<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Kurân-ı Kerîm Meali</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/category/kuran-i-kerim-meali/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ALLÂH ESMÂ&#8217;SINDAKİ MUAZZAM, MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL ÖZELLİKLER (ESMÂ ÜL HÜSNÂ)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Esmaül Hüsna]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=886</guid>
		<description><![CDATA[B&#8217;ismi-llah-ir Rahman-ir Rahîm&#8230; Esmâ&#8217;sıyla (muazzam, muhteşem mükemmel özellikleriyle) varlığımı yaratan, ismi Allâh olan Rahman Rahîm&#8217;dir!
Bilelim ki, &#8220;isim&#8221;, yalnızca, dikkati o isimlenene veya o isimle isimlenmişteki bir özelliğe işaret için kullanılır!
İsim, asla isimle işaret edileni bütünüyle anlatmaz ve açıklamaz! Yalnızca kimliğe veya bir özelliğe işaret eder!
Belki isim, çok özellikler taşıyana sadece dikkati yöneltmek için kullanılır.
Öncelikle şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>B&#8217;ismi-llah-ir Rahman-ir Rahîm&#8230; Esmâ&#8217;sıyla (muazzam, muhteşem mükemmel özellikleriyle) varlığımı yaratan, ismi Allâh olan Rahman Rahîm&#8217;dir!</p>
<p>Bilelim ki, <strong>&#8220;isim&#8221;</strong>, yalnızca, dikkati o isimlenene veya o isimle isimlenmişteki bir özelliğe işaret için kullanılır!</p>
<p>İsim, asla isimle işaret edileni bütünüyle anlatmaz ve açıklamaz! Yalnızca kimliğe veya bir özelliğe işaret eder!</p>
<p>Belki isim, çok özellikler taşıyana sadece dikkati yöneltmek için kullanılır.</p>
<p>Öncelikle şu gerçeği çok iyi fark  edelim&#8230; <strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong> olarak bildirilen özellikler, <strong><em>ötelerde bir tanrının çeşitli cici-güzel isimleri</em></strong> midir? Yoksa bir <strong>&#8220;varlık-vücud sahibi&#8221;</strong> kabul edilenlerin tüm özelliklerini, asılları itibarıyla <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>ken; <strong>&#8220;zıll = gölge&#8221;</strong> varlığına verilen isimden ve açığa çıkan özelliğinden dolayı, duyu ve şartlanmanın ayrı bir varlık verdiği; gerçekte ise <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong> ismiyle işaret edilenin yaratış özelliklerine dikkat çekmek için midir?</p>
<p>Bu realite fark edilip kavranıldıktan sonra, konunun <strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong> diye bilinen yanına gelelim.</p>
<p><strong>&#8220;Zikir = insana hakikatini hatırlatıcı&#8221;</strong> olarak bildirilen Kur&#8217;ân-ı Kerîm, gerçekte, tümüyle <strong>&#8220;Ulûhiyet&#8221;</strong>i anlatan <strong>&#8220;El Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong>nın açılımıdır! İnsanın <strong>&#8220;hatırlaması&#8221;</strong> istenilen, kendisine talim edilmiş olan <strong>&#8220;esmâe külleha&#8221;</strong>dır! Yani, <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığını meydana getiren, <strong>&#8220;bildirilen isimlerin özelliklerinin tamamı&#8221;</strong>! Bunların bir kısmı Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bildirilmiş, bir kısmı da Rasûlullah tarafından açıklanmıştır. Bu yüzdendir ki, asla, her şey bu doksan dokuz isimden ibarettir, denemez! Misal verelim&#8230; <strong>Rab, Mevlâ, Karîb, Hallak</strong> gibi bazı isimler Kurân&#8217;da mevcut olmasına rağmen doksan dokuz isim arasında sayılmamıştır. <strong>&#8220;Yefalu ma yurîd&#8221;</strong> âyetinde bildirilen <strong>İrade sıfatının</strong> (dilediğini oluşturma) adı olan <strong>&#8220;Mürîd&#8221;</strong> ismi de gene bu isimler arasında bildirilmemiştir. Buna karşın <strong>Celîl, Vâcid, Mâcid</strong> gibi bazı isimler ise doksan dokuz isim içinde var olmasına karşın, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de geçmez. İşte bu yüzdendir ki, Allâh ismiyle işaret edilenin ilminde seyrini oluşturan <strong>&#8220;Esmâ mertebesi&#8221;</strong> olarak tanımlanan isimlerini doksan dokuz ile sınırlamak çok yanlış olur. Belki, insana hakikatini hatırlaması için bu kadar isim özelliği bildirilmiştir; hakikatini hatırlayıp yaşayan ise hadsiz hesapsız bilinmeyen başka isimlerin özellikleriyle yaşar; diyebiliriz. Ayrıca, cennet diye tanımlanan yaşam boyutunun dahi buna işaret ettiği söylenebilir.</p>
<p>Derin düşünce (Ulül Elbab = öze ermişler) indînde kullanılan <strong>&#8220;zıll vücud = gölge varlık&#8221;</strong> tanımlaması, o varlığın bizâtihi <strong>&#8220;var&#8221;</strong> olmayıp; <span style="text-decoration: underline;">algılayana GÖRE</span> <strong>&#8220;Allâh isimlerinin bileşimi olarak&#8221;</strong> açığa çıkışına işaret eder.</p>
<p>Hatta gerçeği hakkıyla dillendirmek gerekirse, <strong>&#8220;Esmâ bileşimi&#8221;</strong> tanımlaması dahi bir mecazdır; çoklu algılayan anlayışları, Tek&#8217;il realiteye adapte içindir. Zira mutlak hakikat, <strong>her an yeni bir şe&#8217;n</strong>de olan <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> seyridir! <strong>&#8220;Esmâ bileşimi&#8221;</strong> denilen ise resimdeki bir fırça darbesi! Algılanan her şey, <strong>ismi nedeniyle</strong>, sanki Allâh&#8217;ın Esmâ&#8217;sı itibarıyla O&#8217;nun gayrı olarak sanılsa dahi, -O ötede tanrı olmadığı için-, hakikatte, o isimle isimlenmiş varlık, <strong>Allâh Esmâ&#8217;sı nedeniyle &#8220;var&#8221;lık olarak algılanandır!</strong> Bununla beraber, <span style="text-decoration: underline;"><strong>Esmâ</strong> ile işaret edilen ise, bölünmez, cüzlere ayrılmaz, cüzlerden oluşmamış mutlak Tek, sınırsız sonsuzdur; <strong>&#8220;Ahad-üs Samed&#8221;</strong>dir ve Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bir kere vurgulanır bu şekliyle</span>! <strong>&#8220;Allâh HÛ, la gayrıhu!&#8221;</strong> Ki bunu beşer aklı havsalası kavrayamaz! Ancak, vahiy veya ilham ilmi-bilgisi olarak şuura yansır ve <strong>&#8220;seyri&#8221;</strong> oluşur! Akıl, mantık, muhakeme adım atamaz burada! Fikir yürütenin yolu dalâlet olur! Bu konunun tartışılması mümkün değildir! Tartışan ise, yalnızca cehli dillendirmek için var olandır! Cebrail&#8217;in, <strong>&#8220;bir adım atarsam yanarım&#8221;</strong> diye dillendirdiği gerçekliktir bu husus! Fark edilmelidir ki, <strong>&#8220;Allâh Esmâ&#8217;sında İlim&#8221;</strong> özelliğine işaret eden isim vardır; Allâh&#8217;ın <strong><em>aklına</em></strong> işaret eden bir isim yoktur; çünkü bu muhaldir! Akıl, çokluk algılamasının oluşması için yaratılmıştır! Esasen <strong>&#8220;Akl-ı küll&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Akl-ı evvel&#8221;</strong> tanımlamaları dahi mecazî ve izafeten kullanılır; gerçekte <strong>&#8220;İlim&#8221;</strong> vasfının açığa çıkması hâlinde aldığı isimden başka bir şey değildir. Birimin derûnundaki, hakikatindeki <strong>&#8220;ilim&#8221;</strong> boyutunun tanımlaması <strong>&#8220;Akl-ı küll&#8221;</strong>dür ki, <strong>&#8220;vahiy&#8221;</strong>in kökeni dahi budur. <strong>&#8220;Akl-ı evvel&#8221;</strong> ise tamamıyla yakıştırma bir tâbir olup, ehli olmayana Esmâ mertebesinin <strong>&#8220;şe&#8217;n&#8221;</strong>deki <strong>&#8220;ilim&#8221;</strong> boyutunu tarif için kullanılmıştır. <strong>&#8220;AN&#8221;</strong> içre geçerli <strong>&#8220;ilim&#8221;</strong>e işaret yollu olarak.</p>
<p>Esasen, <strong>Efâl mertebesi</strong> olarak algılanması dilenilmiş boyut, gerçekte, <strong>&#8220;her an yeni bir şe&#8217;nde&#8221;</strong> olan <strong>&#8220;Esmâ Mertebesi&#8221;</strong>nden başka bir şey değildir! <strong>Seyreden, seyredilen, seyir aynı TEK&#8217;tir</strong>! <strong>&#8220;Şarabı la yezali&#8221;</strong> diye işaret edilen dahi bu seyirdir; <strong>&#8220;cennet şarabı&#8221;</strong> tanımlaması dahi, bu seyre işaret eder! Çokluk algılaması içinde olanın ise, bunun yalnızca <em>bilgisini gevelemekten</em> başka şansı yoktur!</p>
<p><strong>Efâl &#8211; fiiller &#8211; kesret &#8211; çokluk &#8211; algılaması yaşanan âleme gelince ise&#8230; Vücud</strong>, varlık yalnızca <strong>&#8220;Esmâ mertebesi&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilene aittir! <strong>İlmiyle ilmini ilminde seyretmektedir</strong>, ifadesi dahi <strong>&#8220;şe&#8217;n&#8221;</strong>i itibarıyla aynıyla <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> olan bu mertebedeki seyrine işaret etmektedir. Bu mertebede, ilimde yaratılmış <strong><span style="text-decoration: underline;">sûretlerle</span></strong>, seyir ve tedbirât yürümekte olup; <strong>&#8220;âlemler vücudun kokusunu bile almamışlardır&#8221;</strong> uyarısı bu yüzden yapılmıştır. <strong>Zerre</strong>, bu mertebedeki <strong>seyreden</strong>, <strong>&#8220;küll&#8221;</strong> seyredilendir! <strong>İsimlerle</strong> işaret edilen <strong><span style="text-decoration: underline;">kuvveler</span></strong> ise <strong>&#8220;melek&#8221;</strong> ismiyle tanımlanmıştır ki; <strong>&#8220;insan&#8221;</strong>ın dahi hakikati budur; farkındalığını yaşamak süreci ise <strong>&#8220;Rabbinin likâsına kavuşmak&#8221;</strong> diye anlatılmıştır! Bunu keşfettikten sonra, <strong>devamının gelmemesi</strong> ise feci cehennem yanışı olarak anlatılmıştır! Burası <strong>&#8220;Kudret&#8221;</strong> yurdudur, <strong>&#8220;kün&#8221;</strong> hükmü buradan çıkar; <strong>İlim</strong> mertebesidir; aklın burada geçerliliği yoktur! <strong>&#8220;Hikmet&#8221;</strong> yurdunun bâtınıdır! Hikmet yurdunda olup biten her şey ise <strong>akılla</strong> seyredilegelir; burada <strong>bilinçler</strong> konuşur! <strong>Efâl</strong> âlemi ise, bu boyuta (kudret yurduna) göre, tümüyle <strong>hologramik</strong> (zıll-gölge) vücud-varlık ve yapıdır! Algılayanın algılama kapasitesine göre var olan paralel veya çoklu evrenler, içindekiler ile maden, nebat, hayvanat (insansı) ve cin âlemlerine ait tüm <strong>tedbirât</strong> ve tasarruf <strong>&#8220;mele-i âlâ&#8221;</strong> hükmü ile buradan açığa çıkar! Rasûller ve vârisleri velîler, <strong>&#8220;mele-i âlâ</strong>&#8220;nın yani <strong>Esmâ kuvvelerinin</strong> yeryüzündeki dilleridir! Bütün bunlar dahi, hep <strong>Esmâ mertebesinde ilimde olup biten seyirlerdir!</strong> <strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>ın hakikati dahi bu anlamda <strong>&#8220;melek&#8221;</strong>tir ve <strong>melek oluşunu hatırlamaya ve gereğini yaşamaya</strong> davet edilmektedir gerçekte! Bu konu çok daha derin ve detaylı bir konudur&#8230; Anlattığımız ilimden nasibi olmayan ise, farklı boyut ve mertebelerden seyri dillendiren anlatımı, çelişkili bulabilir. Ne var ki, biz, 21 yaşında 1966 yılında kaleme aldığımız <strong>&#8220;Tecelliyât&#8221;</strong> isimli kitabımızda dillendirdiğimiz şaşmaz doğrultudaki müşahedemizi, kırk beş yıllık süreçte, tahkike dayalı olarak, insanlıkla paylaştık kulluğumuzun sonucu olarak; kimseden maddi veya manevî bir karşılık beklemeden. Açıkladıklarımız, &#8220;<em>el malı</em>&#8221; değil, <strong>&#8220;Allâh hibesidir&#8221;!</strong> Şükrünü edâ etmem ise mümkün değildir! Bu nedenledir ki anlattıklarımızda hiçbir çelişki yoktur. Var sanılıyorsa, bu, aradaki bağlantıları kurmaya yeterli veritabanı olmamasındandır!</p>
<p>Evet, müşahedemiz bu realite ise&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong> konusunu nasıl anlamamız gerekir?</p>
<p>Bilelim ki&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong>, bilinç devrede olmaksızın şuurda açığa çıkıp (vahiy), daha sonra bilinç tarafından değerlendirilmeye çalışılan evrensel -kâinat anlamında değil âlemler işareti doğrultusunda- özelliklerdir.</p>
<p><strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Esmâ ül Hüsnâ</span>&#8221; Allâh&#8217;ındır;</strong> o isimlerin işaret ettiği özellikler, <strong>TEK ve SAMED olarak bildirilen</strong>, Allâh adıyla işaret edilenin, <strong>Esmâ mertebesine</strong>, <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>ya işaret eder&#8230; Dolayısıyla bu isimler ve bu isimlerin işaret ettiği anlamlar sadece <strong>O</strong>&#8216;nundur; beşer anlayışıyla kayıtlanamaz! Nitekim <a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/023_muminun.htm" target="_blank">Mu&#8217;minûn: 91</a>&#8216;de: <strong>SubhanAllahi amma yesıfun = onların vasıflamalarından Allâh münezzehtir</strong>; buyurulur! <strong>&#8220;O&#8217;na <span style="text-decoration: underline;">isimlerin mânâlarıyla yönelin</span>&#8230; <span style="text-decoration: underline;">O&#8217;nun Esmâ&#8217;sında ilhada sapanları</span></strong> <span style="text-decoration: underline;">(Esmâ&#8217;yı beşerî değer yargılarıyla sınırlayanları; El Esmâ ve El Hüsnâ&#8217;nın ne olduğunu fark edemeyenleri ve <strong>&#8220;Ekberiyet&#8221;</strong>iyle Allâh&#8217;ı bilmeyenleri) <strong>terk edin</strong></span>! <strong>Yapmakta olduklarının karşılığını göreceklerdir.&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/007_araf.htm" target="_blank">A&#8217;raf: 180</a>)</p>
<p><strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">El Hüsnâ&#8217;yı tasdik ederse</span>, böylece ona en kolayı kolaylaştırırız!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/092_leyl.htm" target="_blank">Leyl: 6-7</a>)</p>
<p>Hatta <strong>ihsan</strong> hâli (muhsin oluşun cezası) bile <strong>&#8220;El Hüsnâ&#8221;</strong>ya bağlanıyor&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;İhsan ehline, daha güzeli </strong>(El Hüsnâ)<strong> ve fazlası </strong>(Rıdvan)<strong> vardır&#8230; Onların vechlerini </strong>(yüzlerini-şuurlarını)<strong> ne kara toz zerresi </strong>(bencillik)<strong>, ne de </strong>(hakikatlerinden ayrı düşmenin getirisi olan)<strong> zillet kaplar&#8230; Onlar sonsuza dek cennet ehlidirler!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/010_yunus.htm" target="_blank">Yunus: 26</a>)</p>
<p><strong>&#8220;Zâtı&#8221;</strong> itibarıyla <strong>&#8220;benzeri&#8221;</strong> olmayan; <strong>Esmâ</strong>&#8217;sıyla yarattıklarıyla kayıtlanmaktan ve sınırlanmaktan berî olan; <strong>&#8220;Ekberiyeti&#8221;</strong> ile sayısız <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>lardan bir nokta olan <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> diye açıklamaya çalıştığımız <strong>&#8220;Esmâ mertebesi&#8221;</strong>nin &#8220;kesret-çokluk boyutu&#8221; olarak algılanışı olan -gerçekte tekil tümel- <strong>&#8220;fiiller&#8221;</strong> âlemini, <strong>&#8220;ilminde&#8221;</strong> var kıldığı özellikler ile yaratmıştır.</p>
<p>Daha derine gitmeden toparlayalım&#8230;</p>
<p><strong>Allâh isimleri</strong> olarak vahiy yollu bildirilen özellikler, Dünya üstünde yaşayan <strong>&#8220;yeryüzü halifeliği&#8221;</strong>nin farkındalığına ermeye çalışan <strong>&#8220;zâlim ve cahil insan&#8221;</strong>ın algıladığının çok çok ötesinde, <strong>evrensel boyutların tümünü &#8220;yok&#8221;tan, &#8220;zıll-gölge&#8221; </strong>vücud olarak (hologramik)<strong> &#8220;var&#8221; kılan özellikler tekilliğidir!</strong></p>
<p><strong>MUAZZAM, MUHTEŞEM, MÜKEMMEL özellikleridir tüm boyutsallığı ve içre varlıklarıyla evrenselliğin!</strong></p>
<p>Şimdi bir an, insanın algıladığı dünyasını düşünün!</p>
<p>Sonra da dar çerçeveli bakış açısı anlamındaki köylü bakışından arınmış olarak, en son bilgilerinizin oluşturduğu evrensellik anlayışıyla <strong>&#8220;başınızı kaldırıp göğe bir bakın&#8221;</strong> Kur&#8217;ân-ı Kerîm ifadesiyle!</p>
<p>Duyularınızla algıladıklarınız, evrensel azamet, ihtişam ve mükemmeliyet yanında nedir ki?</p>
<p>İşte bu gerçeklik dolayısıyla&#8230;</p>
<p>Umarım&#8230;</p>
<p><strong>Allâh isimleri</strong> hakkında bugüne kadar düşünülüp konuşulup yazılmışların, yalnızca vahiy kaynaklı gelen <strong>BİLGİ</strong>&#8216;nin (Kitabın), arındığı kadarıyla bilinçlerimiz tarafından değerlendirilişi olduğunu aklımızdan çıkarmayarak; <span style="text-decoration: underline;">bu isimlerin işaret ettiği özelliklerin tüm evrensellikte geçerli olduğunu;</span> tüm yapıda <strong>her an</strong> yepyeni anlamları, açılımları meydana getirdiğini göz önünde tutarak konuya eğilebiliriz. Bu arada şunu vurgulayayım ki, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranmucizesiekber.htm" target="_blank">Ekberiyet</a>&#8220;</strong> başlıklı yazımda açıklamaya çalıştıklarım pek <strong>&#8220;oku&#8221;</strong>nmamış! <strong>Bahsettiğimiz Esmâ mertebesinin özelliklerinin</strong>, <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong> adıyla işaret edilen indîndeki, <span style="text-decoration: underline;">sayısız <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>lardan bir <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong></span> ve dahi <strong>&#8220;Hakikat-i Muhammedî&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Ruh adlı melek&#8221;</strong> isimlerine bürünerek açığa çıkan <span style="text-decoration: underline;">sonsuz-sınırsız; ezeli ve ebedi olmayan Esmâ mertebesi</span> olduğu gibi; ayrıca, bu mertebenin, tüm evren içre evrenler olan <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> diye söz ettiğimiz olduğu da fark edilmemiş! Bu yüzdendir ki, el an, <strong><em><span style="text-decoration: underline;">Allâh, âlemlerdeki tek bir tanrı olarak algılanmakta</span></em></strong> devam ediyor! Oysa, tüm seyir ve dillendirilenler yalnızca <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>mızla ilgilidir ki; Allâh yalnızca <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong>tır; <strong>&#8220;Ekber&#8221;</strong>dir! Subhanehu min tenzihiy!</p>
<p>Şunu da asla hatırdan çıkarmayalım ki, yazdıklarım kesinlikle olayın son noktası olmayıp, bu konuda yazılabileceklerin yalnızca mukaddimesi (giriş yazısı) mahiyetindedir. Bundan daha derininin açıkça yazılıp yayınlanması tarafımızdan mümkün değildir. Ayrıca ehlinin fark edeceği üzere, bu kadarı dahi bugüne kadar bu açıklık, netlik ve detayla yazılmamıştır. Konu ustura sırtı gibi ince ve keskindir, çünkü okuyan kişi hiç farkında olmadan ya ötede bir tanrı kavramına kayabilir; ya da çok daha kötüsü firavun misali, benliğiyle-bilinciyle hakikati sınırlama derekesine düşebilir!</p>
<p>Buraya kadar <strong>&#8220;El Esmâ&#8221;</strong> işaretinin neye olduğuna dikkat çekmeye çalıştık.</p>
<p>Şimdi gelelim <strong>&#8220;ül Hüsnâ&#8221;</strong> olarak bildirilen <strong>muazzam, muhteşem ve mükemmel</strong> anlam ve özellik ihtiva eden isimlerin işaret ettiği özelliklere&#8230; Elbette <strong>&#8220;esfeli sâfîliyn&#8221;</strong> olan kelimelerin elverdiğince!</p>
<p>Burada öncelikle şu hususa dikkat gerekir kanımca.</p>
<p><strong>TETİKLEME SİSTEMİ</strong></p>
<p>Bu isimlerin işaret ettiği özellikler her noktada tümüyle mevcuttur eksiksiz! Ne var ki, açığa çıkması dilenen özelliğe göre, kimileri kimilerine baskın hâle gelerek, tıpkı ekolayzırda yükselen kanalların öne geçmesi gibi, diğerlerinin önüne geçerek oluşumu meydana getirmektedir. Ayrıca belli isimlerin işaret ettiği <strong>belli özellikler, doğal olarak, otomatik olarak ilgili diğer isimlerin oluşumlarını <span style="text-decoration: underline;">tetikleyerek</span></strong>, akışı-oluşumu, <strong>&#8220;yeni şe&#8217;n&#8221;</strong>i meydana getirmektedirler. İşte bu olay, <strong>&#8220;Sünnetullah&#8221;</strong> diye tanımlanan, <strong>evrensel Allâh</strong> kanunlarının -ya da basîreti kısıtlı olanların deyişiyle doğa kanunlarının- işleyiş mekanizmasını anlatmaktadır. <strong>Bu husus tahmin ve hayal edilemeyecek kadar azametli bir olaydır; ezelden ebede, tüm boyutlarıyla ve algılanan tüm birimleriyle her şey, bu sistem içinde varlığını sürdürür!</strong> Evrensel boyutta veya insanın dünyasında, bilincinden açığa çıkan <strong>düşünceler dâhil, tüm fiiller</strong> bu sisteme göre oluşur. Buna kısaca <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">İsimlerin özelliklerinin ilgili ismin özelliğini tetiklemesi mekanizması</span>&#8220;</strong> diyebiliriz. Yukarıda uyardığım üzere, bu isimlerin özelliklerinin açığa çıkış ortamı olarak, -gerçekte <strong>TEK</strong>&#8216;il- bilebildiğiniz tüm evrenselliği düşünün. O evrensellik içinde algılayanın algıladığı her ortama ya da boyuta veya açığa çıkan birime göre, söz ettiğim <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">tetikleme</span>&#8220;</strong> olayı geçerlidir! Bu sisteme göre de -neyin neyi meydana getireceği bilinmesi nedeniyle- ezelden ebede ne olup bitecekse <strong>&#8220;Allâh ilminde&#8221;</strong> mevcuttur! Bakara Sûresi sonundaki (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/002_bakara.htm" target="_blank">Bakara: 284</a>) <strong>&#8220;&#8230;Bilinçlerinizde</strong> (düşündüğünüz) <strong>ne varsa, açıklasanız da gizleseniz de, Allâh varlığınızdaki Hasîb ismi özelliğiyle size onun sonuçlarını yaşatır&#8230;&#8221;</strong> uyarısı; Zelzele Sûresi&#8217;ndeki (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/099_zilzal.htm" target="_blank">Zilzâl: 7</a>) <strong>&#8220;Kim zerre kadar hayır yaparsa, sonucuna erişir&#8221;</strong> ve de <strong>&#8220;Hasîb&#8221;</strong> isminin işaret ettiği özellik, hep bu <strong>&#8220;tetikleme&#8221;</strong> mekanizmasını bize anlatmak içindir ki, açığa çıkan bir fiil veya düşüncenin sonucunun yaşanmaması mümkün değildir. <span style="text-decoration: underline;">İşte bu yüzdendir ki, geçmişimizde düşündüğümüz ya da ortaya koyduğumuz şükür ya da nankörlük bâbında her fiil mutlaka sonucunu yaşatmıştır veya yaşatacaktır</span>! Bu konu üzerinde derin düşünülürse çok kapı açar ve çok sırlar fark edilir. <strong>&#8220;Kader sırrı&#8221;</strong> olarak bahsedilen konu dahi bu mekanizma ile ilgilidir!</p>
<p>Şimdi gelelim birer işaret-yön levhası hükmündeki özel &#8220;isim&#8221;lerin bize gösterdiklerine:</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">ALLÂH</a></strong>&#8230; Öyle bir isimdir ki&#8230; <strong>&#8220;Ulûhiyet&#8221;</strong>e işaret eder! <strong>&#8220;Ulûhiyet&#8221;</strong> hem <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong> ismi ile işaret edilen &#8220;Mutlak <strong>Zât</strong>&#8221; anlamını içerir; hem de İlim  mertebesinde, ilmiyle ilmini seyir anlamına oluşmuş <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>lar âlemlerini, her bir <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>yı oluşturan kendine özgü <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mertebelerine işaret eder! <strong>&#8220;Zât&#8221;</strong>ı itibarıyla, <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in <span style="text-decoration: underline;">ayrı</span>, <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sı itibarıyla <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in <span style="text-decoration: underline;">aynı olan</span> Allâh ismiyle işaret edilen; <strong>âlemlerden Ganî</strong> ve <strong>benzeri olmayandır!</strong> Bu yüzdendir ki, <strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;şey&#8221;</span></strong><span style="text-decoration: underline;">i ve fiillerini <strong>Esmâ</strong>&#8217;sıyla yaratan</span> <strong>Allâh ismiyle işaret edilen</strong> Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de <strong>&#8220;BİZ&#8221;</strong> işaretini kullanmaktadır. <strong>&#8220;Şey&#8221;</strong>de kendisinin gayrı yoktur! Bu konuda çok iyi anlaşılması gereken husus şudur: <strong>&#8220;Şey&#8221;</strong>den söz ettiğimizde <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in zâtı derken onun varlığını oluşturan <strong>&#8220;Esmâ mertebesinden&#8221;</strong> söz ederiz. <strong>&#8220;Şey&#8221;</strong>in zâtı hakkında tefekkür edilir, konuşulur. Allâh adıyla işaret edilenin Zâtı hakkında ise konuşmak muhaldir; yani kesinlikle olanaksızdır! Çünkü Esmâ özelliğinden meydana gelmişin, mutlak Zât hakkında fikir yürütmesi, <strong>&#8220;vahiy&#8221;</strong> yollu gelmiş bilgi ile dahi olsa -ki bu da olanaksızdır- mümkün olmaz! İşte bunu anlatmak sadedinde yolun sonu <strong>&#8220;hiç&#8221;</strong>likte biter, denmiştir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hu.pdf" target="_blank">HÛ</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;HÛ&#8217;vAllahulleziy la ilahe illâ HÛ&#8221;</strong>! İster vahiy yollu gelsin, ister bilinç yollu üzerine eğilinsin, algılanan her <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in hakikatinin  derûnu&#8230; Öylesine ki; <strong>Ekberiyet</strong> tecellisi sonucu önce <strong>&#8220;haşyeti&#8221;</strong>, sonucu olarak da <strong>&#8220;hiç&#8221;</strong>liği yaşatır ve bu yüzden de <strong>O</strong>&#8216;nun hakikatine erişilemez! <strong>&#8220;Basîretler ona ulaşmaz!&#8221;</strong> Mutlak bilinmezliğe ve kavranılmazlığa işaret ismidir! Nitekim <strong>&#8220;ALLÂH&#8221;</strong> dâhil <span style="text-decoration: underline;">tüm isimler</span> <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>ya bağlı geçer <strong>Kurân</strong>&#8216;da! <strong>&#8220;HU ALLAHu EHAD&#8221;</strong>, <strong>&#8220;HU&#8217;ver Rahmanur Rahıym&#8221;</strong>, <strong>&#8220;Hu&#8217;vel&#8217;Evvelu vel&#8217;Ahıru vez&#8217;Zahiru vel&#8217;Batın&#8221;</strong>, <strong>&#8220;HU&#8217;vel Aliyyül Azıym&#8221;</strong>, <strong>&#8220;HU&#8217;ves Semiy&#8217;ul Basıyr&#8221;</strong> ve <strong>Haşr Sûresi</strong>&#8216;nin <span style="text-decoration: underline;">son üç âyeti</span> gibi! Bu arada şunu da bir diğer okunuş şekli itibarıyla fark ederiz ki, isimlerin öncesindeki &#8220;HÛ&#8221; ismi işaretiyle önce tenzih vurgulaması yapılır, sonra da söz edilen isimlerle teşbihe işaret edilir. Bu da hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gereken bir işarettir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rahman.pdf" target="_blank">ER RAHMAN</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong> ismiyle işaret edilenin, <strong>&#8220;zerre&#8221;</strong>lerin zâtını <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sıyla ilminde &#8220;var&#8221; kılma özelliğine işaret eder. Her şey, &#8220;var&#8221;lığını <strong>&#8220;ilim ve irade&#8221;</strong> mertebesinde bu ismin işaret ettiği özellikle elde eder! <strong>&#8220;Er Rahmanu alel Arşisteva&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/020_taha.htm" target="_blank">Tahâ: 5</a>) ve <strong>&#8220;Er Rahman; Allemel Kur&#8217;ân; Halekal İnsan; Allemehül beyan&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/055_rahman.htm" target="_blank">Rahman: 1-4</a>) gereği <strong>&#8220;ŞUUR&#8221;</strong>da açığa çıkan <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>nın hakikatidir! Rahmeti, o &#8220;şey&#8221;i ilminde, <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığa getirmesidir! <strong>&#8220;Allâh Adem&#8217;i Rahman sûretinde halk etti&#8221;</strong> işareti <strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>ın, ilmî sûretinin <strong>Rahmaniyet</strong> özelliği yansıması üzere meydana getirildiğine işaret eder. Yani Esmâ mertebesinde bulunan özellikler ile! İnsan&#8217;ın, <strong>Zâtı itibarıyla</strong> kendini tanıyışı da <strong>Rahmaniyet</strong>&#8216;le ilgilidir&#8230; Bu nedenle <strong>&#8220;RAHMAN&#8221;</strong>a secdeyi müşrikler algılayamamıştır (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/025_furkan.htm" target="_blank">Furkan: 60</a>)&#8230; Şeytan (vehim, bilinç) <strong>&#8220;RAHMAN&#8221;</strong>a âsi olmuştur (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/019_meryem.htm" target="_blank">Meryem: 44</a>)&#8230; <strong>&#8220;İnsan&#8221;ın Zât&#8217;ının</strong> <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> hakikatinden meydana getirildiğine işaret eder! <strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>daki <strong>&#8220;Zâtî tecelli&#8221;</strong> de budur!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rahim.pdf" target="_blank">ER RAHIYM</a></strong>&#8230; Âlem sûretleri ile kendini seyir edendir! Bilinçli varlıkları, hakikatlerine erdirmek suretiyle; seyretmekte ve Esmâ&#8217;sı özellikleriyle yaşatmakta olanın, kendisi olduğu farkındalığıyla yaşatandır. <strong>&#8220;Ve kâne bil mu&#8217;miniyne Rahıyma = <span style="text-decoration: underline;">Hakikatine iman etmişlere Rahîm&#8217;dir</span>&#8220;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/033_ahzab.htm" target="_blank">Ahzab: 43</a>). Cennet diye işaret edilen yaşamın kaynağıdır. Melekî boyutun <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığını oluşturandır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/melik.pdf" target="_blank">EL MELİK</a></strong>&#8230; Mülkü hükmünde olan Esmâ mertebesinde dilediğince şe&#8217;n alarak fiiller âlemi sûretlerinde tedbir edendir! <strong>&#8220;Her şeyin melekûtu</strong> (Esmâ kuvveleri) <strong>elinde olan</strong> (tedbirâtın bu mertebeden açığa çıktığına işaret) <strong>Subhan&#8217;dır&#8230; O&#8217;na rücu ettirileceksiniz&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/036_yasin.htm" target="_blank">Yâsîn: 83</a>). Tek <strong>Melîk</strong>&#8216;tir! Ortağı olmaz. Bunun farkındalığını yaşattığının kesin ve mutlak teslimiyet dışında bir hâli olmaz! İtiraz ve isyan hiç kalmaz! <strong>&#8220;Arşı istiva&#8221;</strong> diye anlatılan olayda önde gelen özelliktir diğer birkaç özellikle birlikte&#8230; <strong>&#8220;Semâlarda ve arzda her ne varsa; Melîk, Kuddûs, Azîz ve Hakîm olan </strong>(dilediği mânâları açığa çıkarması için onları yaratan) <strong>Allâh&#8217;ı</strong> (işlevleriyle) <strong>tespih etmedeler!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/062_cuma.htm" target="_blank">Cum&#8217;a: 1</a>).</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kuddus.pdf" target="_blank">EL KUDDÛS</a></strong>&#8230; Yaratılmışlarda açığa çıkan özellik ve kavramlarla tanımlanmaktan, kayıtlanmaktan ve sınırlanmaktan berî! Tüm âlemleri Esmâ&#8217;sıyla &#8220;var&#8221; kılarken, onlarda açığa çıkan özelliklerle tanımlanmaktan dahi berîdir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/selam.pdf" target="_blank">ES SELÂM</a></strong>&#8230; <strong>Yaratılmışlara</strong> (beden ve tabiat kayıtlarından; tehlikeden; boyutlarının kayıtlarından) <strong>selâmet ihsan eden, yakîn hâlini oluşturan; iman edenlere &#8220;İSLÂM&#8221;ın hazmını veren; Dar&#8217;üs Selâm</strong> (hakikatimize ait kuvvelerin tahakkuku) <strong>olan cennet boyutu hâlinin yaşamını meydana getiren! Rahîm isminin tetikleyerek açığa çıkardığı isim-özelliktir! &#8220;Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym = Rahîm Rab&#8217;den &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Selâm</span>&#8221; sözü ulaşır</strong> (Selâm ismi özelliğini Rableri olan Esmâ hakikatlerinden açığa çıkan yolla yaşarlar)<strong>!</strong>&#8221; (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/036_yasin.htm" target="_blank">Yâsîn: 58</a>).</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mumin.pdf" target="_blank">EL MU&#8217;MİN</a></strong>&#8230; Algılananın ötesi olduğu farkındalığını oluşturandır Esmâ boyutu itibarıyla. Bu farkındalık, boyutumuzda <strong>&#8220;iman&#8221;</strong> olarak açığa çıkar. İman edenler şuurlarındaki bu farkındalıkla iman ederler; dünyamızda Rasûller; tüm varlıkta ise melekler dâhil! Bu farkındalık, bilinçteki aklın vehim esaretinden kurtulmasını sağlar. Vehim, kıyası kullanarak muhakeme yapan aklı saptırabilirken, iman karşısında güçsüz ve etkisiz kalır. Mümin isminin özelliğinin açığa çıkışı şuurdan bilince direkt yansır; dolayısıyla da vehim kuvvesi onun üzerinde tasarruf edemez.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muheymin.pdf" target="_blank">EL MÜHEYMİN</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mertebesinden açığa çıkanları kendi sistemi içinde koruyup sürdürendir (El hafizu ver Rakiybu ala külli şey)! Ayrıca, (emaneti) <strong>gözetip himaye eden</strong>, <strong>koruyan</strong>, <strong>emin</strong>, anlamlarına da gelir. <strong>&#8220;MÜHEYMİN&#8221;</strong>in <span style="text-decoration: underline;">türediği kök olan <strong>&#8220;el Emanet&#8221;</strong></span>in Kurân&#8217;daki fonksiyonel kullanılışı, semâların &#8211; arzın &#8211; dağların yüklenmekten imtina ettiği ve <strong>el Kurân</strong>&#8216;ın ikizi olan <strong>el İnsan</strong>&#8216;ın yüklendiği şeydir. Esas itibarıyla Esmâ mertebesi ilminin RUH adlı melek olarak şuuruna işaret eder. Ondan da yeryüzünde açığa çıkan insana yansır bu emanet! Yani, Hakikatinin, Esmâ özellikleri olduğu şuurunu yaşamak! Bu da <strong>Mümin</strong> ismiyle ortak çalışır. <strong>RUH</strong> adlı melek (kuvve) dahi, Esmâ mertebesinin sonsuz sınırsız özelliklerine <strong>imanın kemâliyle</strong> Hayy ve Kayyûm&#8217;dur! Çünkü o dahi <strong>&#8220;şe&#8217;n&#8221;</strong> olarak vücud sahibidir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/aziz.pdf" target="_blank">EL AZİYZ</a></strong>&#8230; Karşı konulmaz güç sahibi olarak, dilediğini uygulayan! Tüm âlemlerde dilediğini karşı çıkacak güç olmaksızın yerine getiren. Bu isim <strong>Rab</strong> ismiyle paralel çalışan bir isimdir. <strong>Rab</strong> özelliği Azîz özelliğiyle hükmünü icra eder!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/cebbar.pdf" target="_blank">EL CEBBAR</a></strong>&#8230; Hükmü zorunlu olarak uygulamada olandır. Âlemler <strong>Cebbâr</strong>&#8216;ın hükmü altında, dilenileni uygulamak zorundadır! Uygulamama gibi bir seçenekleri yoktur! Cebr, onların özlerinden gelen bir şekilde sistem gereği olarak açığa çıkar ve hükmünü yaşatır!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mutekebbir.pdf" target="_blank">EL MÜTEKEBBİR</a></strong>&#8230; Mutlak <strong>BEN</strong>&#8216;lik O&#8217;na aittir! <strong>&#8220;Ben&#8221;</strong> diyen yalnızca kendisidir! Kim ben sözüyle kendisine varlık verirse; var oluşunun hakikatine ait &#8220;Ben&#8221;liği örtüp, göreceli benliğini ileri çıkarırsa, bunun sonucunu, yanmak suretiyle yaşar! Kibriyâ, O&#8217;nun vasfıdır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/halik.pdf" target="_blank">EL HALİK</a></strong>&#8230; Mutlak TEK yaratan! Esmâ özellikleriyle birimleri <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>ken <strong>&#8220;var&#8221;</strong> kılan! <strong>Hâlik</strong>&#8216;in <strong>&#8220;halk&#8221;</strong>ettiği her bir şeyin bir <strong>&#8220;hulk&#8221;</strong>u, yani yaratılış amacına göre bir huyu, ahlâkı (doğasına göre davranışı) vardır&#8230; Bu nedenle <strong>&#8220;tehalleku BiAhlakıllah = Allâh ahlâkı ile</strong> (Allâhça) <strong>ahlâklanın!&#8221;</strong> buyurulmuştur ki bunun anlamı; <strong>&#8220;Allâh Esmâ&#8217;sının özellikleriyle var olmuş olduğunuzun farkındalığıyla ve bunun gereğince yaşayın&#8221;</strong> demektir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/bari.pdf" target="_blank">EL BARİ</a></strong>&#8230; Mikrodan makroya doğru her yarattığını kendine özgü program ve özellikle yaratırken, bütünsellikle de uyumlu olarak onu işlevlendiren. Saat dişlilerinin ahenkli düzeni misali!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/musavvir.pdf" target="_blank">EL MUSAVVİR</a></strong>&#8230; Mânâları sûretler hâlinde açığa çıkarıp, algılayanda o sûretlerin algılanma mekanizmasını oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/gaffar.pdf" target="_blank">EL ĞAFFAR</a></strong>&#8230; Kudret veya hikmetin gereği olarak oluşmuş noksanlıklarını fark edip, bunların sonuçlarından kurtulmayı irade edenlere, örtüleyiciliğini yaşatan. Bağışlayan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kahhar.pdf" target="_blank">EL KAHHAR</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Vâhid&#8221;</strong> oluşunun sonucunu yaşatarak &#8220;izafî-göresel&#8221; benliklerin asla <strong>&#8220;<em>var</em>&#8220;</strong> olmadığını seyrettiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vahhab.pdf" target="_blank">EL VEHHAB</a></strong>&#8230; Dilediğine karşılıksız ve &#8220;hak etme&#8221; kavramı devrede olmaksızın veren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rezzak.pdf" target="_blank">ER REZZAK</a></strong>&#8230; Hangi boyutta veya ortamda olursa olsun açığa çıkan birimin yaşamının devamı için gereken her türlü gıdayı veren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/fettah.pdf" target="_blank">EL FETTAH</a></strong>&#8230; Birimde açılım oluşturan. Hakikati fark ettirip seyrettiren; bunun sonucunda âlemlerde eksik, noksan, yanlış olmadığını müşahede ettiren. Görüş veya kullanım alanını açıp değerlendirme olanağını meydana getiren. Fark edilemeyeni fark ettirip değerlendirten!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/alim.pdf" target="_blank">EL ALİYM</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;İlim&#8221;</strong> özelliği sebebiyle sınırsız sonsuz her şeyi ve her boyutu, her yönüyle Bilen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kaabiz.pdf" target="_blank">EL KABIDZ</a></strong>&#8230; Tüm birimleri, onları oluşturan <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sıyla hakikatleri yönünden kudret eliyle tutup hükmünü icra eden! İçe dönüklüğü yaşatan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/basit.pdf" target="_blank">EL BASIT</a></strong>&#8230; Açıp yayan. Boyutsallıkları ve derin görüşü oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hafid.pdf" target="_blank">EL HAFİDZ</a></strong>&#8230; Alçaltıcı. Hakikatinden uzak yaşamı oluşturucu! Evrensel boyuttaki <strong>&#8220;Esfeli sâfîliyn&#8221;</strong>i yaratıcı. <strong>&#8220;Kesret&#8221;</strong> müşahedesini oluşturan perdeliliği meydana getiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rafi.pdf" target="_blank">ER RAFİ&#8217;</a></strong>&#8230; Yükselten. Bilinçli birimi yatay veya dikey anlamda yükselterek hakikatini kavrama veya seyir anlamında yükselten.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muiz.pdf" target="_blank">EL MUİZZ</a></strong>&#8230; Dilediği birimde, izzeti oluşturan özelliği açığa çıkartarak, onu diğerlerine göre değerli kılan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muzill.pdf" target="_blank">EL MÜZİLL</a></strong>&#8230; Dilediğinde zilleti zahir kılan! Zelil eden&#8230; İzzeti meydana getiren yakınlık özelliklerini yaşatmayarak, benlikle perdelenmenin yetersizlikleri içinde aşağılanmayı aşikâr kılan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/semi.pdf" target="_blank">ES SEMİ&#8217;</a></strong>&#8230; Açığa çıkardığı Esmâ özelliklerini her an algılamakta olan. Farkındalığı ve kavramayı yaşatan. Bunun sonucu olarak <strong>Basîr</strong> ismi özelliğini tetikleyen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/basir.pdf" target="_blank">EL BASIYR</a></strong>&#8230; Açığa çıkan Esmâ özelliklerini her an seyir ile onlardan çıkanları değerlendirip sonuçlarını oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hakem.pdf" target="_blank">EL HAKEM</a></strong>&#8230; Hükmeden ve hükmü kesinlikle yerine gelen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/adl.pdf" target="_blank">EL ADL</a></strong>&#8230; Ulûhiyetinin sonucu olarak açığa çıkardığı her Esmâ özelliğinin <strong>yaratış amacına göre</strong> hakkını veren. Haksızlık etmekten, zulüm etmekten münezzeh olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/latif.pdf" target="_blank">EL LATİYF</a></strong>&#8230; Yarattığının derûnunda ve varlığında gizli olan. Lütfu çok olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/habir.pdf" target="_blank">EL HABİYR</a></strong>&#8230; Açığa çıkan Esmâ özelliğinin <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığını, <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sıyla meydana getiren olarak, onun durumundan haberi olan. Birime, kendisinden açığa çıkanla, ne mertebede anlayışa sahip olduğunu fark ettiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/halim.pdf" target="_blank">EL HALİYM</a></strong>&#8230; Açığa çıkan bir olaya ani ve fevrî tepki vermeyip, açığa çıkış amacı doğrultusunda değerlendirmeye alan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/azim.pdf" target="_blank">EL AZİYM</a></strong>&#8230; Açığa çıkmış Esmâ özelliği olan hiçbir birimin, azametini kavrayamayacağı muhteşem büyüklük.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/gafur.pdf" target="_blank">EL ĞAFÛR</a></strong>&#8230; Allâh Rahmetinden asla ümit kesilmemesi gereken. Gerekli arınmayı yaptırtarak Rahîmiyetin nimetlerine erdiren. <strong>Rahîm</strong> ismini tetikleyen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/sekur.pdf" target="_blank">EŞ ŞEKÛR</a></strong>&#8230; Verdiği nimeti çoğaltmak için o nimeti değerlendirten. Birimde verilen nimeti hakkıyla değerlendirerek <strong>&#8220;daha&#8221;</strong>sına açılmayı oluşturan. <strong>&#8220;Kerîm&#8221;</strong> isminin özelliğini tetikler. Bu ismin özelliğinin kapalı kalması ise, birimi kendisine ulaşana karşı kapanmayı; o nimeti değerlendirmek yerine başka yönlere dönerek o nimetten perdelenmeyi yaşatır. Bu da <strong>&#8220;<em>nankörlük</em>&#8220;</strong> yani verileni değerlendirmemek olarak tanımlanır. Verilenin gerisinden mahrum kalma sonucunu doğurur. Nimetin ardı kesilir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/aliyy.pdf" target="_blank">EL ALÎY</a></strong>&#8230; Yüce. Varlıkları Hakikat noktasından seyreden!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kebir.pdf" target="_blank">EL KEBİYR</a></strong>&#8230; Esmâ&#8217;sıyla yarattığı âlemlerinin büyüklüğü kavranamaz olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hafiz.pdf" target="_blank">EL HAFİYZ</a></strong>&#8230; Âlemler içindekilerin varlığının korunması için onların gerekenlerini oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mukit.pdf" target="_blank">EL MUKİYT</a></strong>&#8230; <strong>Hafîz</strong> isminin özelliğinin oluşması için gerekli olan maddi veya manevî olarak nitelendirilen alt yapıyı oluşturup meydana getiren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hasib.pdf" target="_blank">EL HASİYB</a></strong>&#8230; Birimselliğin devamı için yeterli olduğu gibi, birimden açığa çıkanların sonucunu yaşatan. Böylece sonsuza dek oluşumun akışını yaratmış olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">EL CELİYL</a></strong>&#8230; Muhteşem kapsam ve mükemmeliyetiyle Efâl âleminde sultan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kerim.pdf" target="_blank">EL KERİYM</a></strong>&#8230; Öylesine cömert ki, kendisini inkâr ile açığa çıkanlara dahi sayısız nimetlerini bağışlamakta. <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>mak yani <strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;İKRA&#8221;</span></strong> ancak O&#8217;nun keremiyle bir birimde açığa çıkabilir. Her birimin hakikatinde yer almakta.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rakib.pdf" target="_blank">ER RAKIYB</a></strong>&#8230; Her birimi Esmâ&#8217;sıyla yarattığı için her an onunla olarak kontrol altında tutan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mucib.pdf" target="_blank">EL MUCİYB</a></strong>&#8230; Kendisine olan yönelişlere mutlaka icabet ederek gereğini oluşturan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vasi.pdf" target="_blank">EL VASİ&#8217;</a></strong>&#8230; Esmâ özellikleriyle tüm âlemleri kapsamış olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hakim.pdf" target="_blank">EL HAKİYM</a></strong>&#8230; İlminin kudretiyle açığa çıkmasını sebepler zincirine bağlayarak, nedenselliği oluşturan ve böylece kesret algılamasını oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vedud.pdf" target="_blank">EL VEDUD</a></strong>&#8230; Cazibeyi, çekim gücünü yaratan. Salt karşılıksız, çıkar beklenmeyen sevgiyi var eden. Her sevenin, sevdiğinde sevdiği gerçekliktir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mecid.pdf" target="_blank">EL MECİYD</a></strong>&#8230; Açığa çıkardığı muhteşem yaratış dolayısıyla şanının yüceliğini ortaya koyan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/bais.pdf" target="_blank">EL BAİS</a></strong>&#8230; Sürekli yeni yaşam boyutlarına dönüştüren! <strong>&#8220;Her an yeni bir şe&#8217;nde&#8221;</strong> oluşun mekanizması olarak sürekli yeni bir hâl yaşatan.</p>
<p>Bu özelliğin insanda açığa çıkışı itibarıyla&#8230; <strong>&#8220;AMENTU&#8221;</strong>da da yerini alan <strong>&#8220;Ba&#8217;sü ba&#8217;delMevt = ölüm akabindeki diriliş&#8221;</strong> anlamındadır&#8230; <strong>&#8220;Mutlaka siz, boyutlar değiştirerek <span style="text-decoration: underline;">o boyutların uygun bedenlerine</span> dönüşeceksiniz!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/084_insikak.htm" target="_blank">İnşikak: 19</a>) âyetindeki işlev de bunu anlatır&#8230;</p>
<p>Bedenden ve/veya bilinçten ölmek ve bunun devamı yeni bir yaşam hâline başlamak. Şu dünya (beden) yaşamımızda iken de bu <strong>bâ&#8217;s</strong>lar mümkündür&#8230; <strong>Velâyet &#8211; Nübüvvet &#8211; Risâlet bâ&#8217;s</strong>ları gibi! Ki, bunlarda dahi yeni bir yaşam mertebesi söz konusudur!</p>
<p>Tohumun kabuğunu çatlatıp mahsulünü açığa çıkarması gibi, <strong>ölü</strong> (<span style="text-decoration: underline;">bilkuvve &#8211; işlevsiz &#8211; nesnel</span>) olanı <strong>bâ&#8217;s</strong> edip dirilten, demektir. Açığa çıkana, yeni yaşam ortam veya boyutuna kavuşana göre, bir önceki ortama uygun yaşam bedeni <strong>&#8220;kabir&#8221;</strong> hükmündedir&#8230; <strong>&#8220;O Saat </strong>(vefat)<strong> muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur. Kesinlikle Allâh, kabirlerde </strong>(bedenleri içinde)<strong> olan nefsleri </strong>(bilinçleri)<strong> bâ&#8217;s edecektir </strong>(varlıklarındaki Esmâ özelliğiyle yeni bir beden oluşturarak yaşamlarına devam ettirecektir)<strong>!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/022_hac.htm" target="_blank">Hac: 7</a>)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/sehid.pdf" target="_blank">EŞ ŞEHİYD</a></strong>&#8230; Varlığıyla varlığının şahidi olan. Açığa çıkardığı Esmâ özelliklerinden varlığını seyredip açığa çıkanlara şehâdet eden! Şehâdet edilenin kendisinden gayrı olmadığını yaşatan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hakk.pdf" target="_blank">EL HAKK</a></strong>&#8230; Apaçık ortada olan Mutlak Hakikat! Açığa çıkan tüm işlevlerin hakikati ve kaynağı!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vekil.pdf" target="_blank">EL VEKİYL</a></strong>&#8230; Açığa çıkan her birimin işlevinin gereğini yerine getirmek için gerekeni yapan. Bunun idrakıyla kendisine tevekkül edene sahip çıkarak, onun için en hayırlı sonucu oluşturan. Hakikatindeki <strong>el Vekiyl</strong> isminin özelliğine iman eden <strong>Allâh</strong>&#8216;ın tüm isimlerine (tüm kuvvelerine) de iman etmiş olur! <strong>Halifelik</strong> sırrının kaynağı bir isimdir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kaviy.pdf" target="_blank">EL KAVİYY</a></strong>&#8230; Kudreti kuvveye dönüştürerek varlığın oluşmasını sağlayan ve onlardaki kuvveleri oluşturan. Melekî boyutu meydana getiren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/metin.pdf" target="_blank">EL METİYN</a></strong>&#8230; Tüm Efâl âlemini ayakta tutan. Metîn&#8230; Sağlamlığı oluşturan. Metanet, direnç veren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/veli.pdf" target="_blank">EL VELİYY</a></strong>&#8230; Birimde kendi hakikatini tanıma ve gereğini yaşama özelliğini açığa çıkaran. Velâyetin ve onun kapsamındaki üst düzey yaşam özellikleri olan Risâlet ve Nübüvvetin kaynağı. Velâyetin en üst mertebesi olan Risâlet ve bir altı olan Nübüvvet kemâlâtını irsâl eden. Risâlet kemâlâtının zuhuru sonsuza dek geçerli ve işlevli iken, Nübüvet kemâlâtının işlevi yalnızca dünya yaşamında geçerlidir. Nebi, âhiret yaşamında da o kemâlâtla yaşar, ancak işlevi bitmiştir dışa dönük olarak! Risâlet işlevi ise velâyet getirisi üzere devam eder sonsuza dek, velîlerdeki gibi.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hamid.pdf" target="_blank">EL HAMİYD</a></strong>&#8230; Açığa çıkardığı evrensel kemâlâtı <strong>&#8220;Velî&#8221;</strong> ismi kapsamında açığa çıkardığı âlem sûretlerince seyredip değerlendirendir! Hamd yalnızca kendisine aittir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muhsi.pdf" target="_blank">EL MUHSIY</a></strong>&#8230; TEK&#8217;likteki çokluk sûretlerini makrodan mikroya tek tek tüm özellikleriyle yaratan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mubdi.pdf" target="_blank">EL MUBDİ&#8217;</a></strong>&#8230; Yaratılmışları eşi benzeri olmayan kendine özgü özellikler bütünü olarak âlemlerde açığa çıkaran.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muiyd.pdf" target="_blank">EL MUIYD</a></strong>&#8230; Aslına rücu edenleri yeni bir yaşam boyutunda hayata döndüren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muhyi.pdf" target="_blank">EL MUHYİ</a></strong>&#8230; İHYA eden. Hayata kavuşturan. İlim yaşantısıyla hakikati müşahede ederek yaşamını sürdürmeyi oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mumit.pdf" target="_blank">EL MUMİT</a></strong>&#8230; Ölümü tattıran&#8230; Bir yaşam boyutundan diğer yaşam boyutuna geçirten!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hayy.pdf" target="_blank">EL HAYY</a></strong>&#8230; Esmâ âleminin kaynağı! Tüm isim özelliklerinin hayatını veren, varlığını oluşturan. Evrensel enerjinin kaynağı; enerjinin hakikati!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kayyum.pdf" target="_blank">EL KAYYUM</a></strong>&#8230; Hiçbir şeye ihtiyaç duymaksızın kendi vasıflarıyla varlığını kaîm kılan. Var olan her şey kendisiyle kaîm olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">EL VACİD</a></strong>&#8230; Özellikleri âdeta taşan&#8230; Her dilediğini var eden. Tüm yaratışına rağmen hiçbir şeyi eksilmeyen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">EL MACİD</a></strong>&#8230; Kerem ve ihsanının sınırsızlığının getirdiği şan ve yücelik sahibi!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vahid.pdf" target="_blank">EL VAHİD</a></strong>&#8230; <strong>Vâhid ül AHAD</strong>&#8230; Sayısal çokluk kabul etmez <strong>TEK</strong>! Cüzlere bölünmemiş ve cüzlerden oluşmamış; panteizm anlamına gelmeyen Bir! Çokluk kavramının düştüğü, <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>luğa kavuştuğu, hiçbir fikir ve düşüncenin ayak basamadığı <strong>TEK!</strong></p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/samed.pdf" target="_blank">ES SAMED</a></strong>&#8230; Som, salt TEK! Çokluk kavramından münezzeh! Çok özelliğin birleşmesinden oluşmamış! Ve dahi sınır kavramından berî olan TEK&#8217;lik sahibi. Hiçbir şeye muhtaciyeti söz konusu olmayan TEK&#8217;illik. <strong>Hadîs-î şerîf</strong>&#8216;te şöyle tanımlanmıştır: <strong>&#8220;Es Samedülleziy la cevfe fiyhi = Samed odur ki, onda boşluk yoktur (SOM, SALT)!&#8221;</strong></p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kadir.pdf" target="_blank">EL KAADİR</a></strong>&#8230; İlmindekileri kudretiyle bir nedenselliğe dayanmaksızın yaratıp seyreden! Bu hususta asla sınırlanmayan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muktedir.pdf" target="_blank">EL MUKTEDİR</a></strong>&#8230; Kudretiyle izhar ettiği tüm varlıkta iktidarı, tedbir ve tasarrufu geçerli olan mutlak &#8211; işlevsel kudret sahibi.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mukaddim.pdf" target="_blank">EL MUKADDİM</a></strong>&#8230; Yaratış amacına göre açığa çıkaracağı Esmâ özelliğine öncelik veren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muahhar.pdf" target="_blank">EL MUAHHİR</a></strong>&#8230; Yarattığında açığa çıkacak olanı <strong>Hakîm</strong> isminin gereğince erteleyen.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/evvel.pdf" target="_blank">EL EVVEL</a></strong>&#8230; Yaratılmış olanın başı, ilk Hâli olan Esmâ Hakikati.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/ahir.pdf" target="_blank">EL ÂHİR</a></strong>&#8230; Yaratılmış olanın sonsuza dek bir sonrası.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/zahir.pdf" target="_blank">EZ ZÂHİR</a></strong>&#8230; Apaçık ortada olan, Esmâ özelliğiyle algılanmakta olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/batin.pdf" target="_blank">EL BÂTIN</a></strong>&#8230; Apaçık ortada olanın algılanamayanı ve Gaybın hakikati. (Evvel Âhir Zâhir Bâtın, HÛ&#8217;dur!)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vali.pdf" target="_blank">EL VALİY</a></strong>&#8230; Hükmüne göre yöneten.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muteali.pdf" target="_blank">EL MÜTEALİY</a></strong>&#8230; Sonsuz sınırsız yüce; yüceliği her şeye yaygın! Âlemlerdeki hiçbir akıl ve idrakın kapsamıyla, hiçbir fıtratın mahiyet ve yansıtıcılığıyla sınırlanmayan yücelik sahibi.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/berr.pdf" target="_blank">EL BERR</a></strong>&#8230; Fıtratların gereğini kolaylaştırarak oluşmasını sağlayan! Bu konuda vaatlerini yerine getiren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/tevvab.pdf" target="_blank">ET TEVVAB</a></strong>&#8230; Hak ve hakikati algılatıp kavratarak, o birimin kendi hakikatine dönüşünü oluşturan. Tövbeyi yaşatır. Yani, birime yaptığı yanlışlardan dönmeyi ve verdiği zararları gidermeyi nasip eder. Bu isim özelliği açığa çıktığında <strong>Rahîm</strong> isminin özelliğini tetikler. Sonuçta kişinin hakikatinin getirisi olan güzellikleri ve müşahedeyi yaşatır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muntekim.pdf" target="_blank">EL MÜNTEKIM</a></strong>&#8230; Birimdeki, hakikatini yaşamasına engel olan davranışlarının sonuçlarını yaşatan! <strong>&#8220;Züntikam&#8221;</strong>, açığa çıkanın sonucunu, hak ettiğini yaşatmaktır. Allâh, intikam almak gibi duygularla vasıflanmaktan münezzehtir! &#8220;Şedîd ül İkab&#8221; ile birlikte kullanıldığında, <strong>&#8220;Hakikatinin gereğini yaşamaya ters düşen düşünce ve davranışların sonucunu en sert ve keskin bir biçimde yaşatan&#8221;</strong> anlamına gelir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/afuvv.pdf" target="_blank">EL AFÜVV</a></strong>&#8230; Şirk dışında işlenmiş bütün suçların tövbesini kabul edip, affedendir. Şirk hâli yaşamında bu ismin özelliği açığa çıkmaz. Burada fark edilmesi önemli konu şudur. Suçun affı demek, o kişinin af öncesi yaşantısındaki kayıplarının geri kazanılması demek değildir. Geçmişin telâfisi ve kazası yoktur Sünnetullah&#8217;ta!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rauf.pdf" target="_blank">ER RAUF</a></strong>&#8230; Çok şefkatli, acıyan; kendisine yönelenleri, onlara zarar verip sıkıntıya sokacak davranışlardan koruyan, uzaklaştıran.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/malikelmulk.pdf" target="_blank">EL MALİK&#8217;ÜL MÜLK</a></strong>&#8230; Mülkünde dilediğini tedbir edip, hiçbir birime hesap verme kavramı olmadan dilediğini uygulayan.</p>
