<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Düşünülesi Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/category/dusunulesi-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Kendin OL’mak</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/dusunulesi-yazilar/kendin-ol%e2%80%99mak/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/dusunulesi-yazilar/kendin-ol%e2%80%99mak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 23:39:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İndigo Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kendin olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[nilgün nart]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1083</guid>
		<description><![CDATA[Şimdi Tam Zamanı Dün değildi Yarın da değil Dün ve Yarın bir potansiyeldi. Şimdi Burada, Sen Var’sın Hep Şimdi Buradaydın Ve hep Şimdi Burada Ol’acaksın. Şimdi Burada Gerçeksin. Dünde ve yarında, koskoca yalan bir hikâyeden ibaretsin. Güç; kalbinde taşmak ve tüm bentleri yıkmak için bekleyen sonsuz sevgide Ki Aşk dediğinde, bu gerçekle yüzleşebildiğinde, alırsın Sevginin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://indigodergisi.com/52/kendin_ol_1.jpg" alt="" width="336" height="167" /></p>
<p>Şimdi Tam Zamanı</p>
<p>Dün değildi</p>
<p>Yarın da değil</p>
<p>Dün ve Yarın bir potansiyeldi.<span id="more-1083"></span></p>
<p>Şimdi Burada, Sen Var’sın</p>
<p>Hep Şimdi Buradaydın</p>
<p>Ve hep Şimdi Burada Ol’acaksın.</p>
<p>Şimdi Burada Gerçeksin.</p>
<p>Dünde ve yarında, koskoca yalan bir hikâyeden ibaretsin.</p>
<p>Güç; kalbinde taşmak ve tüm bentleri yıkmak için bekleyen sonsuz sevgide</p>
<p>Ki</p>
<p>Aşk dediğinde, bu gerçekle yüzleşebildiğinde, alırsın Sevginin Gücünü ve Ruhun Gözlerini tüm hücrelerine.</p>
<p>Gerçek, senin kendinde bir diğeri de kendi gerçeğinde ve indinde yine sevgide ve sende.</p>
<p>Gerçeğe giden Yol’lar çokluktan gelse de, kapıları birbirinden ayrı olsa da açıldığında, çıkacaksın yine oradan farklı Ol’An Bir Gerçeğe.</p>
<p>Hadi koyul O zaman gerçeğine giden Yol’a,</p>
<p>Ve Yol ki yaşamın Ol’acak ve seni Evrende –Biricik- kılacaktır kapıya geldiğinde.</p>
<p>Kanma sen dünyada anlatılan yalana dolana ve inanma asla talan Ol’Ana</p>
<p>Bağlar bozulmadan, yenisi kurulmaz,</p>
<p>Yeter ki sen Yol’a koyul.</p>
<p>Yeter ki yaşamına ve sen de Ol’An iyiliğe ve güzelliğe sarıl.</p>
<p>Heba etmeyesin bağ bozumu armağanlarını.</p>
<p>Kendini aramaya kaptırıp&#8230;</p>
<p>Kaybolamayacağın bir yerde kaybolduğunu,</p>
<p>Ayrılamayacağın yer olmayan yerden ayrıldığını sanmayasın…</p>
<p>Sandın da bak neler oldu…</p>
<p>Umutların tükendi,</p>
<p>Sayılı günler gitti,</p>
<p>Vakitler doldu,</p>
<p>2012 Ol’du</p>
<p>Hatta</p>
<p>Ol’Anlar Ol’du.</p>
<p>Hala arayıştasın.</p>
<p>Bırak arayışı. Bulamadıysan hiç bulamayacaksındır.</p>
<p>Aramak geçmişin ve geleceğindir.</p>
<p>Hep arayacağından ve asla bulamayacağından emin Ol’abilirsin.</p>
<p>Arayışını bitirdiğinde Şimdi Buradasın.</p>
<p>Şimdi Burası, Ol’manın yuvasıdır.</p>
<p>YUVA’dır.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://indigodergisi.com/52/kendin_ol_2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Şimdi Burada, Ol’maya adandığında ve Kendini; eylemlerini duygularını düşüncelerini Şimdi Buraya toparlayabildiğinde yalın sade ve basit bir şekilde içine bak.</p>
<p>İçinden sana bakan Sonsuzun Gözlerini göreceksin…</p>
<p>Tüm ihtişamıyla Evrenlerin harelerinde titreştiği ve nabız gibi attığı karanlık koyu bir çift Göz sana bakıyor olacak…</p>
<p>Ve sen ilk defa bu Sonsuz Gözlerde, kendini bilmediğin zamanlardan beri ilk defa huşu içinde huzura demirleyeceksin ve seyredeceksin.</p>
<p>Ve O’da nihayet kendini sende seyre dalacak…</p>
<p>Eğer göz göze gelmişsen Sonsuzla, O’nun senin gerçeğin olduğunu bileceksin…</p>
<p>Eğer ki gerçeğinin henüz ne olduğunu bilmiyorsan, göz göze gelmemişsindir…</p>
<p>Arayışı bırak ve tekrar tekrar içine bak.</p>
<p>Ve imanla içerde -kendini- bekle!</p>
<p>Şundan emin olabilirsin ki, sen sana içerden geleceksin.</p>
<p>Dışarısı arayış.</p>
<p>Dışarısı geçmiş ve gelecek.</p>
<p>Ne ararsan içerde!</p>
<p>Nedenler, gerçek Ol’An -Kendinde- düğümlendi.</p>
<p>O düğüm ki, içine baktığında çözülecek ve -Kendin- kendinde bilinecek.</p>
<p>“Sen kendini bil ki; Alemler de söylesin bildiğini kendinle ve kendince”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/dusunulesi-yazilar/kendin-ol%e2%80%99mak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ezel Bağlantısı</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/dusunulesi-yazilar/ezel-baglantisi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/dusunulesi-yazilar/ezel-baglantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 21:43:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ezel Bağlantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Ruh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=914</guid>
		<description><![CDATA[Ezelden bağlantılıyız “var”lığın kendisine. Ebede kadar ise zaman küresi emrimizde. Ezel bağlantısı, ebed rüyası ve kendi etrafında dönen zaman. Dönüşte seyretmek var sadece, bakışta ise doğrusal yalan. Ezel, ebed ise işte tam şu “an”! Var olan bir şeyin farkına varılması keşiftir. Baktığını görenlerin ömrü keşifler içerisinde geçmektedir. Keşfetmek sonsuzluğu seyretmektir. İnsan keşif ehlidir. Keşfederek gelişir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong><span lang="TR">Ezelden bağlantılıyız “var”lığın kendisine. Ebede kadar ise zaman küresi emrimizde. Ezel bağlantısı, ebed rüyası ve kendi etrafında dönen zaman. Dönüşte seyretmek var sadece, bakışta ise doğrusal yalan. Ezel, ebed ise işte tam şu “an”!</span></strong><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://www.indigodergisi.com/47/ezel_008.jpg" border="0" alt="" width="297" height="203" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Var olan bir şeyin farkına varılması keşiftir. Baktığını görenlerin ömrü keşifler içerisinde geçmektedir. Keşfetmek sonsuzluğu seyretmektir. İnsan keşif ehlidir. Keşfederek gelişir. “Keşfeden insanın, keşfeden melekelerinin” kendini bilişi ise en büyük keşif ve ilerlemedir. Ezelimizi keşfedeceğiz. Ezelle ilerleyip ebedle sevineceğiz. Bizler zaman olup tüm mekanlarda aşkla dans edeceğiz. Sıyrılacağız vücudumuzu saran tüm korkulu hayallerden. Çırılçıplak varlığımızla sıcacık kuşatacağız ezeli sevgimizi. Ezelle bağlantılı her bir ruh zerresi, bilecek ve görecektir ki! Ezel asıl sevgili! Ezelinizle bağlantıya geçin ve asıl varlığınızı keşfedin. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://www.indigodergisi.com/47/ezel_002.jpg" border="0" alt="" width="325" height="274" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Zaman ve yine zaman. Akıp gittiği varsayılan! Akan zaman değil, biziz! Su misaliyiz. Biz aktıkça zamanı gerçekleştiririz. Mekanı ise hayalimizde ve öz ruhumuz ile birlikte besleyip ve yine o hayalin içinde kendinden geçmiş bir seyir halindeyiz. Gerçeğin ta kendisiyiz. Bizim olmadığımız yerde ne zaman gerçektir ne de mekan önümüze serilecektir. Ey insan! Var olduğunu bileceksin. Yokluğu aklından sileceksin. “Yok” denilen senin henüz fark edemediğin şeylerdir. “Tüm” içinde yok diye bir şey var edilmemiştir. Varsın evet! Çünkü kudretin var. Kudreti olmayan var olamaz. Kudreti olan ise hep var demektir işte bu kudret hem ezeli ve hem de ebedidir. Öncesi olmayanın sonrası nasıl olabilir ki? Ezel bağlantısını fark eden varlık, ebedi olduğunu da anlayacaktır. Sonsuzlukta, durup dururken hiçbir varlık ortaya çıkmayacaktır. Tüm zamanlarda var olanlar ancak yaşayacaktır. Var olmayan yaşayamaz. Var olan ise asla yok olamaz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><img src="http://www.indigodergisi.com/47/ezel_003.jpg" border="0" alt="" width="322" height="218" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ezel ve aşk. Ezeli olan sadece aşktır. Ezelini fark eden aşkla yaşayacaktır. Ezelde, aşktan başka bir şey asla yaratılmamıştır. Bizler aşkız. Aşklar biziz. Biz aşkın yaşayan eti ve kemiğiyiz. Etin ve kemiğin aşkı olamaz. Aşkın, ete kemiğe bürünmüş sonsuz hayatıdır bu rüya. Rüyadan uyanınca da, bulacağız kendimizi yine bir üst boyut aşkında! İnsanı kendinden geçirici bilişler ve fark edişler ve sonra aşkın mecnunu olup çöllere yerleşmeler. Çöller gibi kurak ve ıssız ve çöller gibi yapayalnız ve mahzun bir insanlık karşısında haydi aşk dolu yürekler, insanlık sevinçten ağlamak için çoktan beridir hayalini gözetler! </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Yüreğinizden kelimelerinize aşk hattı çekin! Aşksız, toprağa basmayı bile reddedin. Bir şeyler yapın ve edin. Acı çekiyorsunuz. Acı çekmeyi kaderiniz zannediyorsunuz. Kaderiniz öz varlığınızın özü olan aşktan ibarettir. Gerisi ise illüzyonun dayattığı köleliktir. Cesarete ihtiyacınız var. Aradığınız cesaret damarlarınızda dolaşan aşk zerreleridir. O zerreler sayesinde yaşayabiliyorsunuz ama zerreleri görmezden geliyorsunuz. Birileri kalkıp sizlere neler yapacağınızı söylesin istiyorsunuz. Özgürlüğü seçmelisiniz. Yanlış seçimlerinizi derhal değiştirmelisiniz. Çünkü yaptığınız seçimler sizleri köleleştiriyor ve acılar çektiriyor. Özgürlüğü seçerseniz eğer özgürce seçim yapabilirsiniz. Aksi takdirde seçim yaptım zannedip köleliğe hizmet edersiniz. Seçim sizindir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://www.indigodergisi.com/47/ezel_007.jpg" border="0" alt="" width="315" height="181" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Şu bir gerçek ki! Sadece aşkı anlasak ve sadece aşk olarak yaşasak kalpler aşk diye sevinçten duramaz ve yine duramaz ve ağlar! Varlığınız sizin en büyük anlamınızdır. “Var” olun! Varlığınız yaşayan aşktır. Aşk özgür kılar. Özgür kılan sizindir. Özgürlük sizin her şeyinizdir. Her şeyinizle özgür olmak ta sizlerin asıl istediğidir. O halde ve bu durumda sonsuzluğa yayılmış engin kalp varlığınızla yaşayın öz benliğinizi ve reddedin sonsuz kölelikler serüvenini. En basit mantık hesapları dairesinde kısırca dönen bir zihin bile bilebilir ki insan ya özgürdür ya da köle. Sizce hangisi mutlu ve de huzurlu? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://www.indigodergisi.com/47/ezel_001.jpg" border="0" alt="" width="306" height="173" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">İnsan kendisine odaklıdır. Dışarıda odaklandıklarınız sizsiniz. Siz içinizi dışınızda ve dışarıda yaşayan seçimsiniz. Aklın ayırma ve parçalama mahareti ile “tüm” olan varlığın “tümel” gerçeğini, evirip çevirip illüzyonla kendini deneyimleyensiniz. Acaba kendimiz miyiz? Kendimizden de şüphe etmeli miyiz? Şüphesiz biz madde miyiz? Madde isek eğer mana dediklerimiz nedir? Ayırımların sonu gelmez. Sonu gelmeyen ayırımlar “Bir”e,“Birliğe” ve “Tüm”e ihanettir. Akıl karı olan iş “Bir” olmak ve “Bütünleşmektir”.  Gerisi ise sadece hikayedir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://www.indigodergisi.com/47/ezel_004.JPG" border="0" alt="" width="302" height="161" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">İnsan, bazen bütün çabalarına rağmen kendi amacına yenilir ve insan yine bazen yakalamaya çalışırken yitirir. Niçin böyledir? Bazen tüm çabalar ve tüm yakalama arzuları neden kaybettirir? İnsan arzular ve bu doğaldır ama arzular bizi eğer emri altına almış ve sıkıca kavramışsa bu durumda kaybetmek kesinleşir. Arzularımızı kendiliğinden yaşamamız gerekir. Çabasız ve gayretsiz. Dinginlik ve sükunet çaba gerektirmez. Dinginlikte ve sükunette en büyük başarılar gizli. Ağır ve sağlam giden daha çabuk erişir. Eriştikçe arzularından özgürleşir. Özgür oldukça çabaya gerek kalmaz. Çünkü gökyüzü aydınlıklarla doludur. Büyük ışığa doğru yaklaştıkça insanın tüm ruhu huzur rüzgarlarıyla “bir” olur. Asıl arzulanan ise işte bu birlik ruhudur. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Kaynak : <a href="http://www.indigodergisi.com/47/te.htm" target="_blank">İndigo Dergisi &#8211; Türker Ercan</a><br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/dusunulesi-yazilar/ezel-baglantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Bu Cihana Sığmam</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/880/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/880/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:49:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed BAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=880</guid>
		<description><![CDATA[Gönül Ehlinden sayfalarımızda &#8220;Ben Bu Cihana Sığmazam&#8221; başlığıyla yayınladığımız, günümüzden yaklaşık altı yüzyıl önce &#8220;Nesimî&#8221; hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım bu yazıda. Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, &#8220;ben&#8221; diyerek işaret ettiğimiz &#8220;zat&#8221;ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sufizm.gen.tr/category/ahmed-baki/gonul-ehlinden/" target="_blank"><span class="devamm">Gönül Ehlinden</span></a> sayfalarımızda &#8220;Ben Bu Cihana Sığmazam&#8221; başlığıyla yayınladığımız, günümüzden  		yaklaşık altı yüzyıl önce &#8220;Nesimî&#8221; hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz  		kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım  		bu yazıda.</p>
<p>Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, &#8220;ben&#8221; diyerek işaret  		ettiğimiz &#8220;zat&#8221;ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu  		bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle hem teşbih hem tenzihi  		bünyesinde barındıran &#8220;tevhid&#8221; lisanıyla— anlatır. Böylece insana kendi  		hakikatinin farkında olmasının kapılarını açar. Nesimî&#8217;nin, ikiliği ortadan  		kaldırarak her şeyi içselleştiren ve zatında gören &#8220;ben&#8221; tarifi, hiç bir  		şeyle kayıtlı olmayıp, bütün tanımlamaların ötesindedir. Bu bir bakıma,  		&#8220;yerlere ve göklere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım&#8221; kudsi hadisine  		tam kalp ile şüphesiz imanın dillenişidir.</p>
<p>Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam,<br />
&#8216;Cevher-i lâmekan&#8217; benem, &#8216;kevni mekâna&#8217; sığmazam.</p>
<p>&#8216;Arş ile ferş&#8217; &#8216;kâf ile nun&#8217; bende bulundu cümle çün,<br />
Kes sözünü ve sessiz ol, şerh ve beyâna sığmazam.</p>
<p>Kevni mekândır âyetim, zâti durur bidayetim,<br />
Sen bu nişanla bil beni, bil ki nişana sığmazam.</p>
<p>Kimse güman ve zan ile olmadı Hakk ile biliş,<br />
Hakkı bilen bilir ki ben zan ve gümana sığmazam.</p>
<p>Surete bak ve mânâyı suret içinde tanı ki,<br />
Cism ile can benem velî, cism ile câna sığmazam.</p>
<p>Hem sedefem hem inciyem, Haşrü Sırat esenciyem,<br />
Bunca kumaş ve raht ile ben bu dükkâna sığmazam.</p>
<p>Gizli hazine benem ben iş, aynı ayan benem ben iş,<br />
Cevher-i yer benem ben iş, deryaya ve yere sığmazam.</p>
<p>Gerçi Muhit ve Azimem, adım âdemdir âdemem,<br />
Dar ile &#8216;künfekan&#8217; benem, ben bu mekâna sığmazam.</p>
<p>Can ile hem cihan benem, dehr ile hem zaman benem,<br />
Gör bu latîfeyi ki, ben dehre ve zamana sığmazam.</p>
<p>Yıldızlar ve felek benem, vahy ile hem melek benem,<br />
Çek dilini ve sessiz ol, ben bu lisana sığmazam.</p>
<p>Zerre benem, güneş benem, car ile penç ve şeş benem.<br />
Sureti gör beyan ile, çünkü beyana sığmazam.</p>
<p>Zat ileyim sıfat ile, Kadr ileyim Berât ile,<br />
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam.</p>
<p>Nâra yanan şecer benem, çarha çıkar hacer benem,<br />
Gör bu ateşin zebânisin, ben bu zebâne sığmazam.</p>
<p>Bal ile hem şeker benem, şems ile hem kamer benem,<br />
Rûh-i revân bağışlarım, rûh-i revana sığmazam.</p>
<p>Gerçi bu gün Nesîmiyim, Hâşimîyim, Kureyşiyim,<br />
Bundan uludur âyetim, âyet ve şâna sığmazam.</p>
<p>Hazreti İsa, Hallacı Mansur, İbni Arabi gibi seçkin zevatın dillendirdiği  		gerçekleri o devirde açan Nesimî de, insanlığa sunduğu aydınlığa karşılık  		neticede, onu tehdit olarak algılayan içinde bulunduğu inanç grupları tarafından  		40&#8242;lı yaşlarında ezayla şehit edilenler arasında tarihte yeralmıştır. Bununla  		birlikte, onun gerçeğe olan sevdası ile kaleme aldıkları ve verdiği eserler,  		okuyarak öğrenen insanların gönlünü yüzyıllardır fethetmeye devam etmektedir.</p>
<p>Rivayet edilir ki&#8230; Derisinin yüzülmesine fetva veren zamanın müftüsü,  		Nesimî&#8217;nin bedeni çarmıha gerili iken parmağını sallayarak &#8220;bunun kanı da  		necistir, uzva damlasa, o uzvun kesilip atılması gerekir&#8221; diyormuş. Tam  		bu sırada Nesimî&#8217;nin yüzülen derisinden bir damla kan müftünün şahadet parmağına  		sıçramış. Meydanda bulunan ehl-i can; &#8220;Müftü efendi, fetvanıza göre parmağınızın  		kesilmesi lazım&#8221; demiş. Müftü efendinin, &#8220;nesne gerekmez, biraz suyla temizlenir&#8221;  		dediğini duyan Nesimî kanlar içinde, daha önce yazmış olduğu şu beytini  		okur:</p>
<p>&#8220;Zahidin bir parmağın kessen döner Hak&#8217;tan kaçar,<br />
Gör bu gerçek aşıkı ser-pa (baştan ayağa) soyarlar ağrımaz.&#8221;</p>
<p>Bunun sonrasında da denir ki, Nesimî eğilip yüzülen derisini yerden alarak  		bir post gibi sırtına vurmuş ve Halep&#8217;in oniki ayrı kapısından aynı anda  		çıkarak insanların arasından çekip gitmiştir.</p>
