<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Bilimsel</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/category/bilimsel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Beyin Dalgalarıyla İletişim Başarıldı</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyin-dalgalariyla-iletisim-basarildi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyin-dalgalariyla-iletisim-basarildi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 22:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Dalgaları]]></category>
		<category><![CDATA[İndigo Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[telepati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1077</guid>
		<description><![CDATA[Telepati Değil; İnternetin Geleceği! Düşünce okumak yakında gerçek olacak. Ama telepatiyle değil; internetle&#8230; İngiliz bilim insanları, birbirinden uzak iki insanın beyin dalgalarını internetten taşıyarak birbiriyle iletişim kurmasını sağladı. Deneyde kullanılan sistemde, beyindeki elektrik sinyallerinin çözümlenerek “mesaj” halinde alıcıya gönderilmesi gerçekleşti. Araştırmada insan beynindeki elektrik sinyallerini alan elektrotlar ve özel yazılım yüklü bilgisayarlar kullanıldı. İlk denekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Telepati Değil; İnternetin Geleceği!</p>
<p><strong>Düşünce okumak yakında gerçek olacak. Ama telepatiyle değil; internetle&#8230; İngiliz bilim insanları, birbirinden uzak iki insanın beyin dalgalarını internetten taşıyarak birbiriyle iletişim kurmasını sağladı. </strong></p>
<p><strong><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/beyin_dalga_iletisim_49_03.jpg" alt="" width="480" height="272" /><span id="more-1077"></span></strong></p>
<p>Deneyde kullanılan sistemde, beyindeki elektrik sinyallerinin çözümlenerek “mesaj” halinde alıcıya gönderilmesi gerçekleşti.</p>
<p>Araştırmada insan beynindeki elektrik sinyallerini alan elektrotlar ve özel yazılım yüklü bilgisayarlar kullanıldı. İlk denekten sırayla sol ve sağ elini kaldırdığını düşünmesi istendi. Ama kişi elini gerçekten kaldırmadı.</p>
<p>Bu başlangıç deneyinin, konuşamayan ve hatta gözlerini bile kıpırdatamayan engelli insanlara çare olacağı düşünülüyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/beyin_dalga_iletisim_49_02.jpg" alt="" width="480" height="360" /></p>
<p style="text-align: left;"><span><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; color: #303030;" lang="TR">Deney için geliştirilen cihaz, birinci denek sol elini düşününce “0”, sağ elini düşününce “1” yazdı. Bu bilgiler internetten, kilometrelerce uzaktaki ikinci deneğin bilgisayarına gönderildi. Bu kişinin bilgisayarındaki uyarı ışığı 0 geldiğinde bir kez, 1 geldiğinde iki kez yanmaya programlıydı. Uzmanlar şimdi ikinci kişiye bu bilgilerin ne anlama geldiğini göndermeye çalışacak. </span></span></p>
<p style="text-align: left;"><span><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; color: #303030;" lang="TR"><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/beyin_dalga_iletisim_49_01.jpg" alt="" width="480" height="329" /></span></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: Verdana; color: #303030; font-size: x-small;"><span lang="TR">Southampton Üniversitesi’nde bir grup bilim insani tarafından gerçekleştirilen deneyin yöneticisi Prof. Christopher James, “Bu telepati değil, internete alternatif olabilecek bir gelişme. Biz şimdilik iki kişinin beynini ‘birleştirmeyi’ başardık” dedi. </span></span></p>
<h5><a href="http://indigodergisi.com/50/te001.htm" target="_blank">Kaynak : İndigo Dergisi</a></h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyin-dalgalariyla-iletisim-basarildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dikenli Yollar</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/dikenli-yollar/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/dikenli-yollar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 18:15:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[İndigo Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Teklik]]></category>
		<category><![CDATA[Türker Ercan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1020</guid>
		<description><![CDATA[Bilinç, en “değişken” yapılardan birisi olmasına rağmen bir “durağanlık” olarak algılanıyor. Bu nedenle de bilinçle hem ilgilenilmiyor hem de değişken yapısına dikkat edilmiyor. Sorulan sorular hep mevcuda hitap ediyor. Hâlihazırdaki mevcut yapısına sımsıkı sarılan ruhlara yine hâlihazırdaki durumlarını farkındalıklarına havale etmek için yazılıyor bu yazı. Bu nedenle açık ve net bir muhataba sahip! Farklı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Bilinç, en “değişken” yapılardan birisi olmasına  				rağmen bir “durağanlık” olarak algılanıyor. Bu nedenle de  				bilinçle hem ilgilenilmiyor hem de değişken yapısına dikkat  				edilmiyor. Sorulan sorular hep mevcuda hitap ediyor.  				Hâlihazırdaki mevcut yapısına sımsıkı sarılan ruhlara yine  				hâlihazırdaki durumlarını farkındalıklarına havale etmek için  				yazılıyor bu yazı. Bu nedenle açık ve net bir muhataba sahip!</strong></p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/te_02_001.jpg" alt="" width="330" height="245" /></p>
<p>Farklı bir şeyler anlatmaya gerek yok. Her zaman anlatılıp  				durulanlardaki “fark”ı fark etmeden farklılığa geçit yok. Önce  				kendine karşı dürüst ve önce kendine dosdoğru olanlar mevcut  				durum analizlerini dosdoğru yapanlardır. Kaskatı bir kemik  				misali: “olduğu hali biliş”, gerçeklikte asıl ilerleyiş!  				Benliğin kibirli yolunda ayağına batan dikendir “doğru”  				seçimler. Cehenneme giden yollar güllerle süslenmişler! Güller  				oyalarken bilinçleri diken hissettirir bizlere kendimizi.  				Hangisi “gül” hangisi “diken” fark etmeye başlar insan,  				illüzyonun zıtlıkları arasındaki körkütük sarhoş benlikleri!</p>
<p><span id="more-1020"></span></p>
<p>Bilinci arıtmanın önemi hayatidir. Çünkü bilinç bizim yaşam  				serüvenimizdir. Bilinçli yaşamak için bilinci daima “gözlemek”  				ve aslında neyin bilincinde olduğumuzu “kesin ve net” olarak  				bilmemiz gerekir. Durduğu noktanın kesin isabetiyle yola çıkan  				bilinç gelişim gösterebilir. Gelişimin bilincinde olan varlık  				“değişime” sımsıkı sarılır. Değişir ve gelişir. “Değişim  				bilinci” en önemlisidir.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/te_02_003.jpg" alt="" width="428" height="433" /></p>
<p>Dünyayı, değişsin diye beklemek oyalanmadır sadece. Dünya  				değişir ya  				da değişmez yada her olasılık muhtemel ama biz  				değişirsek eğer “dünyamız” değişir. Değişen dünyamızla farklı  				bir dünya algılamaya başlarız. Bir şekilde kıvrananlarda  				olabilir. Bu işin yolu ve yordamı nasıl diye insan düşünebilir.  				Her insan başlı başına çok özeldir ve tüm yollar sadece ve  				sadece o kişinin iç dünyasının özgür seçimidir. Yolu ve yordamı  				da sizsiniz. Yepyeni pırıl pırıl evrenlersiniz. Mevcut yapının  				durumunun tespiti kulvarın başlangıcı ve sonra “ilk adım” ve  				yürüme! O ilk adımı o ilk adımı atacak atabilir ancak. Bazı  				şeyler anlatılamaz ve bazı şeyler asla öğretilemez. Bazı şeyleri  				sadece siz keşfedersiniz. Keşif yolunda ilerlersiniz. Kağıda  				dökülemeyen o ihtiyaç duyduğunuz bilgileri siz bilirsiniz.  				Bilmek halinden sonra “hal”de değişir ve gelişirsiniz.  				İçinizdeki potansiyel gözünü yollara dikmiş sadık bir şekilde  				sizlerin gelmesini bekler.</p>
<h2>Evet!  				Kritik kelime budur: “Değişim”! <img class="alignright" src="http://www.indigodergisi.com/49/te_02_002.jpg" alt="" width="212" height="303" /></h2>
<p>Birlik menziline doğru  				ilerlemek ve “bir” olabilmek ancak böyle mümkündür. Mümkünat  				dâhilinde olması “olabilirliğini” gösterir. Olamaz denilenler  				bile olabilirken ve oluyorken “bir” olabilmek kolaydır. Zorluk  				sadece zihinlerde. Zihinlerin değişime karşı “direnç”  				göstermesinde. Direne direne kendisine yönelmeyişinde.</p>
<p>İnsanoğlunun aklı fikri ne ise kendiside odur. Akıllara zarar  				işler insana hep kendisini unutturur. Hatırlama vakti geldi! Bir  				“varlığımız” olduğunu artık bilme vakti! Görmeyen gözlerin bile  				göreceği dünyalar çok yakınımızda ve huzurlu ve mutlu bir dünya  				da işte bu “olasılıkta”.</p>
<h6><a href="http://www.indigodergisi.com/49/te002.htm" target="_blank">Kaynak : İndigo Dergisi &#8211; Türker ERCAN</a></h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/dikenli-yollar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonsuz Potansiyele Sahibiz</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/sonsuz-potansiyele-sahibiz/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/sonsuz-potansiyele-sahibiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 18:13:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İndigo]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Potansiyeli]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=1018</guid>
		<description><![CDATA[Cinsiyet, ırk, yaş, aile, dini inanışlarımız, rollerimiz, mesleğimiz, eğitimimiz ve daha sayabileceğimiz bir sürü etiketlerimiz madde ile ilgiliydi ve buradaki benzerlerimiz ile oyunumuzu oynamak için gerekli olan argümanlardı. Fakat biz bu değiliz. Ben kimim? Var mıyım? Neden buradayım? Niçin bunlar çevremde? Dünyaya ne öğrenmek ve öğretmek için geldim? Vs. vs. vs. uzayıp giden sorulardan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Cinsiyet, ırk, yaş, aile, dini inanışlarımız,  				rollerimiz, mesleğimiz, eğitimimiz ve daha sayabileceğimiz bir  				sürü etiketlerimiz madde ile ilgiliydi ve buradaki benzerlerimiz  				ile oyunumuzu oynamak için gerekli olan argümanlardı.  Fakat biz  				bu değiliz.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/sonsuz_potansiyele_sahibiz_4.jpg" alt="" width="480" height="361" /><br />
</strong></p>
<p>Ben kimim? Var mıyım? Neden buradayım?  Niçin bunlar çevremde?  				Dünyaya ne öğrenmek ve öğretmek için geldim? Vs. vs. vs. uzayıp  				giden sorulardan sonra fark ettim ki,  kökte aslında Tanrı’yı  				sorguluyoruz.  Olumsuzluklar yaşandığında arka planda Tanrı’ya  				kızıyoruz. Neden bu benim başıma geldi? Neden ben?  Neden Tanrım  				yardım etmiyorsun? Sorusu ile karşı karşıya olan bir sürü insan  				var çevremizde.<span id="more-1018"></span></p>
<p>Olumlu olmanın ne olduğunu sorgularken,  olumlu olmanın ya da  				olmamanın Tanrı için farkının bulunmadığı kanısına vardım. Çünkü  				onun için bir taraf yoktu. Bu durum bizim için önemliydi çünkü  				tüm bunları yaratan bizdik.</p>
<p>Cinsiyet, ırk, yaş, aile, dini inanışlarımız, rollerimiz,  				mesleğimiz, eğitimimiz ve daha sayabileceğimiz bir sürü  				etiketlerimiz madde ile ilgiliydi ve buradaki benzerlerimiz ile  				oyunumuzu oynamak için gerekli olan argümanlardı.  Fakat biz bu  				değiliz.</p>
<p>Gerçek benliğimiz ve gerçek özümüz ruhsal olandı. Göz ile  				görünmeyen, düşünceyi yaratan ruh huzur, sevgi, saflık, mutluluk  				ve güç gibi kavramlara sahipti.</p>
<p>Olmuş olan, olmakta olan her şey madde olan benden fikre  				dönüşmüştü.  Düşüncelerim hislerimi doğurdu, hislerim eylemleri,  				eylemlerim alışkanlıklarımı, karakterimi ve hemen ardından kader  				dediğimiz o büyülü dünyayı.  Şöyle bir bakın evrene, her şey  				önce düşüncede gerçekleşmişti.  Demek ki ben kendi büyülü  				dünyamın,  kader denilen seçimlerimin yaratıcısıydım.</p>
<p>Herkes her gün,  her an bir şeyler yaratıyordu aslında. Gündelik  				yaşamda sürekli bir yerlere ve bir şeylere koşturmakta ve  				farkında olmadan yaratım sürecine katkıda bulunmaktaydı. Olumlu  				yada olumsuz olması hiç önemli değildi aslında yaratıyorduk ve  				sürekli yaratıyorduk.  Kime neye göre olumlu ya da kime neye  				göre olumsuzdu. Hayat da gerekli ve gereksiz düşünce formları  				ile gelişmekte ve büyümekteydik.  Tüm bunları fark ettiğim de,  				büyümek hem güvenli, hem de eğlenceliydi.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/sonsuz_potansiyele_sahibiz_2.jpg" alt="" width="480" height="454" /></p>
<p>Kendimizi bırakıp başkalarını iyileştirmeye ya da başkalarını  				eleştirmeye çalışıyorduk. Bunu belki bilerek yapmıyorduk fakat  				çevresel faktörlerin de etkisi ile ve egomuzun da tırmanışa  				geçtiği vakit içten içe, “Durun!  Ben yaparım, ben bilirim, ben  				iyileştiririm.”</p>
<p>Tam tersi düşüncede ise; “Dur! Ne yapıyorsun,  yapamazsın, sende  				kimsin, sen daha büyümedin, öyle her şeye karışma” gibi taa  				küçüklüğümüzde bize ekilen düşünceler ile birlikte büyümeye  				başladık.  İnandıklarını bizlere verdiler. Başkalarının hayat  				deneyimleri bizlere bilinçaltı inançlar olmuştu. İnanç  				sorgulanamazdı ve bu inançlar büyüklere hatta atalarımıza aitti.  				Özgüvenimiz ve özsaygımız sindi bir köşede, bizi biz olmaktan  				çok, başkalarının düşünceleri ile yaşamımızın mimarları olmaya  				zorladı. Taa ki bunu fark edinceye ve olgunluğun basamaklarından  				süzülerek kendi içimizdeki öze doğru yaptığımız yolculuk ile  				değişim, dönüşüm başlayıncaya dek.</p>
<p>Sabah uyandığımızdan gece yatağa girinceye kadar neleri  				düşünüyoruz, düşlüyoruz ve üretiyoruz. Üstelik dışarıdan  				aldığımız olumlu ve olumsuz iletiler de çabası. En büyük  				yaptığımız hatalardan birincisi, geçmiş ve gelecek ile ilgili  				düşünüyoruz ki; bunlar gereksiz düşüncelerdir. İnsanı anda  				olmaktan alı koyan ve şimdiyi hep ertelemekte olan düşünceler.   				Geçmişte her ne olursa olsun affetmek ve salmak bizim burada  				olmamızı ve gelişimimize katkıda bulunmayı sağlar. Halen  				sürmekte olan olayları bile geçmişe bağlıyorsak bu bizim bir  				yerlere takılı kaldığımızın göstergesidir. Tekrarlayan  				düşünceler bizi boğmaya başlar ve bizim şu andaki güzellikleri  				yaşamamızı engeller.</p>
<p>Hâlbuki gün 24 saattir. Dili, dini, rengi, mezhebi ve mesleği ne  				olursa olsun bu herkes için geçerlidir.  Olumlu düşünmeyerek,  				içinde bulunduğumuz psikolojinin ve durumların sorumlusu yine  				bizizdir.  Doğuştan gelen şans, çevresel faktörler ve yaratım  				gücü adına bize verilen tüm bu nimetleri çevreleyebilmek ve ona  				sahip çıkabilmek, bizim becerilerimizde yatmaktadır.  Akıl ve  				irade bize sunulmuş en büyük lütuf dur.  İçinde bulunduğumuz  				durum bizim kendimize karşı dürüstlüğümüz ile ilgilidir.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/sonsuz_potansiyele_sahibiz_3.jpg" alt="" width="480" height="535" /></p>