<p><strong>&#8220;De ki: &#8216;Mülkün Mâlik&#8217;i olan Allâh&#8217;ım&#8230; Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini azîz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Kesinlikle Sen her şeye Kâdîr&#8217;sin.&#8217;&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/003_aliimran.htm" target="_blank">Âl-i İmrân: 26</a>)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/zulcelalivelikram.pdf" target="_blank">ZÜL&#8217;CELALİ VEL&#8217;İKRAM</a></strong>&#8230; Celâl&#8217;iyle açığa çıkardığına <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>tan var olmuşluğunu kavratarak <strong>&#8220;yokluğunu&#8221;</strong> yaşatıp; İkram&#8217;ıyla, Esmâ kuvvelerinin kendisinde açığa çıkışını seyrettirerek Bekâ&#8217;yı yaşatır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muksit.pdf" target="_blank">EL MUKSIT</a></strong>&#8230; Ulûhiyeti gereği olarak, her yaratılmışa yaratılış amacına göre hak ettiğini vermek suretiyle adaletini uygular.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/cami.pdf" target="_blank">EL CAMİ&#8217;</a></strong>&#8230; Tüm varlığı <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> olarak ilminde topluca seyreden. Yaratılmışları, yaratılış amaç ve işlevleri doğrultusunda toplayan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/gani.pdf" target="_blank">EL ĞANİYY</a></strong>&#8230; Esmâ&#8217;sının işaret ettiği özelliklerle sınırlanıp kayıtlanmayan ve o vasıflarla etiketlenmekten dahi münezzeh olan; <strong>&#8220;Ekberiyeti&#8221;</strong> dolayısıyla! Esmâ&#8217;sıyla sayısız sınırsız zengin olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mugni.pdf" target="_blank">EL MUĞNİY</a></strong>&#8230; Dilediğini, başkalarından mustağnî kılan, zenginliği yaşatan, kendi zenginliğiyle zengin eden. &#8220;Fakr&#8221;in sonucu olan Bekâ&#8217;nın güzelliklerini hibe eden&#8230; <strong>&#8220;Seni hiçbir şeyin yok iken </strong>(fakr-&#8221;yok&#8221;lukta)<strong> bulup da zenginliğe </strong>(&#8221;gına&#8221;ya-Bekâ&#8217;ya)<strong> kavuşturmadık mı </strong>(El Ganî kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ganî olanın kulluğunu yaşatmadık mı)<strong>?&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/093_duha.htm" target="_blank">Duha: 8</a>)&#8230; <strong>&#8220;Muhakkak ki &#8216;HÛ&#8217;dur ganî eden de fakir kılan da.&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/053_necm.htm" target="_blank">Necm: 48</a>)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mani.pdf" target="_blank">EL MANİ&#8217;</a></strong>&#8230; Hak etmeyene, hak etmediğine erişmesine engel yaratan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/darr.pdf" target="_blank">ED DARR</a></strong>&#8230; Birimlerin sıkılıp bunalarak kendine dönmesi için çeşitli azap veren hâlleri (hastalık, çile, belâ) yaşatan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/nafi.pdf" target="_blank">EN NAFİ&#8217;</a></strong>&#8230; Hayra erişmeye vesile olacak yararlı düşünce ve fiilleri hatıra getirip gereğini uygulatan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/nur.pdf" target="_blank">EN NUR</a></strong>&#8230; Her şeyin hakikati olan İlim! Her şeyin aslı Nûr&#8217;dur, demek; her şey ilimden ibarettir, İlmullah&#8217;ta demektir. Hayat, ilimle vardır. İlim sahipleri Hayy&#8217;dır; diridir! İlmi olmayan ise, yaşayan ölüdür.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hadi.pdf" target="_blank">EL HADİY</a></strong>&#8230; Hakikate erdiren&#8230; Hakikatin gereğini yaşatan! Hakk&#8217;ı dillendirten! Hakikate yönlendiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/bedi.pdf" target="_blank">EL BEDİY&#8217;</a></strong>&#8230; Eşi benzeri olmayan güzellikte olup, güzellikleri yaratan! Türleri ve varlıkları herhangi bir örneğe dayanmayan şekilde kendilerine özgü özelliklerle yaratan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/baki.pdf" target="_blank">EL BAKIY</a></strong>&#8230; Zaman kavramsız yalnızca var olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/varis.pdf" target="_blank">EL VARİS</a></strong>&#8230; Sahibi olduklarını geride bırakarak dönüşenlerin, arkada bıraktıklarının sahibi olarak çeşitli isimlerle açığa çıkan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/resid.pdf" target="_blank">ER REŞİYD</a></strong>&#8230; Rüşde erdiren! Birimin hakikatini fark etmesinin sonucu olarak olgunlaşmasını yaratan ve yaşatan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/sabir.pdf" target="_blank">ES SABUR</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Eğer Allâh insanları zulümlerinden dolayı sorumlu tutup sonucunu hemen yaşatsaydı; </strong>(arz)<strong> üzerinde hiçbir DABBE </strong>(insan değil insan bedeni)<strong> bırakmazdı! Fakat onları hükmedilmiş bir vakte tehir ediyor&#8230; Ecelleri geldiği vakit de ne bir saat geri kalırlar, ne de öne geçebilirler&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/016_nahl.htm" target="_blank">Nahl: 61</a>) Her yaratılmış olanın amacına uygun işlevini yapmasını bekleyip, o işlevini tamamladıktan sonra sonuçlarını yaşatan. Zâlimin zulmüne müsaade etmesi, yani Sabûr özelliğini açığa çıkarması, hem zâlim hem mazlum yönünden yaşanacak işlevin tam hakkıyla yaşanması ve daha sonra da sonuçlarının oluşması içindir. Belânın büyüğünün açığa çıkması, zulmün büyüğünün oluşmasını gerektirir!</p>
<p><strong>SON HATIRLATMA</strong></p>
<p>Elbette ki &#8220;Allâh&#8221; ismiyle işaret edilen <strong>&#8220;EKBER&#8221;</strong>in <strong>&#8220;Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong>sının anlamları bu kadar dar kapsamlı değildir! Bu yüzdendir ki, uzun yıllardır bu konuya hiç girmemiştim. Çünkü bu konunun hakkının verilmesi muhaldir &#8211; olanaksızdır! &#8220;Yansımalar&#8221; dolayısıyla bu konuya girmek zorunda kaldım. Rabbimden bağışlanma dilerim. Bu konuda nice eserler yazılmıştır. Biz bugünkü bakış açımız yönünden kısa ve akılda kalabilecek şekilde konuyu ele aldık. Belki deryadan bir damla sudur bu konudaki anlattıklarımız!</p>
<p><strong>&#8220;SubhanAllâhi amma yasıfun!&#8221;</strong></p>
<p>Bu çalışmamıza nokta koymadan, şu mutlak gerçeği bir kere daha vurgulayalım. Bütün bu açıkladıklarımız ve yazdıklarımız, kişinin kendisini, bedensellikten ve <strong>&#8220;ben&#8221;</strong>likten arındırdıktan sonra, <strong>&#8220;şuurda seyir&#8221;</strong> boyutunda yaşanacak olan şeylerdir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Bu arınma &#8211; tezkiye olmadan, kişinin bilgileri edinip tekrarlaması, bir bilgisayarın tekrarlamasından farklı bir sonucu asla yaşatmaz!</span></strong> Tasavvuf, dedi-kodu olmayıp bir yaşantıdır! Gıybet veya dedikoduyla ömür tüketen, şeytanın süslü gösterdiği amelle kendini avutandır. Kişinin bu bilgileri yaşamasının açık teyidi ise, onun için <strong>&#8220;yanma&#8221;</strong>nın kesinlikle bitmiş olup; hiçbir şeyin veya olayın onu üzüp kapsamamasıdır! <strong><span style="text-decoration: underline;">Kişide şartlanmaların getirdiği değer yargılarına dayalı duygusallık yaşamı ve buna dayalı davranışlar olduğu sürece, o beşeriyetinin kemâlini yaşayan bir birim olarak ve yaptıklarının sonucunu yaşamaya devam ederek ölümsüzlük boyutuna geçer.</span></strong></p>
<p>Bilgi uygulamak içindir. <strong>Uygulanmayan ilim, insanın sırtındaki yüktür</strong>, farkındalığıyla işe kendimizden başlayalım.</p>
<p>Gecenin sonucunda kendimize şu soruyu soralım:</p>
<p>Bilgimize göre, gece uykuda geri dönüşü olmayan yolculuğa hazır mıyız? Dünyada bizi <strong>&#8220;yakan&#8221;</strong> olaylar bitti mi? Huzurlu, mutlu &#8220;kulluğu&#8221; yaşıyor muyuz? Cevap evetse ne mutlu! Değilse, yarına çok iş var demektir. Bu durumda sabah kalktığımızda, bu gece yatarken mutlu ve hazır olarak yatmak için neler yapmalıyım; diye düşünmemiz gerekmez mi?</p>
<p>Sahip olduğumuzu sandığımız her şeyi geride bırakarak gideceğimizin idrakı içinde günü değerlendirebiliyorsak şükürler olsun.</p>
<p>Ves Selâm.</p>
<p><strong>&#8220;Allah ilminden YANSIMALAR&#8221;</strong> çalışmamda emeği geçen, ilminden yararlandığım değerli âlim ve hâl ehli İstanbul Kanlıca Camii İmamı muhterem <strong>Hasan Güler</strong> Hocamıza huzurlarınızda teşekkürlerimi sunarım.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>AHMED HULÛSİ<br />
03 Şubat 2009<br />
North Carolina, USA</strong></p>
<p style="text-align: right;">
<p><strong></strong>İndirmek İstediğiniz Formatın Üzerine Tıklayınız.</p>
<p><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/xls/kuranda_esmalar.xls" target="_blank"><img class="alignnone" src="http://www.ahmedhulusi.org/images/ikon_excel.jpg" alt="" width="40" height="40" /></a> <a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/doc/kuranda_esmalar.doc" target="_blank"><img class="alignnone" src="http://www.ahmedhulusi.org/images/ikon_word.jpg" alt="" width="40" height="40" /></a> <a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/kuran/elesmaulhusna.mp3" target="_blank"><img class="alignnone" src="http://www.ahmedhulusi.org/images/ikon_ses.jpg" alt="" width="40" height="40" /></a></p>
<br />
Dinlemek için Play Tuşuna Basınız.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/kuran/elesmaulhusna.mp3" length="83110181" type="audio/mpeg" />
	<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/kuran/elesmaulhusna.mp3" length="1" type="audio/mpeg"/>
	</item>
		<item>
		<title>Kuran&#8217;ı Anlamak için Ön Bilgi &#8211; Allah İlminden Yansımalar</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 22:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><br /><img src="http://www.sufizm.gen.tr/dinlemek-icin.jpg" alt="media" /><br />
&#8211; Dinlemek için tıklayınız..</p>
<p><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.orijinkutuphane.org/system/html/2cecc0a3c8cdd5148074bd39828812ff.jpg" alt="" width="85" height="107" /><strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>mak amacıyla elinize aldığınız bu çalışmanın orijinali olan metin, <strong><em>gökteki bir tanrının yeryüzündeki postacı-peygamberine indirmiş olduğu yazılı bir kitaptaki buyruklar veya ferman</em></strong> değildir!</p>
<p><strong>O, âlemlerin Rabbi olanın irsal ettiği </strong>(risâlet işleviyle açığa çıkardığı)<strong> Rasûlüne,</strong> (boyutsal derinliklerinden  bilincine) <strong>inzal ettiği &#8220;Hakikat Bilgisi&#8221; ve &#8220;Sünnetullah&#8221; açıklamasıdır!</strong></p>
<p>Baştan vurgulayalım ki&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Okuyacağınız bu metin, ne Türkçe Kurân&#8217;dır, ne çeviri, ne de meâl!.. Asla Kurân yerine geçmez! Kurân&#8217;daki çok anlamlı anlatımların bir-iki yönünü göstermeye çalışır ancak!</span></strong></p>
<p>O, yalnızca, Ahmed Hulûsi isimli Allah Kulu&#8217;na bahşedilmiş bakış açısından Kurân&#8217;a açılan bir penceredir!.. Bu pencereden görülenlerin bir kısmının sizlere yansıtılmasıdır!</p>
<p>Bu penceredeki bakış açısının temeli nedir, bir misal ile anlatmaya çalışayım&#8230;</p>
<p>İnsanın iki gözü vardır ki, bu iki göz sağlıklı çalışırsa, baktığını şaşı görmez, tek ve net görür. Net ve tek göremeyenlerse bunu sağlamak için ya gözlük kullanırlar ya da lens!</p>
<p><strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nası Kitap olan Evren&#8217;i ve <strong>&#8220;Sünnetullah&#8221;</strong>ı sağlıklı <strong>&#8220;oku&#8221;</strong>yabilmek için de, <strong>Allah</strong>, <strong>Kurân</strong> ile bize, iki doğruyu görme camı vermiştir, gözlüğümüze takalım diye&#8230;</p>
<p>&#8220;Hakikati&#8221; net ve tek görmek için de basîrete ve ilim gözlüğüne ihtiyaç vardır ki onun iki camından birisi, <strong>&#8220;B&#8221; harfi ilmi</strong>, diğeri <strong>&#8220;el AHAD-üs SAMED&#8221; ilmi</strong>dir!</p>
<p>Birinci ilim, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın en başına konmuş <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfidir&#8230; Anlamı, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/tekinseyri.htm" target="_blank">TEK&#8217;in SEYRİ</a>&#8220;</strong> isimli kitabımda açıkladığım <strong>&#8220;Holografik Gerçeklik&#8221;</strong> paralelinde, Rasûlullah (aleyhisselâm)&#8217;ın bildirdiği <strong>&#8220;Zerre küllün aynasıdır!&#8221;</strong> açıklamasıdır. Birim, zerre olarak algılanan her noktada, tüm &#8220;<strong>el Esmâ</strong>&#8220;sıyla mevcudiyetini anlatır.</p>
<p>İkinci ilim ise,<strong> Kurân</strong>&#8216;ın sonuna yerleştirilmiş olan <strong>&#8220;İhlâs&#8221;</strong> Sûresi&#8217;ndedir. <strong>&#8220;Allah&#8221; </strong>ismiyle işaret edilenin, <strong>&#8220;<a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/allah.swf" target="_blank">el AHAD-üs SAMED</a>&#8220;</strong> olduğu vurgusudur! <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>dur! <strong>O</strong>&#8216;nun gayrı veya &#8220;<strong>dûnu</strong>&#8221; mevcut değildir! <strong>&#8220;Es Samed&#8221;</strong>, &#8220;<strong>içine bir şey girmesi, katılması veya ondan bir şey çıkması oluşması söz konusu olmayan som TEK&#8217;illik</strong>&#8221; anlamını ihtiva etmektedir.</p>
<p>Bu iki gerçek tek bir bakışı meydana getirmezse, <strong>Kurân&#8217;ın ruhu ve vermek istediği mesaj </strong>asla algılanamaz; gökteki tanrı yerdeki peygamber ve sen anlayışının doğrusu asla bilinemez!</p>
<p>Evet, okuyacağınız bu metin,<strong> &#8220;ALLAH&#8221;</strong> ismiyle işaret edilen, <strong>&#8220;el AHAD-üs SAMED&#8221;</strong> ise; bu mutlak gerçeğe göre, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın işaretlerini nasıl değerlendirmemiz gerektiği, çalışmasıdır.</p>
<p>Elinizdeki bu çalışmanın, bildiğimiz kadarıyla, bir benzeri olmamıştır. Zira bugüne kadar, Kurân&#8217;ın gerçek mesajını–ruhunu–amacını yansıtmak yerine, derinliği olmayan ve tarihsellik yanına dayanan nakiller yapılmıştır. Çoğunun diliyse, okuyana, eline aldıktan kısa bir süre sonra kitabı bıraktıracak kadar çapraşıktır. Bire bir kelime çevirisine sadık kalmak amacıyla, devrinin <strong>edebî şaheseri </strong>günümüzün anlam bulmacası olarak insanların eline verilmiştir.</p>
<p>Ayrıca bu <strong>edebî şah eser</strong>, okurken sık sık göreceğiniz gibi, pek çok gerçeği, dersi, <strong>&#8220;evirip çevirip türlü misaller ile, benzetmelerle&#8221;</strong> anlatmıştır, kendi tâbiriyle! İnsanlar tefekkür etsin diye&#8230; Ne yazık ki, anlayışı sınırlı çoğunluk, bu benzetmeleri, &#8220;muhkem&#8221; kabullenerek; gökte tanrı yerde peygamberi, inen yazılı ferman anlayışına kadar sürüklenmişlerdir.</p>
<p>İnanıyorum ki, temel bakış açısı, hakkıyla okuyucuya yansıtılabilirse, insanların bu yüce <strong>&#8220;BİLGİ&#8221;</strong>ye bakışı ve değerlendirmesi çok farklı olacaktır.</p>
<br /><img src="http://www.sufizm.gen.tr/dinlemek-icin.jpg" alt="media" /><br />

<p>Bu nedenledir ki, <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>maya başlamadan önce, bize göre, <strong>&#8220;KİTAP&#8221;</strong>ın temel bakış açısını ve bazı kavramları açıklamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Kurân</strong>&#8216;ın temel fikri, insanların, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/allah.htm" target="_blank">ALLAH</a>&#8220;</strong> ismiyle işaret edileni anlamaya çalışmaları, tanrı kavramı kabul ederek <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong>e (düalizm-ikilik) düşmekten korunmalarıdır.</p>
<p><strong>İnsanın, gökte veya yerde bir dış tanrı kabulü açık &#8220;şirk&#8221;; &#8220;Allah&#8221; yanı sıra, O&#8217;ndan ayrı </strong>(benliği dâhil)<strong> bir güç kuvvet sahibi varlık kabulü de gizli &#8220;şirk&#8221; olarak tanımlanmaktadır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>lığa hitaben nâzil olmuş <strong>&#8220;BİLGİ&#8221; (kitap)</strong>, kendisini değerlendirecek olanları şöyle uyarıyor:</p>
<p><strong>&#8220;Şirk </strong>(bir yanda tanrı diğer yanda her şey) <strong>düşüncesine sahip olanlar pistir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;</strong>(ŞİRK)<strong> pisliğinden </strong>(ben ve tanrı anlayışından) <strong>arınmamış olanlar O&#8217;na </strong>(Kurân&#8217;a) <strong>dokunmasınlar!&#8221;</strong> (Anlayamazlar!)</p>
<p><strong>&#8220;Muhakkak ki şirk </strong>(Allah ismiyle işaret edilen yanı sıra veya dûnunda bir varlık olduğunu kabullenmek) <strong>büyük zulümdür!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;ALLAH&#8217;ın kesinlikle affetmeyeceği tek suç, ŞİRK&#8217;tir; bunun dûnundakileri dilediğine affedebilir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;ŞİRK&#8221;</strong> anlayışından kurtulmak için de <strong>&#8220;Allah&#8221;</strong> adıyla işaret edilene iman edilmesi istenmektedir.</p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8221;</strong>a imanın iki mertebesi <strong>Kurân</strong>&#8216;da açıklanmaktadır.</p>
<p>A) <strong>Allah&#8217;a </strong>(içinde şirk de bulunabilen)<strong> iman</strong>&#8230; B) <strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/akilveiman-amentubillahi.swf" target="_blank">&#8220;B&#8221; işareti kapsamıyla Allah&#8217;a iman</a>.</strong></p>
<p>Birincisi, ötede bir <strong>&#8220;tanrı&#8221;</strong> vehminden kaynaklanan açık <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong> anlayışından arınmanın gereğini açıklamaktadır.</p>
<p>İkincisi, <strong>&#8220;gizli şirk&#8221;</strong> diye tanımlanmış bulunan, <strong>&#8220;benliğini, rabbine </strong>(Hakikat&#8217;in olan el Esmâ&#8217;ya)<strong> şirk koşma&#8221;</strong> anlayışından arınmayı anlatmaktadır.</p>
<p>Şimdi Müslümanların çoğunluğunun ciddiye almadığı, &#8220;<strong>tasavvuf</strong>&#8221; deyip bir kenara attığı &#8220;<strong>gizli şirk</strong>&#8221; diye tanımlanan olayın, <strong>Kurân</strong>&#8216;da nasıl yer aldığına dikkatle kulak verelim:</p>
<p><strong>Hamdi Yazır&#8217;ın meâlinden</strong> naklen veriyorum, &#8220;<strong>sen yanlış anlamışsın</strong>&#8221; diyecekleri bundan vazgeçirmek için! Dikkat buyurun, hitap geçmiş halklara değil <strong>Rasûlullah Muhammed Mustafa</strong> aleyhisselâm&#8217;adır, çevresindekilerin bir kısmının imanından söz edilmektedir:</p>
<p>Yusuf Sûresi (12)&#8217;ndeki 102. Âyetten 107. Âyete kadar olan bölüm:</p>
<p>&#8220;<strong>[<em>Ey Muhammed</em>!] Bu[<em>nlar</em>] işte, gayb haberlerinden; sana onu vahy ile bildiriyoruz, yoksa onlar işlerine karar verip mekr [/<em>hile ve düzenler</em>] yaparlarken sen yanlarında değildin.</strong><br />
<strong>Ve [<em>şunu da unutma ki</em>] insanların ekserisi –sen ne kadar [<em>iman etmeleri için</em>] hırslansan [<em>da</em>]– mümin [<em>olacak</em>] değildirler.</strong><br />
<strong>[<em>Oysa sen</em>] buna karşı[<em>lık</em>] onlardan bir ecir [/<em>ücret</em>] de istemiyorsun, o</strong><strong> ancak bütün âlemine [/<em>insanlara</em>]</strong><strong> [<em>ilahî</em>] bir tezkire[/<em>hatırlatma ve nasihat</em>]tir.</strong><br />
<strong>Bununla beraber, göklerde, yerde [<em>ibret alacak daha</em>] ne kadar ayet [/<em>işaret</em>] var; [<em>fakat ne yazık</em>] ki üzerine uğrarlar, onlardan yüz çevirir geçerler.</strong></p>
<p><strong>Onların ekserisi Allah&#8217;a şirk koşmaksızın iman etmez.</strong>&#8221;</p>
<p>Şimdi burada &#8220;<strong>Akıl ve İman</strong>&#8221; isimli kitabımı yazmama sebep olan çok önemli âyeti-uyarıyı görelim&#8230; Nisa (4.) Suresi 136. âyeti <strong>Rasûlullah</strong>&#8216;a geliyor ve çevresindeki iman etmişlere hitap ediyor:</p>
<p>&#8220;<strong>Ey iman edenler; Aminu &#8220;B&#8221;illahi&#8230;</strong>&#8221; Yani, &#8220;<strong>Ey iman edenler, &#8220;B&#8221; harfinin taşıdığı anlam kapsamında iman edin Allah&#8217;a&#8230;&#8230;.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ne demek bu?</strong></p>
<p><strong>Şu demek: Yalnızca Allah isimlerinin işaret ettiği mânâlardan oluşan âlemler içinde sizin de hakikatiniz Allah Esmâ&#8217;sından meydana gelmiştir. Rabbiniz hakikatiniz olan bu Esmâ&#8217;dır. Dolayısıyla hem derûnunuzda hem de karşınızda Allah esmâsının açığa çıkışından başka bir şey yoktur. Bu Hakikate ters düşen bir şekilde, var gördüklerinizi, Allah dûnunda bağımsız-ayrı bir varlık </strong>(tanrı)<strong> gibi düşünüp kabul ederek şirk koşanlardan olmayın. Bunu yapmanın getirisi dünyada ve sonsuz geleceğinizde yanmaktan başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong>Ama çoğunluğun bunu kavrayacak akılla açığa çıkmadığını da gene şöyle belirtiyor Kurân Bakara Sûresi 8. Âyetinde:</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnsanlardan bir kısmı &#8220;B&#8221; harfinin işaret ettiği anlam kapsamında Allah&#8217;a ve sonsuz geleceğimize iman ettik derler &#8230;&#8230; Ama onlar &#8220;B&#8221; kapsamında iman etmiş müminler değillerdir&#8221;.</strong></p>
<p><strong>İşte bu sebepledir ki, &#8220;B&#8221; harfinin işaret ettiği muazzam anlamın &#8220;gizli şirk&#8221; diye geçiştirilen bir şekilde örtülmesi; bu konuya hiç önem verilmemesi sonuçta &#8220;Gökte tanrı yerde Ben&#8221; anlayışını yerleştirmiş ve bugünkü noktaya gelinmiştir.</strong></p>
<p><strong>Oysa&#8230;</strong></p>
<p>Şirk anlayışının geçersizliği daha ilk âyet (sûre) olan <strong>&#8220;Besmele&#8221;</strong>de <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfiyle anlatılmaktadır. Kurân yorumcularının pek çoğunun yetişme şartlanmaları gereği örttüğü bu anlam, Hz. <strong>Âli</strong> tarafından açıklanmıştır 1400 küsur yıl önce ilk defa:</p>
<p><strong>Şahı Velâyet</strong> Hz. <strong>Âli, </strong><strong>Kurân</strong>&#8216;daki, o gün için <strong>&#8220;sır&#8221;</strong> kabul edilen bu gerçeğe şöyle işaret etmiştir:</p>
<p><strong>&#8220;Kurân&#8217;ın sırrı Fâtiha&#8217;da; Fâtiha&#8217;nın sırrı B-ismillah&#8217;ta; B-ismillah&#8217;ın sırrı da &#8220;B&#8221; harfindedir. Ben, </strong>(Arapçadaki yazılışı itibariyla) <strong>&#8220;B&#8221;nin altındaki NOKTA&#8217;yım!&#8221;</strong></p>
<p>Hz. <strong>Âli</strong>&#8216;nin işaret ettiği bu gerçeklik, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın okunmaya başlanılan ilk âyeti olan <strong>&#8220;B-ismillah&#8221;ın</strong> başındaki <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinde, daha sonra da pek çok yerinde bir uyarı işareti anlamına gelmektedir.</p>
<p>Merhum Hamdi Yazır hazırlamış olduğu <strong><a class="balonlinksiz" onmouseover="Tip('&lt;b&gt;&lt;img src=" onmouseout="UnTip()" href="javascript:void(0);">Kurân tefsirinde</a></strong>; Ahmed Avni Konuk &#8220;<a class="balonlinksiz" onmouseover="Tip('&lt;b&gt;Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yayını no 25 cilt 2 sayfa 191&lt;br&gt;&lt;img src=" onmouseout="UnTip()" href="javascript:void(0);"><strong>Fusûsu&#8217;l Hikem şerhi</strong></a>&#8220;nde; Abdülaziz Mecdi Tolun, &#8220;<strong>İnsan-ı Kâmil</strong>&#8221; şerhinde, bu mânâya dair gerekli uyarıyı yapmıştır.</p>
<p>Biz de, penceremizden bu kutsal metne bakarken, âyetleri, <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin kullanılmış olduğu yerlerdeki anlamıyla değerlendirmeye çalıştık elimizden geldiğince. Çünkü, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın, <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin işaret ettiği anlam doğrultusunda <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nmaya başlanması gereği vurgulanmaktadır <strong>&#8220;B-ismillah&#8221;</strong> ile. <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin işaret ettiği anlam kişinin yaşadığı mutluluk veya mutsuzluğun, kendi derûnundan, hakikatinden gelen mânâlar doğrultusunda yaşandığı gerçeğidir. Kişinin cehennemini veya cennetini yaşaması &#8220;<span style="text-decoration: underline;">elleriyle yaptıklarının sonucu</span>&#8220;dur; yani; kendindeki <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mânâlarının açığa çıkmasıyla oluşmaktadır, vurgusuna işarettir <strong>&#8220;B&#8221; </strong>uyarısı!.. Bu yüzden de her sûre başında <strong>&#8220;B-ismillah&#8221; </strong>yer alarak, bu hatırlatma yapılmaktadır.</p>
<p><strong>&#8220;B&#8221;ismillahirrahmanirrahîm,</strong> başlı başına bir sûre hükmündedir bize göre.</p>
<p>Bizatihi <strong>Kurân</strong>&#8216;ın ve yeryüzünde yaşamış en muhteşem beşer olan <strong>Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)&#8217;ın açıklamalarını temel alan, <strong>&#8220;ALLAH&#8221;</strong> adıyla işaret edilmiş Mutlak Hakikat&#8217;in gösterdiği hedef kavranılmadan, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın anlaşılması mümkün değildir.</p>
<p>Eğer bu hedef fark edilmezse, <strong>Kurân</strong>&#8216;a, esasla ilgisi olmayan bir şekilde; çeşitli yaklaşımlar edinilebilir. O, bir tarih kitabıdır; O, bir iyi ahlâk kitabıdır; O, bir toplumsal düzen kitabıdır; O, bir evren bilgisi kitabıdır; vs.!</p>
<p>Oysa <strong>Kurân</strong>&#8216;ın önyargısız ve şartlanmasız <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nması hâlinde görülecek en keskin gerçek, insana <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong> anlayışını terk ettirecek ipuçlarını vermesi ve bu realite doğrultusunda bilincini arındırmasının yolunu öğretmesidir. Çünkü insan, yaratılış özelliği dolayısıyla ölümsüzdür! <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Ölümü tadar</span>&#8220;</strong> ve çeşitli <strong>&#8220;Bâ&#8217;s&#8221;</strong> aşamalarından geçerek sonsuza dek yaşamına devam eder!</p>
<p>Ölüm, kişinin kıyametinin kopup, perdesinin kalkarak kendi hakikatini müşahede etmesi ve daha sonra da bunu hayatında ne kadar değerlendirebildiğinin sonuçlarını yaşamaya başlamasıdır. Çalışmamızı <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>manız sırasında bunu net göreceksiniz.</p>
<p>Bu yüzdendir ki&#8230;</p>
<p>İnsan, kendi hakikatini tanımalı, kavramalı, yaşamını buna göre değerlendirerek, <strong>&#8220;Hakikatinden&#8221;</strong> kaynaklanan <strong>&#8220;kuvveleri&#8221;</strong> değerlendirerek <strong>&#8220;cennet&#8221;</strong> yaşamını kazanmalıdır; <strong>&#8220;Rabbi&#8221;</strong> elvermişse! Rabbine yönelmek ise dışa değil; kişinin kendi hakikatindekine yönelmesi diye anlaşılmalıdır ki salâtın ikamesi yani namaz da bunun yaşanmasıdır içe dönük bir şekilde.</p>
<p>Bu noktada şunu iyi anlamak zorundayız&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/yenilen.htm" target="_blank">Yenilen</a>&#8220;</strong> isimli kitabımda çeşitli yönleriyle açıklamaya çalıştığım şekilde; evren ismi ile tanımladığımız yapı, hakikati itibariyla, <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;holografik Tekil bilgi</strong>–<strong>enerji okyanusudur&#8221;</strong> tüm boyutlarıyla, bize göre! Bu okyanus, her damlasında tümünün özellikleri mevcut olan bir okyanustur! <strong>Rasûlullah </strong>(aleyhisselâm)&#8217;ın da &#8220;<strong>Zerre küllün aynasıdır!</strong>&#8221; uyarısı ile açıkladığı gibi.</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/allah.htm" target="_blank">Hazreti Muhammed&#8217;in açıkladığı ALLAH</a>&#8221; </strong>isimli kitabımda detaylarıyla anlatmaya çalıştığım şekilde, <strong>&#8220;ALLAH&#8221;</strong> ismiyle işaret edilen yanı sıra, veya <strong>&#8220;dûnunda&#8221;</strong> yani kavram, kapsam ya da başka herhangi bir ölçütle denkliği söz konusu olabilecek ikinci bir varlık mevcut değildir.</p>
<p>Bu gerçek dolayısıyladır ki, <strong>Kurân</strong>&#8216;da <strong>&#8220;İkinin ikincisi&#8221;</strong> olarak tanımlanan Hz. <strong>Ebu Bekir</strong> ve Hz. <strong>Âli&#8217;</strong>den günümüze uzanmış düşünce ve müşahede zincirinde yer almış kemâl sahipleri hep aynı realiteyi dillendirmişlerdir: <strong>&#8220;Allah var, gayrı yok!&#8221; </strong>İşte bu yüzdendir ki, <strong>&#8220;HAMD&#8221;</strong> sadece <strong>Allah&#8217;a ait</strong> bir olgudur! Kendi kendini değerlendirmek durumundadır, gayrı olmadığı için!</p>
<p><strong>&#8220;Şirk&#8221;</strong> aslı olmayan, <strong>&#8220;vehmedilen&#8221;</strong> bir kavramdır!</p>
<p>İnsanlar, <strong>&#8220;vehimleriyle&#8221;</strong> bu olguya düşerek, <strong>&#8220;çokluk algılanması ardındaki gerçek Tek&#8217;lik&#8221;</strong>ten perdelenirler! Bunun sonucuysa, kendini <span style="text-decoration: underline;">yalnızca madde beden </span>kabul ederek yaşamak, ölüp yok olup gitmek (<strong>küfür</strong>); ya da benliği yanı sıra gökte veya derûnunda bir tanrı kabullenmektir (<strong>şirk</strong>)!</p>
<p>Oysa <strong>Kurân</strong> ve <strong>Rasûlullah açıklamalarına </strong>dayalı <strong>Allah ehli</strong> müşahedesine göre işin aslı şudur:</p>
<p>Kendisinden gayrı mevcut olmayan <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>, <strong>İlminde</strong> (ilim boyutunda), <strong>İlmiyle</strong>, <strong>&#8220;el Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilen özelliklerini, <strong>&#8220;ilmini&#8221;</strong> seyretmiştir&#8230; Bu seyrin başı ve sonu yoktur. <strong>&#8220;HÛ&#8221;,</strong> bu seyrettikleriyle kayıtlanıp sınırlanmaktan münezzehtir (âlemlerden Ganî&#8217;dir).</p>
<p>İşte hakkında konuşulan <strong>âlemler ve içindeki her şey, &#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=740336" target="_blank">el Esmâ</a>&#8221; seyri mertebesinde, seyrin oluşumuyla; &#8221;yok&#8221;</strong> iken <strong>&#8220;el Esmâ&#8221;</strong> özellikleriyle <strong>&#8220;var&#8221;</strong> olmuştur!</p>
<p>Hakkında söz edilen her şey, <strong>&#8220;Allah isimleri&#8221;</strong> diye kısaca bahsedilen ve <strong>&#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=740336" target="_blank">el Esmâ</a>&#8220;</strong> ile işaret edilen özelliklerin, sanki bir bileşim şeklindeki birikimleridir. Tıpkı, yüz küsur atomun değişik bileşenler hâlinde algılanan sayısız madde ve canlı türlerini meydana getirmesi gibi.</p>
<p><strong>&#8220;El Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong> genel hatlarıyla doksan dokuz olarak anlatılmışsa da esas itibariyle, detaylarıyla sayısızdır!</p>
<p>Algılanan veya algılanmayan her ne varsa, hepsi de bu <strong>&#8220;el Esmâ&#8221;</strong>dan (Allah isimleri) meydana geldiği içindir ki; bu oluşturmaya <strong>&#8220;âlemlerin Rabbi&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilmiştir. <strong>&#8220;Rabbin&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Rabbi&#8221;</strong> tanımlamaları ise, algılanan birimin oluşumunu meydana getiren <strong>&#8220;el Esmâ bileşimi-terkibi&#8221;</strong> anlamınadır.</p>
<p><strong>&#8220;Bi-izni Rab&#8221;</strong> tanımlaması, ilgili birimin <strong>&#8220;el Esmâ bileşiminin o şeye elvermesi</strong>&#8221; durumunu anlatmaktadır.</p>
<p>&#8220;<strong>Bi-iznillah</strong>&#8221; ise yerine göre iki anlama gelir&#8230; Ya <strong>&#8220;âlemleri yaratış muradına göre o işe elverişli esmâ bileşimi&#8221;</strong>; ya da <strong>&#8220;birimin oluşumundaki amaca göre esmâ bileşiminin elvermesi.&#8221;</strong> Çünkü, <strong>Ulûhiyeti</strong> ile kendinden gayrı olmayan <strong>TEK</strong>&#8216;tir!</p>
<p>Bu <strong>TEK&#8217;lik anlayışı</strong> dolayısıyla, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın vurguladığı önemli bir husus da şudur:</p>
<p>Her birim kendisinden açığa çıkanın sonucunu yaşayarak hayatına devam eder. <strong>&#8220;Ceza&#8221;</strong>, yapılanın karşılığı ya da anlatımımızla <strong>sonucu</strong> anlamındadır. Onun için de sık sık, <strong>&#8220;kendilerinden çıkanın sonucunu yaşayacaklardır, kullarına zulmeden bir tanrı yoktur&#8221;</strong> anlamında vurgulama yapılır.</p>
<p><strong>&#8220;Herkese hakkı verilir&#8221;</strong>in anlamı, hangi amaçla, hangi işlevi ortaya koyması için yaratılmışsa, o <strong>yaratılış amacına göre hakkı verilir</strong> demektir.</p>
<p><strong>&#8220;Korunmak&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Allah&#8217;tan korunmak&#8221;</strong> şeklinde anladığımız <strong>&#8220;takva&#8221;</strong> olayı, &#8220;kişinin, yaratılmış olduğu <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sı gereği elleriyle yaptıklarının sonucunu, kaçınılmaz bir şekilde yaşamak&#8221; durumunda kalacağı realitesi nedeniyle, hoşlanmayacağı şeyleri yaşamaması amacıyla, yanlış davranışlardan korunmasını tanımlamaktadır.</p>
<p><strong>Kurân</strong>, işaret ettiğimiz üzere, gökteki tanrıdan yeryüzündeki postacı-peygambere aracı varlıklarla yollanmış yazılı bir kitap değildir.  <strong>Rabbin&#8217;den yani hakikati olan &#8220;Esmâ mertebesi&#8221;nden bilincine inzal olan (boyutsal açığa çıkış) Hakikat ve &#8220;Sünnetullah&#8221; BİLGİ&#8217;sidir!</strong></p>
<p><strong>Kurân, &#8220;Ulül Elbâb&#8221; indinde, &#8220;teklif&#8221; görünümünde &#8220;tespit&#8221;ten ibarettir!</strong></p>
<p><strong>&#8220;KİTAP&#8221;, &#8220;Hakikat&#8217;i ve Sünnetullah&#8217;ı içeren BİLGİ&#8221; anlamınadır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Hakikat BİLGİSİ&#8221;</strong> oluşu itibariyla birimin, algılanan veya algılanamayan her şeyin <strong>&#8220;Hakikat&#8221;</strong>ini açıklarken; <strong>&#8220;Sünnetullah BİLGİSİ&#8221;</strong> olması itibariyla da, <strong>&#8220;birimin sonsuza dek içinde yaşayacağı boyutların varoluş ve işleyiş Sistem ve Düzeni&#8221;</strong>ni bildirmektedir.</p>
<p><strong>İnsan</strong>, arzda <strong>&#8220;halife&#8221;</strong>dir&#8230; Bu hem dünya anlamına hem de beden anlamına değerlendirilir. Çünkü <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> beden ötesi bir yapıdır; ve bedeni terk ettikten sonra da birçok <strong>&#8220;Bâ&#8217;s&#8221;</strong> oluşla yaşamına devam eder sonsuza dek.</p>
<p><strong>İnsana yapılan teklifler, hep onun, kendini &#8220;Hakikat&#8221;iyle tanıyıp, bunun gereklerini yaşaması ve &#8220;Hakikat&#8221;inde bulunan özellikleri-kuvveleri keşfedip değerlendirmesi amacına dönüktür. Yasaklamaların ardında da hep kişinin kendini beden kabullenerek, ölümü tattıktan sonra hiçbir anlamı kalmayacak nefsanî zevkler uğruna kendisine verilen potansiyeli boşa harcamasını engellemek amacı gütmektedir. Çünkü mevcut potansiyeli, &#8220;Hakikat&#8221;ini keşfederek dünya ve ölüm ötesi yaşamdaki güzellikleri elde etmesi için verilmiştir.</strong></p>
<p>Eğer bu çalışmamız <strong>Kurân</strong>&#8216;ı biraz daha iyi değerlendirmenize hizmet verdiyse, bunu nasip etmesinin şükründe aczimi itiraf ederim. Yaptığım iş kulluğumun zorunlu gereğiydi. Başarı yalnızca Allah&#8217;ın lütfu iledir! Bu hizmetteki yetersizliklerimden, hata ve kusurlarımdan dolayı da bağışlanmamı niyaz ederim. Zira bir kulun Allah kelamını hakkıyla değerlendirmesi olanaksızdır!</p>
<p style="text-align: right;"><strong>AHMED HULÛSİ<br />
25 Ekim 2008<br />
North Carolina, USA</strong></p>
<p style="text-align: left;"><p><a title="Google Video" href="http://video.google.com/videoplay?docid=8503431742821714142">Google Direktvideo link</a></p>
<!-- generated by WordPress plugin Embedded Video with Link -->
</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url="http://www.sufizm.com/download/kuran/anlamakicinonbilgi.mp3" length="1" type="audio/mpeg"/>
<enclosure url="http://www.sufizm.com/download/kuran/anlamakicinonbilgi.mp3" length="1" type="audio/mpeg"/>
	</item>
		<item>
		<title>1 &#8211; Fâtiha Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/1-fatiha-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/1-fatiha-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 22:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/1-fatiha-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[Önce “EUZÜ-BİSMİLLAH” üzerine genel bir açıklama:
İSTİAZE:
“İstiaze”, sığınma, tecerrüd,&#8230; manasındadır&#8230;
Hz.Rasûlullah s.a.v.in öğrettiği üzere, özel olarak:
“Euzü Billahi mineş Şeytanir Racıym” veya
“Euzü Billahis Semi’il Aliymi mineş Şeytanir Racıym” veya
“Allahümme inniy euzü Bike mineş Şeytanir Racıym, min hemzihi (melekiyyetimden perdeleyici dürtülerinden) ve nefhihi (benlik körüklemesinden; övünme-kibirden, izafiyetten) ve nefsihi (sünnetullah gerçeğine uymayan ilhamlarından, vesvese atmasından, büyüleyici üfürmelerinden)”, kelimelerinin OKUnması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">Önce “<strong>EUZÜ-BİSMİLLAH</strong>” üzerine genel bir açıklama:</p>
<p align="left"><strong><u>İSTİAZE</u></strong>:</p>
<p align="left">“<strong>İstiaze</strong>”, <strong>sığınma, tecerrüd,</strong>&#8230; manasındadır&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v.in öğrettiği üzere, özel olarak:</p>
<p align="left">“<strong>Euzü <u>B</u>illahi mineş Şeytanir Racıym</strong>” veya</p>
<p align="left">“<strong>Euzü <u>B</u>illahis Semi’il Aliymi mineş Şeytanir Racıym</strong>” veya</p>
<p align="left">“<strong>Allahümme inniy euzü <u>B</u>ike mineş Şeytanir Racıym, min hemzihi </strong>(melekiyyetimden perdeleyici dürtülerinden)<strong> ve nefhihi </strong>(benlik körüklemesinden; övünme-kibirden, izafiyetten)<strong> ve nefsihi </strong>(sünnetullah gerçeğine uymayan ilhamlarından, vesvese atmasından, büyüleyici üfürmelerinden)”, kelimelerinin OKUnması ile olan sığınmadır&#8230;</p>
<p align="left">Kurâni hakikat üzere yaratılan (RAHMÂN: 1-4) halife varlık <strong>AdemOğlu</strong>’na ve her <strong>Kurân OKU</strong>yana “<strong>istiaze</strong>” (sığınma, arınma, tecerrüd) emredilmektedir!&#8230;<span id="more-122"></span></p>
<p align="left">İşte, bu gerçeği bize açıklayan bazı âyetler:</p>
<p align="left">NAHL: 98-100: “<strong><u>Kurân’ı </u></strong><u>(hakikatını, Rahmân’ın zikrini)<strong> kırâat ettiğin vakit, şeytan-ı raciym’den </strong>(tard edilmiş şeytan’dan, B sırrıyla)<strong> Allah’a sığın</strong></u><strong>&#8230; Doğrusu onun </strong>(şeytan’ın)<strong> iman eden ve rablerine tevekkül edenler üzerinde bir sultası/hakimiyeti/tutanağı yoktur&#8230; <u>Onun </u></strong><u>(vehmi nefsin, alt bilincin)<strong> sultası ancak kendisini veli </strong>(dost)<strong> edinenler ve </strong>(Bi-)<strong> onu </strong>(şeytanı) (Allah’a)<strong> ortak koşanlar </strong>(ona bir varlık, güç, kuvve atfedenler)<strong> üzerindedir </strong>(demek ki, istiaze yapılması, yani &lt;euzü&gt;nün OKUnması şart!?)</u>”&#8230;</p>
<p align="left">A’RÂF: 27: “<strong><u>Ey AdemOğulları!&#8230; Şeytan, sizin ebeveyninizi </u></strong><u>(baba-ananızı)<strong>, SEV’AT’larını </strong>(cesed, avret mahalli?)<strong> kendilerine göstermek için </strong>(takva)<strong> libaslarını onlardan soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de fitneye düşürmesin</strong></u><strong>!.. Çünkü o ve onun kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler&#8230; Biz, şeytanları iman etmeyenler için evliya/dostlar kıldık</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">YÂSÎN: 60: “<strong><u>Ey AdemOğulları </u></strong><u>(meleki ruh, üst bilinç, akıl sahipleri)<strong>!&#8230; Size ahdetmedim </strong>(bildirip bilgilendirmedim)<strong> mi: Şeytana </strong>(vehme)<strong> kulluk yapmayın, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?</strong></u>”&#8230;</p>
<p align="left">SÂD: 82-83: “(İblis)<strong> dedi ki: </strong>(Bi-)<strong> izzetine </strong>(varlığımdaki izzetine)<strong> kasem ederim ki, onların tümünü mutlaka şaşırtıp saptıracağım&#8230; Ancak onlardan ihlaslandırılmış </strong>(hâlis kılınmış)<strong> kulların müstesna</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">A’RÂF: 16-17: “(İblis) <strong>dedi ki: Beni </strong>(B sırrınca)<strong> sapıttırmana </strong>(mukabil, sebebiyle, onun gereği)<strong> yemin ederim ki </strong>(Hakkın Zatından gafil?)<strong>, elbette senin sırat-ı müstakiym’ine onlar için oturacağım </strong>(onlara engel olacağım; da vasıl olamayacaklar)<strong>&#8230; Sonra, andolsun ki onlara önlerinden, arka yönlerinden, sağ yönlerinden ve sol yönlerinden geleceğim&#8230; Onların ekseriyetini şükredenler </strong>(değerlendirenler)<strong> olarak bulamayacaksın</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">MU&#8217;MİNÛN: 97-98: “<strong>De ki: Rabbim!&#8230; Şeytanların uyartılarından/impalslarından </strong>(B manasınca)<strong> sana sığınırım&#8230;</strong> <strong>Ve </strong>(B manası gerçeğince)<strong> sana sığınırım Rabbim, yanımda hazır bulunmalarından</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">Hatta <strong>Abdullah İbni Abbas</strong> r.a.dan rivâyet edildiğine göre, <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v.e <strong>Cibriyl </strong>a.s. ilk nâzil olduğunda “<strong>istiaze</strong>” ve “<strong>’B’ismillah</strong>” ile emretmiştir&#8230;</p>
<p align="left">Onun için biz eğer <strong>Kurân-ı Kerîm</strong>’e dokunmak istiyorsak, eğer <strong>hakikat</strong>’ı<strong> </strong>ile <strong>sünnetullah</strong>’ı <strong>OKU</strong>mak istiyorsak,</p>
<p align="left">“<strong>Euzü Billahi mineş Şeytanir Racıym</strong>”,</p>
<p align="left">Yani: “<strong>Sığınırım B sırrıyla Allah’a </strong>(hakikatım olan, gayrı olmayan tam varlığa; herhangi bir varlığım, kuvvet ve kudretim sözkonusu olmaksızın; la havleve la kuvvete illa Billah!)<strong>; recmolunmuş </strong>(Allah’a yakîn hâli yaşamaktan tard olunmuş; Rahmân’a âsi-müşrik biri olmuş; doğasının ve işlevinin gereği melekiyyetimden ve hakikatımdan saptırıcı vesvese ve fikirler ilka eden, vehmi benlik verip şirke çeken)<strong> şeytan’dan</strong>”, demek zorundayız&#8230;</p>
<p align="left">Peki, Kurân, “<strong>Kurân OKUduğun vakit, şeytan-ı raciym’den </strong>(tard edilmiş şeytan’dan B sırrıyla)<strong> Allah’a sığın</strong>” (NAHL: 98), derken, yani “<strong>euzü</strong>”yü emrederken, kendisi -Kitab olarak- “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” ile başlamış ta “<strong>euzü</strong>” ile niye başlamamıştır?&#8230; Yani Kurân-ı Kerîm adlı kutsal Kitab’ın ve Onun sûrelerinin başlarında “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” varken, niye “<strong>euzü</strong>” yok?&#8230; Oysa “<strong>kıraatın=OKUmanın</strong>” evvelinde “<strong>istiaze</strong>” emrediliyor?&#8230; Namaz’a kalkanın abdestle emrolunması gibi, Kurân OKUyanın “<strong>istiaze</strong>” ile emrolunması sözkonusu!&#8230;</p>
<p align="left">Bu Kelâm’ın nâzil olduğu boyuta şeytaniyet-cinn varamaz, tesir edemez ki?&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>O şanlı bir Kurân’dır, bir Levh-i Mahfuzda </strong><u>(korunmuş</u> levhada)<strong>’dır</strong>” (BURÛC: 21-22), buyuruluyor!&#8230;</p>
<p align="left">Dolayısıyla “<strong>istiaze</strong>” (<u>sığınma, tecerrüd, arınma</u>) Kurân’a değil, Kurân’ı <u>OKUyana</u> gerekli&#8230; <u>Yani “<strong>istiaze</strong>”, <strong>Kurân</strong>’ın evvelinde değil “<strong>kıraat</strong>”ın evvelinde lazımdır</u>&#8230;</p>
<p align="left">Nitekim: VÂKIA: 79’da: “<strong>O’na </strong>(Kurân-ı Kerîm’e)<strong> arınıp tahir olanlardan başkası dokunamaz!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">ŞUARÂ: 210-211’de: “(Bi-)<strong> O’nu şeytanlar indirmedi</strong>&#8230; (Bu iş)<strong> Onlara uymaz </strong>(onlara yakışmaz)<strong>&#8230; </strong>(Zaten)<strong> muktedir olamazlar!</strong>”, diye konu açıklanır&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” ise <strong>Kurân’ın/Kitab’ın</strong> iptidasında tabii olarak vardır!.. Nitekim hadis-i şerif’te: “<strong>Küllü emrin ziy balin lem yübde’ Bi-Besmelete, fe huve ebter =</strong> <strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a> ile başlamayan her önemli iş, EBTERdir </strong>(güdük kalır, tamamlanamaz)” buyuruluyor&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">BİSMİLLAH</a></strong>” ile ilgili diğer önemli açıklamalar&#8230;</p>
<p align="left">Önce “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ın kırâatı ve yazılışı üzerine <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v.in mübarek sünneti ve işaretini değerlendirebilmek için bazı hadis-i şerifler ve açıklamayı okuyalım:</p>
<p align="left"><strong>Hz. Enes</strong> r.a <strong>Hz. Rasûlullah</strong>’ın Kurân okumasından sorulduğunda şöyle tarif eder: <strong>O</strong>, <strong>“<u>B</u>”ismillahir Rahmânir Rahıym</strong>’i okuduğunda “<strong><u>B</u>ismillah</strong>”ı, “<strong>er-Rahmân</strong>”ı ve “<strong>er-Rahıym</strong>”i iyice uzatırdı (<u>Bi-ismi Allah olan’ı</u>, <u>Rahmân’ı</u>, <u>Rahıym’i</u> vurgulayarak, isimlerin üzerlerinde durarak okurdu)!&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Hz. Rasûlullah</strong> s.a.v.in, 26 vahiy katibinden (ki bu katiblerin başı <strong>Hz.Ali KerremAllahu vechehu</strong>’dur) biri olan Muaviye b. Ebi Süfyan’a “<a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm"><strong>Bismillah</strong></a>”ın yazılışını şöyle tarif ettiği rivâyet edilir:</p>
<p align="left">“<strong>Divit’i ilka et </strong>(mürekkeb okkasını önüne koy)<strong>, kalem’i tahrif et </strong>(uçlandır, ucunu sivrilt; harflendir)<strong>, &lt;B&gt;yi ikame et </strong>(doğru çek, doğrult)<strong>, &lt;Siyn&gt;i tefrik et </strong>(dişlerini birbirinden ayır)<strong>, &lt;Miym&gt;i kör yapma </strong>(gözünü belli et)<strong>, &lt;Allah&gt;ı tahsin et </strong>(güzelleştir, güzel yaz)<strong>, &lt;er-Rahmân&gt;ı med et </strong>(uzat)<strong>, &lt;erRahıym&gt;i tecvid et </strong>(harflerini tek tek belirt, okunur-anlaşılır yap)”&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Hz.Enes</strong> r.a.dan rivâyet olunuyor&#8230; <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v. şöyle buyurmuş: “<strong>Biriniz &lt;<u>B</u>ismillahir Rahmânir Rahıym&gt;i yazdığında, er-Rahmân’ı med etsin </strong>(uzatsın)<strong>!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v.in vahiy katiblerinin önde gelenlerinden olan <strong>Zeyd B. Sabit</strong> r.a., <strong>Hz.Rasûlullah</strong>’ın şöyle dediğini rivâyet eder: “<strong>&lt;<u>B</u>ismillahir Rahmânir Rahıym’i yazdığında, onda &lt;Siyn&gt;i tebyin et </strong>(apaçık belirt)<strong>!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Hz.Rasûlullah </strong>s.a.v. “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ın başındaki “<strong>B</strong>”nın “<strong>Elif</strong>”i nereye gitti (yazılışta <span dir="rtl">??</span><span dir="ltr"> </span><strong><span dir="ltr"></span></strong>olması gerekirken<span dir="rtl">? </span>diye yazılmıştır) diye sorulduğunda: “<strong>Onu, şeytan çaldı!</strong>”, diye cevapladı!&#8230; Nitekim “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ın “<strong>Ba</strong>”sına has “<strong>Eliyf</strong>”siz bu yazılış Kurân’da <u>benzer</u> terkiplerde “<strong>Eliyf</strong>”lidir&#8230; Örneğin ilk vahiy âyeti olan “<strong>İkra’ <u>B</u>’ismi RabbiKE</strong>”de “<strong>Eliyf</strong>” yazılıdır&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Abdullah İbni Abbas</strong> r.a.dan, <strong>Hz.Rasûlulullah</strong> s.a.v.in şöyle dediği rivâyet olunuyor: “<strong>&lt;Be&gt;yi, &lt;Miym&gt;e kadar uzatma, ta ki </strong>(aradaki)<strong> &lt;Siyn&gt; ref’olsun </strong>(yükselsin, belli olsun)<strong>!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ın tafsili ya da iniş kademeleri&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Besmele</strong>” en kısa-öz haliyle “<strong>’<u>B</u>’ismillah</strong>” demektir&#8230;</p>
<p align="left">Daha önce “<strong><u>B</u>ismi KEl lAhümme” = “Senin adınla Ya Allah!</strong>” idi, ki “<strong>’<u>B’</u>ismillah</strong>” şeklinde okunması emri ile bu söyleniş nesh edildi&#8230;</p>
<p align="left">Nitekim <strong>Ulul’Azm</strong> bir <strong>Rasûl </strong>olan <strong>Hz. Nuh</strong> a.s., gemisini “<strong>’<u>B</u>’ismillah</strong>” diyerek yüzdürüp, tufandan selamete çıkardı! (HÛD: 41)&#8230;</p>
<p align="left">İslam’ın Hac menasikinin uygulanışında da “<strong>’<u>B</u>’ismillah</strong>” geçerlidir&#8230; Ka’be’de tavaf’a başlarken, şeytan taşlarken ve kurban ederken “<strong><u>B</u>ismillahi, AllahuEkber</strong>” deriz&#8230;</p>
<p align="left">Nitekim, “<strong>Evham ve vesveseyi kaldır</strong> (euzü’yü OKU; vehmi varlığından soyutlan)<strong>, Allah’a </strong>(varlığındaki hakikatına)<strong> iman et ve <u>her işe</u> &lt;’<u>B</u>’ismillah&gt; diyerek başla!</strong>” diyenler de bu gerçeği, vukufiyyeti ve marifet gücü dolayısıyla bu netlikte ifadelendiriyor&#8230;</p>
<p align="left">Her iş “’<strong>B’ismillah</strong>” iledir&#8230; Nitekim bir hadis-i şerfte de: “<strong>Sizden biri bir taam yediğinde &lt;’B’ismillah&gt; desin&#8230; Evvelinde unutursa, ahirinde: ‘B’ismillahi fi evvelihi ve ahirihi, desin!</strong>”, diye buyurulur&#8230; Avcılığa eğitilmiş köpekleri (MÂİDE: 5) av’a salarken de “<strong>’B’ismillah</strong>” denilmesi de <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v. tarafından “<strong>Köpeklerini irsal ederken İsmullah’ı zikret</strong>” diye emredilmiştir&#8230;</p>
<p align="left">Neden her işe başlarken “<strong>’B’ismillah</strong>”?&#8230;</p>
<p align="left"><strong>“B” gerçeği</strong> ve <strong>“<u>Allah” ismi</u></strong> dolayısıyla&#8230; <strong>Allah ismi</strong>, <u>ismi câmi</u>dir&#8230; Her iş ve fiilin aslı olan, her işlevin dayandığı kuvve-mana-özellik “<strong>Allah” <u>ismi</u></strong> kapsamındadır&#8230; Ayrı ayrı isimler değil!&#8230; Çünkü her isimle işaret edilen, hep aynı TEK nesne-kuvvedir!&#8230; Yani tüm isimlerin muhatabı-müsemması hep aynı yapı!&#8230;</p>
<p align="left"><strong>“B” sırrı</strong> ve <strong>“’B’ismillah” gerçeği</strong> dolayısıyla da zati vasıflarıyla, tüm mana, ağırlıklı bir mananın fiil ya da işlevi olarak gerçekleşmektedir; (ki böylece &lt;<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>&gt;ın açılımı, tam zikir olur) !&#8230;</p>
<p align="left">Rivâyet edildiğine göre, “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ın ikinci kademesi “<strong><u>B</u>ismillahir Rahmân</strong>”dır (İSRÂ: 110)&#8230;</p>
<p align="left">Ve nihâyet (Ebu Davud’un Musannef’inde tesbit ve rivâyet edildiği üzere) 3.kademesi ise “<strong><u>B</u>ismillahir Rahmânir Rahıym</strong>”dir!? (NEML: 30)&#8230;</p>
<p align="left">Gelelim neden sadece “<strong>Allah</strong>” değil de “<strong>ismiAllah</strong>”, ya da “<strong><u>B</u>illah</strong>” değil de “<strong><u><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">B</a></u><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">ismillah</a></strong>” denilmesi hususuna?&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ı, <strong>Allah-&gt;Rahmân-&gt;Rahıym</strong> diye ard arda üç isim, üç müteakıp kademe gibi değil, ‘<strong><u>Bi-ismi Allah olan, Rahmân Rahıym’dir</u></strong>’, ya da<strong> </strong>‘<strong>Rahmân ve Rahıym sıfatları ile vasıflanan </strong>(nesne, yapı)<strong>, ismi Allah olandır</strong>’, ya da <strong>‘Rahmân Allah, Rahıym’dir’</strong> diye değerlendirmek lazım&#8230; Yoksa <u>ismi Allah olan</u> ile <u>Rahmân Rahıym olanı</u> ayırıp iki ayrı nesne/yapı var saymış oluruz ki <strong>Ehad-Samed Allah</strong> gerçeğine uymaz&#8230;</p>
<p align="left">Zaten “<strong>Allah</strong>” kelimesi isim, “<strong>Rahmân</strong>” ve “<strong>Rahıym</strong>” kelimeleri ise sıfattırlar, “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”da!&#8230; Sıfat ise, o ismin müsemmasının sıfatıdır!&#8230; Mesela, “<strong>Allah Bâri’dir</strong>”, dendiğinde, “<strong>Allah <u>ismi </u></strong><u>(lafzı)</u><strong> Bari’dir</strong>” değil, “<strong><u>ismi Allah olan müsemma</u></strong> (yapı, nesne, kuvve)<strong> Bâri’dir</strong>”, demektir&#8230;</p>
<p align="left">O halde “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”: <strong>Rahmâniyyet ve Rahıymiyyet vasıflı ismi Allah olan </strong>(nesne-yapı-kuvve)<strong> olarak&#8230;</strong>, demektir&#8230;</p>
<p align="left">Nitekim BAKARA: 163’de: “(Ey insanlar)<strong> sizin ilâhınız, İlâh’un Vahid’dir </strong>(bir tek vücud’dur)<strong>&#8230; </strong>(O halde)<strong> kendinden gayrı ilâh </strong>(vücud, yaratan, müessir)<strong> olmayan O </strong>(Allah)<strong> Rahmân’dır, Rahıym’dir!</strong>”&#8230; ve</p>
<p align="left">İSRÂ: 110’da: <strong>De ki: </strong>“(İster)<strong> ‘Allah’ diye çağırın, veya </strong>(ister)<strong> ‘Rahmân’ diye çağırın&#8230; Hangisi ile çağırırsanız </strong>(farketmez); <strong>Esmâ-ül Hüsna O’nundur </strong>(o isimler ile işaret edilen yerde sizin varlığınız sözkonusu değildir; tüm Esmâ ile işaret olunan hep aynı Tek’dir, tek bir varlığın değişik özellikleridir; illa HU!)”, buyurulur&#8230;</p>
<p align="left">Yani, “<strong>İsmullah</strong>”ın “<strong>ism</strong>”i burada fazladan değil, özellikledir; Kurân vahyi’nin ilk âyeti olan “<strong>İkra’ ‘<u>B</u>’<u>ism</u>i RabbiKE</strong>”de de olduğu gibi!&#8230; Nitekim Kurân’da <u>“</u><strong><u>Allah</u></strong><u>”ı zikretmek</u> ve <u>“</u><strong><u>İsmullah</u></strong><u>”ı zikretmek</u> diye iki farklı şey geçer&#8230; Bu nedenle “<strong>’<u>B</u>’ismillahi</strong>”, “<strong>’<u>B</u>’illahi</strong>” manasında tercüme edilemez!&#8230; “<strong>İstiaze</strong>” (sığınma) ve “<strong>İstiane</strong>” (yardım dileme) de ise “<strong>ism</strong>” kullanılmaz&#8230; Yan, “<strong>euzü Bi-<u>ism</u>illahi</strong>” ve “<strong>isteıynu Bi-<u>ism</u>illah</strong>” olmaz!&#8230; “<strong>Euzü <u>B</u>illahi</strong>” ve “<strong>İsteıynu <u>B</u>illahi</strong>”dir, doğrusu&#8230; “<strong>’<u>B</u>’ismillahi</strong>”de veya “<strong>’<u>B</u>’ismi RabbiKE</strong>”de o (Rabbani) kuvvenin açığa çıkması sözkonusudur!&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>İsm = isim</strong>” burada müsemma kuvve yerindedir!&#8230; Müsemması olan (müsemma olan) isim, <strong>Allah</strong>’a (Allah lafzına değil, Allah adıyla işaret olunana) aittir de, demektir!&#8230; Nitekim, MERYEM: 65’de: “<strong>O’nun bir adaşını</strong>(O’ndan başka isimlenen müsemma) <strong>biliyormusun?</strong>” diye buna işaret edilir&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>“B” Sırrı ve “<a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a>” ile ilişkisi</u></strong>:</p>
<p align="left"><strong>“<span class="style15">ب</span>”=”B” sırrı!</strong>&#8230;</p>
<p align="left"><strong>“B” sırrı</strong> veya <strong>“B” manası</strong> veya <strong>“B” gerçeği</strong> ya da <strong>“B’ismillah” hakikatı!?</strong>&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>Kurân’da “B” sırrı çok çok önemlidir</u></strong><u>!&#8230;</u></p>
<p align="left">Nitekim <strong>Dar’ül Hikmet</strong>’in (<strong>Hikmet Yurdu</strong>’nun) kapısı <strong>Şah-ı Velâyet Hz.Ali kerremAllahu vechehu</strong> şöyle buyurur:</p>
<p align="left">&#8220;<strong>Kur&#8217;ân&#8217;ın sırrı Fâtiha&#8217;da; Fâtiha&#8217;nın sırrı &#8216;B&#8217;ismillâh&#8217;da; &#8216;<u>B</u>&#8216;ismillâh&#8217;ın sırrı da &#8220;B&#8221; harfindedir&#8230; Ben o ‘B’nin altındaki NOKTA’yım!</strong>&#8220;</p>
<p align="left">“<strong>’B’ismillah</strong>”ın başındaki “<strong>B</strong>”, <strong>harf-i cerr’dir </strong>(<u>kendine doğru çeken-cezbeden harf</u>)!&#8230;</p>
<p align="left"><u>Eğer <strong>“B” manâsı</strong> anahtarı olmasaydı, <strong>Kurân</strong>’da temsil yollu anlatılan hakikatların ve <strong>ismi Allah olan</strong>ın, insandaki varlığını, karşılığını, zuhurunu, yansımasını, tasarrufunu, rahmetini ve dolayısıyla tesbihimizi, zikrimizi, hilâfetimizi bilemezdik; yakiyne eremezdik&#8230; Hakk olan bu realiteyi materyalistçe, maddi-mekansal (hayalde) değerlendirerek “<strong>cennet</strong>” denilen gerçek yaşam hâlinden ebedi mahrum olurduk</u>&#8230;</p>
<p align="left">Oysa FUSSILET: 54’de açıklandığı üzre “<strong>B</strong>” her bir şey’e ve her birime ait bir gerçektir!&#8230; Makro alem için de mikro alem için de işin tekniği, bürünüşü, işleyişi böyledir&#8230; Kurân-evrensellik-insan arasındaki birebirliği (RAHMÂN: 1-4) dikkate aldığımızda -ki bu bir gerçek- işin önemi ihmal edilir gibisinden değildir&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Ulûhiyyet </strong>gereği, her bir birim ya da her bir şey <strong><u>“B” gerçeğince</u></strong>, <strong>ismi Allah olan</strong>ın <strong>Rahmâniyyet ve rahıymiyyeti</strong> olarak alemi şahadettedir&#8230; Gerisi duyulara bağlı hayallerdir, dünyalardır&#8230; <u>Bu gerçekten ötürü “<strong>la ilâhe illAllah</strong>”; yani, gayrına yer yok</u>!&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><u>&lt;B&gt; gerçeği var, o halde &lt;ilâh&gt; yok!</u></strong>”, demektir bu!?&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>O</u></strong><u>’nun gayrı ne bir vücud, ne bir kuvve, ne bir müessir ve ne de bir fail-fiil sözkonusudur</u>!&#8230; <strong>İblis, zebani dahi “B”deki gerçek ile işlevdedir!</strong>&#8230; <strong>Zebânilerin kuvveti </strong>(19 harfli)<strong> “<a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a>”dandır </strong>(MÜDDESSİR: 30)<strong>!</strong>&#8230;</p>
<p align="left">Nitekim, <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v.’in terkisine bir bineğe binen kimse, <strong>Hz.Rasûlullah</strong>’ın kendisine şöyle dediğini rivâyet eder: “<strong>Sen üzerinde iken bineğin olan hayvan tökezleyecek olursa, sakın ‘Kahrolasıca şeytan </strong>(sen yaptın!)<strong>’ deme&#8230; Çünkü o </strong>(şeytan)<strong> bir ev kadar oluncaya kadar büyüdükçe büyür ve kendi kuvveti ile yaptığını söyler&#8230; Fakat şöyle de: ‘<u>B</u>ismillahirRahmânirRahıym’&#8230; Muhakkak ki o </strong>(şeytan)<strong> sinek kadar oluncaya kadar küçülür!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Kitabullah </strong>(Kurân)’da şöyle işaret edilir:</p>
<p align="left">NİSÂ: 136: “<strong>Ya eyyuhelleziyne amenu, aminu ‘<u>B</u>’illahi = Ey </strong>(takliden)<strong> iman edenler!.. ‘<u>B</u>’ sırrıyla iman edin Allah’a</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">ŞÛRÂ: 19: “<strong>Allah’u Latıyf’ın <u>Bi</u>-ibadiHİ yerzuku men yeşa’ = Allah kullarına </strong>(B sırryla, B gerçeğince, Bizatihi onların vücudu ve hakikatı olarak; onlardan)<strong> Latiyf’dir, dilediğini rızıklandırır</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">AHZÂB: 43: ”<strong>ve kane <u>B</u>’il mü’miniyne Rahıyma = Mü’minlere </strong>(B sırrıyla, B gerçeğince, mü’minlerin vücudu ve hakikatı olarak)<strong> Rahıym’dir</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">BAKARA: 143: “<strong>innAllahe <u>B</u>’inNasi le Rauf’ur Rahıym = Muhakkak ki Allah insanlara </strong>(B sırrınca, B gerçeğince, insanların vücudu ve hakikatı olarak; insanlardan)<strong> Rauf’dur, Rahıym’dir</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">ENFÂL: 17: “<strong>felem taktuluhum, ve lakinnAllahe katelehum&#8230; ve ma rameyte iz rameyte, ve lakinnAllahe rama&#8230; = Siz öldürmediniz onları, fakat Allah onları öldürdü&#8230; Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı </strong>(B harfi yazılmadan B gerçeği burada bu şekilde vurgulanmaktadır)”<strong>!</strong>.</p>