<div class="blogquoteleft">Tasavvuf&#8217;taki &#8220;lâmekân&#8221; kavramına günümüz biliminde karşılık gelen kavram  			&#8220;non-locality&#8221;, Türkçesiyle &#8220;mekânsızlık&#8221;tır. Atomaltı boyut itibariyle  			uzayda her yerin aynılığını vurgulayan özelliğe fizikte &#8220;mekânsızlık&#8221;  			(non-locality) denir.</div>
<p>Şimdi bu mısraların ardındaki hazineyi görmeye ve anlamağa çalışarak  		gönüllerimizi aydınlatmaya bakalım.</p>
<p><strong>Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam,<br />
Cevher-i lâmekan benem, kevn ü mekâna sığmazam.</strong></p>
<p>İki cihan, &#8220;dünya ve ahıret&#8221; olarak değerlendirilebileceği gibi bunları  		ötelemeyen bilinç için &#8220;beş duyu ve beş duyu ötesi&#8221;, &#8220;madde ve mânâ&#8221;, &#8220;görünen  		ve görünmeyen&#8221;, &#8220;fiziki ve düşünsel&#8221; şeklinde de yorumlanabilir. Bu iki  		yapı benim varlığıma sığar; ancak ben bu cihana (bu görünen beş duyu evrenine)  		sığmam. Hem bedenim, hem ruhum; ama &#8220;ben&#8221; ne bedenim, ne de ruh!</p>
<p>Mekânsızlık (lâ mekân —beş duyu algısının ürünü olan mekânın yokluğu,  		onun ile kayıtlı olmayış) cevheri (özü, kaynağı) benim, ancak yine de kevni  		varlığa ve mekâna sığmam. Kevni, bu ortada &#8220;olan&#8221;, &#8220;algılanan&#8221; anlamınadır.  		Kevn ü mekâna sığmam: Bu kelimelerin işaret ettiğiyle kayıtlı, sınırlı değilim.</p>
<p>Tasavvuf&#8217;taki &#8220;lâmekân&#8221; kavramına günümüz biliminde karşılık gelen kavram  		&#8220;non-locality&#8221;, Türkçesiyle &#8220;mekânsız&#8221;lıktır. Bizim gördüğümüz uzaydaki  		şekil, suret ve yer gibi ayrımların, atomaltı düzeyde henüz varlığı belirmemiştir;  		bir yeri veya şeyi bir başka yerden veya şeyden ayırmak imkânsızdır. Bu  		varlıkta gördüğümüz, bildiğimiz her şey, neticede mekân (lokalite) kavramının  		geçersiz olduğu evrenin özündeki o düzeyden ortaya çıktığı için, evrenin  		aslı, sınırsız bir olasılıklar denizi gibi anlatılır, ki her olası şey ve  		yer ondan meydana çıkar. İşte bizim gördüğümüz uzayda her yerin aynılığını  		vurgulayan bu özelliğe fizikte &#8220;mekânsızlık&#8221; (non-locality) denir.</p>
<p>Bunun ötesinde, holografik gerçeklik esasına göre düşündüğümüzde, sınırsız  		ve sonsuz olan &#8220;Tek&#8221;e, ya da &#8220;Bütün&#8221;e ait her özellik hologramik biçimde  		her zerrede mevcuttur. (Daha geniş açıklama için bkz. 		<a class="devamm" href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/hologram">Holografik Bakış</a>) Varlık  		bütünüyle bir hologram olarak düşünüldüğünde, tıpkı bir hologram plakasının  		her bir noktasında, bakılan yöne göre üzerindeki resmin her noktasının görülebilmesi  		gibi, evrenin her bir zerresinde de bütüne ait tüm özellikler mevcuttur.  		&#8220;Bende sığar iki cihan&#8221;, bilebildiğimiz tüm özelliklerin insanın zatında  		toplandığına işarettir. Zira her zerre, bütüne açılan bir başlangıç gibidir.  		Nesimî, bu mânâyı müşahedesini, yine divanında yer verdiği şu beyitleriyle  		de dile getirir:</p>
<p>Külli yer ü gök Hakk oldu mutlak (Yer ve gök büsbütün Hak oldu, şüphesiz),<br />
Söyler def ü câng ü ney &#8220;Ene&#8217;l-Hakk&#8221; (Def, saz ve ney &#8220;Hak benim&#8221; diye söylerler).</p>
<p>Mescûd ile sâcid oldu vâhid (Secde edilenle secde eden bir oldu),<br />
Mescûd-i Hakiki oldu sâcid (Secde eden gerçekte secde edilen oldu).</p>
<p>Her katre mühit-i azim oldu (Her damla azameti kapsayan oldu),<br />
Her zerre Mesîh-i Meryem oldu (Her zerre Meryem oğlu İsa oldu).</p>
<p>O halde&#8230;</p>
<p><strong>Arşla ferş ve kaf u nun bende bulundu cümle çün,<br />
Kes sözünü ve ebsem ol, şerh ve beyâne sığmazam</strong>.</p>
<p>Arş (semavatın nihayeti) ile yer ve &#8220;kâf&#8221; ile &#8220;nun&#8221; bende bulunduğu için,  		sözünü kesip sessiz ol; ben şerhe (açıklamalara) ve beyana (bildirilenlere)  		sığmam.</p>
<p>Burada geçen &#8220;kaf&#8221; ve &#8220;nun&#8221; harfleri, Allah&#8217;ın &#8220;kün&#8221; yani &#8220;ol&#8221; emrine  		atıftır.</p>
<p>&#8220;İnnema emrühû iza erade şeyen, en yekûle lehu kün, feyekun.&#8221; (Yasin:  		82). Bir şeyin olmasını irade etti mi, &#8220;ol&#8221; der ve o şey olur!</p>
<p>&#8220;Kün&#8221;den oluşan &#8220;kevn&#8221;, yani &#8220;olan&#8221;, &#8220;varolan&#8221;; olanların hepsi birden  		de &#8220;kainat&#8221;tır. Ayrıca &#8220;kaf&#8221;, Allah&#8217;ın kudret sıfatına; yanısıra &#8220;nun&#8221; da  		&#8220;akl-ı evvele&#8221; işaret eder. Dolayısıyla kün, maddi, manevi bütün varlığın  		oluşumudur.</p>
<p>&#8220;Şerh ve beyâne sığmazam&#8221;, zatın hiç bir tanımla, anlatımla, açıklamayla  		kapsanamayacağının ve bu suretle bütün tanımlamalardan münezzeh olduğunun  		ifadesidir. Zat sözkonusu olduğunda tefekkür ve tezekkür, düşünce ve anlatım  		sonra erer, söz biter. Bundan ötürü, hadiste &#8220;Allah&#8217;ın zatı tefekkür edilmez&#8221;  		denmiştir.</p>
<p>&#8220;Arşla ferş ve kaf u nun bende bulundu cümle çün&#8221; mısraındaki &#8220;bende  		bulunduğu için&#8221; vurgusuna modern bilimin bulguları ışığında bakarsak&#8230;</p>
<p>Atom fiziğinde, maddenin derinliğine inildiğinde gözlemlenen nihai parçacık  		dünyasının, daha mikro düzeyde başka parçacıklara ayrıştırılamaz duruma  		geldiği tespit edilmiştir. Aslında çeşitli teorilerle bahsedilen atomaltı  		öğeler çoğu zaman soyut varlıklar sayılırlar, zira birçoğunun kütlesi yoktur;  		nesnel değil, tamamen kuramsal ve düşünsel varlıklardır.</p>
<div class="blogquoteleft">Atomaltı düzeyde herşey homojen tek bir &#8220;bütün&#8221; olarak var olduğundan  			dolayı, bireysel varlıkların, yani parçacıkların, bütünden ayrı olarak  			kendi başlarına hiç bir anlamı yoktur!</div>
<p>Bahsettiğimiz atomaltı düzeyde herşey homojen tek bir &#8220;BÜTÜN&#8221; olarak  		var olduğundan dolayı, bireysel varlıkların, yani parçacıkların, BÜTÜN&#8217;den  		ayrı olarak kendi başlarına hiç bir anlamı yoktur! Bunun sebebi, o düzeyde  		“nesne” diye birşeyin gözlemlenememesidir. Hiç bir anlama sahip olmadıklarından  		dolayı, o haldeyken hiç bir şeyin henüz bir &#8220;varlığı&#8221; da yoktur! Zira her  		şeyin varlığı, anlamı iledir. Peki, varlıklar ne zaman ortaya çıkmaktadır?  		Varlıklar, ancak bir gözlemci tarafından, ölçümler arasındaki ilişkinin  		ve karşılaştırmanın bir sonucu olarak &#8220;kavrandıklarında&#8221; bir özellik, yani  		anlam kazanmakta ve bu suretle kazandıkları özelliğe karşılık gelen varlıkları  		sözkonusu olmaktadır. Bu durumda, &#8220;var&#8221; diye hükmettiğimiz her şeyin, gözlemci  		bilinç ile gözlenen yapı arasındaki karşılıklı ilişkinin bir “ürünü” olduğu  		anlaşılır. O halde, gözlemci bilinç varoluş zincirinin bir unsurudur ve  		ondan ayrı değildir! Eğer gözlemcinin kavrayışı olmasa, gözlenen yapının  		bir “anlamı” olamayacak ve varlığından da söz edilemeyecektir. Buradan anlaşılır  		ki, insanın bakışını, bilincini, müşahedesini işin içine koymadan, varlıktan,  		dünyadan ve evrenden bahsetmemiz asla mümkün değildir. Hakikat ehlinin bizzat  		müşahede ettiği bu gerçeklik, yani varlıkların, o varlıkları seyreden bilincin  		dilemesiyle vücuda gelmesi, yahut her karşılaşılanı, seyreden bilincin kendi  		dileği olarak bulması, &#8220;cennet&#8221; diye anlatılan yaşam halidir. Edebe riayetle  		buna, her murad edilenin anında bahşedilmesi denmiştir.</p>
<p>O halde, bilinenin varlığı bilen sayesindedir, bilen ile mümkündür. &#8220;Ben  		gizli bir hazine idim, bilinmeyi istedim âlemi, bilmeyi istedim ademi halkettim&#8221;  		kudsi hadisinde işaret edilen mânâ budur. Her ikisini birden vareden Allah&#8217;tır.  		Buradan da, &#8220;cümlenin bende bulunması&#8221; işareti anlaşılmış olur.</p>
<p>&#8220;Sözünü kes ve sessiz ol, şerh ve beyâne sığmazam.&#8221;</p>
<p>Ne ile tarif edersen et zatını, sen o tarifin ötesindesin. Sınırsız olan  		zatını, sınırlı olan algı ve kavrayış kapsayamaz. Zira, kavrayış, sınırlamaya  		muhtaçtır! Her kavrayış senin bir veya birkaç özelliğini anlatır ama sen  		kavranabilen hiç bir şeye sığmazsın. Bunun farkına varıldığında söz de biter,  		açıklama da biter; sükunet başlar. Çünkü o hal, kendi kendine kalıştır.  		Gözün kendini görmemesi gibi, kendini kendine şerh ve beyanı da sözkonusu  		olmaz.</p>
<p><strong>Cûş kıldı akl-ı küll, geldi vücuda kâinat,<br />
Kâf ü nun emrinden oldu bu cihan yekbar mest</strong>.</p>
<p>Herşeyi kapsayan tümel akıl coştu ve evren yaratıldı. &#8220;Kaf&#8221; ile &#8220;nun&#8221;  		emrinden bu cihan bütünüyle mest oldu.</p>
<p>Coşmak diye anlatılan, kudsi hadisteki &#8220;bilinmekliğimi istedim&#8221; ifadesine  		atıftır. &#8220;Allah var idi, onunla beraber hiçbir şey yok idi&#8221; açıklamasında  		ifade edilen durumda iken kendini bilmeyi istedi. Bunu bir başka mecazı  		ile söylersek, &#8220;ben neyim ki?&#8221; diye varlığına nazar etmeyi murad etti. Böylece  		zaten sınırsız &#8220;can&#8221; olanın, kendini &#8220;bilmeyi&#8221; &#8220;muradı&#8221; gerçekleşti. Hay,  		Alim, Mürid. Ve böylece kendi azameti ve &#8220;kudretinin&#8221; nasıl bir şey olduğunu  		&#8220;işiten&#8221;, &#8220;gören&#8221; kendi oldu. Kadir, Semi, Basir. Bu anlatılan &#8220;kâinat&#8221;ın  		vücuda gelişidir. Kelim. İşte bu kendini &#8220;bilen&#8221;e varlıktaki adı ile &#8220;akl-ı  		evvel&#8221;, ya da burada olduğu gibi kimi zaman &#8220;akl-ı küll&#8221; tabir edilmiştir.</p>
<p>Burada arş ve kün işaretlerine biraz değinirsek&#8230;</p>
<p>Bizler &#8220;madde&#8221; diye yeryüzü koşullarında şartlandığımız özellikleri algılarız.  		Ancak bu sırada farkına varmayız ki bu tür özelliklerin ve dolayısıyla maddenin  		böyle oluşu ve bu maddenin bitişi, yer iledir. Yerkürenin, yani arzın ötesine  		yükselişle —içsel yönüyle değerlendirdiğimizde &#8220;dünyadan bağımsızlık kazandıkça&#8221;—  		madde, dünyada şartlandığımız halini yitirir, değişime uğrar; bizdeki madde  		algısı, dolayısıyla özellikleri başkalaşır. Dünyadan bakıp da dünyanın maddesi  		gibi olduklarını zannettiklerimiz, semanın katlarına doğru yükseldikçe buradaki  		ağır, bağlayıcı maddi özelliklerini yitirip &#8220;mânâlara&#8221; dönüşürler, içsel  		&#8220;hissedişlerden&#8221; ibaret kalırlar. Fiziksel diye bildiğimiz kurallar kaybolmaya  		yüz tutar. Nihayetinde bu bildiğimiz haliyle &#8220;özelliklerin&#8221; ve onları öyle  		&#8220;bilişlerin&#8221; de giderek azalması ile kaybolması sözkonusudur ki, işte madde  		ve mânânın o tükeniş limitine &#8220;arş&#8221; tabir edilmiştir. Arştan dünyaya iniş,  		nüzul denen olaydır. Sınırsızlığın, beş duyu dünyasında kendini ifadesi.  		&#8220;Arş, Allah&#8217;ın kudret ve saltanatının tecelli yeridir&#8221; denir. &#8220;Arş iki cihanı  		da kaplar&#8221; denir. Arşın üstü tamamen madde ve mânâdan ari, saf sınırsızlıktır  		ve hiç bir anlam, meleke, zihni kuvve ile değerlendirilemez.</p>
<p>&#8220;Errahmanü alel arşisteva&#8221; (Tâhâ, 20/5). Rahman arşa istiva etti.</p>
<p>Arştan bahsetmek için yine altındaki mânâ dediğimiz bilişlere başvurarak,  		yani mânâları kullanarak tarifler getiririz ama gel gör ki arşı dünyanın  		idraki ve şuuruyla bilemeyiz. Nasıl ki maddeyi madde ile ölçüyor; mânâları  		ise mânâya karşılık gelen bilinç yapımızla değerlendiriyor isek, her boyutsal  		düzey de o düzeyin yapısına karşılık gelen algı ile ancak değerlendirilebilir.  		&#8220;Kabre konan her kişinin feryadının arşa kadar yükselmesi&#8221; hadisiyle de  		işaret edildiği üzere, bağımsızlığına ulaşan ruh, kendi hakikatinin arşa  		kadar her şeyi kapsadığının farkına varır ve kendi gerçeğinin azametini  		görür. Ama zannedilmesin ki böyle bir gerçekliğin farkına varabilmek, arşın  		altındakileri geride bırakıp dışlamakla mümkündür. Tam aksine, maddi, manevi  		her şeyi kapsamak ve tam anlamıyla içselleştirmektir. Mevlana hazretlerinin  		deyişiyle, &#8220;insanlığa karılıp, insanlarla bir olmak&#8221; ile olasıdır.</p>
<p>Arştan semavata, yani bilince ve farkındalığa geçiş kün emri ile anlatılandır;  		ki bu, sadece bir anlık &#8220;oluş&#8221; ile artık &#8220;olanın&#8221; içine dalıştır veya biz  		diyelim ki &#8220;Allah&#8217;ın yoktan var etmesi&#8221;dir. Bu anlattığımız hale en güzel  		misâl, uykudan uyanıştır. Uykuyu sadece uykudayken yaşarız fakat onu tarif  		için, uyku olmayan uyanıklıkta sahip olduğumuz düşünce, fikir, hayal gibi  		araçlarımızı kullanırız. Uykuyu uykudayken anlatmanın mümkün olmaması gibi,  		arşın hakikati de dünyada dile gelemez. Uyanıklıkta anlattığımız uykunun  		kendi değil benzetmelerle tarifi olabilir ancak; bu sebeple arşı da bilinçle  		anlatmak ancak benzetmelerle olabilir.</p>
<p>Yekbar mest (yekpare, tümden sarhoş oluş), bu kadar yakın olan hakikati  		göremeyişin tanımıdır. Tecellinin bu yakınlığı ve anlık şiddeti, tümden  		kendinden geçişe ve hakikatin gizlenmesine sebep olmuştur. Görünenin, kendinden  		ayrı olmadığını, kendi hakikati olduğunu göremeyişinden dolayı, insan uykudadır  		ve ölünce bu uyanışla yüzleşir.</p>
<p><strong>Kevn ü mekândır âyetim, zâti durur bidayetim,<br />
Sen bu nişanla bil beni, bil ki, nîşâna sığmazam.</strong></p>
<p>Bütün varlıklar ve mekân benim delilim, işaretimdir; başlangıcım ise  		Zata dayanır. Sen beni bu işaretlerle bil, ama &#8220;ben&#8221; bu işaretlere de sığmam.</p>
<p>&#8220;Mekân&#8221;, olanların tamamının tutunduğu yer ve zemine verilen addır; kâinatın  		duruşudur. Evreni tutan kudret mekân iken; mekânı tutan, Allah&#8217;ın kudretidir.  		Nasıl ki mekân ile sabit olmasa, bu ortada görünenlerin hepsi yok olur,  		hiç biri kalmaz ise; aynı şekilde mevcut her şey de Allah&#8217;ın varlığı ile  		&#8220;hayy ve kayyum&#8221;dur, süregitmektedir. Buradan anlaşılır ki, mekânın devamlılığı,  		&#8220;ben&#8221; diye işaret edilen &#8220;zat&#8221; iledir. Abdülkadir Geylani hazretleri bu  		hakikati, rabbinden işittiği &#8220;Ben mekânın mekânıyım&#8221; şeklindeki hitabı ile  		dile getirir. Yani mekân denen, Hakk&#8217;ın varlığı ile ve O&#8217;nun varlığında  		sözkonusudur.</p>
<p>&#8220;Mekân&#8221; benim işaretimdir. &#8220;Ben&#8221;im tanınıp bilinmem bu işaretlerle mümkündür.  		Onlar benim özelliklerimin açığa çıkışı, bilinmesidir. Bütün alem Hakk&#8217;ın  		kitabı, her nesne ve oluş O&#8217;nun işaretleridir. O işaretler değerlendirilerek  		(okunarak) tanınırım ancak ben. Bunların hepsi de nihayetinde Zata dayanır.  		O Zat ki hiç bir aklî, fikrî, düşünsel yeti ile kavranamayan sınırsızlık.  		Her şeyin kaynağı odur; her şey ondan meydana gelir, ondan başlar. &#8220;Zati  		durur bidayetim&#8221;, başlangıcım zata dayanır demektir. Varolan her şey varlığını  		zattan alır. Zat kendiliğidir, bilinemez; ancak ayetler ona işaret eder.</p>
<p>&#8220;Hüvel evveli vel ahiri vezzahiri vel batın&#8230;&#8221; (Hadid: 3). O&#8217;dur önce,  		sonra, görünen, görünmeyen&#8230;</p>
<p>Bidayetim (başlangıcım), bütün bu anlatılanların sahibi ve kendinden  		varedicisi olan Zat iledir. Bu işaretle tanı beni, fakat aynı zamanda farkında  		ol ki ben bu işarete, bu işaretler sayesinde bana atfettiğin niteliklere  		sığmam, o özelliklerle de beni sınırlandıramazsın.</p>
<p>Ayet ve nişan, işaret ve iz demektir. Alemlerdeki her şey, Allah&#8217;ın zatına  		delalet eden işaretlerdir. Zatı ile sıfatlarını ve esmasını görür. Gözün  		kendini ancak aynada görmesi gibi,  zat da kendini evren aynasında  		seyreder, yani sıfatlarının ve isimlerinin anlamlarını müşahede eder.</p>
<div class="blogquoteleft">Modern bilime göre bu evren, kendi kendine mevcut değildir; daha derinlerdeki  			saklı bir işleyişin gölgesi ya da izi gibidir.</div>
<p>Modern bilime göre de, görünen muazzam, maddesel yapısına rağmen, evren  		kendi kendine mevcut değildir. Bunu, çok uzak ve güçlü bir vasînin üvey  		evladıdır diye tarif etmişlerdir. Bundan da öte, bu vasînin önemli bir uğraşı  		da değil, geçici bir gölgesidir, denmiştir. 1980 yılında yayınlanan &#8220;Wholeness  		and the Implicate Order&#8221; (Teklik ve Kapsadığı Düzen) kitabının yazarı ünlü fizikçi David Bohm&#8217;a göre,  		bu evren, daha derinlerdeki saklı bir işleyişin gölgesi ya da izi gibidir.  		Saklı düzen denen o orijin sistemin anlaşılması, ancak yaşadığımız düzende  		ortaya çıkan kesitsel verilerin, yani işaretlerin kodlarının çözülmesi ile  		mümkündür.</p>
<p>Nesimî, burada birinci mısrada hakikati teşbih ederken, ikinci mısrada  		tenzih eder. Tenzih ile der ki, her neyin farkında olursan, her neyi bilirsen  		bil, yine de bil ki senin bu bildiklerinle &#8220;ben&#8221; bilinmiş olmam. Bildiklerine  		güvenip de Allah&#8217;ın vahidiyetini bildim zannetme! Sen bu işaretlerle bil  		beni, ama yine de bil ki, beni bilebilmiş değilsin.</p>
<p>Bu mânâya işaretle Abdülkerim Ciyli hazretleri, &#8220;iki cihanda da mülk  		benimdir&#8221; diye başlayan ve &#8220;ne kadar görürsen, benimdir hep, tümden makamımdır  		oralar, tecelli edeniyim hakikatlerin&#8221; diye renklendirdiği şiirinin nihayetinde  		der ki:</p>
<p>&#8220;Şimdi dikkat et, anlattıklarımın hepsinde ben,<br />
Zattan anlattım, Mevlâ&#8217;ya kulum her hal ü kârda.&#8221;</p>
<p>Burada işaret edilen sır, bütün bu bilişin kulluk olduğudur.</p>
<p><strong>Kimse güman ve zan ile olmadı Hakk ile biliş,<br />
Hakkı bilen bilir ki, ben zan ve gümâna sığmazam.</strong></p>