<p>Kendimize ne kadar dürüstüz?  Kendimize dürüst olmak, içimizdeki  				en iyiye karşı, öze karşı dürüst olmak ve bütüne saygı  				duymaktır. Kendimize karşı dürüst olduğumuzda hislerimiz saf ve  				temiz hale gelir.  Sözlerimizden netlik ve saflık yansır.   				Kendimize ne kadar dürüst olursak o kadar daha kendimize değer  				veririz ve ne kadar değer verirsek de, o kadar kendimize saygı  				duyarız. Özdeğer ve özsaygı gerektiği gibi işlemeye başlar.  				Özdeğeri güçlendirmeye ve kendimize verdiğimiz en önemli sözü  				dürüstlüğü uygulamaya geçirmeyi deneyerek başlayabiliriz.</p>
<p>Yaşınız kaç olursa olsun içinizdeki çocuğa sakin, sevecen ve  				şefkatle yaklaşarak;  birlikte eski ve negatif mesajları açığa  				çıkararak onları kendinizden uzaklaştırın. Olumlu düşünmenin  				temelinde sevgi yatar ve önce kendimize dürüst olup sevmeye  				başladığımızda sevgi ve bilgi ile donatılırız. Sevgi ve bilgi  				paylaşımı dünyadaki en büyük zenginliktir. O eksilemez,  				yıpratılamaz,  aksine paylaştıkça büyür ve artarak çevremizdeki  				alanı sarmalar. Benzer benzerleri çekmeye başlar.</p>
<p>Başkalarının kendileri olmalarına izin verirsiniz. Çünkü siz  				kendiniz olmuşsunuzdur ve öncelikle kendinizi iyileştirirsiniz.  				Algıda seçicilik, niyet ve yaklaşımda duyarlılık ön plana çıkar.  				Ben yoktur,  biz vardır. Birde özde olan hem öğrenci, hem de  				öğretmendir. Yaptığı her şeyden mutluluk duyar çünkü yaratım  				oyununu fark etmiştir.  Büyümek güvenli ve büyüleyicidir.  				Sevdiğin şeylere kendini bıraktığında zaman ve mekân kaybolur ve  				ilahi olanla gizemli bir birlikteliğe girersin. O zaman yaşamak,  				dünyada cenneti deneyimlemek gibidir.  Zihinsel potansiyelimizi  				açığa çıkartmak ve kullanmak fark edilmiş değişimleri adımlamak  				büyük haz verir. Yaşam,  anda haz duymak için vardır. Kendi  				görkemimizi görmeyi seçtiğimizde, Tanrısal olanı görmeyi de  				seçeriz.  İçsel olan huzurda olduğunda titreşimimiz de buna göre  				frekansını ayarlayacak ve dışta hiç bir şey olduğunu, her şeyin  				içeride olduğunu bilecektir.  Ayrılık bilinci silinecektir. Her  				sabah uyandığımda şöyle diyorum, “Ben sevilmeye layığım.  Ben  				gibi diğer parçalarımda sevilmeye layık. Biz bütünün birer  				parçasıyız.” O zaman o muhteşem büyüklükteki kutlama pastasının  				neresinde olduğumuzun da önemi yoktur çünkü bende diğer dilimler  				gibiyimdir.  Aynı tat da aynı dokuda ve aynı lezzette. Onlar  				olmazsa ben olamam, ben olmazsam onlar olamaz. Çemberi  				görebilmek için önce bütünün birer parçası olduğumuzu idrak  				etmemiz gerekir.</p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.indigodergisi.com/49/sonsuz_potansiyele_sahibiz_1.jpg" alt="" width="480" height="381" /></p>
<p>Zihin, akıl, ifade, beden, gözlem, bilinçaltı, huzur döngüsü  				olan ruh bilincim en yüzeysel olan katmanlarına varıncaya kadar  				“O” dur. Çevreme baktığımda gördüğüm en büyük gerçeklik ise  				oluşumumuza katkıda bulunan milyonlarca spermden en şanslı  				embriyoların büyümekte ve gezinmekte olduğudur. Ben ve sizler  				tıpkı “O” gibi sonsuz potansiyele sahibiz ve öyledir.</p>
<h6>Kaynak : <a href="http://www.indigodergisi.com/49/ndemir001.htm" target="_blank">İndigo Dergisi &#8211; Nihal Demir</a></h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/sonsuz-potansiyele-sahibiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Tanrılar Nerede ?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/kayip-tanrilar-nerede/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/kayip-tanrilar-nerede/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 15:59:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Adamu]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Nefilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Nibiru]]></category>
		<category><![CDATA[Niburu]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh Tufanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ufo]]></category>
		<category><![CDATA[Uzaylılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=966</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu müdahaleler hala devam etmektedir. Yaradılışımıza dair geleneksel öyküyü hepimiz biliriz. Adem ile Havva, yılan-iblis, yasak elma, Nuh tufanı, melekler, şeytan, günahlar, cennet- cehennem gibi olgularla dolu dine dayalı eski var oluş hikayelerinin karşısına Evrim teorisi denen ve bilimsel platformda ciddi kabul gören bir sav çıktığından beri, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Times New Roman;"> <span style="font-size: 16pt;" lang="TR"> İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu  				müdahaleler hala <img class="alignright" src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_012.jpg" alt="" width="214" height="329" />devam etmektedir.</span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Yara</span>d<span lang="TR">ılışımıza  				dair geleneksel öyküyü hepimiz biliriz. Adem ile Havva,  				yılan-iblis, yasak elma, Nuh tufanı, melekler, şeytan, günahlar,  				cennet- cehennem gibi olgularla dolu dine dayalı eski var oluş  				hikayelerinin karşısına Evrim teorisi denen ve bilimsel  				platformda ciddi kabul gören bir sav çıktığından beri,  				yaratılış öyküsü ile Darwinizm savaşır durur. Çünkü dinler, bir  				yaradan tarafından ideal olarak birden yaratıldığımızı, Evrim  				ise tek hücreden bugüne dönüşerek ve evrimleşerek uzun zamanda  				kendiliğinden oluştuğumuzu söyler. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">İnsanlığın kökeni  				ve gelişimiyle ilgili bu alışılmış düşünceler, 21.yüzyıl adına  				artık yeterli görünmüyor ve Evrim’cilik ve Yaratışcılığın  				yazdığı geriye dönük olası senaryoların verdiği cevaplar,  				tarafsız beyinlerde soruların tam karşısına oturamıyor. Çünkü  				iki taraf tüm kanıtlarını sunsa da parçalar arasındaki boşluk,  				bugünkü insanın dünya üzerindeki geçmişini mantıklı bir düzleme  				koymamıza engel oluyor. Şüphesiz ki eldeki somut verilerle  				gerçeğin tamamına erişmemiz henüz söz konusu değil ama bu durum,  				bizim bazı olasılıkları yok saymamızı gerektirmiyor. Sıra dışı  				senaryoların gerçek olabilme ihtimalini düşünmeden edemiyoruz.  				Geçmişimiz üzerinde tartışmaya, düşünmeye, araştırmaya elbette  				devam edeceğiz, ta ki somut ve tam gerçeğe ulaştığımızı bütün  				insanlık olarak kabul edene kadar. Tabii ki mevcut sistemik  				rantlara tehdit oluşturan sıra dışı fikirleri dile getirenlerin  				tarihte başına gelenleri bilmemize rağmen… <span id="more-966"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Metafizik  				olguların; insanın yaratılışına dair geleneksel bilgilerin  				içinde, tek tanrı tarafından yaratılmışlık ya da Evrimcilik  				kalıbından taşan bambaşka bir savunusu var ki, o da insanın  				yaratılışında bir takım dış etkilerin bilinçli müdahalesi  				olduğudur. Güncel söylemiyle UFO’lar ya da uzaylılar tarafından  				ademoğluna etkilerde bulunulduğu düşüncesi son yıllarda çok  				fazla taraftar buldu ve işte bu noktada son elli yıldır  				yaratışçılık ve evrimcilik söyleminden çıkıp metafizik bir bakış  				açısına yönelme yolu açıldı: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Times New Roman;"> <span style="font-size: 16pt;" lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_001.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="227" height="144" align="right" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Times New Roman;"> <span style="font-size: 16pt;" lang="TR"> İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu  				müdahaleler hala devam etmektedir.</span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Biraz sıra dışı  				gelse de bu iddia çok ciddi kanıtlarla her geçen gün daha fazla  				gerçekliğiyle karşımıza çıkıyor. Öncelikle arkeolojik keşifler  				reddedilemez durumda artık. Özellikle son otuz yılda, öncelikle  				çok da ciddiye alınmayan Daniken’den sonra Sitchin ayakları daha  				yere basan iddialarda bulundu. 12.Gezegen’le başlayan kitaplar  				dizisi bize Nibiru ve Anunnakiler kelimelerini tanıştırdı.  				Sitchin’in Dünya kronolojisi olarak hazırladığı liste, şimdiye  				kadar bildiğimiz her şeyin üstüne çizik atıyor ve bambaşka bir  				senaryo yazıyor: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Times New Roman;"> <span style="font-size: 16pt;" lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_004.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="216" height="216" align="right" />Evrimimiz kendi doğal yolunda değil.</span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Gökyüzünden yere  				inen tanrılar, maymun kadının yumurtası ile kendi spermlerinden  				bir <strong>Adamu</strong> yarattılar ve üreyen yeni ırkla yeryüzünde  				medeniyetler kurdular, şehirler yönettiler. Geçmiş uygarlıkların  				kalıntıları ve genlerimiz onların izlerini taşıyor. Dünyalı ırk,  				Göksel tanrıların medeniyetleri için kölelik yaparken, uzaylı  				tanrılar birbirlerine düştüler, kavgalar ve savaşlar sonucunda  				yeryüzünden çekildiler ve insanoğlunu kendi kaderinle baş başa  				bıraktılar.(ya da biz öyle sanıyoruz!) Ve hala bizi yine “<strong>gözlemeleri</strong>”   				ve kurtarmaları için dönmelerini bekliyoruz, Mesih, Mehdi, İsa  				ya da herhangi başka bir isimle… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Çözümlenen  				binlerce Sümer tableti sanki bir bilim kurgu filminin senaryosu  				gibi Sitchin tarafından önümüze atıldı, ister filmin  				kahramanlarından birini oynayın, ister sinema locasından  				patlamış mısır yiyerek seyredin! Seçim sizin… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Üstelik Sitchin bu  				konuda yalnız ve desteksiz de değil, Graham Hancock, Peter  				Thomson, D.S Allan gibi isimlerin arkeolojik ve kayıtsal  				araştırmaları mit olarak kabul edilen bazı gerçeklerin kabulünü  				sağlamaya yardımcı oldu. Çünkü sadece Sümer’ler değil, mevcut  				dinlerden önceki diğer eski mitlerin ve uygarlıkların gizemleri  				de, “dış müdahale” savunusunun altını hızla dolduran hikayeler  				içerir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_005.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="186" height="244" align="left" />Uçan Tanrılar,  				insanla konuşan kanatlı melekler, gökyüzünde giden ateş  				arabaları, tanrının ateş saçan okları, denizin üstünde  				dolaşabilen, gökyüzünden insana korkunç seslerle seslenebilen  				tanrılar gibi mitsel olgular eskisi kadar hayal ürünü sayılmıyor  				artık. Hint &#8211; Maya &#8211; İnka –Sümer- Göktürk  vb. bir sürü  				yaratılış efsanesindeki göksel etkiler, birbirinden epey uzak  				coğrafyalarda bile ortak noktalar taşır. Birçok efsane ve mit;  				köklerimiz ve medeniyetlerimizin başlangıç noktasında göklerden  				gelen bir takım sıra dışı tanrısal olgulardan bahseder. Bu  				hikayelerde dünyayı ziyaret eden göksel tanrıların, birbiriyle  				gökte savaştığı, insanlara teknik ve yaşamsal bilgiler verdiği,  				insanlarla cinsel ilişkiye girdiği, dünyada medeniyetler ve  				hanedanlıklar kurduğu anlatılır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Dünyanın pek çok  				yerinde hala ayakta kalan olağanüstü mimari taşıyan eserlerin  				nasıl yapıldığı gerçek anlamda bir sır. Mısır’daki piramitler,  				Lübnan’daki Baalbek, Bolivya’da Titicaca gölü yakınındaki  				Tiahuanaco, Peru’daki Machu Picchu, Kamboçya’daki, Angkor Wat  				tapınağı, Meksika ve merkez Amerika’daki büyük tapınaklar,  				Çin’deki piramitler örnekleri teşkil etmektedir. Türkiye’deki  				8000 yıllık Çatalhöyük’te son derece iyi parlatılmış obsidiyen  				ayna, modern teknoloji ile yapılabilecek küçük delikleri olan  				taş boncuklar ve madenlerin eritilip kullanılması ile ilgili  				mevcut bilimin kabul ettiği hiçbir mantıklı açıklama yoktur.  				Somut arkeolojik eserler kadar bilim, matematik, astronomi,  				takvimler ve ezoterik bilgiler ile ilgili ilk kaynakların yolu  				hep gökyüzünden gelen tanrılara çıkar.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_006.jpg" border="0" alt="" width="278" height="138" align="right" /></span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR">Anunnakiler  				kimdi? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Birçok uzman ve  				araştırmacıya göre Sümer tarihindeki anlatılar Tevrat’a oradan  				da İncil’e aksetmiştir. Ve Sümer yazıtları “dış müdahale”nin en  				ayrıntılı kanıtlarıdır. Sümer’lere göre; Güneş sisteminin bizim  				tanımadığımız bir gezegeni olan Nibiru ‘dan gelen Anunnaki’ler  				dünyadaki altını çıkarmak üzere işçi yaratmak istemiş. Dünyadaki  				ilkel dişinin yumurtası ve Anunnaki spermlerinin birleştirilmesi  				ile laboratuar koşullarında oluşan zigot, (bugünkü tüp bebek)  				taşıyıcı Nibiru kadının rahmine yerleştirilmiş ve güçlü maden  				işçisi yaratılmış (homo sapiens sapiens olduğu düşünülüyor). İlk  				yaratılan erkeklerden sonra taşıyıcı annelerin zorlanması  				sebebiyle kendi kendilerine üresinler diye ilk Adamu’nun  				hücrelerinden dişisi yaratılmış. Bu ilk yaratılan Anunnaki &#8211;  				insan melezi çiftinin kutsal kitaplardaki Adem ile Havva olduğu  				iddia ediliyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_007.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="155" height="223" align="right" />Kendileri kadar  				uzun ömürlü ve zeki olmasını istemedikleri Adamunun yüzünden,  				Niburu’nun devrik komutanı Anu’un oğulları (Anu dünyayı iki oğlu  				arasında paylaştırmış)  Enlil ve Enki birbirlerine düşmüşler.  				Yeni oluşan insan ırkına yardım eden tanrı Enki olmuş. (zira  				Adem onun genlerini taşıyormuş) Adem ve Havva dünya yüzünde  				çoğalmış ve Anunnakilerden öğrendiği bilgilerle medeniyetler  				yaratmış. Sitchin’in kronolojisinde 300.000 yıl öncesinde  				başlayan bu yeni ırk M.Ö 11.000 de oluşan Tufana kadar, ilkel  				işçi Adamu’dan, düşünebilen, konuşabilen, üreyebilen, olağanüstü  				kentler kuran, astronomi öğrenen, matematik bilen, tanrıları  				adına savaşabilen, tanrılara benzemek için gökyüzüne çıkmanın ve  				ölümsüzlüğün sırlarını bulmaya çalışan, dünyasal hırsları olan  				insana dönüşmüş. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_008.