<p align="left">KAF: 12: “<strong>men haşiyer Rahmâne <u>B</u>il-Ğaybi ve cae <u>B</u>i-Kalb’in muniyb = <u>B</u>il-Gayb </strong>(kendi gaybı-hakikatı olarak)<strong> Rahmân’dan, haşyet eden ve </strong>(hakikatına)<strong> dönen bir kalb ile (</strong>B sırrı gerçeğince<strong>) gelen kimse için </strong>(dir ‘cennet’ denilen yaşam)<strong>!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">YÂSÎN: 11: “<strong>innema tünziru menittebeaz Zikra ve haşiyer Rahmâne Bil-Ğaybi, fe beşşirhu Bi-mağfiretin ve ecrin keriym = Sen ancak Zikre </strong>(hakikatına, Kurân’a)<strong> tabi olan ve <u>B</u>il-gayb </strong>(gaybı-hakikatı olarak)<strong> Rahmân’dan haşyet duyanı uyarırsın&#8230; Onu bir mağfiret ve keriym bir ecir ile </strong>(B sırrınca)<strong> müjdele!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">Bu arada “<strong>B</strong>”<strong>ismillah</strong>’ın açıklaması konusuna en güzel yorumu getirmiş Merhûm <strong>Hamdi</strong> <strong>Yazır</strong>’a kulak verelim.</p>
<p align="left">Türkiye&#8217;deki en mükemmel tefsir olan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bastırtmış olduğu, <strong>Elmalılı</strong> <strong>Hamdi Yazır&#8217;</strong> ın hazırladığı &#8220;<strong>HAK DİNİ KURÂN DİLİ</strong>&#8221; isimli 9 ciltlik eserin 1. cilt 42 ve 43. sayfalarında &#8221; <strong><u>B</u></strong> &#8221; harfinin manasıyla ilgili olarak özetle şu bilgi vardır:</p>
<p align="left"><strong>&#8220;Eazımı müfessirin diyorlar ki. &#8220;BA&#8221;nın buradaki manayı ilsakı, ya MÜLASEBET ve MUSAHEBET veya istianedir&#8230;</strong></p>
<p align="left"><strong><u>Bu tevile göre; &lt;&#8221; B &#8221; ile başlayan&gt; </u></strong><strong><u>besmelenin</u></strong><strong><u> meâli &#8220;ALLAH’ı Rahmanı Rahim namına&#8221; demek oluyor ki; bu da &#8220;B&#8221;de MÜLÂBESE manâsına râcidir.. Bunun hasılı, bir niyâbet itirafıdır.</u></strong></p>
<p align="left"><strong>Bir işe başlarken, &#8220;<u>filan namına</u>&#8221; demek, &#8220;<u>ben bunu ona izafeten, ona hilafeten, onu temsilen, ONUN BİR ALETİ olarak yapıyorum; bu iş hakikatte benim veya başkasının değil ancak onundur</u>&#8221; demek olur.. Bu da vahdeti vücud mülâhazasına râci bir fenâfillah hâlidir.&#8221;</strong></p>
<p align="left">Bu konuda son devir çelebilerinden değerli mutasavvıf Ahmed Avni Konuk da Fusûs şerhinde (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak. Yay. cilt 2 sayfa l9l), <strong>&#8220;<u>B</u>&#8220;</strong> harfiyle alâkalı olarak kısaca şöyle der:</p>
<p align="left"><strong>&#8220;Bİ İBADİHİ&#8217; deki &#8220;Ba&#8221; mülâbese içindir&#8230; Demek ki, ALLAH Zü&#8217;l-celal ibadının kisve-i taayyününe bürünüp zahir olmuştur&#8221;!..</strong></p>
<p align="left">O halde “<strong>B</strong>” harfinin ihtiva ettiği bu anlam ışığında âyetleri nasıl meâllendirelim?&#8230; Ya da “<strong>B</strong>” harfi ile başlayan âyetleri nasıl anlayabiliriz?&#8230; “<strong>B</strong>” Harfi neyi fark edip anlamamız için kullanılmıştır Kelâmullah’ta?</p>
<p align="left"><strong><u>Bu meâlin en önemli özelliği “B” harfinin ihtivâ ettiği anlam ışığında âyet meâllerinin yazılmasıdır&#8230; </u></strong></p>
<p align="left"><strong><u>Ayrıca meâllendirmede, âyetler içinde geçen Allah isimlerine, Rab, Hak, Rasûl, Nebî gibi kelimelerin de orijinallerine sadık kalınarak, erbâbının konuyu incelemesine olanak sağlanmıştır!.</u></strong></p>
<p align="left"><strong><u>Dilin ve kelimelerin semantiğinin hakkı verilmiştir!.</u></strong></p>
<p align="left">Meâlin hazırlanmasında, “<strong>B</strong>” harfinin içinde geçtiği âyetlere, o harfin ihtiva ettiği anlam ışığında manâ verilerek; (âyetin zâhir manâsı gözardı edilmeksizin; ruhu muhafaza ederek) ifadelendirilmiştir&#8230; İşin ruhunu yansıtması, maksadı ifade etmesi bakımından “<strong>B</strong>”nin en uygun karşılığı bize göre, “<strong>&#8230;olarak</strong>”dır!&#8230;</p>
<p align="left">Ezcümle yerine göre “<strong>B</strong>” için şu ifadelendirmeler yapılmıştır:</p>
<p align="left">“<strong>&#8230;olarak</strong>”<br />
“<strong>B sırrıyla</strong>”,<br />
“<strong>B sırrınca</strong>”,<br />
“<strong>B gerçeğince</strong>”,<br />
“<strong>B manasıyla</strong>”,&#8230; gibi&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Allah</strong> ismi, nasıl ki <strong>İlahi Esma’yı cami’</strong> ise, “<strong>B</strong>” de <strong>ilahi sırları cami</strong>’dir&#8230; Bu sebeple <strong>“B”</strong>yi, “<strong>’B’ismillah</strong>”ı ve “<strong>’B’ismillahirRahmanirRahıym</strong>”i çok iyi OKUmak ve idrak edip algılamak zorundayız!&#8230; Onun için herşeyin başlangıcında “<strong>’B’ismillah</strong>” gerekir?&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong>’ı ya da <strong>O’nun</strong> âyet ve kelimatını anlamada çok önemli olan,</p>
<p align="left">“<strong>Kurânın/her âyetin bir Zahiri, bir Batını, bir Haddi ve bir Matla’ı vardır</strong>”,</p>
<p align="left">Hadis-i şerifi’nin, açıklamağa çalıştığımız <strong>“B” sırrı</strong> ve “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” konusu ile bağlantılı izahı:</p>
<p align="left">Evrensel anlamda, “<strong>Kurân, Zatın sıfat ve esmâsı ile kesret alemine tenezzülüdür</strong>” ki, bunun ne haddi ne hududu ne de sonu olur&#8230; Buna ait ilim ihata olunamaz, tafsili bitmez&#8230; Bu gerçekten ötürü:</p>
<p align="left">“<strong>Hamd, Semavat’ın Rabbi, Arz’ın Rabbi, alemler’in Rabbi Allah’a aittir&#8230; Kibriya, Semavat’ta ve Arz’da O’nundur </strong>(herşey O’nun kemalini izhardadır; acziyet yoktur)<strong>&#8230; O, Aziyz’dir, Hakiym’dir</strong>.” (CÂSİYE: 36-37),</p>
<p align="left">TÂ-HÂ: 110: “<strong>O’nu ilmen ihata edemezler</strong>”&#8230; buyurulur&#8230;</p>
<p align="left">Ancak inzâl olunan Kurân-ı Kerîm ve her âyetin, hadis-i şerifte anlatılan yönlerine gelince:</p>
<p align="left"><strong><u>Zahiri</u></strong>: Göresel evrene, halka, beşeriyyetimize, beşduyuya göre algılama ve hükümleri ihtiva eder&#8230; Âyetlerin bu yönünü algılamada insansılar da pay sahibidir&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>Batını</u></strong>: Hakkani vücuda, gayba ait yönünü; basiretle algılanabilecek manasını ifadedir&#8230; Âyetlerin bu manasını ancak iman aklı olanlar, arif insanlar algılayabilirler&#8230; İnsansılar (cinler), ancak melaikeden kulak hırsızlığı yapan şeytanlar kabilinden âyetlerin bu yönüne ait manaları bilgi edinebilirler&#8230; Fakat idrak edemezler&#8230; Bilgili biri olma perdesi, günahı, şirki ile mesuliyet altına girerler, hikmet-i ilâhi!&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>Haddi</u></strong>: O kelamın manası, sünnetullahdaki yeri, hikmeti, hükmü, işlevidir&#8230; (Belki, haddini bilmeyi de bu manada düşünmek lazım)&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>Matla’ı</u></strong>: Tulu’ (doğuş) yeri, o âyetin hükmünün-işlevinin dayandığı ilâhi sıfat, müşahade noktası&#8230;</p>
<p align="left"><u>“<strong>BismillahirRahmânirRahıym</strong>” Kurân’ın, Kurân’daki sûrelerin ve Fâtiha’nın bir âyeti midir; ya da</u></p>
<p align="left"><u>“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” bir âyet midir, meselesine gelince</u>:</p>
<p align="left">“<strong><u><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></u></strong>”ın, <strong>Kurâni, </strong>vahyi bir söz olduğu kesindir (NEML: 30)&#8230; Nitekim bir hadis-i şerif’te: “<strong>Kim &lt;’<u>B</u>’ismillahirRahmânirRahıym&gt;i terkederse, Kitabullah’dan bir âyeti terk etmiştir</strong>”, buyurulur&#8230; Zaten “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” mushaf’ta yazılı olduğuna göre, mecburen âyettendir&#8230; Çünkü kutsal metin Kurân-ı Kerîm’de (mushaf’ta) vahiy-âyet olmayan bir şey zaten yazılmamıştır!&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”, <strong>Ümmül’Kurân</strong> olan <strong>FÂTİHA</strong>’nın da bir âyetidir&#8230; Nitekim bu konuda Hadis-i Şerif ve sahabenin re’yi vardır ki “<strong>BismillahirRahmânirRahıym</strong>” <strong>FÂTİHA</strong>’nın birinci âyetidir, diye&#8230; Zaten “<strong>FÂTİHA’nın sırrı ‘<a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a>’da gizli</strong>” buyurulduğu gibi, <strong>Seb-i Mesani</strong> de ancak “<a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm"><strong>Bismillah</strong></a>” ile <u>yedi</u> âyete tamamlanınca oluyor (hadis-i şerifte de böyle tarif edilmiştir)&#8230; Ancak <strong>Hz.Rasûlullah</strong>’ın ve <strong>Hz.EbuBekr</strong> ile <strong>Hz.Ömer</strong>’in namaz’da FÂTİHA’ya (sesli?) direk “<strong>elHAMDU&#8230;</strong>” diyerek başladıkları da bir gerçek ki bunun izahı ayrı bir husustur?&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” Kurân’daki diğer sûrelerin başında da var, hususuna gelince?&#8230;</p>
<p align="left">Gerçekte “<strong>’<u>B</u>’ismillah</strong>”sız bir şey yoktur&#8230; FUSSILET: 54: “<strong>Dikkat edin!&#8230; Muhakkak ki O, <u>B</u>i-külli şey’in muhit’tir </strong>(&#8221;<strong><u>B</u></strong><u>&#8221; her birime aittir!)</u>”, âyeti bunun bir kanıtıdır&#8230;</p>
<p align="left">İSRÂ: 46: “<strong>Kalblerinin üzerine, O’nu </strong>(Kurân’ı)<strong> fıkh etmelerine </strong>(anlamalarına mani)<strong> ekinneh </strong>(kılıflar, perdeler)<strong>, kulaklarında da </strong>(algılamalarına mani)<strong> vakra </strong>(ağırlık; örtücü, engelleyici)<strong> koyduk&#8230; <u>Kurân’da Rabbini tekliği ile zikrettiğinde</u>, nefretle dübürleri üzere/geriye dönüp giderler</strong>”, âyeti de bir başka işarettir&#8230;</p>
<p align="left">Esasında Kurân OKUmanın usülü namazdaki tertiptir&#8230; <u>Euzü-&gt;Bismillah-&gt;Fâtiha ve herhangi bir sûre veya âyetler</u>&#8230; Bu nedenle <strong>Abdullah İbni Mes’ud</strong> r.a.ın mushafında Fâtiha Sûresi yazılmamıştı, “Eğer yazsam, her sûrenin başına yazmam gerekirdi” diyerek&#8230;</p>
<p align="left">Aslında, her Kurân okumaya illa “<strong>’B’ismillahirRahmanirRahıym</strong>” ile zaten başlanır&#8230; Mesele, yazılmasında yani mushaf halinde mi çıkıyor!?&#8230; “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”sız Kitab olur mu?&#8230;</p>
<p align="left">“<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>”ın <u>sûrelerin başında (başlangıcında</u>) bulunmasının önemi ve özellikle bulunduğunun, fakat o sûrelerin bir ayeti (1.ayeti) olmadığının isbatı Tevbe Sûresi’nin başında “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” olmayışıdır&#8230; Çünkü “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” ile başlanılan şey arasında anlamlı bir ilişki vardır&#8230; Nitekim Tevbe/Berae Sûresi’nin başlangıcında “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” ile kıraata başlanmadığı halde bu sûrenin herhangi bir kısmından bir bölüm (bir kaç ayet) kıraat edildiğinde “<strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin11.htm">Bismillah</a></strong>” ile kıraata başlanılması gerektiği ihtilafsız bir husustur&#8230;?</p>
<p align="left">Nitekim <strong>İmam Ca’feri Sadık</strong> k.s.: “<strong>el-Besmeletü tiycanusSuveri = Bismillah, sûrelerin taclarıdır!</strong>”, buyurmuştur!?&#8230;</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="center" class="style11"><u>SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ</u></p>
<p align="left">Fâtiha Sûresi’nin inzâl edilişi ile ilgili ilginç rivâyetler vardır&#8230; İki defa nâzil olduğu, Cebrail’li-Cebrail’siz inzâl olunduğu,&#8230; gibi&#8230;</p>
<p align="left">Fâtiha Sûresi’nin inzâli ile ilgili meşhur iki rivâyeti yazalım:</p>
<p align="left">1.rivâyet&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> s.a.v., <strong>Hz. Hadice</strong> r.a.ya şöyle dedi: “<strong>Yalnız </strong>(tek)<strong> kaldığımda bir nida işittim&#8230; Vallahi, bunun </strong>(fena)<strong> bir iş olmasından korktum</strong>”&#8230; <strong>Hz. Hadice</strong> r.a. şöyle dedi: “<strong>MaazAllah </strong>(Allah’a sığınırım)<strong>, Allah sana öyle bir şey yapmaz&#8230; Vallahi, muhakkak ki sen emaneti te’diye edersin </strong>(yerine getirirsin)<strong>, sıla-ı rahm yaparsın </strong>(akrabalık hakkını ulaştırırsın)<strong> ve doğru söz söylersin </strong>(yalan yok sende)”&#8230;</p>
<p align="left">Derken <strong>Hz.Rasûlullah</strong>’ın evde bulunmadığı bir sırada <strong>Hz.Ebu Bekr</strong> r.a. eve gelir ve <strong>Hz. Hadice</strong> validemiz, <strong>Rasûlullah</strong> a.s.ın kendisine söylediklerini ona anlatır ve: “<strong>Ya Atıyk </strong>(antika, eski adam?)<strong>, Muhammed ile birlikte Varaka B. Nevfel’e git</strong>” der&#8230; <strong>Rasûlullah</strong> a.s. yanlarına girdiğinde, <strong>Hz.Ebu Bekr</strong> r.a., <strong>Hz.Rasûlullah</strong>’ın elini tuttu ve dedi ki: “<strong>Bizimle Varaka’ya yürü </strong>(Varaka’ya gidelim)”&#8230; <strong>Rasûlullah</strong> s.a.v.: “<strong>Sana kim haber verdi?</strong>” dedi&#8230; <strong>Hz. Ebu Bekr</strong>: “<strong>Hadice</strong>” dedi ve beraberce Varaka’ya gittiler ve (meseleyi) ona anlattılar&#8230; <strong>Hz. Rasûlullah</strong> şöyle dedi: “<strong>Yalnız </strong>(tek)<strong> kaldığımda arkamdan ‘Ya Muhammed, Ya Muhammed’ diye bir nida işitiyorum, bundan dolayı ben de Arz’da kaçıyorum?</strong>”&#8230; Varaka dedi ki: “<strong>Hayır, böyle yapma!&#8230; Sana </strong>(bu ses)<strong> geldiğinde, ne dediğini işitinceye kadar </strong>(yerinde)<strong> sabit ol&#8230; Sonra bana gel ve </strong>(ne dediğini)<strong> bana haber ver</strong>”&#8230; Ne zaman ki <strong>Hz. Rasûlullah</strong> yalnız kaldı ona: “<strong>Ya Muhammed!.. De ki: ‘B’ismillahirRahmânirRahıym, <a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin17.htm">elHamdu lillahi Rabbil Alemiyn</a>&#8230; Ve ledDaaalliiiyn </strong>(e ulaşıncaya kadar)”, “<strong>De ki: La ilâhe illAllah!</strong>” (diye bir işittirici) nida etti&#8230; Sonra <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v. Varaka’ya gitti ve onu ona zikretti&#8230; Bunun üzerine Varaka <strong>O</strong>’na dedi ki: “<strong>Müjde, müjde sana!.. Ben şahadet ederim ki sen Meryemoğlu İsa’nın kendisini müjdelediğisin ve muhakkak ki sen Musa’nın namus’u misli üzeresin ve sen Nebîi Mürsel’sin!.. Ve muhakkak ki bu günden sonra sen Cihad ile emrolunacaksın&#8230; Eğer ona erişirsem, muhakkak ki seninle birlikte </strong>(senin yanıda)<strong> cihad ederim</strong>”&#8230; Varaka vefat ettiğinde <strong>Rasûlullah</strong> s.a.v. şöyle buyurdu: “<strong>Andolsun ki o kassı </strong>(keşişi)<strong>, üzerinde ipek elbiseler olduğu halde cennette gördüm&#8230; Çünkü o bana iman etti ve beni tasdik etti</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">2.rivâyet&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Abdullah İ. Abbas</strong> r.a.dan şöyle rivâyet edilir&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Cibriyl</strong> a.s., <strong>Nebî</strong> s.a.v.in yanında oturuyor iken fevklerinden bir ses işitti&#8230; Başını kaldırdı da dedi ki: “<strong>Bu, bugüne kadar açılmamış ve ancak bugün açılan Sema kapısıdır / Sema’dan bir kapıdır</strong>”&#8230; Ondan (o kapıdan) bir melek nâzil oldu&#8230; (Bu melek hakkında da) şöyle dedi: “<strong>Şu yeryüzüne nâzil olan melek, bugüne kadar nazıl olmamış ancak bugün nâzil olan bir melektir</strong>”&#8230; (O melek) Selamladı (Selam verdi) ve dedi ki: “<strong>Senden önce hiçbir Nebî’ye verilmemiş ancak sana verilen iki nurun müjdesini sana getiriyorum: Fâtiha’tül Kitab ve Bakara Sûresi’nin hevatimi </strong>(sonları, son âyetleri)<strong>&#8230; Bu ikisinden okuduğun her bir harfin </strong>(sevabını, karşılığını)<strong> illa alırsın</strong>”&#8230;</p>
<p align="left">Bu iki rivâyeti Kurân vahyinin başlangıcı hakkındaki diğer rivâyetler ile birlikte değerlendirdiğimizde şu durum ortaya çıkıyor:</p>
<p align="left">Ya, FÂTİHA Sûresi, <strong>Mekke-i Mükerreme</strong>’de, <strong>Cebel-i Nur</strong>’da, <strong>Ğar-ı Hira</strong>’da <strong>Alak Sûresi</strong>’nin “<strong>ikra</strong>” ile başlayan ilk 5 âyeti nâzil olmadan önce, melek seslenişi olarak, <strong>Hz.Rasûlullah</strong> s.a.v.e bildirildi&#8230; Ki, <strong>Kurân-ı ve İslam’ı</strong> anlamada referans bir isim olan <strong>Şah-ı Velâyet Hz.Ali kerremAllahu vechehu</strong>’nun <u>mushafında</u> -ki Onun mushafı nüzül sırasına göre tertib edilmiştir- da Fâtiha Sûresi ilk sûredir&#8230; Yani <strong><u>Hz.Ali</u></strong><u> r.a.a göre Fâtiha Sûresi ilk vahiydir</u>&#8230;</p>
<p align="left">Veya, ilk önce Alak Sûresi’nin ilk 5 âyeti nâzil oldu&#8230; Daha sonra <strong>Kalem, Müzemmil, Müddessir</strong> (veya müddessir, müzemmil) sûreleri nâzil oldu; 5. Sırada FÂTİHA Sûresi nâzil oldu&#8230; Ancak <u>bu rivâyete göre bile</u> gerçek şöyle: <u>Bir kısım âyetlerinin nâzil olması dolayısıyla bu sıralama doğrudur</u>&#8230; <u>Ancak <strong>BÜTÜN BİR SÛRE olarak ilk nâzil olan</strong> gene <strong>FÂTİHA Sûresi</strong>’dir</u>&#8230; Yani FÂTİHA, <u>sûre olarak</u> Alak, Kalem, Müzemmil ve Müddessir sûrelerinden önce nâzil olmuştur&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>Dolayısıyla her halûkârda FÂTİHA SÛRESİ KURÂN’ın İLK NÂZIL OLAN SÛRESİDİR; Kurân tertibinde de ilk sûredir; Allah sistem ve düzenini anlatan ilk sûredir ve manası her an dembedem geçerlidir</u></strong>.</p>
<p align="left">Ya da, her ikisini de bağdaştıran Fâtiha Sûresi’nin iki defa vahyolunduğu rivâyeti ve kabulüdür&#8230;</p>
<p align="left">Burada <strong>Hz.Rasûlullah</strong>’ın vahyinin ya da mucizesinin orijinalliğini vurgulayan bir hadis-i şerif de yazalım:</p>
<p align="left">“<strong>Enbiya’dan hiç bir <u>Nebî</u> yoktur, <u>ancak Ona</u></strong> (Onun nübüvvetinini bir isbatı, Onun alâmeti farıkası olan bir özellik, bir mucize)<strong> verilmiştir ki <u>onun misline </u></strong><u>(ondan)<strong> daha önce beşer camiası iman etmiş değildir</strong></u>(orijinaldir,<strong> </strong>yenidir)<strong>&#8230; <u>Bana verilen ise VAHİYdir</u> ki O’nu <u>ALLAH BANA VAHYETTi</u>&#8230; Umarım ki kiyamet günü onların </strong>(Nebîler’in)<strong> en çok tabi olunanı olurum&#8230;</strong>”</p>
<p align="left"><strong><u>Fâtiha Sûresi’nin adları</u></strong>:</p>
<p align="left">Bizzat vahiy veya hadis-i şerifler ile tanımlanmış ya da onların maslahatından yorumlanarak çıkarılmış bazı isimleri şunlardır:</p>
<p align="left"><strong>Fâtiha’tül Kitab </strong>(Kitab’ın açıcısı, anahtarı/girişi)<strong>, Ümm’ül Kurân </strong>(Kurân’ın anası-aslı)<strong>, Ümm’ül Kitab </strong>(Kitab’ın anası-aslı)<strong>, es-Seb’ül Mesaniy </strong>(Senâ edilen Yedi, tekrarlanan yedi)<strong>, el-Hamdu lillah, e-Hamd’ü lillahi Rabbil Alemiyn, Hamd, Salat </strong>(namaz)<strong>, Kurân-ı Azıym, Şifa, Esas, Vafiye </strong>(bölünmeyi, parçalanmayı kabul etmeyen tam; bu sûre iki rek’ata bölünemez<strong>), Kafiye </strong>(Fâtiha, başka sûrelerin yerine yeterli gelir, fakat onlar bunun yerine kafiyeterli gelmez)<strong>,</strong>&#8230; gibi&#8230;</p>
<p align="left"><u><strong>Fâtiha Sûresi hakkında bazı hadis-i şerifler</strong></u>:</p>
<p align="left">Ebu Saiyd Rafi bin el-Mualla r.a. rivâyet ediyor ki:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>s.a.v. bana: “<strong>Mescid’den çıkmazdan evvel, Kurân’daki en büyük </strong>(azim)<strong> sûreyi sana ta’lim edeyim </strong>(öğreteyim)<strong> mi </strong>(ne dersin)<strong> ?</strong>” dedi de elimi tuttu&#8230; Derken yürüyüp (Mescid’den) çıkacağımız sırada: “<strong>Ya RasûlAllah!&#8230; Muhakkak ki Kurân’daki en büyük </strong>(azim)<strong> sûreyi ta’lim edeceğinizi demiştiniz?</strong>” dedi&#8230; (Rasûlullah) dedi ki: “<strong>El-Hamdu lillahi Rabbil’Alemiyn’dir&#8230; O, Seb-ü Mesaniy’dir ve bana verilmiş olan Kurân-ı Azıym’dir!</strong>”&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Hz. Ali</strong> r.a. diyor ki: <strong>Hz. Rasûlullah</strong> s.a.v. şöyle buyurdu: “<strong>Fâtiha’tül Kitab</strong>”<strong>, </strong>“<strong>Âyet’ül Kürsiy</strong>”<strong>, </strong>“<strong>ŞehidAllahu ennehu la ilâhe illa HU&#8230;</strong>”<strong>, ve </strong>“<strong>Kulillahümme Malikel Mülki&#8230;</strong>”<strong> âyetleri </strong>(B sırrınca)<strong> Arş’a asılıdırlar&#8230; Bunlarla Allah arasında bir hicab yoktur!. </strong>(namaz sonrası tesbihlerden önce “Âyet’ül Kürsiy” okunan yerde bunların hepsinin anlamı düşünülerek okunması tavsiye olunur!)&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Ümmül’Kurân’ı </strong>(Kurân’ın Anası’nı)<strong> OKUmayanın namazı yoktur</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Fâtiha-tül’Kitab’ı </strong>(Kitab’ın açıcısı, anahtarı/girişi)<strong> OKUmayanın namazı yoktur</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Kim bir rek’at namaz kılar da </strong>(o rek’atın)<strong> içinde Ümm’ül Kurân’ı OKUmazsa, imam’ın arkası </strong>(nda cemaat olması)<strong> müstesna, namaz kılmış olmaz </strong>(rüku’, secde ve kıyam her rek’atta yapıldığı gibi, Fâtiha Sûresi de her rek’at’ta okunmalıdır!)”.</p>
<p align="left">“<strong>İlahi SIRlar, inzâl olunmuş Kitablarda’dır&#8230; Bütün indirilmiş Kitablar’ın sırrı</strong> <strong>Kurân’dadır&#8230; <u>KURÂNın SIRrı FÂTİHAda gizlidir</u></strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Fâtiha’tül Kitab, her hastalığa bir şifadır</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Fiyha şifaun min külli dain = Onda her derdin şifası vardır</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Fâtiha’tül Kitab, Kurân’ın üçte birine denktir</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Kim Fâtiha’tül Kitab’ı kıraat ederse, sanki Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u ve Furkan’ı kıraat etmiştir!</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Ümmül Kurân, seb-i mesani </strong>(Sena edilen yedi)<strong>’dir</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Andolsun ki biz sana, Seb-i Mesani’yi </strong>(Senâ edilen Yedi’yi, tekrarlanan yedi’yi, yedi zati sıfatı; fâtiha sûresi’ni)<strong> ve Kurân-ı Azıym’i verdik</strong>” (HİCR: 87).</p>
<p align="left">“<strong>&lt;el-Hamdu&gt;yu okuduğunuzda, &lt;BismillahirRahmânirRahıym&gt;i okuyun&#8230; Muhakkak ki o </strong>(Fâtiha Sûresi)<strong> Ümmül Kurân’dır, Ümmül Kitab’tır ve es-Seb’ül Mesani’dir&#8230; &lt;BismillahirRahmânirRahıym&gt; onun âyetlerinden biridir</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Dört </strong>(şey)<strong> Arş’ın altındaki hazineden inzâl oldu, ki onların gayrı ondan bir şey inzâl olmamıştı: Ümm’ül Kitab, Âyet’ül Kürsiy, Bakara Sûresi’nin sona erdirenler </strong>(âyet)<strong> ve el-Kevser</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Bakara Sûresi ilk zikir’den verildi&#8230; Fâtiha’tül Kitab, Bakara Sûresi’nin sona erdirenleri </strong>(sonları)<strong> Arş’ın altından verildi&#8230; Mufassal </strong>(sûreler; Hucurat’tan, Nas’a kadar)<strong> ise nafile’den </strong>(bağış, lutuf, fazladan)<strong> dir</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Namazı </strong>(<u>Fâtiha’ya namaz,diyor</u>?)<strong>, kulumla aramda ikiye taksim ettim&#8230;Yarısı benim yarısı kulumundur&#8230; Kul: &lt;</strong><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin17.htm">elHAMDu lillahi Rabbil’Alemiyn</a><strong>&gt;der, Allah: Kulum beni Hamd etti </strong>(Hamd’den-idrak’tan aciz olduğunu bildi; Hamd eden Allah’tır)<strong>, buyurur&#8230; Kul: &lt;</strong>erRahmânirRahiym<strong>&gt;, der; Allah: kulum bana SENA etti </strong>(izhar olunanın Rahmâniyet ve Rahımiyetimin sonucu olduğunu bildi)<strong>, buyurur&#8230; Kul: &lt;</strong>Maliki yevmid Diyn<strong>&gt;, der; Allah kulum beni temcid etti </strong>(Azametim ve şanımla beni bildi)<strong> buyurur&#8230; Kul: &lt;</strong>iyyaKE na’budu ve iyyaKE neste’iyn<strong>&gt; der, Allah: Bu, benimle kulum arasındadır, kulumun istediği onadır&#8230; Kul: &lt;</strong>İhdinas Sıratal’Müstakıym, sıratallezine en’amte aleyhim, ğayril mağdubi aleyhim ve laddaaalliyn<strong>&gt; der; Allah: İşte bunlar kulumundur, istediği kulumundur, buyurur</strong>”.</p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="center" class="style11"><u>AYETLERİN MÂNÂSI</u></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">1-) “BismillahirRahmânirRahıym”;</span><br />
</font><strong>İsmi Allah olanın Rahmâniyet </strong>(yokluktan vücuda getiren, izhar eden sıfatları)<strong> ve Rahimiyyeti </strong>(kemale erdiren, OKUmayı nasibederek birime hakikatini farkettiren rahmeti)<strong> ile </strong>(izhar olmakta; varlığım ve bilişim hakikatım-ismi Allah olan-dandır)<strong>&#8230; Veya “B” sırrı itibariyle: Esmâsıyla varlığımı yaratan ismi Allah olanın Rahmaniyeti ve Rahimiyyeti ile</strong></p>
<p align="left"><span class="style13"><font color="#009966">2-) “</font><a target="_blank" href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin17.htm">ElHamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn</a><font color="#009966">”;</font></span><br />
<strong>Hamd </strong>(mutlak değerlendirme, kemâlâtlarını izhâr)<strong> Rabb’ül âlemiyn olan Allah’a mahsustur </strong>(bu nedenle her şey O’nu tesbih eder; zira herşey O’nun Esması’nın açığa çıkması içindir)<strong>.</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">3-) “er RahmânirRahıym”;</span><br />
</font>(Hamd kendisine mahsus/kendi hakkı olan Allah)<strong> Rahmân’dır, Rahıym’dir </strong>(Allah’ın rahm sıfatı dolayısıyla Hamd işlevi sözkonusudur; genel ve özel rahmeti ve ni’metleri vardır)<strong>.</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">4-) “Maliki YevmidDiyn”;</span><br />
</font>(Rabb’ül Alemiyn olan Allah)<strong> Diyn </strong>(ceza)<strong> Günü’nün </strong>(<strong><u>ÂN</u></strong>’ın)<strong> Mâlik’i </strong>(herşeyin sahibi olarak mülkünde tasarruf eden)<strong> / Melîk’idir </strong>(hükümranlık ve iktidar sahibi; dilediği gibi kurallandırıp, belli bir fıtrat ile yarattıklarını buna göre de değerlendirmekte)<strong>.</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">5-) “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn”;</span><br />
</font><strong>Yalnız sana kulluk ederiz VE yalnız senden yardım dileriz&#8230; Yani: Ancak dilediğin </strong>(izhar ettiğin)<strong> kulluk halin olarak varız ve bunun devamı gene Sana, Senin Hamd işlevine bağlıdır; Müstean Baki Sensin!.</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">6-) “İhdinasSıratal’müstekıym”;</span><br />
</font><strong>Hidâyet et bizi o Sırat-ı Müstakım’e;</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">7-) ”Sıratalleziyne en’amte aleyhim”;</span><br />
</font><strong>O sırat ki İN’ÂM’da </strong>(ilâhi sıfatlarla tahakkuk) <strong>bulunduklarının </strong>(Nebîler’in, Sıddıklar’ın, Veliyler’in)<strong> yoludur </strong>(ilâhi özelliklerle yaşayan onların arasında bulundur)<strong>&#8230;</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">“Ğayril’mağdubi aleyhim”;</span><br />
</font><strong>Gadap edilmişlerin </strong>(müşriklerin, yüzü-kalbi Allah’a dönük olmayanların; seyr-i sülüke girmeyenlerin; zahirle perdelenenlerin, yahudilerin)<strong> değil.</strong></p>
<p align="left"><font color="#009966"><span class="style13">“Ve laddaaalliyn”;</span><br />
</font><strong>Ve </strong>(Hâkikatlarından)<strong> sapanların </strong>(batın ile perdelenenlerin, nasaranın)<strong>, değil.</strong></p>
<p align="left"><strong>Dinlemek için Resim&#8217;e tıklayınız.</strong></p>
<p align="left">
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/1-fatiha-suresi/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/1-fatiha-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/evrensel.mp3" length="1" type="audio/mpeg"/>
	</item>
		<item>
		<title>2 &#8211; Bakara Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/2-bakara-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/2-bakara-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 22:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/2-bakara-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[Facebook'ta Paylas]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Facebook'ta Paylas]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/2-bakara-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 &#8211; Âl-u İmrân Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/3-al-u-imran-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/3-al-u-imran-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 22:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/3-al-u-imran-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[Facebook'ta Paylas]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Facebook'ta Paylas]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/3-al-u-imran-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>4 &#8211; Nisâ Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/4-nisa-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/4-nisa-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 21:58:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/4-nisa-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[Facebook'ta Paylas]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Facebook'ta Paylas]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/4-nisa-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>5 &#8211; Mâide Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/5-maide-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/5-maide-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 21:57:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/5-maide-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
Kur’an’da “ey iman edenler” diye başlayan 3 sûreden biridir; ki bu hitapla olan ayet ve sûrelerin hepsi Medine döneminde nazil olmuştur&#8230; 120 ayettir&#8230;
Nitekim “bu gün dininizi ikmal ettim&#8230;” ayeti, Kur’an vahyinin son ayetidir&#8230; Bir rivayete göre de Bakara: 281, vahyin son ayetidir&#8230; Ki bu durumda bile en son inen ayetlerden olduğu kesindir&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ</span></strong></span></span></p>
<p align="left">Kur’an’da “<strong>ey iman edenler</strong>” diye başlayan 3 sûreden biridir; ki bu hitapla olan ayet ve sûrelerin hepsi <strong>Medine</strong> döneminde nazil olmuştur&#8230; 120 ayettir&#8230;</p>
<p align="left">Nitekim “<strong>bu gün dininizi ikmal ettim&#8230;</strong>” ayeti, Kur’an vahyinin son ayetidir&#8230; Bir rivayete göre de Bakara: 281, vahyin son ayetidir&#8230; Ki bu durumda bile en son inen ayetlerden olduğu kesindir&#8230; Nitekim Hadis-i Şerif’te: “<strong>Mâide Sûre’si Allah’ın inzal ettiğinin ahirindendir </strong>(sonlarındandır)<strong>; o halde onun helaline ve haramına titizlik gösterin</strong>”, buyurulur&#8230;</p>
<p align="left"><span id="more-118"></span></p>
<p align="left">“<strong>MÂİDE</strong>”, nimetlerle donatılmış sofra, ziyafet demektir&#8230; Sûre’ye bu adın verilmesi <strong>Hz. İsa</strong> a.s.ın “<strong>ALLAHÜMME RABBENA&#8230;</strong>” diye ibtida eden incelikli duası bereketi ile <strong>Sema</strong>’dan inen <strong>mâide = sofra</strong> mucizesinin bu sûrede <span style="text-decoration: underline;">geçmesi</span> iledir, diye genel kabul vardır&#8230; Bizce bu mucizeye dikkatimizin çekilip, tanıtılması yanısıra, dahasını bize sunan <strong>İSLAM ni’meti</strong>nin ve bunu gerçekleştirmenin, açılımının yönteminin açıklanıp, bir sofrada sunulur gipi toplu olarak verilmesidir&#8230; <strong>İSLAM</strong>’ın <strong>Nebî</strong>’si, <strong>Kevser</strong> sahibi <strong>Hz. Rasûlullah</strong> şöyle buyurur:</p>
<p align="left"><strong>“ya Ali, üzerime Mâide Sûresinin nazil olduğunu farkettin mi?&#8230; Onun faydası ne kadar da büyüktür!</strong>”</p>
<p align="left">“<strong>Mâide Sûresi, Allah Melekutunda &lt;el-MUNKIZE&gt; </strong>(yani: kurtarıcı)<strong> diye çağrılır&#8230; Çünkü bu sûre, sahibini azab meleklerinin </strong>(astrolojik etkilerin, nefsani sûretlerin)<strong> ellerinden kurtarır</strong>”</p>
<p align="left">Evet&#8230;</p>
<p align="left">Gelelim, Veda Haccında (Ümmet-i Muhammed’in kurbanlığı; KEVSER: 2, HAC: 36) <span style="text-decoration: underline;">Deve’yi çökerten sûre</span>nin mealine&#8230;</p>
<p align="left">
<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">AYETLERİN MÂNÂSI</span></strong></span></span></p>
<p align="left"><strong>BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">1-) Ya eyyühelleziyne amenu evfu Bil ukud* uhıllet leküm behiymetül en&#8217;ami illâ ma yütla aleyküm ğayre muhıllis saydi ve entüm hurum* innAllahe yahkümü ma yüriyd;</span><br />
</span><strong>Ya iman edenler, </strong>(Bi-)<strong> akidlerinizi tam olarak yerine getirin&#8230; Siz </strong>(Hac ve Umre için)<strong> ihramlı iken avlanmayı helal saymamak şartıyla ve </strong>(haram oldukları)<strong> size </strong>(mesela 3.ayette)<strong> okunacaklar müstesna olmak üzere, en’am’dan behime </strong>(kurban edilmesi mümkün olan mismil dört ayaklı hayvanlar)<strong> size helal kılındı&#8230; Muhakkak ki Allah dilediğini hükmeder.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">2-) Ya eyyühelleziyne amenu la tuhıllu ŞeairAllahi ve leş Şehrel Harame ve lel Hedye ve lel Kalaide ve la Ammiynel Beytel Harame yebteğune fadlen min Rabbihim ve rıdvana* ve iza haleltüm fastadu* ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin en sadduküm anil Mescidil Harami en ta&#8217;tedu* ve teavenu alel Birri vet Takva* ve la teavenu alel ismi vel udvan* vettekullah* innAllahe şediydül ıkab;</span><br />
</span><strong>Ya iman edenler!&#8230; ŞeairAllah </strong>(Allah nişaneleri, Allah’ı çağrıştıran-hissettiren)<strong>’ı, haram aylar’ı </strong>(soyunma, vuslat zamanları)<strong>, HEDY </strong>(Beytullah’a hediye olunan kurbanlıklar)<strong>’i, kalaid </strong>(gerdanlıklar/gerdanlık sahipleri)<strong>’i, Rablerinden bir FAZL ve RIDVAN isteyerek Haram Beyt’i kasdedip yönelenleri </strong>(orası için memleketlerinden yola çıkıp gelenleri)<strong> mubah sayarak </strong>(haklarını)<strong> ihlal etmeyin/hürmetsizlik yapmayın&#8230; İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz&#8230; Mescid-i Haram’a </strong>(daha önce)<strong> girmenizi engellediler diye bir kavme olan buğzunuz, sizi haddi aşmaya sevketmesin&#8230; BİRR ve TAKVA üzere yardımlaşın; zulüm/günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın&#8230; Allah’dan ittika edin&#8230; Muhakkak ki Allah, Şedid’ül Ikab’dır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">3-) Hurrimet aleykümül meytetü veddemü ve lahmül hınziyri ve ma ühille li ğayrillahi Bihi velmünhanikatü velmevkuzetü velmüteraddiyetü vennetıyhatü ve ma ekeles sebüu illâ ma zekkeytüm ve ma zübiha alen nüsubi ve en testaksimu Bil ezlam* zâliküm fisk* elyevme yeiselleziyne keferu min diyniküm fela tahşevhüm vahşevni, elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm nı&#8217;metiy ve radıytü lekümül İslame diyna* femenidturre fiy mahmesatin ğayre mütecanifin liismin feinnAllahe Ğafurun Rahîym;</span><br />
</span>(Şunlar)<strong> <span style="text-decoration: underline;">size</span></strong> (İslam’ı Diyn edinen mü’minlere; Ümmet-i Muhammed’e)<strong> haram kılınmıştır: MEYTE </strong>(İslami esasla zebh edilMEyerek kendi kendine ölmüş, kanı içinde kalmış tezkiyesiz hayvan; leş)<strong>, DEM </strong>(kan)<strong>, domuz Eti, </strong>(B gerçeğince)<strong> Allah’dan ğayrı adına </strong>(şirkle)<strong> boğazlananlar; </strong>(henüz canlı iken)<strong> yetişip tezkiye ettikleriniz müstesna MÜNHANİKA </strong>(<span style="text-decoration: underline;">boğularak</span> öldürülmüş)<strong>, MEVKUZE </strong>(dış bir darbe ile <span style="text-decoration: underline;">vurularak</span> öldürülmüş)<strong>, MÜTEREDDİYE </strong>(<span style="text-decoration: underline;">yuvarlanarak</span> ölmüş)<strong>, NATIYHA </strong>(toslanarak/<span style="text-decoration: underline;">süsülerek</span> ölmüş)<strong>, yırtıcı canavarlar tarafından yenmiş hayvanlar; NUSUB </strong>(dikili adak taşı, put)<strong> üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla </strong>(B sırrınca)<strong> kısmet aramanız&#8230; Bütün bunlar FISKtır </strong>(Diyn’den çıkmaktır)<strong>&#8230; İşte bu gün </strong>(bu haramların anlaşılıp, gereğinin yaşanması sonucu)<strong> kafirler sizin dininizden ye’se düşmüşlerdir </strong>(bu haramlara riayet edildiğinde hiç tesirleri kalmaz)<strong>&#8230; Artık onlardan korkmayın, ben’den haşyet edin&#8230; </strong>(Bu ayetin anlattığı sistem dolayısıyla)<strong> bu gün sizin için diyninizi ikmal ettim, üzerinizdeki ni’metimi tamamladım ve sizin için diyn olarak İSLAM’a </strong>(Allah’a tam teslimiyet’e)<strong> razı oldum&#8230; Her kim batnın boşluğu/açlık dolayısıyla muzdar kalırsa, günaha meyletmeksizin </strong>(bunlara)<strong> mecbur olursa, muhakkak ki Allah Ğafur, Rahıym’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">4-) Yes&#8217;eluneke maza uhılle lehüm* kul uhılle lekümüt tayyibatü, ve ma allemtüm minel cevarihı mükellibiyne tüallimunehünne mimma allemekümüllah* fekülu mimma emsekne aleyküm vezkürüsmAllahi aleyh* vettekullah* innAllahe seriy’ul hısab;</span><br />
</span><strong>Sana, kendilerine neyin HELAL kılındığını, soruyorlar&#8230; De ki: Size TAYYİBAT </strong>(vahiy ve ilham yollu gelen rızıklar, marifetler)<strong> helal kılınmıştır&#8230; Ve bir de Allah’ın size ta’lim ettiğinden öğrettiğiniz, alıştırıp eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarından yiyin ve üzerine Allah İsmi’ni zikredin&#8230; Allah’dan ittika edin&#8230; Muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’dır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">5-) Elyevme uhılle lekümüt tayyibat* ve taamülleziyne utül Kitabe hıllun leküm* ve taamüküm hıllun lehüm* vel muhsanatü minel mu&#8217;minati vel muhsenatü minelleziyne utül Kitabe min kabliküm iza ateytümuhünne ücurehünne muhsıniyne ğayre müsafihıyne ve la müttehıziy ahdan* ve men yekfür Bil iymani fekad habita ameluhu, ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn;</span><br />
</span><strong>Bu gün size TAYYİBAT helal kılınmıştır&#8230; Kendilerine Kitab verilmiş </strong>(insan istidadı üzere/yahudi ve nasara)<strong> olanların yemekleri size helaldir&#8230; Sizin yemekleriniz de onlara helaldir&#8230; Mü’min kadınların iffetli olanları ile sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden iffetli olan kadınlar da, ecrlerini </strong>(mihirlerini)<strong> vermeniz, zinadan uzak durmaları ve </strong>(şunu bunu gizli)<strong> dost tutmamaları şartıyla size helaldır&#8230; Kim el-İMAN’ı </strong>(şu malum tek İslam İmanı’nı)<strong> tanımayıp </strong>(B gerçeğince)<strong> gerçeği örterse/nankörlük ederse, elbette onun ameli boşa gider </strong>(İslam’a iman etmemek şirktir)<strong>.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">6-) Ya eyyühelleziyne amenu iza kumtüm iles Salati fağsilu vucuheküm ve eydiyeküm ilel merafikı vemsehu Bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka&#8217;beyn* ve in küntüm cünüben fattahheru* ve in küntüm merda ev alâ seferin ev cae ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisae felem tecidu maen fe teyemmemu saıyden tayyiben femsehu Bi vucuhiküm ve eydiyküm minhu, ma yüriydullahu liyec&#8217;ale aleyküm min harecin ve lâkin yüriydu li yütahhireküm ve li yütimme nı&#8217;meteHU aleyküm lealleküm teşkürun;</span><br />
</span><strong>Ey iman edenler!&#8230; Salat’a doğrulduğunuzda/namaz’a kalktığınızda vechlerinizi </strong>(yüzlerinizi)<strong> ve dirseklere kadar ellerinizi gusledin </strong>(su ile yıkayın)<strong>; mesh edin </strong>(B sırrınca)<strong> başlarınızı ve iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da </strong>(mesh edin yahut)<strong> gusledin&#8230; Eğer cünüp iseniz tadahhur edin/tam arının&#8230; Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri def’i hacetten gelirse yahut kadınlara dokunmuşsanız, </strong>(bu durumlarda bir de)<strong> su bulamamışsanız, </strong>(o vakit)<strong> tayyib/temiz toprağa </strong>(fıtratlarınıza)<strong> teyemmüm edin&#8230; </strong>(Şöyleki, B sırrınca)<strong> vechlerinizi ve ellerinizi ondan mesh edin&#8230; Allah size güçlük oluşturmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve </strong>(HU’nun)<strong> nimetini sizin üzerinize tamamlamak diler </strong>(kemal?)<strong>, ki şükredesiniz.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">7-) Vezküru nı&#8217;metAllahi aleyküm ve miysakaHUlleziy vasekaküm Bihi iz kultüm semi&#8217;na ve eta&#8217;na* vettekullah* innAllahe Aliymün Bi zatis sudur;</span><br />
</span><strong>Üzerinizdeki Allah Nimeti’ni ve </strong>(B sırrınca)<strong> sizi onunla bağladığı Miysakı<span style="text-decoration: underline;">nı</span> zikredin/hatırlayın; hani “İşittik ve itaat ettik” demiştiniz&#8230; Allah’dan ittika edin&#8230; Muhakkak ki Allah sadrlerin zatı olarak </strong>(sinelerde olanı B sırrınca)<strong> Aliym’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">8-) Ya eyyühelleziyne amenu kûnu kavvamiyne Lillahi şühedae Bil kıst* ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin alâ ella ta&#8217;dilu* ı&#8217;dilu* huve akrebü lit takva vettekullah* innAllahe Habîyrun Bi ma ta&#8217;melun;</span><br />
</span><strong>Ey iman edenler!&#8230; </strong>(Hakikatınız olan)<strong> Allah için </strong>(Allah ahlakının açığa çıkması için, adaleti)<strong> ikame ediciler/gözetleyiciler, </strong>(öyle ki)<strong> Bil-Kıst </strong>(uluhiyyet hükümleri iktizasınca, adil)<strong> şahidler olun&#8230; Bir kavme olan buğzunuz sizi adaletsizliğe sevketmesin </strong>(onların hakkını da gözetin)<strong>&#8230; Adil olun; </strong>(çünkü)<strong> o </strong>(üst bilinç)<strong> takvaya daha yakındır&#8230; Allah’dan ittika edin&#8230; Muhakkak ki Allah tüm amellerinizi </strong>(B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak)<strong> Habiyr’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">9-) VeadAllahulleziyne amenu ve amilus salihati lehüm mağfiretün ve ecrun azîym;</span><br />
</span><strong>Allah, iman edip salih amel işleyenlere </strong>(şöyle)<strong> va’detmiştir: “Onlar için mağfiret ve ecr-i aziym vardır”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">10-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina ülaike ashabül cahıym;</span><br />
</span><strong>Kafir olanlara </strong>(gerçeği reddeden Sünnetullah’tan perdelilere)<strong> ve ayetlerimizi </strong>(sıfatlarımızı B sırrınca)<strong> yalanlayanlara gelince, işte onlar ashab-ı cahiym’dir </strong>(cehennem halkıdır)<strong>.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">11-) Ya eyyühelleziyne amenüzküru nı&#8217;metAllahi aleyküm iz hemme kavmün en yebsütu ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm anküm* vettekullah* ve alellahi fel yetevekkelil mu&#8217;minun;</span><br />
</span><strong>Ey iman edenler!&#8230; Üzerinizdeki Allah Ni’meti’ni hatırlayın/zikredin&#8230; Hani bir kavim ellerini size uzatmaya kasdetmişti de, </strong>(Allah)<strong> onların ellerini sizden çekmişti&#8230; Allah’dan ittika edin&#8230; Mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">12-) Ve lekad ehazAllahu miysaka beni israiyl* ve beasna minhümüsney aşere nekıyba* ve kalAllahu inniy meaküm* lein ekamtümüs Salate ve ateytümüz Zekate ve amentüm Bi rusuliy ve azzertümuhüm ve akradtümullahe kardan hasenen leükeffirenne anküm seyyiatiküm ve leüdhılenneküm cennatin tecriy min tahtihel enhar* femen kefere ba&#8217;de zâlike minküm fekad dalle sevaes sebiyl;</span><br />
</span><strong>Andolsun ki Allah, İsrailOğullarının Miysakı’nı aldı&#8230; Onlardan on iki Nakıyb </strong>(temsilci, müfettiş)<strong> ba’settik&#8230; Allah şöyle buyurdu: “Ben muhakkak sizinleyim&#8230; Namazı ikame ettiğiniz, zekatı verdiğiniz, Rasûllerime </strong>(B sırrıyla)<strong> iman edip onlara yardımcı olduğunuz, ve Allah’a karz-ı hasen ile borç verdiğiniz takdirde, kötülüklerinizi elbette keffaretlerim/sizden silerim ve elbette sizi altlarından nehirler akan cennetlere dahil ederim&#8230; Bundan sonra sizden kim kafir olursa </strong>(gerçeği reddederse)<strong>, gerçekten yolun denge/nötr noktasından sapmıştır”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">13-) Fe Bi ma nakdıhim miysakahüm leannahüm ve cealna kulubehüm kasiyeten, yuharrifunel kelime an mevadııhı ve nesu hazzan mimma zükkiru Bihi, ve la tezalu tattaliu alâ hainetin minhüm illâ kaliylen minhüm fa&#8217;fü anhüm vasfah* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;</span><br />
</span><strong>Miysaklarını </strong>(B sırrınca)<strong> bozmaları ile onları la’netledik ve kalblerini </strong>(nefsani terkiblerle)<strong> kaskatı yaptık&#8230; </strong>(B sırrınca)<strong> hatırlatıldıkları </strong>(fıtratlarına bahşedilen)<strong> şeyden bir pay </strong>(edinmeyi)<strong> unutmuş oldukları halde Kelimeleri mevzilerinden tahrif ederler&#8230; Onlardan pek azı müstesna, daima onlardan hainlik görürsün&#8230; Onları affet, aldırma&#8230; Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">14-) Ve minelleziyne kalu inna nesara ehazna miysakahüm fe nesu hazzan mimma zükkiru Bih* feağreyna beynehümül adavete vel bağdae ila yevmil kıyameti, ve sevfe yünebbiuhumullahu Bi ma kanu yasneun;</span><br />
</span><strong>“Biz nasarayız” diyenlerden de Miysaklarını aldık&#8230; </strong>(Onlar da B sırrınca)<strong> hatırlatıldıkları şeyden bir pay </strong>(edinmeyi)<strong> unuttular&#8230; Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar düşmanlık ve buğz saldık&#8230; Allah onlara ne üretip imal ettiklerini </strong>(B sırrınca)<strong> haber verecektir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">15-) Ya ehlel Kitabi kad caeküm Rasûlüna yübeyyinü leküm kesiyren mimma küntüm tuhfune minel Kitabi ve ya&#8217;fu an kesiyr* kad caeküm minAllahi nurun ve Kitabun mübiyn;</span><br />
</span><strong>Ey Ehl-i Kitab!&#8230; Kitab’tan gizlediklerinizin bir çoğunu size açıklayan ve bir çoğunu da affeden </strong>(vazgeçen)<strong> Rasûlümüz size geldi&#8230; Gerçeketen size Allah’dan bir Nur ve Kitab-ı Mubiyn </strong>(Hz. Rasûlullah)<strong> gelmiştir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">16-) Yehdiy Bihillahu menittebea rıdvaneHU sübüles selâmi ve yuhricühüm minaz zulümati ilennuri Bi izniHİ ve yehdiyhim ila sıratın müstekıym;</span><br />
</span><strong>Allah Onunla </strong>(Kitab-ı Mubiyn ile) <strong>/</strong> (B sırrınca O olarak)<strong>, rıdvanına </strong>(razı olmasına, seçmesine)<strong> tabi olanları Selam yollarına iletir/hidayet eder&#8230; Ve onları Bi-izniHİ </strong>(kendi izniyle) (tabiat, nefs,vehim)<strong> karanlıklardan </strong>(akıl, yakin)<strong> Nura çıkarır ve onları </strong>(Zatına varan)<strong> sırat-ı müstakıym’e klavuzlar.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">17-) Lekad keferalleziyne kalu innAllahe HUvel Mesiyhubnü Meryem* kul femen yemlikü minAllahi şey&#8217;en in erade en yühlikel Mesiyhabne Meryeme ve ümmehu ve men fiyl Ardı cemiy’a* ve Lillahi mülküs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* yahlüku ma yeşa&#8217; * vAllahu alâ külli şey&#8217;in Kadiyr;</span><br />
</span><strong>Andolsun ki “Allah, MeryemOğlu Mesih’tir” diyenler kafir olmuşlardır&#8230; De ki: “Şayet MeryemOğlu Mesih’i, O’nun anasını ve Arz’da kim varsa cem’an helak etmek dilerse Allah’a karşı kim bir şeye maliktir?”&#8230; Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasındakilerin mülkü </strong>(hakikatınız olan)<strong> Allah’ındır </strong>(herşey O’na ait özelliklerin bir tecellisidir; O’ndan gayrı vücud yoktur)<strong>&#8230; Dilediğini halkeder&#8230; Allah her şey üzerine Kadiyr’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">18-) Ve kaletil yehudü vennesara nahnü ebnaullahi ve ehıbbauHU, kul felime yüazzibüküm Bi zünubiküm* bel entüm beşerün mimmen haleka, yağfiru limen yeşaü ve yüazzibü men yeşa&#8217;* ve Lillahi mülküs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* ve ileyhil mesıyr;</span><br />
</span><strong>Yahudi ve Nasara: “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz” dediler&#8230; De ki: “Öyle ise günahlarınız sebebiyle </strong>(B sırrınca)<strong> sizi niçin azablandırıyor?”&#8230; Hayır, siz de Onun halkettiği kimselerden bir beşersiniz&#8230; Dilediğini mağfiret eder, dilediğine azab eder&#8230; Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasındakilerin mülkü </strong>(hakikatınız olan; herşeyi B sırrınca Esmasıyla yaratan)<strong> Allah’ındır&#8230; O’nadır dönüş.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">19-) Ya ehlel Kitabi kad caeküm Rasûlüna yübeyyinü leküm alâ fetretin miner Rusuli en tekulu ma caena min beşiyrin ve la neziyr* fekad caeküm beşiyrun veneziyr* vAllahu alâ külli şey&#8217;in Kadiyr;</span><br />
</span><strong>Ey Ehl-i Kitab!&#8230; Rasûllerin fetreti üzerine </strong>(Rasûllerin arasının kesildiği bir vakitte)<strong> size ayan beyan açıklayan Rasûlümüz size gelmiştir&#8230; “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demeyesiniz </strong>(diye)<strong>&#8230; İşte size müjdeleyici ve uyarıcı </strong>(Rasûl)<strong> geldi&#8230; Allah herşey üzerine Kadiyr’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">20-) Ve iz kale Musa li kavmihi ya kavmizküru nı&#8217;metAllahi aleyküm iz ceale fiyküm enbiyae ve cealleküm müluken, ve ataküm ma lem yü&#8217;ti ehaden minel alemiyn;</span><br />
</span><strong>Hani Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim, üzerinizdeki Allah Ni’meti’ni hatırlayın; içinizde Nebîler meydana getirdi ve sizi Melikler kıldı;</strong> <strong>alemlerden </strong>(insanlardan)<strong> hiç kimseye vermediğini size verdi”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">21-) Ya kavmidhulül Ardal mukaddesetelletiy ketebAllahu leküm ve la terteddu alâ edbariküm fetenkalibu hasiriyn;</span><br />
</span><strong>“Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı </strong>(takdir ettiği)<strong> Arz-ı Mukaddes’e dahil olun, arkanıza dönmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">22-) Kalu ya Musa inne fiyha kavmen cebbariyn* ve inna len nedhuleha hatta yahrucu minha* fein yahrucu minha feinna dahılun;</span><br />
</span><strong>Dediler ki: “Ya Musa, muhakkak ki orada </strong>(orasını zorla istila etmiş)<strong> Cebbar/zorba bir kavim var&#8230; Doğrusu onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla giremeyiz&#8230; Şayet oradan </strong>(kendiliklerinden, bizim savaşmamız olmadan)<strong> çıkarlarsa biz gireriz”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">23-) Kale racülani minelleziyne yehafune en&#8217;amAllahu aleyhimedhulu aleyhimül bab* fe iza dehaltümuhu feinneküm ğalibune ve alellahi fetevekkelu in küntüm mu’miniyn;</span><br />
</span><strong>Korkanlardan, Allah’ın kendileri üzerine in’am’da bulunduğu iki recul </strong>(adam)<strong> şöyle dedi: “Onların üzerine kapıdan girin&#8230; Ona </strong>(o kapıdan)<strong> girdiğinizde muhakkak ki siz galiplersiniz&#8230; Eğer mü’minler iseniz Allah’a <span style="text-decoration: underline;">tevekkül</span> edin”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">24-) Kalu ya Musa inna len nedhuleha ebeden ma damu fiyha fezheb ente ve Rabbüke fe katila inna hahüna kaıdun;</span><br />
</span><strong>Dediler ki: “Ya Musa </strong>(onlar)<strong> orada oldukları müddetçe biz oraya ebediyyen girmeyeceğiz&#8230; Git, sen ve Rabbin; </strong>(onlarla)<strong> ikiniz savaşın </strong>(bir itikat olan, hristiyanların Hz.İsa’dan beklentilerinin temeli nerelere dayanıyor?)<strong>&#8230; İşte burada oturucularız”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">25-) Kale Rabbi inniy la emlikü illâ nefsiy ve ehıy fefruk beynena ve beynel kavmil fasikıyn;</span><br />
</span>(Musa)<strong> şöyle dedi: “Rabbim!&#8230; Muhakkak ki ben, nefsim ve </strong>(baba bir büyük)<strong> kardeşimden başkasına malik değilim&#8230; Artık bizimle o fasıklar </strong>(Sistem’den perdelenmişler)<strong> topluluğunun arasını ayır”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">26-) Kale feinneha muharremetün aleyhim erbeıyne seneten, yetiyhune fiyl Ardı fela te&#8217;se alel kavmil fasikıyn;</span><br />
</span>(Rabbi)<strong> buyurdu ki: “Artık orası </strong>(izafilikten mukaddes arz)<strong> onlara kırk sene haram edilmiştir&#8230; Arz’da şaşkın şaşkın dolaşacaklardır&#8230; Artık sen de o fasıklar topluluğu için üzülme”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">27-) Vetlü aleyhim nebeebney Ademe BilHakk* iz karreba kurbanen fetukubbile min ehadihima ve lem yütekabbel minel ahar* kale leaktülenneke, kale innema yetekabbelullahu minel müttekıyn;</span><br />
</span><strong>Onlara Adem’in iki oğlunun haberini Bil-Hakk </strong>(Hak olarak)<strong> tilavet et&#8230; Hani </strong>(ikisi de)<strong> bir </strong>(er)<strong> kurban </strong>(Allah’a yaklaştırıcı şey)<strong> takdim etmişlerdi de, ikisinden birinden kabul olunmuş </strong>(kurban amacına ulaşmış, vuslat gerçekleşmiş)<strong>, diğerinden kabul olunmamıştı&#8230; </strong>(Kurbanı kabul olunmayan)<strong> şöyle dedi: “Kesinlikle seni öldüreceğim”&#8230; </strong>(Kurbanı kabul olunan)<strong> ise: “Allah yalnızca muttekilerden kabul eder”, dedi.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">28-) Lein besatte ileyye yedeke li taktüleniy ma ene Bi basitın yediye ileyke li aktülek* inniy ehafullahe Rabbel alemiyn;</span><br />
</span><strong>“Yemin olsun ki sen, beni öldürmek için elini bana yaysan/uzatsan da ben </strong>(B sırrınca)<strong> elimi, öldürmek için sana uzatacak değilim&#8230; Çünkü ben Alemler’in Rabbi olan Allah’dan korkarım”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">29-) İnniy üriydü en tebue Bi ismiy ve ismike fetekûne min ashabinnar* ve zâlike cezaüz zalimiyn;</span><br />
</span><strong>“Ben diliyorum ki </strong>(sen)<strong> benim günahımı da senin günahını da </strong>(B sırrınca)<strong> yüklenesin </strong>(böylece)<strong> Nar’ın halkından olasın&#8230; İşte budur zalimlerin </strong>(vehmi ile hüküm verenlerin)<strong> cezası”.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">30-) Fe tavveat lehu nefsühu katle ehıyhi fekatelehu feasbeha minel hasiriyn;</span><br />
</span><strong>Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı/sevdirdi, </strong>(o da nefsine uyma sebebiyle)<strong> onu öldürdü&#8230; </strong>(Böylece)<strong> hüsrana uğrayanlardan oldu.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">31-) Febeasellahu ğuraben yebhasü fiyl Ardı li yüriyehu keyfe yüvariy sev&#8217;ete ehıyh* kale ya veyleta eaceztü en ekûne misle hazel ğurabi feüvariye sev&#8217;ete ehıy* fe asbeha minen nadimiyn;</span><br />
</span><strong>Derken </strong>(Akıl örtüldüğü için)<strong> Allah ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, Arz’ı eşeleyen bir karga ba’setti&#8230; </strong>(Katil kardeş)<strong> dedi ki: “Yazıklar olsun bana!&#8230; Şu karga kadar olmaktan da acizmiyim ki kardeşimin cesedini </strong>(tabiat haşerelerine)<strong> gömeyim!”&#8230; Artık nadim olanlardan olmuştu.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">32-) Min ecli zâlike ketebna alâ beni israiyle ennehu men katele nefsen Bi ğayri nefsin ev fesadin fiyl Ardı fe keennema katelen Nase cemiy’a* ve men ahyaha fekeennema ahyenNase cemiy’a* ve lekad caethüm Rusulüna Bil beyyinat* sümme inne kesiyren minhüm ba&#8217;de zâlike fiyl Ardı lemüsrifun;</span><br />
</span><strong>Bunun içindir ki İsrailOğulları üzerine </strong>(şunu)<strong> yazdık </strong>(farz kıldık)<strong>: “Kim bir nefsi </strong>(B gerçeğince)<strong> bir nefse mukabil veya Arz’da fesad’a karşılık olmaksızın öldürürse, cem’an/toptan nası </strong>(insanları)<strong> öldürmüş gibidir </strong>(insan türü bir ferd’dir?)<strong>&#8230; Kimde onu </strong>(bir nefsi)<strong> diriltirse, cem’an insanları diriltmiş gibidir”&#8230; Andolsun ki onlara beyyineler ile </strong>(B sırrınca beyyineler olarak)<strong> Rasûllerimiz geldi&#8230; Sonra, onlardan bir çoğu bunun ardınan Arz’da israf etmektedirler/aşırı gitmektedirler.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">33-) İnnema cezaülleziyne yuharibunAllahe ve RasûleHU ve yes&#8217;avne fiyl Ardı fesaden en yukattelu ev yusallebu ev tukattaa eydiyhim ve ercülühüm min hılafin ev yünfev minel Ard* zâlike lehüm hızyün fiyd dünya ve lehüm fiyl ahireti azabün azîym;</span><br />