<p>Hiç kimse tahmin, şüphe ve zan ile Gerçeği bilenlerden olmadı. Gerçeği  		bilen farkındadır ki, ben zanna ve şüpheye sığmam.</p>
<p>Gümanın bir anlamı da bireysel gayrettir. Gayretle olmadığı gibi, Hakkın  		kendini bilişi zan ve kuşku yoluyla, beklentiyle de olmaz. Kendini hakikatinden  		uzakta, yani Hakk&#8217;tan ayrı zannedişe seslenişinde Nesimi şöyle der:</p>
<p>&#8220;Ey özünden bîhaber, gel Hakkı tanı, sendedir,<br />
Gel vücûdun şehrine seyr et, gör ânı sendedir.&#8221;</p>
<p>Hakkı biliş zan ve gümanla olmaz, Hakkı biliş sadece ve sadece ilim ile  		olur ancak. Hakk&#8217;ı bilen, yani bu ilme, (bu bilince, bu irfana) sahip olan,  		benim zanna, kuşkuya sığmayacağımı da bilir. Hakkani müşahede ile bakıldığında  		tüm varlık ve mânâlar hükmünü yitirir. Her şey helak olur sadece veçhi kalır.  		Bu yüzden zan ve şüphe ile &#8220;kimse&#8221; Hakkı bilemez.</p>
<p>“Külli şeyin halikun illa vechehu” (Kasas: 88). O&#8217;nun veçhi (zatı) hariç,  		her şey helaktir.</p>
<p>Şüphe ve zan, ulvi şeyler dahi hissettirse, neticede gelip geçicidir;  		ilim ise bâkidir. Bilinç bir kez var ise artık ilanihaye vardır, yok olmaz.  		Çeşitli sanışlar ve beklentiler ile Hakikat müşahedesi birarada olmaz. Bunu da Hakkı  		bilen, yani gerçeklere vakıf olan ilim sahipleri bilir ancak. Şüphe ve zan,  		dünyaya ve beşeriyete bağımlıdır. Dünya hırsı ve beşeriyet ile ilim  		asla biraraya gelmez. Ancak şüphe ve hayal perdesini açabilen bilinç, eşyayı  		olduğu gibi, yani külli olarak görür.</p>
<p>&#8220;Senden perdeni kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir.&#8221; (Kaf: 22)</p>
<p>(devam edecek&#8230;)</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/blog/" target="_blank">Ahmed BAKİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/880/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrının Zerrecikleri</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/tanrinin-zerrecikleri/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/tanrinin-zerrecikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 14:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/tanrinin-zerrecikleri/</guid>
		<description><![CDATA[Haber: Nesrin Dabağlar Tanrının Zerrecikleri Paralel evren teorisinin belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar: İnsan hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını keşfedildi. Tanrı, Allah, Eloha, Yaradan, Brahma, Rab, Rahman, Kadir’i Mutlak&#8230; Bu kelimeler; bizi yarattığına inandığımız, her şeyin sahibi, ezeli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Verdana"><strong><span style="font-size: 10pt">Haber</span></strong><span style="font-size: 10pt" lang="TR"><strong>:</strong>  	Nesrin Dabağlar </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Verdana"> 	<span style="font-size: 16pt; font-weight: 700" lang="TR">Tanrının  	Zerrecikleri</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"><strong> 	<font face="Verdana" size="2"><span lang="TR">Paralel evren teorisinin belki  	de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim  	adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar</span>:<span lang="TR"> </span> 	</font><font face="Verdana"> 	<span style="font-size: 10pt; color: black" lang="TR">İnsan hücrelerinin  	yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını  	keşfedildi. </span></font></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Times New Roman"><span style="font-size: 18pt" lang="TR">Tanrı,  	Allah, Eloha, Yaradan,  Brahma, Rab,</span><span style="font-size: 18pt"> 	</span><span style="font-size: 18pt" lang="TR">Rahman, Kadir’i Mutlak</span><span style="font-size: 18pt">&#8230;</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Bu kelimeler; bizi  	yarattığına inandığımız, her şeyin sahibi, ezeli ve ebedi, her şeyi görüp  	duyan, cennetin, cehennemin ve tüm alemin tek hükümdarı olduğuna inandığımız  	o büyük gücün değişik dillerde isimleridir. Sonunu ve başını merak edip,  	gizemlerini bulmaya çalıştığımız evrenimizin çözemediğimiz pek çok özelliği  	var. Bazen bizim algılarımız ve idrakimizin çok üstünde olan kâinatın  	sırlarına eremediğimiz noktalarda onun adının altında çaresizce bitiririz  	sorgulamalarımızı ve teslim oluruz Tanrının bilinmezliğine… </span></font><span id="more-383"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2817%29.jpg" align="left" border="0" height="280" hspace="10" vspace="2" width="182" />Güya  	ona ulaşma ve bilme yolunda geçilen yollarda neler yoktur ki yerlere  	serilen… Milyonlarca insanın kanı, acılar, adaklar, savaşlar, kinler,  	bölünmeler, parçalanmalar… Ve sonuçta ortaya çıkan bugünkü dünyamız… Bir  	yanı (güya) aydınlık, güllük gülistanlık, bir yanı açlık, susuzluk ve  	karanlık…  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Tanrıcılık yani Teizmin  	tarihçesine baktığımızda önceleri her olağanüstü olayın kahramanı olan  	farklı tanrılar üretildiğini görürüz… (<strong>Politeizm</strong>)  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Güneş, ay, rüzgar,  	gökyüzü, yeryüzü, adalet,  zafer, bahar, şimşek, deniz gibi isimler alan  	tanrılar var edilmiş tapınmak ve inanmak için. Çözülemeyen olay ve nesneler  	korkudan tanrısallaştırıp tapınılmış. Gazaplarından korunmak ve  	ödüllendirilmek için hayvan, eşya, çiçek ve hatta insanlardan kurbanlar  	sunulmuş. Sırları çözülüp korkular bittikçe hepsine ayrı ayrı inanmak terk  	edilip her şeyin sahibi ve yaratıcısı diye düşünülüp tek tanrı ( <strong> 	Monoteizm</strong>) inancına dönülmüş. Bu sefer de tek tanrıya inanmayanları  	inanmaya ikna etmek için inanılmaz kanlar akıtılmış yüzyıllarca.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/42-18223690-1.jpg" align="left" border="0" height="152" hspace="10" vspace="2" width="218" />Bilinen  	ve kabul gören ilk yaygın tek tanrılı din olarak Musa’nın dini kabul edilir.  	(Kadim uygarlıklardan, MU kıtasında tek tanrı inancı olduğu iddia ediliyor  	olsa da  kıtanın varlığı henüz bilimsel olarak ispat edilmiş sayılmıyor.)  	Tek tanrının kurallarıyla insanoğlunu doğru davranmaya yönlendiren bu ilk  	din olan Museviliğin ardından İsa’nın dini Hıristiyanlık, onun ardından da  	Muhammed’in dini Müslümanlık sıralanır. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Dünya nüfus çoğunluğunun  	inandığı bu üç büyük dinin inandığı tek Tanrı, bütün kainatın yaratıcısı,  	maddenin ve ruhun hâkimi olarak kabul edilir.  Özellikle son din olan  	Müslümanlıkta, Allahın bir olma ve her şeye kadir olma özelliği son derece  	belirgin olarak vurgulanmıştır. Allahın özellikleri olarak tanımlanan Esma-ül  	Hüsna’da doksan dokuz isimle; tanrının varlık, birlik ve teklik olgusu  	zirvededir.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<img src="http://indigodergisi.com/kubbet%20el%20sahra%20dome%20the%20rock.jpg" border="0" height="260" width="475" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2822%29.jpg" align="right" border="0" height="203" hspace="10" vspace="2" width="203" />Esirgeyen,  	bağışlayan, koruyan, yaratan, doğmayan, doğurmayan, ezeli, ebedi, her yerde,  	her şeyde var olan, cezalandıran, ödüllendiren, cennetin ve cehennemin  	sahibi, evrenin, canlının, insanın yaratıcısı ve koruyucusu gibi doksan  	dokuz özelliğin tanımlanması gerçek anlamda düşünüldüğünde her beyinde  	farklı anlamlara bürünür Tanrı aslında. Çoğunlukla bu yüzden dinler kendi  	içlerinde bile bölünmeler yaşamış ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Farklı din  	kavgaları yetmezmiş gibi, dinler içi mezhep kavgaları yüzünden yanan  	canların acısını en iyi ülkemiz bilir.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Teistlerin hepsinin tek  	tanrıya inanma olguları ortak olmasına rağmen, aralarında güya kendi “ <strong> 	tek tanrı</strong>”larını diğerlerine kabul ettirmek için yaptıkları savaşların  	ganimetleri ise; inanç değişikliklerini sağlamaktan çok “ <strong>madde</strong>”  	kazanımı olmuştur nedense!  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2819%29.jpg" align="left" border="0" height="400" hspace="10" vspace="2" width="193" />Baskın  	gelen tarafın silahları altında din değiştirmiş görünen pek çok topluluk,  	ellerindeki eşya, hazine ve toprak gibi maddeleri teslim etseler de  	ruhlarındaki kendi tanrılarının inancını teslim etmemişlerdir kolayca. Dünya  	tarihi bunun değişik örnekleriyle doludur. Başka dinin ve milletlerin  	hakimiyeti altında olsa da kendi din ve inanışını korumak için türlü hileye  	ve yönteme başvurmuştur pek çok insan… </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Maddenin de asıl sahibi  	olduğu söylenen Tanrı, manada arandığı kadar maddede de gizlidir aslında.  	Bütün büyük dinler insandan madde ve malın bağımlısı olmamasını ister ama  	tatlıdır madde denilen şey, kolay vazgeçilmez ondan…  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Ona sahip olmak bazen bir  	ibadet gibi huzur verir insana nedense. Kolay değildir <strong>mal’</strong>dan  	vazgeçmek, canın yongasıdır çoğunlukla… Sanki tanrısal bir büyüsü vardır  	maddenin. Belki de asla “<strong>madde</strong>” olmadığı iddia edilen Tanrının sırrı  	yine maddede çözülecek bir gün… <strong>“Dünyaya in, maddeye yani vücuda bürün  	ama maddenin kölesi olmaktan kurtulup, beni manada bul ve sonunda bana dön” 	</strong>diyen Allah ne demek istedi acaba bize<strong>?  </strong></span><strong> 	<span lang="TR"> </span></strong></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Maddenin manyetik  	alanından çıkıp kölesi olmaktan kolay kurtulamayan insan, maddenin  	oluşumunun sırrını çözme yolunda ilginç bir noktaya geldi ve bir zerrecik  	madde yaratıp bir an bile olsa ya Tanrının kimliğine bürünecek, ya da kendi  	kendini yok edecek…  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font style="font-size: 16pt" face="Times New Roman"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/goktasi%20meteor%2028.jpg" align="right" border="0" height="267" hspace="10" vspace="2" width="218" />İnsan,  	tanrıcılık oyununu başaracak mı? </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Dünya üzerinde var olan  	ve tanrının yarattığına inanılan maddeler bir insandan diğer insana el  	değiştirerek savaşlara, acılara neden oluyor binlerce ve hatta milyonlarca  	yıldır. Madde, elinde olana aslında geçici mutluluk yaşatırken, bir zerrecik  	yeni madde yaratabilmek ve “ <strong>tanrıcılık</strong>” oynamak için dünyanın bir  	köşesinde uzun yıllardır ilginç bir çalışma yapılıyor ve beklenen sonuca az  	kaldı artık.   </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Bütün maddelerin yapı  	taşı olan atom çekirdeklerinde elektrondan daha küçük maddeler vardır.  	Bunlar çekirdek içerisinde bazen var, bazen yok 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/olabiliyor/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: #6f0000; text-decoration: none">olabiliyor</span></a> ;  	başka boyuta geçiş yapabiliyor, maddeden çıkıp kayboluyor ve tekrar maddeye  	dönebiliyor. Bir takım titreşimler, ışık hızının üç dört katını aşıyor. Işık  	hızı aşıldığında da, maddeden çıkıp madde ötesine geçiliyor. İnsan; en, boy,  	zaman, mekan gibi dört boyutu aşıp beşinci boyuta (manyetik eylem boyutuna)  	geçerse zamana tabi olmadığını görecek yüksek ihtimalle. Atom altı  	parçacıklar denilen bu küçük partiküllerle ilgili hesaplamalarda <strong> 	anti-madde </strong>denilen bir olguya ulaşıldı kırk yıl önce.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Sırrı henüz çözülmeyen,  	hatta var olup olmadığı kesinleşmeyen,evrenin ve fizik biliminin en gizemli  	sorunlarından biri olan <strong>anti-madde</strong>&#8216;nin İsviçre`in atom altı parçacık  	hızlandırıcı laboratuarında elde edilmesi için çalışmalar son hızla sürüyor</span><strong>.</strong></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font style="font-size: 16pt" face="Times New Roman">CERN <span lang="TR"> 	Laboratuar</span>lar<span lang="TR">ı</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%284%29.jpg" align="right" border="0" height="136" hspace="10" vspace="2" width="136" />Kısa  	adı <strong>CERN</strong> (Conseil Europeen pour la Recherche Nucleaire: Avrupa  	Nükleer Araştırma Kurumu) olan, Cenevre`deki Avrupa Atom altı Parçacık  	Fiziği Laboratuarında bilim adamları, anti-madde gizemini çözmek için büyük  	uğraş veriyorlar. Fizikçilerle astrofizikçiler, anti-maddenin evrendeki  	geleneksel maddenin karşıtı olmanın yanı sıra <strong>ayna</strong>sı olduğunu  	düşünüyorlar.  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px" align="center"> 	<img src="http://indigodergisi.com/CERN%2028.jpg" border="0" height="198" width="418" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Evrenin doğum anına  	ilişkin kuram olan <strong>Büyük Patlama</strong> ile birlikte eşit oranda madde ve  	anti-maddenin boşluğa (uzaya<strong>) bir noktadan</strong> yayıldığını düşünen bilim  	adamları, yalnız maddeden oluşmuş görünen <strong>bugünkü</strong> evrende kayıp  	anti-maddenin nereye gittiğini araştırıyorlar. Modern fizikte ilke olarak  	madde ve anti-maddenin birbirini yok etmiş olması gerektiği de düşünülüyor.<strong>  	Büyük Patlama</strong>dan sonra evrenin yapımı için yeterli madde kalmıştı diyen  	astrofizikçiler, kaybolan anti-maddeye ait izlerin bugün sadece evrenin  	derinliklerinden gelen kozmik ışınlarda ve yeryüzündeki parçacık  	hızlandırıcılarında görülebileceğini hesaplıyorlar.</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/avrupa%20nukleer%20arastirma%20CERN28.jpg" align="right" border="0" height="183" hspace="10" vspace="2" width="275" />Tam  	27 kilometre uzunluğunda çevresi olan dev laboratuar aygıtı atom altı  	parçacık hızlandırıcısıyla ünlü CERN`de, anti-maddenin inceleme kaydı için  	uzun süreli anti-madde elde edilmesi amacıyla çalışıyor. CERN yetkilileri;  	bir amacımız, Evren sırf anti-maddeden yaratılmış olsaydı bugünkü evrenle  	aynı olur </span></font><font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"> 	muydu sorusunun yanıtını da almaktır diyor ve şunu ekliyor: Anti-madde,  	maddeden yüz milyarda bir oranında bile değişik çıkarsa, bu evrenin neden  	maddeden yapıldığını, anti-maddenin niçin yok olduğunu açıklayabilecektir.</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><strong><span lang="TR"> 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/tanri/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Tanrı</span></a>nın  	zerrecikleri ya da tozu </span></strong><span lang="TR">da denilen,  bilimsel adı 	<strong> 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/higgs/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Higgs</span></a>  	Boson</strong> zerreciği olan bu anti-madde partikülleri deneyle bulunursa, bilim  	belki de uygarlığın en önemli keşfini yapacak; evrenin ve maddenin temel  	yapı taşı saptanacak </span></font></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2824%29.jpg" align="left" border="0" height="154" hspace="10" vspace="2" width="191" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">Son  	teknoloji ürünü süper iletkenlerin bulunduğu 27 km’lik bir tünelde, 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/eksi/" style="text-decoration: underline"> 	<span style="text-decoration: none"><font color="#000000">eksi</font></span></a>  	271 derecede yapılan çalışmalarda elementin atom altı parçacıkları ışık  	hızına çıkarılarak, tünelin ortasında kafa kafaya çarpıştırılacak. Uzun  	borular içinden geçirilen hızlandırılmış partiküllerin çarpışması, tıpkı  	evrenin oluşmasına yol açan </span><strong> 	<span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: windowtext" lang="TR"> 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/big-bang/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Big Bang</span></a> (</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: windowtext" lang="TR"><a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/buyuk-patlama/" style="color: blue; text-decoration: underline"><span style="color: windowtext; text-decoration: none">Büyük  	Patlama</span></a></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">)</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">  	gibi bir durum yaratacak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Times New Roman"><span style="font-size: 16pt" lang="TR">Kara  	Madde’nin ipuçları </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">Muazzam  	proje kapsamında gerçekleştirilecek deneyler esnasında minyatür kara  	deliklerin ortaya çıkması ve evrenin sürekli genişlemesine neden olan kara  	maddeye dair yeni ipuçlarının elde edilmesi hedefleniyor. Cihaz  	çalıştırıldığı zaman, mıknatısla tünelde hızlandırılarak yaklaşık ışık  	hızına ulaşacak protonlar, karşı yönden gelen protonlarla çarpışacak. Bir  	saniyede 800 milyon çarpışmanın beklendiği deney esnasında her proton,  	saatte yaklaşık 200 km hız yapan 400 ton ağırlığında bir trenin çarpmasına  	eşit bir darbeye maruz kalacak. Çarpışma sonrasında ortaya çıktığı öne  	sürülen 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/tanri/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: #6f0000; text-decoration: none">Tanrı</span></a>’nın  	zerrecikleri tünelin içine yerleştirilen </span><strong> 	<span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: windowtext" lang="TR"> 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/atlas/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Atlas</span></a></span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">  	dedektörü tarafından tespit edilecek. Bu asrın en iddialı bilimsel projesi  	olan deneyde Tanrı zerreciklerinin varlığının 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ispat/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: #6f0000; text-decoration: none">ispat</span></a>  	edileceği an, Tanrı’ya muhtemelen en çok yaklaşılan an olacak.