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="229" height="172" align="left" />11.000. yılda olan  				(kaçıncı olduğunu tam bilmediğimiz) Tufanın sebebi; Sümer  				yazıtlarına göre geçiş gezegeni olan Nibiru’dur. (Yörüngesi 3600  				yıldır) Onun geçişinden oluşan çekim alanından dünyada meydana  				gelecek etkiler Anunnakiler tarafından bilindiği için dünyalı  				Zuisudra, (muhtemelen Enki’nin dünyalı bir dişiden olan oğlu)  				Enki tarafından gizlice uyarılmış. (Enlil yaratılan Adamu  				ırkının yok olmasını istiyormuş) Zuisudra kendisi ve diğer  				canlılar için Enki’nin tarif ettiği gibi bir gemi yapmış. Tufan  				sonrası ise nehirlerin taşan sularına bentler yapıp, tarım ve  				yerleşim için Zuisudra’ya ve beraberindekilere yardım etmiş.  				Medeniyet yeniden oluşturulmuş ve tarım yeniden başlatılmış.  				Yeni medeniyet döneminde de kardeş komutanlar arasında devam  				eden güç ve paylaşım sorunları bitmek bilmeden uzun sürelerce  				devam etmiş hatta dünya üzerinde bilinen ilk Nükleer savaşa (Sodom  				ve Gomora) neden olmuş. Bugün kutsal kentler olarak bilinen pek  				çok şehir o zamanın uzay üstleri ve kritik komuta  				merkezleriymiş.( özellikle Kudüs) Altının üretim, kontrol ve  				ulaştırma merkezleri olmak üzere kurulan şehirlerde savaşlar  				olmuş. Sina çölünde bugün bile izleri olan ve uzaydan  				görülebilen etkiler bırakan savaş medeniyetin de sonunu getirmiş  				ve Anunnakilerin (M.Ö2023) dünya yönetiminden çekilmesine neden  				olmuş. Tevrat’ta Anunnakilerin adı Nefilimler olarak geçer ve  				İngilizceye “devler” olarak çevrilmesine rağmen gerçek kelime  				anlamı “<strong>gökten inenler</strong>” ve “<strong>gözcüler</strong>”dir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_009.jpg" border="0" alt="" width="160" height="175" align="right" />Anunnakiler,  				yeryüzünden çekilirler fakat bıraktıkları ezoterik bilgiler  				binlerce yıl pek çok kültürün ve topluluğun içinde şifrelenerek  				saklanır. Bu grupların içinde Simyacılar, Mecusiler,  				Kabalistler, Gnostikler, Şövalyeler ve masonlar vardır.  				Masonluğun kurucusu kabul edilen Hiram Abif, 3000 yıl önce  				Küdüs’te Solomon tapınağını yaparken gerçek Anunnaki ile  				İsrailoğullarının YHVH adını verdiği tanrı arasındaki bağlantıyı  				biliyordu. Bu bilgisi yüzünden İsrailoğullarıyla ters düştüğü  				için öldürüldü. Ve bu bilgilerin hala sır olarak Masonlarda  				olduğu söylenir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Eski mitlerden  				sonra var olagelen dinlerde ise dış dünya müdahalesi  				peygamberler aracılığıyla devam eder. Örneğin Ezekiel peygamber  				“ alevli bir arabayla” yukarıya kaçırılmıştır. (İncil 8. bölüm)  				Nuh ve Enoch’un da uzaya götürüldüğünden bahsedilir. Kutsal  				kitaplarda ve dinlerde yer alan Tanrı, melek, şeytan, günah,  				cennet, cehennem gibi olguların ilk çıkış noktaları dünya dışı  				varlıkların dünyalı ile oluşan ilişkisi sonucu meydana gelen  				olaylardadır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_010.jpg" border="0" alt="" hspace="8" width="263" height="191" align="right" />Uzaylı tanrılar  				kendi aralarında paylaşım ve iktidar kavgaları yaparken  				insanoğlu da bu kavgalardan nasibini farklı şekillerde almış.  				Kendi bilinci yükseldikçe bağımsızlığı için verdiği tepkiler  				ortaya çıktıkça dost olan Anunnaki’lerden de yardım almaya devam  				etmiş. İyi tanrılar insana yardım ettiği için kötü tanrılar  				tarafından sürgüne gönderilmiş ve tarih her seferinde kazanan  				tarafından yeniden yazılmış. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Tanrıların  				çekildiği M.Ö 2023 den itibaren dünya çok hızlı değişimler gördü  				ve terk eden tanrıların adını kullanıp korku yaratarak, Adem  				ırkını kandıran güç merkezleri, kendi aralarındaki ittifaklarla  				4000 yıl içinde inanılmaz ilerleme kaydettiler. Güç sahibi  				olanlar kiliselerle işbirliği yaparak yeni icatları kendi  				lehlerinde kullandılar. Zenginleştikçe halkı etkisiz hale  				getirdiler, aç kalmaktan korkan işçi sınıfı oluştu. Batı dünyası  				yüzyıllarca kilise engizisyonu altında inledi, binlerce kadın  				yakıldı, milyonlarca insan eğitimden, bilgiden uzak kaldı,  				bilgilenmeyi günah saydı. Bilimin, politikanın para tuzaklarına  				düşmesiyle oluşan dar görüşler, metafizik deneyimleri anormal,  				bilincin en önemli unsurlarını ise paranormal olarak  				karaladılar, bireysel bilinç uyuşturuldu ve toplu bilinç  				geriledi. Resmi ve maddeci bilim endüstriyel gücün elinde uşak  				oldu. Şehirsel yanlış büyüme, otobanlar, kutu gibi binalar,  				fabrika ve maden atıkları, çöpler, gürültü ve kirlilikle uçan  				araçlar doğal eko sistemimizi yok etti. 21. yy girdiğimizden  				beri kuantum düşünce ile fizik; bilinci yeniden keşfetmiştir,  				psikoloji insana bütünsel açıdan odaklanmıştır, tıp kendi  				kendini iyileştirme gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Doğal  				bilim, spiritüalizm, felsefe hak ettiği yere çıkmaya  				başlamıştır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Metafizik ve  				tarihsel kayıtlara göre insanoğlu var olduğundan beri fiziksel  				olmayan varlıklardan bilgi almış, görüntüler görmüş, sesler  				duymuş eterik ya da etten kemikten varlıklarla karşı karşıya  				gelmiştir. Bu bilgilerin doğruluğunu kabul etmeden önce  				gerçekliğini kontrol etmeliyiz ve bunun yolu tüm bilgi felsefesi  				yöntemlerini verimli şekilde kullanmaktan geçer.(epistomoloji)  				Epistomoloji ise bizi eski mitlerden, kutsal kitaplardan, gen  				bilimden, coğrafyadan, arkeolojiden, tarihten, dilbilimden,  				astronomiden metafiziğe kadar geniş bir yelpazede gezdirir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_011.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="150" height="183" align="right" />Bu gezintilerden  				birisi de DNA çalışmalarının takibidir. Science dergisince “kafa  				karıştırıcı buluş” olarak adlandırılan bir açıklama yapıldı.  				İnsan genetik yapısında bulunan 223 genin, genetik evrim  				ağacında bulunması gereken evrimsel öncelleri yoktu! İnsan, bu  				genleri nereden almıştı acaba? Bakteriden omurgasızlara ve  				nihayet modern insana doğru uzanan evrimsel gelişmede, bu 223  				gen omurgasız aşamada hiçbir biçimde yoktu. Bu nedenle, bilim  				adamları bu genlerin varlığını açıklamakta zorlanıyorlar ve  				tahminlerde bulunmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Daha önce  				yapılan çalışmalarda Mitokondriyal DNA ile yapılan tespitlerde  				tek bir kadından ürediğimiz kesinleşmişti ve 223 farklı gen  				açıklaması ile Evrim teorisi bir yara daha aldı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_002.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="222" height="214" align="left" />Bilimsel  				çalışmalar birbirinden ilginç sonuçlarla her geçen gün dünya  				dışı varlıklar mitine bizi biraz daha yaklaştırırken son  				yıllarda raporlanan UFO olayları resmi olarak ülkelerce kabul  				edilmeye başladı. Geçtiğimiz yıl ülkemizde (Kumburgaz) Yalçın  				Yalman tarafından çekilen UFO görüntüleri araştırmalara göre  				bilinmeyen varlıklara ait. Kabul edilen bilinç henüz dünya dışı  				yaşamı kabul etmese de evrendeki yerine ait parçaları bir araya  				getiren yenilikçi ve bağımsız düşünürler çok boyutlu, bilinçli,  				çok varlıklı bir evrende yeni bir kozmolojiyi gözümüzün önüne  				seriyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/45/nesrin_003.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="258" height="178" align="right" />Matematiksel  				gerçeklere göre de evrende yalnız olmamız mümkün değil. Bütün  				kanıtların gerçekliğine rağmen insan tarihinde gelişmiş dünya  				dışı varlıkların etkisini yok sayıp başımızı kuma gömmeye devam  				edebilir miyiz? Yoksa çok boyutlu ve bizden başka varlıkların da  				yaşadığı evren gerçeğini kabul etmeye başlayacak mıyız?  				Türümüzün bölünmüş kişiliğini doğal bütünümüze tamamlamaya  				çalışacak mıyız? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Kayıp Tanrılar  				şimdi neredeler, bizi ziyaret etmeye devam ediyorlar mı? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bekleyip  				göreceğiz…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><a href="http://indigodergisi.com/" target="_blank">Kaynak : İndigo Dergisi &#8211; Nesrin Dabağlar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/kayip-tanrilar-nerede/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gen mi Çevre mi?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/gen-mi-cevre-mi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/gen-mi-cevre-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 15:37:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[DNA]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[Gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nature]]></category>
		<category><![CDATA[Nurture]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=962</guid>
		<description><![CDATA[Bugün artık bebek daha anne karnındayken tespit edilen hatalı genlerin değiştirilmesi ile yapılacak “genetik tedavi” tıp dünyasının en büyük hedeflerinden birisi haline gelmiş ve bu yolda önemli adımlar gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Sadece tıp dünyasının değil farmakolojinin, genetik mühendisliğinin ve biyoteknolojinin de araştırma alanına giren genlerin tespiti, değişimi ve tedavisi geliştikçe, temel bazı konuların tekrar değerlendirilmesine ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Script MT Bold; color: #333333; font-size: x-large;"> <span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nature_nurture.gif" border="0" alt="" width="246" height="37" /><img class="alignright" src="http://indigodergisi.com/48/zeki_bebek_cocuk_iq_zeka.PNG" alt="" width="199" height="170" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"> <span lang="TR">Bugün artık bebek daha anne karnında</span>y<span lang="TR">ken  				tespit edilen hatalı genlerin değiştirilmesi ile yapılacak  				“genetik tedavi” tıp dünyasının en büyük hedeflerinden birisi  				haline gelmiş ve bu yolda önemli adımlar gerçekleştirilmeye  				başlanmıştır.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Sadece tıp dünyasının değil farmakolojinin, genetik  				mühendisliğinin ve biyoteknolojinin de araştırma alanına giren  				genlerin tespiti, değişimi ve tedavisi geliştikçe, temel bazı  				konuların tekrar değerlendirilmesine ve yeni bakış açılarına,  				hatta bilimde devrimlere sebep olmaktadır. Çalışmalar hayal  				gücünü bile aşan öyle noktalara varmaya başlamıştır ki, vaktiyle  				bilimsel ve teknolojik çalışmalara din adamları karşı çıkarken,  				bilim adamları artık kendi kendilerini durdurmak üzere  				aralarında anlaşmalara yapmaya başlamışlardır. Bu konudaki en  				önemli anlaşmalar insan embriyosu ile yapılacak çalışmalar ile  				ilgilidir. <span id="more-962"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> <span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_01.jpg" border="0" alt="" width="222" height="179" align="right" /></span></span><span style="font-size: 14pt; font-family: Tahoma; color: #333333;"><span lang="TR">Yeni  				doğacak bebek merakla beklenir “acaba kime benziyor” kaygısıyla…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Doğar doğmaz herkes bir fikir beyan eder, babasına, annesine ya  				da dayısına vs benziyor diye… İnsan bir taraftan ideal canlı  				diye tanımlansa da pek çok özelliği kritize edilerek <strong>iyi</strong> ya da <strong>kötü </strong>diye değerlendirilir. Fiziki kusurların yanı  				sıra, olumsuz huylar için de ayrıca değerlendirmeler yapılır ve  				hiç kimse yeni doğan bir bebeğin kötü diye tanımlanan fiziki,  				ruhsal ya da psikolojik özellikleri almış olmasını istemez.  				Eşler birbirlerine tahammül edemedikleri konulara atfen,  				çocuklarına kızdıklarında “kör olasıca babasına benzemiş” ya da  				“çekmez olası annesine çekmiş” gibi yargılarda bulunurlar. Kim  				değerlendiriyorsa iyi taraflar kendine, kötü taraflar kızgın  				olunan eşe mal edilir komik bir biçimde. Hala toplum içinde  				“anasına bak kızını al” hükmü geçerlidir. Önemli işler söz  				konusu olduğunda, şirketler alacağı elemanın diğer  				özellikleriyle birlikte geçmiş soyuna bile dikkat eder  				titizlikle. Siyasette atalarının bu konuda bir tecrübesi varsa  				adayların öne çıkma eğilimi vardır, tam tersi örneklerin  				çokluğuna rağmen. Pek çok başarılı babanın oğulları siyasette  				denenmiş ve başarılı olamamıştır oysaki. Eş seçimi konusunda  				özellikle mezhep ayrılıklarında aileler hala tutucudur,  				soylarının devamını düşünerek… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_05.jpg" border="0" alt="" width="231" height="173" align="right" />E<span lang="TR">pigenetik </span>D<span lang="TR">eğişimler</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu  				konudaki ısrarlı bakışın sebebi, insanın gen yapısının atadan  				oğula miras olarak geçtiği bilgisidir. Biyologlar elli yıldır  				kalıtımın temel unsurunun DNA olduğunu söylüyorlarsa da, son  				yıllarda sadece DNA’nın kendisinin değil, molekülü etrafında  				meydana gelen karmaşık kimyasal değişimlerle, yani <strong>epigenetik </strong>değişimler ile de bir takım özelliklerin kuşaklar arasında  				aktarıldığını savunan bilim adamları mevcuttur. (<strong>Epigenetik,</strong> <strong>DNA dizisindeki değişikliklerle açıklanamayan, mitoz veya  				mayoz yoluyla aktarılan gen ifadesi değişikliklerini inceleyen  				bilim dalıdır.)</strong>Bu konuda yapılan çalışmalar genetik ile  				ilgili yazılan kitapların değişmesine yol açacak kadar önemli  				boyuttadır. Epigenetik kalıtım tezi ile ilgili çalışmalar  				İsrail, Fransa ve İngiltere’de halen devam etmekte. Konuyla  				ilgili ilk tezi İsrail’den Eva Jablonka 1995’re ortaya atmasına  				karşın o zaman pek kabul görmedi. Jablonka’nın tezi, zoolog  				Lamarck’ın da iki yüz yıl önce “<strong>koşulların etkisiyle doğanın  				insanlara kazandırdığı ya da kaybettirdiği özellikleri gelecek  				kuşaklar için sakladığı” </strong>teziyle aynı doğrultudaydı ve  				Lamarck’ın tezi o zaman Darwin tarafından kesinlikle  				reddedilmişti. Darwin 				<img src="http://indigodergisi.com/48/nd_06.jpg" border="0" alt="" width="222" height="136" align="right" />evrim  				konusunda tartışılmaz bir otorite olarak görüldüğünden Jablonka  				da pek dikkate alınmadı.