</span><strong>Allah ve O’nun Rasûlü ile muharebe edenlerin ve Arz’da fesad için sa’yedenlerin/çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri yahut asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut Arz’dan sürülmeleridir&#8230; Bu onlara dünyada bir rezilliktir&#8230; Ahirette ise onlara aziym bir azab vardır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">34-) İllelleziyne tabu min kabli en takdiru aleyhim* fa&#8217;lemu ennAllahe Ğafurun Rahîym;</span><br />
</span><strong>Ancak, onlara gücünüzün yetmesinden önce tevbe edenler müstesna&#8230; İyi bilin ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">35-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe vebteğu ileyHİlvesiylete ve cahidu fiy sebiyliHİ lealleküm tüflihun;</span><br />
</span><strong>Ey </strong>(takliden)<strong> iman edenler!&#8230; Allah’dan ittika edin; O’na </strong>(yaklaşmaya, ermeye; O’na <span style="text-decoration: underline;">yaklaştırıcı niteliği olan o ma’lum</span>)<strong> VESİLE </strong>(yi)<strong> isteyin ve O’nun yolunda MÜCAHADE edin ki felaha eresiniz.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">36-) İnnelleziyne keferu lev enne lehüm ma fiyl Ardı cemiy’an ve mislehu meahu liyeftedu Bihi min azabi yevmil kıyameti ma tukubbile minhüm* ve lehüm azabün eliym;</span><br />
</span>(Bunu yapmayan)<strong> kafirlere </strong>(gerçeği reddeden kilitlenmişlere)<strong> gelince, eğer Arz’da bulunanlar toptan ve bir misli de onunla beraber onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu </strong>(n hepsini B sırrınca)<strong> fidye verseler, onlardan bu asla kabul edilmez </strong>(artık gerçekleşmesi mümkün değil)<strong>&#8230; Onlar için elem verici azab vardır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">37-) Yüriydune en yahrucu minen nari ve ma hüm Bi hariciyne minha ve lehüm azabün mukıym;</span><br />
</span>(Bu kafirler, o ma’lum)<strong> Nar’dan çıkmak dilerler, ama </strong>(B gerçeği gereği)<strong> ondan çıkamazlar&#8230; Onlar için mukim/daimi bir azab vardır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">38-) Ves sariku vas sarikatü faktau eydiyehüma cezaen Bi ma keseba nekâlen minellah* vAllahu Azîyzün Hakiym;</span><br />
</span><strong>Başkasının malını gizli alan/hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadını, kazandıklarına mukabil bir ceza ve Allah’dan ibret verici bir azab olarak onların ellerini </strong>(o davranışa sebep olan nefsani zaaflarını)<strong> kesin </strong>(önleyin)<strong>&#8230; Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">39-) Femen tabe min ba&#8217;di zulmihı ve asleha feinnAllahe yetubü aleyh* innAllahe Ğafurun Rahîym;</span><br />
</span><strong>Ama kim zulmünden sonra tevbe eder ve </strong>(halini)<strong> ıslah ederse, muhakkak ki Allah onun </strong>(o kimsenin)<strong> üzerine tevbe gerçekleştirir/onun tevbesini kabul eder&#8230; Kesinlikle Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">40-) Elem ta&#8217;lem ennAllahe leHU mülküs Semavati vel Ardı yuazzibu men yeşau ve yağfiru limen yeşa&#8217;* vAllahu alâ külli şey&#8217;in Kadiyr;</span><br />
</span><strong>Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır’ı bilmedin mi?.. Dilediğini azablandırır ve dilediğini mağfiret eder&#8230; Allah herşey’e Kadiyr’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">41-) Ya eyyüher Rasûlü la yahzünkelleziyne yüsariune fiyl küfri minelleziyne kalu amenna Bi efvahihim ve lem tü&#8217;min kulubühüm* ve minelleziyne hadu semmaune lil kezibi semmaune li kavmin ahariyne lem ye&#8217;tuk* yuharrifunel kelime min ba&#8217;di mevadııh* yekulune in utiytüm haza fehuzuhu ve in lem tü&#8217;tevhu fahzeru* ve men yüriydillahu fitnetehu felen temlike lehu minAllahi şey&#8217;a* ülaikelleziyne lem yüriydillahu en yutahhire kulubehüm* lehüm fiyd dünya hızyün ve lehüm fiyl ahireti azabün azîym;</span><br />
</span><strong>Ey O Rasûl!&#8230; Kalbleriyle iman etmedikleri halde </strong>(Bi-)<strong> ağızlarıyla “iman ettik” diyenlerden küfürde koşuşanlar seni mahzun etmesin&#8230; Yahudi olanlardan öylesi var ki sürekli yalan/yalan için dinleyen ve sana gelmemiş bir kavmi/bir kavim için dinleyenlerdir&#8230; Mevzilerine konulduktan sonra Kelimeleri tahrif ederler </strong>(fıtratlarındaki ilahi manaları beşeri özellikler ile değiştirirler)<strong>&#8230; “Size şu </strong>(nefslerine hoş gelen)<strong> verilirse alın, eğer o verilmez </strong>(Allah hükmü ile hükmedilir)<strong> ise sakının” derler&#8230; Allah bir kimsenin fitnesini dilerse, artık onun için sen Allah’dan bir şeye malik olamazsın&#8230; İşte onlar Allah’ın kalblerini arındırmak dilemediği kimselerdir&#8230; Dünyada onlar için rezillik vardır&#8230; Ve ahirette de onlar için aziym azab vardır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">42-) Semmaune lil kezibi ekkâlune lissuht* fein cauke fahküm beynehüm ev a&#8217;rıd anhüm* ve in tu&#8217;rıd anhüm felen yedurruke şey&#8217;a* ve in hakemte fahküm beynehüm Bil kıst* innAllahe yuhıbbul muksitıyn;</span><br />
</span>(Onlar)<strong> alabildiğine yalan dinleyenler, ziyadesiyle haram yiyenlerdir&#8230; Eğer sana gelirler ise aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir&#8230; Eğer onlardan yüz çevirir isen, sana hiç bir şekilde zarar veremezler&#8230; Şayet hükmedersen onların arasında Bil-KIST </strong>(uluhiyyet hükümlerine göre, B sırrınca adaletle)<strong> hükmet&#8230; Muhakkak ki Allah muksitleri </strong>(ilahi akılla hükmedenleri)<strong> sever.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">43-) Ve keyfe yuhakkimuneke ve ındehümüt Tevratu fiyha hukmullahi sümme yetevellevne min ba&#8217;di zâlik* ve ma ülaike Bil mu’miniyn;</span><br />
</span><strong>İçinde Allah hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, </strong>(ayrıca hükmetmen için)<strong> nasıl seni hakem yapıyorlar?&#8230; Sonra </strong>(bir de)<strong> bunun </strong>(senin verdiğin hükmün)<strong> ardından yüz çevirirler?&#8230; Onlar </strong>(Bi-)<strong> mü’min değillerdir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">44-) İnna enzelnet Tevrate fiyha hüden ve nur* yahkümü Bihen Nebîyyunelleziyne eslemu lilleziyne hadu ver Rabbaniyyune vel ‘ahbaru Bimestuhfizu min Kitabillahi ve kânu aleyhi şüheda&#8217;* fela tahşevünNase vahşevni ve la teşteru Bi ayatiy semenen kaliyla* ve men lem yahküm Bi ma enzelAllahu feülaike hümül kafirun;</span><br />
</span><strong>Tevrat’ı biz inzal ettik </strong>(biz)<strong>&#8230; Onda Huda </strong>(rehberlik, hidayet)<strong> ve Nur vardır&#8230; Teslim/İslam olmuş Nebîler </strong>(Bi-)<strong> Onunla </strong>(Tevrat’la)<strong>, Rabbaniyler </strong>(beşeriyyetinden arınmış, Rabbini tanımışlar)<strong> ve Ahbar </strong>(İlim ve Hikmet sahipleri)<strong> da Onun üzerine şahidler olarak Kitabullah’dan </strong>(B sırrınca)<strong> korumakla görevli oldukları ile Yahudi olanlara hükmeder&#8230; O halde insanlardan korkup ürpermeyin, benden ürperin&#8230; Benim ayetlerimi </strong>(B sırrınca)<strong> az bir bahaya satmayın&#8230; Kim Allah’ın inzal ettiği ile </strong>(B sırrınca)<strong> hükmetmez ise, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">45-) Ve ketebna aleyhim fiyha ennen nefse Bin nefsi vel ayne Bil ayni vel ‘enfe Bil’ enfi vel’üzüne Bil’üzüni vessinne Bissinni velcüruha kısas* femen tesaddeka Bihi fe huve keffaretün leh* ve men lem yahküm Bima enzelAllahu feülaike hümüz zalimun;</span><br />
</span><strong>Onda </strong>(Tevrat’ta)<strong>, onlar üzerine </strong>(şunu)<strong> yazdık: “Nefs’e nefs, göze göz, buruna burun, kulağa kulak ve dişe diş </strong>(tümü B sırrınca)<strong>&#8230; Yaralar da </strong>(karşılıklı)<strong> kısastır”&#8230; Ama kim onu </strong>(kısas hakkını B sırrıyla)<strong> tasadduk eder ise, o onun için bir keffarettir&#8230; Kim Allah’ın inzal ettiği ile </strong>(B sırrınca)<strong> hükmetmez ise, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">46-) Ve kaffeyna alâ asarihim Bi Iysebni Meryeme musaddikan lima beyne yedeyhi minetTevrati ve ateynahul İnciyle fiyhi hüden ve nurun, ve musaddikan lima beyne yedeyhi minet Tevrati ve hüden ve mev&#8217;ızaten lil müttekıyn;</span><br />
</span><strong>Ardlarından onların </strong>(teslim olmuş Nebîlerin)<strong> izleri üzere, Tevrat’tan yanında/önünde olanı tasdik edici olarak MeryemOğlu İsa’yı </strong>(B sırrınca)<strong> gönderdik </strong>(takviye ettik)<strong>&#8230; O’na, içinde Huda </strong>(rububiyyet sırrı)<strong> ve Nur </strong>(kudret, ilim)<strong> bulunan ve Tevrat’tan önünde olanı tasdikleyici, muttekiler için bir hidayet rehberi ve mev’ıze olmak üzere İncil’i verdik.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">47-) Vel yahküm ehlül İnciyli Bi ma enzelAllahu fiyh* ve men lem yahküm Bi ma enzelAllahu feülaike hümülfasikun;</span><br />
</span><strong>Ehl-i İncil, onda </strong>(İncilde)<strong> Allah’ın inzal ettiği ile </strong>(B sırrınca)<strong> hükmetsin&#8230; Kim Allah’ın inzal ettiği ile </strong>(B sırrınca)<strong> hükmetmez ise, işte onlar fasıkların ta kendileridir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">48-) Ve enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi minel Kitabi ve Müheyminen aleyhi fahküm beynehüm Bima enzelAllahu ve la tettebı&#8217; ehvaehüm amma caeke minel Hakkı, li küllin cealna minküm şir’aten ve minhaca* ve lev şaAllahu lecealeküm ümmeten vahideten ve lâkin liyeblüveküm fiyma ataküm festebikul hayrat* ilellahi merciuküm cemiy’an feyünebbiüküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;</span><br />
</span><strong>Sana da, Kitab’<span style="text-decoration: underline;">tan</span> önünde olanı </strong>(daha önce nazil olan tüm vahiyleri)<strong> tasdikleyici ve O’nun </strong>(nazil olmuş tüm kitabların)<strong> üzerine Muheymin </strong>(himaye eden, koruyan)<strong> olmak üzere, Bil-Hakk </strong>(Hak olarak)<strong> <span style="text-decoration: underline;">Kitab’ı</span></strong>(Sistem Aklını, tam ilmi)<strong> inzal ettik&#8230; O halde onların aralarında Allah’ın inzal ettiği ile </strong>(B sırrınca)<strong> hükmet&#8230; Hak’dan sana geleni bırakıp onların hevalarına tabi olma&#8230; Sizden her biriniz </strong>(her bir ümmet düzeyi)<strong> için bir şir’at </strong>(şeriat, yol)<strong> ve bir minhac </strong>(program)<strong> oluşturduk&#8230; Eğer Allah dileseydi, elbette sizi bir tek ümmet yapardı </strong>(tek diyni kolaylaştırırdı)<strong>&#8230; Fakat size verdiğinde </strong>(ilahi hükümlerden size ulaşanda; dininizde)<strong> sizi denemek için </strong>(bir tek ümmet yapmadı)<strong>&#8230; O halde hayratta yarışın </strong>(istidatınızda olanı ortaya çıkarın)<strong>&#8230; Cemian/toptan merciniz/dönüşünüz Allah’adır&#8230; Hakkında ihtilaf edip tartıştığınız şeyleri </strong>(B sırrınca)<strong> size haber verecektir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">49-) Ve enıhküm beynehüm Bi ma enzelAllahu ve la tettebı&#8217; ehvaehüm vahzerhüm en yeftinuke an ba&#8217;dı ma enzelAllahu ileyk* fein tevellev fa&#8217;lem ennema yüriydullahu en yusıybehüm Bi ba&#8217;dı zünubihim* ve inne kesiyren minen Nasi lefasikun;</span><br />
</span>(Sana Kitab’ı Hak olarak inzal ettiğimizin yanında şu emri de verdik)<strong>: Aralarında Allah’ın inzal ettiği </strong>(İlahi İlim)<strong> ile </strong>(B sırrınca)<strong> hükmet&#8230; Onların </strong>(beşeri)<strong> hevalarına tabi olma&#8230; Allah’ın sana inzal ettiğinin ba’zısından seni fitneye düşürmelerinden sakın </strong>(ne Zahir ne de Batın galebe çalmasın; Teklikte müstakıym ol)<strong>&#8230; Eğer yüz çevirirler ise iyi bil ki, bazı günahlarından dolayı </strong>(idrak düzeylerine göre)<strong> Allah onları </strong>(B gerçeğince)<strong> yalnızca musibetlendirmek diliyor&#8230; Muhakkak ki, insanların çoğu gerçekten fasıktırlar </strong>(diyn’den çıkmışlar, bilinçleri asıllarına dönme kabiliyetini kaybetmiş)<strong>.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">50-) Efe hukmel cahiliyyeti yebğun* ve men ahsenü minAllahi hukmen likavmin yukınun;</span><br />
</span>(Onlar yoksa İslam öncesi)<strong> cahiliyye hükmünü mü istiyorlar?&#8230; İkan sahibi bir kavim için, Allah’dan daha güzel hüküm veren kimdir?.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">51-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızül yehude ven nesara evliya&#8217;* ba&#8217;duhüm evliyaü ba&#8217;d* ve men yetevellehüm minküm feinnehu minhüm* innAllahe la yehdil kavmez zalimiyn;</span><br />
</span><strong>Ey iman edenler!.. Yahudileri ve Hristiyanları evliya </strong>(sohbet dostları)<strong> edinmeyin&#8230; Onlar birbirlerinin evliyasıdır&#8230; Sizden kim onları veli edinirse, muhakkak ki o onlardandır&#8230; Muhakkak ki Allah zalimler topluluğunu </strong>(Zatına)<strong> hidayet etmez.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">52-) Feteralleziyne fiy kulubihim meredun yüsariune fiyhim yekulune nahşa en tusıybena dairetün, feasAllahu en ye&#8217;tiye Bil fethı ev emrin min ındiHİ feyusbihu alâ ma eserru fiy enfüsihim nadimiyn;</span><br />
</span><strong>Kalblerinde hastalık olanların, “Daire’nin </strong>(zafer yerine mağlubiyetin, refah yerine sıkıntı ve darlığın)<strong> bize isabet etmesinden korkuyoruz</strong><strong>” diyerek onların </strong>(yahudi ve nasara’nın)<strong> arasına süratle daldıklarını görürsün&#8230; Umulur ki Allah, </strong>(B sırrınca)<strong> feth olarak gelir </strong>(fethi getirir)<strong> veya </strong>(kendi, HU)<strong> indinden bir Emr getirir de </strong>(onlar)<strong> enfüslerinde/içlerinde sırladıkları </strong>(sakladıkları)<strong> üzerine nadim olurlar.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">53-) Ve yekulüllezine amenu ehaülailleziyne aksemu Billahi cehde eymanihim innehüm lemeaküm* habitat a&#8217;malühüm feasbehu hasiriyn;</span><br />
</span><strong>İman edenler derler ki: “Yeminlerinin cehdi ile </strong>(tam güçleriyle, yeminde mubalağa yaparak)<strong>, kesin olarak sizinle beraber olduklarına, </strong>(B sırrınca)<strong> Allah’a kasem edenler bunlar mı?”&#8230; Amelleri boşa gitmiştir </strong>(onların)<strong>, hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">54-) Ya eyyühelleziyne amenu men yertedde minküm an diynihı fesevfe ye&#8217;tillahu Bi kavmin yuhıbbuhüm ve yuhıbbuneHU ezilletin alel mu’miniyne e’ızzetin alel kafiriyn* yücahidune fiy sebiylillâhi ve la yehafune levmete laim* zalike fadlullahi yü’tıyhi men yeşa&#8217;* vAllahu Vasiun ‘Aliym;</span><br />
</span><strong>Ey iman edenler!.. Sizden kim dininden dönerse </strong>(bilsin ki)<strong> Allah </strong>(B sırrınca, fıtratları müsayit)<strong> öyle bir kavim getirecek ki </strong>(O)<strong> onları sever, </strong>(onlar da)<strong> O’nu </strong>(Allah’ı)<strong> severler&#8230; </strong>(O kavim)<strong> mü’minlere karşı zelil/yumuşak kafirlere </strong>(gerçeği reddedenlere)<strong> karşı izzetli/şiddetlidirler&#8230; </strong>(Onlar)<strong> hiç bir levm edenin levmetmesinden korkmaksızın Allah yolunda mücahade ederler&#8230; Bu Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir&#8230; Allah Vasi’dir, Aliym’dir.</strong></p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">55-) İnnema Veliyyükümullahu ve RasûluHU velleziyne amenülleziyne yukıymunes Salate ve yü&#8217;tunez Zekate ve hüm rakiun;</span><br />
</span><strong>Sizin Veliy’niz ancak Allah’dır, O’nun Rasûlü’dür ve </strong>(şu)<strong> iman edenlerdir ki, onlar salat’ı ikame ederler ve rüku’ halinde zekatı verirler.</strong></p>
<p align="left">56-) Ve men yetevelellahe ve RasûleHU velleziyne amenu feinne hızbAllahi hümül ğalibun;<br />
<strong>Kim Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve iman edenleri Veliy edinir ise, (</strong>bilsin ki<strong>) muhakkak ki Hizbullah (</strong>Allah taraftarı, Allah ehli<strong>) galip geleceklerin ta kendileridir</strong>.</p>
<p align="left">57-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızülleziynettehazu diyneküm hüzüven ve leıben minelleziyne utül Kitabe min kabliküm vel küffare evliya&#8217;* vettekullahe in küntüm mu’miniyn;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden dininizi alay/eğlence ve oyun edinenleri (</strong>dinlerini ciddiye alıp uygulayarak amacına ermeyenleri<strong>) ve küffarı (</strong>kafirleri; Sistem’den ve hakikatlerinden perdeli kalanları<strong>) evliya edinmeyin (</strong>onlardan Veliy olmaz<strong>)&#8230; Eğer mü’minler iseniz Allah’dan ittika edin</strong>.</p>
<p align="left">58-) Ve iza nadeytüm iles Salatittehazuha hüzüven ve leıben zâlike Bi ennehüm kavmün la ya&#8217;kılun;<br />
<strong>Salat’a nida edip çağırdığınızda, onu alay ve eğlence edindiler&#8230; Bu (</strong>B sırrınca<strong>) onların akletmeyen bir kavim olmalarından ötürüdür</strong>.</p>
<p align="left">59-) Kul ya ehlel Kitabi hel tenkımune minna illâ en amenna Billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile min kablü, ve enne eksereküm fasikun;<br />
<strong>De ki: “<em>Ey Ehl-i Kitab!.. Yalnızca (</em></strong><em>B sırrıyla<strong>) Allah’a, bize inzal olunana ve daha önce inzal olunana iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?.. Sizin ekseriyyetinizi fasıklardır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">60-) Kul hel ünebbiüküm Bi şerrin min zâlike mesubeten indAllah* men leanehullahu ve ğadıbe aleyhi ve ceale minhümül kıradete vel hanaziyre ve abedet tağut* ülaike şerrun mekanen ve edallü an sevais sebiyl;<br />
<strong>De ki: “(</strong><em>Ey Ehl-i Kitab!..<strong>) Allah indinde yeri/</strong>mesabesi<strong> bundan daha şerrini/</strong>kötüsünü (B sırrınca<strong>) size haber vereyim mi?.. Allah’ın la’netlediği ve ğadap ettiğidir o kimse&#8230; (</strong>Allah<strong>) bunlardan maymunlar, domuzlar ve tağut’a (</strong>tapınılan nesne<strong>) kulluk yapanlar</strong> <strong>oluşturmuştur&#8230; İşte bunlardır yer bakımından daha şerli ve yolun denge noktasından daha sapkın olanlar</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">61-) Ve iza cauküm kalu amenna ve kad dehalu Bil küfri ve hüm kad harecu Bih* vAllahu a&#8217;lemü Bi ma kânu yektümun;<br />
<strong>Size geldiklerinde “<em>iman ettik</em>” dediler&#8230; Gerçekte ise (</strong>yanınıza B sırrınca<strong>) küfürle girip, yine onunla (</strong>küfürle<strong>) çıkmışlardır&#8230; Allah gizlemekte olduklarını (</strong>B sırrınca<strong>) daha iyi bilir</strong>.</p>
<p align="left">62-) Ve tera kesiyren minhüm yüsariune fiyl’ ismi vel udvani ve eklihimüssuht* le bi&#8217;se ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Onlardan pek çoğunun günah’da, düşmanlıkta ve haram yemekte sür’atli gittiklerini görürsün&#8230; Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!</strong>.</p>
<p align="left">63-) Levla yenhahümur rabbaniyyune vel ahbaru an kavlihimül’ isme ve eklihimüs suht* le bi&#8217;se ma kânu yasneun;<br />
<strong>Rabbaniyler ve Ahbar (</strong>Maide:44?<strong>) onları günah söylemekten ve haram yemekten nehyetseler ya&#8230; Onların yapıp üretmekte oldukları ne kötüdür!</strong>.</p>
<p align="left">64-) Ve kaletil yahudü yedullahi mağluletün, ğullet eydiyhim ve luınu Bi ma kalu* bel yedahu mebsutatani yünfiku keyfe yeşa&#8217;* ve leyeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* ve elkayna beynehümül adavete velbağdae ila yevmil kıyameti, küllema evkadu naren lil harbi atfeehAllahu ve yes&#8217;avne fiyl Ardı fesaden, vAllahu la yuhıbbul müfsidiyn;<br />
<strong>Yahudiler, “<em>Allah’ın eli bağlıdır</em>” dediler&#8230; Söyledikleri ile (</strong>B sırrınca<strong>) kendi elleri bağlandı ve la’netlendiler&#8230; Bilakis, Allah’ın iki eli de bast olunmuştur/yayılmıştır/açıktır; dilediği gibi infak ediyor&#8230; Andolsun ki Rabbinden sana inzal olunan, onlardan çoğunun küfr (</strong>perdelilik<strong>) ve tuğyanını (</strong>taşkınlık, haddi aşmak<strong>) artırır&#8230; Onların arasına kiyamet günü’ne kadar (</strong>devam edecek<strong>) düşmanlık ve buğz ilka ettik/bıraktık&#8230; Her ne zaman harb için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürdü&#8230; (</strong>Gene de<strong>) Arz’da fesada koşarlar&#8230; Allah müfsidleri sevmez</strong>.</p>
<p align="left">65-) Ve lev enne ehlel Kitabi amenu vettekav lekefferna anhüm seyyiatihim ve leedhalnahüm cennatin naıym;<br />
<strong>Eğer Ehl-i Kitab iman edip, (</strong>şirk’ten<strong>) korunsaydı, elbette onların kötülüklerini keffaretler ve onları Naim cennetlerine dahil ederdik</strong>.</p>
<p align="left">66-) Ve lev ennehüm ekamüt Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyhim min Rabbihim leekelu min fevkıhim ve min tahti erculihim* minhüm ümmetün muktesıdeh* ve kesiyrun minhüm sae ma ya&#8217;melun;<br />
<strong>Şayet onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden onlara inzal olunanı ikame etselerdi, elbette fevklerinden ve ayaklarının altından yerlerdi&#8230; Onlardan ümmet-i mukteside (</strong>orta yolu tutan, hepsinin hükmünü koruyan zümre<strong>) vardır&#8230; Onların çoğunun yaptıkları ne kötüdür!</strong>.</p>
<p align="left">67-) Ya eyyüherRasûlü bellığ ma ünzile ileyke min Rabbike, ve in lem tef&#8217;al fema bellağte risaleteHU, vAllahu ya&#8217;sımüke minenNas* innAllahe la yehdil kavmel kafiriyn;<br />
<strong>Ey O Rasûl!.. Rabbinden sana inzal olunanı tebliğ et!&#8230; Eğer (</strong>bunu<strong>) yapmazsan, O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun&#8230; Allah seni Nas’dan (</strong>insanlardan<strong>) korur&#8230; Muhakkak ki Allah kafirler kavmini hidayet etmez</strong>.</p>
<p align="left">68-) Kul ya ehlel Kitabi lestüm alâ şey&#8217;in hatta tukıymut Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyküm min Rabbiküm* ve le yeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* fela te&#8217;se alel kavmil kafiriyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Ey Ehl-i Kitab!.. Tevrat’ı, İncil’i <span style="text-decoration: underline;">ve</span> Rabbinizden size inzal olunanı ikame etmedikçe (</em></strong><em>bilfiil ortaya koymadıkça<strong>), bir şey üzere değilsiniz</strong></em><strong>”&#8230; Andolsun ki Rabbinden sana inzal olunan, onlardan çoğunun küfr (</strong>kilitlenmişlik, perdelilik<strong>) ve tuğyanını (</strong>taşkınlık, haddi aşmak<strong>) artırır&#8230; O halde kafirler kavmine üzülme</strong>.</p>
<p align="left">69-) İnnelleziyne amenu velleziyne hadu vassabiune vennesara men amene Billahi vel yevmil ahıri ve amile salihan fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;<br />
<strong>Muhakkak ki (</strong>İslam’a takliden<strong>) iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Nasara’dan kim (</strong>B-sırrıyla<strong>) Allah’a ve ahir güne iman eder ve (</strong>bunun gereği<strong>) salih amel işlerse, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar</strong>.</p>
<p align="left">70-) Lekad ehazna miysaka beni israiyle ve erselna ileyhim rusula* küllema caehüm Rasûlün Bi ma la tehva enfüsühüm feriykan kezzebu ve feriykan yaktulun;<br />
<strong>Andolsun biz, İsrailOğullarının Miysakını aldık ve onlara Rasûller irsal ettik&#8230; Onlara ne zaman nefslerinin hoşlanmayacağı ile (</strong>B sırrınca<strong>) bir Rasûl gelse, (</strong>bu Rasûllerden<strong>) bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını öldürdüler</strong>.</p>
<p align="left">71-) Ve hasibu ella tekûne fitnetün feamu ve sammu sümme tabellahu aleyhim sümme amu ve sammu kesiyrun minhüm* vAllahu Basıyrun Bima ya&#8217;melun;<br />
<strong>Bir fitne olmayacak sandılar da kör oldular, sağır kesildiler&#8230; Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti&#8230; Sonra onlardan çoğu (</strong>yine<strong>) kör ve sağır kesildiler&#8230; Allah onların yapmakta olduklarını (</strong>B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak<strong>) Basıyr’dir</strong>.</p>
<p align="left">72-) Lekad keferelleziyne kalu innAllahe HUvel Mesiyhubnü Meryem* ve kalel Mesiyhu ya beni israila&#8217;büdullahe Rabbiy ve Rabbeküm* innehu men yüşrik Billahi fekad harramallahu aleyhil cennete ve me&#8217;vahün nar* ve ma lizzalimiyne min ensar;<br />
<strong>Andolsun ki: “<em>Allah, MeryemOğlu Mesih’dir</em>” diyenler kafir oldular&#8230; (</strong>Oysa<strong>) Mesih şöyle dedi: “<em>Ey İsrailOğulları!.. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (</em></strong><em>olan<strong>) Allah’a kulluk/ibadet yapın&#8230; Çünkü kim Allah’a (</strong>B gerçeğince<strong>) ortak koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır&#8230; Onun varacağı yer Nar’dır&#8230; Zalimler için ensar yoktur</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">73-) Lekad keferelleziyne kalu innAllahe salisü selasetin, ve ma min ilahin illâ ilahun vahıd* ve in lem yentehu amma yekulune leyemessennelleziyne keferu minhüm azabün eliym;<br />
<strong>Andolsun ki: “<em>Allah, üç’ün üçüncüsüdür</em>” diyenler de kafir olmuşlardır (</strong>gerçeği reddetmiş, perdelenmişlerdir<strong>)&#8230; İlah’dan bir şey yok, ancak İlah’un Vahid&#8230; Söyleyegeldiklerinden vazgeçmezler ise, onlardan kafir olanlara elbette elim azab dokunacaktır</strong>.</p>
<p align="left">74-) Efela yetubune ilellahi ve yestağfiruneHU, vAllahu Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>Hala Allah’a tevbe (</strong>rücu’<strong>) etmeyecek ve O’nun mağfiretini dilemeyecekler mi?&#8230; Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">75-) mel Mesiyhubnü Meryeme illâ Rasûl* kad halet min kablihir Rusül* ve ümmühu sıddiykah* kâna ye&#8217;külanit ta’am* ünzur keyfe nübeyyinü lehümül ayati sümmenzur enna yü&#8217;fekun;<br />
<strong>MeryemOğlu Mesih ancak bir Rasûl’dür&#8230; O’ndan önce de Rasûller gelip geçti&#8230; O’nun anası sıddıyka (?)’dır&#8230; İkisi de yemek yerlerdi&#8230; Ayetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak!&#8230; Sonra bak nasıl çevriliyorlar!</strong>.</p>
<p align="left">76-) Kul eta&#8217;büdune min dunillahi ma la yemlikü leküm darren ve la nef&#8217;a* vAllahu HUves Semiy’ul ‘Alîym;<br />
<strong>De ki: “<em>Allah’ı bırakıp da sizin için bir zarar veya faydaya malik olmayanlara mı kulluk ediyorsunuz?.. Allah (</em></strong><em>ki<strong>) O’dur Semi’un Aliym</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">77-) Kul ya ehlel Kitabi la tağlu fiy diyniküm ğayrel Hakkı ve la tettebiu ehvae kavmin kad dallu min kablü ve edallu kesiyren ve dallu an sevais sebiyl;<br />
<strong>De ki: “<em>Ey Ehl-i Kitab!.. Diyninizde, haksız yere (</em></strong><em>Hakkın ğayrı<strong>) ölçüyü kaçırıp haddi aşmayın&#8230; Daha önce sapmış, bir çoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından (</strong>Zatına vardıran fena yolundan<strong>) sapmış bir kavmin hevalarına tabi olmayın</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">78-) Luınelleziyne keferu min beni israiyle alâ lisani Davude ve Iysebni Meryem* zâlike Bima asav ve kânu ya&#8217;tedun;<br />
<strong>İsrailOğullarından kafir olanlar, Davud’un ve MeryemOğlu İsa’nın lisanı üzere la’netlenmişlerdir (</strong>ruhani kuvvelerinden, semavi yaşamdan mahrumdurlar<strong>)&#8230; Bu (</strong>sonuç, B gerçeğince<strong>), onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir</strong>.</p>
<p align="left">79-) Kânu la yetenahevne an münkerin fealuh* lebi&#8217;se ma kânu yef&#8217;alun;<br />
<strong>İşledikleri herhangi bir münkerden birbirlerini vazgeçirmezlerdi/vazgeçmezlerdi&#8230; İşledikleri ne kötü idi!</strong>.</p>
<p align="left">80-) Tera kesiyren minhüm yetevellevnelleziyne keferu* le bi&#8217;se ma kaddemet lehüm enfüsühüm en sehıtAllahu aleyhim ve fiyl azabi hüm halidun;<br />
<strong>Onlardan bir çoğunun kafirleri Veliy edindiklerini görürsün&#8230; Nefslerinin onlar için takdim ettiği ne kötüdür!.. Allah onlara gadap etmiştir (</strong>rızası kapalıdır<strong>)&#8230; Azab’ta onlar ebedi kalıcıdırlar</strong>.</p>
<p align="left">81-) Ve lev kânu yu&#8217;minune Billahi ven Nebîyyi ve ma ünzile ileyhi mettehazuhüm evliyae ve lâkinne kesiyren minhüm fasikun;<br />
<strong>Eğer (</strong>B sırrıyla<strong>) Allah’a, en-Nebî’ye (</strong>Hz.Muhammed’e<strong>) ve O’na (</strong>en-Nebî’ye<strong>) inzal olunana iman etmiş olsalardı, onları (</strong>perdelileri<strong>) evliya edinmezlerdi&#8230; Fakat onlardan bir çoğu fasıklardır</strong>.</p>
<p align="left">82-) Letecidenne eşedden Nasi adaveten lilleziyne amenül yahude velleziyne eşrekû* ve letecidenne akrabehüm meveddeten lilleziyne amenülleziyne kalu inna nesara* zâlike Bi enne minhüm kıssiysiyne ve ruhbanen ve ennehüm la yestekbirun;<br />
<strong>Muhakkak ki (</strong>İslam’a<strong>) iman edenlere (</strong>vahdet ehline; “<strong>B</strong>”sırrıyla Allah’a iman edenlere<strong>), düşmanlık (</strong>idrak uzaklığı<strong>) bakımından, insanların en</strong> <strong>şiddetlisi (</strong>perdeleri en kalın<strong>) olarak Yahudileri ve şirk koşanları (</strong>iki zümrede de tanrı itikadı esas; Allah’ın zat ve sıfatlarından perdeliler<strong>) bulursun&#8230; Ve elbette</strong> (İslam’a<strong>) iman edenlere (</strong>Kur’an mü’minlerine<strong>) sevgi (</strong>istidat yakınlığı<strong>) bakımından</strong> <strong>onların en yakını olarak da &lt;<em>biz nasarayız=Hristiyanlarız</em>&gt; diyenleri (</strong>teşbih müşahadesi sahiplerini, tevhid-i sıfat yapanları<strong>) bulursun&#8230; Ki onlardan (</strong>nasaradan<strong>) kissisiyn (</strong>derin ilim sahibi keşişler<strong>) ve ruhban (</strong>kendini Allah’a adamış rahipler<strong>) vardır ki kesinlikle onlar kibre sapmazlar</strong>.</p>
<p align="left">83-) Ve iza semiu ma ünzile iler Rasûli tera a&#8217;yünehüm tefıydu mined dem&#8217;ı mimma arefu minel Hakk* yekulune Rabbena amenna fektübna meaş şahidiyn;<br />
<strong>Er-Rasûl’e (</strong>O ma’lum Rasûl’e, Hz.Rasûlullah’a<strong>) inzal olunanı işittiklerinde, Hak’dan tanıyıp-bildiklerinden (</strong>arif olduklarından<strong>), gözlerinin yaşla dolup taştığını (</strong>işittiklerinin şevki ile pınarlarının kaynayıp aktığını<strong>) görürsün&#8230; Derler ki: “<em>Rabbimiz!.. İman ettik (</em></strong><em>senin Tekliğine şahid olduk<strong>)&#8230; Artık bizi şahidlerle beraber yaz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">84-) Ve ma lena la nu&#8217;minu Billahi ve ma caena minel Hakkı ve natmeu en yüdhılena Rabbüna meal kavmisSalihıyn;<br />
<strong>“<em>Rabbimizin bizi, salihler kavmi ile beraberliğe dahil etmesini umarken, ne diye (</em></strong><em>B sırrıyla<strong>) Allah’a ve Hak’dan bize gelmiş olana iman etmeyelim?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">85-) Fe esabehümullahu Bi ma kalu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlike cezaül muhsiniyn;<br />
<strong>Böyle söylemeleri (</strong>sebebi<strong>) ile (</strong>B sırrınca<strong>) Allah onları içinde ebedi kalacakları, altlarından nehirler akan cennetler ile sevablandırdı&#8230; İşte budur muhsinlerin cezası</strong>.</p>
<p align="left">86-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina ülaike ashabül cehıym;<br />
<strong>Kafir olanlara ve ayetlerimizi (</strong>B gerçeğince<strong>) yalanlayanlara gelince, işte onlar ashab-ı cahıym’dir (</strong>cehennemin arkadaşları’dır<strong>).</strong></p>
<p align="left">87-) Ya eyyühelleziyne amenu la tuharrimu tayyibati ma ehallAllahu leküm ve la ta&#8217;tedu* innAllahe le yuhıbbul mu&#8217;tediyn;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Allah’ın sizin için helal ettiği tayyibatı (</strong>pak rızıklar; ilim-marifetleri<strong>) haram kılmayın (</strong>onları hasıl edecek çalışmalardan geri kalmayın<strong>) ve haddi aşmayın (</strong>bedeninize kulluk yapmayın<strong>)&#8230; Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez</strong>.</p>
<p align="left">88-) Ve külu mimma razekakümullahu halalen tayyiba* vettekullahelleziy entüm Bihi mu&#8217;minun;<br />
<strong>Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib olarak yeyin&#8230; İttika edin (</strong>o<strong>) Allah’dan ki siz O’na (</strong>B sırrınca<strong>) mü’minlersiniz</strong>.</p>
<p align="left">89-) La yüahızükümullahu Billağvi fiy eymaniküm ve lâkin yüahızüküm Bima akkadtümül eyman* fekeffaratühu ıt&#8217;amü aşereti mesakiyne min evsetı ma tut&#8217;ımune ehliyküm ev kisvetühüm ev tahriyru rakabetin, femen lem yecid fesıyamu selaseti eyyam* zâlike keffaretü eymaniküm iza haleftüm* vahfezu eymaneküm* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ lealleküm teşkürun;<br />
<strong>Allah sizi yeminlerinizdeki (</strong>Bi-<strong>) lağv (</strong>kasıtsız yemin sözleri<strong>) ile muaheze etmez&#8230; Fakat kasıtlı-bilinçli yeminleriniz (</strong>yemin-i mün’akıd<strong>) ile (</strong>B sırrınca<strong>) sizi sorumlu tutar&#8230; O’nun (</strong>bilinçli yeminin<strong>) keffareti, ehlinize (</strong>ailenize<strong>) yedirdiğinizin orta yollusundan on miskini doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut bir köleyi hürriyyetine kavuşturmaktır&#8230; Kim (</strong>bunları<strong>) bulamaz ise, (</strong>o vakit ona<strong>) üç gün oruç (</strong>gerekir<strong>)&#8230; İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur&#8230; Yeminlerinizi muhafaza edin&#8230; Şükredesiniz diye Allah ayetlerini sizin için işte böyle açıklıyor</strong>.</p>
<p align="left">90-) Ya eyyühelleziyne amenu innemel hamru vel meysiru vel’ensabü vel’ezlamü ricsün min amelişşeytani fectenibuhu lealleküm tüflihun;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Hamr (</strong>Aklı örtücüler,içki, uyuşturucu; makam-mevki-şan-şöhret-servet-şehvet vb.<strong>), Meysir (</strong>kumar; hileli oyun, bedensel-hormonal hazlar<strong>), Ensab (</strong>putlar; şartlanmalar<strong>) ve Ezlam (</strong>fal okları; tevekkülsüzlük<strong>) ancak şeytan amelinden birer pisliktir&#8230; Artık ondan kaçının ki felaha eresiniz</strong>.</p>
<p align="left">91-) İnnema yüriydüş şeytanü en yukıa beynekümül adavete vel bağdae fiyl hamri vel meysiri ve yesuddeküm an zikrillahi ve anisSalati fehel entüm müntehun;<br />
<strong>Şeytan, Hamr ve Meysir’de aranıza düşmanlık ve buğz düşürmek/yerleştirmek, sizi Allah zikrinden ve namazdan engellemek diler, ancak&#8230; Artık vazgeçtiniz değil mi?</strong>.</p>
<p align="left">92-) Ve etıy&#8217;ullahe ve etıy&#8217;ur Rasûle vahzeru* fein tevelleytüm fa&#8217;lemu ennema alâ Rasûlinel belağul mübiyn;<br />
<strong>Allah’a itaat edin, Rasûlullah’a itaat edin ve sakının (</strong>boyutların hakkını verin<strong>)&#8230; Eğer yüz çevirir iseniz, iyi bilin ki bizim Rasûlümüze yalnızca apaçık tebliğ etmek düşer</strong>.</p>
<p align="left">93-) Leyse alelleziyne amenu ve amilus salihati cünahun fiyma taımu iza mettekav ve amenu ve amilus salihati sümmettekav ve amenu sümmettekav ve ahsenu* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;<br />
<strong>(</strong>Hakikatlarına<strong>) iman edip salih amel işleyenler, bilfiil ittika ettikleri (</strong>arınma-korunma çalışmaları yaptıkları<strong>), (</strong>bunun devamı olarak bir üst mertebede<strong>) iman edip (</strong>o imanın gereği<strong>) salih amel işledikleri, sonra (</strong>başka bir düzeyi ile<strong>) bilfiil ittika edip (</strong>o mertebeye göre korunup<strong>) iman ettikleri, sonra (</strong>başka bir düzeyi ile<strong>) bilfiil ittika edip (</strong>takvaya erip<strong>) ihsan (</strong>müşahade<strong>) üzere oldukları takdirde (</strong>daha önce<strong>) taddıkları/yedikleri dolayısıyla onlara bir günah yoktur&#8230; Allah muhsinleri sever</strong>.</p>
<p align="left">94-) Ya eyyühelleziyne amenu le yeblüvenne kümullahu Bi şey’in minas saydi tenalühu eydiyküm ve rimahuküm liya&#8217;lemAllahu men yehafuHU Bil ğayb* femenı&#8217;teda ba&#8217;de zâlike felehu azabün eliym;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın (</strong>dokunma-görme duyuları, dil<strong>) erişeceği av’dan bir (</strong>Bi-<strong>) şey ile dener ki Bil-Ğayb (</strong>ğaybları olarak<strong>) O’ndan korkan kim’i Allah bilsin (</strong>tüm sıfatlar O’na aittir; ğaybınız olan bu hakikatı ihmal edip kendinize bir varlık vehmetmeyin?<strong>)&#8230; Artık bundan sonra kim sınırı/haddi aşarsa onun için elim azab vardır</strong>.</p>
<p align="left">95-) Ya eyyühelleziyne amenu la taktülüs sayde ve entüm hurum* ve men katelehu minküm müteammiden fecezaün mislü ma katele minen neami yahkümü Bihi zeva adlin minküm hedyen baliğal ka&#8217;beti ev keffaretün taamü mesakiyne ev adlü zâlike sıyamen liyezuka vebale emrih* afAllahu amma selef* ve men ade feyentekımullahu minh* vAllahu Azîyzun züntikam;<br />
<strong>Ey iman edenler!&#8230; Siz ihramda iken av öldürmeyin&#8230; Sizden kim (</strong>ihramda iken<strong>) kasden onu (</strong>avı<strong>) öldürürse, o işin vebalini tatması için (</strong>gereken<strong>) ceza: En’am’dan öldürdüğünün misli, Ka’be’ye ulaşacak bir Hedy (</strong>kurban gerekir<strong>) ki onu da sizden iki adalet sahibi (</strong>B sırrınca<strong>) hükmeder; yahut miskinleri yedirme/doyurma olan bir keffarettir; yahut ona denk bir oruç tutmak&#8230; Allah geçmişi affetmiştir&#8230; Fakat kim bir daha yaparsa Allah ondan intikam alır&#8230; Allah Aziyz’dir, intikam sahibidir</strong>.</p>
<p align="left">96-) Uhılle leküm saydül bahri ve taamühu metaan leküm ve lisseyyareti, ve hurrime aleyküm saydül berri ma dümtüm huruma* vettekullahelleziy ileyHİ tuhşerun;<br />
<strong>Hem size hem de yolculara bir faydalanma olmak üzere deniz avı (</strong>ruhani gıdalar<strong>) yapmak ve onun yemeğini yemek helal kılınmıştır&#8230; Fakat ihramlı olduğunuz sürece kara avı (</strong>bedensel-nefsani zevkler<strong>) yapmak size haram kılınmıştır&#8230; O’na (</strong>kendisine<strong>) haşrolunacağınız (</strong>Zatında yok olduğunuz<strong>) Allah’dan ittika edin</strong>.</p>
<p align="left">97-) Cealellahul Kâ&#8217;betel Beytel Harame kıyamen lin Nasi veşŞehrel Harame vel Hedye vel Kalaid* zâlike li ta&#8217;lemu ennAllahe ya&#8217;lemü ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve ennAllahe Bi külli şey&#8217;in ‘aliym;<br />
<strong>Allah Ka’be’yi, (</strong>yani<strong>) O (</strong>gayrına<strong>) Haram Evi, (</strong>birimsellikle zuhur<strong>) Haram Ay’ı, Hedy’i (</strong>kurban, nefs<strong>) ve Kalaid’i (</strong>şeref-güç alameti gerdanlıklar/ veya boynu bağlı kurbanlıklar; itaat, teslimiyet sahibi nefsleri<strong>) insanlar için kıyam (</strong>ayakta tutan nesne/dayanak/hayat unsuru<strong>) yaptı&#8230; Bu, Allah’ın Semavat ve Arz’da olanı bildiğini ve Allah’ın her şeyi (</strong>B sırrınca; şeylerin kendisinde olarak şeyleri<strong>) Aliym olduğunu sizin de bilmeniz (</strong>???<strong>) içindir</strong>.</p>
<p align="left">98-) I&#8217;lemu ennAllahe şedıdül ıkabi ve ennAllahe Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>Bilin ki Allah azabı çok şiddetli olandır&#8230; Ve hem de Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">99-) Ma aler Rasûli illel belağ* vAllahu ya’lemü ma tübdune ve ma tektümun;<br />
<strong>Rasûl’e düşen ancak tebliğ etmektir&#8230; Allah, açığa vurduklarınızı da sakladıklarınızı da bilir</strong>.</p>
<p align="left">100-) Kul la yestevil habiysü vattayyibü velev a&#8217;cebeke kesretül habiys* fettekullahe ya ülil elbabi lealleküm tüflihun;<br />
<strong>De ki: “<em>Habis (</em></strong><em>pis; şakavet, benlikle yapılan herşey<strong>), tayyib (</strong>temiz; iman nuru, vahiy<strong>) ile müsavi olmaz&#8230; Velev ki habisin çokluğu (</strong>nefsinin<strong>) hoşuna gitse de</strong></em><strong>”&#8230; O halde ey öz akıl sahipleri Allah’dan ittika edin ki felaha eresiniz</strong>.</p>
<p align="left">101-) Ya eyyühelleziyne amenu la tes&#8217;elu an eşyae in tübde leküm tesü&#8217;küm* ve in tes&#8217;elu anha hıyne yünezzelül Kur’anu tübde leküm* afAllahu anha* vAllahu Ğafurun Haliym;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Size açıklandığında kötünüze gidecek şeylerden sual etmeyin&#8230; Eğer Kur’an indiriliyor iken onlardan sorarsanız size açıklanır&#8230; Allah onları affetmiştir&#8230; Allah Ğafur’dur, Haliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">102-) Kad seeleha kavmün min kabliküm sümme asbehu Biha kafiriyn;<br />
<strong>Sizden önce de bir kavim onları sordu; sonra onları (</strong>istedikleri için açıklananları, B sırrınca<strong>) kafir oldular (</strong>örtüp görmezden geldiler, inkar ettiler<strong>).</strong></p>
<p align="left">103-) Ma cealellahu min behıyratin ve la saibetin ve la vasıyletin ve la hamin, ve lakinnelleziyne keferu yefterune alellahil kezib* ve ekseruhüm la ya&#8217;kılun;<br />
<strong>Allah Bahire (</strong>beş doğum yapmış ve beşincisi dişi olan, kulağı yarılıp putlara adanan deve/çobansız, serbest dolaşan dişi deve<strong>), Saibe (</strong>adak deve/koyun&#8230; ki serbest bırakılır sütünden yalnızca misafirler yararlanır<strong>), Vasıyle (</strong>bir erkek bir dişi ikiz doğurmuş koyun/deve; yada erkek ikizi ile doğmuş hayvan<strong>) ve Ham (</strong>on nesli dölleyen erkek deve<strong>) diye bir şey oluşturmamıştır (</strong>bunların kutsallığı, bu örflerde olduğu gibi dokunulmazlık ve kurbanlığı meşru değildir<strong>)&#8230; Fakat kafir olanlar Allah üzerine yalan uyduruyorlar&#8230; Onların ekseriyyeti akletmez</strong>.</p>
<p align="left">104-) Ve iza kıyle lehüm tealev ila ma enzelAllahu ve iler Rasûli kalu hasbüna ma vecedna aleyhi abaena* evelev kâne abaühüm la ya&#8217;lemune şey’en ve la yehtedun;<br />
<strong>Onlara: “<em>Allah’ın inzal ettiğine ve Rasûlullah’a geliniz</em>” denildiğinde: “<em>babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter</em>” dediler&#8230; Babaları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen olsalarda mı?</strong>.</p>
<p align="left">105-) Ya eyyühelleziyne amenu aleyküm enfüseküm* la yadurruküm men dalle izehtedeytüm* ilellahi merciuküm cemıy’an feyünebbiüküm Bi ma küntüm ta&#8217;melun;<br />
<strong>Ey iman edenler!&#8230; Nefsleriniz sizin üzerinizedir/siz kendinize bakın (</strong>tezkiye ve takvaya bakın<strong>)&#8230; Siz doğru yolda oldukça, sapmış olan size zarar veremez&#8230; Sizin cem’an merciniz/dönüşünüz Allah’adır&#8230; (</strong>O<strong>), ne amel etmekte olduğunuzu (</strong>B sırrınca<strong>) size haber verir</strong>.</p>
<p align="left">106-) Ya eyyühelleziyne amenu şehadetü beyniküm iza hadare ehadekümül mevtü hıynel vasıyyetisnani zeva adlin minküm ev aharani min ğayriküm in entüm darebtüm fiyl ardı feesabetküm musıybetülmevt* tahbisunehüma min ba&#8217;dis Salati feyuksimani Billahi inirtebtüm la neşteriy Bihi semenen ve lev kâne za kurba, ve la nektümü şehadetAllahi inna izen leminel’ asimiyn;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Sizden birine ölüm geldiğinde (</strong>alametleri ile belirdiğinde<strong>), vasiyyet vaktinde aranızdaki şahitlik, sizden adalet sahibi iki (</strong>şahid<strong>) dir&#8230; Ya da eğer Arz’da dolaşmaya/gazaya/yolculuğa çıkmışsanız ve ölüm musibeti de size isabet etmişse sizin ğayrınızdan diğer iki (</strong>şahid<strong>) dir&#8230; Kuşkulanırsanız, namazdan sonra onların ikisini habsedersiziniz (</strong>de onlar<strong>): “<em>Onu (</em></strong><em>yeminimizi<strong>) akrabada olsa hiç bir bahaya satmayacağiz, Allah şahitliğini saklamayacağız; yoksa biz o zaman günahkarlardan oluruz</strong></em><strong>” diye Allah’a (</strong>B sırrınca<strong>) kasem ederler</strong>.</p>
<p align="left">107-) Fein usira alâ ennehümestehakka ismen feaharani yakumani mekamehüma minelleziynestehakka aleyhimül evleyani feyuksimani Billahi leşehadetüna ehakku min şehadetihima ve ma&#8217;tedeyna* inna izen leminez zalimiyn;<br />
<strong>Eğer o iki şahidin bir günahı (</strong>yalan söyledikleri<strong>) kesin olarak farkedilir ise, bunların yerine, aleyhlerinde bulundukları taraftan daha evla (</strong>vefat edene daha yakın, dolayısıyla daha iyi tanıyan<strong>) iki kimse kaim olur/geçer (</strong>ve<strong>): “<em>Bizim şahidliğimizi o iki şahidin şahidliğinden elbette daha hakdır&#8230; Biz haddi de aşmadık; yoksa o takdirde zalimlerden olurduk</em>”, diye Allah’a (</strong>B sırrınca<strong>) yemin ederler</strong>.</p>
<p align="left">108-) Zâlike edna en ye&#8217;tu Bişşehadeti alâ vechiha ev yehafu en türadde eymanün ba&#8217;de eymanihim* vettekullahe vesmeu* vAllahu la yehdil kavmel fasikıyn;<br />
<strong>İşte bu, şahadetlerini onun (</strong>şahitliğin<strong>) vechi üzere (</strong>B sırrınca<strong>) getirmeleri (</strong>şahitliklerini gereği gibi yapmalar<strong>) yahut (</strong>yalancı şahitlerin<strong>) yeminlerinden sonra yeminlerinin reddolmasından korkmalarına daha yakındır&#8230; Allah’dan ittika edin ve dinleyin/işitin&#8230; Allah fasıklar kavmine hidayet etmez</strong>.</p>
<p align="left">109-) Yevme yecmeullahrr Rusüle feyekulü ma za ücibtüm* kalu la ilme lena* inneKE ente allamül ğuyub;<br />
<strong>Allah, Rasûlleri cem’edeceği gün (</strong>Kıyamet<strong>): “<em>Size ne cevap verildi?</em>” der&#8230; “<em>Hiç bir bilgimiz yok&#8230; Muhakkak ki sen, yalnız sensin ğaybları bilen</em>” derler</strong>.</p>
<p align="left">110-) İz kalAllahu ya Iysebne Meryemezkür nı&#8217;metiy aleyke ve alâ validetik* iz eyyedtüke Bi ruhıl kudüsi tükellimün Nase fiyl mehdi ve kehla* ve iz allemtükel Kitabe vel Hıkmete vetTevrate vel’İnciyl* ve iz tahlüku minet tıyni kehey&#8217;etit tayri Bi izniy fetenfühu fiyha fe tekûnü tayren Bi izniy ve tübri-ül’ ekmehe vel ebrasa Bi izniy* ve iz tühricül mevta Bi izniy* ve iz kefeftü beni israiyle anke iz ci&#8217;tehüm Bil beyyinati fekalelleziyne keferu minhüm in haza illâ sıhrün mübiyn;<br />
<strong>Hani Allah şöyle dedi: “<em>Ey MeryemOğlu İsa!&#8230; Senin ve validenin (</em></strong><em>doğuranının<strong>) üzerindeki ni’metiymi zikret/an&#8230; Hani seni Ruh’ül Kudüs ile (</strong>B sırrınca<strong>) te’yid etmiştim&#8230; Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla kelam ediyordun&#8230; Hani sana Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i ta’lim etmiştim&#8230; Hani Bi-izniy (</strong>benim iznimle<strong>) tıyn’den (</strong>balçıktan<strong>) kuş şeklinde (</strong>bir şey<strong>) yaratıyor, onun içine/içinde (</strong>Ruh olarak<strong>) nefhediyordun da Bi-izniy (</strong>benim iznimle<strong>) bir kuş oluyordu&#8230; Ekmeh’e (</strong>kör, basiret nuru kesik<strong>) ve Ebras’a (</strong>alaca tenli<strong>) benim iznimle (</strong>Bi-izniy<strong>) şifa veriyordun&#8230; Hani Bi-izniy (</strong>benim iznimle<strong>) ölüleri çıkarıyordun&#8230; Ve hani İsrailOğullarını senden menetmiştim&#8230; Hani sen kendilerine (</strong>B sırrınca<strong>) beyyineler ile gelmiştin de onlardan kafir olanlar şöyle demişti: &lt;</strong>Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil<strong>&gt;</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">111-) Ve iz evhaytü ilel Havariyyine en aminu Biy ve Bi Rasûliy* kalu amenna veşhed Bi ennena müslimun;<br />
<strong>Hani Havariyyun’a (</strong>Ruh’ül Kudüs’den feyiz alanlara<strong>): “<em>Bana ve Rasûlüme (</em></strong><em>B sırrıyla<strong>) iman edin (</strong>cem’ ve tafsilde<strong>)”</strong></em><strong> diye vahyetmiştim&#8230; “<em>İman ettik&#8230; Sen şahid ol biz gerçekten müslimleriz</em>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">112-) İz kalel havariyyune ya Iysebne Meryeme hel yestetıy&#8217;u Rabbüke en yünezzile aleyna maideten mines Sema’* kalettekullahe in küntüm mu’miniyn;<br />
<strong>Hani Havariyyun: “<em>Ey MeryemOğlu İsa!.. Senin Rabbin Sema’dan bizim üzerimize bir maide (</em></strong><em>sofra; ilahi hakikat ve marifete ait yeni ilimler, yeni hükümler<strong>) indirebilir mi?</strong></em><strong>” dediler&#8230; (</strong>O da<strong>): “<em>eğer mü’minlerseniz Allah’dan ittika edin</em>”, dedi</strong>.</p>
<p align="left">113-) Kalu nüriydü en ne&#8217;küle minha ve tatmeinne kulubüna ve na&#8217;leme en kad sadaktena ve nekûne aleyha mineş şahidiyn;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>Diliyoruz ki o sofradan yiyelim (</em></strong><em>o ilimler ve hükümler ile amel edelim<strong>), kalblerimiz mutmain olsun (</strong>yakin hasıl olsun<strong>), senin bize (</strong>mutlak<strong>) doğru söylediğini bilelim (</strong>Nebî, Veliy olduğunu tasdik edelim<strong>) ve onun üzerine şahidlerden olalım</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">114-) Kale Iysebnü MeryemAllahumme Rabbena enzil aleyna maideten minesSemai tekûnü lena ıyden lievvelina ve ahırina ve ayeten minke, verzukna ve ente hayrur razikıyn;<br />
<strong>MeryemOğlu İsa: “<em>Allahım!.. Rabbimiz!.. Bizim üzerimize Sema’dan bir maide/sofra inzal et de bizim için, hem evvelimiz ve hem ahirimiz için bir bayram (</em></strong><em>hepimizce yaşanan bir diyn; gerçek diyn; İslam<strong>) ve senden bir ayet (</strong>mucize, sıfat<strong>) olsun&#8230; Rızıklandır bizi; sen rızıklandıranların en hayırlısısın</strong></em><strong>”, dedi</strong>.</p>
<p align="left">115-) KalAllahu inniy münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba&#8217;dü minküm feinniy üazzibühu azaben la üazzibühu ehaden minel alemiyn;<br />
<strong>Allah buyurdu ki: “<em>Muhakkak Ben, onu sizin üzerinize indireceğim&#8230; Bundan sonra sizden kim küfr (</em></strong><em>nankörlük<strong>) eder (</strong>inzal olunan bu nimeti değerlendirmez<strong>) ise, Ben ona öyle azab edeceğim ki, alemlerden hiç bir kimseye böyle azab yapmadım</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">116-) Ve iz kalAllahu ya Iysebne Meryeme eente kulte linNasittehızuniy ve ümmiye ilaheyni min dunillah* kale sübhaneKE ma yekûnü liy en ekule ma leyse liy Bi hakk* in küntü kultühu fekad alimtehu, ta&#8217;lemü ma fiy nefsiy ve la a&#8217;lemü ma fiy nefsik* inneKE ente allamül ğuyub;<br />
<strong>Ve hani Allah şöyle dedi: “<em>Ey MeryemOğlu İsa!&#8230; İnsanlara, &lt;Allah’ın gayrından beni ve annemi iki ilah edinin&gt;, diye sen mi söyledin?</em>”&#8230; (</strong>İsa<strong>) dedi ki: “<em>Subhaneke (</em></strong><em>Haşa, tenzih ve tesbih ederim seni<strong>)&#8230; (</strong>Bi-<strong>) Hakk olmayanı söylemek benim için nasıl olur?&#8230; Eğer onu söylemişsem, muhakkak sen onu bilmişsindir&#8230; Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem&#8230; Muhakkak ki gaybları en ala bilen sensin, sen</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">117-) Ma kultü lehüm illâ ma emerteniy Bihi enı&#8217;büdullahe Rabbiy ve Rabbeküm* ve küntü aleyhim şehiyden ma dümtü fiyhim* felemma teveffeyteniy künte enter Rakıybe aleyhim* ve ente alâ külli şey&#8217;in Şehiyd;<br />
<strong>“<em>Onlara: &lt;Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin&gt; diye senin bana (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) emrettiğinden başkasını demedim&#8230; Ben aralarında bulunduğum sürece üzerlerine bir şehiyd/şahid idim&#8230; Vaktaki beni vefat ettirdin (</strong>Sende fani oldum<strong>), onlar üzerine Rakıyb Sen oldun&#8230; Sensin her şey üzerine şehiyd/şahid</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">118-) İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE, ve in tağfir lehüm feinneKE entel Azîyzül Hakiym;<br />
<strong>“<em>Eğer onları azablandırır (</em></strong><em>birimliliklerine terkeder, tezkiye etmez<strong>) isen, muhakkak ki onlar senin kullarındır&#8230; Ve eğer onları mağfiret edersen (</strong>yakine erdirir isen<strong>), muhakkak ki sensin sen Aziyz, Hakiym</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">119-) KalAllahu haza yevmü yenfeus sadikıyne sıdkuhüm* lehüm cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* radıyAllahu anhüm ve radu anHU, zâlikel fevzül azîym;<br />
<strong>Allah buyurdu: “<em>Bu, sadıklara sıdklarının fayda verdiği gündür&#8230; İçinde ebedi kalıcılar olarak, altlarından nehirler akan cennetler var onlar için</em>”&#8230; Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı&#8230; İşte budur büyük kurtuluş</strong>.</p>
<p align="left">120-) Lillahi mülküs Semavati vel Ardı va ma fiyhinne, ve HUve alâ külli şey&#8217;in Kadiyr;<br />
<strong>Semavat’ın, Arz’ın ve onlarda ne varsa hepsinin mülkü (</strong>hakikatleri olan<strong>) Allah’ındır (</strong>dilediği gibi açığa çıkar<strong>)&#8230; O, herşey üzerine Kadiyr’dir</strong>.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/5-maide-suresi/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/5-maide-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>6 &#8211; En’am Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/6-en%e2%80%99am-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/6-en%e2%80%99am-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 21:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/6-en%e2%80%99am-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
Sûre’nin adı olan “En’am”, (deve, inek, koyun cinsi) hayvanlar demektir (ayet:142-144?)&#8230; En’am Sûresi, bir kaç ayeti (3 &#8211; 6 kadar ayet) hariç (mesela:91, 145 ve 151.ayetleri) tamamına yakını Mekke döneminde 55. sırada nazıl olmuştur&#8230; 165 ayettir&#8230;
Kur’an’da “elHAMDU LİLLAH” ile başlayan sûrelerden biri olup, Fatiha Sûresi gibi (Mekke’de nazıl olan tamamına yakını) bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ</span></strong></span></span></p>
<p align="left">Sûre’nin adı olan “<strong>En’am</strong>”, (deve, inek, koyun cinsi) hayvanlar demektir (ayet:142-144?)&#8230; En’am Sûresi, bir kaç ayeti (3 &#8211; 6 kadar ayet) hariç (mesela:91, 145 ve 151.ayetleri) tamamına yakını Mekke döneminde 55. sırada nazıl olmuştur&#8230; 165 ayettir&#8230;</p>
<p align="left">Kur’an’da “<strong>elHAMDU LİLLAH</strong>” ile başlayan sûrelerden biri olup, Fatiha Sûresi gibi (Mekke’de nazıl olan tamamına yakını) bir defada nazıl olmuştur&#8230;</p>
<p align="left"><span id="more-117"></span></p>
<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">AYETLERİN MÂNÂSI</span></strong></span></span></p>
<p align="left"><strong>BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM</strong></p>
<p align="left">1-) Elhamdu Lillahilleziy halekas Semavati vel Arda ve cealez zulümati venNur* sümmelleziyne keferu Bi Rabbihim ya&#8217;dilun;<br />
<strong>Hamd, Semavat ve Arz’ı halkeden, karanlıkları ve Nur’u var kılan (</strong>mevcudat sûretlerinde açığa çıkan tüm kuvve ve sıfatların sahibi<strong>) Allah’a aittir&#8230; Sonra, kafir olanlar (</strong>gerçeği reddedenler<strong>) (</strong>Bi-<strong>) Rablerine denk tutarlar (</strong>O’nun dışında varlıklar zannedip, O’nun yanısıra başka varlık sayarlar<strong>).</strong></p>
<p align="left">2-) HUvelleziy halekaküm min tıynin sümme kada ecela* ve ecelün müsemmen ındeHU sümme entüm temterun;<br />
<strong>O (</strong>Allah’tır<strong>) ki sizi tiyn’den (</strong>balçıktan; atom boyutundan<strong>) halketti sonra bir ecel (</strong>ilmi sûret<strong>) kaza etti (</strong>hükmetti<strong>)&#8230; Ecel-i Müsemma (</strong>belirlenmiş, takdir edilmiş ecel<strong>) O’nun indindedir&#8230; (</strong>Bütün bunlardan<strong>) sonra (</strong>kudret-i ilahiyyenin sonucu olan realitenize rağmen<strong>) hala şüphe ediyorsunuz</strong>.</p>
<p align="left">3-) Ve HUvAllahu fiys Semavati ve fiyl Ard* ya&#8217;lemü sirraküm ve cehreküm ve ya&#8217;lemü ma teksibun;<br />
<strong>O’dur Semavat’ta ve Arz’da (</strong>tek vech-tek vücud<strong>) Allah&#8230; Bilir sırrınızı da açığınızı da&#8230; Ne kazanmakta olduğunuzu da bilir</strong>.</p>
<p align="left">4-) Ve ma te&#8217;tiyhim min ayetin min ayati Rabbihim illâ kânu anha mu&#8217;ridıyn;<br />
<strong>Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler</strong>.</p>
<p align="left">5-) Fekad kezzebu Bil hakkı lemma caehüm* fesevfe ye&#8217;tiyhim enbaü ma kânu Bihi yestehziun;<br />
<strong>Böylece (</strong>Bi-<strong>) Hakk’ı, kendilerine geldiği anda yalanladılar&#8230; Fakat (</strong>B gerçeğince<strong>) alay etmekte olduklarının haberleri yakında onlara gelecek</strong>.</p>
<p align="left">6-) Elem yerav kem ehlekna min kablihim min karnin mekkennahüm fiyl Ardı ma lem nümekkin leküm ve erselnesSemae aleyhim midrara* ve cealnel enhare tecriy min tahtihim feehleknahüm Bi zünubihim ve enşe&#8217;na min ba&#8217;dihim karnen ahariyn;<br />
<strong>Görmediler mi ki, onlardan önce nice karn (</strong>nesil, medeniyet<strong>) helak ettik&#8230; (</strong>Üstelik<strong>) onları, sizi muktedir kılmadığımız bir şekilde Arz’da yerleştirmiş, Sema’yı bol yağmurlu bir bulut olarak üzerlerine irsal etmiş; ve nehirleri altlarından akar hale getirmiştik&#8230; (</strong>Hal böyle iken<strong>) onların günahları ile (</strong>B gerçeğince<strong>) onları helak ettik ve onlardan sonra başka bir karn (</strong>nesil<strong>) inşa ettik</strong>.</p>