</span></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"><font style="font-size: 16pt"> 	<span style="font-family: Times New Roman"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2821%29.jpg" align="left" border="0" height="162" hspace="10" vspace="2" width="209" />Higgs  	Boson nedir?</span></font><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman" lang="TR"> 	</span></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: windowtext" lang="TR"> 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/edinburgh-universitesi/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Edinburgh  	Üniversitesi</span></a> teori</span><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">k  	fizikçilerinden </span> 	<span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: windowtext" lang="TR"> 	Peter 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/higgs/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Higgs</span></a></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS" lang="TR">`in  	60`lı yıllarda ortaya attığı </span> 	<span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: windowtext" lang="TR"> 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/higgs-boson/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Higgs Boson</span></a>  	(<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/tanri/" style="color: blue; text-decoration: underline"><span style="color: windowtext; text-decoration: none">Tanrı</span></a>’nın  	zerrecikleri), 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/buyuk-patlama/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Büyük Patlama</span></a>‘dan  	sonra ortaya çıkan parçacıkların adıdır. 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/higgs/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Higgs</span></a> `e  	göre kainat; Higgs Alanı adını verdiği bir enerji tarafından yaratıldı. Söz  	konusu enerji, 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/buyuk-patlama/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Büyük Patlama</span></a>  	sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girerek 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/higgs-boson/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Higgs Boson</span></a>   	adı verilen zerreciklerin meydana gelmesine neden oldu. Bu zerrecikler  	maddeye kütle kazandırdı. 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/higgs/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">Higgs</span></a>`in  	bu 	<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/teorisi/" style="color: blue; text-decoration: underline"> 	<span style="color: windowtext; text-decoration: none">teorisi</span></a> o  	dönemde klasik fizik dünyasının bazı kesimlerinde ilgi görmemişti. Aradan  	geçen kırk yıllık sürede onun ortaya attığı parçacık teorisi CERN’ deki  	çalışmayla önümüzdeki mayıs ayında belki gerçeğe dönüşecek.</span></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Bu deney; tam olarak  	gerçekleştiğinde büyük patlamanın küçük bir örneğini yaratacağından dünyanın  	sonunu getirebilir endişesini taşıyan bir sürü kişiye rağmen son hızla  	çalışmalar sürüyor ve yapılan açıklamalarda zerreciklerin çarpışmalarında  	ortaya çıkacağını düşünülen yüksek enerjinin zararını engelleyebilecek bir  	yöntem geliştirildiği bildiriliyor. </span></font></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font style="font-size: 16pt" face="Times New Roman"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2826%29.jpg" align="right" border="0" height="173" hspace="10" vspace="2" width="222" />K<span lang="TR">uantlar  	arası tünel</span></font></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Antik Yunan filozofları  	ve ezoterik kadim okullar  ise var oluşun özü kabul ettikleri ve ‘Hill’  	adını verdikleri, ilksel bir enerjinin varlığından ve bu enerjinin ne  	olduğunu anladığımızda yaradılışın sırrını çözeceğimizden hep söz ettiler.  	Sürekli dönüşen kara enerjinin kara delikler yaratarak, paralel evrenlere  	geçiş kapısı olduğunu, enerjinin o çökme anında başka bir evrende yeni bir  	başlangıca neden olduğunu ve tek bir evren değil,  <strong>evrenler </strong>olduğunu  	iddia eden bilim adamları da var.</span><strong><span lang="TR"> </span></strong></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Times New Roman"><span style="font-size: 16pt" lang="TR">Isparta  	uçağı kazası </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">2008 yılının mayıs ayında  	sonuçlanacağı düşünülen CERN çalışmasının üyesi olan yirmi ülkeden altı bin  	bilim adamının değerli çalışmaları tüm dünya tarafından merakla  	bekleniyorken geçtiğimiz ay</span> <span lang="TR">ülkemiz</span>de<span lang="TR">  	bu konuda çalışan değerli bilim </span>insanlar<span lang="TR">ı</span>  	hayat<span lang="TR">ı</span>n<span lang="TR">ı kaybetti. Isparta’da düşen  	uçağın içinde bulunan yeri dolmaz isimlerin geçirdikleri kaza gerçekten  	enteresan bir tarihte ve şekilde oluştu. Akıllara değişik senaryolar getiren  	kaza hakkında gerçeği sanırım hiçbir zaman bilemeyeceğiz.  Onları rahmet ve  	üzüntüyle anmadan geçemezdik Tanrının zerreciklerinde.</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Paralel evren teorisinin  	belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken  	bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar</span>:<span lang="TR"> </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Times New Roman"> 	<span style="font-size: 16pt; color: black" lang="TR"> 	<img src="http://indigodergisi.com/CU944060.jpg" align="left" border="0" height="225" hspace="10" vspace="2" width="169" />İnsan  	hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip  	olduklarını keşfedildi. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span style="color: black" lang="TR"> 	İnsanoğlunun en küçük zerreciği diyebileceğimiz hücre ile yapılan deneylerde  	yeni bir noktaya gelindi.</span><span lang="TR"> </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Daha önce, hücre  	zarlarındaki elektrik alanlarını ölçebilmek mümkün olmuştu, hücrelerin ana  	gövdesi içindeki elektrik alanları ölçülememişti. Bilim adamları hücrelerin  	içsel bir elektrik alanına sahip olduklarını bile bilmiyordu. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<font face="Trebuchet MS"><span lang="TR"><font size="2"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2810%29.jpg" align="right" border="0" height="150" hspace="10" vspace="2" width="200" /></font></span></font><font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Bu  	keşif hücre araştırmacıları için şaşırtıcı oldu. Bilim adamları inanılmaz  	güçlü alanlara neyin neden olduğunu veya neden orada olduklarını bilmiyor.  	Ama şimdi yeni voltaja – hassas boyalar gibi nano aletler kullanarak, en  	azından bu elektrik alanlarını ölçmeye başlayabiliyorlar. Araştırmacılar bu  	minik ama güçlü elektrik alanlarını inceleyerek kanser gibi hastalık </span> 	</font><font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">durumları ile  	ilgili daha fazla bilgi öğrenebileceklerine inanıyorlar.   </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<font face="Trebuchet MS"><span lang="TR"><font size="2"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%288%29.jpg" align="left" border="0" height="278" hspace="10" vspace="2" width="206" />Profesör  	Raoul Kopelman’ın başkanlık yaptığı Michigan Üniversitesi araştırmacıları  	voltaja – hassas boyaları  sadece 30 nanometre çapındaki polimer kürelere  	yerleştirdiler. Bu nano parçacıkları beyin – kanseri hücrelerinin içsel  	sıvısında test ederek, Kopelman elektrik alanlarının 15 milyon volt/mt kadar  	güçlü olduğunu keşfetti, bu alan yıldırımda bulunan elektrik alanından beş  	kat güçlü. Ancak, bu keşif inanılmaz ilginç olmanın ötesine geçiyor; bulgu  	muhtemelen araştırmacıların hastalıklara bakma şeklini değiştirecek.  	Kopelman bulduğu sonuçları bu ay Amerikan Hücre Biyolojisi Topluluğunun  	yıllık toplantısında sundu. Kopelman “Ölçümler ile ilgili şüpheler olmadı”  	diyor. “Ama bir yorumumuz yok.</font></span><strong><span style="font-size: 10pt" lang="TR">”</span></strong></font><span style="font-family: Trebuchet MS" lang="TR"><font size="2"> </font></span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<strong><span style="font-family: Trebuchet MS" lang="TR"><font size="2"> 	<img src="http://indigodergisi.com/anti%20madde%2028%20%2823%29.jpg" align="right" border="0" height="220" hspace="10" vspace="2" width="161" /></font></span></strong><font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR"><strong>Hücre  	ile ilgili bölüm Sevgili Saffet Güler’in çevirisinden taze taze alıntıdır.  	Bu yazıya başladığımda Isparta uçağı henüz düşmemişti, Saffet’in çevirisi  	geldiğinde ise yazı bitmek üzereydi. Derler ya aslında hiçbir şey tesadüf  	değildir… Ben izninizle hücre enerjisi keşfiyle ilgili naçizane bir yorum  	yapmak istiyorum şimdi.</strong></span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<strong><span style="font-family: Trebuchet MS" lang="TR"><font size="2">CERN’de  	tanrının zerrecikleri yaratılıp beşinci boyuta geçmeye çalışılırken  	insanoğlunun zerreciklerindeki enerjinin, hücrenin içinde Big Bang yaratmak  	ve paralel evrene geçişini sağlamak için insan tarafından kullanılmadığını  	veya kullanılmayacağını kim bilebilir ki? </font></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<strong><span style="font-family: Trebuchet MS" lang="TR"><font size="2">Tanrının  	Mucize Zerrecikleri İşte!</font></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><strong><span lang="TR">Nameste</span>.</strong></font></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<font face="Trebuchet MS" size="2"><span lang="TR">Kaynak</span>lar<span lang="TR">: 	</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<a href="http://teachers.web.cern.ch/"> 	<span style="background-position: 0pt 50%"> 	<font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2">http://</font></span><span lang="TR"><font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2">teachers.web.cern.ch</font></span></a><font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2"> 	</font></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<a href="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/"> 	<span style="background-position: 0pt 50%"> 	<font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2">http://</font></span><span lang="TR"><font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2">www.biltek.tubitak.gov.tr</font></span></a><font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2"> 	</font></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<a href="http://www.atominsan.com/anti_madde.htm"> 	<span style="background-position: 0pt 50%"> 	<font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2">http://</font></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: #808080" lang="TR"><span class="a">www.atominsan.com/anti_madde.htm</span></span></a><span class="a"><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: #808080"> 	</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial"> 	<a href="http://www.fizikkulubu.net/antimadde"> 	<span style="background-position: 0pt 50%"> 	<font color="#808080" face="Trebuchet MS" size="2">http://</font></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Trebuchet MS; color: #808080" lang="TR"><span class="a">www.fizikkulubu.net/<strong>antimadde</strong></span></span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 2px; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">Kaynak : <a href="http://indigodergisi.com/nesrin28.htm" target="_blank">İndigo Dergisi  </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/tanrinin-zerrecikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şeyin Teorisi Var Mı ?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/herseyin-teorisi-varmi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/herseyin-teorisi-varmi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 12:39:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/herseyin-teorisi-varmi/</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Michio Kaku Çeviri: jambuzz Çocukken San Francisco’daki Tea Garden’a giderdim. Orada çok sığ olan minik bir gölette su yüzeyindeki nilüfer yapraklarının bir kaç santim altında yaşamakta olan sazan balığını büyülenmiş bir biçimde izlerken saatlerimi geçirirdim. Bu sazan, üzerinde var olan evrenden bihaber yaşamına devam etmekteydi. Kendime yalnızca bir çocuğun sorabileceği cinsten bir soru sorardım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="style59">Dr. Michio Kaku<br />
Çeviri: jambuzz<br />
Çocukken San Francisco’daki Tea Garden’a giderdim. Orada çok sığ olan minik bir gölette su yüzeyindeki nilüfer yapraklarının bir kaç santim altında yaşamakta olan sazan balığını büyülenmiş bir biçimde izlerken saatlerimi geçirirdim. Bu sazan, üzerinde var olan evrenden bihaber yaşamına devam etmekteydi. Kendime yalnızca bir çocuğun sorabileceği cinsten bir soru sorardım. Bir sazan gibi yaşamak nasıl olurdu acaba?<span id="more-381"></span></p>
<p>Ne garip bir yaşam olurdu bu. O küçücük göleti tüm evren olarak hayal ederdim; uzayı 2 boyutlu olan bir evren… Sazan yalnızca ileri, geri, sağa veya sola yüzebilecekti. Ama sonra nilüfer yapraklarının ötesindeki ‘yukarı’ kavramını hayal ederdim – ki bu kavram sazanlar için tamamen yabancı bir kavram olmalıydı. Olur da bilim uzmanı bir sazan bu ‘uzayötesi’ (hyperspace) hakkında bir şeyler söyleyecek olsa – örneğin bu ‘yukarı’ kavramı hakkında – ona hemen çatlak demeye başlayıverirlerdi.</p>
<p>Merak ederdim; acaba bilim ile uğraşan sazanlardan birini elimle yakalayıp uzayının ötesine çekip çıkarsam ne olurdu? Bu bilim balığı diğerlerinin arasına döndüğünde onlara NE muhteşem bir hikaye anlatıyor olurdu ? Herhalde fiziğin o inanılmaz yeni kuralları üzerine (diğerlerinin gözünde) bir şeyler geveleyip duruyor olurdu: Yüzgeçleri olmadan hareket edebilen varlıklar; solungaçları olmaksızın soluk alan varlıklar; hava kabarcıkları olmadan dışarı ses verebilen varlıklar…</p>
<p>Ve ardından yine merakla düşünürdüm. Yine bilimle uğraşmakta olan bir sazan nasıl olur da bizim varlığımızı bilebilirdi? . Bir gün yağmur yağdı ve ben de göletin üzerine düşen damlaların su yüzeyinde küçük dalgalanmalar oluşturduğunu gördüm. Ve o zaman anladım.</p>
<p>Sazan bu dalgalanmaların gölgelerini aşağıdan görebilirdi. 3. boyut onlar için görünmez olabilirdi ancak, üçüncü boyuttaki titreşimler net bir biçimde görülebilirdi. Hatta aynı sazan, bu dalgalanmaları hissedebilirdi bile; hem de onlara işaret etmek için ‘kuvvet’ adını verdiği aptalca bir terim bularak. Hatta sazanlar toplanıp bu ‘kuvvet’lere ‘ışık’ ve ‘yerçekimi’ gibi şık isimler verebilirdi. Biz de onları izleyip onlara gülüyor olurduk, çünkü elbette bilirdik ki gerçekte ‘kuvvet’ diye bir şey yoktu, var olan yalnızca sudaki titreşimlerdi.</p>
<p>Bugün bir çok fizikçi, bizlerin, kendi küçük göletimizde üzerimizdeki görünmez evrenlerden (boyutlardan) bihaber olarak öylece yüzen sazanlar olduğumuza inanmakta. Var olan her şeyin teleskoplarımızdan görünen kadarı olduğuna inanmış bir biçimde kendi mekânsal üç boyutumuzda ömrümüzü tüketip duruyoruz; bu arada 10 boyutlu bir hiperuzay olasılığını da görmezden geliyoruz. Evet, biz bu üst boyutları göremeyebiliriz, ama (aynı su üzerinde olduğu gibi) dalgalanmalarını (titreşimlerini) hissedebiliriz. Bu dalgalanmalara biz ‘yerçekimi’ ve ‘ışık’ adını veriyoruz.</p>
<p>Hiperuzay teorisi, ne var ki, fiziksel kanıt veya uygulama yoksunluğundan onlarca yıldır geri planda kaldı. Zamanında ‘tuhaf’ ve ‘mistik’ konu başlıklarının alanına girdiği düşünülen bu teori şimdilerde basit bir sebep yüzünden yeniden canlanıyor: Belki de bu teori, tüm zamanların teorisi olarak nitelendirilen ‘her şeyin teorisi’ne açılan kapının anahtarını elinde bulunduruyor.</p>
<p>Einstein, son 30 yılını, fiziğin Kutsal Kâse’si olan ancak sonuç alamadığı bu teori üzerinde harcamıştı. Kainata hükmeden dört ana kuvveti bir arada açıklayabilen bir teori istiyordu. Bu dört ana kuvvet yerçekimi, elektromanyetizma ve diğer iki nükleer kuvvet (zayıf ve güçlü nükleer kuvvetler). Eğer bunu gerçekleştirebilseydi, Greklerin dünyanın neden yapıldığını sormaya başladıkları o zamanlardan bu yana geçen 2000 yıllık bilim tarihinde elde edilmiş taçlandırıcı bir başarı olurdu. Bir T-shirt’ün üzerine bile yazılabilecek ve yazılışı muhtemelen 2.5 santimden bile uzun olmayacak bir eşitlik (matematik terimi) arıyordu o; ama öyle güçlü bir eşitlikti ki bu, Büyük Patlama’dan bu yana olmuş her şeyi; patlayarak atomlara ve moleküllere ayrılan ve belki de bir kırda zambaklara dönüşen yıldızları açıklayabilecekti.</p>