</span></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; color: #333333;" lang="TR"> </span></strong><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"> <span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu  				konuyu destekleyen eski bir çalışmada ise, İkinci dünya savaşı  				sırasındaki kıtlıkta doğan düşük kilolu bebeklerin devam eden  				soylarında da aynı düşük kilonun tekrar görülmesi dikkat  				çekiciydi. Koşullar iyileşmiş olsa bile doğan düşük kilolu  				ikinci ve üçüncü kuşak bebekler için klasik genetik teorileriyle  				bir cevap bulunamamış ve araştırma sonuçları rafa kaldırılmıştı.  				Klasik kalıtım kurallarına göre; sonradan oluşan koşullarla  				ilgili bu değişim, gelecek kuşaklara aktarılmamış olmalıydı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span lang="TR"> <span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_07.jpg" border="0" alt="" width="210" height="172" align="right" />2000’li  				yıllarda yapılan bir araştırmada </span> <span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;">çocukken çok iyi  				beslenen kişilerin torunlarının şeker hastalığına yakalanma  				riskinin çok yükseldiği tespit edildi. 9 -12 yaşları arasında  				yetersiz beslenenlerin torunlarının ise daha uzun yaşadığı gibi  				ilginç bir sonuç bulundu. Yine bir çalışmada 10 yaşından önce  				sigaraya başlayanların torunlarının obez olduğu saptandı. İlginç  				olan, çevresel faktörlerin yaptığı varsayılan değişikliğin  				birinci kuşakta kayıt edildiği ve ortaya çıkmadığı, ancak ikinci  				kuşakta mutasyon sonucunun gözlendiğidir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> <span style="color: #333333; font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_08.jpg" border="0" alt="" hspace="10" width="201" height="243" align="left" /></span></span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;">S<span lang="TR">orunsuz  				DNA</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana;"><span lang="TR"> <span style="color: #333333; font-size: x-small;">Birçok rahatsızlığın genetik  				olarak kuşaktan kuşağa geçtiğini kesinlikle bilmemize rağmen  				ruhsal rahatsızlıkların mutlaka ve mutlaka aktarıldığına dair  				kesin kanıt olmadığı kabul edilir. Birbirinden ayrı büyüyen ve  				ailesinde ruhsal rahatsızlık bulunan tek yumurta ikizlerinin,  				ayrı ve farklı ortamlarda büyüyen kardeşlerin izlenmesi ve  				incelenmesi bu konuda en önemli gözlem verisidir. Aynı ailenin  				içinde görülme sıklığı fazla olan bir ruhsal hastalığın geçiş  				aracı tek bir gen değil de genler grubu olarak biliniyorken,  				şimdi epigenetiğin de faktörlerin arasına katılması ile durum  				daha karmaşık bir hal almıştır. Epigenetiğe göre; atadan oğula  				aktarılan <strong>sorunsuz DNA</strong> değişmeden geçtiği halde, taşıyıcı  				başka proteinler <strong>sorunlu özelliği</strong> gelecek kuşağa  				taşımaktadır. Bu noktada hem DNA’nın, hem de DNA dışı  				taşıyıcıların değerlendirme kriterleri içine sokulması  				gerekmektedir.</span></span></span><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> <span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_09.jpg" border="0" alt="" width="222" height="176" align="right" />Şizofrenide  				kalıtım durumu </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Önemli bir hastalık olan şizofrenide kalıtım durumu  				incelendiğinde düşünülmesi gereken ilginç rakamlarla  				karşılaşırız. Şizofrenik bireylerin kardeşlerinde hastalığın  				görülme sıklığı %8, şizofrenik ebeveynin çocuklarında görülme  				sıklığı sadece bir ebeveyn şizofrenikse %12; her iki ebeveyn de  				şizofrenikse %40 dır. Şizofrenik bir bireyin eş yumurta ikizinde  				şizofreni görülme sıklığı ise %48&#8242; e kadar yükselmektedir. Her  				şey sadece DNA’ya bağlıysa aynı genleri taşıyan kardeşlerin  				şizofreni oranı % 100 ya da buna yakın olmalıydı oysaki. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu  				tür inceleme ve sonuçlar; bize genetik hastalıklarda bile bütün  				aktarımların sadece genlere bağlı oluşmadığı konusunda yeterince  				kanıttır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 14pt; font-family: Tahoma; color: #333333;"> <span lang="TR">“Doğuştan taşıdığımız genetik miras mı, yoksa  				sonradan kazandığımız kültürel-çevresel etkenler mi  				davranışlarımızın şekillenmesinde önem taşırlar” ikilemini  				yıllardır tartışırız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_10.jpg" border="0" alt="" width="207" height="253" align="right" />Doğa  				mı yetiştirme mi ( nature &#8211; nurture)  tartışmasının, taraflardan  				biri lehine kesin bir cevabı yoktur ve insan doğaya karşı  				direnmeye ve kendini değiştirip pozitif geliştirmeye doğru hızla  				evrimleşmektedir. Bütün değişimlerin pozitif olmayacağı  				gerçeğinin tartışılmaz doğru olması noktasında, epigenetiğin ne  				kadar önemli bir konuyu incelediği önemlidir. Epigenetik,  				genetik bilimi içinde açılmış önemli bir parantez gibidir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> İnsanın davranışlarını genler mi, bilinç mi belirler veya hangi  				oranlarda belirler sorusunun cevabı, bizi hem bilim, hem ahlak  				konusunda bilgilenmeye zorlar. Bu bilgiler ise düşünce ve dinler  				tarihinin uzun yıllardır sürdürdüğü tartışmalara götürür. İnsan  				davranışlarını inceleyip nedenlerini aradığımızda, insanın  				kalıtsal yanının ne kadar davranışsal sonuçlara ulaştığını  				genetik bilimi bir ölçüde açıklayabilmiştir. Fakat insan var  				oluşunun, karmaşıklığı ve zenginliği dolayısıyla, basitçe  				genlerin etkisiyle açıklanamayacağı gerçeğini görmezden  				gelemeyiz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Times New Roman; color: #333333;"> <span style="font-size: 16pt;" lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_11.jpg" border="0" alt="" width="173" height="117" align="right" />Düşünce  				Gücüyle Değişme ve İyileşme Gerçekleşebilir mi?</span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Eskiden bilimdışı kabul edilen enerji dengeleme, düşünce gücü,  				şifalanma, telekinezi, uzaduyum, astral seyahat gibi bazı  				kavramlar artık modern insanda çok fazla ilgi uyandırıyor.  				Düşünce gücünün üzerinde yapılan çalışmalar ve yazılan kitaplar  				zaten eskiden beri var olan ama isimlendirilip bir konu  				başlığında sunulmamış bir kavramı ortaya koydu: “<strong>Bilinç ve  				düşüncenin değiştirebilme ve iyileştirme gücü”</strong>.<strong> </strong> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> İnsan; kendi kendine telkin, iyiyi ve güzeli, başarıyı  				hedefleyip kendine çekme ve amaca odaklanarak mutlak  				gerçekleştirme yöntemleri konusunda doğal seyrinden çıkıp,  bu  				konuda yazılan eserlerle, danışman ve rehberlerle karşılaşınca,  				bilinç ve düşünce alanında yükselen ani bir ivme gösterdi.  				 Bilim- din- bilinç üçgeninin içinde kalan kendi gerçekliğini  				daha fazla değerlendirip, kendini kendi gücünle değiştirmeye  				başladı. Bu durum daha fazla ego sahibi olmasına neden olsa da,  				taşıdığı gücün farkında olması ile kendine daha fazla fayda  				sağlayabilmesi, insanlığın toplam ilerleyişi için de pozitiftir  				aslında. Dengelemesi gereken ego şımarıklığı, ilerleyen zaman  				içinde tabiatın doğal eleme yöntemi ile mutlaka doğru çizgiye  				çekilecektir. Evren kendi doğallığına ters gelen keskin köşeleri  				vakti geldiğinde düzeltmekte ustadır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> DNA ve <span lang="TR">psişik yetenekler</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> İnsanın kendini değiştirmesinin yanında, etrafında ona etki  				edecek binlerce maddi ve manevi etmen mevcut. Teknolojinin  				yaydığı manyetik alanlardan tutun da güneşin ısı ve ışığına,  				atmosferin değişen içeriğine, çevre ve gürültü kirliliğine,  				toplumun sosyal değişiminden doğan kötü olaylara, kişilerden  				aldığımız iyi, kötü etkilere kadar binlerce etki faktörü ile her  				an karşı karşıyayız. Kullandığımız sözcüklerin ve içerdikleri  				titreşimlerin bile DNA yapısını değiştirdiği de bilimsel olarak  				öngörülüyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> DNA’nın yüksek iletişimsel yapısını da gözler önüne seren bir  				araştırmada DNA’nın protein üretmek için kullanılan %10’luk  				potansiyelinden geriye kalan %90’lık sözde işe yaramayan  				potansiyelinin psişik yetenekler için kullanıldığı hakkında  				önemli ipuçları içeriyor. Yaşayan dokudaki DNA özü, sözcüklere  				göre uygun frekanslara ayarlanan lazer ışınlarına ve radyo  				dalgalarına pozitif tepkiler veriyor. Bu şekilde, X ışınları ile  				bozulan genetik yapının onarılması bile mümkün oluyor. Ayrıca  				sağlıklı bir genin yapısı, sağlıksız genin yapısına aktarılarak  				yeniden sağlıklı bir yapıya ulaşılabiliyor. Böylece DNA’ya  				yapılan küçük bir müdahale ile iyileşme gerçekleştirilmiş  				oluyor. Böylece, kelimelerin ve düşüncelerin DNA üzerindeki gücü  				de bilimsel olarak açıklanmış oluyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_12.jpg" border="0" alt="" width="245" height="177" align="right" /></span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;">Su  				kristalleri deneyi</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Burada bir parantez açarak Masaru Emetu’nun su kristalleriyle  				ilgili inanılmaz çalışmasından bahsedebiliriz. Su kristallerinin  				düşünceleri, duyguları kaydettiğini ve değişip farklılaştığını  				kesin olarak ispatlayan bilim adamı, insanın %70’in su olduğu  				düşünüldüğünde olağanüstü bir bakış açısı yaratmıştır. Hücreler  				ve proteinler dolayısıyla bütün yapıtaşlarımız su olduğu için,  				DNA boyutunda da düşünce ve duygu ile değişebiliriz  				demektir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span lang="TR"> <span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> DNA’ya Bilimsel Müdahale hangi Noktada?</span></span><span style="font-size: 10pt;" lang="TR"><span style="font-family: Verdana; color: #333333;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Bütün bu çalışmalar sadece genlerimizin doğasının değil, çevrede  				ve düşüncemizde oluşan her türlü koşulun değişim ve gelişim için  				bizi etkilediği kesinlikle ortaya çıkıyor. Üstelik bu değişimler  				sadece bizde oluşmakla kalmayıp bizden sonraki kuşaklara da  				taşınabiliyor. Bu taşınma seçiminin neye göre yapıldığı ise en  				kritik soru. Milyonlarca hatta milyarlarca etkinin sonuçları 				<img src="http://indigodergisi.com/48/nd_02.jpg" border="0" alt="" width="230" height="190" align="right" />DNA’mızda  				ya da farklı hücre yapılarımızda depolanırken hangisinin bir  				sonraki kuşakta dominant görünüme kavuşacağı olasılığı sanırım  				matematikçileri zorlayan bir üslü çokluğu gösteriyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Çevredeki tüm materyaller, olaylar, bilinç ve hatta kelimeler  				bile DNA yapımızı değiştirirken, insanoğlunun bilimsel bilinçli  				müdahalesi sonucu genlerde yaratacağı değişiklikler, gelişim ve  				değişimin hızını katlayarak arttıracaktır. Buna örnek bir  				çalışmanın sonuçları yeni açıklandı ve belki de bilim dünyasında  				yeni bir çağın başlangıcı olacak.</span></span></p>
<p class="ectextbodyblack" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><img src="http://indigodergisi.com/48/nd_03.jpg" border="0" alt="" width="185" height="209" align="right" /><img src="http://indigodergisi.com/tirnak%20bas.gif" border="0" alt="" width="24" height="13" /><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><strong><span lang="TR">Bilimadamları,  				DNA’ya özgü bilgi saklama özelliğine sahip bir molekül dizisi  				üretmeyi başardılar. Danimarka’nın Kopenhag Üniversitesinden  				Prof. Dr. Peter E. Nielsen ve ekibinin 15 yıllık çalışmalarının  				ürünü olan bu polimer meleküle PNA (Peptid Nükleik Asit) adı  				verildi. PNA molekülünün, DNA’nın hücrede üstlendiği genetik  				kodların saklanması ve çoğaltılması işlevini gördüğü açıklandı.  				Hücreye enjekte edilebilen PNA’nın bir başka özelliği ise 3’üncü  				sarmal olarak DNA’ya eklenebilmesi. Eklenen 3’üncü sarmal,  				DNA’ya destek olup hatalı proteinlerin üretilmesine engel olacak  				ve hasar görmüş DNA’nın onarılmasında etkin rol üstlenecek. PNA  				ile yapay yaşam oluşturulabilecek ve yaşam nasıl oluştu  				sorusunun cevabı verilebilecek</span> </strong></span> <img src="http://indigodergisi.com/tirnak%20son.gif" border="0" alt="" width="24" height="13" /></p>
<p class="ectextbodyblack" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #333333; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/48/nd_04.jpg" border="0" alt="" hspace="10" width="158" height="131" align="left" />Nature  				– nurture tartışmasının dönüm noktası olabilecek bu keşif, her  				şeyi değiştirebilir. Genlerin aktarımına müdahale edilebilecek,  				hatalı gen üremesine engel olunabilecekse, insanın doğal  				seyrinin rotası değişecek demektir. Kendi fıtratımızdan çıkıp  				programlanan bir insan yapısına doğru gidiyoruz. Bir süre sonra  				doğacak bebeğimizi beklerken şimdiki kadar merak ve endişede  				olmayacağız. Doğacak bebeğin hatalı genlerini değiştirip,  				istediğimiz özellikleri yükleyip, bize daha az benzeyen çocuklar  				yaratacağız. “<strong>Anasına bak kızı al”</strong> deyimi tarihe  				karışacak.</span></span></p>
<p class="ectextbodyblack" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 14pt; font-family: Times New Roman; color: #333333;"> <span lang="TR">Kendi kendimize nerede dur diyeceğimiz ise büyük  				bir meçhul!</span></span></p>
<p class="ectextbodyblack" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="ectextbodyblack" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="ectextbodyblack" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><a href="http://indigodergisi.com/" target="_blank">Kaynak : İndigo Dergisi &#8211; Nesrin Dabağlar<br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/gen-mi-cevre-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyne Şekil Verme</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyne-sekil-verme/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyne-sekil-verme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 19:25:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Esin Tezer]]></category>