<p align="left">7-) Ve lev nezzelna aleyke Kitaben fiy kırtasin felemesuhu Bi eydiyhim lekalelleziyne keferu in haza illâ sıhrun mübiyn;<br />
<strong>Eğer biz sana kağıt’ta (</strong>yazılı<strong>) bir kitab indirseydik de o’na kendileri (</strong>Bi-<strong>) elleriyle dokunsalardı, elbette kafir olanlar (</strong>gerçeği reddenler; hakikatlarından perdeliler<strong>) yine: “<em>Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir</em>” derlerdi</strong>.</p>
<p align="left">8-) Ve kalu lev la ünzile aleyhi melek* ve lev enzelna meleken lekudıyel emru sümme la yunzarun;<br />
<strong>“<em>O’nun üzerine bir melek indirilmeli değilmiydi? (</em></strong><em>yani Hz.Rasûlullah’a dışdan bir melek gelmeli idi?<strong>)”</strong></em><strong>, dediler&#8230; Eğer (</strong>öyle<strong>) bir melek inzal etseydik iş bitirilmiş olurdu&#8230; Sonra kendilerine bakılmazdı/mühlet verilmezdi (</strong>bile<strong>).</strong></p>
<p align="left">9-) Ve lev cealnahu meleken lecealnahu racülen ve lelebesna aleyhim ma yelbisun;<br />
<strong>Eğer O’nu (</strong>Hz.Rasûlullah’ı<strong>) bir melek kılsaydık, (</strong>algılayabilmeniz için<strong>) gene de O’nu elbette bir recul (</strong>beşer sûretinde bir<strong> </strong>adam<strong>) yapardık&#8230; Ve onları (</strong>içine<strong>) düşmüş oldukları iltibasa gene düşürürdük (</strong>o melek’e de &lt;<em>bu bizim gibi bir beşer</em>&gt; derlerdi!?<strong>).</strong></p>
<p align="left">10-) Ve lekadistühzie Bi Rusulin min kablike fehaka Billeziyne sehıru minhüm ma kânu Bihi yestehziun;<br />
<strong>(</strong>Rasûlüm<strong>) andolsun ki senden önce de (</strong>Bi-<strong>) Rasûller ile alay edildi&#8230; Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey (</strong>B gerçeğince<strong>) kuşatıverdi</strong>.</p>
<p align="left">11-) Kul siyru fiyl Ardı sümmenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Arz’da seyredin (</em></strong><em>dolaşın<strong>) da, yalanlayanların akibeti nasıl oldu, bir bakın</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">12-) Kul li men ma fiys Semavati vel Ard* kul Lillah* ketebe alâ nefsiHİr rahmete, le yecmeanneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu&#8217;minun;<br />
<strong>De ki: “<em>Semavat ve Arz’da olanlar kimindir?</em>”&#8230; De ki: “<em>Allah’ındır (</em></strong><em>Allah’a ait özelliklerin, Allah ahlakının açığa çıkması için B sırrınca yoktan yarattıklarıdır<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; (</strong>O<strong>) rahmeti nefsi üzerine yazmıştır&#8230; (</strong>O<strong>) sizi kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet gününde cem’edecektir&#8230; Nefslerini hüsrana uğratanlar (</strong>var ya<strong>), işte onlar iman etmezler (</strong>sünnetullah’a uymayan zevklerle kayıtlanmaları dolayısıyla cem’den mahcubturlar<strong>).</strong></p>
<p align="left">13-) Ve leHU ma sekene fiyl leyli vennehar* ve HUves Semiy’ul ‘Alîym;<br />
<strong>Gece’de ve gündüz’de iskan eden (</strong>barınan, yeralan<strong>) ne varsa O’nundur (</strong>O’nun isimlerinin tecellisinden başka bir şey değildir<strong>)&#8230; O’dur Semi’, Aliym</strong>.</p>
<p align="left">14-) Kul eğayrAllahi ettehızü veliyyen Fatıris Semavati vel Ardı ve HUve yut&#8217;ımu ve la yut&#8217;am* kul inniy ümirtü en ekûne evvele men esleme ve la tekûnenne minel müşrikiyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Semavat ve Arz’ın Fatırı olan ve O besleyip-doyuran, kendisi beslenmeyen Allah’dan ğayrını mı Veliy edineyim?</em>”&#8230; “<em>Ben İslam olanların ilki olmakla emrolundum</em>”, de ve sakın müşriklerden olma</strong>.</p>
<p align="left">15-) Kul inniy ehafü in asaytü Rabbiy azabe yevmin azîym;<br />
<strong>De ki: “<em>Eğer Rabbime ısyan edersem, gerçekten ben aziym gün’ün azabından korkarım</em>”</strong>.</p>
<p align="left">16-) men yusraf anhu yevmeizin fekad rahımehu, ve zâlikel fevzül mübiyn;<br />
<strong>O gün kimden o (</strong>azab<strong>) çevrilip savılırsa, hakikaten ona (</strong>Allah<strong>) rahmet etmiştir&#8230; İşte apaçık kurtuluş budur</strong>.</p>
<p align="left">17-) Ve in yemseskâllahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU* ve in yemseske Bihayrin feHUve alâ külli şey&#8217;in Kadiyr;<br />
<strong>Allah sana (</strong>B sırrınca<strong>) bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka keşfedecek (</strong>açacak<strong>) yoktur&#8230; Eğer sana (</strong>B sırrınca<strong>) bir hayır dokundurursa, (</strong>muhakkak<strong>) O her şeye Kadiyr’dir (</strong>dilediğini yapabilir<strong>).</strong></p>
<p align="left">18-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadiHİ, ve HUvel Hakiymül Habîyr;<br />
<strong>O‘dur, kullarının fevkınde (</strong>üstünde<strong>) Kaahir&#8230; O’dur, Hakiym, Habir</strong>.</p>
<p align="left">19-) Kul eyyü şey&#8217;in ekberu şehadeten, kulillahu Şehiydun beyniy ve beyneküm ve uhıye ileyye hazel Kur’anu liünziraküm Bihi ve men belağ* einneküm le teşhedune enne meAllahi aliheten uhra* kul la eşhed* kul innema HUve ilahun vahidün ve inneniy beriyün mimma tüşrikûn;<br />
<strong>De ki: “<em>Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?</em>”&#8230; De ki: “<em>Benimle sizin aranızda Allah şahid’dir&#8230; Şu Kur’an bana vahyolundu ki (</em></strong><em>Bi-<strong>) O’nunla sizi ve ulaştığı (</strong>her<strong>) kimseyi uyarayım&#8230; (</strong>Yoksa<strong>) siz gerçekten Allah yanısıra başka ilahlar bulunduğuna şahitlik ediyormusunuz?</strong></em><strong>”&#8230; De ki: “<em>Ben (</em></strong><em>buna<strong>) şahitlik etmem</strong></em><strong>”&#8230; De ki: “<em>O, İlah’un Vahid’dir&#8230; Ve doğrusu ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim</em>”</strong>.</p>
<p align="left">20-) Elleziyne ateynahümül Kitabe ya&#8217;rifunehu kema ya&#8217;rifune ebnaehüm* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu&#8217;minun;<br />
<strong>O kendilerine Kitab verdiklerimiz var ya, O’nu (</strong>Hz.Rasûlullah’ı<strong>) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar&#8230; Nefslerini hüsrana uğratanlar (</strong>var ya<strong>), işte onlar iman etmezler</strong>.</p>
<p align="left">21-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ, innehu la yüflihuz zalimun;<br />
<strong>Allah üzerine yalan (</strong>zat<strong>) uydurandan yahut O’nun ayetlerini (</strong>sıfatlarını, B sırrınca<strong>) yalanlayandan daha zalim kimdir?.. Şu muhakkak ki zalimler (</strong>şirk koşanlar<strong>) felaha eremez</strong>.</p>
<p align="left">22-) Ve yevme nahşüruhüm cemiy’an sümme nekulü lilleziyne eşrekû eyne şürekaükümülleziyne küntüm tez&#8217;umun;<br />
<strong>Cem’ian onları haşredip, sonra da şirk koşanlara “<em>zannettiğiniz ortaklarınız nerede?</em>” dediğimiz gün</strong>.</p>
<p align="left">23-) Sümme lem tekün fitnetühüm illâ en kalu vAllahi Rabbina ma künna müşrikiyn;<br />
<strong>Sonra onların “<em>Rabbimiz olan Allah’a yemin olsun ki biz müşriklerden olmadık</em>” demelerinden başka bir fitneleri olmaz</strong>.</p>
<p align="left">24-) Ünzur keyfe kezebu alâ enfüsihim ve dalle anhüm ma kânu yefterun;<br />
<strong>Kendi nefsleri aleyhine nasıl yalan söylediklerine ve (</strong>tanrı olarak<strong>) uydurdukları (</strong>hayallerinde vücud verdikleri, kendileri yanısıra var zannettikleri<strong>) şeylerin nasıl da onlardan kaybolup gittiğine bir bak</strong>.</p>
<p align="left">25-) Ve minhüm men yestemiu ileyke, ve cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve in yerav külle ayetin la yu&#8217;minu Biha* hatta iza cauke yücadiluneke yekulülleziyne keferu in haza illâ esatıyrul evveliyn;<br />
<strong>Onlardan seni dinleyenler vardır&#8230; (</strong>Fakat<strong>) biz O’nu anlamalarına engel kalblerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk&#8230; Her ayeti görseler yine onlara (</strong>B sırrınca<strong>) iman etmezler&#8230; Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar da&#8230; Kafir olanlar şöyle derler: “<em>Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değil</em>”</strong>.</p>
<p align="left">26-) Ve hüm yenhevne anhü ve yen&#8217;evne anhü, ve in yühlikûne illâ enfüsehüm ve ma yeş&#8217;urun;<br />
<strong>Onlar hem O’ndan (</strong>Hz.Rasûlullah’dan<strong>) engellerler hem de (</strong>kendileri<strong>) O’ndan uzaklaşırlar&#8230; (</strong>Başka değil<strong>) ancak kendi nefslerini helak ediyorlar, ama şuurunda/farkında değiller</strong>.</p>
<p align="left">27-) Velev tera iz vukıfu alennari fekalu ya leytena nureddü ve la nükezzibe Bi ayati Rabbina ve nekûne minel mu’miniyn;<br />
<strong>(</strong>Onlar<strong>) Nar üzerinde (</strong>kayıtlılık boyutunda<strong>) durduruldukları vakit: “<em>Keşke geri döndürülsek, Rabbimizin ayetlerini (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) yalanlamasak (</strong>Rabbani özellikleri, kuvvelerimizi farketsek<strong>) ve mü’minlerden olsak</strong></em><strong>” dediklerini bir görsen</strong>.</p>
<p align="left">28-) Bel beda lehüm ma kânu yuhfune min kablu, ve lev ruddu leadu lima nühu anhü ve innehüm lekazibun;<br />
<strong>Hayır, önceden gizliyor oldukları kendilerine zahir oldu&#8230; Eğer geri döndürülseler elbette (</strong>gene<strong>) nehyolunduklarına (</strong>mevcud özelliklerine, amellerine<strong>) geri dönerlerdi&#8230; Şüphesiz ki onlar yalancılardır</strong>.</p>
<p align="left">29-) Ve kalu in hiye illâ hayatüned dünya ve ma nahnü Bi meb&#8217;usiyn;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>Dünya hayatımızdan başka (</em></strong><em>bir hayat<strong>) yoktur&#8230; Biz (</strong>Bi-<strong>) ba’solunacaklar da değiliz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">30-) Velev tera iz vukıfu alâ Rabbihim* kale eleyse hâza BilHakk* kalu bela ve Rabbina* kale fezukul azabe Bi ma küntüm tekfürun;<br />
<strong>(</strong>Kıyamet’te<strong>) Rableri üzerinde durduruldukları vakit (</strong>onları<strong>) bir görsen!.. “(</strong><em>Bi-<strong>) Hak değil miymiş bu (</strong>ba’s, haşr, lıka<strong>) ?</strong></em><strong>”, dedi&#8230; “<em>Evet, Rabbimize kasem olsun (</em></strong><em>ki hakmış<strong>)”</strong></em><strong>, dediler&#8230; “<em>O halde kafir olmanızdan dolayı (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) tadın azabı</strong></em><strong>”, buyurur</strong>.</p>
<p align="left">31-) Kad hasiralleziyne kezzebu Bi Lıkaillah* hatta iza caethümüs saatü bağteten kalu ya hasretena alâ ma ferratna fiyha, ve hüm yahmilune evzarehüm alâ zuhurihim* ela sae ma yezirun;<br />
<strong>Allah’a lıka (</strong>kavuşma<strong>)’yı (</strong>B gerçeğince<strong>) yalanlayanlar (</strong>yani, Allah’ın varlığında açığa çıkışını yaşamayı yalanlayanlar<strong>) gerçekten hüsrana uğradılar&#8230; Nihayet O SAAT ansızın kendilerine geldiğinde, günahlarını/yüklerini sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle dediler: “<em>Orada (</em></strong><em>vefattan önce, dünyada<strong>) ki tefridimiz (</strong>yetersiz çalışmalarımız, zayıf ve eksik kalmamız<strong>) dolayısıyla vay hasretimize (</strong>telafisi mümkün olmayan temennimize<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; Dikkat edin, yüklendikleri ne kötüdür!</strong>.</p>
<p align="left">32-) Ve melhayatüd dünya illâ leibun ve lehv* ve leddarul ahıretü hayrun lilleziyne yettekun* efela ta&#8217;kılun;<br />
<strong>Dünya hayatı (</strong>en aşağı hayat<strong>) bir oyun (</strong>o halde oyunu kurallarına göre oynamalı, boşa değil?<strong>) ve eğlence (</strong>oyun kadar ciddiye al<strong>)’den başka bir şey değildir&#8230; Bilfiil korunanlar için ahiret yurdu (</strong>ruhani boyut<strong>) elbette daha hayırlıdır&#8230; Hala akletmeyecek misiniz?</strong>.</p>
<p align="left">33-) Kad na&#8217;lemü innehu le yahzünükelleziy yekulune feinnehüm la yükezzibuneke ve lakinnez zalimiyne Bi ayatillahi yechadun;<br />
<strong>Onların söylediklerinin seni mahzun ettiğini hakikaten biliyoruz&#8230; Gerçek şu ki onlar (</strong>aslında<strong>) seni yalanlamıyorlar; lakin o zalimler bile bile (</strong>B gerçeğince<strong>) Allah ayetlerini inkar ediyorlar (</strong>zahir olan ilim ve sıfatlar Allah’a ait<strong>).</strong></p>
<p align="left">34-) Ve lekad küzzibet Rusulün min kablike fesaberu alâ ma küzzibu ve uzu hatta etahüm nasruna* ve la mübeddile li Kelimatillah* ve lekad caeke min nebeil murseliyn;<br />
<strong>Andolsun ki senden önce de Rasûller yalanlanmıştı&#8230; Nusretimiz kendilerine gelinceye kadar yalanlanmalarına ve eziyyet edilmelerine sabrettiler&#8230; Allah kelimelerini (</strong>fıtratları<strong>) tebdil edecek/değiştirecek yoktur&#8230; Andolsun ki irsal olunanların haberinden bir kısmı sana gelmiştir</strong>.</p>
<p align="left">35-) Ve in kâne kebüre aleyke ı&#8217;raduhüm feinisteta&#8217;te en tebteğıye nefekan fiyl Ardı ev süllemen fiys Semai fe te&#8217;tiyehüm Bi ayetin, ve lev şaAllahu le cemeahüm alel hüda fela tekûnenne minel cahiliyn;<br />
<strong>Eğer onların yüzçevirmesi sana büyük geldiyse, haydi gücün yetiyorsa Arz’da bir nefak (</strong>tünel, menfez<strong>) yahut Sema’da bir süllem (</strong>merdiven, basamak<strong>) ara ki, onlara bir ayet (</strong>mucize, B sırrınca<strong>) getiresin&#8230; Eğer Allah dileseydi elbette onları HUDA (</strong>hidayet<strong>) üzere cem’ederdi&#8230; O halde sakın cahillerden olma</strong>.</p>
<p align="left"><span style="color: #009966;"><span class="style12">36-) İnnema yesteciybülleziyne yesmeun* vel mevta yeb&#8217;asühümullahu sümme ileyhi yurceun;</span><br />
</span>(Rasul’den olan da’veti)<strong> Ancak işitenler </strong>(anlayanlar)<strong> icabet eder&#8230; Ölülere gelince, Allah onları ba’seder, sonra O’na rücu’ olunurlar.</strong></p>
<p align="left">37-) Ve kalu levla nüzzile aleyhi ayetün min Rabbih* kul innAllahe Kadirun alâ en yünezzile ayeten ve lâkinne ekserehüm la ya&#8217;lemun;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>O’na Rabbinden bir ayet (</em></strong><em>mucize<strong>) indirilseydi ya</strong></em><strong>”&#8230; De ki: “<em>Muhakkak ki Allah bir ayet (</em></strong><em>mucize<strong>) indirmeye Kaadir’dir&#8230; Ama onların ekseriyeti (</strong>inen ayetleri<strong>) bilmezler</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">38-) Ve ma min dabbetin fiyl Ardı ve la tairin yetıyru Bicenahayhi illâ ümemün emsalüküm* ma ferratna fiyl Kitabi min şey&#8217;in sümme ila Rabbihim yuhşerun;<br />
<strong>Arz’da debelenir hiçbir canlı ve (</strong>B sırrınca<strong>) iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin emsaliniz ümmetler olmasınlar (</strong>mesh’e uğrayan ümmetler?<strong>)&#8230; Biz Kitab’ta hiç bir şeyi tefrid etmedik (</strong>eksik bırakmadık; mustahaklarını buldular<strong>)&#8230; Sonra (</strong>onlar<strong>) rablerine haşrolunurlar</strong>.</p>
<p align="left">39-) Velleziyne kezzebu Biayatina summün ve bükmün fiyz zulümat* men yeşeillahu yudlilhu, ve men yeşe&#8217;yec&#8217;alhu alâ sıratın müstekıym;<br />
<strong>Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağırlar (</strong>hakikatlerini algılayamayanlar<strong>) ve dilsizlerdirler (</strong>şartlanmaları dolayısıyla anlayamayanlardır<strong>)&#8230; Allah dilediğini saptırır, dilediğini de sırat-ı müstakıym üzere kor</strong>.</p>
<p align="left">40-) Kul eraeyteküm in etaküm azabullahi ev etetkümüssaatü eğayrAllahi ted&#8217;un* in küntüm sadikıyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Gördün mü siz’i (</em></strong><em>kendinizi hiç düşündünüz mü<strong>), şayet Allah azabı yahut o saat (</strong>kiyamet<strong>) size gelse, Allah’ın gayrına mı dua eder-yakarırsınız?.. Eğer sadıklar iseniz (</strong>söyleyin<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">41-) Bel iyyahü ted&#8217;une feyekşifü ma ted&#8217;une ileyhi in şae ve tensevne ma tüşrikûn;<br />
<strong>Bilakis, yalnız O’na yalvarırsınız&#8230; O da dilerse O’na yalvardığınız şeyi keşfeder (</strong>açar-giderir<strong>) ve (</strong>siz de<strong>) ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz (</strong>?<strong>).</strong></p>
<p align="left">42-) Ve lekad erselna ila ümemin min kablike feehaznahüm Bil be&#8217;sai vaddarrai leallehüm yetedarreun;<br />
<strong>Andolsun ki senden önce de ümmetlere (</strong>nebî/Rasûl<strong>) irsal ettik&#8230; Belki tazarru ederler (</strong>boyun eğerek özlerine dönerler, kalbten dua ederler<strong>) diye onları be’s (</strong>sıkıntı, darlık<strong>) ve darr (</strong>hastalık, zarar<strong>) ile (</strong>B sırrınca<strong>) yakaladık</strong>.</p>
<p align="left">43-) Felevla iz caehüm be&#8217;süna tedarreu ve lâkin kaset kulubühüm ve zeyyene lehümüşşeytanu ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Bari be’simiz (</strong>azabımız<strong>) onlara geldiğinde tazarru etselerdi ya!.. Fakat kalbleri (</strong>üst bilinçleri<strong>) katılaştı ve şeytan (</strong>alt bilinçleri<strong>) da yaptıkları amellerini kendilerine süslü gösterdi</strong>.</p>
<p align="left">44-) Felemma nesu ma zükkiru Bihi fetahna aleyhim ebvabe külli şey&#8217;* hatta iza ferihu Bi ma utu ehaznahüm bağteten feizahüm mublisun;<br />
<strong>Ne zaman ki kendilerine (</strong>B sırrıyla<strong>) hatırlatılan şeyi unuttular, onlara herşey’in (</strong>çokluğun, göreselliğin<strong>) kapılarını açtık&#8230; Nihayet (</strong>kendilerine<strong>) verilenler ile (</strong>B sırrınca<strong>) ferahlayıp şımardıklarında, onları ansızın yakaladık&#8230; Birdenbire ümitsiz kalıverdiler</strong>.</p>
<p align="left">45-) Fekutıa dabirul kavmilleziyne zalemu* vel Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn;<br />
<strong>Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi&#8230; Hamd, alemlerin Rabbi olan (</strong>yani, dilediği manaları izhar etsinler diye bunları kendi Esmasıyla yaratan<strong>) Allah’â aittir (</strong>muayyen bir mana ile kayıtlanmaktan beridir; sonsuz özellik ve kemalat sahibidir<strong>).</strong></p>
<p align="left">46-) Kul eraeytüm in ehazAllahu sem&#8217;aküm ve ebsareküm ve hateme alâ kulubiküm men ilahun ğayrullahi ye&#8217;tiyküm Bih* ünzur keyfe nüsarrifül ayati sümme hüm yasdifun;<br />
<strong>De ki: “<em>Gördünüz mü (</em></strong><em>düşünün bakalım<strong>), şayet Allah işitme (</strong>kuvve<strong>) nizi ve gözlerinizi alsa, kalblerinizi mühürlese, Allah’ın gayrı onu (</strong>B gerçeğince<strong>) size getirecek ilah kimdir?</strong></em><strong>”.. Bak nasıl ayetleri tasrif ediyoruz (</strong>türlü şekillerle evirip çevirip anlatıyoruz<strong>), sonra (</strong>gene de<strong>) onlar yüz çevirip ayrılıyorlar</strong>.</p>
<p align="left">47-) Kul eraeyteküm in etaküm azabullahi bağteten ev cehreten hel yühlekü illel kavmüz zalimun;<br />
<strong>De ki: “<em>Gördün mü siz’i (</em></strong><em>kendinizi düşündünüz mü?<strong>), şayet Allah azabı size ansızın veya açıkça gelse, zalimler topluluğundan başkası mı helak edilir?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">48-) Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn* femen amene ve asleha fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;<br />
<strong>Biz mürseliyn’i (</strong>irsal olunanları<strong>) ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak irsal ediyoruz&#8230; Artık kim iman eder ve (</strong>durumunu<strong>) ıslah eder ise, işte onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar (</strong>demek ki <span style="text-decoration: underline;">mürseliyn</span>’e iman etmekten amaç Veliy olmaktır<strong>).</strong></p>
<p align="left">49-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina yemessühümül azabü Bi ma kânu yefsükun;<br />
<strong>Ayetlerimizi (</strong>rabbani özellikleri beşeri nefs haliyle yaşayarak, B sırrınca<strong>) yalanlayanlara gelince, fasıklık etmeleri (</strong>istidatlarını köreltmeleri<strong>) dolayısıyla (</strong>B gerçeğince<strong>) onlara azab dokunacaktır</strong>.</p>
<p align="left">50-) Kul la ekulü leküm ındiy hazainullahi ve la a&#8217;lemül ğaybe ve la ekulü leküm inniy melek* in ettebiu illâ ma yuha ileyye, kul hel yestevil’ a&#8217;ma vel basıyr* efela tetefekkerun;<br />
<strong>De ki: “<em>Size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum&#8230; (</em></strong><em>Mutlak<strong>) gaybı da bilmem&#8230; Size &lt;Muhakkak ki ben bir meleğim&gt; de demiyorum&#8230; Ben ancak bana vahyolunana tabi olurum</strong></em><strong>”&#8230; De ki: “<em>A’ma ile gören müsavi olur mu?.. Hala tefekkür etmiyormusunuz?</em>”</strong>.</p>
<p align="left">51-) Ve enzir Bihilleziyne yehafune en yuhşeru ila Rabbihim leyse lehüm min dunihî veliyyün ve la şefiy’un leallehüm yettekun;<br />
<strong>Rablerine haşrolunmalarından korkanları O’nunla (</strong>B sırrınca<strong>) uyar&#8230; Onların O’ndan gayrı ne bir Veliy’leri ve ne de bir şefi’y’leri (</strong>şefaatçıları<strong>) vardır&#8230; Umulur ki takvayı gerçekleştirirler</strong>.</p>
<p align="left">52-) Ve la tatrudilleziyne yed&#8217;une Rabbehüm Bil ğadaveti vel aşiyyi yüriydune vecheHU, ma aleyke min hısabihim min şey’in ve ma min hısabike aleyhim min şey&#8217;in fetatrudehüm fetekûne minez zalimiyn;<br />
<strong>(</strong>Sırf<strong>) O’nun vechini dileyerek, (</strong>B gerçeğince<strong>) sabah akşam Rablerine dua edenleri tard etme (</strong>huzurundan uzaklaştırma<strong>)&#8230; Onların hesabından sana bir şey/bir sorumluluk düşmediği gibi, senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki (</strong>bu sebeple<strong>) onları tard edesin (</strong>huzurundan uzak kılasın<strong>)&#8230; (</strong>Tard edersen<strong>) o zaman zalimlersen olursun</strong>.</p>
<p align="left">53-) Ve kezâlike fetenna ba&#8217;dahüm Bi ba&#8217;din liyekulu ehaülai mennAllahu aleyhim min beynina* eleysAllahu Bi a&#8217;leme Bişşakiriyn;<br />
<strong>İşte böylece onların bazısını (</strong>Bi-<strong>) bazısı ile imtihan ettik, “<em>Allah aramızdan şunlara mı menn (</em></strong><em>lütuf<strong>) ta bulundu?</strong></em><strong>”, desinler diye&#8230; Allah, şükredenleri (</strong>B sırrınca<strong>) daha iyi bilen değil midir?</strong>.</p>
<p align="left">54-) Ve iza caekelleziyne yu&#8217;minune Bi ayatina fekul Selâmun aleyküm ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahmete, ennehu men amile minküm suen Bi cehaletin sümme tabe min ba&#8217;dihi ve asleha feenneHU Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>Ayetlerimize (</strong>B sırrıyla<strong>) iman edenler sana geldiklerinde de ki: “<em>Selamun aleyküm (</em></strong><em>vehmi nefsinizden, birimsellik özelliklerinizden arının<strong>)&#8230; Rabbiniz rahmeti nefsine yazmıştır (</strong>kişilik hali azabtır<strong>)&#8230; (</strong>Bilin ki<strong>) sizden her kim Bi-cehaletle (</strong>bilmeyerek<strong>) bir kötülük işler de, sonra arkasından tevbe eder ve (</strong>halini<strong>) ıslah eder ise, muhakkak ki O (</strong>Rabbiniz<strong>) Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">55-) Ve kezâlike nüfassılül’ ayati ve li testebiyne sebiylül mücrimiyn;<br />
<strong>Mücrimlerin (</strong>vehmi varlıkları ile perdelenenlerin<strong>) yolu açığa çıksın diye ayetleri işte böylece tafsil ediyoruz</strong>.</p>
<p align="left">56-) Kul inniy nühiytü en a&#8217;büdelleziyne ted&#8217;une min dunillah* kul la ettebiu ehvaeküm, kad daleltü izen ve ma ene minel mühtediyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Muhakkak ki ben, sizin Allah’dan gayrı çağırdıklarınıza ibadet/kulluk etmekten nehyolundum</em>”&#8230; De ki: “<em>Sizin hevalarınıza (</em></strong><em>felsefi inaçlarınıza, beşeri safsatalarınıza<strong>) asla uymam&#8230; O takdirde gerçekten sapmış olurum, ve ben doğru yolu bulanlardan olmam</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">57-) Kul inniy alâ beyyinetin min Rabbiy ve kezzebtüm BiHİ, ma ındiy ma testa&#8217;cilune Bih* inil hukmü illâ Lillah* yekussul Hakka ve HUve hayrul fasıliyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Doğrusu ben RabbİMden (</em></strong><em>olan<strong>) bir beyyine (</strong>apaçık, aydınlık delil; üst akıl<strong>) üzereyim&#8230; Ve siz O’nu (</strong>B gerçeğince<strong>) yalanladınız&#8230; Acele istediğiniz o (</strong>azab<strong>), benim yanımda değil&#8230; Hüküm ancak (</strong>herşeyi kendi Esmasıyla bir işlev üzere izhar eden, gayb ve şahadet ilminde olan<strong>) Allah’ındır&#8230; Hakkı (</strong>ancak<strong> O) kıssa eder (</strong>anlatır<strong>)&#8230; O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">58-) Kul lev enne ındiy ma testa&#8217;cilune Bihi lekudiyel emru beyniy ve beyneküm* vAllahu a&#8217;lemü Bizzalimiyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Eğer o (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) acele istediğiniz benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızda iş bitirilmiş olurdu</strong></em><strong>”&#8230; Allah zalimleri (</strong>B sırrınca<strong>) daha iyi bilir</strong>.</p>
<p align="left">59-) Ve ındeHU mefatihul ğaybi la ya&#8217;lemuha illâ HU* ve ya&#8217;lemü ma fiyl berri vel bahr* ve ma teskutu min verakatin illâ ya&#8217;lemüha ve la habbetin fiy zulümatil Ardı ve la ratbin ve la yabisin illâ fiy Kitabin mübiyn;<br />
<strong>Gayb’ın anahtarları O’nun indindedir (</strong>o halde gayb’a değil, O’na yönelin<strong>)&#8230; (</strong>Hiç kimse<strong>) bilmez onları, ancak O (</strong>bilir<strong>)&#8230; O bilir, Kara’da ve Deniz’de ne var ise&#8230; O’nun bilmesi dışında bir yaprak düşmez&#8230; Ne Arz’ın karanlıklarında bir habbe (</strong>tane<strong>), ne de yaş ve kuru (</strong>bir şey<strong>) yoktur ki Kitab-ı Mubiyn’de (</strong>“<strong>İNSAN</strong>”’da<strong>) bulunmasın</strong>.</p>
<p align="left">60-) Ve HUvelleziy yeteveffaküm Bil leyli ve ya&#8217;lemü ma cerahtüm Bin nehari sümme yeb&#8217;asüküm fiyhi liyukda ecelün müsemma* sümme ileyhi merciuküm sümme yünebbiüküm Bi ma küntüm ta&#8217;melun;<br />
<strong>O’dur ki, (</strong>Bi-<strong>) geceleyin sizi vefat ettirir; (</strong>Bi-<strong>) gündüzün (</strong>korteksinizle; kesitsel algılama araçlarınızla<strong>) ne işlediğinizi/kazandığınızı bilir&#8230; Sonra Ecel-i Müsemma (</strong>ba’s için takdir edilmiş ecel<strong>) tamamlanıncaya kadar onda (</strong>kesitsel algılama araçları ile ilgili beyin işlevinde<strong>) sizi (</strong>O<strong>) ba’seder&#8230; Sonra merci’niz (</strong>dönüşünüz<strong>) O’nadır&#8230; Sonra (</strong>O<strong>) neler yaptıklarınızı (</strong>B sırrınca<strong>) size haber verir</strong>.</p>
<p align="left">61-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadihHİ, ve yursilu aleyküm hafezaten, hatta iza cae ehadekümül mevtü teveffethu Rusulüna ve hüm la yüferritun;<br />
<strong>O‘dur, kullarının fevkınde (</strong>üstünde<strong>) Kaahir (</strong>kul isminin karşılığı bir varlık mevcud değil; yalnız O<strong>)&#8230; (</strong>O<strong>) irsal eder üzerinize hafaza’yı (</strong>koruyucuları, melekeleri<strong>)&#8230; Nihayet sizden birine ölüm geldiği vakit, Rasûllerimiz onu vefat ettirir&#8230; Ve onlar geri kalmazlar (</strong>tam vaktinde gereğince iş gerçekleşir<strong>).</strong></p>
<p align="left">62-) Sümme ruddu ilAllahi mevlahümül Hakk* ela leHUl hukmü ve HUve esreul hasibiyn;<br />
<strong>Sonra (</strong>onlar<strong>) Hakk Mevlaları olan Allah’a döndürülürler&#8230; Dikkat edin, hüküm (</strong>ancak<strong>) O’nundur ve O, hesab görenlerin en sür’atlisidir</strong>.</p>
<p align="left">63-) Kul men yünecciyküm min zulümatil berri vel bahri ted&#8217;unehu tedarruan ve hufyeten, lein encana min hazihi lenekûnenne mineş şakiriyn;<br />
<strong>De ki: “Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarından (</strong>tabiat perdelerinden<strong>) sizi kim kurtarır, ki (</strong>bu durumda siz<strong>) &lt;<em>bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız</em>&gt; diye tazarruen (</strong>içten yalvararak<strong>) ve hufyeten (</strong>gizli, sırren<strong>) O’na dua edip duruyorsunuz?”</strong>.</p>
<p align="left">64-) Kulillahu yünecciyküm minha ve min külli kerbin sümme entüm tüşrikûn;<br />
<strong>De ki: “<em>Allah kurtarıyor sizi, ondan (</em></strong><em>?<strong>) da, (</strong>kalan<strong>) bütün gam-kederden de&#8230; Sonra da siz şirk koşarsınız (</strong>kendinizi ortak edersiniz<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">65-) Kul HUvel Kadiru alâ en yeb&#8217;ase aleyküm azaben min fevkıküm ev min tahti ercüliküm ev yelbiseküm şiyean ve yüziyka ba&#8217;daküm be&#8217;se ba&#8217;d* ünzur keyfe nusarrifül ayati leallehüm yefkahun;<br />
<strong>De ki: “<em>O, fevkınızden (</em></strong><em>üstünüzden<strong>) yahut ayaklarınızın altından sizin üzerinize bir azab ba’sedip göndermeye, ya da fırkalar halinde sizi birbirinize katıp bazınızın şiddetini bazınıza tattırmağa Kaadir’dir</strong></em><strong>”&#8230; Bak nasıl tasrif ediyoruz (</strong>türlü şekillerle anlatıyoruz<strong>) ayetleri, derinliğine düşünüp anlasınlar diye</strong>.</p>
<p align="left">66-) Ve kezzebe Bihi kavmüke ve huvel hakk* kul lestü aleyküm Bi vekiyl;<br />
<strong>O (</strong>bahsedilen azab<strong>) hakk olduğu halde, kavmin onu (</strong>B gerçeğince<strong>) yalanladı&#8230; De ki: “<em>Ben sizin üzerinize (Bi-) Vekiyl değilim</em>”</strong>.</p>
<p align="left">67-) Likülli nebein müstakkarun, ve sevfe ta&#8217;lemun;<br />
<strong>Her haberin müstakarrı (</strong>kararlaştırılmış, gerçekleşecek bir zamanı ve yeri<strong>) vardır&#8230; (</strong>Siz de<strong>) yakında bileceksiniz</strong>.</p>
<p align="left">68-) Ve iza raeytelleziyne yehudune fiy ayatina fea&#8217;rıd anhüm hatta yehudu fiy hadiysin ğayrih* ve imma yünsiyennekeş şeytanu fela tak&#8217;ud ba&#8217;dez zikra meal kavmiz zalimiyn;<br />
<strong>Ayetlerimiz’de (</strong>nefsani sözlere<strong>) dalanları gördüğünde, onun gayrı (</strong>Hak<strong>) bir sözde dalıncaya kadar, onlardan yüz çevir&#8230; Eğer şeytan sana unutturur ise, hatırlamadan sonra artık zalimler topluluğu ile beraber oturma</strong>.</p>
<p align="left">69-) Ve ma alelleziyne yettekune min hısabihim min şey’in ve lâkin zikra leallehüm yettekun;<br />
<strong>Bilfiil korunanlara, onların hesabından bir şey yoktur&#8230; Fakat Zikra (</strong>hatırlatma olmalı<strong>)&#8230; Belki onlar (</strong>da<strong>) bilfiil korunurlar</strong>.</p>
<p align="left">70-) Ve zerilleziynettehazu diynehüm leiben ve lehven ve ğarrethümül hayatüd dünya ve zekkir Bihi en tübsele nefsün Bima kesebet* leyse leha min dunillahi veliyyün ve la şefiy&#8217;un, ve in ta&#8217;dil külle adlin la yü&#8217;haz minha* ülaikelleziyne übsilu Bima kesebu* lehüm şerabün min hamiymin ve azabün eliymün Bima kânu yekfürun;<br />
<strong>Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinmiş, kendilerini dünya hayatının aldatmış olduğu kimseleri bırak da bununla (</strong>Kur’an ile, B sırrınca<strong>) hatırlat ki (</strong>herhangi<strong>) bir nefs kazandığı ile (</strong>B gerçeğince<strong>) helake düşmesin (</strong>bedensel varlık zannı ile kalıplaşıp rehin kalmasın<strong>)&#8230; Onun (</strong>bir nefs’in<strong>) Allah’dan gayrı ne bir Veliy’si (</strong>kayıttan ve kalıptan kurtaracak sıfatlar O’nundur<strong>) ve ne de bir şefiy’i (</strong>şefaatçısı<strong>) olmaz&#8230; Her (</strong>çeşit<strong>) fidyeyi verse de, ondan alınmaz (</strong>işe yaramaz<strong>)&#8230; İşte bunlar kazandıkları ile (</strong>B gerçeğince<strong>) rehin tutulacak olanlardır&#8230; Onlar için kaynar (</strong>yakıcı<strong>) bir içecek ve kafirlik yapıyor olmaları dolayısıyla (</strong>B sırrınca<strong>) eliym bir azab vardır</strong>.</p>
<p align="left">71-) Kul ened&#8217;u min dunillahi ma la yenfeuna vela yedurruna ve nureddü alâ a&#8217;kabina ba&#8217;de iz hedanAllahu kellezistehvethüş şeyatıynü fiyl Ardı hayran* lehu ashabün yed&#8217;unehu ilelhüde&#8217;tina* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve ümirna linüslime liRabbil alemiyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Allah’ı bırakıp da, bize ne fayda ve ne de zarar vermeyen şeylere mi dua edip yakaralım?&#8230; Allah bizi doğru yola hidayet ettikten sonra, ökçelerimiz üzerine (</em></strong><em>gerisin geri şirke<strong>) mi döndürülelim?&#8230; Tıpkı şeytanların heveslendirerek ayartıp Arz’da şaşkın bir halde bıraktığı kimse gibi (</strong>mi?<strong>)&#8230; (</strong>Oysa<strong>) onun &lt;</strong></em><strong>bize gel<em>&gt; diye doğru yola çağıran ashabı (</em></strong><em>arkadaşları<strong>) vardır</strong></em><strong>”&#8230; De ki: “<em>Allah hidayeti (</em></strong><em>varya işte<strong>) o’dur hidayet&#8230; Ve Alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk biz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">72-) Ve en ekıymüs Salate vettekuHU,* ve HUvelleziy ileyHİ tuhşerun;<br />
<strong>Ve “<em>Salat’ı ikame edin (</em></strong><em>aynel yakin muşahadesi<strong>) ve O’ndan ittika edin (</strong>tam fani olun<strong>)”</strong></em><strong> (</strong>diye emrolunduk<strong>)&#8230; O, odur ki, (</strong>böylece<strong>) O’na haşrolunursunuz</strong>.</p>
<p align="left">73-) Ve HUvelleziy halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* ve yevme yekulü kün feyekûn* kavluHUl Hakk* ve lehül mülkü yevme yünfehu fiys sur* Alimül ğaybi veş şehadeti, ve HUvel Hakiymul Habiyr;<br />
<strong>O, odur ki, Semavat ve Arz’ı Bil-Hakk (</strong>Hakk olarak<strong>) yaratmıştır&#8230; “Ol” dediği Gün, hemen oluverir&#8230; O’nun kavli Hakk’tır&#8230; Sur’a (</strong>sûretlere can<strong>) nefholunduğu Gün, mülk O’nundur&#8230; Gaybı ve şahadeti bilendir&#8230; O’dur Hakiym, Habiyr</strong>.</p>
<p align="left">74-) Ve iz kale İbrahiymu liebiyhi Azere etettehızü asnamen aliheten, inniy erake ve kavmeke fiy dalalin mübiyn;<br />
<strong>Hani İbrahim, babası Azer’e: “<em>Esnam’ı (</em></strong><em>putları; eşyayı<strong>) ilahlar mı ediniyorsun?&#8230; Doğrusu ben, seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum</strong></em><strong>”, demişti</strong>.</p>
<p align="left">75-) Ve kezâlike nüriy İbrahiyme melekutes Semavati vel Ardı ve liyekûne minel mukıniyn;<br />
<strong>Böylece İbrahim’e, ikan sahibi olsun diye, Semavat ve Arz’ın melekutunu gösteriyoruz (</strong>eşya ile perdelenmesin<strong>).</strong></p>
<p align="left">76-) Felemma cenne aleyhil leylü rea kevkeba* kale haza Rabbiy* felemma efele kale la uhıbbül afiliyn;<br />
<strong>Gece onu bürüyüp örtünce bir Kevkeb (</strong>gezegen; bunlarla manüple edilen yapı<strong>) gördü&#8230; “<em>İşte bu Rabbim</em>” dedi&#8230; (</strong>Kevkeb<strong>) batınca/sönünce de: “<em>Batanları/sönüp kaybolanları sevmem</em>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">77-) Felemma rael Kamera baziğan kale haza Rabbiy* felemma efele kale lein lem yehdiniy Rabbiy le ekûnenne minel kavmid dalliyn;<br />
<strong>Kamer’i (</strong>Ay’ı; nübüvvet mahallini<strong>) doğarken gördü&#8230; “<em>İşte bu Rabbim</em>” dedi&#8230; (</strong>Kamer<strong>) batınca şöyle dedi: “<em>Yemin olsun ki eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaydı, elbette sapmışlar topluluğundan olurdum</em>”</strong>.</p>
<p align="left">78-) Felemma raeşŞemse baziğaten kale haza Rabbiy haza ekber* felemma efelet kale ya kavmi inniy beriyün mimma tüşrikûn;<br />
<strong>Şems’i (</strong>Güneş; Can<strong>) doğarken gördü&#8230; “<em>İşte bu Rabbim, bu daha büyük</em>” dedi&#8230; (</strong>Güneş de<strong>) batınca şöyle dedi: “<em>Ey kavmim, doğrusu ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim</em>”</strong>.</p>
<p align="left">79-) İnniy veccehtü vechiye lilleziy fetaresSemavati vel Arda Haniyfen ve ma ene minel müşrikiyn;<br />
<strong>“<em>Muhakkak ki ben vechiymi (</em></strong><em>varlığımı<strong>), haniyf olarak, Semavat ve Arz’ın Fatırına tevcih ettim (</strong>teslim oldum<strong>)&#8230; Ve ben müşriklerden değilim (</strong>varlık kalmadı bende<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">80-) Ve haccehu kavmüh* kale etühaccunniy fiyllahi ve kad hedan* ve la ehafü ma tüşrikûne Bihi illâ en yeşae Rabbiy şey&#8217;a* vesia Rabbiy külle şey&#8217;in ılma* efela tetezekkerun;<br />
<strong>Kavmi O’na karşı çıkıp kanıt getirmeye (</strong>onunla, ilahlaştırdıkları yıldızlar-planetler ve etkileri hakkında tartışmağa<strong>) kalkıştı&#8230; (</strong>İbrahim<strong>) dedi ki: “<em>Beni doğru yola hidayet etmiş iken, Allah’da/Allah hakkında benimle tartışıyormusunuz?&#8230; O’na (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) ortak koştuğunuz şeylerden (</strong>onların tesirlerinden<strong>) korkmam&#8230; Ancak Rabbimin dilediği şey müstesna (</strong>aslında astrolojiyi reddetmiyor?<strong>)&#8230; Rabbim herşeyi ilmen kuşatmıştır&#8230; Hala tezekkür etmeyecekmisiniz?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">81-) Ve keyfe ehafü ma eşrektüm ve la tehafune enneküm eşrektüm Billahi ma lem yünezzil Bihi aleyküm sültana* feeyyül feriykayni ehakku Bil emni in küntüm ta&#8217;lemun;<br />
<strong>“<em>Hem, (</em></strong><em>varlıklarına dair<strong>) size (</strong>B sırrınca<strong>) hiç bir delil/kanıt indirmediği şeyleri, siz, (</strong>B sırrınca<strong>) Allah’a ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?</strong></em><strong>”&#8230; Eğer biliyorsanız (</strong>söyleyin<strong>), iki fırkanın hangisi (</strong>Bi-<strong>) emn’e (</strong>güvende olmağa<strong>) daha ehakktır?</strong>.</p>
<p align="left">82-) Elleziyne amenu ve lem yelbisu iymanehüm Bi zulmin ülaike lehümül emnü ve hüm mühtedun;<br />
<strong>(</strong>Haniyf olarak<strong>) iman edenler ve imanlarını (</strong>Bi-<strong>) zulüm (</strong>gizli şirk<strong>) ile karıştırmayanlar&#8230; İşte emn (</strong>güvende olma<strong>) onlarındır&#8230; Ve onlardır doğruya yolu bulanlar</strong>.</p>
<p align="left">83-) Ve tilke huccetüna ateynaha İbrahîyme alâ kavmih* nerfe’u derecâtin men neşa&#8217;ü, inne Rabbeke Hakiymun Aliym;<br />
<strong>İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimizi hüccetimizdir (</strong>kesin kanıtımızdır<strong>)&#8230; Kimi diler isek (</strong>onu<strong>) dereceler olarak ref’ederiz (</strong>yükseltiriz<strong>)&#8230; Muhakkak ki Rabbin Hakiym’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">84-) Ve vehebna lehu İshaka ve Ya&#8217;kub* küllen hedeyna* ve Nuhan hedeyna min kablü ve min zürriyyetihi Davude ve Süleymane ve Eyyube ve Yusufe ve Musa ve Harun* ve kezâlike neczil muhsiniyn;<br />
<strong>Biz O’na (</strong>İbrahim’e<strong>) İshak’ı ve Ya’kub’u hibe ettik&#8230; Hepsine hidayet ettik (</strong>vahdet ehlidirler<strong>)&#8230; Daha önce Nuh’a ve O’nun zürriyyetinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’e, Yusuf’a, Musa’ya ve Haruna da hidayet etmiştik&#8230; Muhsinleri böyle mükafatlandırırız</strong>.</p>
<p align="left">85-) Ve Zekeriyya ve Yahya ve Iysa ve İlyas* küllün mines salihıyn;<br />
<strong>Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da&#8230; Hepsi salihlerdendi</strong>.</p>
<p align="left">86-) Ve İsmaıyle vElyesea ve Yunuse ve Luta* ve küllen faddalna alel alemiyn;<br />
<strong>İsmail’e, Elyesa’a, Yunus’a ve Lut’a da&#8230; Hepsini alemlere üstün kıldık</strong>.</p>
<p align="left">87-) Ve min abaihim ve zürriyyatihim ve ıhvanihim* vectebeyna hüm ve hedeynahüm ila sıratın müstekıym;<br />
<strong>Onların babalarından, zürriyyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarını da&#8230; Onları ictiba ettik (</strong>seçtik<strong>) ve sırat-ı müstakıym’e (</strong>tevhid-i zat’a<strong>) hidayet ettik onları</strong>.</p>
<p align="left">88-) Zâlike hüdAllahi yehdiy Bihi men yeşaü min ıbadiHİ, velev eşrekû le habita anhüm ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Bu Allah hidayetidir&#8230; Kullarından kimi dilerse, onunla (</strong>B sırrınca<strong>) hidayet eder&#8230; Eğer onlar dahi şirk koşsalardı, elbette yaptıkları tüm amelleri hiç olur boşa giderdi</strong>.</p>
<p align="left">89-) Ülaikelleziyne ateynahümül Kitabe vel Hukme ven Nübüvvete, fein yekfür Biha haülai fekad vekkelna Biha kavmen leysu Biha Bikafiriyn;<br />
<strong>İşte onlar, kendilerine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet verdiğimiz kimselerdir&#8230; Eğer bunlar (</strong>şu vahyi bilgileri duyanlar<strong>), onları (</strong>B sırrınca<strong>) inkar ederlerse (</strong>iyi bilsinler ki<strong>), bütün bunlara (</strong>B sırrınca<strong>) kafir olmayacak bir kavmi onlara (</strong>B sırrınca<strong>) vekil yapmışızdır (</strong>o toplum bunların yerine gelir, o kemalatları yaşar<strong>).</strong></p>
<p align="left">90-) Ülaikelleziyne hedAllahu fe Bi hüdahumuktedih* kul la es&#8217;elüküm aleyhi ecra* in huve illâ zikra lil alemiyn;<br />
<strong>İşte bunlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir&#8230; (</strong>Rasûlüm<strong>) sen de onların hidayetine (</strong>B sırrınca<strong>) iktida et (</strong>uy<strong>)&#8230; De ki: “<em>Ona (</em></strong><em>tebliğ işime<strong>) karşılık sizden bir ecir istemiyorum&#8230; O sadece alemlere Zikra (</strong>hatırlatma, öğüt<strong>) dır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">91-) Ve ma kaderullahe hakka kadriHİ iz kalu ma enzelAllahu alâ beşerin min şey&#8217;* kul men enzelel Kitabelleziy cae Bihi Musa nuren ve hüden linNasi tec&#8217;alunehu karatıyse tübduneha ve tuhfune kesiyra* ve ullimtüm ma lem ta&#8217;lemu entüm ve la abaüküm* kulillahu sümme zerhüm fiy havdıhim yel&#8217;abun;<br />
<strong>“<em>Allah hiç bir beşer’e bir şey inzal etmemiştir</em>” demekle, Allah’ı hakkıyla (</strong>gereği gibi<strong>) takdir edemediler (</strong>tanıyamadılar<strong>)&#8230; De ki: “<em>Musa’nın (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) insanlar için Nur ve Huda olarak getirdiği Kitab’ı (</strong>ilmi<strong>) kim inzal etti?&#8230; (</strong>Ki<strong>) siz O’nu kağıtlar haline getirip (</strong>O Kitab’ı yazılı kağıtlar olarak görüp<strong>) gösteriyorsunuz, bir çoğunu da gizliyorsunuz&#8230; Ve ne sizin ne de babalarınızın bilmediği şeyler öğretildi size</strong></em><strong>”&#8230; “Allah” de, sonra bırak onları daldıklarında oynayadursunlar</strong>.</p>
<p align="left">92-) Ve haza Kitabun enzelnahu mübarekün musaddikulleziy beyne yedeyhi ve li tünzira Ümmel Kura ve men havleha* velleziyne yu&#8217;minune Bil ahireti yu&#8217;minune Bihi ve hüm alâ salatihim yuhafizun;<br />
<strong>Bu (</strong>Kur’an<strong>) ise, Ümmül Kura’yı (</strong>şehirlerin anası, Mekke; ora halkı<strong>) ve O’nun havlinde (</strong>çevresinde<strong>) olanları uyarman için O’nu inzal ettiğimiz, mübarek ve kendinden öncekini tasdik edici bir Kitab’tır&#8230; Ahirete (</strong>B sırrıyla<strong>) iman edenler, O’na da (</strong>B sırrıyla<strong>) iman ederler&#8230; Ve onlar salatlarını (</strong>namazlarını<strong>) muhafaza ederler</strong>.</p>
<p align="left">93-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kale uhıye ileyye ve lem yuha ileyhi şey&#8217;ün ve men kale seünzilü misle ma enzelAllah* velev tera iziz zalimune fiy ğameratil mevti vel melaiketü basitu eydiyhim* ahricu enfüseküm* elyevme tüczevne azabelhuni Bi ma küntüm tekulune alellahi ğayrel Hakkı ve küntüm an ayatiHİ testekbirun;<br />
<strong>Allah üzerine yalan uyduran, yahut kendisine bir şey vahyolunmamışken “<em>bana da vahyolundu</em>” diyen ve bir de “<em>Allah’ın inzal ettiğinin misli ben de inzal edeceğim</em>” diyenden daha zalim kimdir?&#8230; Zalimleri, ğamaratil’mevt’te (</strong>ölüm sıkıntıları, ölüm dalgaları, şiddeti içinde<strong>) bir görsen!.. Melaike de ellerini bast etmiş (</strong>uzatmış, yaymış<strong>): “<em>nefslerinizi (</em></strong><em>kozanızdan, beden kaydından<strong>) çıkarın hadi!.. Allah üzerine Hak olmayanı söylemeniz ve O’nun ayetlerinden kibirleniyor olmanız (</strong>nefsinizle perdelenmeniz<strong>) dolayısıyla (</strong>B gerçeğince<strong>) bu gün alçaklık azabı ile cezalandırılıyorsunuz</strong></em><strong>” (</strong>derken bir görsen!<strong>).</strong></p>
<p align="left">94-) Ve lekad ci&#8217;tümuna furada kema halaknaküm evvele merretin ve terektüm ma havvelnaküm verae zuhuriküm* ve ma nera meaküm şüfeaekümülleziyne zeamtüm ennehüm fiyküm şüreka&#8217;* lekad tekattaa beyneküm ve dalle anküm ma küntüm tez&#8217;umun;<br />
<strong>Andolsun sizi ilk defa yarattığımız (</strong>durumdaki<strong>) gibi (</strong>beşeri özelliklerden, dünyevi nisbetlerden soyutlanarak<strong>) FERDler olarak biz’e geldiniz&#8230; Size verdiğimiz/hayaline daldırdığımız şeyleri, sırtlarınızın arka tarafında (</strong>geride<strong>) bıraktınız&#8230; Siz’de, ortaklar sandığınız şefaatçılarınızı da sizinle beraber görmüyoruz (</strong>?<strong>)&#8230; Andolsun ki aranızdaki (</strong>bağlar<strong>) kesilmiş ve (</strong>var<strong>) zannediyor olduğunuz şeyler sizden kaybolup gitmiştir</strong>.</p>
<p align="left">95-) İnnAllahe falikulhabbi venneva* yuhricül hayye minel meyyiti ve muhricül meyyiti minel hayy* zâlikümullahu feenna tü&#8217;fekûn;<br />
<strong>Muhakkak ki Allah habbe’yi (</strong>tane cinsi, kalb habbesi<strong>) ve neva’yı (</strong>çekirdekler<strong>) çatlatıp yarandır (</strong>yarıp içinden başka bir şey çıkarandır<strong>)&#8230; (</strong>O<strong>) ölü’den Hayy/diri’yi çıkarır&#8230; Diri’den de ölü’yü çıkarandır (</strong>O<strong>)&#8230; İşte (</strong>size<strong>) Allah budur!&#8230; O halde nasıl (</strong>O’ndan<strong>) çevriliyorsunuz?</strong>.</p>
<p align="left">96-) Falikul ısbah* ve cealelleyle sekenen veşŞemse vel Kamera husbana* zâlike takdiyrul Azîyzil Alîym;<br />
<strong>Isbah’ı (</strong>fecir vakti’ni<strong>) yarıp ortaya çıkarandır (</strong>O<strong>)&#8230; Geceyi seken (</strong>sükun, sükun dönemi<strong>), Şems ve Kamer’i hüsban (</strong>hesab, saymak<strong>) kıldı&#8230; Bu, Aziyz ve Aliym olanın takdiridir</strong>.</p>
<p align="left">97-) Ve HUvelleziyceale lekümünNücume litehtedu Biha fiy zulümatil berri velbahri, kad fassalnel ayati likavmin ya&#8217;lemun;<br />
<strong>Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarında, onlarla (</strong>B sırrınca<strong>) doğru yolu bulasınız (</strong>hidayete eresiniz<strong>) diye, sizin için yıldızları oluşturan O’dur&#8230; Gerçekten biz, bilen bir kavim için ayetleri tafsil ettik</strong>.</p>
<p align="left">98-) Ve HUvelleziy enşeeküm min nefsin vahıdetin femüstakkarun ve müstevdeun, kad fessalnel’ayati likavmin yefkahun;<br />
<strong>O’dur ki, sizi Nefs-i Vahide’den inşa etti&#8230; Müstekarr (</strong>zuhur neticesi istikrar bulma yeri<strong>)&#8230; Müstevda’ (</strong>emaneten kalma yeri<strong>)&#8230; Hakikaten biz, derinlemesine düşünüp iyi anlayan bir kavim için ayetleri tafsil ettik</strong>.</p>
<p align="left">99-) Ve HUvelleziy enzele mines Semai ma’en, feahrecna Bihi nebate külli şey&#8217;in feahrecna minhü hadıren nuhricü minhü habben müterakiba* ve minennahli min tal&#8217;iha kınvanün daniyetün ve cennâtin min a’nabin vezzeytune verrummane müştebihen ve ğayre müteşabih* ünzuru ila semerihi iza esmera ve yen&#8217;ıh* inne fiy zâliküm le âyâtin li kavmin yu&#8217;minun;<br />
<strong>Sema’dan su’yu inzal eden de O’dur&#8230; (</strong>Biz<strong>) onunla (</strong>B sırrınca<strong>) herşey’in nebatı’nı çıkardık&#8230; Ondan (</strong>nebat’tan<strong>) da bir yeşillik çıkardık&#8230; Ondan da müterakib (</strong>karşılıklı terkiplenmiş, birbiri üzerine binmiş<strong>) habbeler (</strong>taneler<strong>);hurma (</strong>ağacı<strong>) nın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytiyn ve nar çıkarıyoruz&#8230; (</strong>Bunların<strong>) müteşabih (</strong>birbirine benzeyenleri var<strong>) ve ğayri müteşabih (</strong>benzemeyen tarafları da<strong>)&#8230; O’nun semeresine (</strong>ürünlerine<strong>) bir (</strong>ham, ilk<strong>) meyve verdiğinde ve bir de olgunlaştığında bakın&#8230; Muhakkak ki bunlarda iman eden kavim için elbette ayetler vardır</strong>.</p>
<p align="left">100-) Ve cealu Lillahi şürakâelCinne ve halekahüm ve hareku leHU beniyne ve benâtin Biğayri ‘ılm* subhaneHU ve teala amma yesıfun;<br />
<strong>(</strong>Onlar bir de<strong>) CİNNi (</strong>örtülü-görünmeyen varlıkları, cinleri<strong>) Allah’a ortak kıldılar&#8230; (</strong>Oysa<strong>) onları (</strong>Allah<strong>) yaratmıştır (</strong>yani, o kuvveler ve onları meydana getiren özellikler Zaten Allah ismiyle ile işaret edilen tek vücuda ait<strong>)&#8230; Bi-ğayri ilm (</strong>bilgisizce<strong>) olarak O’na (</strong>Allah’a<strong>) oğullar ve kızlar yordular/yakıştırdılar&#8230; Subhan’dır O; onların vasıflamalarından münezzeh ve yücedir</strong>.</p>
<p align="left">101-) Bediy’usSemavati vel Ard* enna yekûnü leHU veledün velem tekün leHU sâhıbeh* ve haleka külle şey&#8217;* ve HUve Bikülli şey&#8217;in ‘Aliym;<br />
<strong>Semavat ve Arz’ın Bedi’dir (</strong>örneksiz yoktan yaratanıdır<strong>)&#8230; Sahibe’si (</strong>Eş’i<strong>) de olmadığı halde nasıl O’nun çocuğu olur?&#8230; Herşey’i (</strong>O<strong>) halketmiştir&#8230; O, Bi-külli şey’in Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">102-) Zâlikümullahu Rabbüküm* la ilahe illâ HU* haliku külli şey&#8217;in fa&#8217;buduHU, ve HUve alâ külli şey’in Vekiyl;<br />
<strong>İşte budur Rabbiniz Allah&#8230; İlah yok, ancak O&#8230; (</strong>O<strong>) herşey’in Halık’ıdır&#8230; (</strong>O halde yalnız<strong>) O’na kulluk edin&#8230; O, herşeye Vekiyl’dir</strong>.</p>
<p align="left">103-) La tüdriküHUl ebsaru ve HUve yüdrikül ebsar* ve HUvelLatıyfül Habiyr;<br />
<strong>Gözler O’nu görmez (</strong>zira onların Nur’u O’ndandır<strong>)&#8230; O, gözleri görür&#8230; O, Latiyf’dir, Habiyr’dir</strong>.</p>
<p align="left">104-) Kad caeküm basâiru min Rabbiküm* femen ebsara feli nefsih* ve men amiye fealeyha* ve ma ene aleyküm Bi Hafiyz;<br />
<strong>Doğrusu size Rabbinizden basiyretler (</strong>apaçık ayetler<strong>) gelmiştir&#8230; Kim (</strong>basiretiyle<strong>) görürse nefsi lehine, kim de görmez (</strong>a’ma<strong>) ise kendi aleyhinedir&#8230; Ve ben üzerinize (</strong>Bi-<strong>) Hafiyz (</strong>bekçi<strong>) değilim</strong>.</p>
<p align="left">105-) Ve kezâlike nusarrifül ayati ve liyekulu dereste ve linübeyyinehu likavmin ya&#8217;lemun;<br />
<strong>İşte biz ayetleri tasrif ediyoruz (</strong>evirip çevirip anlatıyoruz<strong>)&#8230; “<em>Sen ders almışsın (</em></strong><em>bunları bir yerden öğrenmişsin<strong>)”</strong></em><strong> desinler ve bilen bir kavim için de onu iyice açıklayalım diye</strong>.</p>
<p align="left">106-) İttebı&#8217; ma uhıye ileyke min Rabbike, la ilahe illâ HU* ve a&#8217;rıd anil müşrikiyn;<br />
<strong>Rabbinden sana vahyolunana tabi ol&#8230; İlah yok, yalnız O (</strong>tek vücud<strong>)&#8230; Müşriklerden yüz çevir</strong>.</p>
<p align="left">107-) Velev şaAllahu ma eşrekû* ve ma cealnake aleyhim hafıyza* ve ma ente aleyhim Bi Vekiyl;<br />
<strong>Eğer Allah dileseydi, şirk koşmazlardı&#8230; (</strong>Biz<strong>) seni onlar üzerine Hafiyz (</strong>bekçi<strong>) kılmadık&#8230; Ve sen onlara (</strong>Bi-<strong>) Vekiyl değilsin</strong>.</p>
<p align="left">108-) Ve la tesübbülleziyne yed&#8217;une min dunillahi feyesübbullahe adven Biğayri ‘ılm* kezâlike zeyyenna likülli ümmetin amelehüm sümme ila Rabbihim merciuhüm feyünebbiuhum Bi ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Allah’dan gayrı çağırdıklarına/başkasını çağıran kimselere sövmeyin&#8230; (</strong>Zira bu sebeple onlar da<strong>) Bi-gayri ilim (</strong>cahillikle<strong>) haddi aşarak Allah’a söverler&#8230; İşte böylece her ümmete amellerini süsledik&#8230; Sonra merci’leri (</strong>dönüşleri<strong>) rablerinedir&#8230; (</strong>O da<strong>) onlara yapmakta olduklarını haber verir</strong>.</p>
<p align="left">109-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim lein caethüm ayetün le yu&#8217;minünne Biha* kul innemel ayatü ındAllahi ve ma yüş&#8217;ıruküm enneha iza caet la yu&#8217;minun;<br />
<strong>Eğer onlara bir ayet (</strong>mucize<strong>) gelirse ona mutlaka (</strong>B sırrıyla<strong>) iman edeceklerine, yeminlerinin cehdi (</strong>en ağır yeminleri, var güçleri<strong>) ile Allah’a (</strong>B sırrınca<strong>) kasem ettiler&#8230; De ki: “<em>Ayetler yalnız indAllah’dadır</em>”&#8230; O (</strong>ayet/mucize<strong>) geldiği vakit te (</strong>onlar<strong>) iman etmezler’i siz nerden bileceksiniz?</strong>.</p>
<p align="left">110-) Ve nukallibü ef&#8217;idetehüm ve ebsarehüm kema lem yu&#8217;minu Bihi evvele merretin ve nezeruhüm fiy tuğyanihim ya&#8217;mehun;<br />
<strong>(</strong>Biz<strong>) onların fuadlarını (</strong>kalblerini<strong>) ve gözlerini kalbederiz (</strong>evirip çeviririz, tersine çeviririz<strong>), ilk keresinde (</strong>mucize gelmeden önce<strong>) Ona (</strong>B sırrınca<strong>) iman etmedikleri gibi, onları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın bocalar halde terkederiz</strong>.</p>
<p align="left">111-) Ve lev ennena nezzelna ileyhimül Melaikete ve kelemmehümül mevta ve haşerna aleyhim külle şey&#8217;in kubülen ma kânu liyu&#8217;minu illâ en yeşaAllahu ve lâkinne ekserehüm yechelun;<br />
<strong>Eğer biz onlara melaikeyi indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve herşeyi onlara önlerinde haşretseydik, Allah dilemesi hariç (</strong>onlar gene de<strong>) iman etmezlerdi&#8230; Fakat onların ekseriyeti cahillik yapıyorlar</strong>.</p>
<p align="left">112-) Ve kezâlike cealna likülli Nebîyyin adüvven şeyatıynel’insi vel cinni yuhıy ba&#8217;duhüm illâ ba&#8217;din zuhrufel kavli ğurura* velev şae Rabbüke ma fealuhu, fezerhüm ve ma yefterun;<br />
<strong>Ve böylece her Nebî’ye ins ve cinn şeytanlarını düşman kıldık&#8230; Onlardan bazısı bazısına, aldatmak (</strong>zıddını göstermek, idrak ettirmek<strong>) için yaldızlı söz vahyeder (</strong>fısıldar<strong>)&#8230; Eğer Rabbin dileseydi onu yapmazlardı&#8230; Artık bırak onları iftiraları ile başbaşa</strong>.</p>
<p align="left">113-) Ve li tesğa ileyhi ef&#8217;idetülleziyne la yu&#8217;minune Bil ahireti ve li yerdavhu ve liyakterifu ma hüm mukterifun;<br />
<strong>Ta ki, (</strong>B sırrıyla<strong>) ahirete iman etmeyenlerin fuadları (</strong>gönülleri<strong>) ona (</strong>yaldızlı sözlere<strong>) meyletsin, ondan hoşlansınlar ve (</strong>böylece<strong>) kazanıyor olduklarını elde etmeğe devam etsinler</strong>.</p>
<p align="left">114-) EfeğayrAllahi ebteğıy hakemen ve HUvelleziy enzele ileykümül Kitabe müfassala* velleziyne ateynahümül Kitabe ya&#8217;lemune ennehu münezzelün min Rabbike Bil Hakkı, fela tekûnenne minel mümteriyn;<br />
<strong>O, size Kitab’ı mufassal (</strong>tafsil edilmiş, açıklanmış<strong>) olarak inzal etmişken, Allah’dan gayrı bir hakem mi arayayım?&#8230; Kendilerine kitab verdiklerimiz, O’nun Rabbinden BilHakk (</strong>Hakk olarak<strong>) münezzel (</strong>indirilmiş<strong>) olduğunu bilirler&#8230; Sakın şüphe edenlerden olma</strong>.</p>
<p align="left">115-) Ve temmet kelimetü Rabbike sıdkan ve adla* la mübeddile li kelimatiHİ, ve HuvesSemiy’ul ‘Alîym;<br />
<strong>Rabbinin Kelimesi sıdk ve adl olarak tamamlanmıştır&#8230; O’nun Kelimelerini tebdil edecek yoktur&#8230; O’dur Semi’, Aliym</strong>.</p>
<p align="left">116-) Ve in tutı&#8217; eksere men fiyl Ardı yudılluke an sebıylillah* in yettebiune illazzanne ve in hüm illâ yahrusun;<br />
<strong>Eğer Arz’da bulunanların ekseriyetine itaat edersen, seni Allah yolundan saptırırlar&#8230; (</strong>Zira<strong>) onlar ancak zanna tabi olurlar (</strong>yakinleri yok<strong>) ve onlar ancak tahmin üzere konuşup saçmalarlar</strong>.</p>
<p align="left">117-) İnne Rabbeke HUve a&#8217;lemü men yedıllu an sebiyliHİ, ve HUve a&#8217;lemü Bil mühtediyn;<br />
<strong>Muhakkak ki senin Rabbin, O daha iyi bilir O’nun yolundan sapanı&#8230; Ve O (</strong>B sırrınca<strong>) daha iyi bilir doğru yolda olanları</strong>.</p>
<p align="left">118-) Fekülu mimma zükiresmullahi aleyhi in küntüm Bi ayatiHİ mu’miniyn;<br />
<strong>Eğer O’nun ayetlerine (</strong>B sırrıyla<strong>) mü’minler iseniz, üzerine Allah İsmi zikredilenden (</strong>İnsan-ı Kamil’in tezkiye ettiğini<strong>) yeyin</strong>.</p>
<p align="left">119-) Ve ma leküm ella te&#8217;külu mimma zükiresmullahi aleyhi ve kad fassale leküm ma harreme aleyküm illâ madturirtüm ileyhi, ve inne kesiyren leyudıllune Bi ehvaihim Bi ğayri ‘ılm* inne Rabbeke HUve a&#8217;lemü Bil mu&#8217;tediyn;<br />