<p>Sonuç itibariyle Einstein görevini tamamlayamadı. Aslında kendisinden sonra gelen genç vatandaşları onun görüşlerinden uzak durdular çünkü onlar ‘Tanrı’nın ikiye böldüğünü, hiçbir insan bir araya getiremez’ diye düşünüyorlardı.</p>
<p>Belki de şimdilerde Einstein öcünü alıyordur. Geçtiğimiz on yıl içerisinde bu dört ana kuvveti tek bir teoride birleştirebilmek için çok yoğun araştırmalar yapıldı. Bir tanesi vardı ki (yerçekimini açıklayan) genel görelilik teorisi ile kuantum teorisini (elektromanyetizma ve diğer iki nükleer kuvveti açıklayabilen teori) bir araya getirebilmişti. Sorun şuydu ki görelilik teorisi ile kuantum teorisi taban tabana birbirine zıt iki teoriydi. Genel görelilik galaksileri, quasar* ları, kara delikleri, ve hatta Büyük Patlama gibi çok büyük yapı ve oluşumları açıklayan bir teoriydi. Bu teori güzelim 4 boyutlu uzay-zaman (varsayılan) örtüsünün eğildiği (yer yer eğilip bükülebildiği) gerçeği üzerine kuruluydu. Kuantum teorisi ise, tam tersine, çok küçük yapıları açıklıyordu. Örneğin atomaltı parçacıklar. Bu teori de ‘kuant’ (quanta (tekil) = kuantum (çoğul)) adı verilen birbirinden bağımsız küçücük enerji paketlerini temel almaktadı.</p>
<p>Geçen 50 yıl içerisinde bu iki kutupsal zıtlığı birleştirmek için çok fazla deneme yapıldı ancak başarılı olunamadı. Birleşik Alan Teorisi veya ‘Herşeyin Teorisi’ne çıkan yol başarısızlığa uğrayan denemelerin kalıntılarıyla kirlendi.</p>
<p>Bulmacanın anahtarı belki de hiperuzaydır. 1915’te Einstein uzay-zamanın 4 boyutlu olduğunu ve eğilip kıvrılabildiğini söylediğinde bu eğilmenin yerçekimi adını verdiğimiz bir ‘kuvvet’ olduğunu ortaya koyuyordu. Theodr Kaluza, 1921’de, 5. boyutun titreşimlerinin ışık olarak görülebileceğini yazıyordu. Tıpkı, hiperuzaylarında, kendi dünyalarına hareket eden dalgalanmaları gören balıklar gibi bir çok fizikçi de ışığın 5 boyutlu uzay-zamana ait titreşimler tarafından yaratıldığına inanıyor. Peki ya 5’ten yukarıda olan boyutlar?</p>
<p>Prensip olarak, daha fazla boyut eklediğimiz takdirde onları dalgalandırıp farklı şekillerde eğebiliriz; böylece yeni kuvvetler oluşturmuş oluruz. Aslında 10 boyutlu bir uzayda 4 ana kuvvetin hepsine yer vardır.</p>
<p>Gelgelelim bu o kadar da basit değil. Saf bir biçimde 10 boyuta çıkmakla, bundan önceki teorilerin tamamını geçersiz kılan bir kısım ezoterik matematiksel tutarsızlıkları (sonsuzluklar veya kural dışılıklar) da ortaya atmış oluyoruz. İçinde çok küçük stringlerin yer aldığı bu 10 boyutlu evreni açıklayan ve kendisine yöneltilen tüm itirazlara karşı hayatta kalabilmiş olan tek teori string teorisidir.</p>
<p>Aslında bu 10 boyutlu string teorisi bize 4 ana kuvvetin basit ve bir anlamda kaçınılmaz birleşimini verir. Bir keman teli gibi, bu stringler titreşerek rezonans veya notaları oluştururlar. Bu, neden bu kadar fazla sayıda atom altı parçacığın olduğunu açıklamaktadır: Onlar yalnızca stringlerin titreşerek oluşturduğu notalardan ibarettir. (Bu oldukça basit görünür, ancak 1950’lerde fizikçiler atom altı parçacık çığının altında boğulmaktaydılar. Atom bombasının yapılmasına yardımcı olan J.R. Oppenheimer büyük bir hayal kırıklığı sonucu o yılki Nobel Ödülü’nün o yıl içerisinde yeni bir parçacık KEŞFETMEYEN fizikçiye verilmesi gerektiğini dahi söylemiştir.)</p>
<p>Benzer şekilde sicimler de uzay ve zamanda hareket ettiklerinde, çevrelerindeki uzayı eğerler; tıpkı Einstein’ın önceden gördüğü gibi. Böylece, gerçekten de basit bir resim içinde, yerçekimi (hareket eden sicimlerin uzayı eğmeleri) diğer kuantum kuvvetleriyle (artık sicimlerin titreşimleri olarak görülmektedirler) birleşmektedir.</p>
<p>Elbette bu denli iddialı ve ihtişamlı bir teorinin bir sorunu olacaktır. Bu teori, her şeyin teorisi olmasından ötürü Yaratım (Tasarım)ın teorisidir. Yani teorinin geçerliliğini test etmek için tüm Yaratılmışları yeniden yaratmak gerekir.</p>
<p>İlk bakışta bu bizi ümitsizliğe düşürürcesine imkansız görünür. Çünkü bırakın laboratuarda evrenler yaratmayı biz daha dünya üzerindeki şu çelimsiz yerçekiminden dahi kurtulamamaktayız. Ancak bu çetin problemi çözmenin bir yolu var. her şeyin Teorisi aynı zamanda her günün teorisidir. Yani, bu teori bütünüyle tamamlandığında, protonların, atomların, moleküllerin ve hatta DNA’nın varlığını açıklayabilecektir. Anahtar teoriyi bütünüyle çözmek ve evrenin bilinen parçaları üzerinde test etmektir.</p>
<p>Günümüzde, Dünya üzerinde bu teoriyi tamamlayacak kadar akıllı kimse ortaya çıkmış değil. Teori mükemmel biçimde tanımlanmış durumda; ne var ki sizin de gördüğünüz gibi bu teori sanki 21. yy’a aitmiş de yanlışlıkla 20 yy.a gelivermiş gibi… Zaten tamamen şans eseri, iki genç fizikçi tarafından bir matematik kitabının sayfaları arasında gidip gelirken keşfedilmiştir. Teori o kadar mükemmel ve güçlü ki 20.yy içerisinde çözülemeyecektir. Sorun şu ki 21. yy matematiği de henüz keşfedilmemiştir.</p>
<p>Ancak fizikçiler genetik olarak iyimser olmaya yatkın oldukları için teoriyi yakın bir zamanda çözeceğimize eminim. Belki de bu satırları okuyan genç biri bu hikayeden öyle ilham almıştır ki bu teoriyi o tamamlayacaktır. Sabırsızlanıyorum !</p>
<p>Dr. Michio Kaku,<br />
Professor of Theoretical Physics at the City University of New York, VISIONS: HOW SCIENCE WILL REVOLUTIONIZE THE 21ST CENTURY ve best-seller HYPERSPACE’in yazarı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/herseyin-teorisi-varmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı Yok !</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/tanri-yok/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/tanri-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 12:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/tanri-yok/</guid>
		<description><![CDATA[Tanrı yok. Tanrı (kavramı) , lisan ile tarif edemediğimiz bir şeyin sembolik işaretidir. Ve bu yüzden tanrının dini de olmaz. Öyle tasavvur etmeliyiz ki Tanrı, bilmemezlik değil, daha ziyade bizim bildiklerimizin tamamen dışında olan, “bilinebilirlik” özelliği (niteliği) olmayan bir şeydir. Ölcülebilinir bir kalitede/degerde değil. O aslında bizim “Dairenin rengi nedir?” sorusunu sormamız gibi bir şeydir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="style60"><strong>Tanrı yok.</strong> Tanrı (<em>kavramı</em>) , lisan ile tarif edemediğimiz  bir şeyin sembolik işaretidir. Ve bu yüzden <em>tanrının  dini</em> de olmaz.<br />
Öyle  tasavvur etmeliyiz ki Tanrı, bilmemezlik değil, daha <strong>ziyade bizim bildiklerimizin tamamen  dışında olan, “bilinebilirlik” özelliği (niteliği) olmayan bir şeydir.</strong><br />
Ölcülebilinir bir kalitede/degerde değil.<br />
O aslında  bizim “Dairenin rengi nedir?” sorusunu sormamız gibi bir şeydir.<br />
Daire kırmızı mı yeşil mi veya mavi mi?<br />
Hayır!<span id="more-379"></span><br />
O ne mavi ne kırmızı ne de yeşildir. <strong>O (</strong>daire<strong>) renksiz de  değildir..</strong><br />
Dairenin  rengini sormak anlamsızdır&#8230;<br />
Çünkü Daire rengi tanımıyor.Bunu çokları kavramak istemiyor.<br />
Siz cebinizden bir kalem çıkarıyorsunuz, bir daire çiziyorsunuz ve  diyorsunuz ki: <strong><em>„Bak,bu daire mavi işte!“</em></strong><br />
Evet, bizim çizdiğimiz daire mavi, ama bu renk <strong><em>benim</em></strong> kalemden meydana geldi, <strong><em>Dairenin kendinden değil</em></strong> !<br />
Tanrısallığı  ifade ettiğimiz kalemin rengi dindir. Ama <strong>dairenin kendisini (aslını) biz çizemeyiz! </strong><br />
O, renkle  hiç ilgisi olmayan bir şeydir.<br />
Ve bir  daireyi çizebildiğim renk sayısınca çok din vardır.</p>
<p class="style60" align="center"><strong>***</strong></p>
<p class="style60"><strong>Düşünmek için:</strong><br />
(<em>bizce Sn. Prof. Hans-Peter Dürr´ün <strong><u>1 dak. 35 saniye</u></strong>lik sohbetinden ortaya  cıkan sonuç</em>)</p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt;</strong> <strong>„Tanrı  yok…“</strong></p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt;</strong> <strong>„Kul  Allahı idrak edemez..kul ebeden kul kalır..“</strong><br />
<strong><em>“Ama</em></strong><em> <strong>dairenin  kendisini (aslını) biz çizemeyiz! “</strong></em></p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt;</strong> „<strong><em>Çünkü Daire rengi tanımıyor…</em></strong><br />
<em>NOKTA  gözünden çokluk mevcud değil..?“</em></p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt;</strong> <strong><em>„Bak, bu daire mavi işte!“</em></strong><br />
„Allahı tüm izahlar, KULa göredır, izafidir, asla mutlak gerçek değil.. müslümanlık, hrıstıyanlık, yahudilik, budizim,taozim, advaita vs vs… hep KULdandır, KUL içindir, KULluğu idrak içindir. Evrensel gerçeklere göre, göreseldir..!“</p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt;</strong> „Allaha giden yol nefislerincedir..!“<br />
<strong><em>“Ve bir daireyi çizebildiğim renk  sayısınca çok din vardır. “</em></strong></p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt; „Allahı idrak, idrak edilemeyeceğini  idrakdir..!“ </strong>(<em>mutlak gerçek..!</em>)<br />
<strong><em>“&#8230;</em></strong><em> <strong>dairenin  kendisini biz çizemeyiz! “</strong></em></p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt; „Zatını idrak edebilirsin, ama  ZATı asla..!“ AH.</strong></p>
<p class="style60"><strong>&#8212;&gt; „Sen den &lt; ´O´na olan tüm tarif, sözler, yollar, izafidir, göreseldir, ve `O´nun katında ham hayaldır.. Sen´in ´O´ nun hakkında kavradığını sandığın herşey, yine Sana göredir.. Teklik, Kader , Hiçlik vs vs hep Sana göredir..!!“   &gt; </strong></p>
<p class="style60"><strong>Hatırla: Dostan Dosta,</strong></p>
<p><span class="style60"><strong>&#8220;Mutlak Hakikat açılmamış  bir  kutudur;  gerisi  hayâldir!..&#8221; A.H</strong> </span></p>
<p class="style60">&nbsp;</p>
<p class="style3">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p class="style3"><strong>Ingilizce: </strong></p>
<p class="style3"><strong>„Tanrı yok..!“  </strong><br />
<strong>Sn. Prof. Hans-Peter Dürr´den kısa ve  özlü, anlamlı bir sohbet:</strong></p>
<p class="style3"><strong><u>Ingilizce:</u></strong><br />
<strong>There is no God!</strong></p>
<p class="style3">Hans-Peter  Dürr: <strong>There is no God.</strong> God is <strong><em><u>a  symbol</u></em></strong> for something what we cannot express in words. That’s why there is also no God’s religion. We have to imagine that God is something that is not a nescience, but something that is generally <strong><em><u>beyond our knowledge</u></em></strong> that has no quality of being known. It’s like when we pose a question:<br />
what  is the colour of a circle? Is it red, green or blue?<br />
No,  it’s neither blue, nor red, nor green. It’s also not <em>colourless</em>. The question about the colour of a circle is absurd, because a circle knows no colour. Many of us cannot understand it. They take a pen out of their pocket and draw a circle on a piece of paper and say:<br />
<em>„look, this circle is blue, isn’t it?“ </em><br />
Yes,  the circle drawn by us is blue, but the colours come from our pen and not from  a circle. The <em>colour of a pen is the  religion</em>, with which we express the divinity, but we <strong><em>cannot draw the circle ourselves</em></strong><em>.</em> It is something that has nothing to do with colours. And there are so many religions as colours, with which I can draw a circle.</p>
<p class="style3">By  Prof.Hans Peter Dürr, Sep 9, 2006 5:55:00 PM</p>
<p class="style3"><a href="http://www.droppingknowledge.org/bin/posts/focus/23794.page;jsessionid=44B6A6077D3BDF5E8643551294146FA9">http://www.droppingknowledge.org/bin/posts/focus/23794.page;jsessionid=44B6A6077D3BDF5E8643551294146FA9</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/tanri-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEKLİK ve Ölümötesi Yaşam Anlayışı</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/teklik-ve-olumotesi-yasam-anlayisi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/teklik-ve-olumotesi-yasam-anlayisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 12:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Teklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/teklik-ve-olumotesi-yasam-anlayisi/</guid>
		<description><![CDATA[P.M. Magazin 05/2007 Başlangıçta Kuantum Ruhu vardı İnsanlığın problemlerini çözmek için hangi düşünceye sahip olmamız gerekiyor? Dünya görüşlerimiz halen mekanik/madde ağırlıklı, böyle olduğu için kısıtlı kalıyor. İnsani değerlerimiz her geçen gün biraz daha ezilmekte. Fizikçi Hans Peter Dürr geleceğin anahtarını Kuantum teorisin temelinde yatan yeni bir gerçeklik anlayışında görüyor. Bizler için kuantum fiziği halen tam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><img src="http://www.okyanusum.com/imgs/proffdurr.jpg" height="168" width="130" /></p>
<p class="style59"><span class="style61"><strong>P.M. Magazin </strong><br />
<strong>05/2007</strong><br />
</span></p>
<p><strong>Başlangıçta Kuantum Ruhu vardı</strong><br />
İnsanlığın problemlerini çözmek için hangi düşünceye sahip olmamız gerekiyor? Dünya görüşlerimiz halen mekanik/madde ağırlıklı, böyle olduğu için kısıtlı kalıyor. İnsani değerlerimiz her geçen gün biraz daha ezilmekte. Fizikçi Hans Peter Dürr geleceğin anahtarını Kuantum teorisin temelinde yatan yeni bir gerçeklik anlayışında görüyor.</p>
<p>Bizler için kuantum fiziği halen tam çözülmüş değil. Oysa tam olarak doğanın mantığına denk düşüyor! Doğada, parçacıklar dalgalar gibi, dalgalar ise parçacıklar gibi davranıyor. Bu belirsizlik, bütün hayatın kaynağına işaret eden, bilgiden ibaret olan, orjinde var olan evrensel bir kod. Bazı kuantum fizikçileri tarafından savunulan bu teori yeni bir dünya görüşünden başka bir anlam taşımamakta. Bunu kabul etmek o kadar kolay değil. Eğer yaparsak gezegenimizde yaşayışımızla ilgili yepyeni imkânlar keşfedeceğiz.<span id="more-378"></span><br />
<strong><br />
Sayın Profesör Dürr, maddeyi nasıl tanımlarsınız?</strong><br />
Aslına bakarsanız madde diye bir şey yok. En azından bizim bildiğimiz şekliyle yok. Yalnızca ilişki yapıları, sürekli dönüşüm ve hayatiyet söz konusu. Biz bunu tasavvur etmekte zorlanıyoruz. Gerçekte maddesel temeli olmayan bir ilişki mevcut. Biz bunu ruh olarak da adlandırabiliriz. Bunu bizzat yaşarız ama kavrayamayız. Daha sonra madde ve enerji ortaya çıkıyor. Adeta katılaşan, pıhtılaşan bir ruh misali. Albert Einstein`e göre madde enerjinin seyrelmiş şeklidir. Maddenin alt yapısı gerçekte seyrelmiş enerji olmayıp tamamen kendine özgü bir canlılıktır. Biz bunu bilgisayardaki yazılıma benzetebiliriz.<br />
<strong><br />
Yani orjin temel bedensiz bir şekilden ibaret? Bize bu  düşünce çok yabancı geliyor.</strong><br />
Evet, bu bizim dar düşüncemiz. Bizler ilk olarak, ilişkisel yapıları anlamamızdan önce maddeleri düşünmeliyiz. Sevgiyi ele alalım. Biz sevgiyi, örnek olarak iki insanın birbiriyle olan ilişkisi olarak tasavvur ediyoruz. Ama sevgi tek başına bizim tasavvurumuzda çok güç ele alınıyor. Seversek, o zaman durum ayrı tabi.</p>
<p class="style62"><strong>Kuantum fizikte tam burada söz konusu mu?</strong><br />
Bir bakımdan evet, fakat kavramlar bile bizi yanıltıyor. Bu dilin bir sorunu. Bizler beraberlerinde fiillerde kullanmak zorunda kaldığımız halis maddeleri konuşmalarımızda kullanıyoruz. Bu düşüncelerimizi baskı altına alıyor. Kuantum fiziği konuştuğumuzda fiiller dili kullanmak zorundayız. Atomaltı kuantum dünyasında maddeler, nesneler, duyularımızla kavrayıp algıladığımız şeyler yok. Yalnız hareketler, süreçler, bağlantılar, bilgiler söz konusu. Burada adlandırılan kavramları da bizler dilimize şöyle çevirebiliriz: Hareket ediyor, sona eriyor, birbiri ile ilişki içinde, birbirinden haberdar. Bu sayede hayatiyetin orjini hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, biz tahmin ediyoruz ve hayatımıza geçiriyoruz.</p>
<p><strong>Neden bunu kavramakta zorlanıyoruz?</strong><br />
Çünkü beynimiz kuantum fiziğini anlamak için eğitilmemiş. Beynim bana esas itibariyle beslenme ihtiyacım için ağaçtan elma koparmamda yârdim ediyor. Bizim güncel konuştuğumuz dil „elma koparma lisanı“. Bu dil aşırı derecede hayatiyetimize hizmet için yapılandırılmış. Herhangi bir faaliyette bulunmadan önce, bizi arzu ettiğimiz hedefe vardırıp vardırmadığını düşüncelerimizden geçiririz. Bu iki yönlü mantıktır. Fakat bu iki yönlü evet-hayır mantığı doğanın mantığına uymaz. Kuantum fiziği doğayı daha iyi tanımlar, çünkü kuantum dünyasında daha fazla mantık değeri hüküm sürer. Evet – hayır haricinde, böyle de olabilir, fakat söyle de olabilir mantığı vardır. Bizler buna alışmalıyız.<br />
<strong><br />
Tam olarak ben bu tasavvura alışamadım.</strong><br />