		<category><![CDATA[BEYİN]]></category>
		<category><![CDATA[Beyne Şekil Verme]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofreni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=897</guid>
		<description><![CDATA[Yazan: Claus C. Hilgetag ve Helen Barbas (Scientific American Dergisi Şubat 2009 Sayısı, Sayfalar 56-61) Çeviren: Esin Tezer Yeni çalışmalar; beynin kıvrımlarının nasıl şekil aldığını, Otizm, Şizofreni ve diğer zihinsel hastalıkların teşhis ve tedavisine yardımcı olabilecek bulguları gözler önüne seriyorlar&#8230; *** ‘’Beyin, varlığımızı meydana getiren esma terkibinin açığa çıktığı mahaldir. Beynimizin hakikatına ‘Allah’ın isimlerinin açığa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yazan: Claus C. Hilgetag ve Helen Barbas <span> </span>(Scientific American Dergisi Şubat 2009 Sayısı, Sayfalar 56-61)<span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Çeviren: Esin Tezer</span></p>
<p class="MsoNormal"><img class="alignnone" src="http://www.sufizm.gen.tr/beyne-sekil-verme.jpg" alt="" width="158" height="194" /></p>
<p class="MsoNormal"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val=" " /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" Name="Hyperlink" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--> <!--[if gte mso 10]> <mce:style><!<br />
/* Style Definitions */<br />
table.MsoNormalTable<br />
{mso-style-name:"Normal Tablo";<br />
mso-tstyle-rowband-size:0;<br />
mso-tstyle-colband-size:0;<br />
mso-style-noshow:yes;<br />
mso-style-priority:99;<br />
mso-style-qformat:yes;<br />
mso-style-parent:"";<br />
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;<br />
mso-para-margin:0cm;<br />
mso-para-margin-bottom:.0001pt;<br />
mso-pagination:widow-orphan;<br />
font-size:11.0pt;<br />
font-family:"Calibri","sans-serif";<br />
mso-ascii-font-family:Calibri;<br />
mso-ascii-theme-font:minor-latin;<br />
mso-fareast-font-family:"Times New Roman";<br />
mso-fareast-theme-font:minor-fareast;<br />
mso-hansi-font-family:Calibri;<br />
mso-hansi-theme-font:minor-latin;<br />
mso-bidi-font-family:"Times New Roman";<br />
mso-bidi-theme-font:minor-bidi;}<br />
--> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: red;">Yeni çalışmalar; beynin kıvrımlarının nasıl şekil aldığını, Otizm, Şizofreni ve diğer zihinsel hastalıkların teşhis ve tedavisine yardımcı olabilecek bulguları gözler önüne seriyorlar&#8230;<span id="more-897"></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: red;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><em><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><em><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">***</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><em><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">‘’Beyin, varlığımızı meydana getiren esma terkibinin açığa çıktığı mahaldir. Beynimizin hakikatına ‘Allah’ın isimlerinin açığa çıktığı mahal’ mecazıyla işaret edilmiştir. İnsanlığın beyini deşifre etmesi, insana cennetin kapılarını açacaktır. Çünkü insan beyninin ne olduğunu, beyninde ne güçler, ne kuvveler olduğunu hakkıyla değerlendirmek suretiyle neleri kazanacağını farkederse; insan o idrak ile kendi hakikatinin özünün o evreni meydana getiren orijin ilim, irade, kudret olduğunu farkederse; o ilim, irade ve kudretin Allah’ın ilim, irade ve kudretinin evrende açığa çıkmış hali olduğunu anlayabilirse; ve kendi hakikatini o boyutu itibarıyla keşfederse; yani, mecazi tanımlamasıyla Rabbine uruc ederse; miracını tamamlarsa; bir hakikat ehli olarak dünyada yaşamını sürdürür, kendindeki ilahi kuvveleri kullanarak ve bir hakikat ehli olarak öbür odaya geçer. Zira ölüm; fiziksel bedenin kullanılmaması sonucu kişinin ruh bedeniyle bu dünyada elde ettiği güçlerle yeni boyuta, yeni odaya geçmesidir.’’</span></em></strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span> </span><strong><span style="color: green;">AHMED HULÛSİ</span></strong>, <strong><span style="color: green;">Beyin</span></strong>, <strong><span style="color: green;">Dua </span>İsimli Video’dan</strong><span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(<a href="http://video.google.com/videoplay?docid=-6595177001833270029&amp;ei=GEdPSqOuJ6j22wK2oN3fBg&amp;q=ahmed+hulusi">http://video.google.com/videoplay?docid=-6595177001833270029&amp;ei=GEdPSqOuJ6j22wK2oN3fBg&amp;q=ahmed+hulusi</a>) </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">(<span style="color: green;"><a href="http://www.ahmedhulusi.org/">http://www.ahmedhulusi.org</a></span>)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Hani Rabbin, melâikeye: ‘’Muhakkak ki ben kuru balçıktan, değişip dönüşen balçıktan (hücre) bir beşer halkedeceğim’’ demişti. ‘’Onu tesviye edip (beden ve beyni kemâle erdirip), ona Ruhumdan (Esmâ mânâlarının özelliklerinden nefhettim (üfledim); (böylece buyurdum) Ona secdeye kapanın (Onun kuvveleri olarak hizmete girin)!’’ O meleklerin, kuvvelerin hepsi, toptan secde ettiler (bir kısım Esmâ kuvveleri beyinde açığa çıkmaya başladı). <span style="color: green;">AHMED HULÛSİ</span>, <span style="color: green;">Allah İlminden Yansımalar</span>,<span style="color: green;"> Hicr Sûresi Âyetler</span>: <span style="color: green;">28</span>-<span style="color: green;">30</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">***</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">İnsanların insan beyni hakkında farkettiği ilk şeylerden bir tanesi, onun çapraşık tepelerinin ve vadilerinin görüntüsüdür.<span style="color: #d4e1e8;"> </span>Bu kıvrımlar; algılarımıza, düşüncelerimize, duygularımıza ve hareketlerimize aracılık eden, bazen gri madde olarak da adlandırılan, iki –ila- dört milimetre kalınlığındaki nöronlarla dolu jelatinimsi doku olan Serebral Korteks’ten türerler. Balinalar, köpekler ve büyük insansı maymun kuzenlerimiz gibi olan diğer büyük memelilerin herbiri kendine ait karakteristik model kıvrımlı bir korteks’e sahiptirler. Fakat küçük beyinli memeliler ve diğer omurgalılar diğerlerine nazaran yumuşak beyinlere sahiptirler. Evrim süreci boyunca, büyük beyinli memelilerin korteks’i <span> </span>kafatasından çok daha fazla genişlemiştir. Gerçeği söylemek gerekirse; ekstra-büyük bir pizzaya eşit olan insan korteks’inin düzleştirilmiş yüzey alanı beyin çerçevesinin iç yüzeyinden üç kat daha büyüktür. Bu nedenle, insanların korteks’inin ve diğer beyinli türlerin kafatasına sığabilmesinin tek yolu kıvrımlanma iledir. Bu kıvrımlanma, buruşmuş bir parça kağıt gibi sıradan değildir. Aksine o, kişiden kişiye uygun modeli sergilemektedir. Herşeyden önce böyle bir kıvrımlanma nasıl meydana gelir? Ve, topografinin sonucu beyin fonksiyonunu gözler önüne serebilir mi? Yeni araştırma, sinir dokuları ağının bükülebilen korteks’e gelişim süresince fiziksel olarak şekil verdiğine ve onu hayatın başından sonuna kadar yerinde tuttuğuna işaret etmektedir. İnme veya sakatlanma sonucu meydana gelen bu iletişim ağının bozuklukları gelişim süresince veya daha sonra <span> </span>beyin şekli ve nöral iletişim için geniş ölçüde bir sonuca sahip olabilir. Böylece bu keşifler, teşhis etmede yeni stratejilere ve belirli zihinsel rahatsızlıkları olan hastaların tedavi edilmesine yönlendirebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: blue;">İçsel Güçler</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bilimadamları yüzyıllardır beynin anlaşılması güç biçimi üzerinde düşünüyorlar.1800’lerin başlarında Alman doktor Franz Joseph Gall; Frenoloji<strong> </strong>(Kafatası şekline göre karakter analizi) olarak bilinen bir teoriyi, kişinin beyin şeklinin ve kafatasının o kişinin zekâsı ve kişiliği hakkında ipucu verdiğini ileri sürmüştür. Bu etkili fikir her ne kadar bilimsel olarak desteklenmese de; ‘’cani’’, ‘’dejenere olmuş’’ ve ‘’dahi’’ beyinlerin toplanmasına ve üzerlerinde çalışılmasına yönlendirmiştir. Daha sonra 19.ncu yüzyılın sonlarında İsviçreli anatomist Wilhelm His, beynin fiziksel güçler tarafından yönlendirilen zincirleme olaylar olarak geliştiğini varsaymıştır. İngiliz bilge D’Arcy Thompson, biyolojik ve cansız pek çok yapının fiziksel kendi-kendine olan organizasyondan kaynaklandığını göstererek bu temeli kurmuştur. Bu erken varsayımlar tahrik edici olsalar da, nihayet ortadan kaybolmuşlardır. Frenoloji sahte bilim olarak tanınmaya başlanmış ve modern genetik teorileri, beynin yapısını anlamak için olan biyomekanik yaklaşımı geçici olarak başarısız kılmıştır. Bununla beraber; alışılmışın dışında olan ve karmaşık sayısal analizler tarafından destekli beyin-imajlama tekniklerinden yakın bir zamanda gelen bir kanıt, o 19.ncu yüzyıl görüşlerine taze bir dayanak sağlamıştır. His ve Thompson’ın fiziksel güçlerin biyolojik yapıları şekillendirdiği hakkındaki fikirlerinin doğru olduğu 1997’de su yüzüne çıkmıştır. St.Louis’deki Washington Üniversitesi’nden Nörobiyolog David Van Essen; <em>Nature</em>’da korteks’in farklı bölgelerini sinir liflerinin bağladığını, böylelikle onların birbirleriyle iletişim kurmaya olanak sağlandığını, o jelatinimsi dokuyu çekeleyen küçük gerilmelerin oluştuğunu ileri süren bir hipotez yayınlamıştır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Korteks, bir insan fetus’unda yumuşak olarak başlar ve çoğunlukla gelişimin ilk altı ayında o şekilde kalır. O zaman zarfında yenidoğan nöronlar, uzun ince lifleri veya aksonları korteks’in diğer bölgelerindeki hedef nöronların reseptif (alıcı) parçaları veya dendritleriyle birleştirmek için gönderirler. Aksonlar daha sonra dendritlere bağlanmış hale gelirler. Korteks genişledikçe, aksonlar lastik bantlar gibi gerilerek daha da fazla öğretilmiş hale gelirler. İkinci üç aylık dönemin sonunda, nöronlar hâlâ daha belirip, göç edip, bağlarken; korteks kıvrılmaya başlar. Doğum zamanında korteks az veya çok gelişimini tamamlamıştır ve karakteristik büzüşük biçimine ulaşır. Van Essen iki bölgenin birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu, yani pek çok aksonla bağlantılı olduğunu, iki bölgenin gelişim süresince mekanik gerilme şeklinde aralarında dışa doğru olan bir çıkıntı veya bir gyrus üreterek birbirine iple bağlı aksonlarla beraber yakınlaştıklarını iddia etmiştir. Bunun aksine; bir çift hastalıklı bağlantılı bölge bir vadi veya sulkus tarafından ayrılmış hale gelerek bağlarını koparır. Nöral yolların izini sürmek için olan modern teknikler, korteks’in iletişim sisteminin beyini şekillendirmede de sorumlu olduğu varsayımını test etmeyi mümkün hale getirmiştir. Basit bir mekanik modele göre, eğer her bir akson ufak bir kuvvetle çekerse; kuvvetlice bağlantılı olan alanları kuvvetlice bağlayan aksonların birleşmiş gücü akson yollarını düzeltmelidir.’Dejenere olmuşun izini sürme olarak bilinen’, boya enjekte edilen korteks’in küçük bir bölgesinin, aksonların uçları ile çok meşgul olduğu ve esas hücre birliğini arkaya doğru taşıdığı aleti kullanarak enjekte edilen alana hangi bölgelere aksonları gönderdiğini göstermek mümkündür. Metod daha da fazlası; hem alanın bağlantılarının ne kadar yoğun olduğunu, hem de akson yollarının hangi biçimleri alacağını ortaya çıkarabilir. Bizim Rhesus makaklardaki büyük sayıdaki nöral bağlantılarının ‘Dejenere Olmuşu İz Sürme’ çalışmaları göstermiştir ki; tahmin edildiği gibi, pek çok bağlantılar düz veya hafifçe kıvrımlı yolları takip etmektedirler. Daha da fazlası; bağlantılar daha yoğunlaştıkça, daha düz olarak koşarlar. Nöral bağlantıların şekil verme gücü insan beynindeki sol ve sağ yarıkürelerdeki lisan bölgeleri arasındaki şekil farklılıklarında da belirli bir olaydır [ Norman Geschwind tarafından yazılan, Scientific American, Eylül 1979 makalesi olan “İnsan Beyninin Uzmanlığı’’ na bakın]. Örneğin; frontal ve arka lisan bölgelerini ayıran belirgin Sulkus Sylvian Çatlağı’nın biçimini ele alın. Beynin sol tarafındaki çatlak, sağ tarafındakinden epey bir daha yüzeyseldir. Asimetri ‘kavisli demet’ olarak adlandırılan, frontal ve arka lisan bölgelerini bağlamak için seyahat eden geniş demet, frontal ve arka lisan bölgelerini bağlamak için fisür<strong> </strong>(ince çatlak) etrafında seyahat eden ve Arkuate Faskikülüs olarak adlandırılan geniş doku demetinin anatomisiyle bağlantılı gözükmektedir. Bu gözleme ve sol yarıkürenin pek çok insanda ağırlıklı olarak lisandan sorumlu olduğu gerçeğine dayanarak; 2006’da soldaki kavisli demet’in sağdakinden daha yoğun olduğu hakkında bir tezi doğru varsaymıştık. İnsan beynindeki bir dizi imajlama çalışmaları bu asimetrik yoğunluğu teyit etmişlerdir. Daha sonra teoriye göre, daha büyük lif demeti daha büyük bir çekme gücüne sahip olmalıdır ve böylece, sağ taraftaki demetten daha düzdür. Bununla birlikte bu varsayım henüz test edilmelidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: blue;">Makrodan Mikroya</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Sadece mekanik güçler serebral korteks’in geniş ölçek özelliklerinden daha fazlasını şekillendirirler. Onlar onun katmanlı yapısının üzerindeki etkiye de sahiptirler. Korteks; hücrelerin yatay katmanlarından yapılmış, çok katmanlı pasta düzenine sahip bir şekilde yığılmıştır. Pek çok alan altı katmana sahiptir ve o bölgelerdeki kişisel katmanlar kalınlıkta ve düzende değişmektedirler. Örneğin, korteks’in ana duyuları yöneten bölgeleri kalın katman 4’e sahiptir ve gönüllü motor fonksiyonlarını kontrol eden bölge kalın katman 5’e sahiptir. Bu arada, korteks’in düşünme ve hafızanın temelini oluşturan bölgeleri, diğer şeyler arasında kalın katman 3’e sahiptir. Tabaka yapısındaki böyle varyasyonlar, bugün bile hâlâ kullanılmakta olan korteks haritasını yaratan en ünlü Alman anatomist Korbinian Brodmann tarafından 100 yıldan fazladır korteks’i <span> </span><span> </span>uzmanlaşma alanlarına bölmede kullanılmıştır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Kıvrımlanma, katmanların bağıntılı kalınlığını sanki sünger yığınını bükermiş gibi değiştirir. Gyri’de korteks’in baş katmanları gergin ve daha zayıftır, oysa sulki’de baş katmanlar sıkıştırılmıştır ve daha kalındır. Bağlantılar korteks’in derin katmanlarında zıt yönde hareket etmektedirler. Bazı bilimadamları bu gözlemlere dayanarak, katmanların şekillerinin nöronlar gerildiklerinde veya sıkıştırılırken değiştiğini ileri sürmüştür. Korteks’in içerdiği toplam alan ve nöronların sayısı aynıdır. Eğer öyleyse, kalın bölgeler (gyri’nin derin katmanları gibi) korteks’in zayıf bölgelerinden daha az nöronu kapsamalıdır. Bu izometrik olarak bilinen model, gelişim