<strong>Size ne oluyor da üzerine Allah İsmi zikredilenden yemiyorsunuz?&#8230; Mecburiyetten/zaruri olarak ona ihtiyaç duymanız müstesna, size neyi haram kıldığını size (</strong>Allah<strong>) tafsil etmiştir&#8230; Muhakkak ki bir çoğu Bi-gayri ilim (</strong>ilimsizce<strong>) (</strong>Bi-<strong>) hevaları ile saptırıyorlar&#8230; Muhakkak ki senin Rabbin, O (</strong>B sırrınca<strong>) daha iyi bilir haddi aşanları</strong>.</p>
<p align="left">120-) Ve zeru zahirel ismi ve batıneh* innelleziyne yeksibunel isme seyüczevne Bi ma kânu yakterifun;<br />
<strong>Günah’ın zahirisini de batınısını da bırakın&#8230; Muhakkak ki günah kesbedenler, kazanmakta oldukları ile (</strong>B sırrınca<strong>) cezalandırılacaklardır</strong>.</p>
<p align="left">121-) Ve la te&#8217;külu mimma lem yüzkerismullahi aleyhi ve innehu lefısk* ve inneş şeyatıyne leyuhune ila evliyaihim li yücadiluküm* ve in eta&#8217;tümuhüm inneküm le müşrikûn;<br />
<strong>Üzerine Allah İsmi zikredilmeyenden (</strong>insani bilince ait olmayandan<strong>) yemeyin&#8230; Çünkü o, kesinlikle fısk’tır (</strong>bilincin bozulması, işlevini yitirmesi; Din’den çıkmadır<strong>)&#8230; Muhakkak ki şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyederler&#8230; Eğer onlara itaat ederseniz, kesinlikle siz de müşrikler olursunuz</strong>.</p>
<p align="left">122-) Evemen kâne meyten feahyeynahu ve cealna lehu nuren yemşiy Bihi fiynNasi kemen meselühu fiyz zulümati leyse Bi hâricin minha* kezâlike züyyine lilkafiriyne ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Ölü iken kendisini (</strong>Hakikat İlmi ile<strong>) dirilttiğimiz, insanlar içinde onunla (</strong>B sırrınca<strong>) yürümesi için kendisine bir nur oluşturduğumuz kimse (</strong>nin durumu<strong>), karanlıklar içinde kalıp (</strong>birimselliği ile<strong>) ondan (</strong>B gerçeğince<strong>) çıkamayan kimseninki gibi olur mu?&#8230; Yapmakta oldukları kafirlere böylece süslendirildi</strong>.</p>
<p align="left">123-) Ve kezâlike cealna fiy külli karyetin ekabira mücrimiyha liyemküru fiyha* ve ma yemkürune illâ Bi enfüsihim ve ma yeş&#8217;urun;<br />
<strong>Böylece her karye’de (</strong>şehirde; Nebî/Rasûllerin <span style="text-decoration: underline;">ba’solduğu</span> yerde<strong>) ekabir (</strong>ulular, büyükler<strong>)’i, oranın mücrimleri (</strong>suçluları, günahkarları<strong>) kıldık, ki orada hile-tuzak kursunlar&#8230; (</strong>Halbuki onlar B sgerçeğince<strong>) kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller</strong>.</p>
<p align="left">124-) Ve iza caethüm ayetün kalu len nu&#8217;mine hatta nu&#8217;ta misle ma utiye Rusulullah* Allahu a&#8217;lemü haysü yec&#8217;alü risaleteHU, seyusıybülleziyne ecramu sağarun ındAllahi ve azabün şediydün Bi ma kânu yemkürun;<br />
<strong>Onlara bir ayet geldiğinde: “<em>Allah Rasûllerine (</em></strong><em>?<strong>) verilenin misli bize verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz</strong></em><strong>”, dediler&#8230; Allah risaletini nerede oluşturacağını daha iyi bilir&#8230; Mücrimlere (</strong>suç işleyenlere<strong>) yaptıkları hilelerinden-tuzaklarından dolayı (</strong>B gerçeğince<strong>) indAllah’da küçüklük ve şiddetli azab isabet edecektir</strong>.</p>
<p align="left">125-) Femen yüridillahu en yehdiyehu yeşrah sadrehu li’lİslam* ve men yürid en yudıllehu yec&#8217;al sadrehu dayyikan harecen keennema yassa’adu fiys Sema&#8217;* kezâlike yec&#8217;alullahurricse alelleziyne la yu&#8217;minun;<br />
<strong>Allah kimi doğru yola iletmek/hidayet etmek dilerse, onun sadrını İslam’a (</strong>teslim olmaya<strong>) açar (</strong>genişletir<strong>)&#8230; Kimi de saptırmayı dilerse, onun da sadrını (</strong>öyle<strong>) daraltıp zorlaştırır (</strong>ki o<strong>) sanki Sema’da yükseliyor gibidir&#8230; Böylece Allah, iman etmeyenler üzerine pislik/azab çökertir</strong>.</p>
<p align="left">126-) Ve haza sıratu Rabbike müstekıyma* kad fassalnel ayati li kavmin yezzekkerun;<br />
<strong>İşte bu, Rabbinin sırat-ı müstakıym’idir&#8230; Hatırlayıp ibret alan bir kavim için ayetleri gerçekten (</strong>biz<strong>) tafsil ettik</strong>.</p>
<p align="left">127-) Lehüm DarusSelâmi ınde Rabbihim ve HUve Veliyyühüm Bi ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Rableri indinde DarüsSelam (</strong>selam yurdu<strong>) onlarındır&#8230; Yapmakta oldukları amelleri dolayısıyla O (</strong>B sırrınca<strong>), onların Veliy’sidir</strong>.</p>
<p align="left">128-) Ve yevme yahşurühüm cemiy’a* ya ma&#8217;şeral cinni kadisteksertüm minel ins* ve kale evliyaühüm minel insi Rabbenestemte’a ba&#8217;duna Bi ba’din ve belağna ecelenelleziy eccelte lena* kalennaru mesvaküm halidiyne fiyha illâ ma şaAllah* inne Rabbeke Hakiymun ‘Aliym;<br />
<strong>(</strong>Allah<strong>) onları cemi’an haşrettiği gün: “<em>Ey cinn topluluğu gerçekten ins’in ekseriyyetini hükmünüze alıp kendinize kattınız/ins’den çokluk yaptınız</em>” (</strong>der<strong>)&#8230; İns’den onların dostları olanlar şöyle der: “<em>Bazımız (</em></strong><em>Bi-<strong>) bazımız ile faydalandı&#8230; (</strong>Nihayet<strong>) bizim için belirlediğin ecelimiz (</strong>biyolojik ölüm<strong>) bize ulaştı</strong></em><strong>”&#8230; Şöyle der: “<em>Nar (</em></strong><em>kayıtlılık boyutu<strong>) sizin barınağınızdır; Allah’ın dilemesi hariç onda ebedi kalıcılarsınız</strong></em><strong>”&#8230; Muhakkak ki senin Rabbin Hakiym’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">129-) Ve kezâlike nüvelliy ba&#8217;daz zalimiyne ba&#8217;dan Bi ma kânu yeksibun;<br />
<strong>İşte (</strong>biz<strong>), kazanmakta oldukları ile (</strong>B sırrınca<strong>) zalimlerin bazısını bazısına dost ederiz (</strong>Nar’da beraberdirler<strong>).</strong></p>
<p align="left">130-) Ya ma’şeral cinni vel insi elem ye&#8217;tiküm Rusulün minküm yekussune aleyküm ayatiy ve yünziruneküm lıkae yevmiküm haza* kalu şehidna alâ enfüsina ve ğarrethümül hayatüd dünya ve şehıdu alâ enfüsihim ennehüm kânu kafiriyn;<br />
<strong>“<em>Ey cinn ve ins topluluğu (</em></strong><em>yani, ey insansı ve insan?<strong>) !.. Sizden, ayetlerimi size kıssa eden ve şu gününüze kavuşma (</strong>nız, gerçeği<strong>) için sizi uyaran Rasûller gelmedi mi size?</strong></em><strong>”&#8230; “<em>Nefslerimiz üzerine/kendi aleyhlerimize şahidlik ettik</em>”, dediler&#8230; Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kafir olduklarına (</strong>gerçeği reddettiklerini<strong>), nefsleri üzerine şahidlik ettiler</strong>.</p>
<p align="left">131-) Zâlike en lem yekün Rabbüke mühlikel kura Bi zulmin ve ehlüha ğafilun;<br />
<strong>Bu şundandır: Rabbin, ehli gafil (</strong>halkı habersiz; risaletle uyarılmamış<strong>) iken Bi-zulm (</strong>zulmen<strong>) karyeleri (</strong>ülkeleri<strong>) helak edici değildir (</strong>Demek ki insanda risalet boyutu var, hakkı verilmelidir<strong>).</strong></p>
<p align="left">132-) Ve li küllin derecâtun mimma amilu* ve ma Rabbüke Bi ğafilin amma ya&#8217;melun;<br />
<strong>Her birinin amellerine göre dereceleri vardır&#8230; Rabbin onların amellerinden (</strong>Bi-<strong>) gafil değildir</strong>.</p>
<p align="left">133-) Ve Rabbükel Ğaniyyü Zür rahmeti, in yeşe&#8217; yüzhibküm ve yestahlif min ba&#8217;diküm ma yeşaü kema enşeeküm min zürriyyeti kavmin ahariyn;<br />
<strong>Rabbin Ğaniyy’dir, ZürRahmet (</strong>rahmet sahibi<strong>)’dir&#8230; Eğer dilerse sizi giderir ve sizden sonra dilediğini halife yapar&#8230; Başka bir kavmin zürriyyetinden sizi inşa ettiği gibi</strong>.</p>
<p align="left">134-) İnne ma tuadune leatin ve ma entüm Bi mu&#8217;ciziyn;<br />
<strong>Muhakkak ki (</strong>size<strong>) va’dolunanlar kesinlikle gelecektir&#8230; Siz aciz bırakamazsınız</strong>.</p>
<p align="left">135-) Kul ya kavmı&#8217;melu alâ mekanetiküm inniy amil* fe sevfe ta&#8217;lemune men tekûnu lehu akıbetüddar* innehu la yüflihuzzalimun;<br />
<strong>De ki: “<em>Ey kavmim, mekanetiniz (</em></strong><em>mertebeniz<strong>) üzere amel edin&#8230; Muhakkak ki ben de (</strong>makamım üzere<strong>) amilim&#8230; Yurdun akibetinin kimin olacağını yakında bileceksiniz</strong></em><strong>”&#8230; Muhakkak ki zalimler felaha ermezler</strong>.</p>
<p align="left">136-) Ve cealu Lillahi mimma zerae minel harsi vel en&#8217;ami nasıyben fekalu haza Lillahi Bi za&#8217;mihim ve haza lişürekaina* fema kâne li şürekaihim fela yesılu ilAllah* ve ma kâne Lillahi fehuve yesılu ila şürekaihim* sae ma yahkümun;<br />
<strong>(</strong>O’nun<strong>) yarattığı hers (</strong>ekin<strong>)’den ve en’am (</strong>hayvan<strong>)’dan (</strong>herşey kendi Esmasının bir zuhuru ve onlara bir in’amı iken<strong>) Allah’a bir pay ayırdılar&#8230; Kendi zanlarınca şöyle dediler: “<em>Bu Allah’ın, bu da ortak koştuklarımızındır (</em></strong><em>Hakikatten gafiller<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; (</strong>Oysa<strong>) ortak koştukları için olan Allah’a vasıl olmaz&#8230; (</strong>Ama<strong>) Allah için olan, onların ortak koştuklarına ulaşır&#8230; Ne kötü hüküm veriyorlar!</strong>.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Not</span></strong>: <strong>Rasûlullah</strong> s.a.v. diyor ki: <strong>Muhakkak ki Allah şöyle buyurdu: “<em>Ben ortağın en hayırlısıyım&#8230; Her kim benimle beraber bir ortak koşarsa o (</em></strong><em>ortak koştuğu şey<strong>) ortağıma aittir (</strong>onu ortağıma bırakırım<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; Ey insanlar!.. Amellerinizi Allah’a halis kılınız&#8230; Çünkü Allah ancak kendisi için halis olarak yapılanı kabul eder&#8230; “<em>Bu Allah için bu da rahım (</em></strong><em>akrabalık<strong>) için</strong></em><strong>”, demeyin; çünkü o sadece rahım (</strong>akrabalık<strong>) için olur, ondan Allah için (</strong>Allah’a ait<strong>) bir şey olmaz&#8230; “<em>Bu Allah için ve ve sizin yüzünüz (</em></strong><em>hatırınız<strong>) için</strong></em><strong>” demeyin&#8230; Çünkü o “</strong>sizin hatırınız<strong>” için olur, ondan Allah için (</strong>Allah’a ait<strong>) bir şey olmaz!&#8230;</strong></p>
<p align="left">137-) Ve kezâlike zeyyene li kesiyrin minel müşrikiyne katle evladihim şürakâühüm liyurduhüm ve liyelbisu aleyhim diynehüm* velev şaAllahu ma fealuhu fezerhüm ve ma yefterun;<br />
<strong>Ve yine böylece onların ortakları (</strong>kafalarında yarattıkları<strong>), müşriklerden bir çoğuna evladlarını öldürmeyi süslü gösterdi ki, hem onları helak etsinler hem de dinlerini onlara karmakarışık etsinler&#8230; Eğer Allah dileseydi onu yapmazlardı&#8230; (</strong>O halde<strong>) onları uydurdukları ile başbaşa bırak</strong>.</p>
<p align="left">138-) Ve kalu hazihi en&#8217;amün ve harsün hıcr* la yat&#8217;amüha illâ men neşaü Bi za&#8217;mihim ve en&#8217;amün hurrimet zuhuruha ve en&#8217;amün la yezkürunesmallahi aleyheftiraen aleyh* seyecziyhim Bi ma kânu yefterun;<br />
<strong>(</strong>Örflerindeki şartlanma ve değer yargılarını, Allah hükmü diyn kabul edenler<strong>) (</strong>Bi-<strong>) zanları ile şöyle dediler: “<em>Bu en’am (</em></strong><em>hayvanlar: deve+sığır+koyun cinsi<strong>) ve hers (</strong>ekin<strong>) hicr’dir (</strong>haram, dokunulmaz; saygı değer<strong>)&#8230; Onları dilediğimizden başkası yiyemez</strong></em><strong>”&#8230; (</strong>Bu kısım<strong>) en’am (</strong>ın<strong>) sırtları haram kılınmıştır (</strong>binek yapılmaz<strong>)&#8230; (</strong>Bir takım<strong>) en’am da (</strong>var ki; -putlarına kurban ettikleri-<strong>) üzerlerine Allah İsmi’ni zikretmezler; O’na (</strong>Allah’a<strong>) iftira ederek&#8230; (</strong>Allah<strong>) onları (</strong>B gerçeğince<strong>) uydurmakta oldukları ile cezalandıracaktır</strong>.</p>
<p align="left">139-) Ve kalu ma fiy butuni hazihil en&#8217;ami halisatün lizükürina ve muharremün alâ ezvacina* ve in yekün meyteten fehüm fiyhi şürekâ&#8217;* seyecziyhim vasfehüm* inneHU Hakiymun ‘Aliym;<br />
<strong>Ve dediler ki: “<em>Şu en’am’ın batnın (</em></strong><em>karnın<strong>) dakiler yalnız erkeklerimize hastır (</strong>helaldir<strong>), eşlerimize (</strong>kadınlarımıza<strong>) haram kılınmıştır&#8230; Eğer (</strong>doğan<strong>) meyte (</strong>leş, ölü<strong>) olur (</strong>doğar<strong>) sa onlar (</strong>erkek+kadın<strong>) onda ortaktırlar</strong></em><strong>”&#8230; (</strong>Allah’a nisbet ederek yaptıkları<strong>) bu vasıflamaları (</strong>ile Allah<strong>) onları cezalandıracaktır&#8230; Muhakkak ki O, Hakiym’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">140-) Kad hasiralleziyne katelu evladehüm sefehen Bi ğayri ilmin ve harremu ma razekahümullahuftiraen alellah* kad dallu ve ma kânu mühtediyn;<br />
<strong>Bi-gayri ilim (</strong>ilmin gayrı olarak<strong>) evladlarını ahmakça (</strong>anlayışı kıtlıktan<strong>) öldürenler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiği rızkı, Allah üzerine iftira ederek haram yapanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır&#8230; Hakikaten (</strong>bunlar<strong>) sapmışlardır ve doğru yolu bulanlar da olmamışlardır</strong>.</p>
<p align="left">141-) Ve HUvelleziy enşee cennâtin ma&#8217;ruşatin ve ğayre ma&#8217;ruşatin vennahle vezzer&#8217;a muhtelifen ükülühu vezzeytune verrummane müteşabihen ve ğayre müteşabih* külu min semerihi iza esmere ve atu hakkahu yevme hasadih* ve la tüsrifu* inneHU la yuhıbbul müsrifiyn;<br />
<strong>Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, hurma (</strong>lar<strong>) ı, yemişleri muhtelif ekin (</strong>leri, tarlaları<strong>), zeytinleri ve narları, müteşabih ve gayri müteşabih olarak inşa eden O’dur&#8230; O’nun semeresini (</strong>ürünlerini ilk<strong>) meyve verdiğinde (</strong>ham iken<strong>) yiyin; hasadının gününde (</strong>kemala erdiğinde<strong>) ise onun hakkını verin (</strong>zekat, infak; adalet<strong>)&#8230; (</strong>Sakın<strong>) israf etmeyin (</strong>adaletsizlik yapmayın<strong>)&#8230; Çünkü O, israf edenleri sevmez</strong>.</p>
<p align="left">142-) Ve minel en&#8217;ami hamuleten ve ferşa* külu mimma razekakümullahu ve la tettebiu hutuvatiş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;<br />
<strong>En’am’dan yük taşıyanı da (</strong>yününden<strong>) döşek-sergi yapılanı da (</strong>inşa eden O’dur<strong>)&#8230; Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın&#8230; Kesinlikle o sizin apaçık düşmanınızdır</strong>.</p>
<p align="left">143-) Semaniyete ezvac* minedda&#8217;nisneyni ve minel ma&#8217;zisneyni kul azzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül’ünseyeyn* nebbiuniy Bi ılmin in küntüm sadikıyn;<br />
<strong>Sekiz çift/eş: Koyundan iki, keçiden iki (</strong>çift<strong>)&#8230; De ki: “<em>İki erkeği mi (</em></strong><em>Allah<strong>) haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini (</strong>sarıp içine aldığını<strong>) mi?.. Eğer doğru iseniz bana (</strong>Bi-<strong>) ilimle haber verin</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">144-) Ve minel ibilisneyni ve minel bakarisneyn* kul azzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül ünseyeyn* em küntüm şühedae iz vassakümullahu Bi haza* femen azlemü mimmeniftera alellahi keziben li yudıllenNase Bi ğayri ‘ılm* innAllahe la yehdilkavmezzalimiyn;<br />
<strong>Ve deveden iki, sığırdan iki (</strong>çift<strong>)&#8230; De ki: “<em>İki erkeği mi (</em></strong><em>Allah<strong>) haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini (</strong>içine aldığını<strong>) mi?&#8230; Yoksa Allah size bunu (</strong>B sırrınca<strong>) vasiyyet ettiğinde şahidler mi idiniz?</strong></em><strong>”&#8230; İnsanları saptırmak için, Bi-gayri ilim (</strong>ilimsizce<strong>) Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kimdir?.. Muhakkak ki Allah zalimler kavmine hidayet etmez</strong>.</p>
<p align="left">145-) Kul la ecidü fiyma uhıye ileyye muharremen alâ taımin yat&#8217;amühu illâ en yekûne meyteten ev demen mesfuhan ev lahme hınziyrin feinnehu ricsün ev fiskan ühille li ğayrillahi Bihi, femenidturre ğayre bağın ve la adin feinne Rabbeke Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>De ki:”<em>Bana vahyolunanlar içinde (</em></strong><em>bu haram dediklerinizi<strong>) yiyen biri üzerine haram edilmiş (</strong>bir şey<strong>) bulamıyorum&#8230; Ancak meyte (</strong>leş<strong>), akıtılmış kan, domuz eti-</strong></em><strong>ki o gerçekten pistir<em>- ve (</em></strong><em>B gerçeğince<strong>) Allah’dan gayrı adına boğazlanan bir fısk olursa müstesna (</strong>yani bu dört’ü haramdır<strong>)”&#8230; Ama kim muzdar olursa (</strong>zarurette kalanın<strong>) zulmetmeksizin (</strong>arzulamayarak, helal saymayarak<strong>) ve haddi aşmaksızın (</strong>bunlardan yiyebilir<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; Muhakkak ki senin Rabbin Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">146-) Ve alelleziyne hadu harramna külle zıy zufür* ve minel bekari vel ğanemi harramna aleyhim şuhumehüma illâ ma hamelet zuhuruhüma evil havaya ev mahteleta Bi azm* zâlike cezeynahüm Bi bağyihim* ve inna lesadikun;<br />
<strong>Yahudi olanlara bütün tırnaklıları (</strong>her tırnak sahibini<strong>) haram kıldık&#8230; Onlara sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık&#8230; Ancak o ikisinin (</strong>sığır ve koyunun<strong>) sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı, ya da (</strong>B sırrınca<strong>) kemiğe karışan müstesna&#8230; Bu (</strong>şundandır<strong>), onların zulümleri/haddi aşmaları ile (</strong>B gerçeğince<strong>) onları cezalandırdık&#8230; Ve biz elbette sadıklarız</strong>.</p>
<p align="left">147-) Fein kezzebuke fekul Rabbüküm zü rahmetin vasiatin, ve la yüreddü be&#8217;sühu anil kavmil mücrimiyn;<br />
<strong>(</strong>Rasûlüm<strong>) eğer seni yalanladılar ise de ki: “<em>Rabbiniz vasi’ rahmet sahibidir&#8230; O’nun azabı mücrimler kavminden geri çevrilmez (</em></strong><em>Rahmeti azaba mani olmaz, bilakis azabı bile rahmet gereğidir<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">148-) Seyekulülleziyne eşrekü lev şaAllahu ma eşrekna ve la abaüna ve la harramna min şey&#8217;in, kezâlike kezzebelleziyne min kablihim hatta zâku be&#8217;sena* kul hel ındeküm min ılmin fetuhricuhu lena* in tettebiune illezzanne ve in entüm illâ tahrusun;<br />
<strong>Şirk koşanlar: “<em>Eğer Allah dileseydi biz de babalarımız da şirk koşmazdık&#8230; Hiç bir şeyi de haram kılmazdık</em>” diyecekler&#8230; Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar (</strong>var zannettikleri birimsel varlık halleri ile bunları söylediler?<strong>)&#8230; De ki: “<em>İndinizde bize çıkaracağınız bir ilim var mı? (</em></strong><em>mümkün mü hiç?<strong>)&#8230; Siz ancak zanna tabi oluyorsunuz&#8230; Ve siz ancak tahmin üzere konuşup saçmalıyorsunuz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">149-) Kul feLillahil huccetül baliğatü, felev şae lehedaküm ecmeıyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Hüccetül’Baliğa (</em></strong><em>üstün, tam, doğrulayıcı, zıddı olmayan delil<strong>) Allah’ındır</strong></em><strong>”&#8230; Eğer dileseydi elbette sizin hepinizi hidayete erdirirdi</strong>.</p>
<p align="left">150-) Kul helümme şühedaekümülleziyne yeşhedune ennAllahe harrame haza* fein şehidu fela teşhed meahüm* ve la tettebı&#8217; ehvaelleziyne kezzebu Bi ayatina velleziyne la yu&#8217;minune Bil ahireti ve hüm Bi rabbihim ya&#8217;dilun;<br />
<strong>De ki: “<em>Hadi, Allah şunu haram etmiştir diye şahidlik eden şahidlerinizi getirin!</em>”&#8230; Eğer şahidlik ettiler ise, sen onlar ile beraber şahitlik etme&#8230; Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayanların ve ahirete (</strong>B sırrıyla<strong>) iman etmeyenlerin hevalarına tabi olma!&#8230; Onlar Bi-Rabbihim (</strong>Bi-Rablerine<strong>) denk tutarlar</strong>.</p>
<p align="left">151-) Kul tealev etlü ma harrame Rabbüküm aleyküm ella tüşrikü Bihi şey&#8217;en, ve Bil valideyni ıhsana* ve la taktülu evladeküm min imlak* nahnü nerzukuküm ve iyyahüm* ve la takrebül fevahışe ma zahere minha ve ma betan* ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil hakk* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm ta&#8217;kılun;<br />
<strong>De ki: “<em>Gelin, Rabbinizin size (</em></strong><em>neleri<strong>) haram ettiğini tilavet edeyim: O’na (</strong>B sırrınca<strong>) bir şeyi ortak koşmayın&#8230; (</strong>Bi-<strong>) ana-baba’ya ihsan üzere olun&#8230; Yoksullaşma/fakirlik’den dolayı evladlarınızı öldürmeyin&#8230; (</strong>Bilin ki<strong>) sizi de onları da biz rızıklandırırız&#8230; Fevahiş’in (</strong>çirkin günahlar’ın<strong>) zahir olanına (</strong>içki, fuhuş,.. gibi<strong>) da batın olanına (</strong>günahın düşüncesi, fantaziler, hırsızlık,.. gibi<strong>) da yaklaşmayın&#8230; Bil-Hakk (</strong>hak ile olması<strong>) müstesna, Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin&#8230; İşte, akledesiniz diye (</strong>Allah<strong>) onu (</strong>bu ilkeleri B sırrınca<strong>) size vasiyyet etti</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">152-) Ve la takrebu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfül keyle vel miyzane Bilkıst* la nükellifü nefsen illâ vüs&#8217;aha, ve iza kultüm fa&#8217;dilu velev kâne zâ kurba* ve Bi ahdillahi evfu* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tezekkerun;<br />
<strong>Yetim’in malına yaklaşmayın&#8230; Ancak (</strong>yetim<strong>) rüşdüne (</strong>?<strong>) ulaşıncaya (</strong>babasından miras malından yararlanıncaya<strong>) kadar (Bi-) en güzeli ile olması müstesna&#8230; Ölçme ve tartma’yı Bil-kıst (</strong>uluhiyyet hükümlerine, sünnetullah’a göre, adaletle<strong>) tam yapın&#8230; (</strong>Biz<strong>) hiç bir nefs’i vus’atının (</strong>kapasitesinin<strong>) üstündeki ile mükellef kılmayız&#8230; Söylediğiniz zaman da adil olun (</strong>Hakkı söyleyin<strong>), velev ki yakınınız olsun&#8230; Allah Ahdi’ni (</strong>B sırrınca<strong>) ifa edin&#8230; İşte, tezekkür edesiniz diye (</strong>Allah<strong>) size onu (</strong>bu ilkeleri B sırrınca<strong>) vasiyyet etti (</strong>bu kadar önemli!?<strong>).</strong></p>
<p align="left">153-) Ve enne haza sıratıy müstekıymen fettebiuhu ve la tettebius sübüle feteferraka Biküm an sebiylih* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tettekun;<br />
<strong>Bu (</strong>tevhiyd diyni İslam<strong>) benim müstakiym (</strong>dosdoğru<strong>) sıratımdır, (</strong>o halde<strong>) ona tabi olun, (</strong>başka<strong>) sebillere (</strong>yollara; dinlere<strong>) tabi olmayın (</strong>zira<strong>) sizi (</strong>B gerçeğince<strong>) O’nun sebilinden (</strong>sırat-ı müstakıym’den; vahdet’ten<strong>) ayırırlar&#8230; İşte, bilfiil korunasınız diye (</strong>Allah<strong>) size onu (</strong>bu ilkeleri B sırrınca<strong>) vasiyyet etti (</strong>çok önemli!?<strong>).</strong></p>
<p align="left">154-) Sümme ateyna Musel Kitabe temamen alelleziy ahsene ve tafsıylen likülli şey’in ve hüden ve rahmeten leallehüm Bi Lıkai Rabbihim yu&#8217;minun;<br />
<strong>Sonra muhsin olanlar üzerine (</strong>nimetimizi?<strong>) tamamlamak, her şeyi tafsil etmek, huda (</strong>kılavuz, hidayet<strong>) ve rahmet olarak Musa’ya Kitab’ı verdik ki onlar (</strong>B sırrınca<strong>) Rablerine kavuşacaklarına (</strong>Rablerinin B sırrınca varlıklarında açığa çıktığını yaşamaya<strong>) iman etsinler</strong>.</p>
<p align="left">155-) Ve haza Kitabun enzelnahu mübarekün fettebiuhu vetteku lealleküm turhamun;<br />
<strong>İşte bu (</strong>Kur’an<strong>) da (</strong>bizim<strong>) inzal ettiğimiz, mübarek bir bir Kitab’tır&#8230; (</strong>O halde<strong>) O’na tabi olun ve ittika edin ki, size rahmet edilsin</strong>.</p>
<p align="left">156-) En tekulu innema ünzilel Kitabu alâ taifeteyni min kablina ve in künna an dirasetihim leğafiliyn;<br />
<strong>“<em>Kitab, sadece bizden önceki iki taife (</em></strong><em>yahudi+nasara<strong>) üzerine inzal edildi; biz ise onların okuyup ders yapmasından elbette gafiller idik</strong></em><strong>” demeyesiniz (</strong>diye inzal ettik<strong>).</strong></p>
<p align="left">157-) Ev tekulu lev enna ünzile aleynel Kitabu lekünna ehda minhüm* fekad caeküm beyyinetün min Rabbiküm ve hüden ve rahmetün, femen azlemü mimmen kezzebe Bi ayatillahi ve sadefe anha* seneczilleziyne yasdifune an ayatina suel azabi Bi ma kânu yasdifun;<br />
<strong>Yahut: “<em>Eğer bizim üzerimize de Kitab inzal olunsaydı, elbette onlardan (</em></strong><em>o iki taifeden<strong>) daha hidayete ererdik</strong></em><strong>” demeyesiniz diye&#8230; (</strong>Artık<strong>) Rabbinizden size bir beyyine (</strong>yolunuzun apaçık delilleri<strong>), huda (</strong>gayenize götürecek rehber<strong>) ve rahmet gelmiştir&#8230; Allah ayetlerini (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?.. Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle (</strong>B gerçeğince<strong>), azabın kötüsü ile cezalandıracağız</strong>.</p>
<p align="left">158-) Hel yenzurune illâ en te&#8217;tiyehümül Melaiketü ev ye&#8217;tiye Rabbüke ev ye&#8217;tiye ba&#8217;du ayati Rabbik* yevme ye&#8217;tiy ba&#8217;du ayati Rabbike la yenfeu nefsen imanüha lem tekün amenet min kablü ev kesebet fiy imaniha hayra* kulintezıru inna müntezırun;<br />
<strong>(</strong>Onlar iman etmek için<strong>) illa kendilerine melaike’nin gelmesini (</strong>fiziki ölüm<strong>), yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?&#8230; Rabbinin ayetlerinin bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş (</strong>tanımamış<strong>), yahut imanında bir hayır kazanmamış nefse/kimseye imanı hiç bir fayda sağlamaz&#8230; De ki: “<em>Bekleyin; biz de beklemekteyiz</em>”</strong>.</p>
<p align="left">159-) İnnelleziyne ferreku diynehüm ve kânu şiyean leste minhüm fiy şey&#8217;in, innema emruhüm ilAllahi sümme yünebbiuhüm Bi ma kânu yef&#8217;alun;<br />
<strong>Dinlerini parça parça edip, fırka fırka olanlar varya, (</strong>Rasûlüm<strong>) senin onlarla hiç bir ilişiğin yoktur&#8230; Onların işi ancak Allah’a kalmıştır&#8230; Sonra (</strong>O<strong>), onlara yapmakta oldukları fiillerini (</strong>B sırrınca<strong>) haber verecektir</strong>.</p>
<p align="left">160-) Men cae Bil haseneti felehu aşru emsaliha* ve men cae Bisseyyieti fela yücza illâ misleha ve hüm la yuzlemun;<br />
<strong>Kim (</strong>Bi-<strong>) hasene (</strong>iyilik<strong>) ile gelirse, ona onun (</strong>getirdiğinin<strong>) on misli vardır&#8230; Kim de (</strong>Bi-<strong>) seyyie (</strong>kötülük; ki nefsindendir?<strong>) ile gelirse, ancak onun misliyle cezalandırılır&#8230; Onlar zulme uğratılmazlar</strong>.</p>
<p align="left">161-) Kul inneniy hedaniy Rabbiy ila sıratın müstekıym* diynen kıyemen millete İbrahîyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Muhakkak ki beni, Rabbim sırat-ı müstakım’e, (</em></strong><em>yani<strong>) pek kaim/payidar/değişmeyen diyn’e, haniyf olan İbrahim’in milletine hidayet etti&#8230; (</strong>İbrahim<strong>) müşriklerden olmadı</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">162-) Kul inne Salatiy ve Nüsükiy ve mahyaye ve mematiy Lillahi Rabbil alemiyn;<br />
<strong>De ki: “<em>Muhakkak ki salat’ım (</em></strong><em>namazım<strong>), nusuk’um (</strong>yaklaştırıcı işlevi olan şey; kurban, ibadet gibi<strong>), hayatım ve mematım Rabbul’Alemiyn olan Allah içindir (</strong>Allah’a ait özelliklerin ve Allah ahlakının açığa çıkması içindir<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">163-) La şeriyke leHU, ve Bi zâlike ümirtü ve ene evvelül müslimiyn;<br />
<strong>“<em>Ortağı yoktur O’nun&#8230; (</em></strong><em>Ben<strong>) işte (</strong>B sırrınca<strong>) bununla (</strong>gayrını görmemekle<strong>) emrolundum ve ben müslimlerin (</strong>ön safta olanların<strong>) ilkiyim</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">164-) Kul eğayrAllahi ebğıy Rabben ve HUve Rabbü külli şey&#8217;in, ve la teksibü küllü nefsin illâ aleyha* ve la teziru vaziretun vizra uhra* sümme ila Rabbiküm merciuküm feyünebbiuküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;<br />
<strong>De ki: “<em>O herşeyin Rabbi iken, (</em></strong><em>ben<strong>) Allah’ın gayrı Rab mı talep edeyim (</strong>mümkün mü<strong>) ?.. Her nefsin kazandığı ancak kendi üzerine (</strong>aleyhine<strong>) dir&#8230; Bir yük taşıyıcı/günahkar, başka birinin yükünü/günahını taşımaz&#8230; Sonra merci’niz (</strong>dönüşünüz<strong>) Rabbinizedir&#8230; Hakkında ihtilaf ettiğiniz hususları (</strong>O<strong>) size (</strong>B sırrınca<strong>) haber verecektir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">165-) Ve HUvelleziy cealeküm halaifel’ Ardı ve refea ba&#8217;daküm fevka ba&#8217;din deracatin liyeblüveküm fiyma ataküm* inne Rabbeke seriy’ul ıkab* ve inneHU le Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>O’dur sizi Arz’ın halifeleri kılan ve size verdiklerinde sizi denemek (</strong>o özelliklerinizi kuvveden fiile çıkarmak<strong>) için, bazınızı bazınızın fevkınde derecelerle ref’edendir&#8230; Muhakkak ki Rabbin seri’-ül’ıkab’dır (</strong>cezası sür’atli<strong>)&#8230; Ve O, elbette Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/6-en%e2%80%99am-suresi/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/6-en%e2%80%99am-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>7 &#8211; A’raf Sûre</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/7-a%e2%80%99raf-sure/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/7-a%e2%80%99raf-sure/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 21:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/7-a%e2%80%99raf-sure/</guid>
		<description><![CDATA[SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
A’raf Sûre’si, sekiz ayeti (163-170) hariç Mekke döneminde, 39.sırada nazıl olmuştur&#8230; Kitab tertibi itibarıyla 7.sûredir&#8230; 206 ayettir&#8230;
Sûre adını, 46-49 ayetlerinde bahsedilen, “A’raf“ ya da Rical-i A’raf/Ashab-ı A’raf’dan alır&#8230;Sözlük olarak yüksek yer, bir dalganın tepe noktası, extremum nokta; orta yer (Teşbihen KALB), demektir&#8230; Ayette ise ne cennet ehline ne de nar ehline dahil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ</span></strong></span></span></p>
<p align="left">A’raf Sûre’si, sekiz ayeti (163-170) hariç Mekke döneminde, 39.sırada nazıl olmuştur&#8230; Kitab tertibi itibarıyla 7.sûredir&#8230; 206 ayettir&#8230;</p>
<p align="left">Sûre adını, 46-49 ayetlerinde bahsedilen, “<strong>A’raf</strong>“ ya da <strong>Rical-i A’raf</strong>/<strong>Ashab-ı A’raf</strong>’dan alır&#8230;Sözlük olarak <em>yüksek yer, bir dalganın tepe noktası, extremum nokta; orta yer (Teşbihen KALB),</em> demektir&#8230; Ayette ise <strong>ne cennet ehline ne de nar ehline dahil olmayan, bunları simalarından tanıyıp ayırt eden Rical için bir <span style="text-decoration: underline;">süper pozisyon</span> hali</strong>, olarak tanımlanıyor&#8230;</p>
<p align="left"><span id="more-116"></span></p>
<p align="left">A’raf sûresinde bir çok Nebî’nin kavimleri ve ümmetleri ile ibret verici kıssaları anlatılır&#8230; Bilhassa <strong>Adem-iblis</strong> ve <strong>Musa-fravun</strong> münasebeti çok ibret verici ve detaylı olarak kıssa edilir&#8230;</p>
<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">AYETLERİN MÂNÂSI</span></strong></span></span></p>
<p align="left"><strong>BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM</strong></p>
<p align="left">1-) Eliyf, Lâââm, Miiiym, Saaad;<br />
<strong>Eliyf, Lâm, Miym, Sad.</strong></p>
<p align="left">2-) Kitabün ünzile ileyke fela yekün fiy sadrike harecün minhü li tünzire Bihi ve zikra lil mu’miniyn;<br />
<strong>(</strong>O,<strong>) sana inzal edilen bir Kitab’tır&#8230; Onunla (</strong>B sırrınca<strong>) uyarman ve mü’minlere öğüt (</strong>vermen<strong>) /hatırlatman için&#8230; Artık sadrında ondan bir sıkıntı olmasın</strong>.</p>
<p align="left">3-) İttebiu ma ünzile ileyküm min Rabbiküm ve la tettebiu min duniHİ evliya&#8217;* kaliylen ma tezekkerun;<br />
<strong>Rabbinizden size inzal olunana tabi olun&#8230; O’ndan gayrı velilere tabi olmayın&#8230; Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!</strong>.</p>
<p align="left">4-) Ve kem min karyetin ehleknaha fecaeha be&#8217;süna beyaten ev hüm kailun;<br />
<strong>Nice karye’ler (</strong>şehir, topluluk; beden, nefs<strong>) helak ettik; beyaten (</strong>geceleyin<strong>) veya onlar kaylule (</strong>gündüz uykusu<strong>) yaparlarken, azabımız ona (</strong>karye’ye<strong>) geldi</strong>.</p>
<p align="left">5-) Fema kâne da&#8217;vahüm iz caehüm be&#8217;süna illâ en kalu inna künna zalimiyn;<br />
<strong>Azabımız onlara geldiğinde, onların çağırmaları: “<em>Doğrusu biz zalimler imişiz</em>” demelerinden başka bir şey olmadı</strong>.</p>
<p align="left">6-) Felenes&#8217;elennelleziyne ürsile ileyhim velenes&#8217;elennel murseliyn;<br />
<strong>Andolsun ki, kendilerine (</strong>Rasûl<strong>) irsal edilenlere (</strong>ümmetlere<strong>) de soracağız, murseliyn’e (</strong>irsal olunan Rasûller’e<strong>) de elbette soracağız (</strong>zira onlar şahidlerdir?<strong>).</strong></p>
<p align="left">7-) Felenekussanne aleyhim Bi ilmin ve ma künna ğaibiyn;<br />
<strong>Ve elbette onlara (</strong>Bi-<strong>) ilim ile (</strong>B sırrınca, olup-biteni<strong>) kıssa edeceğiz&#8230; Biz gaibler (</strong>onlardan öte, olanlardan habersiz<strong>) değil idik</strong>.</p>
<p align="left">8-) Vel veznü yevmeizinil Hakk* femen sekulet mevaziynuhu feülaike hümül müflihun;<br />
<strong>O gün vezn (</strong>ölçü<strong>) Hak’tır&#8230; Artık kimin miyzanları (</strong>terazileri<strong>) ağır gelirse, işte onlar felaha erenlerin ta kendileridir</strong>.</p>
<p align="left">9-) Ve men haffet mevaziynuhu feülaikelleziyne hasiru enfüsehüm Bi ma kânu Bi ayatina yazlimun;<br />
<strong>Kimin de miyzanları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize (</strong>sıfatlarımıza<strong>) zulmetmeleri dolayısıyla (</strong>B gerçeğince<strong>) kendi nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir</strong>.</p>
<p align="left">10-) Ve lekad mekkennaküm fiyl Ardı ve cealna leküm fiyha meayiş* kaliylen ma teşkürun;<br />
<strong>Andolsun ki (</strong>biz<strong>) sizi Arz’da temkiyn ettik (</strong>yerleştirdik<strong>) ve sizin için orada meayiş (</strong>maişetler, geçimlikler<strong>) oluşturduk&#8230; Ne kadar az şükrediyorsunuz!</strong>.</p>
<p align="left">11-) Ve lekad halaknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys* lem yekün mines sacidiyn;<br />
<strong>(</strong>Ey Ademoğlu<strong>) andolsun (</strong>ki<strong>) sizi halkettik (</strong>insani manayı takdir ve izhar ettik<strong>)&#8230; Sonra sizi tasvir ettik (</strong>sûretlendirdik<strong>)&#8230; Sonra melaike’ye (</strong>kuvvelere<strong>): “<em>Secde edin Adem’e</em>” dedik&#8230; İblis (</strong>vehim<strong>) hariç (</strong>hepsi<strong>) secde ettiler&#8230; (</strong>O<strong>) secde edenlerden olmadı</strong>.</p>
<p align="left">12-) Kale ma meneake ella tescüde iz emertük* kale ene hayrun minhu, halakteniy min narin ve halaktehu min tıyn;<br />
<strong>Buyurdu: “<em>Sana emrettiğimde seni secde etmekten ne menetti?</em>”&#8230; “<em>Ben daha hayırlıyım ondan; beni Nar’dan (</em></strong><em>manyetik beden?<strong>) halkettin, onu tıyn’den (</strong>hücresel yapıdan<strong>) halkettin</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">13-) Kale fehbıt minha fema yekûnü leke en tetekebbera fiyha fahruc inneke mines sağıriyn;<br />
<strong>Buyurdu: “(</strong><em>O halde<strong>) in oradan!.. Orada büyüklük taslamak senin için olacak şey değildir&#8230; Çık!.. Muhakkak ki sen küçülenlerdensin</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">14-) Kale enzırniy ila yevmi yüb&#8217;asun;<br />
<strong>“(</strong><em>İnsanların<strong>) ba’solacakları güne (</strong>vefatlarına<strong>) kadar bana mühlet ver</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">15-) Kale inneke minel münzariyn;<br />
<strong>Buyurdu: “<em>Muhakkak ki sen mühlet verilmişlerdensin</em>”</strong>.</p>
<p align="left">16-) Kale feBima ağveyteniy leak&#8217;udenne lehüm sıratakel müstekıym;<br />
<strong>“<em>Beni (</em></strong>B sırrınca<strong>) <em>sapıttırmana (</em></strong><em>mukabil, sebebiyle, onun gereği<strong>) yemin ederim ki (</strong>Hakkın Zatından gafil?<strong>), elbette senin sırat-ı müstakiym’ine onlar için oturacağım (</strong>onlara engel olacağım; da vasıl olamiyacaklar<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">17-) Sümme leatiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim* ve la tecidü ekserehüm şakiriyn;<br />
<strong>“<em>Sonra, andolsun ki onlara ön/eller yönlerinden, arka yönlerinden, sağ yönlerinden ve sol yönlerinden geleceğim&#8230; Onların ekseriyetini şükredenler bulamayacaksın</em>”</strong>.</p>
<p align="left">18-) Kalahruc minha mez&#8217;umen medhura* lemen tebiake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecmeıyn;<br />
<strong>Buyurdu: “<em>Çık oradan, aşağılanmış ve tard edilmiş olarak&#8230; Andolsun ki, onlardan kim sana tabi olursa, elbette cehennemi tamamen sizden dolduracağım</em>”</strong>.</p>
<p align="left">19-) Ve ya Ademüskün ente ve zevcükel cennete feküla min haysü şi&#8217;tüma ve la takreba hazihiş şecerete feteküna minez zalimiyn;<br />
<strong>“<em>Ya Adem!&#8230; Sen ve eş’in cenneti mesken edinin&#8230; İkiniz de istediğiniz yerden yiyin&#8230; (</em></strong><em>Ancak<strong>) şu şecere’ye yaklaşmayın&#8230; (</strong>O zaman<strong>) zalimlerden olursunuz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">20-) Fe vesvese lehümeş şeytanu liyübdiye lehüma ma vuriye anhüma min sev&#8217;atihima ve kale ma nehaküma Rabbüküma an hazihiş şecereti illâ en teküna melekeyni ev teküna minel halidiyn;<br />
<strong>Derken şeytan, SEV’AT’larından (</strong>yani cesedlerinden kendilerine örtülüp gizlenen yerleri<strong>) ortaya çıkarmak için onlara vesvese verdi&#8230; Dedi ki: “<em>Rabbinizin, işte şu şecere’den sizi nehyetmesi, iki melek/veya iki melik olmayasınız yahut ebediler (</em></strong><em>ölümsüzler<strong>) den olmayasınız, diyedir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">21-) Ve kasemehüma inniy leküma le minen nasıhıyn;<br />
<strong>Ve onlara: “<em>kesinlikle ben size nasihat edicilerdenim</em>” diye de kasem etti</strong>.</p>
<p align="left">22-) Fedellahüma Biğurur* felemma zâkaş şecerete bedet lehüma sev&#8217;atühüma ve tafika yahsifani aleyhima min verekıl cenneti, ve nadahüma Rabbühüma elem enheküma an tilkümeş şecereti ve ekul leküma inneş şeytane leküma adüvvün mübiyn;<br />
<strong>Böylece onları (</strong>B sırrınca<strong>) aldatarak aşağı sarkıttı&#8230; O ikisi, o malum şecere’den TADınca, SEV’ATları (</strong>cesedleri, avret yerleri<strong>) kendilerine zahir oldu&#8230; Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar&#8230; Rableri (</strong>akıl<strong>) onlara nida etti: “<em>Ben size şu şecereyi nehyetmedim mi; ve ben size demedim mi muhakkak şeytan sizin için apaçık düşmandır?</em>”</strong>.</p>
<p align="left">23-) Kala Rabbena zalemna enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekûnenne minel hasiriyn;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>Rabbimiz!&#8230; Zulmettik nefsimize&#8230; Eğer bizi mağfiret etmez ve bize rahmet etmez isen, muhakkak ki biz hüsrana uğrayanlardan oluruz</em>”</strong>.</p>
<p align="left">24-) Kalehbitu ba&#8217;duküm li ba&#8217;din adüvv* ve leküm fiyl Ardı müstekarrun ve metaun ila hıyn;<br />
<strong>Buyurdu: “<em>Bazınız bazınıza düşman olarak inin&#8230; Sizin için Arz’da müstakarr (</em></strong><em>istikrar bulma yeri; karargah<strong>) ve belli bir zamana kadar faydalanma, nasip almak vardır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">25-) Kale fiyha tahyevne ve fiyha temutune ve minha tuhrecun;<br />
<strong>“<em>Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız</em>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">26-) Ya Beniy Ademe kad enzelna aleyküm libasen yüvariy sev&#8217;atiküm ve riyşa* ve libasüt takva zâlike hayr* zâlike min ayatillahi leallehüm yezzekkerun;<br />
<strong>Ya AdemOğulları&#8230; Hakikaten size SEV’AT’ınızı (</strong>cesed, avret mahalli<strong>) örtecek libas <span style="text-decoration: underline;">ve</span> süs-zinet olan giysi İNZAL ettik&#8230; Takva Libası elbette en hayırlısıdır&#8230; İşte bu Allah Ayetlerindendir; ki belki düşünüp öğüt alırlar</strong>.</p>
<p align="left">27-) Ya Beniy Ademe la yeftinennekümüş şeytanu kema ahrece ebeveyküm minel cenneti yenziu anhüma libasehüma li yüriyehüma sev&#8217;atihima* innehu yeraküm huve ve kabılühu min haysü la teravnehüm* inna cealneş şeyatıyne evliyae lilleziyne la yu&#8217;minun;<br />
<strong>Ya AdemOğulları!&#8230; Şeytan, sizin ebeveyninizi (</strong>baba-ananızı<strong>), SEV’AT’larını (</strong>cesed, avret mahalli<strong>) kendilerine göstermek için libaslarını onlardan soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de fitneye düşürmesin (</strong>26.ayetteki libas?<strong>) !.. Çünkü o ve onun kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler&#8230; Biz, şeytanları iman etmeyenler için evliya/dostlar kıldık</strong>.</p>
<p align="left">28-) Ve iza fealu fahışeten kalu vecedna aleyha abaena vAllahu emerena Biha* kul innAllahe la ye&#8217;muru Bil fahşa&#8217;* etekulune alellahi ma la ta&#8217;lemun;<br />
<strong>(</strong>Onlar<strong>) fahişet (</strong>hayasızlık, şirk<strong>) işlediklerinde: “<em>Babalarımızı da bunun üzerinde bulduk ve Allah da bununla bizi emretti</em>” dediler&#8230; De ki: “<em>Kesinlikle Allah (</em></strong><em>Bi-<strong>) fahşa’yı (</strong>sünnetullah’a uymayan amelleri<strong>) emretmez&#8230; Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">29-) Kul emera Rabbiy Bil kıst* ve ekıymu vücuheküm ınde külli mescidin veduhu muhlisıyne lehüddiyn* kema bedeeküm teudun;<br />
<strong>De ki: “<em>Rabbim beni Bil-kıst ile (</em></strong><em>sünnetullah’a göre muamele ile<strong>) emretti&#8230; Her mescid (</strong>secde yeri<strong>) indinde vechlerinizi ikame edin (</strong>O’na döndürün<strong>) ve Diyn’i yalnız O’na has kılan (</strong>ihlaslılar<strong>) olarak O’na dua edin/yalnızca O’nu çağırın&#8230; Sizi (</strong>ilk<strong>) izhar ettiği (</strong>başlangıcınızdaki<strong>) gibi, (</strong>O’na<strong>) döneceksiniz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">30-) Feriykan heda ve feriykan hakka aleyhimüd dalaletü, innehümüt tehazüş şeyatıyne evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehüm mühtedun;<br />
<strong>Bir fırka’ya hidayet etti, bir fırka üzerine de dalalet hak oldu&#8230; Muhakkak ki onlar Allah’ı bırakıp şeytanları (</strong>hakikatleri olan Allah’dan engelleyenleri<strong>) dostlar edindiler&#8230; Ve sanıyorlar ki kendileri hidayete erenlerdir</strong>.</p>
<p align="left">31-) Ya Beniy Ademe huzu ziyneteküm ınde külli mescidin ve külu veşrebu ve la tüsrifu* inneHU la yuhıbbul müsrifiyn;<br />
<strong>Ya AdemOğulları her mescid (</strong>secde yeri<strong>) indinde ziynetinizi alın&#8230; Yeyin, için, israf etmeyin&#8230; Çünkü O, israfedenleri sevmez (</strong>vasıfları ile vasıflamaz<strong>).</strong></p>
<p align="left">32-) Kul men harrame ziynetellahilletiy ahrece li ıbadiHİ vettayyibati miner rızk* kul hiye lilleziyne amenu fiyl hayatid dünya halisaten yevmel kıyameti, kezâlike nufassılul ayati li kavmin ya&#8217;lemun;<br />
<strong>De ki: “<em>Kim haram etti Allah Ziyneti’ni -ki kulları için çıkarmıştır- ve rızkın tayyibatını?”&#8230; De ki: “O, dünya hayatında iman edenlerindir, kiyamet gününde ise yalnız (</em></strong><em>onlarındır; zira amellerinin hasılasıdır<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; Bilen bir kavim için ayetleri işte böyle tafsil ediyoruz</strong>.</p>
<p align="left">33-) Kul innema harrame Rabbiyel fevahışe ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bağye Bi ğayril hakkı ve en tüşriku Billahi ma lem yünezzil Bihi sültanen ve en tekulu alellahi ma la ta&#8217;lemun;<br />
<strong>De ki: “<em>Rabbim, ancak fevahiş’i (</em></strong><em>hayvani dürtü ve davranışları<strong>), ondan (</strong>fevahiş’den<strong>) zahir olanını ve batın olanını, ismi (</strong>günahı; vicdanı rahatsız eden ameli; dil vasıtasıyla işlenen günahı<strong>), haksız bir şekilde bağy’i (</strong>zulmü, saldırmayı<strong>), onunla ilgili (</strong>B sırrınca<strong>) hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah’a (</strong>B gerçeğince<strong>) ortak koşmanızı ve Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri konuşmanızı haram kılmıştır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">34-) Ve li külli ümmetin ecel* feiza cae ecelehüm la yeste&#8217;hırune saaten ve la yestakdimun;<br />
<strong>Her ümmetin bir eceli (</strong>ilmi ilahide hükmedilmiş bir kemalatı<strong>) vardır&#8230; Onların eceli geldiğinde, ne bir saat tehir edebilirler, ne de öne alabilirler</strong>.</p>
<p align="left">35-) Ya Beniy Ademe imma ye&#8217;tiyenneküm Rusulün minküm yekussune aleyküm ayatİY, femenitteka ve asleha fela havfün aleyhim ve lahüm yahzenun;<br />
<strong>Ya AdemOğulları!&#8230; Sizden (</strong>sizin cinsinizden<strong>), ayetlerimi size kıssa eden Rasûller size geldiğinde, (</strong>artık<strong>) kim ittika eder ve (</strong>halini<strong>) ıslah eder ise, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar (Akıllarını değerlend</strong>.</p>
<p align="left">36-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina vestekberu anha ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;<br />
<strong>Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayanlar ve onlara karşı kibirlenenler (</strong>var ya<strong>), işte onlar Nar ashabıdır&#8230; Onlar orada ebedi kalıcılardır</strong>.</p>
<p align="left">37-) Femen azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ, ülaike yenalühüm nasıybuhüm minel Kitab* hatta iza caethüm Rusulüna yeteveffevnehüm kalu eyne ma küntüm ted&#8217;une min dunillah* kalu dallu anna ve şehidu alâ enfüsihim ennehüm kânu kafiriyn;<br />
<strong>Allah üzerine yalan uydurandan (</strong>Allah yanısıra kendini var sanan<strong>) yahut O’nun ayetlerini (</strong>sıfatlarını B gerçeğince<strong>) yalanlayandan daha zalim kimdir?.. İşte onlara Kitab’tan kendi nasipleri nail olur&#8230; Nihayet onları vefat ettirmek için Rasûllerimiz (</strong>kuvvelerimiz<strong>) kendilerine geldiği vakit: “<em>Allah’ın gayrından dua edip çağırdıklarınız (</em></strong><em>isimlendirip var sandıklarınız<strong>) nerede?</strong></em><strong>” dediler&#8230; “<em>Bizden kaybolup gittiler</em>” dediler ve (</strong>böylece<strong>) kafir (</strong>Hakk’dan perdeli; genel gaflet üzre<strong>) olduklarına dair kendi aleyhlerine şahidlik ettiler</strong>.</p>
<p align="left">38-) Kaledhulu fiy ümemin kad halet min kabliküm minel cinni vel’insi fiyn nar* küllema dehalet ümmetün leanet uhteha* hatta ized dareku fiyha cemiy’an kalet uhrahüm li ulahüm Rabbena haülai edalluna featihim azaben dı&#8217;fen minen nar* kale li küllin dı&#8217;fün ve lâkin la ta&#8217;lemun;<br />
<strong>Buyurdu: “<em>Sizden önce geçmiş cinn’den ve ins’den ümmetler içinde (</em></strong><em>siz de<strong>) Nar’a dahil olun</strong></em><strong>”&#8230; Her ümmet (</strong>Nar’a<strong>) dahil oldukça, kızkardeşine (</strong>Nar ehli, nefs ehlidir?.. Ruhani kuvveler oğullar, nefsani kuvveler kızlardır!<strong>) la’net etti&#8230; Nihayet hepsi orada bir araya gelip birikince, sonrakileri öncekileri için: “<em>Rabbimiz!.. İşte bunlar bizi saptırdılar&#8230; Onlara Nar’dan iki kat azab ver</em>” dedi&#8230; Buyurdu: “<em>Hepsi için bir katı vardır, fakat siz bilmezsiniz</em>”</strong>.</p>
<p align="left">39-) Ve kalet ulahüm li uhrahüm fema kâne leküm aleyna min fadlin fezukul azabe Bi ma küntüm teksibun;<br />
<strong>Öncekileri de sonrakilerine: “<em>Sizin bize bir üstünlüğünüz yok&#8230; Kazandıklarınızdan dolayı (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) tadın azabı!</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">40-) İnnelleziyne kezzebu Bi ayatina vestekberu anha la tüfettehu lehüm ebvabüs Semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelü fiy semmilhıyat* ve kezâlike neczil mücrimiyn;<br />
<strong>Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayıp, onlara karşı kibirlenenlerler (</strong>var ya muhakakkak ki<strong>) onlara Sema kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar (</strong>onlar<strong>) cennete dahil olamazlar&#8230; Mücrimleri işte böyle cezalandırırız (</strong>mücrim olmanın karşılığı budur<strong>).</strong></p>
<p align="left">41-) Lehüm min cehenneme mihadün ve min fevkıhim ğavaş* ve kezâlike necziyz zalimiyn;<br />
<strong>Onlara cehennem’den bir döşek ve fevklerinden ğavaş (</strong>örtüler, perdeler, kılıflar<strong>) vardır&#8230; Zalimleri işte böyle cezalandırırız</strong>.</p>
<p align="left">42-) Velleziyne amenu ve amilus salihati la nükellifü nefsen illâ vüs&#8217;aha* ülaike ashabül cenneti, hüm fiyha halidun;<br />
<strong>İman edip salih amel işleyenlere gelince -<em>ki (</em></strong><em>biz<strong>) hiç bir nefs’i vus’atının (</strong>kapasitesinin<strong>) üstündeki ile mükellef kılmayız</strong></em><strong>- işte onlar Cennet ashabıdır&#8230;</strong><strong> Onlar orada ebedi kalıcılardır</strong>.</p>
<p align="left">43-) Ve neza&#8217;na ma fiy sudurihim min ğıllin tecriy min tahtihimül enhar* ve kalül hamdü Lillahilleziy hedana lihaza ve ma künna li nehtediye levla en hedanAllahu, lekad caet Rusulü Rabbina Bil Hakk* ve nudu en tilkümül cennetü uristümuha Bi ma küntüm ta&#8217;melun;<br />
<strong>(</strong>Biz<strong>) onların (</strong>cennet ashabının<strong>) sadrlarında ğıl’dan (</strong>kin, sevgisizlik<strong>) ne varsa söküp attık&#8230; Onların altlarından nehirler akar&#8230; “<em>Bizi, buna hidayet eden Allah’a aittir HAMD (</em></strong><em>O’nun sıfatları ile oldu bu iş<strong>)&#8230; Eğer Allah bize hidayet etmeseydi, biz buna ulaşamazdık&#8230; Andolsun ki Rabbimizin Rasûlleri Bil-Hakk (</strong>Hak olarak<strong>) gelmiştir</strong></em><strong>” dediler&#8230; </strong><strong>“<em>İşte size, yaptığınız çalışmalar sebebiyle (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) ona mirasçı kılındığınız cennet</strong></em><strong>” diye (</strong>onlara<strong>) nida edilir</strong>.</p>
<p align="left">44-) Ve nada ashabül cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena Rabbüna hakkan fehel vecedtüm ma veade Rabbüküm hakka* kalu neam* feezzene müezzinün beynehüm en la&#8217;netullahi alez zalimiyn;<br />
<strong>Cennet ashabı, Nar ashabına: “<em>Rabbimizin bize va’dettiğini Hak bulduk&#8230; (</em></strong><em>Siz de<strong>) Rabbinizin va’dettiğini Hak buldunuz mu?</strong></em><strong>” diye nida ettiler&#8230; Onlar da: “<em>Evet</em>” dediler&#8230; (</strong>Derken<strong>) aralarında bir müezzin: “<em>Allah’ın la’neti zalimler üzerinedir</em>” diye ilan eder</strong>.</p>
<p align="left">45-) Elleziyne yesuddune an sebiylillâhi ve yebğuneha ıveca* ve hüm Bil ahireti kafirun;<br />
<strong>Onlar ki, Allah yolundan engellerler ve onu eğriltmek isterler&#8230; Onlar ahirete de (</strong>B sırrınca<strong>) kafirlerdir.</strong></p>
<p align="left">46-) Ve beynehüma hıcab* ve alel a&#8217;rafi ricalun ya&#8217;rifune küllen Bisiymahüm* ve nadev ashabel cenneti en selâmün aleyküm lem yedhuluha ve hüm yatmeun;<br />
<strong>Onların ikisi (</strong>cennet ve cehennem ashabı<strong>) arasında bir hicab vardır&#8230; A’raf üzerinde ise (</strong>B sırrınca<strong>) her birini onların simalarından tanıyan RİCAL (</strong>Allah Adamları<strong>) vardır&#8230; Cennet ashabına: “<em>Selamun aleyküm</em>” diye nida ederler (</strong>onları selamete taşırlar<strong>)&#8230; (</strong>Bu Rical<strong>) cennete dahil olmamıştır&#8230; Onlar (</strong>ise<strong>) umarlar</strong>.</p>
<p align="left">47-) Ve iza surifet ebsaruhüm tilkae ashabin nari kalu Rabbena la tec&#8217;alna maal kavmiz zalimiyn;<br />
<strong>Basarları (</strong>görme duyuları, idrakları<strong>) Nar ashabı yönüne çevrildiği vakit: “<em>Rabbimiz!.. Bizi zalimler kavmi ile beraber kılma</em>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">48-) Ve nada ashabül a&#8217;rafi ricalen ya&#8217;rifunehüm Bisiymahüm kalu ma ağna anküm cem&#8217;uküm ve ma küntüm testekbirun;<br />
<strong>Ashab-ı A’raf, (</strong>B sırrınca<strong>) simalarından kendilerini tanıdıkları (</strong>bazı<strong>) rical’e (</strong>adamlara<strong>) nida ederek şöyle dediler: “<em>Ne cem’inizin/cemaatınızın (</em></strong><em>ya da toplayıp güvendiğiniz amellerinizin, nesnelerinizin<strong>) ne de büyüklenmenizin size hiç bir faydası olmadı!</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">49-) Ehaülailleziyne aksemtüm la yenaluhumullahu Bi rahmetin, üdhulül cennete la havfün aleyküm ve la entüm tahzenun;<br />
<strong>“<em>Allah kendilerini (</em></strong><em>Bi-<strong>) rahmete nail etmez, diye yemin ettiğiniz kimseler şunlar mıydı?.. (</strong>Oysa onlara<strong>): “Dahil olun cennete!.. Size bir korku yoktur&#8230; Ve siz mahzun da olmayacaksınız (</strong>denilmiş; yani velayet verilmiş?<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">50-) Ve nada ashabün nari ashabel cenneti en efıdu aleyna minelmai ev mimma razekakümüllah* kalu innAllahe harramehüma alel kafiriyn;<br />
<strong>Nar ashabı, Cennet ashabına: “<em>O Su’dan (</em></strong><em>ilim<strong>) veya Allah’ın sizi rızıklandırdıklarından (</strong>takva, cennet halini sağlayan ilahi kuvveler<strong>) bizim üzerimize de akıtın</strong></em><strong>” diye nida ettiler&#8230; (</strong>Cennet ashabı da<strong>): “<em>Muhakkak ki Allah o ikisini kafirler üzerine haram kılmıştır</em>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">51-) Elleziynet’tehazu diynehüm lehven ve leiben ve ğarrethümül hayattüd dünya* fel yevme nensahüm kema nesu lıkae yevmihim haza, ve ma kânu Bi ayatina yechadun;<br />
<strong>Onlar, dinlerini (</strong>selim itikatlarını, sistem’i<strong>) bir eğlence ve bir oyun edinmiş, dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir&#8230; Onlar bu günlerine kavuşacaklarını unuttukları gibi, (</strong>onlar<strong>) ayetlerimizi (</strong>B sırrınca nasıl<strong>) bile bile inkar ediyorlardı ise, biz de bu gün onları unuturuz</strong>.</p>
<p align="left">52-) Ve lekad ci&#8217;nahüm Bi Kitabin fassalnahü alâ ılmin hüden ve rahmeten likavmin yu&#8217;minun;<br />
<strong>Andolsun ki onlara (</strong>onları<strong>), iman eden kavme bir rahmet ve bir hidayet rehberi olarak, bir ilim üzere O’nu tafsil ettiğimizi (</strong>B sırrınca<strong>) “B”ir Kitab (</strong>olarak<strong>) getirdik</strong>.</p>
<p align="left">53-) Hel yenzurune illâ te&#8217;vıleh* yevme ye&#8217;tiy te&#8217;viyluhu yekulülleziyne nesuhu min kablü kad caet Rusulü Rabbina Bil Hakk* fehel lena min şüfeae feyeşfeu lena ev nureddü fena&#8217;mele ğayrelleziy künna na&#8217;mel* kad hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kânu yefterun;<br />
<strong>O’nun ancak te’vilini (</strong>asıl manasını<strong>) bekliyorlar?.. O’nun te’vilinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar şöyle derler: “<em>Gerçekten Rabbimizin Rasûlleri (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) Hakkı getirmiş&#8230; Aceba bizim için şefaatçılardan var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut (</strong>mümkün mü ki tekrar geri<strong>) döndürülelim de (</strong>daha önce<strong>) yaptıklarımızın gayrını yapalım (</strong>yeni ruh beden inşa edelim?<strong>)”</strong></em><strong>&#8230; (</strong>Onlar<strong>) gerçekten kendilerini hüsrana uğrattılar ve uydurup durdukları şeyler onlardan uzaklaşıp kayboldu</strong>.</p>
<p align="left">54-) İnne Rabbekümullahulleziy halekas Semavati vel Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel Arşi yuğşil leylen nehare yatlubuhu hasiysen veşŞemse velKamera venNücume musahharatin BiemriHİ, ela leHUl halku vel emr* tebarekâllahu Rabbül alemiyn;<br />