Tamam, işte şimdi doğru yolda ilerliyorsunuz. Tasavvur ettiğiniz sürece yanılıyorsunuz demektir. Elektronları ele alalım. Yani bilebildiğimiz kadar, gerçekte var olmayan fiziksel bir tanecik. Aslında ortada daha çok büyük bir şey var. Islak karlı bir alanı değişken bir sistemi seklinde gözlemleyelim. Burada küçük bir ayak büyük bir çığa sebep olabilir. Eğer bir sarkaçi ters, yani kafasını üzerine koyarsanız yine öyle değişken bir sistem meydana geliyor. Orada dışardan gelen küçük bir etken sarkacı sağa veya sola düşeceğini belirler. Kafamızda şekillendirdiğimiz iki yönlülükte değişken bir sistemdir. Dışarıdan gelen çok küçücük bir etki bu iki yönlülüğün ya sağa ya da sola çevirir.<br />
<strong><br />
Elektronun var olmadığını mı söylüyorsunuz?</strong><br />
En azından bilebildiğimiz  tanecik seklinde olmadığını söylüyorum.<br />
<strong><br />
Peki nasıl?</strong><br />
Kullandığım dilde ben tanecikleri eylem veya olaysı olarak adlandırıyorum. Herhangi bir tesir ve oluşum yapan gerçekliğin çok küçük bir telaffuzu.<br />
<strong><br />
Kuantum fiziği paradoks bir şekilde anlatıyorsunuz,  böyle anlatımlar ancak mistik yazılarda görürüz.</strong><br />
Evet, eğer kuantum fiziğini günümüz konuşmasına çekersem bir çelişki oluşuyor. Eğer size belirsiz gibi geliyorsa tamamen haklisiniz. Gerçek bize belirsiz gelir. Çünkü bütün ifadeler sonsuz şekilde çok yönlüdür. Fizikte biz söyle deriz: Gerçeklik realite değildir. Gerçeklikten anladığımız nesnelerin dünyası, maddeler ve onların düzenleridir. Bu dünyayı eski fizik kendisindeki mekanik değerlerle tasvir eder. Bu yönüyle bakarsak eski doğa bilimleri yanlış değildir. Fakat bu kavram yalnızca günlük hayatta kullandığımız ve tamamıyla bize Yeten kaba duyular için geçerlidir. Bu da bizim günlük yaşantımız için oldukça yeterli. Yeni fizikteki Gerçeklik bir potansiyellik arz eder, yani çeşitli şekillerde madde-enerjisel olarak bedenleşebilen olabilirlikler dünyasıdır. Bu yüzden atom ve parçacık kavramlarını kullanmak istemiyorum, bunların yerine Eylemcik veya olaycık kavramlarını tercih ediyorum. Eylemcik çok küçücük bir süreçtir.<br />
<strong><br />
Gittikçe artan bu belirsizliğe rağmen ne demek istediğiniz gitgide anlıyorum. Bu biraz coşkun ve ateşli bir anlatımı olan, toplumun ortak veya şairin kişisel duygularını yansıtan şiir (Lirik) okumak seklinde. Kesin olmayan, hareket alanı geniş olan şiir. Bana bunu çağrıştırıyor. Muhtemelen ne anlatılmak istediği hissediyorum.</strong><br />
Sezgi bunun için uygun bir kelime. Sezgi algılanabilirliğe işaret ediyor. Duygularımızla daha az zorlanıyoruz, çünkü duygularımız bu anlamda hep biraz belirsizdir. Onlar hep hareket halindeler, onların sınırları değişkendir.</p>
<p>Hislerimiz bu bağlamda biraz belirsizdir. Onlar eylemdir, sınırlarında cereyan ederler. Biz herhangi bir şeyi içimizde hissettiğimizde, biz bunu içimizde bir şey çağrışıyor şeklinde açığa vururuz. Buna bir çok yönlü rezonans olarak hissederiz. Kuantum fiziğindeki alanlar madde ötesi olmaktan ziyade ayni zamanda bizim inandığımız üç boyutlu alanlarla ilgisi olmayan tamamen faklı alanlarda tesir eder. Bu tamamen saf bir bilgi alanıdır, Kuantum kodu seklinde. Bunun kütle ve enerjiyle ilgisi yoktur. Bu bilgi alanı yalnız benim içimde olmayıp bütün evrene yayılmıştır. Evren tümeldir, çünkü kuantum kodu sinir tanımaz. Yalnızca Tek`lik vardır.<br />
<strong><br />
Bununla siz, tümel birlikten, Ben in hüviyetinden ve dış dünyadan söz eden Hint filozoflarına yaklaşıyorsunuz. &#8220;Tat tvam asi&#8221; klasik anlatımıyla: Sen O&#8217;sun.</strong><br />
Evet, aslında bu ifadeden de ötedir ve Sanskrit deki Advida ile daha iyi ifade ediliyor. Advida ikilik- olmayan anlama geliyor. Tam olarak ilk hece A bir yok olma ifade etmiyor, bu A bize bölmek veya parçalanmaktan konuşmanın uygun olmayacağını bildiriyor.</p>
<p>Bölünemeyen.<br />
Nihayetinde tek yapıya sahibiz. Fakat bu tek yapı farklılaşmıştır. Ben bir resmi incelediğimde ve resimdeki güzelliklerden söz ettiğimde, bu tek resimdir. Eğer ben resimdeki ayrıntıları gösterdiğimde, örnek olarak Madonna<strong>`</strong>nın gözlerini, o zaman teklik içindeki farklılıklara, çokluğun  içindeki bütüne ait olan tek bir öğeye değinmiş olurum. Madonna<strong>`</strong>nın gözü resimden bir parça değil, aksine yalnızca bir telaffuz. Ben gözü resimden kesip çıkarmıyorum, aksine dikkatimi resimin bir bölgesine veriyorum.<br />
<strong><br />
Bu, denizin su damlacıklarından oluşan bir ağ yapıdan  fazlası mı olduğu anlamına geliyor?</strong><br />
Evet. Bir su damlası temel olarak denizin dışında oluşuyor.  Ama denize düştüğünde su tanesi kavramı anlamını yitiriyor.</p>
<p><strong>Eski mekanik doğabilimin günlük hayatımızda büyük bir itina ile isleyişini sürdürdüğünü söylerseniz, o zaman Kuantum fizik bütün bu tarif edilen anlayışlar ışığında maddesel hayatimiz içinde hangi anlama sahip olmalı?</strong><br />
Her canlılık dediğimiz şey de günlük yaşayışımızı da katarsak, bir anlam teşkil ediyor. Eski mekanik fizik ilk etapta belli doğa kanunlarıyla nesnelerin gerçekliğini ele alıyor. Bu aşamada yaşayan ve yaşamayan arasında fark gözetilmiyor. Ağaçtan bir elma düşürdüğünüzde, bunu yerçekimi kanunu izliyor ve elma yere düşüyor. Nesnelerin dünyası durağan sistemin dünyası oluyor. Bu sistem belirleyici ve önceden tayin edici oluyor. Mekanizma tamamen belirleyici anlamına geliyor. Fakat yasayan bir sistem için mekanikçi tanım yetmiyor. İnsan gibi yasayan bir yapı temel olarak değişken bir sistemdir. İnsan görülebilen durağanlığını dinamiksel dengeleme ile muhafaza eder. Bunun içinde sürekli bir enerji tedariki gerekmektedir.<br />
<strong><br />
Siz kuantum fizikçisi olmakla beraber ayni zamanda 1987 den beri görevli olduğunuz barış hareketi dolayısıyla alternatif Nobel ödülüne layık görüldünüz. Kuantum fizikçisi Dürr ne derecede politikadaki Dürr`ü etkiledi?</strong><br />
Kuantum fiziği bize gerçekliğin büyük akılsal bir bütünlük olduğunu, aynı zamanda dünyanın ve geleceğin parlak olduğunu söylemekte. Kuantum fiziği olasılıklarla doludur. Bu olasılıkların içinde fevkalade cesaretlendiricilik ve iyimserlik söz konusudur. Hepimizin genel olarak kabul ettiğinden daha fazla büyük olan bir dünyada yasıyoruz. Ve biz bu dünyayı şekillendiriyoruz. Bati tüketim kültürümüz, hayat sigortamızı oluşturan ekonomik dünya rekabeti bütün bu olasılıklarımız içinde küçücük bir hücreyi oluşturuyor. Buna rağmen birçok insan ekonomik gerekliliklerin doğa kanunları gibi olduğuna inanıyor. Hayır, aksine bunlar insanlardan kaynaklanan mecburiyetlerdir.<br />
<strong><br />
</strong><strong> Bu yanılgıya nasıl gelindi?</strong><br />
Bu eğitimimizin bir parçası. Biz umudumuzu yitirdiğimizde, ekonomik ve teknik baskılar altında kaldığımızda, önemli bağlantıları dikkate almadığımız zamanlar ödüllendiriliyoruz. Ama böyle bir yasam bicimi hayata karşı bir düşmanlıktır. Benim kazancım aynı anda başkasının kazancı olursa, ortaya çıkan getiri bireylerin tek başına yaptığı kazancın toplamından daha fazla olur. Doğada uzun vadeli sadece böyle yasayanlar hayatta kalabilir. Günümüzde genç insanlar bunu yasayamıyorlar, hayatta tek başına mücadele ediyorlar ve beraberce bir gelecek inşa edecekleri yerde karşısındaki insanlarla mücadele etmek zorundalar.<br />
<strong><br />
78 yaşındasınız. Ölüm ötesi hayata inanıyor musunuz?</strong><br />
Çok enteresan bir soru. Biz sadece maddeyi ve dokunabildiklerimizi yaşadığımız hayat diye adlandırıyoruz. Ölüm ötesi hayat aslında, çok daha büyük olan, her şeyi kuşatan gerçekliktir. Bu hayat, ölüm ötesi hayatın içindedir. Yani şu andaki hayatımız ölüm ötesi hayat tarafından kapsanmakta. Buradaki hayatımda kendi küçük hard diskimi kayıt yapıyor aynı zamanda sürekli olarak kuantum alanlarına yani gerçekliğin internetine de kayıt yapıyorum. O zaman bu kayıtlar beden ölümümden sonra kaybolmazlar. İnsanlarla yaptığım her konuşmamda ruhsal bütünlüğün bir parçası oluyorum. Ben ne kadar sen idiysem, o kadar ben ve diğer her şey ölümsüzdür.</p>
<p align="right">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/teklik-ve-olumotesi-yasam-anlayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Bir Mistik Cennet ve Cehennemi Tasvir Ediyor!</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/modern-bir-mistik-cennet-ve-cehennemi-tasvir-ediyor/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/modern-bir-mistik-cennet-ve-cehennemi-tasvir-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 11:55:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/modern-bir-mistik-cennet-ve-cehennemi-tasvir-ediyor/</guid>
		<description><![CDATA[Modern bir mistik: Danimarkalı Martinus Tomson. Onun başından geçenler, mistik ve kozmik bir olayın, bir insanın yaşantısını nasıl değiştirdiğini gösteren bir örnektir. Martinus ilk ilhamın geldiği 1921 yıllarında Kopenhag’daki bir büroda sayılarla uğraşmakta idi.. Dinle yakından ilgilenir, mesleği yüzünden başka insanlara yardımcı olamadığı için büyük bir huzursuzluk duyardı. Spiritizm, teoloji ve benzeri akımlar hakkında hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font color="#cc0000" size="5">Modern bir mistik: </font></strong></p>
<p><font color="#cc0000" size="5">Danimarkalı <strong>Martinus Tomson.</strong></font></p>
<p>Onun başından geçenler, mistik ve kozmik bir olayın, bir insanın yaşantısını  nasıl değiştirdiğini gösteren bir örnektir. <strong>Martinus</strong> ilk ilhamın geldiği  1921 yıllarında Kopenhag’daki bir büroda sayılarla uğraşmakta idi..<span id="more-72"></span></p>
<p>Dinle yakından ilgilenir, mesleği yüzünden başka insanlara yardımcı olamadığı için büyük bir huzursuzluk duyardı. Spiritizm, teoloji ve benzeri akımlar hakkında hiçbir şey bilmezdi. Eve gittiğinde okumaya başlardı. Bürodan bir arkadaşı onu çok okumuş bir adamla tanıştırıp eline felsefe hakkında yazılmış bir kitap verdi. Birkaç sayfa sonra, gerçeği öğrenmek için bir sandalye üstüne oturup <strong>ALLAH</strong> terimi üzerinde konsantre olmak  gerektiğini öğrendi.<span id="more-377"></span></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Böylece <strong>kozmik bilinç</strong> dediği yepyeni bir hayatın içine girmişti. Bilinçli  olarak ve kontrol altında, <strong>intituasyon </strong>dediği bilincin kaynağını bulmuştu. Herhangi bir problemi çözmesi gerektiği zaman, intituasyonla bağlantı kurar ve cevabını bir mutlak bilgi halinde alırdı. Fakat <strong>bilgi, kelimeler  halinde verilmediği için, sonradan kelimelere çevirmek gerekirdi. </strong>Bu bilgi, ruhlar aleminde bizim maddesel yaşantımızda kullandığımıza benzemeyen bambaşka bir anlaşma yoluyla verilirdi. Yeni bilinç haline, paranormal olaylar da arkadaşlık etmekteydi.</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Telepati durugörü, ayrılma anları… Başka insanların hastalıklarını kendi bedeninde, ağrılar halinde duyduğu olurdu. Ayrılma anlarından, mesleğinde de rahatsız edildiği için vazgeçmek zorunda kaldı. Sonra intuitive bilgisini, insanların anlayacağı kelimelerle ifade etmeye başladı. Bu yeni dünya görüşünün iç mantığı, güzelliği ve fiziksel dünya ile gösterdiği benzerlikler, diğer bağlantı kuran insanları da etkilemiştir.</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Ölüm, İnsan için Allah tarafından verilmiş en çok şaşırtıcı şeydir:</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Martinius</strong>‘a göre, dünyadaki insan, sadece maddesel bir bedenden ibaret  değildir. Bedende, <strong>RUH</strong> denilen ve bedenle devamlı ilişkide bulunan psişik  bir kuvvet vardır. Ruhun daha detaylı incelenmesi <strong>Martinius</strong> tarafından yapılmıştır. Ölüm dediğimiz olaydan sonra, ruh, bedenle olan bağlantısından kurtulup, ruhlar aleminde yaşamaya başlar. Sırlı olarak, bazen bir ilişki kurulabilmesi mümkündür. Bu ölüm anından hemen sonra ya da birkaç gün içerisinde olmaktadır. Bu ilişki herhalde durugörü ya da telepati yoluyla gerçekleşmekte ve hemen kaybolmaktadır. Bundan sonra, ölüm nedeniyle beden bağlantısını kesmiş olan bir insan için, “yaşayan” terimi kullanılamaz.</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Mantal yaşama alanı ve ilk ortam:</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Ölümden sonra adım atılan dünya, ruhsal dünya, bedenin ölümden sonra bulunduğu durum da ilk ortam sayılmaktadır. Fizik dünya bir <strong>zaman-mekan </strong>dünyası,  ruhsal dünya ise bir <strong>zaman-durum</strong> dünyası sayılmaktadır. Maddesel dünya, yaratığın ağır ve değişmez bir şekilde yaşadığı materyel bir dünyadır. Ruhsal dünya ise, hafif, uçucu ruhsal maddelerden meydana gelmiştir. Bu ruhsal madde, yaratığın kendi kendini konsantre ettiği ve şekil verdiği sürece algılanabilir.<strong> Madde, yaratığın en küçük arzusunu bile yerine getirebilir. Yaratık herhangi bir şeyi gözönüne getirdiği zaman o anda, o şeyle karşılaşır. Fakat</strong> <strong> konsantrasyon kaybolduğu an</strong>, <strong>istenilmiş olan şey de hemen kaybolur.</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Yaratık öldükten sonra fiziksel maddeyle bir bağlantı kuramaz. Bunun yerine  ruhsal dünyanın yaratıkları etrafını kaplarlar.</strong> <strong>Bunların içine yaratığın  kendi dünyasında geçirmiş olduğu tecrübeler ve bilince yer etmiş olan anılar  girerler.</strong> <strong>Bu anılar hafızaya ne kadar derin etki yapmışsa, yaratığın  mantal dünyasında o derece fazla yer alırlar. </strong>Bu da ölüm sonrası yaşamın, ölümden önceki yaşamdan pek farklı olmadığı anlamına gelir. Fark yaratığın yeni dünyasının, sadece kendi tasavvurundan, gözü önüne getirdiklerinden oluşmasındadır. Yani, <strong>yaratık, rüyada olduğu gibi, halüsinasyonlardan meydana  gelmiş bir çevre içerisinde yaşar. Martinius</strong>‘un görüşüne göre <strong>ruhsal  dünyada da rüyalar vardır.</strong> Bu rüyalar, ölüm sonrası yaşamın nasıl olabileceğini gösteren duru rüyalardır. Tek fark, insanların günlük rüyalarında biyolojik birer canlı olarak yaşadıklarıdır. Rüya gören yaratık ise, öteki dünyada sadece bir konuktur. Fiziksel dünyadan etkilenip görülen rüyalar da olabilir. Ölüm sonrası hayatın ilk devrelerinde yaratık, genel olarak, yaşadığı olayları ya da gördüğü rüyaları değerlendirecek güçte değildir. Fakat ölümden sonra duvarın arkasında bir elektrik fişi yoktur artık…</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Martinius</strong> ölümden sonra yaratığın hareket etmediğine, tersine, çevrenin onun etrafında döndüğüne değinmektedir. Bir duru rüya örneği bunu açıklayabilir:</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>“</strong><em>Rüya görüyor ve rüya gördüğümü biliyordum. Koca bir yığın telefon direğinin üzerine tırmanmaktaydım. Bu yığın kare biçiminde yükselip gidiyordu. Tırmandıkça tırmanıyordum. En yükseğe çıktığımda ‘Şimdi bu yığın sallanmaya başlarsa ne olur?’ diye sordum, kendi kendime… O anda sallanmaya başlamıştı. “şimdi düşecek!” dediğim an devrilip yere düşmüştüm… Fakat düşerken sakin sakin yatakta yattığımı hissediyordum. Aslında hareket eden ben değil, telefon direkleriyle yer idi. Her şey çok göz aldatıcıydı.</em><strong>“</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Duru rüyalarda olduğu gibi, burada da madde, isteğimizin emirlerine uymaktadır, hem de her zaman. Yaratık halüsinasyonla gördüğü rüyada, aynı ölümünden önce olduğu gibi hareket etmeye devam eder. Varlığını araçlar kullanarak, araba sürerek, trene binerek, para kazanarak, uyuyup yemek yiyerek sürdürür. Yeni yaşam eski yaşam o kadar birbirine benzemektedir ki, yaratık uzun süre geçtiği halde, öldüğünü anlayamaz. Fakat önce ya da sonra maddesel dünyadan herhangi bir adamla temas kurmaya çalışır. Bu, halüsinasyonlar yoluyla bir fantom yaratılarak olur, fakat bu fantomla duygusal bir bağ kurulamaz. Bir eksiklik daima vardır. Böylece yaratık yavaş yavaş bir dünyaya kaydığını hisseder. Fakat bu değişikliği tam olarak anlayıncaya kadar yine belli bir süre geçmiş olur. Tabiî <strong>ölmeden önce ruhsal olaylarla ilgilenmiş ve kendisini ölüme hazırlamış olanlar, bu değişikliği ve girdikleri yeni ortamı daha çabuk kavrarlar.</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Sadece aynı dalga boyu ile temas:</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Ruhsal dünya</strong>, <strong>Martinius</strong>‘a göre, bir fizik üstü <strong>ışınlar ve  dalgalar dünyası</strong>dır. Eğer oradaki <strong>yaratıklar, birbirleriyle bağlantı kurmak isterlerse bu, kelimelerin tam anlamıyla aynı dalga boylarında oldukları zaman gerçekleşir.</strong> Bu da ortak eğilim ve merakların başka bir anlatım  biçimidir. Oysa ki fiziksel dünyada bir araya gelebilirler. <strong>Ruhsal dünyada  ise aynı karaktere sahip olmayan ruhlar kesinlikle bir araya gelmezler.</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Bu aynen, radyoda istasyon aramak gibidir. Bulduğumuz istasyon dalga boyunu kaydırdığımız, yani frekansını değiştirdiğimiz an, bambaşka bir istasyonla karşılaşırız.</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> <strong>Bütün arzuların yerine getirilişi:</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Şimdiye kadar anlattıklarımızdan, öteki dünyanın bir huzur dünyası olduğu ortaya  çıkmaktadır. <strong>Fakat gerçekte her şey bu kadar basit değildir.</strong></p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Çok başarılı bir iş adamı, büyük bir işin peşindeyken öbür ve ruhsal alemin ilk ortamına girer. Orada da daha büyük bir hızla para kazanmaya devam eder. Âdeta para yağmuruna tutulmuştur. Hırsızlar tarafından <strong>parasının ve mallarının  çalınacağı <u>aklına gelir</u>. </strong>O anda etrafını hırsız ve gangsterler sarar ve en korkunç polisiye filmde gördüğünden daha korkunç bir şekilde onların kurbanı olur.</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify"> Tabiî ancak <strong>kendi dalga uzunluğundaki yaratıklarla bağlantı</strong> kurabileceğinden, yine paraya düşkün yaratıklarla ilgilenir ve onlarla bir çeşit rekabete girer. Fakat hepsi de aynı başarıyı gösterdiklerinden, onu takdir edecek kimse kalmaz.</p>