esnasında nöronların ilk olarak korteks’ten oluştuğunu ve daha sonra korteks’in kıvrımlandığını tahmin etmektedir. Analoji olarak, pirinç torbasını katlamayı hayal edin. Torbanın şekli değişir, fakat kapasitesi ve tanelerin sayısı katlamadan önce ve sonra aynıdır. Oysaki, makaklardaki prefrontal korteks’in alanlarındaki nöronların yoğunluğunun içerisine olan araştırmalarımız izometrik modelin yanlış olduğunu gözler önüne sermektedir. Frontal korteks’in temsili örneklerine dayanan görüşleri kullanarak; gyri’nin derin katmanlarının sulki’nin derin katmanları gibi nöronlarla beraber yoğun bir şekilde yerleştiklerine karar verdik. Çünkü gyri’nin derin katmanları daha kalındır, aslında gyri’deki birim alanının altındaki nöronlardan sulki’dekinde daha fazla vardır. Keşfimiz gyri ve sulki’yi biçimlendiren fiziksel güçlerin nöronal geçişi de etkilediğini açıkça ima etmektedir. İnsanlardaki gelişimsel çalışmalar bu öneriyi desteklemektedir. Sıralı olarak oluşmaktansa, korteks’teki nöronların yerleşimi ve korteks’in kıvrımlanması zamanla kısmen birbiriyle çakışır. Bundan dolayı; korteks kıvrımlandıkça, katmanların sonuçta oluşan gerilmeleri ve sıkışmaları gelişimde daha sonra korteks’in içine yerleşen yeni doğmuş nöronların akışını oldukça etkileyebilir, bu da korteks’in düzenini oldukça etkileyebilir. Daha da fazlası; kişilerin nöronlarının şekilleri korteks’in içinde nerede bulunduklarına bağlı olarak farklılıklar gösterir. Örneğin; gyri’nin derin katmanlarında yerleşik olan nöronlar yanlardan sıkışmıştırlar ve uzamış olarak gözükürler. Bunun tersi, sulki’nin derin katmanlarında yerleşmiş olan nöronlar gerilmiştirler ve düz görünmektedirler. Bu hücrelerin şekilleri korteks kıvrımlandıkça mekanik güçler tarafından değiştirilmiş şekilde kalıcıdırlar. Gyri ve sulki’deki nöronların şekillerindeki böyle sistematik farklılıkların onların fonksiyonunu etkileyip etkilemeyeceğini çözmek, merak uyandıran bir iddia olacaktır. Bilgisayar benzetimlerimiz onların bunu yaptığını ileri sürmektedir: Örneğin, çünkü kortikal tabaka gyri’de sulki’dekinden çok daha fazla kalındır. Gyrus’un altındaki nöronların dendritlerinin üzerine çarpan sinyaller, sulki’nin altındaki nöronların dendritlerine sinyallerin çarpmasından daha uzun yolu seyahat etmelidir. Araştırmacılar nöronların fonksiyonu üzerindeki bu fiziksel farklılıkların etkisini, kortikal bölge çalışmasını ve başlıbaşına olan nöronların aktivitesini dalgalanan kortikal bölgedeki çalışmayı kayıt ederek test edebilirler, bu da bizim bilgimize göre henüz üstlenilmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: #446a7b;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: blue;">Hasta bir etki mi?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Biçim ve fonksiyon arasındaki bağlantıyı tamamen anlamak için bilimadamlarının çok miktarda beyine bakmaları gerekecektir. İyi haber de, yapısal manyetik rezonans imajlama ve onu bilgisayarlar üzerinde üç boyutlu yeniden yapılandırma gibi non-invazif imajlama tekniklerini kullanarak yaşayan insan beynini gözlemleyebilmemizdir. Ölümden sonra elde edilen beynin herhangi özellikli klasik koleksiyonundan çok daha fazla miktarlardaki beyin imajlarını toplayabiliriz. Araştırmacılar beyin şeklini analiz eden karmaşık bilgisayar programlarını kullanarak bu yoğun veritabanları üzerinde sistematik olarak çalışıyorlar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bu araştırmanın anahtar bulgularından bir tanesi de, sağlıklı insanların kortikal kıvrımlarıyla zihinsel rahatsızlığı ilerlemeye başlayan hastaların nöronların bağlantılarının ve kıvrımlarının biçimlerinde belirgin farklılıklar bulunmasıdır.</span></span></strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> Doku bağlantıları ve kıvrımları arasındaki mekanik ilişki normdan gelen bu sapmaları açıklayabilir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Bu potansiyel bağlantıya olan araştırma hâlâ ilk evrelerindedir. Fakat geçen birkaç yıldan fazladır, pek çok araştırma takımı şizofrenik beyni olan hastaların normal insanların beyinlerine nazaran azalmış kortikal kıvrımlanma ortaya koyduğunu bildirmiştir.</span></strong> Bulgular tartışmalıdır, çünkü kıvrımlanmanın anormalliklerinin yeri ve türü kişiden kişiye çok farklılıklar göstermektedir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Fakat, diyebiliriz ki; beyin şekli genel olarak şizofren olanlarla sağlıklı insanlar arasında farklılık göstermektedir. Uzmanlar çoğu zaman şizofreniyi, ‘aklı karışmış nörokimyasal denge’ olarak nitelendirmektedirler.</span></strong> Yeni çalışma, akışın doğası bilinmeyen olarak kalsa da; beynin iletişim sisteminin devresinde ilaveten bir akış olduğunu ileri sürmektedir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Otizm teşhis edilen insanlar da, anormal kortikal kıvrımlar sergilemektedirler.</span></strong> Belirli bir biçimde, onların sulki’lerinin bir kısmı sağlıklı deneklerle karşılaştırıldığında daha derin ve uygunsuz olarak gözükmektedir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Bu bulgunun ışığında araştırmacılar, otizm’i ‘beynin yanlış tellemesinden kaynaklanan bir durum’ olarak gözönünde bulundurmaya başladılar.</span></strong>Beyin fonksiyonu çalışmaları otistik insanlarda uzak alanlar arasında iletişim azalırken, yakın çevredeki kortikal bölgeler arasında iletişimin arttığını göstererek bu fikri desteklemektedir. Bunun sonucu olarak bu hastalar, alakasız şeyleri dikkate almamada ve onu yapmak uygunken dikkatlerini değiştirmede zorluklara sahiptirler. <strong><span style="text-decoration: underline;">Zihinsel rahatsızlıklar ve öğrenme bozuklukları kortikal katmanların düzeninin anormallikleriyle de bağlantılı olabilirler.</span> </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Örneğin; 1970’lerin sonlarında Harvard Tıp Okulu’ndan nörolog Albert Galaburda, disleksi’de, serebral korteks’in ana iletişim sistemini biçimlendiren piramit şeklindeki nöronlarının frontal korteks’in lisan ve işitmeyle ilgili alanlarının katmanlarındaki normal pozisyondaki yerlerinden değiştiğini görmüştür. <strong><span style="text-decoration: underline;">Şizofreni de kortikal mimaride etkiler bırakabilir: Korteks’in bazı frontal alanları etkilenmiş olan bireyler, nöral yoğunlukta anormaldirler. Kortikal katmanlardaki nöronların anormal dağılımı; iletişimdeki sinir sisteminin temel fonksiyonunu en sonunda güçsüz bırakıp, onların bağlantı modelinin bozulmasına yolaçmaktadır.</span></strong> Araştırmacılar bu şaşırtan durumu, ileride açıklığa kavuşturabilecek otizm’li insanların korteks’lerindeki yapısal bozukluklarını, derinlemesine araştırmaya başlamışlardır. Gelişim esnasında oluşan diğer nörolojik hastalıkların da kortikal katmanlardaki sayılarında ve pozisyonlarında değişiklikler getirip getirmediğini araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Şizofreni ve otizm’i beynin yerleşik kısımlarının aksine nöral ağları etkileyen hastalıklar olarak düşünmek, teşhis ve tedavi için<span> </span>alışılmışın dışında olan stratejilere yönlendirebilir. Örneğin; bu duruma sahip olan hastalar öğrenmede disleksi’lerin görsel ve multimodal yardımlardan faydalandıkları gibi, beynin farklı kısımlarını bağlayan görevleri gerçekleştirmekten de yararlanabilirler. Modern nöroimajlama metodları, bilimadamlarının kortikal kıvrımların frenolojik görüşünü veya bir kişinin yeteneklerini gözler önüne serebilen farklı beyin alanlarındaki gri maddenin miktarını test etmelerine olanak sağlamıştır. Burada da, biçim ve fonksiyonu bağlamak endişe vericidir. Bağlantı; iyi belirlenmiş, koordineli zihinsel ve fiziksel egzersizle rutin halinde meşgul olan insanlarda en berrak haldedir. Profesyonel müzisyenler buna bir örnek teşkil etmektedirler. Yoğun bir şekilde pratik yapma ihtiyacı duyan bu kişiler, müzisyen olmayanlarla belirli enstrümanların kontrolüyle alakalı olan korteks’in motor bölgelerinde farklılıklar göstermektedirler. Daha kapsamlı zihinsel yetenekleri ayıran berrak kıvrımlanma örneklerinin anlaşılmaları hâlâ zordur.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: #446a7b;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;; color: blue;">Can sıkıcı varyasyonlar</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bizim daha çok aydınlatacağımız şey var. Özellikle, kişiler arasındaki kulak veya burun şeklinin değişikliğinin gelişimsel destekleyici unsurlarını anlayamadığımız gibi; kişisel gyri’nin nasıl belirli büyüklük ve şekle eriştiğini de henüz anlamıyoruz. Varyasyon çok karmaşık bir problem. Nöronlar arasındaki kortikal gelişim esnasındaki fiziksel etkileşimlerin farklılığının benzetimini yapmaya dayanan modeller gelecekte bu soruya ışık tutabilirler. Fakat, şimdiye kadarki modeller fiziksel etkileşimlerin karmaşıklığı ve mevcut olan gelişimsel verinin sınırlı miktarı sebebiyle henüz çok başlangıç niteliğindedirler. Korteks’in nasıl geliştiği hakkında daha fazlasını bilmek için bilimadamları istekli davranmaktadırlar. Dilek listemize ilavede bulunmak, onun yoğun iletişim sistemini oluşturan pek çok farklı bağlantıların oluşumunun detaylı bir çizelgesidir. Hayvanlardaki nöronları işaretleyerek, rahimde korteks’in farklı kısımlarının ne zaman geliştiğine karar verebileceğiz; bunun sonucu da, bilimadamlarının uzak katmanların veya nöronların gelişimini deneysel olarak değiştirmesine olanak sağlayacaktır. Anormal beyin morfolojisi ve fonksiyonunda sonuçlanan gelişimin sıralaması hakkındaki bilgi, olayları gözler önüne sermeye yardım edecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Farklı geniş semptomlarla olan nörolojik rahatsızlıkların alanı- şizofreni, otizm, Williams sendromu, çocukluk epilepsisi ve diğer hastalıklarda görülenler gibi- gelişimin farklı zamanlarında ortaya çıkan ve oluşumda olan, yer değiştiren veya süreç ters gittiğinde bağlayan nöronların setinin, katmanları ve bölgeleri etkileyen patolojinin bir sonucu olabilir.Beyni modellemede mekanik güçler yalnız değildir. Beyin şeklinin karşılaştırılması genetik programların da işlemekte olduğuna işaret ederek; beyinleri yakından bağlantılı olan insanların beyinlerinin, birbirleriyle bağlantılı olmayan insanların beyinlerinden daha benzer olduğunu göstermiştir. Belki de genetik süreçler korteks’in gelişiminin zamanlamasını kontrol eder ve basit fiziksel güçler sinir hücreleri doğdukça beyini şekillendirir, taşır ve kendi kendine organize olan bir şekilde birbirine bağlar. İnsanlar arasındaki ana kıvrımların hayret verici düzenliliğini, (birbirinin aynı olan ikizlerde bile farklılık gösteren küçük kıvrımların farklılığı da dahil), böyle bir kombinasyonu açıklayabilir.Beynin şekli hakkındaki şimdiki kavramların pek çoğu, (beyin şekli ve beyin fonksiyonu arasındaki bağlantı fikri de dahil), ilk kez bir asırdan fazladan önce teklif edilen fikirlerin bir halkasıdır. <strong><span style="text-decoration: underline;">Beyin şeklinin normal denekler ve beyin rahatsızlıkları olan hasta popülasyonları arasındaki sistematik karşılaştırmaları, beyin bölgesinin zihinsel fonksiyon ve işlev bozukluğuyla bağlantılı olduğunu doğrulamaktadır.</span></strong>Fakat<span> </span>beyini ölçmek için olan gelişmiş imajlama metodlarıyla bile, uzmanlar hâlâ birini gördüklerinde dahi veya suçlu korteks’ini ayırt edememektedirler. Genetik ve fiziksel prensipleri bileştiren korteks kıvrımlanmasının yeni modelleri morfoloji, gelişim ve bağlanabilirlik hakkında ne bildiğimizi bütünleştirmemize yardımcı olacaktır; böylece biz, nihayet bunların ve beynin diğer sırlarını ortaya çıkarabiliriz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyne-sekil-verme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Empati ve Ayna Nöronlar</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/empati-ve-ayna-noronlar/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/empati-ve-ayna-noronlar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 May 2009 21:37:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Ayna Nöronlar]]></category>
		<category><![CDATA[Empati]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=889</guid>
		<description><![CDATA[“Beni yargılamadan önce, benim makosenlerimle dolaşmalısın!” Empatinin tarifini bilgece yapan bir Kızılderili söylemi bu… Duygusal ve sosyal zekânın en önemli bileşenlerinden birisi olan empatinin sözlük anlamına baktığımızda; kendimizi bir diğer kişinin yerine koyup, onun gibi hissedebilmek ve düşünebilmek olarak tariflenir. Latince&#8217;deki &#8220;iç, içine, içinde&#8221; anlamına gelen &#8220;em&#8221; ön eki ile Grekçe&#8217;deki &#8220;duygu, acı, ıstırap, algılama&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: 16pt;" lang="TR">“Beni  	yargılamadan önce, benim makosenlerimle dolaşmalısın!</span><span lang="TR"><span style="font-size: 16pt;">” </span></span></span><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"> <span lang="TR"> <img class="alignright" src="http://indigodergisi.com/kzlderili%20ve%20makosen%2035.jpg" alt="" width="205" height="317" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Empatinin tarifini  	bilgece yapan bir Kızılderili söylemi bu… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Duygusal ve sosyal  	zekânın en önemli bileşenlerinden birisi olan empatinin sözlük anlamına  	baktığımızda; kendimizi bir diğer kişinin yerine koyup, onun gibi  	hissedebilmek ve düşünebilmek olarak tariflenir. Latince&#8217;deki &#8220;iç, içine,  	içinde&#8221; anlamına gelen &#8220;em&#8221; ön eki ile Grekçe&#8217;deki &#8220;duygu, acı, ıstırap,  	algılama&#8221; anlamına gelen &#8220;patheia&#8221; sözcüğünden türetilmiştir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Empatinin üç önemli  	aşaması vardır, önce gözlemleme sonucunda “<strong>o</strong>”nun gibi bakabilmek,  	sonra “<strong>o</strong>”nun gibi hissetmek ve düşünebilmek, son olarak da “<strong>o</strong>”na  	bunu ifade edebilmek&#8230;</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Empati kurmak, ilişkileri  	oluşturmakta ve doğru sosyalleşmede doğru kullanılması gereken önemli bir  	özelliktir. Doğru dozda empati sahibi olmak, hem özel, hem sosyal, hem iş  	ilişkilerinde başarıyı sağlayan faktörlerden birisidir. Genellikle  	anlaşmazlıklar esnasında dile getirilen klasik bir cümle vardır: ” <strong>Beni  	anlamıyor, algılamıyorsun</strong>” Bu cümlenin söylenişiyle biten ya da çıkmaza  	giren pek çok ilişki vardır.  