiniz XHTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>