<p style="margin: 6px 5px 6px 3px; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Şimdi, <strong>kendi telkinleriyle yarattığı dünyada</strong> yapayalnız kalmıştır. Etrafında sadece onunla rekabet halinde olan iş adamları, hırsız ve dolandırıcılar vardır. Kendisini bu durumdan kurtarmak için, <strong>başka  dalga boylarının yaratıklarıyla bağlantı kurması gereklidir</strong>, fakat bu da  zordur, tabiî. Yaratık, <strong>kendi yaratmış olduğu cehennemde yaşamaya başlar.</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Bu anlattıklarımız, sadece bir örnekten ibaret olmakla  beraber, <strong>tüm hayatını, başka insanlardan ya da belli bir insandan nefret  etmekle geçirmiş</strong> olan birinin <strong>öldükten sonra da bu duygulardan  kurtulamayacağına dair güzel bir örnektir.</strong> Böyle bir insan arzularının  gerçekleştirdiğini, intikamlar aldığını görecek ve <strong>sadece aynı eğilimleri  olan yaratıklarla bağlantı kurabilecektir.</strong> Kendisi, <strong>mutlak bir gerçek  olarak yaşadığı,</strong> <strong>bir ruhsal hapishane</strong>ye girecektir. Din ve kilise  yoluyla <strong>devamlı bir şekilde cehennem ve cehennem azabından korkmuş olan bir insanın, öldükten sonra, kendi tasavvur ettiği bir cehenneme girebileceği de mantıklı bir düşüncedir.</strong> <strong>Zaman kavramı olmadığı ve yaşanılan olayın  sonsuza kadar uzandığı duygusu var olduğundan, bu cehennem azabı uzadıkça uzar.</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> <strong>İlk ortam; Cennet ve Cehennem</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Şimdiye kadar söylediklerimizden anlaşıldığına göre, tüm arzu ve umutların birdenbire yerlerine getirilmeleri, pek acı verici durumlara da yol açabilmektedir. <strong>Martinius</strong>‘a göre bu kısa bir süre böylece devam  eder ve daha yüksek bir safhaya ulaşılır. Fakat <strong>ilk ortamın cehennem değil de  cennet gibi de yaşandığı da olabilir.</strong> Sözgelişi, <strong>pozitif bir dinsel  anlayış içersinde yetişmiş olan bir insanın ilk ortamı da huzur dolu olur.</strong> Fakat bugünkü modern insanın ölüm hakkındaki görüşleri biraz komplikedir. Ölümden sonra hayatın devam ettiğini söylemek bile onuniçin bir alay konusudur. Fakat yaşadığı maddesel dünyada da ölümden sonra yaşamayacağına dair bir kanıtlama yapamaz. Çoğu dinsel anlayışlara göre kanunlara(dinsel yasaklar) uymayanlar cehennem azaplarına çarptırılacaklardır. Modern insan, hangi dinsel inanışı seçerse seçsin, hangi görüşe sahip olursa olsun, yine de ölüm sonrası hakkındaki şüphelerinden kurtulamaz.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Birinci <strong>ortamı cehenneme çeviren çoğunlukla bencilce  arzular olmaktadır.</strong> Fakat <strong>yaşantıları boyunca başka insanlara yardım  elini uzatmış olan</strong> ve <strong>ölümü kolayca karşılayan bir insan, ilk ortamı  huzur içinde karşılar.</strong> Bunlar ilk ortamda arzularının yerine getirilmiş olduğunu görürler. Aynı şey sanatçı ve bilim adamları için de geçerlidir. (Fakat istek ve arzuların <strong>egoistçe</strong> olmamaları şartı ile). Buradaki bencillik  başkalarını göz önüne almadan <strong>sadece kendi istek ve arzuları</strong>nı ön plana  almaktır.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Peki, öldükten sonra, ruhsal ortamda tanıdıklarına  rastlayan ve ona yardımcı olduklarını gören yaratıklar yok mudur? Çoğu <strong>ölüm  döşeği vizyonları </strong>bu görüşü desteklemektedirler. Peki bu yardım yaratığın ilk ortamdaki cehennem azabından kurtulması için de yapılamaz mı? Bu olamaz, çünkü <strong>bu cehennem azabı, tümüyle yaratığın kendi isteklerinden doğar.</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> <strong>İlk ortam ve koruyucu ruhlar:</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Demek oluyor ki çoğu insanlar, bu ilk ortamı, çekilmez bir cehennem azabı içinde yaşamaktadırlar. Bu durumda dinsel inanışları olanların, ateistlere oranla daha fazla avantajları vardır. <strong>Dinsel inanışı olan, kendisinden daha yüksek birinin olduğunu hatırladığı an ona yönelir ve cehennemden kurtulma yolunu bulmuş olur. </strong>Ateist ise böyle bir kurtuluş  yolunu bulana kadar daha fazla zaman harcayacak fakat eninde sonunda bulacaktır.  Yani bu bir <strong>dalga boyu</strong> değişikliği, çevre değişikliği, kısacası ortam değişikliği anlamına gelir. Yani ortamın yaratıkları, daha olgun ve yardımsever yaratıklar olacaklardır. <strong>Martinius</strong> bunları <strong>koruyucu ruhlar</strong> olarak adlandırmaktadır. Bu ruhlar daima hazır bulunup, yardım edecek kişi ararlar. Fakat bu olanağı yaratıkların, sözle rica edişleri yoluyla değil de daha çok ruhsal bir kavram olan <strong>dua yoluyla</strong> elde ederler. Böylece yaratık kendi <strong> dalga boyunu da değiştirmiş olur.</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Bundan sonra yardımcı ruhlar, ödevlerini yerine getirebilirler. İlk yaptıkları kendilerini tanıtmak olmaktadır. Koyu dindarlara(yüksek mertebeli) melekler halinde, az dindarlara da normal insan kılığında görünürler. Böyle bir kılıkla güven veren bir duruma geçmişlerdir. Bundan sonra koruyucu meleklerin işi, <strong>telkin yoluyla</strong> yaratıkları kendi <strong> dünyasal isteklerinden</strong> kurtarmak olmaktadır. Bu olayı yetişkin birinin bir  çocuğu avutması ile karşılaştırabiliriz. Bu avutma da aslında bir çeşit <strong> telkin</strong>dir. Böylelikle yaratığın bilinci yavaş yavaş yeni bir yön alır. Yine de kurtulmadaki kolaylık yaratığın ilk ortamındaki tecrübelerine dayanır. Koruyucu ruhların yaptıkları bir çeşit <strong>beyin yıkama</strong>dır da denilebilir.  Çünkü onların görevi yaratığın <strong>belli istek ve eğilimlerine gem vurmak</strong>tır.  Ancak bu şekilde daha yüksek ortamların ışığı altına girilebilir. İlk ortam  aslında yaratığı <strong>dünyasal bilinç ve tecrübelerden kurtarmaya</strong> yarar. Bir  süre için yaratık, bilincin bencil kısmından ayrılmış olur. <strong>Bilincin gelişmiş  olan ve gerek kendisine gerek diğerlerine huzur veren kısmına dokunulmaz. </strong> Artık yaratık düğün elbiseleri içinde bir bayram havasına bürünmüş olarak, yeni  bir <strong>yaşama tarzı</strong>na, cennete geçer.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> <strong>Özet:</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> Kısaca özetleyecek olursak: <strong><u>İnsan öldükten sonra  yaratığın içine girdiği çevre tümüyle kendisi tarafından yaratılır</u>. Bu çevre  onun düşünce ve tasavvurlarından meydan gelen gerçek bir çevredir.</strong> Fiziksel çevrede yaratık, dış çevresiyle devamlı olarak bağlantı kurmak zorundaydı. Oysaki yeni çevresinde, dış dünyasıyla ilgilenmez. Yaratık <strong>kendi arzularıyla  yarattığı bir hapishane</strong>dedir âdeta… Sadece <strong>aynı dalga uzunluğu içinde  bulunan yaratıklarla ilişki kurabilir.</strong> Zaman kavramı yaratığın yaşadığı  olayı <strong>sonsuza kadar uzayacak</strong>mış gibi hissettirir. Bütün bunlar bazen  cehennem azabı gibi gelir ona. <strong>Dua</strong> kurtarıcı ruhlarla bağlantı kurmak için bir aracıdır. Bu ruhlar yaratıkları azap verici ilk ortamdan daha yüksek ortamlara çıkarırlar. Bunu da <strong>telkin yoluyla </strong>başarırlar. <strong>İlk ortamdan  çıkışı <u>ikinci ölüm</u> olarak da adlandırabiliriz.</strong> Aynı zamanda daha  yüksek bir ortamın <strong>doğum</strong>u da sayılabilir.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> <strong>Martinius</strong>‘ a göre, <strong>hiç kimse ilk ortam  dolayısıyla ölümden korkmamalıdır.</strong> Bu ortam, yaratığın yaşadığı sürece  gerçekleştirmeye imkan bulamadığı arzularının birdenbire gerçekleşmesi  ortamıdır.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> <strong>Birinci ortamda cennet:</strong></p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; margin-left: 5px"> <strong>Cehennem azabından sonra</strong>, yaratığın geçtiği birinci  ortamın, ötekine nazaran çok daha değişik olacağı akla gelebilir. <strong>Cennet</strong> <strong>sınırları içinde</strong> yaratık, <strong>pozitif yöndeki istek ve arzularının  gerçekleştiğini görecektir.</strong> Bu ideallerinin en üstün safhası halindedir. Herkes istediği gibi hareket edebilme olanaklarına sahiptir. Burada yaratıklar birbirleri için yaşarlar. Fakat<strong> varoluş </strong>yine de<strong> psişik düzeydedir</strong>, bu bakımdan da ilk ortamdan az farklılık gösterir. Burada çalışma saatları (koruyucu ruh olarak) olduğu gibi, boş saatlar da vardır. <strong>Çeşitli dinlere ve  çeşitli görüşlere göre toplumlar vardır.</strong> Buralara <strong>aynı dalga uzunluğunda  olan insanlar</strong> giderler.</p>
<p align="right"> <a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/" target="_self"> www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
<p style="text-align: right">Bir önceki yayınlama:  14.11.2006</p>
<p style="margin: 6px 3pt 6px 5px" align="left"><font color="#000080">Aşağıdaki  kitaptan alınmıştır:</font></p>
<p style="margin: 6px 3pt 6px 5px" align="left"><strong> <font size="4">Ölümden sonra hayat</font></strong></p>
<p style="margin: 6px 3pt 6px 5px" align="left"><strong>Nils  Olof Jacobson</strong></p>
<p style="margin: 6px 3pt 6px 5px" align="left"><font size="1"> Milliyet yayınları</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/modern-bir-mistik-cennet-ve-cehennemi-tasvir-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Simurg’u Ararken</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/simurg%e2%80%99u-ararken/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/simurg%e2%80%99u-ararken/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 11:53:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/simurg%e2%80%99u-ararken/</guid>
		<description><![CDATA[Ve Simurg; kendini idrak eder…Efsane gerçekleşmiş, yolculuk yapan otuz kuş Yokluk Vadisi‘nde gözden kaybolmuşlardır… Simurg’u bulmayı başaran tüm kuşlar gibi, onlar da bir daha asla Yokluk Vadisi’nden geri dönemeyeceklerdir… Otuz arayıcı kuş artık yoktur… Arayan Aranan’da yok olmuş; aşık ve maşuk yoklukta birleşmiştir… Yokluk Vadisi’nden uzaklaşırken her birinin bedeni kendilerine has renklere bürünerek, gökküşağının ahengi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ve <strong>Simurg</strong>; kendini <strong>idrak </strong>eder…Efsane gerçekleşmiş, yolculuk yapan otuz kuş <strong>Yokluk Vadisi</strong>‘nde gözden kaybolmuşlardır… Simurg’u bulmayı başaran tüm kuşlar gibi, onlar da bir daha asla Yokluk Vadisi’nden geri dönemeyeceklerdir…</p>
<p>Otuz arayıcı kuş artık yoktur… <strong>Arayan Aranan’da yok olmuş</strong>; aşık ve maşuk yoklukta birleşmiştir… Yokluk Vadisi’nden uzaklaşırken her birinin bedeni kendilerine has renklere bürünerek, gökküşağının ahengi içinde farklılaşan renkler gibi, farklılaşmaya başlarlar Birlik içinde … Ancak yansıttıkları artık Simurg’un renkleridir… Ve gözlerin sahibi değişmiştir…<span id="more-78"></span><span id="more-488"></span><br />
*  *  *  *  *  *<span id="more-376"></span></p>
<p><strong>1</strong></p>
<p>Mitolojinin varlıksal hakikatleri aktarma konusunda kullanılabilecek en yetkin anlatım biçimi olduğu söylenir… Elmas, onu cam sanan bir insan için nasıl camdan fazlası olmayacaksa; mitler de onlara masal gözüyle bakanlar için tarih boyunca masaldan fazlası olmamışlardır… Barındırdıkları anlamları sembolik ve masalımsı yapıları içerisinde saklamaları, onların her nesle aktarılmasını ve kesintisiz devamını sağlayan neredeyse alternatifsiz bir araç olagelmiştir. Bu durumda her şuur onu kendi anlayışına göre yorumlar ve ulaşabildiği derinlikte zevk ederken; zamanı geldiğinde açılmak üzere içinde bulundurduğu anlamın tohum halinde kaldığı ve uygun anlayış toprağına ulaştığında filizlenebileceği söylenir…</p>
<p>“<em>Mitolojiyi anlayabilmek için öncelikle bilimi, sanatı, felsefeyi ve dini anlayabilmek gerekir</em>…”</p>
<p align="right"><em>Metin Bobaroğlu</em></p>
<p><font size="3">Aşağıdaki aktarım, Simurg Efsanesi’nin bir yorumudur…</font></p>
<p><strong>2</strong></p>
<p>Kuşlar diyarında yaşam tüm canlılığı ve hareketliliğiyle devam etmektedir. İnançları gereği kabilenin tüm üyeleri, hayatın dinamik değişimlerinin doğurduğu farklı durumlara göre, başları sıkıştığında tüm kuşların Efendi’si olan ve zor duruma düşen kuşlara her zaman yardım ettiği söylenen Simurg’a dua etmektedirler. Ancak gel zaman git zaman aralarından bazıları Simurg’un neden yardım çağrılarına cevap vermediğini ve kendilerine görünmediğini sorgulamaya başlarlar. Zamanla bu tartışma halk arasında yayılır ve bir süre sonra Simurg’un varlığının sorgulanmasına dönüşür. Aralarından kimileri bu şüphelerini açıkça itiraf ederken, kimileri yardımın gelmemesini kendi eksikliklerine bağlarlar. Tam da bu hararetli tartışmalar sürerken, uzak bir ülkeden gelen cinsini kestiremedikleri bir kuştan aldıkları haberle büyük bir heyecana kapılırlar. Habere göre uzaklarda bir sürü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuştur!..</p>
<p>Bunun üzerine sayıları oldukça yüksek olan kuş kabilesi toplanmaya ve konuyu aralarında görüşmeye karar verirler. Simurg’un var olduğunu işaret eden ancak kendilerine neden yardım etmediğini açıklamaya yetmeyen bu bilgi onları, bu durumdan kurtulmanın tek yolunun, uzun ve zorlu bir yolculukla varılabileceği rivayet edilen Kaf Dağı’nda yaşayan Simurg’u bulmak olduğu konusunda ikna eder. O güne kadar böyle bir yolculuğa çıkanlar olmuş ancak geri dönen olmamıştır. Bu nedenle kuş toplumu, sessizliği ve konulara bilgece yaklaşımlarıyla onlara her an yardımcı olan haberci kuşa yolculuğun nasıl olması gerektiği konusunda danışma ve hazırlıklara başlama kararı alır. Bilge kuş daha evvel bahsedilen bölgeleri tanıdığını ve topluluğa kılavuzluk edebileceğini söyler. Yoldaki riskler nedeniyle, oluşturulacak olan büyük bir grubun bilge kuşun önderliğinde, diğer adı Zümrüd-ü Anka Kuşu olan Simurg’u bulmak için Kaf Dağı’na gönderilmesine karar verilir…</p>
<p>Tüm kabile arasından bu uzun ve zorlu yolculuk için yeterince istekli ve gerekli vasıflara sahip kuşlardan oluşan büyük bir grup oluşturulur. Kuşlar sevdiklerine veda eder ve yola koyulurlar…<br />
***</p>
<p>Uzun yolculukları esnasında kuşlar aralarında konuşmakta ve bilgilerini paylaşmaktadırlar. Paylaştıkları her bilgiyle birlikte merakları ve şaşkınlıkları daha fazla artmakta, bu benzersiz ve gizemli kuşu bulma arzuları dizginlenemez bir hal almaktadır…</p>
<p>Simurg’un her canlıdan bir iz taşıdığı söylenmektedir… Ve tüylerinde her rengin barındığı… Kanatları altın ve kırmızı karışımı, vücudunun ve başının ise mor renkte olduğu… En garip söylentilerden biri yüzünün insana benzediğidir! Kuş gibi olmayan bir kuştur Simurg! Benzersizliği nedeniyle tektir. Ve hakkındaki tüm efsanelerin en can alıcı noktası, anlamı üzerinde tarih boyunca belki de en fazla kafa yorulmuş olan benzersiz eylemidir : Ömrünün bir aşamasına geldiğinde, yaşadığı yer (evi) olan “Bilgi Ağacı”yla birlikte kendini ateşe vererek, kül olana kadar yanmakta ve ardından o küllerin içinden tekrar doğmaktadır! Bu nedenle Simurg; ölümsüzdür…</p>
<p>Tüm bu efsanevi özelliklerinin yanında canlılara en zor anlarda yardım ettiği ve kendine en fazla ihtiyaç duyulduğu zamanlarda ortaya çıkarak varlığını gösterdiği söylenmektedir… Her zaman yanlız olan bu kuşun kendinden yardım isteyenlere asla “hayır” cevabı vermediği rivayet edilmektedir… Varlığı, yanında bulunana tarifi mümkün olmayan bir mutluluk, sükunet ve huzur vermektedir… Simurg ortaya çıktığında, onu görebilme şansına erişenlerin bir daha asla eskisi gibi olmadıkları da rivayetler arasındadır… Simurg, dünyaların yıkılışları ve tekrar tekrar yapılışlarına şahit olmuştur. Bu nedenle bilgeliği akılların ötesindedir… Onun yer ile gök arasında birliği sağlayacağı söylenmektedir… Uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yapraklarının titremesi nedeniyle dökülen tohumların dünyanın her yanına dağıldığı, gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök salmasını sağladığı ve bu bitkilerin insanoğlunun hastalıklarını tedavi ettiği gibi bazı rivayetleri anlamlandırmaya çalışmak ise konuşanların akıllarını zorlamaktadır adeta…</p>
<p>Tüm halkların kendilerine has farklı şekillerde ondan söz etmesi de son derece gizemlidir… Bu derece bilinen ve bu derece gözlerden ırak bir kuştur Zümrüd-ü Anka… Her yerde var olduğu halde, hiçbir yerde bulunamayan bir kuş…</p>
<p>***</p>