Karşılıklı sevgi ve uzlaşma isteği olmasına  	rağmen ortada bir anlayamama problemi mevcuttur.  Bu anlayamama ve  	algılayamama sorununun temelinde yatan eksiklik empatinin doğru  	kullanılmamasıdır aslında… Ya kolayına kaçar ve sadece kendi gözlüğümüzden  	bakmayı seçeriz, ya da empati kurmayı gerçekten bilmeyiz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/ayna%20ve%20empati%2035.jpg" border="0" alt="" width="461" height="307" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Temelde ya empati  	yokluğundan ya fazlalığından doğan farklı durumlar empatinin dengelenmesi  	ile kolayca çözümlenebilir. Özellikle modern toplumda dozu şaşan ( daha çok  	azalan) empatiyi dengelemek ve aile ile iş ilişkilerinde doğruyu bulmak için  	empati kursları- testleri uygulamaları başlamıştır artık doğal olarak… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Empatinin dozu açısıyla  	bakıldığında, az empati yapan kişilerin genellikle sadece kendi doğrularını  	kabul ettiklerini, bir diğerine kabul ettirmekte güç (eğer varsa)  	kullandıklarını, kuralcı, sert ve prensipli göründüklerini kolayca  	söyleyebiliriz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Yüksek empati sahibi  	kişiler ise yoğun bir duygusallığa sahiptirler, bu nedenle karşılarındaki  	kişinin acısından ve kötü talihinden çok etkilenirler. Örneğin, bu insanlar  	bir kitabı sadece okumazlar, yaşarlar; dolayısıyla potansiyel olarak büyük  	tehlike altındadırlar. Ancak güçlü bir karakter ve savunma mekanizması zarar  	görmelerine engel olabilir. Objektif ve gerçek gözlem yaptığımızda bu  	insanların bu dünyaya <strong>bilinen ölçülerde</strong> tutunamamış olduğunu fark  	edebilirsiniz. Bu tür insanların üstün pek çok özellik ve kabiliyetinin yanı  	sıra gereğinden fazla empatiye sahip oldukları için kendi öz haklarını  	gerçek anlamda koruyamamış olduklarını tespit edebilirsiniz ve sürekli  	karşısındakini hissetmeye çalışmaktan ipin ucunu kaçırıp, kendilerini  	savunmasız bıraktıklarını kolayca görebilirsiniz. Bu durumun patolojik bir  	hale gelmesiyle fazla empatiye sahip insanların, hayatlarının bir döneminden  	sonra bıkkın, bezgin ve kırgın olarak yaşamaya devam ettikleri bir  	gerçektir. Bu tür insanlar belki o güçlü savunma mekanizmasına sahip  	olmadıkları için, belki de bu savunmayı kullanmayı tercih etmedikleri için  	zarar görmeye devam ederler ömür boyu…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/baarsz35.jpg" border="0" alt="" width="459" height="384" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Genel tariflerin ve  	psikolojik empatinin dışında, empatinin çoğunlukla telepati ile iç içe  	geçmiş parapsikolojik alt durumları ve özelleşmiş empati olguları vardır.  	Çoğu zaman birer fenomen olarak tanımlanmaya uyan bu özel durumlar sanılanın  	aksine pek çok bilimsel araştırma alanının içinde kendine yer buluyor  	aslında. Bilinç -düşünce-irade- kader ve hatta akıl okuma olgularını  	yakından ilgilendiren ilginç araştırmalara her gün yenisi ekleniyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/noronlar%2035.jpg" border="0" alt="" hspace="7" vspace="2" width="167" height="112" align="right" />Taklitçi  	Hücreler: Ayna Nöronlar</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">İnsan bedeninin ve  	beyninin bir örneği empatide olduğu gibi keşfedilmesi gereken milyonlarca  	faaliyeti vardır. Gülmek, esnemek, ağlamak, karamsarlık, neşe, coşku, hüzün  	vb. gibi pek çok davranış ve duygu biçimi insanlar arasında kolayca  	yayılabilen ve taklit edilen duygulardır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">İnsan beyninin işlev  	gören kısmının nöronlardan oluşur ve bu nöronlar elektrikle çalışır. Her bir  	nöron yüz mili volt elektrik enerjisi üretildiğinde aktif olarak çalışır  	hale gelir. Buna aksiyon potansiyeli ismi verilir. Beynimizde yaklaşık yüz  	milyar nöron vardır. Bu nöronların çalışması günümüzde EEG denilen aletle,  	elektrik akımı ölçülerek incelenebiliyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Beynin çalışması  	fonksiyonel manyetik rezonans (fMR) ve pozitron emülsiyon tomografi (PET)  	cihazlarıyla da araştırılabiliyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/noronlar2%2035.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="192" height="153" align="left" />Nöronların  	çalışmasıyla açığa çıkan enerji çok yüksektir. Bu enerji pek çok soruya  	kaynak olabilir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">“Beyin bu yüksek miktarda  	enerjiyi nasıl kullanıyor, parapsikolojik olaylarda bu enerjinin rolü var  	mı? “ </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">İşte bu gibi sorulara  	cevap aramak için yapılan bir araştırmada on yıl öncesine kadar bilinmeyen  	bir nöron yapısı keşfedildi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">İtalya&#8217;da Parma  	Üniversitesi&#8217;nden Giovanni Rizzolatti, Vittorio Gallese ve ekibi 1996  	yılında, makak maymunun beyninin ön lobunda <strong>&#8216;ayna nöron&#8217;</strong> adını  	verdikleri değişik bir motor nöron hücresi keşfettiklerini duyurdular. Yakın  	zamana kadar, motor nöronların yalnızca salgı bezleri ve kas devinimlerini  	denetleyen uyartıları gönderen sinir hücreleri olduğu sanılırdı. Bilim  	adamları 	<img src="http://indigodergisi.com/maymun%2035.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="5" width="242" height="158" align="right" />beyin  	hücrelerini, nöronları test etmekteydiler ve maymunlar ne zaman bir fıstık  	alsalar nöron aktivitelerinden tespit edilmiş özel bir ses duymaktaydılar.  	Daha sonra bir gün maymunlar hareket etmeden dururlarken bir bilim adamı  	fıstıklara uzandı ve maymunun  nöronu sanki kendileri uzanıp alıyormuşçasına  	aynı aktiviteyi gerçekleştirdi.. Bu durum bir şeyi açıklığa kavuşturuyordu:  	“Bir şeyi görmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydi!” Yani, bu nöron birisini bir  	şey yaparken seyrederken sanki kendisi yapıyormuş gibi aktive olmaktaydı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/gulen%20yuz%2035.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="155" height="170" align="right" />Bu  	nöronlar tabii ki insanlarda da mevcut. Katıla katıla gülen kendimizi  	alamayıp gülmeye başlarız. Bunun gibi gerginlik, gerginliği; neşe, neşeyi  	bulaştırır. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken gerilen kaslarının,  	kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700  	milisaniye içinde kımıldadığı saptanmış. Çevremizde biri esnese çok geçmez  	tek tük başka esneme sesleri ardı sıra dizilir. İnsanın ayna nöron sistemi,  	maymunlardan farklı olarak sol yarı kürede ve özellikle dille bağlantılı  	Broca alanında toplanmıştır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ayna nöronların  	varlığının empati ile ilişkilendirilmesi ile konunun içinde pek çok parantez  	açılması sağlanmıştır. Parantezlerin her biri ise bilimdışı bildiğimiz pek  	çok olgu için açıklayıcı kaynak olmuştur.  Birkaç paranteze birlikte  	bakalım:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/suru%20coban%2035.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="204" height="206" align="right" />• </span><span lang="TR"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;">Sürü  	psikolojisinin temel nedeninin ayna nöronlar olduğu konusunda ileri sürümler  	var. Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yard. Doç. Dr. Emre  	Özgen,  bir konferansta yaptığı konuşmada, 10 yıl önce tek hücreli  	ölçümlerle bulunan &#8220;ayna nöron&#8221;ların, son yılların çok ilgi gören  	nöropsikolojik buluşlarından biri olduğunu belirmiş. Konferansta  Fransa  	Jean Nicod Enstitüsü Öğretim Üyesi Pierre Jacob’un ekip çalışmasından  	dayanakla, çete davranışları ve sürü psikolojisi gibi öğelerin altında insan  	beynindeki &#8221;ayna nöron&#8221;ların bulunduğunun düşünüldüğünü söylemiş… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/otistik35.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="251" height="237" align="left" />• </span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ayna nöronlarla  	ilgili bir başka çarpıcı parantez, otistik çocukların ayna nöron  	mekanizmasının arızalı olmasıdır. Otizm, Yunanca autos (kendi) sözcüğünden  	geliyor. Türkçeye kendicilik diye çevrilebilir. Otistik çocuğun çektiği  	temel zorluklardan biri, metafor (eğretileme) ve metonim (düzdeğiştirmece)  	gibi söz oyunlarını anlayamamalarıdır. Örneğin, &#8216;Yumruğunu sık!&#8217;  	denildiğinde, çocuk bir eliyle yaptığı yumruğu öbür eliyle sıkıyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/akl%20okuma35.jpg" border="0" alt="" width="226" height="217" align="right" />• </span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Parapsikolojik  	kabul edilen başka bir konu var ki, akıl okumak diye de adlandırılır&#8230;  	 Bazı insanlar bir diğer kişinin beyninin içinden geçeni rahatça  	algılayabiliyorlar. Özellikle empati duygusu fazla olan insanlarda gelişmiş  	olan akıl okuma yeteneği, telepati adını da alabiliyor ve empati ile iç içe  	geçiyor bu noktada. Ayna nöronlar ile ilişkilendirilerek açıklandığında  	telepati bilimsel bir izaha kavuşabiliyor: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Birinci şahsın bilinç  	dışında bulunan duygu, hayal gücü veya sezgiden sorumlu kısımlarında  	elektriksel aktivite oluşur bu aktivite bilinç dışında bulunan telepatiden  	sorumlu ayna nöronlarını uyarır ayna nöronlarından enerji açığa çıkar bu  	enerji evrene yayılır, alıcı kişiye ulaşır ve alıcı kişideki ayna  	nöronlarını uyarır. Burada oluşan aksiyon potansiyeli duygu durumu  	değiştirir bir his bir sezgi açığa çıkarır, çoğu kişi bu bilinçli  	zihinleriyle bu hisse bir anlam veremeyebilir, ancak altıncı hissi 	<img src="http://indigodergisi.com/astral35.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="207" height="264" align="left" />kuvvetli  	diye tabir ettiğimiz kişiler ile trans haline girmek suretiyle bilinçlerinin  	engelleyici etkisini kapatmayı öğrenmiş kişiler buna daha iyi anlam  	verebilirler. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Gönderilen mesaj alıcıda  	bilinç seviyesinde anlaşılamazsa bir iç sıkıntısı olarak tezahür edebilir.  	Altıncı his, telepati, pozitif –negatif enerji gönderimi gibi parapsikolojik  	yeteneklerde bu konuyla ilgili nöron grupları tarafından gerçekleştirilir.  	Üzerinde çalışılırsa ustalık kazanılabilir. Ancak bazı kişiler doğuştan daha  	yeteneklidir. Uzaktan görme-işitme gibi psişik yeteneği olan insanlar, ABD  	ve İngiltere’de bazı çözümlenmesi mümkün olmayan adli olaylarda polis  	tarafından görevlendiriliyor. Bu insanlar nasıl oluyor da uzaktan  	görebiliyorlar düşünmek gerek. Uzaktan hissedebilme yeteneğinin gelişmesiyle  	beyin ve düşünce kontrolleri konusundaki komplo teorilerinin dayandığı bir  	takım bilimsel gerçekler olmasa üzerine kitaplar yazılmaz.</span> <span lang="TR">(Adam Fawer- OLASILIKSIZ) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Biyoelektromanyetik  	dalgalarla, düşünme sırasında hücreler arasındaki iletişimin sağlanması ve  	ayna nöronları sayesinde bir diğer insan tarafından diğer kişi harekete  	geçmeden önce geriye kontrol eden ve durduran düşünceler gönderilmesi  	üzerine kurulu olan bu kitabın içindeki senaryo hiç de akla uzak gelmiyor  	doğrusu… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/boyut35.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="184" height="285" align="right" />Derin  	hipnozlarda kişilerin astral yolculuk yapabildikleri söylenir. Uzaktan görme  	mekanizmasını açıklayacak olursak beyinde ayna nöron grubu uzaktaki bir olay  	için enerji gönderir. Enerji, gönderilen yerden geri yansır ve alıcı  	nöronlarca algılanır. Bu işlem aynı ultrasonla insan karnında bir görüntü  	oluşturmayı andırır. Görüntü bilinç dışında oluşur, çok net değildir.  Bunu  	yorumlayacak şahsın bilgi, beceri, yetenek ve tecrübesi olaya açıklık  	getirir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Evrene bakılırsa hemen  	her şeyin dalga hareketi (iniş- çıkışlar) yaptığı görülür. Gece-gündüz,  	siyah-beyaz, ses ve en önemlisi ışık; dalga hareketi yapar, örnekler  	çoğaltılabilir. Bir grup bilim adamı zamanın da dalga hareketi yaptığına  	inanıyor. Zaman dalga hareketi yapıyorsa, zaman içinde yolculuk mümkün  	olabilir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Zamanın dalga hareketi  	yaptığı varsayımından yola çıkarsak, zamanın farklı boyutlarında, aynı yerde  	yaşamın cereyan ettiği düşünülebilir.  Geleceği görebilen insanlar  	beyinlerindeki ayna nöronlarını kullanarak bunu bilinç dışlarından  	yapabiliyorlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bütün bu parantezlerin  	açılımından çıkan sonuçları değerlendirirsek eğer birkaç şıkta  	toplayabiliriz: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #808080; font-size: x-small;">• </span> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ayna nöronlarının  	bulunduğu nöron grupları bilincimizin dışındadır.( doğal yapımızın içinde  	yaratılışımız gereği mevcuttur ve motor nöron adı verilir) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #808080; font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/telepati%2035.