<strong>Muhakkak Rabbiniz O Allah’dır ki, Semavat ve Arz’ı altı günde halketti, sonra Arş’a istiva etti (</strong><span style="text-decoration: underline;">Allah’ın</span> istiva ettiği Arş?<strong>)&#8230; Gündüz’e, hasis (</strong>sür’atli, aralıksız<strong>) olarak onu talep eden geceyi bürür&#8230; Güneş’i, ay’ı, yıldızlar’ı (</strong>Bi-<strong>) EMRine musahhar (</strong>boyun eğdirilmiş halde yaratan O’dur<strong>)&#8230; Dikkat edin, halk (</strong>yaratma<strong>) da O’nundur, Emr de&#8230; Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!</strong>.</p>
<p align="left">55-) Üd&#8217;u Rabbeküm tedarruan ve hufyeten, inneHU la yuhıbbul mu&#8217;tediyn;<br />
<strong>Rabbinize tazarru’ (</strong>içten yalvararak, nefsinizde boyun eğerek<strong>) ve gizlice (</strong>sırren, munacat halinde<strong>) dua edin&#8230; Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez</strong>.</p>
<p align="left">56-) Ve la tüfsidu fiyl Ardı ba&#8217;de ıslahıha ved&#8217;uhu havfen ve tame’an, inne rahmetAllahi kariybun minel muhsiniyn;<br />
<strong>Islah edildikten sonra Arz’da ifsad yapmayın&#8230; Korkarak ve umarak O’na dua edin/O’nu çağırın&#8230; Muhakkak ki Allah Rahmeti muhsinlere/muhsinlerden (</strong>size<strong>) yakındır</strong>.</p>
<p align="left">57-) Ve HUvelleziy yursilurRiyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ, hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahu libeledin meyyitin feenzelna Bihilmae feahrecna Bihi min küllis semerat* kezâlike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun;<br />
<strong>Rahmetinin önünden rüzgarları (</strong>ilahi nefhaları<strong>) müjdeci olarak irsal eden O’dur&#8230; Nihayet (</strong>rüzgarlar<strong>) ağır bulutları (</strong>sıfatları<strong>) yüklenip ref’edince, onu ölü bir beldeye sevk eder, onunla (</strong>B sırrınca<strong>) su inzal eder ve onunla (</strong>B sırrınca<strong>) her türlü semereden (</strong>meyva; marifet, kemalat<strong>) çıkarırız&#8230; İşte (</strong>biz<strong>), ölüleri böyle çıkarırız&#8230; Umulur ki tezekkür edersiniz</strong>.</p>
<p align="left">58-) Vel beledüt tayyibu yahrucü nebatuhu Bi izni Rabbihi, velleziy habüse la yahrucü illâ nekida* kezâlike nusarrifül ayati likavmin yeşkürun;<br />
<strong>Tayyib belde’nin (</strong>said, kalb<strong>) nebatı (</strong>o beldenin<strong>) Rabbinin izni ile (</strong><span style="text-decoration: underline;">Bi-izni RabbiHİ</span><strong>) çıkar&#8230; Habis olandan (</strong>şaki, nefs<strong>) ise, faydasız/fos (</strong>nebattan<strong>) başkası çıkmaz&#8230; İşte böyle, şükreden bir kavim için ayetleri tasrif ediyoruz (</strong>evirip çevirip anlatıyoruz<strong>).</strong></p>
<p align="left">59-) Lekad erselna Nuhan ila kavmihi fekale ya kavmı&#8217;budullahe maleküm min ilahin ğayruHU, inniy ehafü aleyküm azabe yevmin azîym;<br />
<strong>Andolsun ki Nuh’u kavmiNE irsal ettik de: “<em>Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin&#8230; O’nun gayrından bir ilahınız yoktur&#8230; Muhakkak ki ben, sizin üzerinize (</em></strong><em>inecek<strong>) aziym günün azabından korkuyorum</strong></em><strong>” dedi.</strong></p>
<p align="left">60-) Kalel meleü min kavmihi inna lenerake fiy dalalin mübiyn;<br />
<strong>Kavminden Mele’ (</strong>aynı görüşü paylaşan meclis, geleneksel toplumun ileri gelenleri<strong>) dedi ki: “<em>Doğrusu biz seni apaçık dalalet içinde görüyoruz (</em></strong><em>bugüne kadar duymadığımız, bilmediğimiz şeyler söylüyorsun?<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">61-) Kale ya kavmi leyse Biy dalaletün ve lakinniy Rasûlün min Rabbil alemiyn;<br />
<strong>(</strong>Nuh<strong>) dedi ki: “<em>Ey kavmim!.. Bir dalalet yok (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) bende&#8230; Fakat ben, Rabbul’Alemiyn’den bir Rasûl’üm</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">62-) Übelliğuküm risalati Rabbiy ve ensahu leküm ve a&#8217;lemü minAllahi ma la ta&#8217;lemun;<br />
<strong>“<em>Rabbimin risaletlerini size tebliğ ediyorum&#8230; Size nasihat ediyorum (</em></strong><em>sizi halisleştiriyorum<strong>)&#8230; Ve ‘</strong></em><strong>Allah<em>’dan sizin bilmediklerinizi biliyorum</em>”</strong>.</p>
<p align="left">63-) Eve acibtüm en caeküm zikrün min Rabbiküm alâ raculin minküm liyünzireküm ve litetteku ve lealleküm turhamun;<br />
<strong>“(</strong>Şirk halinden, birimsellik özelliklerinden<strong>) <em>Korunasınız ve belki rahmete (</em></strong><em>sıfat tecellisine<strong>) eresiniz diye, sizi uyarmak için, sizden bir adam üzerine, rabbinizden bir </strong></em><strong>zikr<em>’in (</em></strong><em>hatırlatma, öğüt<strong>) size gelmesine şaştınız mı?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">64-) Fekezzebuhu feenceynahu velleziyne meahu fiyl fülki ve ağraknelleziyne kezzebu Bi ayatina* innehüm kânu kavmen ‘amiyn;<br />
<strong>O’nu (</strong>Diyn’i<strong>) yalanladılar&#8230; (</strong>Biz de<strong>) o’nu ve onunla beraber olanları gemide (</strong>şeriatı ile<strong>) kurtardık&#8230; Ayetlerimizi yalanlayanları ise (</strong>su’da?<strong>) boğduk&#8230; Muhakkak ki onlar a’ma bir kavim idi</strong>.</p>
<p align="left">65-) Ve ila Adin ehahüm Huda* kale ya kavmı&#8217;budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, efela tettekun;<br />
<strong>Ad’a (</strong>Ad kavmine<strong>) de kardeşleri Hud’u (</strong>irsal ettik<strong>)&#8230; (</strong>O da<strong>): “<em>Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin&#8230; O’nun gayrından bir ilahınız yoktur&#8230; Hala korunmayacakmısınız?</em>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">66-) Kalel meleülleziyne keferu min kavmihî inna lenerake fiy sefahetin ve inna le nezunnüke minel kazibiyn;<br />
<strong>(</strong>Hud’un<strong>) kavminden (</strong>Vahdet’ten, Sistem’den<strong>) kafir olan Mele’ (</strong>o toplumun ileri gelenleri<strong>) dedi ki: “<em>Doğrusu biz seni sefahet’te (</em></strong><em>aptallık, çılgınlık içinde<strong>) görüyoruz&#8230; Ve biz seni yalancılardan zannediyoruz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">67-) Kale ya kavmi leyse Biy sefahetün ve lakinniy Rasûlün min Rabbil alemiyn;<br />
<strong>(</strong>Hud<strong>) dedi ki: “<em>Ey kavmim!.. Bir sefahet (</em></strong><em>akıl hafifliği<strong>) yok (</strong>B sırrınca<strong>) bende&#8230; Fakat ben, Rabbul’Alemiyn’den bir Rasûl’üm</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">68-) Übelliğuküm risalati Rabbiy ve ene leküm nasıhun emiyn;<br />
<strong>“<em>Rabbimin risaletlerini size tebliğ ediyorum&#8230; Ve ben sizin için emiyn bir nasihat ediciyim</em>”</strong>.</p>
<p align="left">69-) Eve acibtüm en caeküm zikrun min Rabbiküm alâ racülin minküm li yünzireküm* vezküru iz cealeküm hulefae min ba&#8217;di kavmi Nuhın ve zadeküm fiyl halkı bestaten, fezküru alâAllahi lealleküm tüflihun;<br />
<strong>“<em>sizi uyarmak için, sizden bir adam üzerine, rabbinizden bir zikr’in (</em></strong><em>hatırlatma, öğüt<strong>) size gelmesine şaştınız mı?&#8230; Zikredin (</strong>hatırlayın, düşünün<strong>) ki (</strong>Allah<strong>) sizi, Nuh kavminden sonra halifeler kıldı ve sizi, yaratılışta besta (</strong>ilmen ve cismen genişlik, derinlik<strong>) olarak ziyade etti&#8230; Allah nimetlerini (</strong>Rabbinizle<strong>) zikredin ki felaha eresiniz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">70-) Kalu eci&#8217;tena lina&#8217;budAllahe vahdeHU ve nezere ma kâne ya&#8217;büdü abaüna* fe&#8217;tina Bima teıdüna in künte mines sadikıyn;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>Allah’a O’nun TEKliği ile kulluk edelim, babalarımızın kulluk etmekte olduklarını bırakalım diye mi bize geldin?.. Eğer sadıklardan isen bizi tehdit ettiğini (</em></strong><em>B sırrınca hadi<strong>) bize getir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">71-) Kale kad vekaa aleyküm min Rabbiküm ricsün ve ğadab* etücadiluneniy fiy esmain semmeytümuha entüm ve abaüküm ma nezzelAllahu Biha min sültan* fentezıru inni meaküm minel müntezırın;<br />
<strong>(</strong>Hud<strong>) dedi ki: “<em>Gerçek ki Rabbinizden, üzerinize bir </em>rics<em> (</em></strong><em>azab, engellenme<strong>) ve </strong></em><strong>gadab<em> (</em></strong><em>şirk hali<strong>) vaki olmuş (</strong>zaten?<strong>)&#8230; (</strong>Varolduklarına dair<strong>) Allah’ın (</strong>B sırrınca<strong>) hiç bir kanıt-kuvve inzal etmediği, (</strong>sadece<strong>) sizin ve babalarınızın taktığı (</strong>o isimlerin karşılığı bir varlık sözkonusu olmaksızın bir takım kuru<strong>) isimler hakkında benimle tartışıyormusunuz?.. Bekleyin (</strong>o halde<strong>), ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">72-) Feenceynahu velleziyne meahu Bi rahmetin minna ve kata&#8217;na dabiralleziyne kezzebu Bi ayatina ve ma kânu mu’miniyn;<br />
<strong>(</strong>Biz de<strong>) onu ve onunla beraber olanları, bizden (</strong>Bi-<strong>) rahmet ile kurtardık&#8230; Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayanların ise kökünü kestik&#8230; (</strong>Onlar<strong>) mü’minler olmadılar</strong>.</p>
<p align="left">73-) Ve ila Semude ehahüm Saliha* kale ya kavmi&#8217;budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, kad caetküm beyyinetün min Rabbiküm* hazihi nakatullahi leküm ayeten fezeruha te&#8217;kül fiy Ardıllahi ve la temessuha Bi suin feye&#8217;huzeküm azabün eliym;<br />
<strong>Semud’a da kardeşleri Salih’i (</strong>irsal ettik<strong>)&#8230; (</strong>O da<strong>): “<em>Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin&#8230; O’nun gayrından bir ilahınız yoktur&#8230; Size Rabbinizden bir beyyine (</em></strong><em>vazıh hüccet, apaçık kanıt<strong>) geldi&#8230; İşte şu Nakatullah (</strong>Allah’ın dişi devesi; mübarek nefs<strong>), sizin için bir ayet (</strong>mucize<strong>) dir&#8230; Bırakın onu, Allah’ın Arz’ında yesin (</strong>de <strong>süt</strong> alalım<strong>)&#8230; (</strong>Sakın<strong>) ona (</strong>B sırrınca<strong>) kötülük ile dokunmayın&#8230; (</strong>Yoksa<strong>) sizi eliym bir azab yakalar</strong></em><strong>”dedi</strong>.</p>
<p align="left">74-) Vezküru iz cealeküm hulefae min ba&#8217;di âdin ve bevveeküm fiyl Ardı tettehızune min sühuliha kusuran ve tenhıtunel cibale buyuta* fezküru alâAllahi ve la ta&#8217;sev fiyl Ardı müfsidiyn;<br />
<strong>“<em>Hani (</em></strong><em>düşünün ki Allah<strong>) sizi, Ad’dan sonra halifeler kıldı ve sizi Arz’da yerleştirdi&#8230; O (</strong>Arz’ın<strong>) ovalarından kasırlar (</strong>köşkler<strong>) ediniyor ve dağlarını da evler olarak yontup-oyuyorsunuz&#8230; (</strong>O halde<strong>) Allah ni’metlerini zikredin (</strong>tefekkür edin<strong>) ve ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">75-) Kalel meleülleziynestekberu min kavmihi lilleziynes tud&#8217;ıfu limen amene minhüm eta&#8217;lemune enne salihan murselün min Rabbih* kalu inna Bi ma ursile Bihi mu&#8217;minun;<br />
<strong>(</strong>Salih’in<strong>) kavminden müstekbir olan (</strong>kibre sapan<strong>) Mele’ (</strong>o örfün ileri gelenleri<strong>), mustad’af olanlara (</strong>ezilen zayıflara<strong>), yani kendilerinden iman edenlere: “<em>Salih’in Rabbinden mürsel biri olduğunu biliyormusunuz?</em>” dedi&#8230; (</strong>Onlar da<strong>): “<em>Doğrusu biz onunla (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) irsal olunana (</strong>B sırrınca<strong>) mü’minleriz</strong></em><strong>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">76-) Kalelleziynestekberu inna Billeziy amentüm Bihi kafirun;<br />
<strong>O müstekbir olanlar: “<em>Doğrusu biz (</em></strong><em>de<strong>), sizin (</strong>B sırrınca<strong>) o iman ettiğinize kafirleriz</strong></em><strong>”, dediler</strong>.</p>
<p align="left">77-) Feakarun nakate ve atev an emri Rabbihim ve kalu ya salihu&#8217;tina Bi ma teıdüna in künte minel murseliyn;<br />
<strong>(</strong>Derken<strong>) dişi deve’yi boğazladılar, Rablerinin emrine itaattan çıktılar/haddi aştılar ve: “<em>Ya Salih!.. Eğer mürseliyn’den isen bizi tehdit ettiğini (</em></strong><em>B sırrınca hadi<strong>) bize getir</strong></em><strong>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">78-) Fe ehazethümür recfetü fe asbehu fiy darihim casimiyn;<br />
<strong>(</strong>Bunun üzerine; Can çekilince?<strong>) onları o racfe (</strong>o şiddetli sarsıntı, ölüm<strong>) yakaladı&#8230; Yurtlarında (</strong>kudretsiz<strong>) çökekaldılar</strong>.</p>
<p align="left">79-) Fetevella anhüm va kale ya kavmi lekad eblağtüküm risalete Rabbiy ve nesahtü leküm ve lâkin la tuhıbbunen nasıhıyn;<br />
<strong>(</strong>Salih de<strong>) onlardan yüz çevirdi ve: “<em>Ey kavmim!.. Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim ve size nasihat ettim; fakat siz nasihat verenleri (</em></strong><em>rafine edenleri; arındıranları<strong>) sevmiyorsunuz</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">80-) Ve Lutan iz kale li kavmihi ete&#8217;tunel fahışete ma sebekaküm Biha min ehadin minel alemiyn;<br />
<strong>Ve Lut&#8230; Hani kavmine dedi ki: “<em>Sizden önce alemlerden hiç kimsenin (</em></strong><em>B gerçeğince<strong>) yapmadığı o fahişet’i mi yapıyorsunuz?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">81-) İnneküm lete&#8217;tuner Ricale şehveten min dunin nisa&#8217;* bel entüm kavmün müsrifun;<br />
<strong>“<em>Muhakkak ki siz, kadınlar’ı bırakıp şehvetle rical’e (</em></strong><em>erkeklere<strong>) vasıl oluyorsunuz!.. Hayır siz israf eden bir kavimsiniz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">82-) Ve ma kâne cevabe kavmihi illâ en kalu ahricuhüm min karyetiküm* innehüm ünasün yetetahherun;<br />
<strong>Kavminin cevabı ancak: “<em>Çıkarın onları karyeniz (</em></strong><em>şehriniz<strong>)’den&#8230; Çünkü onlar çok temizlenen İNSANLARdır</strong></em><strong>” demek oldu</strong>.</p>
<p align="left">83-) Feenceynahu ve ehlehu illemraetehu, kânet minel ğabiriyn;<br />
<strong>(</strong>Biz de<strong>) onu ve onun ehlini kurtardık&#8230; Karısı müstesna&#8230; (</strong>O<strong>), kalıp yere geçenlerden oldu</strong>.</p>
<p align="left">84-) Ve emtarna aleyhim metara* fenzur keyfe kâne akıbetül mücrimiyn;<br />
<strong>Ve onların üzerine bir yağmur yağdırdık ki!&#8230; Mücrimlerin akibeti nasıl oldu bir bak!</strong>.</p>
<p align="left">85-) Ve ila Medyene ehahüm Şüayba* kale ya kavmı&#8217;budullahe ma leküm min ilahin ğayruHU, kad caetküm beyyinetün min Rabbiküm feevfül keyle vel miyzane ve la tebhasünNase eşyaehüm ve la tüfsidu fiyl Ardı ba&#8217;de ıslahıha* zâliküm hayrun leküm in küntüm mu’miniyn;<br />
<strong>Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (</strong>irsal ettik<strong>)&#8230; (</strong>O da<strong>): “<em>Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin&#8230; O’nun gayrından bir ilahınız yoktur&#8230; Size Rabbinizden bir beyyine (</em></strong><em>vazıh hüccet, apaçık kanıt<strong>) geldi&#8230; (</strong>Artık<strong>) ölçmeyi ve tartmayı tam yapın&#8230; İnsanların eşyalarını eksiltmeyin/hakkını vermezlik etmeyin&#8230; Islahından sonra Arz’da ifsad yapmayın&#8230; Eğer mü’minler iseniz böylesi sizin için daha hayırlıdır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">86-) Ve la tak&#8217;udu Bi külli sıratın tuıdune ve tesuddune an sebiylillâhi men amene Bihi ve tebğuneha ıveca* vezküru iz küntüm kaliylen fekessereküm venzuru keyfe kâne akıbetül müfsidiyn;<br />
<strong>“<em>Tehdit ederek, O’na (</em></strong><em>B sırrıyla<strong>) iman edenleri Allah yolundan alakoyarak ve o yolun eğriliğini isteyerek (</strong>öyle<strong>) her (</strong>bir<strong>) sırat’a oturmayın&#8230; Düşünün ki hani siz az idiniz, (</strong>O<strong>) sizi çoğalttı&#8230;Bir bakın nasıl oldu müfsidlerin akibeti!</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">87-) Ve in kâne taifetün minküm amenu Billeziy ursiltü Bihi ve taifetün lem yu&#8217;minu fasbiru hatta yahkümAllahu beynena* ve HUve hayrul hakimiyn;<br />
<strong>“<em>Şayet sizden bir taife (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) kendisiyle irsal olunduğuma (</strong>B sırrıyla<strong>) iman etmiş ve bir taife de iman etmemişse, aramızda Allah hükmedinceye kadar sabredin&#8230; O, hakiymlerin (</strong>hükmedenlerin<strong>) en hayırlısıdır</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">88-) Kalel meleülleziynestekberu min kavmihi lenuhricenneke ya Şuaybü velleziyne amenu meake min karyetina ev leteudünne fiy milletina* kale eve lev künna karihiyn;<br />
<strong>(</strong>Şuayb’ın<strong>) kavminden müstekbir olan (</strong>büyüklük güden<strong>) Mele’ (</strong>o örfün kodamanları<strong>): “<em>Ya Şuayb!&#8230; Kesinlikle ya seni ve seninle beraber iman edenleri karyemiz (</em></strong><em>şehrimiz<strong>) den çıkaracağız, yahut mutlaka bizim milletimize (</strong>örf dinimize<strong>) döneceksiniz</strong></em><strong>” dedi&#8230; (</strong>Şuayb da<strong>): “<em>Eğer istemesek de mi (</em></strong><em>zorla mı<strong>) ?</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">89-) Kadiftereyna alellahi keziben in udna fiy milletiküm ba&#8217;de iz neccanAllahu minha* ve ma yekunü lena en neude fiyha illâ en yeşaAllahu Rabbüna* vesia Rabbüna külle şey&#8217;in ılma* alellahi tevekkelna* Rabbeneftah beynena ve beyne kavmina Bil Hakkı ve ente hayrul fatihıyn;<br />
<strong>“<em>Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, eğer sizin milletinize (</em></strong><em>örf dininize, şirkinize<strong>) geri dönersek, gerçekten Allah üzerine yalan uydurmuş oluruz&#8230; Ona (</strong>milletinize, inancınıza<strong>) dönmemiz bizim için olacak şey değildir&#8230; Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi müstesna&#8230; Rabbimiz, ilmen herşeyi kuşatmıştır&#8230; Allah’a tevekkül ettik&#8230; Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasını Bil-Hakk (</strong>Hak olarak<strong>) fethet (</strong>hükmet; aç<strong>);Sen fatiyhler (</strong>fethedenler<strong>) in en hayırlısısın</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">90-) Ve kalel meleülleziyne keferu min kavmihi leinitteba&#8217;tüm Şuayben inneküm izen lehasirun;<br />
<strong>Kavminden kafir olan Mele’ (</strong>ileri gelenler<strong>): “<em>Eğer Şuayb’a tabi olursanız, o takdirde siz mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz</em>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">91-) Feehazethümürrecfetü feasbehu fiy darihim casimiyn;<br />
<strong>(</strong>Bunun üzerine<strong>) onları o racfe (</strong>o şiddetli sarsıntı<strong>) yakaladı&#8230; Yurtlarında diz üstü (</strong>kudretsiz<strong>) çökekaldılar</strong>.</p>
<p align="left">92-) Elleziyne kezzebu Şuayben keen lem yağnev fiyha* elleziyne kezzebu Şuayben kânu hümül hasiriyn;<br />
<strong>Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibi (</strong>oldular<strong>)&#8230; Şuayb’ı yalanlayanlar (</strong>var ya işte<strong>) hüsrana uğrayanlar onlar oldular</strong>.</p>
<p align="left">93-) Fetevella anhüm ve kale ya kavmi lekad eblağtüküm risalati Rabbiy ve nesahtü leküm* fekeyfe asa alâ kavmin kafiriyn;<br />
<strong>(</strong>Bunun üzerine Şuayb<strong>) onlardan yüz çevirdi ve: “<em>Ey kavmim!.. Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim&#8230; Ve size nasihat ettim&#8230; (</em></strong><em>Artık<strong>) kafir bir kavme nasıl üzülürüm?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">94-) Ve ma erselna fiy karyetin min Nebîyyin illâ ehazna ehleha Bil be&#8217;sai veddarrai leallehüm yeddarraun;<br />
<strong>Biz (</strong>hangi<strong>) bir karye’de (</strong>ülke’de<strong>) bir Nebî irsal ettiysek, mutlaka onun ehlini (</strong>halkını<strong>) sıkıntı/fakirlik/zorluk, hastalık ile (</strong>B sırrınca<strong>) yakaladık ki, tazarru etsinler (</strong>içten yönelsinler<strong>).</strong></p>
<p align="left">95-) Sümme beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaened darraü ves serraü feahaznahüm bağteten ve hüm la yeş&#8217;urun;<br />
<strong>Sonra kötülüğün mekanını iyilik ile tebdil ettik (</strong>değiştirdik<strong>)&#8230; Nihayet (</strong>mal, evlad<strong>) çoğaldılar ve: “<em>Babalarımıza da hastalık/darlık ve bolluk/saadet dokunmuştur (</em></strong><em>bizim arınmamız ve ibret almamızla bir ilgisi, hikmeti yok<strong>)”</strong></em><strong> dediler&#8230; Biz de onları, kendileri farkına varmadan aniden yakaladık</strong>.</p>
<p align="left">96-) Velev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatin mines Semai vel Ardı ve lâkin kezzebu feehaznahüm Bi ma kânu yeksibun;<br />
<strong>Eğer o karyeler (</strong>ülkeler, şehirler<strong>) ehli (</strong>halkı<strong>) iman edip ve korunsalardı, elbette onlar üzerine Sema’dan ve Arz’dan bereketler fethederdik (</strong>açardık<strong>)&#8230; Fakat onlar yalanladılar&#8230; Biz de onları kazanmakta oldukları ile (</strong>B gerçeğince<strong>) yakalayıverdik</strong>.</p>
<p align="left">97-) Efeemine ehlül kura en ye&#8217;tiyehüm be&#8217;süna beyaten ve hüm naimun;<br />
<strong>O karyeler (</strong>şehirler<strong>) ehli, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine geleceğinden (</strong>yana<strong>) emin mi oldular?</strong>.</p>
<p align="left">98-) Eve emine ehlül kura en ye&#8217;tiyehüm be&#8217;süna duhan ve hüm yel&#8217;abun;<br />
<strong>Yoksa o karyeler ehli, kuşluk vakti oynarlarken azabımızın kendilerine geleceğinden (</strong>yana<strong>) emin mi oldular?</strong>.</p>
<p align="left">99-) Efeeminu mekrAllahi fela ye&#8217;menü mekrAllahi illel kavmül hasirun;<br />
<strong>(</strong>Yoksa<strong>) Allah’ın mekri’nden emin mi oldular?.. Hüsrana uğrayan kavimden başkası Allah’ın mekri’nden emin olamaz</strong>.</p>
<p align="left">100-) Eve lem yehdi lilleziyne yerisunel Arda min ba&#8217;di ehliha en lev neşaü esabnahüm Bi zünubihim* ve natbeu alâ kulubihim fehüm la yesmeun;<br />
<strong>(</strong>O arz’ın<strong>) ehlinden sonra Arz’a mirasçı olanlara (</strong>hala<strong>) şu gerçek belli olmadı mı: Eğer dilesek onların günahları ile (</strong>B sırrınca<strong>) onlara (</strong>musibetler<strong>) isabet ettirir, kalbleri üzere (</strong>mühür<strong>) tab’ederiz de artık onlar işitemezler</strong>.</p>
<p align="left">101-) Tilkel kura nekussu aleyke min enbaiha* ve lekad caethüm Rusulühüm Bil beyyinat* fema kânu li yu&#8217;minu Bi ma kezzebu min kabl* kezâlike yatbeullahu alâ kulubil kafiriyn;<br />
<strong>İşte o karyeler (</strong>şehirler, ülkeler<strong>);ki onun haberlerinden sana kıssa ediyoruz (</strong>ard arda anlatıyoruz<strong>)&#8230; Andolsun ki Rasûlleri onlara (</strong>B sırrınca<strong>) beyyineler (</strong>akledebilecekleri açık kanıtlar<strong>) ile gelmiştir&#8230; (</strong>Fakat<strong>) önceden yalanladıklarına (</strong>Diyn’e, B sırrınca<strong>) iman etmediler&#8230; İşte Allah, kafirlerin kalblerini böyle tab’eder (</strong>mühürler<strong>).</strong></p>
<p align="left">102-) Ve ma vecedna liekserihim min ahd* ve in vecedna ekserehüm lefasikıyn;<br />
<strong>Onların ekseriyetinde ahd (</strong>e vefa<strong>) bulamadık&#8230; Onların ekseriyetini fasıklar bulduk (</strong>bilinçleri bozulduğu için fıtrattan düştüler<strong>).</strong></p>
<p align="left">103-) Sümme beasna min ba&#8217;dihim Musa Bi ayatina ila fir&#8217;avne ve meleihi fezalemu Bi ha* fenzur keyfe kâne akıbetül müfsidiyn;<br />
<strong>Sonra, onların ardından Musa’yı (</strong>B sırrınca<strong>) ayetlerimiz ile Fravun ve onun Mele’sine (</strong>aynı fikirdeki ileri gelenlerine<strong>) ba’settik/gönderdik&#8230; (</strong>Fravun ve mele’si ise<strong>) onlara (</strong>ayetlerimize<strong>) zulmettiler&#8230; Müfsidlerin akibeti nasıl oldu, bir bak!</strong>.</p>
<p align="left">104-) Ve kale Musa ya fir&#8217;avnü inniy Rasûlün min Rabbil alemiyn;<br />
<strong>Musa dedi ki: “<em>Ey Fravun!.. Muhakkak ki ben alemlerin Rabbinden bir Rasûlüm</em>”</strong>.</p>
<p align="left">105-) Hakıykun alâ en la ekule alellahi illel Hakk* kad ci&#8217;tüküm Bi beyyinetin min Rabbiküm feersil meıye beniy israiyl;<br />
<strong>“<em>Allah üzerine Hak olmayanı söylememek (</em></strong><em>Allah hakkında ancak Hak olanı söylemek<strong>) benim üzerime hakiki bir borçtur/bir görevdir&#8230; Gerçekten ben size Rabbinizden bir (</strong>Bi-<strong>) beyyine ile geldim&#8230; (</strong>O halde<strong>) İsrailOğullarını benimle beraber irsal et/gönder!</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">106-) Kale in künte ci&#8217;te Bi ayetin fe&#8217;ti Bi ha in künte mines sadikıyn;<br />
<strong>(</strong>Fravun<strong>): “<em>Eğer bir (</em></strong><em>Bi-<strong>) ayet (</strong>mucize<strong>) ile geldin ise, hadi (</strong>B sırrınca<strong>) onu getir; eğer sadıklardan isen</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">107-) Feelka asahu feiza hiye su&#8217;banün mübiyn;<br />
<strong>(</strong>Bunun üzerine Musa<strong>), asa’sını attı/bıraktı (</strong>asa’sı ile ortaya çıkıp onlara karşılık verdi<strong>), birden o (</strong>asa<strong>) apaçık bir sü’ban (</strong>kocaman ejderha oluverdi<strong>).</strong></p>
<p align="left">108-) Ve nezea yedehu feiza hiye beydaü linnazıriyn;<br />
<strong>Ve (</strong>Musa<strong>) elini çekip çıkardı, birden o (</strong>el<strong>) bakanlar için bembeyaz (</strong>idi<strong>).</strong></p>
<p align="left">109-) Kalel meleü min kavmi fir&#8217;avne inne haza lesahırun ‘aliym;<br />
<strong>Fravun’un kavminden Mele’ (</strong>ileri gelenler<strong>): “<em>Muhakkak ki bu aliym bir büyücü</em>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">110-) Yüriydu en yuhriceküm min Ardıküm* fema zâ te&#8217;mürun;<br />
<strong>“<em>Sizi Arzınız’dan çıkarmak diliyor</em>”&#8230; (</strong>Bunun üzerine Fravun sordu<strong>): “(</strong><em>O halde siz<strong>) ne buyurursunuz?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">111-) Kalu ercih ve ehahü ve ersil fiyl medaini haşiriyn;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>O’nu ve kardeşini geri bırak/alakoy&#8230; Medineler’e (</em></strong><em>şehirlere<strong>) de haşrediciler irsal et</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">112-) Ye&#8217;tuke Bi külli sahırin ‘alîym;<br />
<strong>“<em>Bütün aliym sihirbazları/büyücüleri sana getirsinler</em>”</strong>.</p>
<p align="left">113-) Ve caes seharetü fir&#8217;avne kalu inne lena leecren in künna nahnül ğalibiyn;<br />
<strong>O sihirbazlar fravun’a geldi&#8230; Dediler ki: “<em>Eğer biz galipler olur isek, muhakkak ki bize bir ecir (</em></strong><em>mükafat<strong>) var, değil mi?</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">114-) Kale neam ve inneküm le minel mukarrebiyn;<br />
<strong>(</strong>Fravun<strong>): “<em>Evet</em>” dedi&#8230; “<em>Muhakkak ki siz benim mukarreblerim den olacaksınız</em>”</strong>.</p>
<p align="left">115-) Kalu ya Musa imma en tulkıye ve imma en nekûne nahnül mulkıyn;<br />
<strong>(</strong>Sihirbazlar<strong>): “<em>Ey Musa!&#8230; Ya sen (</em></strong><em>ilk<strong>) atacaksın, ya da (</strong>ilk<strong>) atanlar biz oluruz</strong></em><strong>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">116-) Kale elku* felemma elkav seharu a&#8217;yunen Nasi vesterhebuhüm ve cau Bi sıhrin azîym;<br />
<strong>(</strong>Musa<strong>): “<em>Siz atın</em>” dedi&#8230; (</strong>Sihirbazlar<strong>) atınca, insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar&#8230; (</strong>Sihirbazlar B sırrınca<strong>) aziym bir sihir getirdiler</strong>.</p>
<p align="left">117-) Ve evhayna ila Musa en elkı asak* feiza hiye telkafü ma ye&#8217;fikûn;<br />
<strong>Biz de Musa’ya: “<em>Asa’nı at (</em></strong><em>hünerini göstersin<strong>)”</strong></em><strong> diye vahyettik&#8230; Bir de ne görsünler, o (</strong>asa<strong>), onların uydurdukları şeyleri kapıp yutuyor!</strong>.</p>
<p align="left">118-) Fevekaal Hakku ve betale ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>İşte böylece Hak vaki’ oldu ve onların yapmakta oldukları batıl olup (</strong>boşa gitti<strong>).</strong></p>
<p align="left">119-) Feğulibu hünalike venkalebu sağıriyn;<br />
<strong>Orada mağlub oldular&#8230; Küçülmüşler olarak inkılab ettiler (</strong>döndüler<strong>).</strong></p>
<p align="left">120-) Ve ulkıyes seharetü sacidiyn;<br />
<strong>Sihirbazlar (</strong>ise<strong>), sacidiyn (</strong>secde edenler<strong>) olarak atıldılar (</strong>secdeye kapandılar; yakiyn hasıl oldu<strong>).</strong></p>
<p align="left">121-) Kalu amenna Bi Rabbil alemiyn;<br />
<strong>Dediler ki: “<em>İman ettik Rabbul’Alemiyn’e</em>”</strong>.</p>
<p align="left">122-) Rabbi Musa ve Harun;<br />
<strong>“<em>Musa ve Harun’un Rabbi’ne</em>”</strong>.</p>
<p align="left">123-) Kale fir&#8217;avnü amentüm Bihi kable en azene leküm* inne hazâ le mekrun mekertümuhu fiyl mediyneti li tuhricu minha ehleha* fesevfe ta&#8217;lemun;<br />
<strong>Fravun (</strong>kendini var zanneden birimsel-nesnel benlik bilinci<strong>): “<em>Ben size izin vermeden önce mi O’na (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) iman ettiniz?&#8230; Muhakkak ki bu bir mekr’dir (</strong>tuzak<strong>), (</strong>öyle ki<strong>) onu mediyne’de (</strong>şehirde<strong>) tezgahlayıp kurdunuz, onun ehlini (</strong>nefsani kuvveleri<strong>) oradan çıkarmanız için&#8230; (</strong>Ama<strong>) yakında bileceksiniz</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">124-) Le ukattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin sümme le usallibenneküm ecmeıyn;<br />
<strong>“<em>Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim&#8230; Sonra da sizin hepinizi toptan asacağım</em></strong>”.</p>
<p align="left">125-) Kalu inna ila Rabbina münkalibun;<br />
<strong>(</strong>İman eden sihirbazlar da<strong>): “<em>Doğrusu biz (</em></strong><em>zaten<strong>) Rabbimize munkalibleriz (</strong>dönücüleriz<strong>)”</strong></em><strong> dediler</strong>.</p>
<p align="left">126-) Ve ma tenkımü minna illâ en amenna Bi ayati Rabbina lemma caetna* Rabbena efrığ aleyna sabren ve teveffena müslimiyn;<br />
<strong>“<em>Sen, bizden ancak, Rabbimizin ayetlerine (</em></strong><em>B sırrınca<strong>), onlar bize geldiğinde iman ettik diye intikam alıyorsun&#8230; Rabbimiz üzerimize sabır boşalt ve bizi müslimler olarak vefat ettir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">127-) Ve kalel meleü min kavmi fir&#8217;avne etezeru Musa ve kavmehu li yüfsidu fiyl Ardı ve yezerake ve alihetek* kale senukattilu ebnaehüm ve nestahyiy nisaehüm* ve inna fevkahüm kahirun;<br />
<strong>Fravun kavminden mele’ (</strong>ileri gelenler<strong>): “<em>Musa’yı ve kavmini Arz’da fesadçılık yapsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?</em>” dediler&#8230; (</strong>Fravun da<strong>): “<em>Oğullarını öldürüp, kadınlarını diri bırakacağız&#8230; Ve (</em></strong><em>hem<strong>) biz onların fevkınde kahirleriz</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">128-) Kale Musa li kavmihisteıynu Billahi vasbiru* innel Arda Lillah* yurisüha men yeşaü min ıbadiHİ, vel akıbetü lil müttekıyn;<br />
<strong>Musa kavmine dedi ki: “(</strong>B sırrıyla<strong>) <em>Allah’dan (</em></strong><em>özünüzdeki uluhiyyet hakikatından<strong>) yardım isteyin ve sabredin&#8230; Muhakkak ki o Arz (</strong>Allah’a ait özelliklerin açığa çıktığı o yer<strong>) Allah’ındır&#8230; Kullarından dilediğine onu miras yapar&#8230; Akıbet ise muttekiylerindir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">129-) Kalu uziyna min kabli en te&#8217;tiyena ve min ba&#8217;di ma ci&#8217;tena* kale asa Rabbüküm en yühlike adüvveküm ve yestahlifeküm fiyl Ardı feyenzure keyfe ta&#8217;melun;<br />
<strong>(</strong>Musa’nın kavmi<strong>) dediler ki: “<em>Senin bize gelişinden önce de eziyet edildik, gelişinden sonra da</em>”&#8230; (</strong>Musa<strong>) dedi ki: “<em>Umulur ki Rabbiniz, düşmanınızı helak eder ve (</em></strong><em>onların yerine<strong>) Arz’da sizi halifeler kılar da nasıl amel edeceğinize bakar</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">130-) Ve lekad ehazna ale fir&#8217;avne Bissiniyne ve naksın mines semerati leallehüm yezzekkerun;<br />
<strong>Andolsun ki Al-u Fravun’u, belki tezekkür ederler diye senelerle (</strong>kuraklık yılları ile<strong>) ve semerattan (</strong>meyva ve ürünlerden<strong>) noksanlaştırma ile (</strong>B sırrınca<strong>) yakaladık</strong>.</p>
<p align="left">131-) Feiza caethümül hasenetü kalu lena hazih* ve in tusıbhüm seyyietün yettayyeru Bi Musa ve men meahu, elâ innema tairuhüm ındAllahi ve lâkinne ekserehüm la ya&#8217;lemun;<br />
<strong>Onlara bir hasene geldiğinde: “<em>Bu bizimdir</em>” dediler&#8230; Eğer onlara bir kötülük isabet eder ise, (</strong>Bi-<strong>) Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna yorarlar&#8230; Dikkat edin, onların uğursuzluğu/uğursuzluk kuşu ancak Allah indindedir&#8230; Fakat onların ekseriyeti bilmezler</strong>.</p>
<p align="left">132-) Ve kalu mehma te&#8217;tina Bihi min ayetin li tesharena Biha, fema nahnü leke Bi mu’miniyn;<br />
<strong>Ve dediler ki: “<em>Onunla bizi büyülemek için (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) her ne ayet (</strong>mucize<strong>) getirirsen getir, biz sana (</strong>Bi-<strong>) mü’minler değiliz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">133-) Feerselna aleyhimüt tufane vel cerade vel kummele veddafadia veddeme ayatin mufassalatin festekberu ve kânu kavmen mücrimiyn;<br />
<strong>Biz de onların üzerine mufassal ayetler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan irsal ettik&#8230; (</strong>Yine de<strong>) kibirlendiler ve mücrim bir kavim oldular</strong>.</p>
<p align="left">134-) Ve lemma vekaa aleyhimürriczü kalu ya Mused&#8217;u lena Rabbeke Bi ma ahide ındek* lein keşefte annerricze lenu&#8217;minenne leke ve le nursilenne meake beniy israiyl;<br />
<strong>Üzerlerine bu azab vaki olunca: “<em>Ey Musa!&#8230; (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) senin indindeki ahdi ile bizim için Rabbine dua et&#8230; Şayet bu azabı bizden keşfeder isen, muhakkak ki sana iman edeceğiz ve mutlaka İsrailOğullarını seninle beraber irsal edeceğiz</strong></em><strong>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">135-) Felemma keşefna anhümürricze ila ecelin hüm baliğuhu iza hüm yenküsun;<br />
<strong>Ona ulaşacakları (</strong>bitecek<strong>) bir ecel’e kadar onlardan bu azabı keşfettiğimizde, bir de bakarsın ki onlar ahidlerini bozuyorlar</strong>.</p>
<p align="left">136-) Fentekamna minhüm feağraknahüm fiyl yemmi Bi ennehüm kezzebu Bi ayatina ve kânu anha ğafiliyn;<br />
<strong>(</strong>Biz de bu sebeple<strong>) onlardan intikam aldık ve onları yemm’de (</strong>deniz’de<strong>) boğduk, ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyla</strong>.</p>
<p align="left">137-) Ve evresnel kavmelleziyne kânu yüstad&#8217;afune meşarikal’Ardı ve meğaribehelletiy barekna fıyha* ve temmet kelimetü Rabbikel husna alâ beniy israiyle Bi ma saberu* ve demmerna ma kâne yasneu fir&#8217;avnü ve kavmühu ve ma kânu ya&#8217;rişun;<br />
<strong>Hor görülüp zaafa uğratılagelmiş kavmi, içinde bereketler oluşturduğumuz Arz’ın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık&#8230; Rabbinin İsrailOğullarına olan o en güzel kelimesi, (</strong>onların<strong>) sabretmeleri dolayısıyla (</strong>B sırrınca<strong>) tamamlandı&#8230; Fravun ve kavminin (</strong>sanayi, san’at cinsinden<strong>) yapageldikleri şeyleri ve dikip yükselttikleri nesneleri dumura uğrattık (</strong>yerle bir ettik<strong>).</strong></p>
<p align="left">138-) Ve cavezna Bi beniy israiylel bahre feetev alâ kavmin ya&#8217;küfune alâ asnamin lehüm* kalu ya Musec&#8217;al lena ilahen kema lehüm aliheh* kale inneküm kavmün techelun;<br />
<strong>İsrailOğullarına (</strong>B sırrınca<strong>) deniz’i geçirttik/atlattık&#8230; Kendilerine ait putlara ibadete kapanmış bir kavim üzerine vardılar&#8230; Dediler ki: “<em>Ey Musa!&#8230; Onların sahip olduğu (</em></strong><em>özel<strong>) ilahlar gibi bizim için bir ilah oluştur</strong></em><strong>”&#8230; (</strong>Musa<strong>) dedi ki: “<em>Muhakkak ki siz cahillik eden bir kavimsiniz</em>”</strong>.</p>
<p align="left">139-) İnne haülai mütebberun mahüm fiyhi ve batılün ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>“<em>Muhakkak ki onların içinde bulundukları çöküp helak olmuştur&#8230; Ve yapıyor oldukları da batıldır</em>”</strong>.</p>
<p align="left">140-) Kale eğayrAllahi ebğıyküm ilâhen ve HUve faddaleküm alel alemiyn;<br />
<strong>“<em>O sizi alemlere üstün kılmışken, sizin için Allah’dan gayrı bir ilah mı arayayım</em>” da dedi</strong>.</p>
<p align="left">141-) Ve iz enceynaküm min ali fir&#8217;avne yesumuneküm suel azab* yükattilune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm* ve fiy zâliküm belaün min Rabbiküm azîym;<br />
<strong>Hani (</strong>şunu da hatırlayın<strong>) sizi Al-u Fravun’dan kurtarmıştık&#8230; (</strong>Hani onlar<strong>) azabın (</strong>engellemenin<strong>) en kötüsünü size (</strong>devamlı<strong>) tattırıyorlardı; (</strong>akıl,&#8230;gibi<strong>) erkek çocuklarınızı öldürüyorlar, (</strong>duygular, vehim,.. gibi<strong>) kadınlarınızı diri bırakıyorlardı&#8230; İşte bunda (</strong>kurtulmanızda<strong>) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (</strong>büyük imtihan<strong>) vardı</strong>.</p>
<p align="left">142-) Ve vaadna Musa selasiyne leyleten ve etmemnaha Bi aşrin fetemme miykatü Rabbihi erbeıyne leyleten, ve kale Musa liehıyhi Harunahlüfniy fiy kavmiy ve aslıh ve la tettebı&#8217; sebiylel müfsidiyn;<br />
<strong>Musa’ya Otuz Gece’yi (</strong>perdelerin kalkmasını<strong>) va’dettik&#8230; Ve onu (</strong>B sırrınca<strong>) on ile tamamladık; böylece (</strong>Musa’nın<strong>) Rabbinin mi’kat’ı (</strong>tayin ettiği süreç<strong>) Kırk Gece’ye tamamlandı</strong><strong>&#8230; Musa, kardeşi Harun’a: “<em>Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et ve ifsadcıların yoluna tabi olma!</em>”, dedi</strong>.</p>
<p align="left">143-) Ve lemma cae Musa limiykatina ve kellemehu Rabbuhu, kale Rabbi eriniy enzur ileyKE, kale len teraNİY ve lakininzur ilelcebeli feinistekarre mekanehu fesevfe teraNİY* felemma tecella Rabbuhu lilcebeli cealehu dekken ve harra Musa saıka* felemma efaka kale subhaneKE tübtü ileyKE ve ene evvelül mu’miniyn;<br />
<strong>Musa, miykatımız’a (</strong>tayin ettiğimiz vakt’e, yer’e<strong>) geldiğinde ve Rabbi de ona konuşunca, (</strong>şöyle<strong>) dedi: “<em>Rabbim rü’yet ettir/göster bana (</em></strong><em>kendini<strong>), nazar edeyim sana!</strong></em><strong>”&#8230; (</strong>Rabbi<strong>) buyurdu: “<em>Beni, asla göremeyeceksin!.. Fakat şu dağa (</em></strong><em>teşbih dağı<strong>) nazar et&#8230; Şayet o (</strong>dağ<strong>) mekanında istikrar eder ise, beni göreceksin!</strong></em><strong>”&#8230; (</strong>Musa’nın<strong>) Rabbi dağa tecelli edince, onu darmadağın-dümdüz (</strong>yok<strong>) etti&#8230; Musa da baygın (</strong>şuursuz; varlıksız<strong>) olarak düştü&#8230; (</strong>Musa fena’dan sonra<strong>) ayılınca: “<em>Subhansın sen (</em></strong><em>Seni tenzih ederim<strong>) !.. Sana tevbe (</strong>rücu’<strong>) ettim (</strong>senin gayrın vücud yok<strong>)&#8230; Ve ben mü’minlerin ilkiyim</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">144-) Kale ya Musa innistafeytüke alenNasi Bi risalatiy ve Bi kelamiy* fehuz ma ateytüke ve kün mineş şakiriyn;<br />
<strong>Buyurdu ki: “<em>Ya Musa!&#8230; Muhakkak ki Ben seni, (Bi-) risaletlerimle (</em></strong><em>ilahi hükümlerin tebliği ile<strong>) ve (Bi-) kelamım (</strong>konuşmam; manalara vukufun<strong>) ile insanlar üzerine ıstıfa ettim (</strong>seçtim<strong>)&#8230; Al, sana verdiğimi ve ol şükredenlerden!</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">145-) Ve ketebna lehu fiyl’elvahı min külli şey’in mev’izaten ve tafsıylen li külli şey&#8217;in, fehuzha Bi kuvvetin ve&#8217;mür kavmeke ye&#8217;huzu Bi ahseniha* seüriyküm darel fasikıyn;<br />
<strong>Ve biz Musa için levhalar’da mev’ize (</strong>ibrete şayan, idraka vesile) <strong>ve her şey için tafsile dair (</strong>yaşamın gerçeğine ait<strong>) ne varsa hepsinden yazdık&#8230; “<em>Bunları (</em></strong><em>Bi-<strong>) kuvvetle tut ve kavmine, bunları en güzel şekilde (</strong>himmetle, B sırrınca<strong>) tutmalarını emret&#8230; (</strong>Bu levhalara sarılmayan<strong>) fasıkların yurdunu göstereceğim size</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">146-) Seasrifü an ayatiyellezine yetekebberune fiyl Ardı Bi ğayril Hakk* ve in yerav külle ayetin la yu&#8217;minu Biha* ve in yerav sebiyler rüşdi la yettehızuhu sebiyla* ve in yerav sebiylel ğayyi yettehızuhu sebiyla* zâlike Bi ennehüm kezzebu Bi ayatina ve kânu anha ğafiliyn;<br />
<strong>Bi-gayri Hak (</strong>Hakkın gayrı olarak<strong>) Arz’da büyüklenenleri, ayetlerimdem (</strong>sıfatlarımdan<strong>) uzak tutacağım&#8230; Şayet (</strong>onlar<strong>) her ayeti görseler, onlara (</strong>B sırrıyla<strong>) iman etmezler&#8230; Rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler&#8230; Ğay (</strong>azgınlık, sapma<strong>) yolunu görseler, onu yol edinirler&#8230; Bu, onların ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlamaları ve onlardan gafiller olmaları dolayısıyladır</strong>.</p>
<p align="left">147-) Velleziyne kezzebu Bi ayatiNA ve Lıkail Ahireti habitat a&#8217;malühüm* hel yüczevne illâ ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>(</strong>B sırrınca<strong>) ayetlerimizi ve ahiret lika’sını (</strong>ahiret kavuşmasını; ahiretin varlıklarında açığa çıktığını yaşamayı<strong>) yalanlayanların amelleri boşa gitmiştir&#8230; (</strong>Onlar<strong>) ancak yapmakta oldukları ile (</strong>B sırrınca<strong>) cezalanmıyorlar mı?</strong>.</p>
<p align="left">148-) Vettehaze kavmü Musa min ba&#8217;dihi min huliyyihim ıclen ceseden lehu huvar* elem yerav ennehu la yükellimühüm ve la yehdiyhim sebiyla* ittehazuhu ve kânu zalimiyn;<br />
<strong>Musa’nın kavmi, ondan sonra (</strong>yani: Musa’nın Tur’a çıkışından sonra<strong>), kendilerinin (</strong>bedensel<strong>) süs eşyalarından meydana gelen, (</strong>buzağı gibi<strong>) böğürebilen İCLEN CESEDEN (</strong>buzağı cesedi<strong>) edindiler (</strong>yani bir buzağı edindiler ki ondan maksad böğürebilen bir CESEDdir; cesed kişi, hayvani bilinç<strong>)&#8230; Görmediler mi ki o (</strong>cesed<strong>) onlarla ne kelam edebiliyor ne de bir yola hidayet edebiliyor (</strong>bütün bunlar insani ruhun özellikleri<strong>) ?.. Onu (</strong>ilah<strong>) edindiler (</strong>bedensel bilincin hükmüne girdiler, sırf o oldular<strong>) ve zalimler oldular (</strong>nefslerine zulmettiler<strong>).</strong></p>
<p align="left">149-) Ve lemma sükıta fiy eydiyhim ve raev ennehüm kad dallu, kalu lein lem yerhamna Rabbuna ve yağfir lena lenekûnenne minel hasiriyn;<br />
<strong>Vaktaki (</strong>nedametlerinden başları<strong>) ellerinin içine düşürüldü (</strong>düşündüler<strong>) ve gördüler ki kendileri gerçekten sapmışlar: “<em>Yemin olsun ki, eğer Rabbimiz bize rahmet etmez ve bizi mağfiret etmez ise, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz</em>” dediler</strong>.</p>
<p align="left">150-) Ve lemma racea Musa ila kavmihi ğadbane esifen, kale bi&#8217;sema haleftümuniy min ba&#8217;diy, eaciltüm emre Rabbiküm* ve elkal’elvaha ve ehaze Bi re&#8217;si ehıyhi yecurruhu ileyh* kalebne ümme innel kavmestad&#8217;afuniy ve kâdu yaktüluneniy* fela tüşmit Biyel a&#8217;dae ve la tec&#8217;alniy maal kavmiz zalimiyn;<br />
<strong>Musa kavmine gadaplı ve üzgün olarak döndüğünde dedi ki: “<em>Benden sonra, bana ne kötü halef oldunuz (</em></strong><em>arkamdan ne kötü işler yaptınız<strong>) !.. Rabbinizin emrini acele ettiniz (</strong>bir an önce gelmesini istediniz, bekleyemediniz<strong>) mi?</strong></em><strong>”&#8230; (</strong>Derken<strong>) Levhaları ilka etti (</strong>attı<strong>) ve kardeşinin başını (</strong>B sırrınca<strong>) tuttu, onu kendine çekiyor (</strong>du<strong>)&#8230; (</strong>Harun<strong>) dedi ki: “<em>Anamın oğlu!.. Muhakkak ki bu kavim beni zayıf-güçsüz buldu ve nerede ise beni öldüreceklerdi&#8230; (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) bana düşmanları güldürme/sevindirme ve beni şu zalimler kavmi ile bir tutma</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">151-) Kale Rabbığfirliy ve liehıy ve edhılna fiy rahmetiKE, ve ENTE Erhamür Rahîymiyn;<br />
<strong>(</strong>Musa<strong>) dedi ki: “<em>Rabbim!.. Beni de kardeşimi de mağfiret et (</em></strong><em>setr et<strong>) ve bizi rahmetine (</strong>sıfat makamına<strong>) dahil et&#8230; Sen, ErhamurRahımiyn (</strong>Rahiymlerin en Rahiymi<strong>)’sin</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">152-) İnnelleziynet tehazül ıcle seyenalühüm ğadabün min Rabbihim ve zilletün fiyl hayatid dünya* ve kezâlike neczil müfteriyn;<br />
<strong>Muhakkak ki buzağıyı (</strong>ilah<strong>) edinenlere Rablerinden bir gadap ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır&#8230; İftiracıları böyle cezalandırırız biz</strong>.</p>
<p align="left">153-) Velleziyne amilüs seyyiati sümme tabu min ba&#8217;diha ve amenu* inne Rabbeke min ba&#8217;diha le Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>(</strong>Fakat<strong>) o kimseler (</strong>de var<strong>) ki, kötülükler işlediler, sonra onun ardından tevbe yaptılar ve iman ettiler&#8230; Muhakkak ki senin Rabbin ondan (</strong>tevbe ve imandan<strong>) sonra elbette Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">154-) Ve lemma sekete am Musel ğadabü ahazel elvah* ve fiy nüshatiha hüden ve rahmetün lilleziyne hüm liRabbihim yerhebun;<br />
<strong>Gadap, Musa’dan sükut edince, (</strong>Musa<strong>) levhaları (</strong>tekrar<strong>) aldı&#8230; Onların nüshasının (</strong>yazı sûretinin; Musa’ya inzal olunanın<strong>) içinde, Rablerinden korkanlar için huda (</strong>klavuz, hidayet<strong>) ve rahmet vardır</strong>.</p>
<p align="left">155-) Vahtâre Musa kavmehu seb&#8217;ıyne racülen limiykatiNA* felemma ehazethümür recfetü kale Rabbi lev şi&#8217;te ehlektehüm min kablü ve iyyaye, etühliküna Bi ma feales süfehaü minna* in hiye illâ fitnetüKE, tudıllü Biha men teşaü ve tehdiy men teşa&#8217;* ENTE Veliyyüna fağfir lena verhamna ve ENTE hayrul Ğafiriyn;<br />
<strong>Musa, miykatımız için kavminden yetmiş adam seçti&#8230; Ne zaman ki racfe (</strong>şiddetli sarsıntı; tecelli?<strong>) onları (</strong>ın bedenlerini<strong>) yakaladı, (</strong>Musa şöyle<strong>) dedi: “<em>Rabbim&#8230; Eğer dileseydin (</em></strong><em>perdelilikten dolayı<strong>) onları da beni de daha önce helak ederdin&#8230; Bizden süfeha’nın (</strong>anlayışı kıtların<strong>) yaptığı dolayısıyla, (</strong>B gerçeğince<strong>) bizi helak mı edeceksin?&#8230; (</strong>Zaten<strong>) o ancak senin bir fitnendir; kimi dilersen onunla (</strong>B sırrınca<strong>) saptırır ve kimi dilersen hidayet edersin&#8230; Sen Veliy’mizsin; (</strong>o halde<strong>) bizi mağfiret et ve bize rahmet kıl&#8230; Sen Ğaafir’lerin (</strong>mağfiret edenlerin<strong>) en hayırlısısın</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">156-) Vektüb lena fiy hazihid dünya haseneten ve fiyl ahireti inna hüdna ileyKE, kale azabiy usıybu Bihi men eşa&#8217;* ve rahmetiy vesiat külle şey&#8217;* feseektübüha lilleziyne yettekune ve yü&#8217;tunez Zekate velleziyne hüm Bi ayatina yu&#8217;minun;<br />
<strong>“<em>Bize hem şu dünyada hasene (</em></strong><em>ölüm ötesinde de geçerliliği olan iyilik; arınma, yakin, ihsan hali<strong>) yaz hem ahirette&#8230; Doğrusu biz sana yöneldik</strong></em><strong>”&#8230; Buyurdu ki: “<em>Kimi dilersem azabımı (</em></strong><em>bana düşkünlüğü<strong>) ona (</strong>B sırrınca<strong>) isabet ettiririm&#8230; Rahmetim herşeyi kuşatıcı genişliktedir&#8230; Onu, bilfiil korunanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize (</strong>B sırrıyla<strong>) iman edenlere yazacağım</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">157-) Elleziyne yettebiuner Rasûlen Nebîyyel Ümmiyyelleziy yecidunehu mektuben ındehüm fitTevrati vel’ İnciyl* ye&#8217;müruhüm Bil ma&#8217;rufi ve yenhahüm anil münkeri ve yuhıllu lehümüt tayyibati ve yüharrimü aleyhimül habaise ve yedau anhüm ısrahüm vel ağlalelletiy kânet aleyhim* felleziyne amenu Bihi ve azzeruhu ve nasaruhu vettebeunNuralleziy ünzile maahu, ülaike hümül mülflihun;<br />
<strong>Onlar ki nezdlerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılmış bulacakları O Rasûl’e, (</strong>yani<strong>) Ümmiy Nebî’ye tabi olurlar&#8230; (</strong>İşte O Ümmiy Nebî Rasûl<strong>) onlara marufu (</strong>B sırrınca<strong>) emreder ve onları münkerden nehyeder; onlara tayyibatı (</strong>her halde temiz, hiç haram olma gereği, helal olmasının sınırı yok; hakikat ilmi, ma’rifetler<strong>) helal, habisleri (</strong>murdar; şirk düşüncesi<strong>) haram kılar; onlardan ağırlıklarını (</strong>beden kayıtlarını<strong>) ve üzerlerindeki zincirleri (</strong>şartlanmaları, bağımlılıkları<strong>) kaldırır&#8230; İşte Ona (</strong>B sırrıyla<strong>) iman eden, Ona saygı gösteren (</strong>destekleyen<strong>), Ona yardım eden ve Onunla birlikte inzal olunan (</strong>Muhammedi<strong>) Nur’a tabi olanlar var ya, işte onlardır felaha erenlerin ta kendileri</strong>.</p>
<p align="left">158-) Kul ya eyyühenNasü inniy Rasûlullahi ileyküm cemiy’anilleziy leHU mülküs Semavati vel Ard* la ilahe illâ HUve yuhyiy ve yümiyt* fe aminu Billahi ve Rasûlihin Nebîyyil Ümmiyyilleziy yu&#8217;minu Billahi ve kelimatiHİ vettebiuhu lealleküm tehtedun;<br />
<strong>De ki: “<em>Ey insanlar!.. Muhakkak ki ben sizin tümünüze Allah Rasûlü’yüm&#8230; (</em></strong><em>O Allah<strong>) ki, Semaların ve Arz’ın mülkü O’nundur&#8230; İlah (</strong>vücud, müessir<strong>) yoktur O’ndan ğayrı&#8230; (</strong>O<strong>) diriltir, (</strong>O<strong>) öldürür&#8230; O halde iman edin (</strong>B sırrıyla<strong>) Allah’a ve Ümmiy Nebî olan O Rasûl’e -</strong></em><strong>ki O (</strong>B sırrıyla<strong>) Allah’a ve O’nun Kelimeleri’ne iman eder<em>- ve O’na tabi olun ki (</em></strong><em>Şuhud-i Zat’a<strong>) hidayet olunasınız</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">159-) Ve min kavmi Musa ümmetün yehdune Bil Hakkı ve Bihi ya&#8217;dilun;<br />
<strong>Musa kavminden (</strong>tevhid ehli<strong>) bir ümmet bulunur ki Bil-Hakkı (</strong>B sırrınca Hak olarak<strong>) hidayet ederler ve Bi-Hİ (</strong>B sırrınca Onunla/O olarak<strong>) adil olurlar (</strong>hakkını verirler<strong>).</strong></p>
<p align="left">160-) Ve katta&#8217;na hümüsnetey aşrete esbatan ümema* ve evhayna ila Musa izisteskahü kavmühu enıdrib Bi asakel hacer* fenbeceset minhüsneta aşrete ayna* kad alime küllü ünasin meşrabehüm* ve zallelna aleyhimül ğamame ve enzelna aleyhimül menne vesselva* külu min tayyibati ma razaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;<br />
<strong>Biz onları (</strong>İsrailOğullarını<strong>) on iki toruna (</strong>nükeba<strong>), (</strong>yani on iki<strong>) ümmetlere ayırdık&#8230; Kavmi ondan (</strong>Musa’dan<strong>) su istediklerinde Musa’ya: “<em>Asanı (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) taşa vur</strong></em><strong>” diye vahyettik&#8230; Ondan (</strong>taştan, beyinden?<strong>) on iki kaynak fışkırdı&#8230; Her insan topluluğu kendi meşrebini (</strong>içeceği yeri<strong>) hakikaten bildi&#8230;</strong> <strong>Onları bulutla (</strong>rahmetimizle<strong>) gölgeledik/bulutu üzerlerine gölge yaptık ve üzerlerine Menn (</strong><span style="text-decoration: underline;">kudret</span> helvası<strong>) ve Selva (</strong>bıldırcın <span style="text-decoration: underline;">kuşu</span><strong>) inzal ettik&#8230; (</strong>Dedik<strong>): “<em>Sizi rızıklandırdığımız tayyibattan (</em></strong><em>fıtratınızdaki rızıktan<strong>) yiyin</strong></em><strong>”&#8230; Onlar bize zulmetmediler, lakin nefslerine/kendilerine zulmetmekteydiler</strong>.</p>
<p align="left">161-) Ve iz kıyle lehümüskünu hazihil karyete ve külu minha haysü şi&#8217;tüm ve kulu hıttatün vedhulül babe sücceden nağfir leküm hatıy&#8217;atiküm* seneziydül muhsiniyn;<br />
<strong>Hani onlara: “<em>Şu karye’de (</em></strong><em>şehirde; ruh boyutunda<strong>) iskan edin&#8230; Ondan istediğiniz yerden (</strong>ruhani gıdalar<strong>) yiyin&#8230; ‘Hıttah= mağfiret et’, deyin ve kapısından secde ederek girin ki hatalarınızı (</strong>beşeri birimsellik özelliklerinizi<strong>) sizin için mağfiret edelim&#8230; Muhsinlere daha da ziyade edeceğiz</strong></em><strong>” denildi</strong>.</p>
<p align="left">162-) Febeddelelleziyne zalemu minhüm kavlen ğayrelleziy kıyle lehüm feerselna aleyhim riczen mines Semai Bi ma kânu yazlimun;<br />
<strong>Onlardan bilfiil zulmedenler Kavl’i/söz’ü, kendilerine söylenenden başka (</strong>söz<strong>) ile değiştirdiler&#8230; Bunun üzerine onlar üzerine yapmakta oldukları zulümleri ile (</strong>B gerçeğince<strong>) Sema’dan ricz (</strong>pislik, vehim, azap<strong>) irsal ettik</strong>.</p>
<p align="left">163-) Ves&#8217;elhüm anilkaryetilletiy kanet hadıratel bahr* iz ya&#8217;dune fiys sebti iz te&#8217;tiyhim hıytanühüm yevme sebtihim şürrean ve yevme la yesbitune la te&#8217;tiyhim* kezâlike nebluhüm Bi ma kânu yefsükun;<br />
<strong>Onlara, deniz kıyısında olan karye’den (</strong>o şehir halkından<strong>) sor!.. Hani (</strong>onlar<strong>) sebt’te (</strong>Cumartesi gününde<strong>) haddi aşmışlardı&#8230; Hani kendilerinin (</strong>balina<strong>) balıkları onlara, sebt (</strong>dünyadan istirahat<strong>) yaptıkları günde ortaya çıkıp görünerek gelirdi&#8230; Sebt yapmadıkları gün onlara gelmezdi&#8230; Yapmakta oldukları fasıklıkları ile (</strong>B sırrınca<strong>) onları böyle (</strong>nefse hoş gelen şeylerle<strong>) deneriz</strong>.</p>
<p align="left">164-) Ve iz kalet ümmetün minhüm lime teızune kavmanillahu mühlikühüm ev müazzibühüm azaben şediyda* kalu ma&#8217;ziraten ila Rabbiküm ve leallehüm yettekun;<br />
<strong>Hani onlardan bir ümmet şöyle dedi: “<em>Allah’ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir azabla azablandıracağı bir kavme niçin va’z ediyorsunuz/öğüt veriyorsunuz?</em>”&#8230; Dediler ki: “<em>Rabbinize bir ma’zeret (</em></strong><em>olsun diye<strong>) ve belki onlar da bilfiil korunurlar (</strong>diye<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">165-) Felemma nesu ma zükkiru Bihi enceynelleziyne yenhevne anissui ve ahaznelleziyne zalemu Bi azabin beiysin Bima kânu yefsükun;<br />
<strong>Onunla (</strong>B sırrınca<strong>) hatırlatıldıklarını (</strong>kendilerine yapılan öğütleri<strong>) unuttuklarında, (</strong>biz<strong>) kötülükten nehyedenleri kurtardık ve zulmedenleri yapmakta oldukları fasıklıkları dolayısıyla (</strong>B gerçeğince<strong>), çetin bir (</strong>Bi-<strong>) azab ile yakaladık</strong>.</p>
<p align="left">166-) Felemma atev an ma nühu anhü kulna lehüm kûnu kıradeten hasiiyn;<br />
<strong>Ne zaman ki kendisinden nehyedildiklerinden kibirlenip haddi tecavüz ettiler, kendilerine “<em>Aşağılık/zelil/hakir maymunlar olun</em>” dedik</strong>.</p>
<p align="left">167-) Ve iz teezzene Rabbüke leyeb&#8217;asenne aleyhim ila yevmil kıyameti men yesumühüm suel azab* inne Rabbeke le seriy’ul ıkab* ve inneHU leĞafurun Rahîym;<br />
<strong>Rabbin (</strong>onlara şunu<strong>) ilan edip bildirmiştir ki: “<em>Kiyamet gününe kadar kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri mutlaka onlara ba’sedecektir</em>”&#8230; Muhakkak ki Rabbin, elbette seri’ül hisab’dır&#8230; Ve muhakkak ki O elbette Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">168-) Ve katta&#8217;nahüm fiyl Ardı ümema* minhümüs salihune ve minhüm dune zâlik* ve belevnahüm Bil hasenati vesseyyiati leallehüm yerciun;<br />
<strong>Onları Arz’da ümmetler halinde parçaladık&#8230; Onlardan salihler vardır&#8230; Ve onlardan bunun altında olanları da vardır&#8230; Belki rücu’ ederler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle (</strong>B sırrınca<strong>) denedik</strong>.</p>
<p align="left">169-) Fehalefe min ba&#8217;dihim halfün verisül Kitabe ye&#8217;huzune arada hazel edna ve yekulune seyuğferulena* ve in ye&#8217;tihim aradun mislühu ye&#8217;huzuh* elem yü&#8217;haz aleyhim miysakul Kitabi en la yekulü alellahi illel Hakka ve deresu ma fiyh* veddarul ahıretü hayrun lilleziyne yettekun* efela ta&#8217;kılun;<br />