<p>Yolculuk başlayalı uzun zaman olmuştur… Her gün farklı diyarların üzerinden uçan, daha evvel tatmadıkları deneyimler yaşayan ve yeni şeyler öğrenen sürü, günlerin nasıl aktığını belirli bir süre anlamamıştır adeta… Kuşlar Simurg hakkında bildikleri efsaneleri tartışarak yollarına devam ederken, bahsedilen zorlu vadilere de yaklaştıklarını bilmeleri, onların gittikçe daha fazla sessizleşmesine yol açmıştır. Efsanelerde duyulan yerlere gitmenin onlarda meydana getirdiği düşünceli sessizlik, aynı zamanda günlük hayatlarında düşünmedikleri şeyleri de düşünmelerine zemin hazırlamıştır. Konakladıkları ve mola verdikleri yerlerde Simurg’un kahramanlara nasıl yardım ettiğini, onunla birlikte aşılamaz denen dağları geçerek çok uzak diyarlara gittiklerini anlatmakta ve kahramanların orada kendileri için paha biçilmez hazinelere ulaştıklarından bahsetmektedirler. Her kuş toplumunun bu hazinelerle ilgili farklı varsayımları vardır…</p>
<p>En ürpertici rivayetlerden biri de, Kaf Dağı’nın normal bir kuş için bulunamaz olmasıdır! Nice zorluklar aşsa dahi arayanlar, Simurg’un sadece kendini bulmaya hazır olanlara görüneceği söylenmektedir! Ona çabayla dahi ulaşılamamakta ancak ulaşanlar da ancak çabalayanlar arasından çıkabilmektedir… Bir rivayete göre Simurg, kendisini bulana ya ölümsüzlüğü, ya da aradığı en değerli hazineyi vermektedir…</p>
<p>O, kuşların göklerdeki hükümdarıdır ve her şeyi bilmektedir… Yolun sonuna gelmeyi başarabilenler O’nu Kaf Dağı’nda, Bilgi Ağacı adı verilen ağacın dallarında bulacaklardır… Ancak Kaf Dağı’nın eteklerinin dahi bulutların üstünde olması, yolculuğun zorluğu hakkında daha net bir fikir vermektedir…</p>
<p>***</p>
<p>Tüm bu rivayetlerle geçen uzun yolculuk içerisinde, zamanla birçok kuş yolculuktan çeşitli gerekçelerle vaz geçmeye başlar… Yolculukları boyunca her an yanındakilere yol gösteren ve onları devam etmeye teşvik eden bilge kuş olmasa, belki de yolculuk henüz dağın eteklerine dahi ulaşamadan son bulacaktır… Oldukça fazla kuşun yolculuğu bırakmasından sonra geriye kalanlar en sonunda Kaf Dağı’nın eteklerine ve aynı zamanda efsanelerde geçen meşhur vadilerin başlangıcına ulaşırlar… Ve tıpkı bahsedildiği üzere en büyük zorluklar yolculuğun bu aşamasından itibaren başlar…</p>
<p>Bu tip vadilerden uçmak gibi bir deneyimi daha evvel hiç yaşamamış olan kuşlardan bazıları hızla rahatsızlanır, tedirgin olur ve geri dönme kararı alırlar… Kimileri bir süre dinlenmek üzere o anda üzerinde uçtuğu vadiye doğru alçalarak sürüden ayrılırlar, belki de bir daha onları hiç yakalayamayacaklarını bilmeden… Kimileri o vadilerde gördükleri benzersiz güzelliklere dalarak yollarını kaybederler… Mazeretler gittikçe artar… İlerledikçe, çoğu içlerinde tarifi mümkün olmayan bir özlem hissederler geride bıraktıklarına… Yurtlarını, halklarını, o tanıdık ve bildik dünyalarını özlemişlerdir! Zaten bu zorlu yolun sonu da meçhuldür… Kitleler halinde gruptan ayrılmalar başlar… Bu sonu gelmeyecek gibi görünen yolu kimileri öfke ve kavgacılıkları nedeniyle terk eder, kimi kuşlar ise yol arkadaşlarının onlardan ayrıldığını görerek kararlılıklarını yitirirler… Kartalların çoğu kibirlerinden dolayı ayrılır sürüden. Krallıklarını özlemiş ve haşmetlerinin gittikçe silindiği bu yolculuktan sıkılmışlardır… Artık şarkı söyleyerek ilgi toplayamayan birçok bülbül ve renkli güzelliği ile dikkat çekemeyen birçok papağan da bıraktıkları yaşamlarına dönmek üzere sürüden ayrılır…</p>
<p>İşin garip yanı, onları dağın eteklerine kadar getiren bilge kuşun yolculuğu bırakmak isteyenleri bu aşamadan sonra geri çevirme gibi bir çaba göstermediğine şahit olmalarıdır! Bu durumu kendisine sorduklarında net bir cevap alamazlar… Simurg’un tüyünün bulunduğunu ve onun gerçekten var olduğunu hep ondan öğrenmişlerdir! Yolculuğa inanılmaz bir şekilde önderlik etmiş ancak kendini adeta belli etmemiştir… Tüm bunları düşündüklerinde açıklayamadıkları boşluklar nedeniyle bu işin nereye varacağı hakkında detaylı konuşmak istediklerini iletirler… O ise bu aşamadan sonra sarfedilecek sözlerin, yolun sonunda kendi yaşayacakları deneyim yanında anlamsız olacağını söyleyerek onları cevapsız bırakır…</p>
<p>Sırasıyla istek, aşk, marifet ve istiğna vadilerini geçerler; az kalmalarına rağmen sayıları daha da azalarak… Vahdet Vadisi inanılmaz bir vadidir… Birçoğu burada kalmak, başka hiçbir yere gitmemek ister… Ardından Hayret Vadisi’nde gördükleri karşısında donup kalırlar… Sonsuza kadar o vadiyi seyretmekten daha güzel ne olabilir ki? Ne yerleri, ne yurtları akıllarına gelmemektedir artık! Hayret halinde kalan nice kuşu geride bırakan küçük grup, tamamen idrakleri ve hayal güçleri dışında olan Yokluk Vadisi’ne ulaşırlar… Bu vadiden bahsetmek dahi çelişki doğuracak, varlık alanına ait olacaktır… Tarihte bu vadi hakkında “bahsedilen her ne varsa, o değildir” denmektedir… Doğası gereği hakkında hiç konuşulamayan ve sonsuza kadar da konuşulamayacak olan Yokluk Vadisi… Ona ulaşanlar dışında tüm varlıklar için sonsuza kadar bir sır olarak kalacak bu vadi Kaf Dağı’nın son vadisi ve Simurg’un yuvasına açılan kapıdır…</p>
<p>***<br />
Sonunda, geriye kalan azınlık tüm efsanelerin bağlandığı o “En Kutsal Yer”e varırlar. Önlerinde tüm heybetiyle Bilgi Ağacı durmaktadır… Hepsi huşu içindedirler… Tüm zerrelerine kadar kutsalla dolu bu mekana gelmek için hatırlayamadıkları kadar uzun bir yolculuk yapmışlar ve topluluklarının neredeyse tamamını yolda bırakmışlardır… Sadece bir avuç kuş olarak oraya varmak hayal gibidir! Mutlak bir sessizliğin içinde ağır ağır Bilgi Ağacı’na doğru ilerlerler… Bilgi ağacının üzerinde otuz tane tablet vardır… Hiç bir ses çıkmaz gruptan… Neredeyse fiziksel olarak dokunulabilecek bir sessizlik içerisinde herbiri, kendine yakın tabletin bulunduğu dala usulca yerleşir ve okumaya başlar…</p>
<p>“Yuvanıza hoş geldiniz” yazmaktadır tabletin başında. İçlerindeki duygu fiziksel bedenlerini zorlamaya başlamıştır. Öyle beklenmedik, öyle akıl almaz birşeyi idrak etmeye başlamışlardır ki, bedenleri bu idrakin yoğunluğuyla titremeye başlar… Yazı şöyle devam etmektedir :</p>
<p>“Burası Si (otuz) – murg (kuş)’un evidir…”</p>
<p>***</p>
<p>Bu esrimenin şiddetiyle o ana kadar inandıkları, oldukları, zannettikleri herşey ve tüm kimlikleri, idrak ettikleri Hakikat karşısında yanmaya ve yok olmaya başlar! Aynı anda dallarında oturdukları Bilgi Ağacı’da alev alır! Varoluşlarının açığa çıkan sırrı tüm varlıklarını Bilgi Ağacı’yla birlikte yakmaya başlamıştır! Mit; tıpkı sonsuzluktan beri gerçekleştiği ve sonsuza kadar gerçekleşmeye devam edeceği gibi gerçekleşmektedir! Herbiri birbiriyle tıpatıp aynı renkte küllere dönüşene kadar yanarlar… Ve sonunda, geriye yanacak hiçbirşey kalmadığında, o küllerin içinden doğar Zümrüd-ü Anka…</p>
<p>***<br />
…<br />
…</p>
<p>Ve Simurg; kendini idrak eder…<br />
…<br />
…</p>
<p>***</p>
<p>Efsane gerçekleşmiş, yolculuk yapan otuz kuş Yokluk Vadisi’nde gözden kaybolmuşlardır… Simurg’u bulmayı başaran tüm kuşlar gibi, onlar da bir daha asla Yokluk Vadisi’nden geri dönemeyeceklerdir…</p>
<p>Otuz arayıcı kuş artık yoktur… Arayan Aranan’da yok olmuş; aşık ve maşuk yoklukta birleşmiştir… Yokluk Vadisi’nden uzaklaşırken her birinin bedeni kendilerine has renklere bürünerek, gökküşağının ahengi içinde farklılaşan renkler gibi, farklılaşmaya başlarlar Birlik içinde … Ancak yansıttıkları artık Simurg’un renkleridir… Ve gözlerin sahibi değişmiştir…</p>
<p>***</p>
<p>Çokluğun ahenginde; Birlik…<br />
Varlığın içinde; Yokluk…<br />
Yokluğun rahminde; Varlık…</p>
<p>***</p>
<p>Kuşlar yurduna doğru uçmaya başlarlar… Uzun uçuşları sırasında daha evvel yolculuktan vazgeçen arkadaşlarını görürler… Karar kıldıkları vadileri anlatarak çevrelerine büyük kalabalıklar toplayan kuşları… Zamanla kendileri de iyice inanmaya başlamışlardır anlattıklarına… Yaşadıklarının mutlak Hakikat olduğuna… Çevrelerine topladıkları büyük kalabalıklara Simurg Efsanesi’ni ve varoluşun sırlarını coşkuyla anlatırlarken, üzerlerinden sessiz sedasız geçen otuz kuşu fark edemeyeceklerdir… Şans eseri gözleri onları yakalayanlar ise, geldikleri köye dönen otuz sıradan kuştan başkasını göremeyeceklerdir gökyüzünde… Hiçbir fiziksel ayırdedici farklılığa, ize, nişana ve belirtiye sahip olmayan otuz görünmez kuş…</p>
<p>Kuşlar yurduna vardıklarında halkları onları coşkuyla karşılarken, bir zamanlar yolcu ettikleri otuz kuşu karşıladıklarını sanırlar… Bir zamanlar yolcu ettiklerini sandıkları otuz kuşa sarılırlar… Aileleri, arkadaşları ve halkları belki de asla bilemeyeceklerdir içlerinde ikame edeni… Sadece onlara belirli bir nazarla bakabilenler fark edebilecektir kalıbın ardındaki farklılığı; diğerleri onlara heyecanla sorarlarken Simurg’un var olup olmadığını… Ve tüm o efsanelerin…</p>
<p>Soranlara Simurg’un herşeyden daha gerçek olduğunu söyleyeceklerdir…<br />
Neden yardıma gelmediğini ve kendilerine görünmediğini sorduklarında meraklı kalabalık bu garip halli dostlarına; O’nu görmek için yeterince uğraşan herkese görüneceği cevabını alacaklardır…</p>
<p>“Nasıl yeterince?” sorusuna aldıkları cevabı ise uzun zaman düşünmek zorunda kalacaklardır : “Kendinden vaz geçecek kadar…”</p>
<p>Bir yandan O’nun yakınlığını, öte yandan ise O’nun uzaklığını nasıl anlatabileceklerdir kalabalığa? Sonunda, yapabilecekleri yegane şeyi yapmaya ve halklarına yolculuklarını sembolik bir hikaye ile anlatmaya karar vereceklerdir… Ve halkları bu hikayeye aşık olacaktır…</p>
<p>Hikayeler yerine Simurg’a aşık olanlara ise, yanan ateşin karşısında şu sözleri aktaracaklardır :</p>
<p>“Simurg’u bir ölümlü asla göremez… O’nu sadece Kendisi görebilir…”</p>
<p><strong>3</strong></p>
<p>“………..ece Kendisi görebilir…”</p>
<p>Çarpacak yer bulamadığından sonsuz boşlukta yankılandı kaynağı mekansız kelimeler…<br />
Başta bildikleri dinleyene ulaşamadıkları gibi…<br />
Arkalarında da söyleyeni bulamadılar…</p>
<p><strong>4</strong></p>
<p>Ateş yanmazken duyulmayanlar, ateş yanarken duyuldu…<br />
Ateş yanarken duyulanlar, ateş söndüğünde dirildi…<br />
Dirilince anladı, orada oturmuyor…<br />
Ve Doğuran aslında; bir çocuk doğurmuyor…</p>
<p><strong>5</strong></p>
<p>Yananlar küle döndükten sonra; sessizlik…<br />
Öteki kalmadığında…<br />
Sessizlik…<br />
…</p>
<p><strong>6</strong></p>
<p>.</p>
<p><strong>7</strong></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><strong>Çağrı Dörter</strong><br />
<a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/">www.yorumsuzblog.net.tc</a><br />
<a href="mailto:cdorter@gmail.com">cdorter@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/simurg%e2%80%99u-ararken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsalık veya Mehdilik iddiasındakilerin göremediği</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/isalik-veya-mehdilik-iddiasindakilerin-goremedigi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/isalik-veya-mehdilik-iddiasindakilerin-goremedigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Nov 2007 11:28:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed BAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasavvuf.gen.tr/isalik-veya-mehdilik-iddiasindakilerin-goremedigi/</guid>
		<description><![CDATA[(önceki yazının devamı -4) Biliyoruz ki bugün Hazreti İsa hakkında yazılan, söylenen, oynananların büyük çoğunluğu tamamen hayal ve kurgudan ibarettir. Zira, Mehdi için de öyle&#8230; Fakat ne yazık ki geçmişin ve bugünün koşullarını analiz edemeyen ve oluşumları değerlendiremeyen kişiler bu hayalleri gerçek zannederek hükümler vermekten ve yargılamalardan geri duramamaktadırlar&#8230; İmam Müslim&#8217;in rivayet ettiği hadislerde, Adem&#8217;in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="text"> 						<font color="#cc0000">(önceki yazının devamı -4)</font></p>
<p class="text"> 						Biliyoruz ki bugün 						Hazreti İsa hakkında yazılan, söylenen, oynananların  						büyük çoğunluğu tamamen hayal ve kurgudan ibarettir.  						Zira, Mehdi için de öyle&#8230; Fakat ne yazık ki geçmişin  						ve bugünün koşullarını analiz edemeyen ve oluşumları  						değerlendiremeyen kişiler bu hayalleri gerçek zannederek  						hükümler vermekten ve yargılamalardan geri  						duramamaktadırlar&#8230;</p>
<p class="text"> 						İmam Müslim&#8217;in rivayet ettiği hadislerde, Adem&#8217;in  						yaratılması ile kıyametin kopması arasında Deccal&#8217;den  						daha büyük fitne hiçbir mahlukat olmadığı ve Deccal&#8217;in  						zuhurundan sonra Hazreti İsâ&#8217;nın ineceği ve Deccal&#8217;i  						ortadan kaldıracağı bildirilmektedir. Buna göre şimdi  						şunları düşünelim:<span id="more-261"></span></p>
<p class="text"> 						Deccal çıkacak ve arkasından İsa ortaya çıkacak ise,  						Deccal çıktı mı?.. Yoksa 						Deccal çıkmayacak mı?.. Çıktıysa, İsa nerede?..</p>
<p class="text"> 						Yecüc-mecüc hadisi İsa aleyhisselâm hayattayken bu olayın gerçekleşeceğini  						gösteriyor. Hatta muhtemelen İsa&#8217;nın yaşamı başındaki bir süreçte.  						Bütün bu anlatımların kesinlikle tevili mümkün  						değildir. Mehdi&#8217;nin açığa çıkışı, Deccal&#8217;in açığa  						çıkışı, İsa aleyhisselâmın  açığa çıkışı, akabinde yecüc-mecüc olayı ve  						İsa&#8217;nın duasıyla yecüc-mecücün yokoluşu, ardından kırk  						yıla yakın bir süre İsa aleyhisselamın yeryüzünde yaşamı konusu sahih hadislerle  						sabittir.</p>
<p><!-- devam1 code begin --></p>
<p style="display: none" id="devam1">
<p style="margin-top: 12px; margin-bottom: 12px; text-align: center" class="text"><strong>  <a href="http://ahmedbaki.com/turkce/blog/2006/07.htm#" onclick="javascript: cevap1.style.display = 'block';devam1.style.display='none';return false;"> 	<font color="#cc0000">devamı&#8230;</font></a></strong></p>
<p><!-- devam1 code end --></p>
<p class="text"> 						Bunlarla beraber bugün sıkça gördüğümüz gibi, Mehdi ve İsa  						iddiasında sayısız kişi türeyecek beraberinde&#8230; Oysa  						ortada şu yalın gerçek var:</p>
<p class="text"> 						Toplumlara empoze edilen şartlandırmalara  						karşılık hayal ettiğimiz ve &#8220;Hazreti İsâ&#8221; veya &#8220;Mehdi&#8221; olduğunu  						varsaydığımız zatların, kendileri işlevlerini yerine  						getirirken&#8230; Ortaya koydukları ilmi ve yaşamı tahkiken kabul etmeyenlere, &#8220;beklenen  						Mehdi ya da İsâ&#8221;nın  						kendileri olduğunu iddia etmelerinden murat  						ne olabilir? Bundan kimin ne kazancı olabilir?</p>
<p class="text"> 						Mehdi, &#8220;ben o beklediğinizim&#8221; diyerek, insanların  						kafalarında kutsadıkları imajdan ve şartlanmışlıktan mı  						istifade etmeye çalışacak? Kendisi olduğu gibi yeterli  						olamayacak mı?</p>
<p class="text"> 						Hazreti İsa, kendisi yerine insanların kafalarındaki &#8220;İsa&#8221; imajından mı yararlanacak?.. İnsanlara,  						&#8220;bakın beni dinlemiyorsunuz, anlattıklarımın  						gerçekliğini farketmiyorsunuz, kabul etmiyorsunuz ama, o  						kafanızdaki Hazreti İsâ benim&#8221;; yani, kutsadığınız o imajdan  						istifade edeyim, o sayede beni yüceltin, kabul edin mi  						diyecek?.. Gerçek kimliği ve öğretisi ile kendi ortadayken,  						tıpkı geçmişteki gibi halk tarafından kabul görmüyorsa&#8230;  						Halkın yüzlerce yıllık hayallerle kafalarında  						oluşturup kutsadıkları Hazreti İsâ imajından mı  						yararlanmaya çalışacak? Aynı şey Mehdi aleyhisselâm için  						de geçerli!</p>
<p class="text"> 						O halde, hemen parantez açarak önemli bir tespitte  						bulunalım bu arada:</p>
<p class="text"> 						Mehdi veya İsâ olduğunu iddia eden  						bir kişi, kendisinin ortaya koyabilecekleri yerine,  						halkın Mehdi veya İsâ  						imajına itibarından istifade etmeye çalışan  						kişi durumuna düşmekten öteye ne anlam ifade eder?</p>
<p class="text"> 						Eğer şu net gerçeği  						görürsek, umulur ki aldanmaktan korunanlardan oluruz: Her kim ki halkın  						karşısına Mehdi veya İsâ olduğu iddiası ile çıkar  						ise, o kişi hakikatte sadece ve sadece o isimlere  						karşılık halkın kafasında kutsadığı, ulviyet verdiği &#8220;imajlardan&#8221;,  						toplumsal şartlanmalardan  						istifade etmeye çalışmakta olan bir aldanmış yalancıdır!..</p>
<p class="text"> 						İsalık, Mehdilik gibi, velilik, ermişlik, dervişlik, sufilik vb. gibi maneviyat mertebeleriyle,  						spritüel esrarla ambalajlanmış  						her tür iddia, &#8220;ey halk, beni olduğumdan daha büyük  						görün, egomu övün, yüceltin, kutsayın ve bana itaat  						edin&#8221; demenin cinnî yoludur sadece&#8230; Bunların  						hepsi maddî dünya beklentilerinden başka birşey  						değildir!</p>
<p class="text"> 						Ve tüm bu tür tutumlar, karşısındaki varlığın hakikatini  						görememekten ve gereğini yaşayamamaktan doğan deccaliyet  						özellikleridir, ki işin bu  						yönüne bu yazıda girmiyoruz&#8230;</p>
<p class="text"> 						Allah ismiyle işaret edilenin farkında olan kimsenin, &#8220;halk&#8221; tarafından  						kutsanmayı umması, halkın kafasında yarattığı &#8220;imajdan&#8221; medet  						umması veya onunla insanları kandırarak egosunu tatmin  						etmesi düşünülemez&#8230;</p>
<p class="text"> 						Umarım, yoğun enformasyon bombardımanı altında yaşanan  						günlerde bu açıklamaların uyanık olmamıza ve akı karadan  						ayırt edebilmemize, en azından aldatılmaktan  						korunabilmemize faydası olur&#8230;</p>
<p class="text"> 						<font color="#cc0000">(devam edecek&#8230;)</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/isalik-veya-mehdilik-iddiasindakilerin-goremedigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

