Arada Kalma!…
Karşıdan karşıya geçerken üzerine hızla gelen arabayı fark etmenle beraber ne yapacağını şaşırırsın.. Fakat hemen bir karar vermek durumundasın… İlk başta geriye çekilmek gelir aklına.. Fakat ileriye doğru yapacağın hamle daha seri olacağı için hamleni ileriye doğru yapmalısın… ‘Geri mi ileri mi’ derken, arabanın altında kalma tehliken çok büyük.. Bu sebeple kesinlikle arada kalmaman îcab eder…
Trafik derslerine girdiğimiz için daha da girmeyelim araba ve insan ilişkilerine…
Her zamanki konumuza, gerçekçi olmaya doğru yakınlaşmaya başlayalım…
Yapmamız gereken, alışkanlıklara bağlı kalmak değildir… Devamlı bir sorgulama ile hayatımız hakkında çok önemli kararlar verirken dâhi aklın etkisi altına gireriz… Anlık düşünen zekâ, tavan arasında beklerken, evde fır dönen akıldır… Akıl bâzen çağırır zekâyı… Ve hizmetinde kullanır… Zekâyı hiçbir zaman kendi başına bırakmaz… İpler aklın elindedir.. İşte bu ev, huzurlu bir yerdir… Bu evde anlık zevkler vs şeylere yer yoktur… Bazı şeyleri zekânın hüküm sürdüğü evlere şeklen benzeyebilir fakat olayın perde arkası farklıdır…
Meselâ akıl da satranç oynar… Fakat zekânın satranç oynamasıyla aklın satranç oynaması arasında epey bir fark vardır… Birinde ‘çok zekîce hamleler yapmalıyım, taktikler öğrenmeliyim ve en nihâyetinde de yenmeliyim ki kendimi tatmin edeyim, ki zaman güzel geçsin’ anlayışı hâkimken, diğerinde bu anlayış format değiştirerek ‘’hayat, satranç gibidir, her şey ŞAH-MAT demek içindir fakat ŞAH diyene kadar bir sürü hamle vardır, o hamlelerin amacı ŞAH diyebilmektir ve ŞAH deyişimizin yanına MATı da ekleyerek ‘umarım hayatta da böyle başarılı oluruz’ diyerek ŞAHı devirmek ve oyunu kazanmak” hâline dönüşür…
Satrancı oynayan bâzen de zekâ olur… Tuzaklar fark edilmez zekânın oyununda.. YEM olarak tabakta sunulan piyonu, atı, fili alan zekâdır… Zekâ sonrasını düşünemez.. “Ben onu yediğimde ne olacak?” diye düşünmez zekâ… Ve o düşünceyle YEMi görünce atılır hemen… Bu üretilen duygu, zekânın fabrikasından çıkar… Sonra bu kişiye derler ki:
“Beşeriyetten (zekâdan, duygulardan) sıyrılman gerekiyor!”
Oyundaki YEMleri, tuzakları fark eden, daha sonrayı görebilen “akıl”dır… “Bağlamak” anlamına gelir… Sonrayı düşünür… Hamlelerin arkasını görerek “Bu işin sonu nereye varır?” diye durup düşünür akıl..
“Zekâ mı istersin, yoksa akıl mı?” sorusuna: “Elbette akıl isterim fakat zekâyı da aklın bir hizmetkârı olarak isterim…” diyebilmek hepimize kolaylaşsın..
Çünkü akıl, olayı genel olarak görürken ŞAH-MATa vardıran hamleler zekânın eliyle olacaktır… Bu sebeple ne zekâdan vazgeçelim ne de akıldan bir an dâhi mahrum kalalım… “Akıldan mahrum olan zekâ” ile piyonları torbamıza doldururken; “aklın hizmetindeki zekâ” ile ŞAHa doğru emin adımlarla ilerleriz…
Bir de duygular var… Onları nasıl kullanacağız?
Akıl ve zekâyı bir yerlere koyduk.. Fakat “insanların tümünde olan duygular“ı nereye koyacağız?
Yoksa zekâ konusunda eskiden de düşündüğümüz gibi “bana akıl yeter, zekâya gerek yok” diyerek duyguları da bir kenara mı koyacağız?
Biz, garip bir şekilde “söküp atmaya, dışlamaya” çok alışmışız… Öyle sızmış ki içimize, hayâta bakışımızı belirlemiş… Hep dışlıyoruz, yanlış görüyoruz…
Hiç aklımıza gelmiyor aikido…
Aikidonun ana felsefesi “güç kullanmak, söküp atmak” değil, “güce yöne vermek, akışı istenilen doğrultuda sağlayabilmek“tir..
Aikidodan ders alan insanlar, hayatlarında şunu gerçekleştirmeye çalışırlar: “Ne zekâdan vazgeçmeliyim ne de duygulardan… Eğer bunlar bende varsa bunlar yok olmayacak, olamaz da zâten… En iyisi vâr olan bu özellikleri, güzelleştirmeye çalışayım, yön vereyim onlara, doğru yolda kullanayım zekâ ve duyguyu… ”
Fakat nedense “kötülenen zekâ ve duygular”ı insanların çok azı fark eder!
Aslında, kötülenen “zekâ ve duygular” değildir!
Övülen “akıl ve îman” ise, yerilen zekâ ve duygular ise “akıl ve îmanın hükmü altındaki zekâ ve duygular” neden yerilsinki?
Demek ki “başı boş olan zekâ ve duygular”ın kötülenmesi söz konusu!
Kötülen zekâ ve duygular, başı boş olanlar!
Neden kötülensin hedefe götüren zekâ ve duygu?
Kaçımız gerçekçi olarak buna cevap verecek bilmiyorum fakat yazının girişinde yazdığım şu cümleleri tekrar hatırlayalım diyorum:
“Karşıdan karşıya geçerken üzerine hızla gelen arabayı fark etmenle beraber ne yapacağını şaşırırsın… Fakat hemen bir karar vermek durumundasın… İlk başta geriye çekilmek gelir aklına… Fakat ileriye doğru yapacağın hamle daha seri olacağı için hamleni ileriye doğru yapmalısın… ‘Geri mi ileri mi’ derken, arabanın altında kalma tehliken çok büyük… Bu sebeple kesinlikle arada kalmaman îcab eder…”
Dilerim sağlıklı kararlar alır ve olduğu gibi kabul ettiğimiz kendi özelliklerimize, hedeflerimize hizmet ettirmeyi öğretiriz… “Akıl ve ürettiği duygular” ile “akıldan bağımsız zeka ve aynı durumdaki duygular” arasında kalmamak nasip olsun bizlere..
Sevgilerimle…
Hakan TÜRKMEN
Yorum Yazmak İstermsiniz ?