<strong>Onlardan sonra, yerlerine geçen halef (</strong>ler<strong>) geldi&#8230; (</strong>Öyle ki<strong>) Kitab’a da varis oldular&#8230; Şu en aşağı (</strong>dünya<strong>) nın arazı’nı (</strong>malını, menfaatını<strong>) alıyorlar ve şöyle diyorlar (</strong>dı<strong>): “(</strong><em>Nasıl olsa<strong>) mağfiret olunacağız</strong></em><strong>”&#8230; Şayet onlara onun misli bir araz gelse, onu da alırlar&#8230; (</strong>Peki<strong>) kendilerinden, Allah üzerine Hakk olmayanı söylemeyecekler diye Kitab Miysak’ı alınmamış mıydı?.. Onun içinde olanı ders edip incelemediler mi?&#8230; Bilfiil korunanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır&#8230; Akletmiyor musunuz?</strong>.</p>
<p align="left">170-) Velleziyne yümessiküne Bil Kitabi ve ekamüs Salate, inna la nudıy&#8217;u ecral muslihıyn;<br />
<strong>Kitab’a (</strong>B sırrıyla<strong>) sımsıkı sarılanlar ve namazı ikame edenler (</strong>e gelince<strong>);doğrusu biz ıslah edicilerin ecrini zayi etmeyiz</strong>.</p>
<p align="left">171-) Ve iz netaknel cebele fevkahüm keennehu zulletün ve zannu ennehu vakıun Bihim* huzu ma ateynaküm Bi kuvvetin vezküru ma fiyhi lealleküm tettekun;<br />
<strong>Hani o dağı sanki bir gölgelik gibi fevklerine ref’edip kaldırmıştık da onu kendilerine (</strong>kendileri olarak<strong>) vaki (</strong>olan<strong>) zannettiler (</strong>bildiler?<strong>)&#8230; “<em>Size verdiğimizi (</em></strong><em>B sırrınca<strong>) kuvvetle tutun ve onda olanı zikredin ki korunabilesiniz</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">172-) Ve iz ehaze Rabbüke min beniy Ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim* elestü BiRabbiküm* kalu bela şehidna* en tekulu yevmel kıyameti inna künna an haza ğafiliyn;<br />
<strong>Hani Rabbin AdemoğulLARından, onların bellerinden (</strong>sülblerinden, genlerinden<strong>) kendi zürriyyetlerini ahzedip (</strong>alıp<strong>);onları kendi enfüslerine (</strong>nefslerine<strong>) işhad ederek (</strong>şahidlendirerek; ruhlarını kuvveden fiile çıkararak<strong>): “<em>Elestu <span style="text-decoration: underline;">Bi</span>-Rabbiküm= (</em></strong><em>Ben<strong>) değilmiyim Bi-Rabbiniz (</strong>olarak<strong>) ?</strong></em><strong>”, (</strong>onlar da<strong>) “<em>KALU=dediler, BELA=evet, Şehidna=bilfiil şahidiz</em>”&#8230; Kıyamet Günü, “<em>Biz bundan gafil idik” demeyesiniz</em></strong>.</p>
<p align="left">173-) Ev tekulu innema eşrake abaüna min kablü ve künna zürriyyeten min ba&#8217;dihim* efetühliküna Bima fealel mubtılun;<br />
<strong>Ve bir de “<em>Daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı; biz de onlardan sonra (</em></strong><em>onların devamı<strong>) bir zürriyetiz; batıl işleyenler (</strong>Hakkı inkar edenler<strong>) yüzünden (</strong>B sırrınca<strong>) bizi helak mı edeceksin?</strong></em><strong>” demeyesiniz (</strong>için<strong>).</strong></p>
<p align="left">174-) Ve kezâlike nufessılul ayati ve leallehüm yerciun;<br />
<strong>Belki rücu’ ederler diye işte böylece ayetleri tafsile getiriyoruz</strong>.</p>
<p align="left">175-) Vetlü aleyhim nebeelleziy ateynahu ayatina fenseleha minha feetbeahüş şeytanü fekâne minel ğaviyn;<br />
<strong>Onlara şol kimsenin haberini tilavet et; ki ona ayetlerimizi (</strong>sıfatlarımızı<strong>) verdik de onlardan sıyrılıp çıktı (</strong>nefsi ile zuhur etti<strong>)&#8230; (</strong>Derken<strong>) şeytan (</strong>vehim<strong>) onu (</strong>kendine<strong>) tabi kıldı ve (</strong>nihayet o<strong>) azgınlardan oldu</strong>.</p>
<p align="left">176-) Ve lev şi&#8217;na lerafa&#8217;nahu Biha ve lakinnehu ahlede ilel Ardı vettebea hevahu, femeseluhu kemeselil kelb* in tahmil aleyhi yelhes ev tetrükhü yelhes* zâlike meselül kavmilleziyne kezzebu Bi ayatina* faksusıl kasasa leallehüm yetefekkerun;<br />
<strong>Eğer dileseydik onu bunlarla (</strong>ayetlerimizle B sırrınca<strong>) ref’ederdik (</strong>yükseltirdik<strong>)&#8230; Fakat o Arz’a yerleşti ve hevasına tabi oldu&#8230; Artık onun (</strong>nefs halini yaşayanın<strong>) meseli şu köpeğin meseli gibidir: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, terketsen de dilini sarkıtıp solur&#8230; İşte ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayan (</strong>beşeri birimsellik özellikleri ile zuhur eden, Rasûl’e iman etmeyen<strong>) kavmin meseli budur&#8230; (</strong>Sen bu<strong>) kıssayı anlat, belki tefekkür ederler</strong>.</p>
<p align="left">177-) Sae meselanilkavmülleziyne kezzebu Bi ayatina ve enfüsehüm kânu yazlimun;<br />
<strong>Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayan ve (</strong>böylece<strong>) nefslerine zulmetmiş olan kavmin meseli ne kötüdür!</strong>.</p>
<p align="left">178-) men yehdillahu fe huvel mühtediy* ve men yudlil feülaike hümül hasirun;<br />
<strong>Allah kime hidayet eder ise, odur hidayete eren&#8230; Kimi de saptırır ise, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir</strong>.</p>
<p align="left">179-) Ve lekad zere&#8217;na licehenneme kesiyran minel cinni vel ins* lehüm kulubün la yefkahune Biha, ve lehüm a’yünün la yubsırune Biha, ve lehüm azânun la yesmeune Biha* ülaike kel en&#8217;ami belhüm edall* ülaike hümül ğafilun;<br />
<strong>Andolsun ki Cinn ve İns’den (</strong>o katmanlardan meydana gelen<strong>) çok’u cehennem (</strong>göresel evren<strong>) için yaratıp çoğalttık&#8230; Ki, onların kalbleri var, onlarla (</strong>kalbleri ile hakikatleri B sırrınca<strong>) anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla (</strong>idrak edip B sırrınca<strong>) görmezler; kulakları var bunların, onlarla (</strong>algılayıp B sırrınca<strong>) işitmezler&#8230; İşte bunlar en’am (</strong>hayvanları, davarlar<strong>) gibidirler&#8230; Belki daha da sapkın&#8230; Onlar gafillerin ta kendileridir</strong>.</p>
<p align="left">180-) Ve Lillahil Esmaül Husna fed&#8217;uHU Biha* ve zerulleziyne yulhıdune fiy EsmaiHİ, seyüczevne ma kânu ya&#8217;melun;<br />
<strong>Esma-ül’Hüsna Allah’ındır (</strong>o isimlerin işaret ettiği sıfatlarla var olan Allah’dır&#8230; Dolayısıyla bu isimler ve bu isimlerin işaret ettiği sıfatlar yalnız O’nundur; ve O, ancak vahyettiği bu isimler ile tanımlanabilir, sizin tanımlamalarınızdan münezzehtir&#8230; Nitekim, Mü’minun:91’de: <strong><em>SubhanAllahi amma yesıfun= onların vasıflamalarından Allah münezzeh’tir</em></strong>, buyurulur<strong>);(</strong>o halde<strong>) O’nu onlarla (</strong>B sırrınca onlar olarak; dua işlevi realitesiyle<strong>) çağırın&#8230; O’nun Esması’nda ilhada sapanları (</strong>şirke düşenleri<strong>) terkedin&#8230; Yapıyor oldukları nın cezasını göreceklerdir</strong>.</p>
<p align="left">181-) Ve mimmen halakna ümmetün yehdune Bil Hakkı ve BiHİ ya&#8217;dilun;<br />
<strong>Yarattıklarımızdan (</strong>öyle<strong>) bir ümmet var ki,</strong> (nefsleri ile değil<strong>) </strong><strong>Hak ile (</strong>B sırrıyla Hak olarak<strong>) hidayet ederler ve O’nun ile (</strong>B sırrınca O olarak<strong>) adil olurlar (</strong>her boyutun hakkını verirler<strong>).</strong></p>
<p align="left">182-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina senestedricühüm min haysü la ya&#8217;lemun;<br />
<strong>Ayetlerimizi (</strong>B sırrınca<strong>) yalanlayanları hiç bilmedikleri taraftan tedrici olarak helake götüreceğiz (</strong>istidrac yaparız<strong>).</strong></p>
<p align="left">183-) Ve umliy lehüm* inne keydiy metiyn;<br />
<strong>Mühlet (</strong>te<strong>) veririm onlara&#8230; Muhakkak ki benim tuzağım metiyn’dir (</strong>pek sağlamdır<strong>).</strong></p>
<p align="left">184-) Evelem yetefekkeru ma Bi sahıbihim min cinnetin, in huve illâ neziyrun mübiyn;<br />
<strong>Düşünmediler mi ki, sahiplerinde/arkadaşlarında (</strong>B sırrınca<strong>) hiç bir cinnet (</strong>akılsızlık<strong>) yoktur&#8230; O ancak apaçık bir neziyr (</strong>uyarıcı<strong>) dır</strong>.</p>
<p align="left">185-) Evelem yenzuru fiy Melekutis Semavati vel Ardı ve ma halekAllahu min şey’in, ve en asa en yeküne kadıkterebe ecelühüm* fe Bi eyyi hadiysin ba&#8217;dehu yu&#8217;minun;<br />
<strong>Semavat ve Arz’ın melekutuna, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı?.. Artık bundan sonra hangi (Bi-) söze iman ederler?</strong>.</p>
<p align="left">186-) men yudlilillahu fela hadiye lehu, ve yezeruhüm fiy tuğyanihim ya&#8217;mehun;<br />
<strong>Allah kimi saptırırsa, artık ona hidayet edecek yoktur&#8230;</strong> <strong>Onları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın bocalar halde bırakır</strong>.</p>
<p align="left">187-) Yes&#8217;eluneke anis saati eyyane mursaha* kul innema ılmuha ınde Rabbiy* la yücelliyha livaktiha illâ HU* sekulet fiys Semavati vel Ard* la te&#8217;tiyküm illâ bağteten, yes&#8217;eluneke keenneke hafiyyün anha* kul innema ılmuha ındAllahi ve lâkinne ekseran Nasi la ya&#8217;lemun;<br />
<strong>Sana, ne zaman (</strong>?<strong>) gelip çatacak diye O SAATi (</strong>kiyamet vaktini?<strong>) soruyorlar&#8230; De ki: “<em>Onun ilmi ancak Rabbimin indindedir&#8230; Onun VAKTi için onu aşikar edecek yalnız O’dur (</em></strong><em>o tecellide zaman-mekan, eşya-kişi sözkonusu olmaz; Rabbin önceliği aşılamaz<strong>)&#8230; (</strong>Bu nedenle<strong>) Semavat’a ve Arz’a (</strong>onun ilmi<strong>) ağır gelmiştir&#8230; (</strong>O<strong>) size ancak birden/ansızın gelir</strong></em><strong>”&#8230; Sanki sen onu (</strong>deneyimleyerek<strong>) bilensin gibi sana soruyorlar&#8230; De ki: “<em>O’nun ilmi, Allah indindedir&#8230; Fakat insanların ekseriyeti bilmiyorlar</em>”</strong>.</p>
<p align="left">188-) Kul la emlikü li nefsiy nef’an ve la darren illâ maşaAllah* ve lev küntü a&#8217;lemül ğaybe lesteksertü minel hayr* ve ma messeniyessuü in ene illâ neziyrun ve beşiyrun likavmin yu&#8217;minun;<br />
<strong>De ki: “<em>Nefsim için Allah’ın dilediğinden başka bir fayda ve bir zarara malik değilim&#8230; Şayet gayb’ı biliyor olsaydım, elbette hayırdan çoğaltırdım&#8230; Ve bana kötülük dokunmamıştır (</em></strong><em>da<strong>)&#8230; Ben ancak bir uyarıcı ve iman eden kavme bir müjdeleyiciyim</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">189-) HUvelleziy halekaküm min nefsin vahıdetin ve ceale minha zevceha li yesküne ileyha* felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafiyfen femerrat Bih* felemma eskalet deavAllahe Rabbehüma lein ateytena salihan lenekünenne mineş şakiriyn;<br />
<strong>O (</strong>Allah<strong>) ki, sizi nefs-i vahide’den/tek bir nefs’den yarattı ve ondan da eşini oluşturdu, ona yerleşsin/onda sükun bulsun (</strong>nötürleşsin; kemalatını izhar etsin; çocuklarını oluştursun<strong>) diye&#8230; Onu (</strong>eşini, nefsi<strong>) örtüp bürüyünce, (</strong>eşi<strong>) hafif bir yük yüklendi (</strong>hamile kaldı ve belli bir süreç<strong>) onu (</strong>B sırrınca<strong>) taşıdı/gezdirdi&#8230; Ağırlaştığında (</strong>siklet<strong>), ikisi birden Rableri olan Allah’a: “<em>Andolsun ki, eğer bize bir salih/ (</em></strong><em>ya da salih bir çocuk<strong>) verirsen, mutlaka biz şükredenlerden oluruz</strong></em><strong>” diye dua ettiler</strong>.</p>
<p align="left">190-) Felemma atahüma salihan ceala leHU şürekae fiyma atahüma* fetealellahu amma yüşrikûn;<br />
<strong>Onlara bir salih (</strong>salih bir evlad<strong>) verince, onlara verdiği hakkında O’na ortaklar oluşturdular&#8230; Allah onların ortak koştuklarından a’li’dir</strong>.</p>
<p align="left">191-) Eyüşrikûne ma la yahluku şey’en ve hüm yuhlekun;<br />
<strong>Kendileri yaratılıyor oldukları halde (</strong>ve<strong>) bir şey (</strong>de<strong>) yaratmayanları mı ortak koşuyorlar?</strong>.</p>
<p align="left">192-) Ve la yestetıy&#8217;une lehüm nasran ve la enfüsehüm yensurun;<br />
<strong>(</strong>Bunlar; Allah’a ortak koşulanlar<strong>) onlara yardıma muktedir olamadıkları gibi kendi nefslerine de yardım edemezler</strong>.</p>
<p align="left">193-) Ve in ted&#8217;uhüm ilel hüda la yettebiuküm* sevaün aleyküm ede’avtümuhüm em entüm samitun;<br />
<strong>Şayet onları huda’ya (</strong>hidayete, kılavuza<strong>) da’vet etseniz, size tabi olmazlar&#8230; Ha onları da’vet etmişsiniz ha (</strong>çağırmayıp<strong>) susmuşsunuz, size müsavidir</strong>.</p>
<p align="left">194-) İnnelleziyne ted&#8217;une min dunillahi ıbadun emsalüküm fed&#8217;uhüm felyesteciybu leküm in küntüm sadikıyn;<br />
<strong>Allah’dan mada çağırdıklarınız, muhakkak sizin emsaliniz kullardır (</strong>hiç bir güçleri yoktur<strong>)&#8230; Eğer (</strong>itikadınızda<strong>) doğru iseniz hadi çağırın onları da size icabet etsinler</strong>.</p>
<p align="left">195-) Elehüm ercülün yemşune Biha, em lehüm eydin yebtışune Biha, em lehüm a&#8217;yunün yubsırune Biha, em lehüm azânün yesmeune Biha* kulid&#8217;u şürekaeküm sümme kiyduni fela tunzırun;<br />
<strong>Onlar kendileri ile (</strong>B sırrınca<strong>) yürüdükleri ayaklara mı sahip; yahut kendileri ile (</strong>B sırrınca<strong>) tuttukları ellere mi sahip; yahut kendileri ile (</strong>B sırrınca<strong>) gördükleri gözlere mi sahip; yahut kendileri ile (</strong>B sırrınca<strong>) işittikleri kulaklara mı sahip?&#8230; De ki: “<em>Çağırın ortak (</em></strong><em>koştuk<strong>) larınızı, sonra bana tuzak kurun ve hiç göz açtırmayın bana (</strong>işimi, idaremi elinize alın<strong>)!”</strong></em>.</p>
<p align="left">196-) İnne Veliyyiyellahulleziy nezzelel Kitabe, ve HUve yetevelles salihıyn;<br />
<strong>Muhakkak ki benim Veliy’m, O Kitab’ı indiren Allah’dır!.. Ve O, salihleri Veliy edinir/salihlere Veliy olur</strong>.</p>
<p align="left">197-) Velleziyne ted&#8217;une min duniHİ la yestetıy&#8217;une nasreküm ve la enfüsehüm yensurun;<br />
<strong>Sizin O’ndan mada (</strong>yardıma<strong>) çağırdıklarınız ise ne size yardım etmeye muktedirdirler ve ne de kendilerine yardım edebilirler</strong>.</p>
<p align="left">198-) Ve in ted&#8217;uhüm ilelhüda la yesmeu* ve terahüm yenzurune ileyke ve hüm la yubsırun;<br />
<strong>Şayet onları huda’ya (</strong>hidayete, rehbere<strong>) çağırsanız, işitmezler&#8230; Onları sana bakıyorlar görürsün, onlar görmüyor oldukları halde</strong>.</p>
<p align="left">199-) Huzil afve ve&#8217;mur Bil urfi ve a&#8217;rıd anil cahiliyn;<br />
<strong>Afv’ı tut, (</strong>Bi-<strong>) ma’ruf (</strong>selim aklın kabul ettiği, ruhun huzur bulduğu şey<strong>) ile emret ve cahillerden yüzçevir</strong>.</p>
<p align="left">200-) Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeız Billah* inneHU Semiy’un ‘Alîym;<br />
<strong>Eğer şeytandan bir nezğ (</strong>fit, dürtme, impals<strong>) seni dürterse, hemen (</strong>B sırrıyla<strong>) Allah’a (</strong>özündeki uluhiyyet hakikatına; o bilince<strong>) sığın&#8230; Çünkü O, Semi’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">201-) İnnelleziynettekav iza messehüm taifün mineş şeytani tezekkeru feizahum mubsırun;<br />
<strong>(</strong>Nefslerinden, şirk halinden<strong>) korunanlara gelince, onlara şeytandan bir taife (</strong>duygular, hormonal zaaflar,..<strong>) dokunduğunda, (</strong>Teklik realitesini, hakikatlerini<strong>) tezekkür ederler&#8230; (</strong>Tam o anda<strong>) birden onlar görürler (</strong>Hak Baki’dir<strong>).</strong></p>
<p align="left">202-) Ve ıhvanühüm yemüddunehüm fiyl ğayyi sümme la yuksırun;<br />
<strong>(</strong>Şeytanların<strong>) kardeşleri ise onları ğayy’da (</strong>aklın ters istikametinde; azgınlıkta<strong>) uzatıp yayarlar (</strong>uzaklaştırırlar; yakin’den perdelerler?<strong>)&#8230; Sonra da hiç bırakmazlar</strong>.</p>
<p align="left">203-) Ve iza lem te&#8217;tihim Bi ayetin kalu lev lectebeyteha* kul innema ettebiu ma yuha ileyye min Rabbiy* haza basâiru min Rabbiküm ve hüden ve rahmetün likavmin yu&#8217;minun;<br />
<strong>Onlara bir (</strong>Bi-<strong>) ayet getirmediğinde: “<em>Onu (</em></strong><em>kendinden<strong>) düzüp uydursaydın ya!</strong></em><strong>” dediler&#8230; De ki: “<em>Ancak, Rabbimden bana vahyolunana tabi olurum&#8230; Bu (</em></strong><em>Kur’an<strong>) Rabbinizden basiretlerdir (</strong>idrak ettirir<strong>), huda’dır (</strong>hakikat rehberi<strong>) ve iman eden kavim için rahmettir (</strong>kemalatlarını açığa çıkarır<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">204-) Ve iza kuriel Kur’anu festemiu lehu ve ensıtu lealleküm turhamun;<br />
<strong>Kur’an kıraat edildiğinde, O’nu dinleyin ve (</strong>siz?<strong>) susun ki size rahmet edilsin</strong>.</p>
<p align="left">205-) Vezkür Rabbeke fiy nefsike tedarruan ve hıyfeten ve dunel cehri minel kavli Bil ğuduvvi vel asali ve la tekün minel ğafiliyn;<br />
<strong>Rabbini nefsinde, tazarruan (</strong>içten çağırarak<strong>) ve hıyfeten (</strong>gizli, sırren<strong>), söz cehri (</strong>nefsinizden<strong>) olmaksızın, (</strong>Bi-<strong>) sabah-akşam zikret (</strong>müşahade et<strong>) !.. Gafillerden olma!</strong>.</p>
<p align="left">206-) İnnelleziyne ınde Rabbike la yestekbirune an ıbadetiHİ ve yüsebbihuneHU ve leHU yescüdun;<br />
(206. Ayet secde ayetidir.) <strong>Muhakkak ki senin Rabbinin indindekiler, O’nun ibadetinden</strong> (O’na kulluktan) <strong>asla büyüklenmezler</strong> (nefsleriyle perdelenmezler) <strong>&#8230;</strong> <strong>O’nu tesbih</strong> (ortaktan tenzih) <strong>ederler ve O’na <span style="text-decoration: underline;">secde ederler</span></strong> (Allah Baki’dir).</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/7-a%e2%80%99raf-sure/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/7-a%e2%80%99raf-sure/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>8 &#8211; Enfal Sûresi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/8-enfal-suresi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/8-enfal-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 21:51:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/2007/08/27/8-enfal-suresi/</guid>
		<description><![CDATA[SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ
Medine-i Münevvere’de, Bedir’de nazıl olmuştur (İbni Abbas r.a.’den bir rivayette: 30.ayetten itibaren 7 ayet hariç)&#8230; 75 ayettir&#8230;
Bu nedenle Bedir savaşından, ganimetlerden ve bu sahneleme ile anlatılması gereken kıtal-cihad hususlarından bahsetmektedir&#8230; Ve elbette hakiki iman, zikir ve seyri sülük işlevlerini çok incelikli olarak anlatmaktadır&#8230;
‘Ganimetler’ manasında kullanılan “Enfal”, “nefel” kelimesinin çoğuludur&#8230;

“nefel”, sözlük olarak bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ</span></strong></span></span></p>
<p align="left"><strong>Medine-i Münevvere</strong>’de, Bedir’de nazıl olmuştur (İbni Abbas r.a.’den bir rivayette: 30.ayetten itibaren 7 ayet hariç)&#8230; 75 ayettir&#8230;</p>
<p align="left">Bu nedenle Bedir savaşından, ganimetlerden ve bu sahneleme ile anlatılması gereken kıtal-cihad hususlarından bahsetmektedir&#8230; Ve elbette hakiki iman, zikir ve seyri sülük işlevlerini çok incelikli olarak anlatmaktadır&#8230;</p>
<p align="left">‘<strong>Ganimetler</strong>’ manasında kullanılan “<strong>Enfal</strong>”, “nefel” kelimesinin çoğuludur&#8230;</p>
<p align="left"><span id="more-115"></span></p>
<p align="left">“<strong>nefel</strong>”, sözlük olarak <em>bir şeye ilave edilen kısım</em> demektir&#8230; Nitekim ibadet adı altındaki çalışmalarımızda “nafile” kelimesi de buradan gelir&#8230; Yani <em>farz olana-o farzın cinsinden (sünnete uygun) &#8211; ilave edilen </em>çalışmalar&#8230;</p>
<p align="center"><span class="style11"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #006600;">AYETLERİN MÂNÂSI</span></strong></span></span></p>
<p align="left"><strong>BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM</strong></p>
<p align="left">1-) Yes&#8217;eluneke anil enfal* kulil enfalü Lillahi verRasûl* fettekullahe ve aslihu zate beyniküm* ve etıy&#8217;ullahe ve RasûleHU in küntüm mu’miniyn;<br />
<strong>Sana enfal’i (</strong>savaş ganimetlerini<strong>) soruyorlar (</strong>o faili hakikiden perdeliler<strong>)&#8230; De ki: “<em>Enfal (</em></strong><em>ancak savaş-cihad sonunda hasıl olan bu ganimetler?, bu başarı?<strong>), Allah ve Rasûlünündür (</strong>O’nun sıfatlarının bir tecellisidir, Rasûlullah’ın bir şefaatıdır<strong>)&#8230; (</strong>O halde<strong>) Allah’dan ittika edin ve aranızı ıslah edin&#8230; Eğer (</strong>hakiki<strong>) mü’minler iseniz, Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat edin</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">2-) İnnemel mu&#8217;minunelleziyne iza zükirAllahu vecilet kulubühüm ve iza tüliyet aleyhim ayatuHU zadethüm iymanen ve alâ Rabbihim yetevekkelun;<br />
<strong>(</strong>Hakiki<strong>) mü’minler ancak şol kimselerdir ki, “Allah” zikredildiğinde onların kableri korkar (</strong>tanır?<strong>) ve onlara O’nun ayetleri tilavet edildiğinde, onların imanlarını (</strong>derece olarak<strong>) artırır&#8230; Ve onlar Rablerine tevekkül ederler</strong>.</p>
<p align="left">3-) Elleziyne yukıymunes Salate ve mimma razaknahüm yünfikun;<br />
<strong>Onlar ki, namazı ikame ederler (</strong>Hakkani sıfatlarla muşahade ederler<strong>) ve onları rızıklandırdıklarımızdan infak ederler</strong>.</p>
<p align="left">4-) Ülaike hümül mu’minine Hakka* lehüm deracatün ınde Rabbihim ve mağfiretün ve rizkun keriym;<br />
<strong>İşte onlardır tahkiki iman ile (</strong>yakine ermiş<strong>) mü’minler&#8230; Onlar için rableri indinde dereceler, mağfiret (</strong>birimsellik özelliklerinin ilahi özellikler ile örtülmesi<strong>) ve keriym rızık (</strong>cömert-şerefli rızık; esma-sıfat’tan tecelliler<strong>) vardır</strong>.</p>
<p align="left">5-) Kema ahraceke Rabbüke min beytike Bil Hakk* ve inne feriykan minel mu’miniyne le karihun;<br />
<strong>Nitekim (</strong>onların hali<strong>), Rabbin seni, (</strong>birimselliğinle değil<strong>) Bil-Hakk (</strong>Hak olarak<strong>) evinden çıkardığında gerçekten mü’minlerden bir fırka hoşlanmıyorlardı (</strong>daki durumları gibidir<strong>).</strong></p>
<p align="left">6-) Yücadiluneke fiyl Hakkı ba&#8217;de ma tebeyyene keennema yüsakune ilel mevti ve hüm yenzurun;<br />
<strong>Ayan beyan olduktan sonra (</strong>bile<strong>) Hak hakkında seninle mücadele ediyorlar (</strong>tartışıyorlardı<strong>)&#8230; Sanki onlar bakıyor oldukları halde ölüme sevkolunuyorlar (</strong>dı<strong>).</strong></p>
<p align="left">7-) Ve iz yeıdükümullahu ıhdet taifeteyni enneha leküm ve teveddune enne ğayre zatiş şevketi tekûnü leküm ve yüriydullahu en yuhıkkal hakka Bi kelimatiHİ ve yaktaa dabirel kafiriyn;<br />
<strong>Hani Allah size iki taifeden (</strong>Kureyş ordusu veya kervan<strong>) birinin sizin olacağını va’dediyordu&#8230; Kuvvet/silah sahibi olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz (</strong>neticeyi maddi sebeplere göre düşünüyordunuz<strong>)&#8230; Allah da (</strong>Bi-<strong>) Kelimeleri (</strong>ayet:9?<strong>) ile Hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmek irade ediyordu</strong>.</p>
<p align="left">8-) Li yuhıkkal hakka ve yübtılel batıle ve lev kerihel mücrimun;<br />
<strong>Hakkı gerçekleştirsin ve batılı ibtal etsin için&#8230; Velev ki mücrimler (</strong>birimsellik özellikleri ile, vehmi varlıkları ile perdelenenler<strong>) kerih görsün</strong>.</p>
<p align="left">9-) İz testeğiysune Rabbeküm festecabe leküm enniy mümiddüküm Bi elfin minel Melaiketi murdifiyn;<br />
<strong>Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da: “<em>Muhakkak ki ben, mürdif olarak (</em></strong><em>birbiri ardınca, birbirine tabi<strong>) bin melek ile (</strong>B sırrınca<strong>) size imdad ediciğim</strong></em><strong>” diye size icabet etmişti</strong>.</p>
<p align="left">10-) Ve ma cealehullahu illâ büşra ve li tatmeinne Bihi kulubüküm* ve men nasru illâ min ındillah* innAllahe Azîyzün Hakiym;<br />
<strong>Allah bunu (</strong>melaike ile imdadı<strong>) ancak bir müjde olsun ve (</strong>B sırrınca<strong>) onunla kalbleriniz mutmain olsun diye yaptı&#8230; Nasr (</strong>yardım, zafer<strong>) ancak Allah indindendir&#8230; Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir</strong>.</p>
<p align="left">11-) İz yüğaşşiykümünnüase emeneten minhü ve yünezzilü aleyküm mines Semai maen liyutahhireküm Bihi ve yüzhibe anküm riczeşşeytani ve li yarbita alâ kulubiküm ve yüsebbite Bihil akdam;<br />
<strong>Hani O, kendinden bir emniyet (</strong>güven, sükun hali<strong>) olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyor (</strong>du<strong>);sizi onunla (</strong>o su ile B sırrınca<strong>) tathir etmek (</strong>arındırmak<strong>), sizden şeytanın pisliğini (</strong>korku, evham<strong>) gidermek, kalblerinizi rabt (</strong>takviye<strong>) etmek ve ayakları (</strong>nızı<strong>) onunla (</strong>o su ile B sırrınca<strong>) sabit tutmak için de üzerinize Sema’dan bir su indiriyor (</strong>du<strong>).</strong></p>
<p align="left">12-) İz yuhıy Rabbüke ilel Melaiketi enniy meaküm fesebbitülleziyne amenu* seulkıy fiy kulubilleziyne keferurru&#8217;be fadribu fevkal a&#8217;nakı vadribu minhüm külle benan;<br />
<strong>Hani Rabbin melaike’ye: “<em>Muhakkak ben sizinle beraberim&#8230; İman edenleri (</em></strong><em>iman-yakin üzere<strong>) sabitleyin&#8230; Kafir olanların kalblerine korku bırakacağım&#8230; (</strong>Kafirlerin<strong>) boyunlarının üstüne darb edin (</strong>vehim üzere sabitleyin<strong>);ve onlardan her parmağa darbedin (</strong>kuvvetlerini etkisiz kılın, felç edin<strong>)”</strong></em><strong> diye vahyediyor (</strong>du<strong>).</strong></p>
<p align="left">13-) Zâlike Bi ennehüm şakkullahe ve RasûleHU, ve men yuşakıkıllahe ve RasûleHU fe innAllahe şediydül ıkab;<br />
<strong>Bunun sebebi onların Allah’a ve Rasûlü’ne muhalefet etmeleri/kendilerini Allah ve Rasûlü’nden ayırıp koparmalarıdır&#8230; Kim Allah’a (</strong>Hakikat; vahdet<strong>) ve Rasûlü’ne (</strong>Diyn’e<strong>) muhalefet eder ise, muhakkak ki Allah Şediyd’ül Ikab’dır (</strong>cezası çok şiddetli<strong>).</strong></p>
<p align="left">14-) Zâliküm fezukuhu ve enne lilkafiriyne azâben nar;<br />
<strong>İşte size (azab, Bedir’deki yenilgi);tadın onu&#8230; Kafirler için bir de Nar (</strong>kayıtlılık<strong>) azabı vardır</strong>.</p>
<p align="left">15-) Ya eyyühelleziyne amenu iza lekıytümülleziyne keferu zahfen fela tüvelluhümül edbar;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Toplu olarak kafir olanlar ile karşılaştığınızda, sakın onlara ardlarınızı çevirmeyin!</strong>.</p>
<p align="left">16-) Ve men yüvellihim yevmeizin dübürehu illâ müteharrifen likıtalin ev mütehayyizen ila fietin fekad bae Bi ğadabin minAllahi ve me&#8217;vahu cehennem* ve bi&#8217;sel masıyr;<br />
<strong>Savaşmak için (</strong>başka bir yer tutmak amacıyla<strong>) çekilmek yahut başka bir bölüğe katılmak (</strong>için çekilmek<strong>) dışında onlara (</strong>kafirlere<strong>) arkasını kim döner ise, mutlaka Allah‘dan bir (</strong>Bi-<strong>) gadab ile döner&#8230; Onun yeri cehennem’dir&#8230; Ne kötü varış yeridir o!</strong>.</p>
<p align="left">17-) Felem taktüluhüm ve lakinnAllahe katelehüm ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllahe rema* ve liyübliyel mu’miniyne minhü belaen hasena* innAllahe Semiy’un Aliym;<br />
<strong>Siz öldürmediniz onları, fakat Allah onları öldürdü&#8230; Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı (</strong>B harfi yazılmadan?<strong>)&#8230; Mü’minleri kendinden güzel bir bela ile denemek için&#8230; Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">18-) Zâliküm ve ennAllahe muhinü keydil kafiriyn;<br />
<strong>İşte böyle (</strong>sizin haliniz, denenmeniz<strong>)&#8230; Muhakkak Allah kafirlerin tuzağını zayıf düşürendir</strong>.</p>
<p align="left">19-) İn testeftihu fekad caekümül feth* ve in tentehu fehuve hayrun leküm* ve in teudu neud* velen tuğniye anküm fietüküm şey’en velev kesüret, ve ennAllahe meal mu’miniyn;<br />
<strong>Eğer siz fetih (</strong>zafer, yardım, hüküm<strong>) istiyorsanız, işte size (</strong>Bedir’de<strong>) fetih geldi&#8230; Eğer (</strong>Rasûlullah’a direnmekten<strong>) vazgeçerseniz, o sizin için daha hayırlıdır&#8230; Şayet (</strong>şirk dinine<strong>) dönerseniz, biz de döneriz&#8230; (</strong>O zaman<strong>) topluluğunuz çok ta olsa size hiç bir faydası olmaz&#8230; Çünkü Allah mü’minler iledir</strong>.</p>
<p align="left">20-) Ya eyyühelleziyne amenu etıy&#8217;ullahe ve RasûleHU ve la tevellev anHU ve entüm tesmeun;<br />
<strong>Ey iman edenler!&#8230; Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin&#8230; İşitip durduğunuz (</strong>anladığınız<strong>) halde O’ndan yüz çevirmeyin!</strong>.</p>
<p align="left">21-) Ve la tekûnu kelleziyne kalu semı&#8217;na ve hüm la yesmeun;<br />
<strong>Kendileri işitmiyor (</strong>Allah ve Rasûlüne<strong> </strong>itaat etmiyor<strong>) oldukları halde, “<em>işittik</em>” diyenler gibi olmayın!</strong>.</p>
<p align="left">22-) İnne şerred devabbi ındAllahis summül bükmülleziyne la ya&#8217;kılun;<br />
<strong>Muhakkak ki Allah indinde canlıların en şerlisi akletmeyen (</strong>akıl nurundan perdeli<strong>) sağırlar ve dilsizlerdir</strong>.</p>
<p align="left">23-) Velev alimAllahu fiyhim hayren leesmeahüm* velev esmeahüm letevellev ve hüm mu&#8217;ridun;<br />
<strong>Eğer Allah onlarda bir hayır (</strong>uygun veri tabanı<strong>) bilseydi, elbette onlara işittirirdi&#8230; Şayet onlara işittirmiş olsaydı (</strong>bile<strong>) onlar arkalarını dönerek yüz çevirirlerdi</strong>.</p>
<p align="left">24-) Ya eyyühelleziyne amenüsteciybu Lillahi ve lirRasûli iza deaküm lima yuhyıyküm* va&#8217;lemu ennAllahe yehulü beynel mer&#8217;i ve kalbihi ve ennehu ileyHİ tuhşerun;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Sizi, sizi (</strong>hakiki hayat ile<strong>) dirilten şeye çağırdığında, Allah’a ve Rasûlü’ne icabet edin (</strong>Hakikatınıza ve O’nun hükümlerine tabi olun<strong>)&#8230; Ve iyi bilin ki (</strong>diynin maslahatı olan çalışmaları geciktirirseniz<strong>) Allah (</strong>sünnetullah, sistem<strong>) kişi ile kalbi arasına girip engel olur&#8230; Ve (</strong>iyi bilin ki<strong>) siz O’na haşrolunacaksınız</strong>.</p>
<p align="left">25-) Vetteku fitneten la tusıybennelleziyne zalemu minküm hassaten, va&#8217;lemu ennAllahe şediydül ıkab;<br />
<strong>Sizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korunun&#8230; Ve iyi bilin ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (</strong>cezalandırması şiddetli<strong>).</strong></p>
<p align="left">26-) Vezküru iz entüm kaliylün müstad&#8217;afune fiyl Ardı tehafune en yetehattafekümün Nasü feavaküm ve eyyedeküm Bi nasriHİ ve razekaküm minat tayyibati lealleküm teşkürun;<br />
<strong>Zikredin (</strong>düşünün<strong>) ki, hani siz (</strong>idrak gücü itibarıyla<strong>) azdınız, Arz’da mustad’af (</strong>zayıf, ezilen<strong>) idiniz, insanların sizi kapıvermesinden korkuyordunuz&#8230; (</strong>O<strong>) sizi (</strong>vahiy nuru ile<strong>) barındırdı, nusreti ile (</strong>B sırrınca<strong>) sizi teyid etti ve şükredesiniz diye sizi tayyibattan (</strong>marifetullah’tan<strong>) rızıklandırdı</strong>.</p>
<p align="left">27-) Ya eyyühelleziyne amenu la tehunullahe ver Rasûle ve tehunu emanatiküm ve entüm ta&#8217;lemun;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Allah’a ve er-Rasûl’e (</strong>Rasûlullah’a<strong>) hainlik/hiyanet etmeyin&#8230; Ve siz biliyor olduğunuz halde emanetlerinize (</strong>nübüvvet ve risalet ile size ulaşan ilim ve ma’rifetlere<strong>) hainlik etmeyin</strong>.</p>
<p align="left">28-) Va&#8217;lemu ennema emvalüküm ve evladüküm fitnetün, ve ennAllahe ındeHU ecrun azîym;<br />
<strong>Ve iyi bilin ki, mallarınız ve evladlarınız ancak bir fitnedir&#8230; Allah’a gelince, aziym ecir (</strong>ilahi özelliklerle tecelli<strong>) O’nun indindedir (</strong>tüm göreselliklerden, tabiat ve şartlanmalardan arınınca<strong>).</strong></p>
<p align="left">29-) Ya eyyühelleziyne amenu in tettekullahe yec&#8217;al leküm furkanen ve yükeffir anküm seyyiatiküm ve yağfir leküm* vAllahu ZülFadlilAzîym;<br />
<strong>Ey iman edenler!&#8230; Eğer Allah’dan ittika ederseniz (</strong>fıtri ahdinize ve Rasûlullah ile ulaşanlara hiyanet etmezseniz<strong>), sizin için Furkan (</strong>Hak ile batılı temyiz aklı, keşfi ilim<strong>) oluşturur, kötülüklerinizi (</strong>beşeri birimsellik özelliklerinizi<strong>) keffaretler ve sizi mağfiret (</strong>setr<strong>) eder (</strong>Hakk zahir<strong>)&#8230; Allah, Zül’Fadlil Azıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">30-) Ve iz yemküru Bikelleziyne keferu liyüsbituke ev yaktüluke ev yuhricuk* ve yemkürune ve yemkürullah* vAllahu hayrul makiriyn;<br />
<strong>Hani o kafir olanlar (</strong>gerçeği reddedenler<strong>) seni tutup sabitlemeleri yahut seni öldürmeleri ya da seni (</strong>yurdundan<strong>) çıkarmaları için sana (</strong>B sırrınca<strong>) mekr (</strong>tuzak<strong>) kuruyorlardı (</strong>B sırrı gereği, aslında kendilerine tuzak kuruyorlardı<strong>)&#8230; Onlar mekr kurarlar (</strong>iken<strong>), Allah (</strong>onlara<strong>) mekr kurar&#8230; Allah mekr kuranların en hayırlısıdır (</strong>onların evham ve hayallerini boşa çıkarır<strong>).</strong></p>
<p align="left">31-) Ve iza tütla alehim ayatüna kalu kad semi&#8217;na lev neşaü lekulna misle haza in haza illâ esatıyrul evveliyn;<br />
<strong>Onlara ayetlerimiz tilavet edildiğinde: “<em>Gerçekten işittik&#8230; Eğer dilesek elbette bunun mislini biz de söylerdik&#8230; Evvelkilerin masallarından başka bir şey değil bu!</em>”, dediler</strong>.</p>
<p align="left">32-) Ve iz kalullahümme in kâne haza hüvel hakka min ındike feemtır aleyna hıcareten mines Semai evi&#8217;tina Bi azâbin eliym;<br />
<strong>Hani, “<em>Ey Allahım!.. Eğer bu senin indinden (</em></strong><em>olan<strong>) Hakkın kendisi ise, (</strong>o vakit<strong>) Sema’dan üzerimize taşlar yağdır&#8230; Yahut bize elim (Bi-) azab ver</strong></em><strong>” demişlerdi</strong>.</p>
<p align="left">33-) Ve ma kânAllahu liyüazzibehüm ve ente fiyhim* ve ma kânAllahu müazzibehüm ve hüm yestağfirun;<br />
<strong>Halbuki sen (</strong>vücud olarak<strong>) onların içinde (</strong>mevcud<strong>) iken Allah onlara (</strong>gadablanarak<strong>) azab edecek değildi&#8230; Onlar istiğfar ediyor oldukları halde de Allah onlara azab edici değildir</strong>.</p>
<p align="left">34-) Ve ma lehüm ella yüazzibehümullahu ve hüm yasuddune anil Mescidil Harami ve ma kânu evliyaeh* in evliyauhu illel müttekune ve lâkinne ekserehüm la ya&#8217;lemun;<br />
<strong>Onlar Mescid-i Haram’dan alakoyup durdukları halde, Allah onlara ne diye azab etmesin?.. (</strong>Hem<strong>) onlar, O’nun (</strong>Mescid-i Haram’ın<strong>) evliyası değillerdir&#8230; O’nun evliyası ancak muttekilerdir (</strong>benlik duygularından, beşeri birimsellik özelliklerinden korunanlardır<strong>)&#8230; Fakat onların ekseriyeti (</strong>Mescid- Haram’ın ne olduğunu<strong>) bilmezler</strong>.</p>
<p align="left">35-) Ve ma kâne Salatühüm ındel beyti illâ mükâen ve tasdiyeten, fezukul azâbe Bi ma küntüm tekfürun;<br />
<strong>Onların el-Beyt’in (</strong>Beytullah’ın; Mescid-i Haram’ın<strong>) indinde (</strong>yanında, katında<strong>) ki salatları (</strong>namazları, duaları<strong>) ıslık çalmak ve el çırpmaktan (</strong>getirisi olmayan, babalarının diyni davranışlarından<strong>) başka bir şey değildir&#8230; O halde gerçeği inkar etmenizden (</strong>küfrünüzden<strong>) ötürü (</strong>B gerçeğince<strong>) tadın azabı</strong>.</p>
<p align="left">36-) İnnelleziyne keferu yünfikune emvalehüm li yasuddu an sebiylillâh* fe seyünfikuneha sümme tekûnu aleyhim hasreten sümme yuğlebun* velleziyne keferu ila cehenneme yuhşerun;<br />
<strong>O kafir olanlar (</strong>Hz.Rasûlullah’ı ve Hz.Rasûlullah’ın açıklayıp bildirdiği gerçeği reddedenler<strong>) Allah yolundan (</strong>arınmadan, mücahadeden<strong>) alakoymak için mallarını (</strong>fıtratlarına bahşedilmiş kuvvelerini, mallarını, tertemiz nurlarını<strong>) infak ederler (</strong>nefsani, bedensel yönde harcarlar<strong>)&#8230; Yakında (</strong>bu dünyada<strong>) onları harcayacaklar (</strong>da<strong>)&#8230; Sonra (</strong>ahiret’te<strong>) bu onlar üzerine bir hasretlik (</strong>pişmanlık, yürek acısı, çaresi olmayan özlem<strong>) olur&#8230; Sonra (</strong>zaten Bedir’de<strong>) mağlub olurlar&#8230; (</strong>Nihayet<strong>) kafir olanlar (</strong>gerçeği reddeden perdeliler<strong>) cehenneme haşrolunurlar</strong>.</p>
<p align="left">37-) Li yemiyzAllahul habiyse minet tayyibi ve yec&#8217;alel habiyse ba&#8217;dahu alâ ba&#8217;din feyerkümehu cemiy’an feyec&#8217;alehu fiy cehennem* ülaike hümül hasirun;<br />
<strong>Habis’i (</strong>şaki, insansı<strong>) tayyib’ten (</strong>said, insan<strong>) temyiz etsin ve habis’i birbiri üzerine koyup topluca yığsın da onu (</strong>o yığıntıyı<strong>) cehennem’de kılsın diye&#8230; İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir</strong>.</p>
<p align="left">38-) Kul lilleziyne keferu in yentehu yuğfer lehüm ma kad selef* ve in yeudu fe kad medat sünnetül ‘evveliyn;<br />
<strong>Kafir olanlara de ki: “<em>Eğer vazgeçerler (</em></strong><em>tevhid’e, iman’a dönerler<strong>) ise, geçmiş olan (</strong>günah<strong>) lar onlar için mağfiret edilir&#8230; Eğer (</strong>eski akidelerine<strong>) dönerler ise, evvelkilerin sünneti mazi olmuş olur (</strong>onlara da gerçekleşir<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">39-) Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynü küllühu Lillah* feinintehev feinnAllahe Bi ma ya&#8217;melune Basıyr;<br />
<strong>Bir fitne (</strong>şirk, zulüm<strong>) kalmayıncaya ve diyn (</strong>yaşam sistemleri<strong>) bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla mukatele edin (</strong>zira aslolan Allah ahlakının açığa çıkışıdır<strong>)&#8230; Eğer (</strong>tevhid’den, Sistem’den<strong>) vazgeçerler ise, muhakkak ki Allah onların yapmakta olduklarını (</strong>B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak<strong>) Basiyr’dir</strong>.</p>
<p align="left">40-) Ve in tevellev fa&#8217;lemu ennAllahe Mevlaküm* nı&#8217;mel Mevla ve nı&#8217;men Nesıyr;<br />
<strong>Eğer yüzçevirirler ise, iyi bilin ki Allah sizin Mevlanız’dır&#8230; Ne güzel Mevla’dır (</strong>sahib’dir O<strong>), ve ne güzel Nasıyr’dir (</strong>zafere ulaştırıcı’dır O<strong>) !</strong>.</p>
<p align="left">41-) Va&#8217;lemu ennema ğanimtüm min şey&#8217;in feenne Lillahi hümüsehu ve lirRasûli ve lizil kurba vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyli, in küntüm amentüm Billahi ve ma enzelna alâ abdina yevmel furkani yevmel tekalcem&#8217;an* vAllahu alâ külli şey&#8217;in Kadiyr;<br />
<strong>Eğer Allah’a ve Furkan (</strong>Hak ile batılın ayırt edildiği<strong>) günü, (</strong>yani<strong>) iki topluluğun karşılaştığı (</strong>Bedir<strong>) gün (</strong>ki Kadir Gecesi günü idi<strong>) kulumuza inzal ettiğimize iman etmişseniz, bilin ki (</strong>savaş, çaba neticesinde<strong>) ganimet olarak elde ettiklerinizin beşte biri (</strong>hakikatınız olan<strong>) Allah’a, er-Rasûl’e (</strong>Rasûlullah’a<strong>), Kurba (</strong>karabet, yakınlık<strong>) sahibine, yetimlere, miskinlere ve yolun oğluna aittir&#8230; Allah herşeye Kadiyr’dir</strong>.</p>
<p align="left">42-) İz entüm Bil udvetid dünya ve hüm Bil udvetil kusva verrekbü esfele minküm* velev tevaadtüm lahteleftüm fiyl miyadi ve lâkin li yakdıyAllahu emren kâne mef&#8217;ulen, liyehlike men heleke an beyyinetin ve yahya men hayye an beyyinetin, ve innAllahe leSemiy’un ‘Aliym;<br />
<strong>Hani siz (</strong>ilim mahalli O Rasûl’e, Hakk’a<strong>) en yakın (</strong>Bi-<strong>) kenarda idiniz, onlar ise en uzak (</strong>Bi-<strong>) kenarda&#8230; Rakb (</strong>kervan<strong>) sizden aşağıda idi&#8230; Eğer onlarla vaidleşseydiniz, mutlaka tayin ettiğiniz vakitte ihtilaf ederdiniz (</strong>zamanlarınız farklı<strong>)&#8230; Fakat Allah, fiile dönüşmüş (</strong>indinde tahakkuk etmiş<strong>) olan işi gerçekleştirmek için (</strong>sizi tam vaktinde karşılaştırdı<strong>)&#8230; Ta ki helak olan bir beyyine (</strong>fenanın gerçekleşeceği somut bir kanıt<strong>) üzere helak olsun, hayatta kalan da bir beyyine üzere yaşasın&#8230; Muhakkak ki Allah elbette Semi’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">43-) İz yüriykehümullahu fiy menamike kaliyla* velev erakehüm kesiyren le feşiltüm ve letenaza&#8217;tüm fiyl emri ve lakinnAllahe sellem* inneHU Aliymün Bi zatis sudur;<br />
<strong>Hani Allah onları uykunda sana az gösteriyor (</strong>du<strong>)&#8230; Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette korkuya kapılırdınız ve iş hakkında niza ederdiniz&#8230; Ama Allah (</strong>sizi<strong>) selamete çıkardı&#8230; Muhakkak ki O, sadrların zatı olarak (</strong>sadırlarınızda olanları B sırrınca<strong>) Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">44-) Ve iz yüriykümuhüm izil tekaytüm fiy a&#8217;yuniküm kaliylen ve yukallilüküm fiy a&#8217;yunihim li yakdıyAllahu emren kâne mef&#8217;ula* ve ilAllahi turceul umur;<br />
<strong>Hani siz karşılaştığınız vakit onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu&#8230; Ta ki, Allah, fiile dönüşmüş (</strong>indinde tahakkuk etmiş, olmuş bitmiş<strong>) işi gerçekleştirsin&#8230; (</strong>Nihayet tüm<strong>) işler Allah’a döndürülür</strong>.</p>
<p align="left">45-) Ya eyyühelleziyne amenu iza lekıytüm fieten fesbütu vezkürullahe kesiyren lealleküm tüflihun;<br />
<strong>Ey iman edenler!.. Bir topluluk ile karşılaştığınız vakit (</strong>imanınızla<strong>) sabit durun&#8230; Allah’ı çok çok zikredin ki felaha eresiniz</strong>.</p>
<p align="left">46-) Ve etıy&#8217;ullahe ve RasûleHU ve la tenazeu fetefşelu ve tezhebe riyhuküm vasbiru* innAllahe maas sabiriyn;<br />
<strong>Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin, birbirinizle nizalaşmayın; (</strong>yoksa<strong>) korkuya kapılırsınız ve rüzgarınız (</strong>gücünüz<strong>) gider&#8230; Sabredin&#8230; Muhakkak ki Allah sabredenler ile beraberdir</strong>.</p>
<p align="left">47-) Ve la tekûnu kelleziyne harecu min diyarihim betaran ve riaen Nasi ve yesuddune an sebiylillâh* vAllahu Bi ma ya&#8217;melune Muhıyt;<br />
<strong>Yurtlarından şımarıp çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak (</strong>benlikle<strong>) çıkan ve Allah yolundan alakoyanlar gibi olmayın!.. Allah onların yaptıklarını (</strong>B sırrınca<strong>) Muhıt’tir (</strong>amellerinin karşılığını almaktadırlar<strong>).</strong></p>
<p align="left">48-) Ve iz zeyyene lehümüş şeytanü a&#8217;malehüm ve kale la ğalibe lekümül yevme minen Nasi ve inniy carun leküm* felemma teraetil fietani nekesa alâ akıbeyhi ve kale inniy beriyün minküm inniy era ma la teravne inniy ehafullah* vAllahu şediydül ıkab;<br />
<strong>Hani şeytan (</strong>vehim<strong>) onlara amellerini süsledi ve (</strong>şöyle<strong>) dedi: “<em>Bugün insanlardan size galip gelecek yoktur&#8230; Ben de muhakkak sizin yanınızdayım</em>”&#8230;İki grup birbirini görünce (</strong>şeytan<strong>) iki topuğunun üzerine gerisin geri çarketti ve: “<em>Muhakkak ben sizden beriyim (</em></strong><em>sizin türünüzden değilim<strong>)&#8230; Gerçekten ben sizin göremediğiniz (</strong>bir şeyleri<strong>) görüyorum&#8230; Muhakkak ben Allah’dan korkarım&#8230; Allah şediyd’ül ıkab’dır</strong></em><strong>” dedi</strong>.</p>
<p align="left">49-) İz yekulül münafikune velleziyne fiy kulubihim meredun ğarre haülai diynühüm* ve men yetevekkel alellahi feinnAllahe Azîyzün Hakiym;<br />
<strong>Hani (</strong>o vakit<strong>) münafıklar ile kalblerinde hastalık olanlar: “<em>Bunları dinleri aldatmış</em>” diyor (</strong>du<strong>)&#8230; (</strong>Halbu ki<strong>) kim Allaha tevekkül ederse (</strong>özünde mevcud olan O’nun sıfat ve kuvvelerini değerlendirir ise; halifeliğini farkeder ise<strong>), muhakkak Allah Aziyz (</strong>mutlak galip<strong>)’dir, Hakiym’dir</strong>.</p>
<p align="left">50-) Ve lev tera iz yeteveffelleziyne keferul Melaiketü yadribune vucuhehüm ve edbarehüm* ve zuku azâbel harıyk;<br />
<strong>Melaike, kafir olanları (</strong>hakikatlerinden perdeli olmaları dolayısıyla<strong>) yüzlerine ve (</strong>bedensel, nefsani bağımlılıkları, zaafları dolayısıyla<strong>) arkalarına darbederek ve “<em>Tadın yangın (</em></strong><em>engellenme, kayıtlılık<strong>) azabını</strong></em><strong>” (</strong>diyerek<strong>) vefat ettirir iken bir görseydin!</strong>.</p>
<p align="left">51-) Zlike Bima kaddemet eydiyküm ve ennAllahe leyse Bi zallamin lil abiyd;<br />
<strong>“<em>Bu, ellerinizin (</em></strong><em>aklınızın, nefsinizin B sırrınca<strong>) takdim ettikleri dolayısıyladır&#8230; Ve Allah, kullar (</strong>ın<strong>) a (</strong>Bi-<strong>) zulmedici değildir (</strong>dolayısıyladır<strong>)”</strong></em>.</p>
<p align="left">52-) Kede&#8217;bi ali fir&#8217;avne velleziyne min kablihim* keferu Bi ayatillahi fe ehazehümullahu Bi zünubihim* innAllahe Kaviyyün Şediydül Ikab;<br />
<strong>(</strong>Bunların vaziyeti<strong>) Al-u Fravun (</strong>Fravun hanedanı, benliği ile Hak’dan perdelenenler) <strong>) ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi&#8230; (</strong>Onlar<strong>) Allah ayetlerini (</strong>küfür olarak, B gerçeğince<strong>) inkar ettiler (</strong>beşeri özellikler ile yaşayıp, hakikatlerinde mevcud ilahi özellikleri setr ettiler<strong>), Allah da onları kendi günahları (</strong>benlikleri, birimsellikleri<strong>) ile yakaladı&#8230; Muhakkak ki Allah Kaviy’dir, şediyd’ül ıkab’dır</strong>.</p>
<p align="left">53-) Zâlike Bi ennAllahe lem yekü müğayyiren nı&#8217;meten en&#8217;ameha alâ kavmin hatta yüğayyiru ma Bi enfüsihim ve ennAllahe Semiy’un ‘Aliym;<br />
<strong>Bu böyledir&#8230; Çünkü bir kavim kendi nefslerinde olanı (</strong>B sırrınca<strong>) değiştirmedikçe, Allah onlara ina’m ettiği nimeti değiştirici olmaz&#8230; Ve Allah Semi’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">54-) Kede&#8217;bi ali fir&#8217;avne velleziyne min kablihim* kezzebu Bi ayati Rabbihim* fe ehleknahüm Bi zünubihim ve ağrakna ale fir&#8217;avn* ve küllün kânu zalimiyn;<br />
<strong>Tıpkı Al-u Fravun (</strong>Fravun hanedanı<strong>) ve onlardan öncekilerin vaziyeti gibi&#8230; (</strong>Onlar<strong>) Rablerinin ayetlerini (</strong>Rabbani özellikleri, diyn’i B sırrınca<strong>) yalanladılar, (</strong>Biz de<strong>) onları günahları ile (</strong>B gerçeğince<strong>) helak ettik ve Al-u Fravun’u ğark ettik (</strong>suda boğduk<strong>)&#8230; Hepsi zalimler (</strong>müşrik<strong>) idiler</strong>.</p>
<p align="left">55-) İnne şerred devabbi ındAllahilleziyne keferu fehüm la yu&#8217;minun;<br />
<strong>Allah indinde (</strong>kımıldayan, yürüyen<strong>) canlıların en şerlisi kafir olanlardır (</strong>gerçeği reddedenlerdir<strong>)&#8230; (</strong>Artık<strong>) onlar iman etmezler</strong>.</p>
<p align="left">56-) Elleziyne ahedte minhüm sümme yenkudune ahdehüm fiy külli merretin ve hüm la yettekun;<br />
<strong>Onlar (</strong>Medine-i Münevver’e civarındaki yahudi kabileleri<strong>) kendileri ile ahidleştiğin (</strong>antlaşma yaptığın<strong>) kimselerdir&#8230; Sonra her defasında ahdlerini bozarlar&#8230; Onlar korunmazlar (</strong>arınmazlar, tevhidi idrak edip yaşamazlar<strong>).</strong></p>
<p align="left">57-) Feimma teskafennehüm fiyl harbi feşerrid Bihim men halfehüm leallehüm yezzekkerun;<br />
<strong>Eğer onları harb’te yakalar isen, onlar (</strong>a olan muamelen<strong>) ile onların arkalarında bulunanları (</strong>B sırrınca<strong>) teşrid et (</strong>dağıt, ürküt, yıldır<strong>) ki ibret alsınlar</strong>.</p>
<p align="left">58-) Ve imma tehafenne min kavmin hıyaneten fenbiz ileyhim alâ seva&#8217;* innAllahe la yuhıbbül hainiyn;<br />
<strong>Şayet bir kavmin hiyanetinden korkarsan, aynı şekilde (</strong>onlarla yaptığın anlaşmayı<strong>) onlara at&#8230; Muhakkak ki Allah hainleri sevmez</strong>.</p>
<p align="left">59-) Ve la yahsebennelleziyne keferu sebeku* innehüm la yu&#8217;cizun;<br />
<strong>O kafir olanlar sakın öne geçtiklerini sanmasınlar&#8230; Kesinlikle onlar (</strong>bizi, vahdet ehlini<strong>) aciz bırakamazlar</strong>.</p>
<p align="left">60-) Ve eıddu lehüm mesteta&#8217;tüm min kuvvetin ve min ribatıl hayli turhibune Bihi adüvvAllahi ve adüvveküm ve ahariyne min dunihim* la ta&#8217;lemunehüm*Allahu ya&#8217;lemuhüm* ve ma tünfiku min şey&#8217;in fiy sebiylillâhi yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;<br />
<strong>Onlar için gücünüz yettiğince kuvvet ve (</strong>cihad için<strong>) bağlanıp beslenen atlar (</strong>nitelikler, marifetler<strong>) hazırlayın; ki onunla Allah düşmanı’nı, sizin düşmanınızı ve onlardan başka Allah’ın bilip sizin bilmediğiniz diğerlerini (</strong>B sırrınca<strong>) korkutasınız&#8230; Allah yolunda ne infak ederseniz, size tam ödenir ve siz asla zulmedilmezsiniz</strong>.</p>
<p align="left">61-) Ve in cenehu lisselmi fecnah leha ve tevekkel alellah* inneHU HUves Semiy’ul ‘Alîym;<br />
<strong>Eğer barışa yanaşırlar ise, sen de ona (</strong>barışa<strong>) yanaş&#8230; Allah’a tevekkül et&#8230; Çünkü O, Semi’dir, Aliym’dir</strong>.</p>
<p align="left">62-) Ve in yüriydu en yahdeuke feinne hasbekâllah* HUvelleziy eyyedeke Bi nasriHİ ve Bil mu’miniyn;<br />
<strong>Eğer sana hile yapmak dilerler ise, muhakkak Allah sana yeter!&#8230; O ki, (</strong>Bi-<strong>) nusreti ve (</strong>Bi-<strong>) mü’minler ile seni te’yid etmiştir</strong>.</p>
<p align="left">63-) Ve ellefe beyne kulubihim* lev enfakte ma fiyl Ardı cemiy’an ma ellefte beyne kulubihim ve lakinnAllahe ellefe beynehüm* inneHU Azîyzün Hakiym;<br />
<strong>Ve kalblerinin arasını te’lif etmiştir (</strong>ülfet<strong>)&#8230; Şayet sen Arz’da ne varsa toptan infak etseydin, onların kalblerinin arasını te’lif edemezdin (</strong>uzlaştıramazdın<strong>)&#8230; Fakat Allah onların arasını te’lif etti (</strong>uzlaştırdı, birleştirdi<strong>)&#8230; Muhakkak ki O, Aziyz’dir, Hakiym’dir</strong>.</p>
<p align="left">64-) Ya eyyühen Nebîyyü hasbükâllahu ve menittebeake minel mu’miniyn;<br />
<strong>Ey O Nebî!.. Allah sana ve mü’minlerden sana tabi olanlara yeter</strong>.</p>
<p align="left">65-) Ya eyyühen Nebîyyü harridıl mu’miniyne alelkıtal* in yekün minküm ışrune sabirune yağlibu mieteyn* ve in yekün minküm mietün yağlibu elfen minelleziyne keferu Bi ennehüm kavmün la yefkahun;<br />
<strong>Ey O Nebî!.. Kıtal (</strong>savaş; mücahede<strong>) üzere mü’minleri teşvik et!.. Eğer sizden sabreden yirmi (</strong>kişi<strong>) olursa, ikiyüze galip gelirler&#8230; Ve şayet sizden yüz (</strong>kişi<strong>) olursa, kafir olanlardan bin (</strong>kişiye<strong>) galip gelirler&#8230; Çünkü onlar derinlemesine anlamayan bir kavimdir</strong>.</p>
<p align="left">66-) El ANe haffefAllahu anküm ve alime enne fiyküm da&#8217;fa* fein yekün minküm mietün sabiretün yağlibu mieteyn* ve in yekün minküm elfün yağlibu elfeyni Bi iznillah* vAllahu meas sabiriyn;<br />
<strong>El-AN (</strong>Şimdi<strong>) Allah sizden tahfif etti (</strong>hafifletti<strong>) ve bildi ki sizde bir zaaf/zayıflık var&#8230; (</strong>O halde<strong>) sizden sabreden yüz olursa, ikiyüze galip gelirler&#8230; Ve sizden bin olursa, Bi-iznillah (</strong>Allah izniyle<strong>), ikibine galip gelirler&#8230; Allah sabredenlerle beraberdir</strong>.</p>
<p align="left">67-) Ma kâne li Nebîyyin en yekûne lehu esra hatta yüshıne fiyl Ard* türiydune aradaddünya* vAllahu yüriydül ahirete, vAllahu Azîyzün Hakiym;<br />
<strong>Bir Nebî’ye, Arz’da ağır basıncaya kadar (</strong>BakaBillah<strong>), (</strong>savaşsız<strong>) esirler sahibi olması sahih olmaz&#8230; Siz dünya’nın arazını (</strong>hayali-fani şeyleri<strong>) diliyorsunuz; Allah ise ahireti (</strong>bilinç-kudret boyutunu<strong>) diliyor&#8230; Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir</strong>.</p>
<p align="left">68-) Lev la Kitabün minAllahi sebeka lemesseküm fiyma ahaztüm azâbün azîym;<br />
<strong>Eğer Allah’dan (</strong>hükmedilmiş<strong>) geçmiş bir yazı olmasaydı, aldığınız şey (</strong>fidye<strong>) de elbette size aziym azab dokunacaktı</strong>.</p>
<p align="left">69-) Fe külu mimma ğanimtüm halalen tayyiba* vettekullah* innAllahe Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>(</strong>Artık savaş, çaba; mücahade neticesinde<strong>) elde ettiğiniz ganimetten helal ve tayyib olarak yeyin&#8230; Allah’dan ittika edin (</strong>benliğinizle zahir olmayın<strong>)&#8230; Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong>.</p>
<p align="left">70-) Ya eyyühen Nebîyyü kul limen fiy eydiyküm minel esra, in ya&#8217;lemillahu fiy kulubiküm hayren yü&#8217;tiküm hayren mimma uhıze minküm ve yağfir leküm* vAllahu Ğafurun Rahîym;<br />
<strong>Ey O Nebî!.. Esirlerden elinizde bulunanlara de ki: “<em>Eğer Allah kalblerinizde bir hayır (</em></strong><em>iman<strong>) bilirse, size sizden alınandan daha hayırlısını (</strong>yakin, keşif<strong>) verir ve sizi mağfiret eder (</strong>ilahi sıfatlar izhar eder<strong>)&#8230; Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir</strong></em><strong>”</strong>.</p>
<p align="left">71-) Ve in yüriydu hıyaneteke fekad hanullahe min kablü feemkene minhüm* vAllahu Aliymun Hakiym;<br />
<strong>Eğer sana hiyanet dilerler ise, (</strong>iyi bilsinler ki<strong>) gerçekten onlar daha önce Allah’a hainlik yapmışlardı da (</strong>O da<strong>) onlara karşı (</strong>sana<strong>) imkan (</strong>kudret<strong>) vermişti&#8230; Allah Aliym’dir, Hakiym’dir</strong>.</p>
<p align="left">72-) İnneleziyne amenu ve haceru ve cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike ba&#8217;duhüm evliyaü ba&#8217;d* velleziyne amenu ve lem yühaciru ma leküm min velayetihim min şey&#8217;in hatta yühaciru* ve inistensaruküm fiyd diyni fealeykümün nasru illâ alâ kavmin beyneküm ve beynehüm miysak* vAllahu Bi ma ta&#8217;melune Basıyr;<br />
<strong>Onlar ki iman ettiler ve (</strong>bu uğurda<strong>) hicret ettiler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla (</strong>B sırrınca<strong>) mücahade ettiler, ve onlar ki (</strong>hicret edenleri<strong>) barındırdılar ve yardım ettiler, işte bunlar birbirlerinin evliyasıdır&#8230; İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar onların velayetinden bir şeye (</strong>bir sorumluluğa<strong>) sahip değilsiniz (</strong>yani: Hicret edinceye kadar onlara velayet’ten bir şey yok?<strong>)&#8230; Eğer Diyn’de (</strong>arınma-yaşam sisteminde<strong>) sizden yardım isterler ise, yardım etmek sizin üzerinize borçtur (</strong>farzdır<strong>)&#8230; Ancak sizinle onlar arasında bir miysak (</strong>sağlam söz<strong>) olan kavmin (</strong>ruhani kuvvelerin<strong>) aleyhine olmamak üzere&#8230; Allah yapmakta olduklarınızı (</strong>B sırrınca<strong>) Basiyr’dir</strong>.</p>
<p align="left">73-) Velleziyne keferu ba&#8217;duhüm evliyau ba&#8217;d* illâ tef&#8217;aluhü tekün fitnetün fiyl Ardı ve fesadün kebiyr;<br />
<strong>Kafir olanlar da biribirlerinin evliyasıdır&#8230; Eğer siz onu yapmazsanız Arz’da fitne (</strong>şirk<strong>) ve büyük fesad olur</strong>.</p>
<p align="left">74-) Velleziyne amenu ve haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike hümül mu&#8217;minune Hakka* lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;<br />
<strong>Ve o kimseler ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda mucahade ettiler, ve onlar ki (</strong>hicret edenleri<strong>) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar tahkiki iman ile mü’minlerdir&#8230; Onlar için mağfiret ve rızk-u keriym (</strong>bol-keramet rızkı<strong>) vardır</strong>.</p>
<p align="left">75-) Velleziyne amenu min ba&#8217;dü ve haceru ve cahedu meaküm feülaike minküm* ve ulül erhami ba&#8217;duhüm evla Bi ba&#8217;din fiy Kitabillah* innAllahe Bi külli şey&#8217;in ‘Alîym;<br />
<strong>Ve onlar ki daha sonra iman ettiler, hicret ettiler ve sizinle beraber mucahade ettiler; işte onlar da sizdendir&#8230; Ulul Erham (</strong>rahim sahipleri; aynı rahimden türeyenler; idrak yakınları; kan akrabaları<strong>), Allah Kitabı’nda, birbirlerine (</strong>dostluk, yakınlık bakımından<strong>) daha evladır&#8230; Muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir</strong>.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/8-enfal-suresi/" target="_blank" title="Facebookta Paylas">Facebook'ta Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/8-enfal-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