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="2" width="256" height="203" align="right" />• </span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu nöron  	gruplarından gelen verileri değerlendirmeyi engelleyen düşünce ve olaylar,  	doğru değerlendirme yapmamıza engel olabilir. (Fazla empati nedeniyle  	kişisel başarısızlık örneğinde olduğu gibi bilinçli düşünce ile motor olanı  	dengeleyememek)</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #808080; font-size: x-small;">• </span> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ayna nöronlarından gelen  	verilerin doğru değerlendirilmesi için trans hali oluşturularak engelleyici  	düşüncelerin uzaklaştırılması gerekir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">(Motor özelliği olan bu  	nöronları tam algılayabilmek için diğer istemli düşünce ve duyuları  	durdurabilmek, meditasyon için istenen “<strong>düşüncesiz</strong>” kalmayı başarmak  	gerek) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #808080; font-size: x-small;">• </span> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ayna nöronlarından uyku  	esnasında da veri gelebilir (haberci rüyalar, istiareye yatmak) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; color: #808080; font-size: x-small;">• </span> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu yetenek  	geliştirilebilir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Parantezlerin sayısı  	arttırılabilir ve gerçekten parapsikoloji – metafizik- bilimdışı kabul  	edilen pek çok şey için mantıklı açıklamalar oluşturulabilir. Sonuç olarak  	empati hayatımızın pek çok alanında doğru dozda kullanılması ve  	geliştirilmesi gereken bir yetenek. Azlığında duyumsamazlık, egoizm,  	iletişim sorunları, otizm, vicdansızlık, utanmazlık gibi hiç de istenmeyen  	negatif psikolojik olgulara neden olur. Gereğinden fazla ve tek taraflı  	kullanıldığında kişisel başarısızlık, yalnızlık, mutsuzluk gibi duygularla  	yaşamaya mahkum eder. Dozunda kullanılıp, geliştirildiğinde başarı ve  	çekicilik getiren bir sürü yeteneğe sahip olmayı sağlar. Empati hemen her  	ilişkide hüküm sürer. En güzel aşklar empatinin gelişmesiyle zirveye çıkar  	ve uzun süre yaşar. Empatisiz, ya da tek taraflı empatinin olduğu aşkın en  	tutkulusu bile bitmeye mahkumdur. Oyun bile oynayamayız empatisiz. Sanatçı  	kurduğu empati yoluyla yapıtını ortaya koyar ve izleyen, bu yapıtla kurduğu  	empati yoluyla baştaki yaşanmışı yaşar. Utanç, mahcubiyet duygularının  	haysiyet, şeref duyumlarının ardında da empati vardır. Belki en çarpıcı  	olanı, kendimizde bir başkasını yaşatarak bu bölünmenin, aynı konuda karşıt  	duygular yaşamamıza yol açmasıyla vicdanı olanaklı kılmasıdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/testere135.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="170" height="132" align="right" />Empatinin  	yanlış kullanılmasıyla; birbirine yürek kapılarını kapatmış, kendi  	kimliğinin ve egosunun ötesini duyamayan, her türlü ilişkisinde başarısız ve  	toplumsal bir otizmin pençesinde ya da sürü psikolojisinin tekdüze boyun  	eğmişliğinde kaybolmuş bulabiliriz kendimizi… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ne güzel söylüyor  	atasözümüz; </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><strong><span lang="TR">OLMA KESER GİBİ  		HEP BANA, OLMA RENDE GİBİ HEP SANA, OL TESTERE GİBİ BİR SANA BİR BANA!</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><strong><span lang="TR">Bindiğiniz dalı da  		kesmemeniz dileğiyle…</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><strong><span lang="TR">Kaynak : <a href="http://indigodergisi.com/nesrin35.htm" target="_self">İndigo Dergisi &#8211; Nesrin Dabağlar</a><br />
</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/empati-ve-ayna-noronlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mârifetnâme&#8217;de &#8220;Evrim&#8221; Açıklaması</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/marifetnamede-evrim-aciklamasi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/marifetnamede-evrim-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 14:26:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed BAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurumlu İbrahim Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Marifetname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=801</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İslamiyet ve bilim aynı şeyi söylemekte olup, arada yalnız isim farkı vardır.&#8221; —Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. (Mârifetnâme) Günümüz bilgileri ışığında yeryüzündeki canlıların öyküsünün yaklaşık 4 milyar yıl önce başladığı, insanın da dahil olduğu primat takımının ise yaklaşık 70 milyon yıllık bir geçmişe sahip olduğu kabul edilir. Peki bu canlılar bir anda bu haliyle varolmuş ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em><img class="alignleft" src="http://www.hafif.org/imaj/exorientelux/erzurumluibrahimhakki2.jpg" alt="" width="193" height="230" /></em></p>
<p style="text-align: right;"><em>&#8220;İslamiyet ve bilim aynı şeyi söylemekte  		olup, arada yalnız isim farkı vardır.&#8221;<br />
</em><span style="font-style: normal;">—</span>Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.  		(Mârifetnâme)</p>
<p>Günümüz bilgileri ışığında yeryüzündeki canlıların öyküsünün yaklaşık  		4 milyar yıl önce başladığı, insanın da dahil olduğu primat takımının ise  		yaklaşık 70 milyon yıllık bir geçmişe sahip olduğu kabul edilir. Peki bu  		canlılar bir anda bu haliyle varolmuş ve milyonlarca yıldır yaratıldığı  		gibi mi durmaktadırlar, yoksa bir değişim sözkonusu mudur?</p>
<p>Bu yazımızda Tasavvuf ve Bilimin bu konuya getirdikleri bazı açıklamalara  		yer vereceğiz.</p>
<p>Konuya girmeden önce, günümüzde tartışıldığı şekliyle evrim konusundaki  		bir yanlış anlamayı belirleyelim. Bir çok yerde olduğu gibi Türkiye’de de  		nedendir bilinmez Darwin’e atfedilen evrim teorisi aslında Darwin’in söylediklerinden  		farklıdır. Örneğin Darwin hiçbir zaman &#8220;insan maymundan gelmiştir&#8221; dememiştir.  		İnsan ve maymunun tarih sürecindeki gelişimlerine bakılınca, milyonlarca  		yıl öncesinde yaşamış olan ortak bir atadan geldikleri teorisini ileri sürmüştür.  		Buna göre, aradan geçen milyonlarca yıllık süreçte bu ortak atanın bazı  		üyelerinin genlerinde tamamen şansa bağlı olarak bazı değişiklikler ortaya  		çıkmış ve onları diğerlerinden farklı kılmıştır. Zamanla bu değişikliklere  		yenileri eklenmiş, ortam şartları nedeniyle ortaya çıkan doğal ayıklanma  		sürecinin de eklenmesi ile bu değişiklikler bugün bildiğimiz primatların  		ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>
<div class="blogquoteleft">İnsan kromozom haritasında yapılan bilimsel incelemeler, 2 numaralı  			insan kromozomunun aslında iki kromozomun uç uca eklenmesinden meydana  			gelmiş büyük bir kromozom olduğu gerçeğini gün ışığına çıkarmıştır.</div>
<p>Öyle veya böyle, bugün artık insanların kafasında sorgulanan ve ne derece  		doğru olduğu anlaşılmaya çalışılan bir evrim olgusu sözkonusu.</p>
<p>Evrim teorisine karşı olanların ileri sürdükleri savlardan biri, maymunların  		24 çift farklı kromozom taşıdıkları, insanlarda ise bu rakamın 23 çift yani  		46 olduğudur. Eğer ortak atadan geliniyorsa her iki türün de aynı sayıda  		kromozom taşıması gerekirdi. Aslında bu mantık son derece doğrudur. Ancak  		insanın maymundan bir eksik kromozom taşıdığı önkabulü doğru değildir. Çünkü  		insan kromozom haritasında yapılan bilimsel incelemeler, 2 numaralı insan  		kromozomunun aslında iki kromozomun uç uca eklenmesinden meydana gelmiş  		büyük bir kromozom olduğu gerçeğini gün ışığına çıkarmıştır.</p>
<p>Yine evrim karşıtı savlardan bir diğeri, canlıların çevre şartlarının  		değişimine uymak amacıyla değişimlerinin kısa sürede ortaya çıkamayacağı  		şeklindedir. Oysa bu sav da gerçeği ifade etmekten uzaktır.</p>
<p>Geçtiğimiz 2008 yılının büyük bölümünü geçirdiğim ABD&#8217;de, bulunduğum  		üniversitelerde kendi çalışma konum dışında görüşme fırsatı bulduğum diğer  		disiplinlerdeki bilim insanlarından evrim konusunu gün ışığına çıkaran bazı  		gelişmeleri de izleme fırsatım oldu. Örneğin, 1988 yılında Michigan State  		Üniversitesi araştırmacılarından Richard Lenski&#8217;nin, E.coli bakterileri  		üzerinde başlattığı çalışma bu yönde önemli bulgular içeriyor. Lenski ve  		arkadaşları, araştırmalarında bakterilerin besi ortamındaki glikoz miktarını  		çok azaltarak zaman içerisinde bu yeni çevre şartına adapte olup olmayacaklarını  		belirlemek istemişler. Bakteriler faaliyetlerini sürdürebilmek ve çoğalmak  		için glikoza gereksinim duyarlar ve uzun yıllar devam eden bu deneyde, yaklaşık  		35 bin nesil sonra bakterilerden bir kısmının ortama adapte olmak üzere  		değiştikleri ortaya çıkmış. Deneyin başında dondurularak buzluklarda bekletilen  		klonları ile karşılaştırıldıklarında, değişim yaşayan bakterilerin iki kat  		daha hızlı çoğaldıkları ve ayrıca hücrelerinin iki kat daha büyük hale geldiği  		belgelenmiştir. Bulgulardan ilginç olan bir diğeri ise değişimin çok yavaş  		ve uzun zaman içerisinde olmak yerine zaman zaman kümeler halinde ortaya  		çıkması olmuştur. Yani, değişimin sanki dalgalar halinde geldiği; uzun bir  		süre hiçbir değişim olmadığı ancak kısa sürede önemli değişiklerin olduğu,  		bunu yine değişimsiz geçen uzun bir sürenin takip ettiği gözlemlenmiştir.  		Bir diğer değişle Lenski’nin bulguları Darwin&#8217;in &#8220;doğal seleksiyon&#8221; teorisini  		doğrulamıştır. Bakteriler, çevre şartlarına uymak üzere değişim yaşamışlardır.</p>
<p>Bernhard Palsson başkanlığında bir diğer araştırma grubu ise E.coli bakterisini  		glikoz yerine sabun yapımında kullanılan gliserolle beslemeye başlamış;  		normalde gliserolden çok az faydalanabilen E.coli&#8217;nin kontrollü laboratuar  		şartları altında sadece 44 gün sonra (660 E.coli nesli demektir) gliserolden  		çok iyi yararlanabilir hale geldiklerini görmüşlerdir. Yine bakteriler çevre  		şartlarına uyum gösterecek yapısal değişikliği kazanmışlar ve ilk halleri  		ile karşılaştırdıklarında iki kat daha hızlı büyüyen yeni bakteriler ortaya  		çıkmıştır.</p>
<p>Bunun gibi örneklerin sayısını artırmak mümkün. Bakterilerin antibiyotiklere  		karşı nasıl dayanıklı hale geldiklerini çoğumuz duymuşuzdur. Örneğin günümüzde  		her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden olan verem hastalığı etmeni başlangıçta  		özel antibiyotiklerle öldürülebilmiş fakat aradan geçen sürede bu bakteriler  		kullanılan ilaçlara karşı dayanıklı hale gelmişlerdir. Bu sebeple, verem  		tedavisinde karşılaşılan antibiyotik direnci halen en önemli sorundur.</p>
<div class="blogquoteleft">Evrim teorisinin kurucusu Darwin&#8217;den (1809-1882) yaklaşık bir asır önce  			Anadolu&#8217;da yaşamış olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1772),  			canlı yaşamın tâbi olduğu &#8220;evrimi&#8221;, Marifetnâme isimli eserinde açık  			biçimde dile getirmiştir.</div>
<p>Gelelim bu konuya tasavvuf ehlinin bakışına. Evrim teorisinin kurucusu  		kabul edilen Darwin&#8217;den (1809-1882) yaklaşık bir asır önce Anadolu&#8217;da yaşamış  		olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1772), canlı yaşamda bir &#8220;evrim&#8221;  		sözkonusu olduğunu Marifetnâme isimli eserinde şu sözlerle açık biçimde  		özetlemiştir:</p>
<p>&#8220;<em>Hak Teala&#8217;nın emir ve tesiri ile felekler ve yıldızlar hareket edip,  		dört unsuru istihale (evrim) ile birbirine karıştırıp yoğurmuşlardır. Böylece,  		önce madenler, sonra bitkiler, daha sonra hayvanlar meydana gelmiştir. Hayvan  		kemalini bulduğunda insan zahir olmuştur. Bu bileşik cisimlerin dört mertebesi  		arasında yani maden, bitki, hayvan ve insan arasında aracı bileşik cisimler  		de vardır. Madenler ile bitkiler arasında vasıta ve geçit olan mercandır&#8230;  		Bitkiler ile hayvanlar arasında geçit hurma ağacıdır. Çünkü o bitki olmasına  		rağmen hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça (döllenme olmayıp) neticesi  		hurma olmaz. Hayvanlar ile insanlar arasında geçit olanların en açığı maymundur.  		Çünkü bütün organları, kıl ve kuyruğundan başka dışı ve içi insana benzer.   		Mercan, hurma ağacı ve maymun gibi maden, bitki, hayvan ve insan arasında  		geçit olanların varlıklarındaki hikmet, her birinin kendi mertebesi aşağısından  		son yükseklik derecesine ulaşması, varlıklardaki mertebelerin o silsile  		yoluyla tertip edilmesi ve insanlık mertebesinde nihayet bulmasıdır. Zamanın  		devretmesinin tamamlayıcısı ve cihan varlıklarının özü insanın var olmasıdır.  		Yedi yüksek babanın (felekler) ve dört aşağı ananın (anasır-ı erba&#8217;a) ve  		üç bileşik cisimlerin (mevalid-i selase) neticelerinin özü insan bedenidir.  		Belki iki cihandan sebep ve gaye, ancak hazret-i insandır&#8230;</em></p>
<p><em>Bu şerefli vücudun yükselişinin başlangıcı madenler olmuştur. En önce  		kaygan çamurdur, sonra taş mertebelerine yükselmiştir, sonra kıymetli cevherler  		mertebesine vasıl olmuştur&#8230; o mertebeden de yükselerek tohumsuz biten  		bitkiler mertebesine varmıştır. Sonra tohum ile biten bitkiler mertebesine,  		oradan ağaç şeklini alıp hurma ağacına kadar varmıştır. Hurma mertebesinden  		hayvanların mertebelerine yükselip nice seneler o mertebede ömür sürmüştür.  		Oradan fiil ve şekil bakımından insana benzeyen yarı insan (nesnas) ve maymun  		mertebesini bulup daha da yükselerek insan şekline gelmiştir.</em>&#8221; (Marifetname,  		Bedir Yayınevi, s.57-60)</p>
<p>Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).  		(15/Hicr:26)</p>
<p>Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (insan şekli  		verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) halkettik.</p>
<p>Elleziy ahsene külle şey&#8217;in halakahü ve bede&#8217;e halkal&#8217; insâni min tıyn.  		(32/Secde:7)</p>
<p>O herşeyi güzellikle halkedendir ve insanı halketmeye balçıktan (tıyn&#8217;den)  		başlamıştır.</p>
<p>İz kale rabbüke lil melaiketi inni halikum beşeren min tiyn. Fe iza sevveytühu  		ve nefahtü fihi mir ruhiy fekau lehu sacidin. (38/Sad: 71-72)</p>
<p>Rabbin Melâikeye demişti ki: Ben balçıktan (tıyn&#8217;den) bir beşer halkedeceğim.  		Onu tesviye ettiğim (kıvama erdirip tamamladığımda) ve ona ruhumdan nefheylediğimde  		derhal ona secdeye kapanın.</p>
<p>Ve iz kale rabbüke lil melaiketi inni cailün fil erdi halifeh, kalu e  		tec&#8217;alü fiha mey yüfsidü fiha ve yesfiküd dima&#8217;&#8230; (Bakara: 30)</p>
<p>O vakit rabbin melâikeye &#8220;Ben Arzda muhakkak bir halife kılacağım&#8221; dediğinde,  		onlar &#8220;orada fesat edecek ve kanlar dökecek bir mahlûk mu var kılacaksın?&#8221;&#8230;  		dediler.</p>
<p>[Genellikle yaratma diye çevrilen halak kelimesi "form vermek" anlamındadır.  		Buradaki ceala, "kılmak" manasındadır.]</p>
<p>Mârifetnâme&#8217;ye ilaveten birçok diğer eserde de, cansızlardan gelişip  		bitkiye, bitki düzeyinden hayvan düzeyine ve oradan insana doğru işleyen  		sürece İslâm alimleri tarafından sürekli değinilmiştir.</p>
<p>&#8220;<a class="devamm" href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/hologram">Holografik Bakış</a>&#8221; isimli kitabımızda yer verdiğimiz üzere, Modern Bilime  		göre, evrendeki her şeyin ortaya çıkışı, atomaltı düzeydeki “olasılık dalgalarının”  		ancak gözlemci insan bilinci tarafından, belirli özellikler şeklinde kavranmasıyla  		gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, içinde yaşadığımız bu âlem, atomaltından  		bakıldığında “olasılık dalgaları” diye gözlenen, henüz hiçbir şeyin sınırı  		ve şekli olmadığı o boyutun, tabiri caizse, “şuur dediğimiz kodla sistemleşmesi”  		ve &#8220;çeşitli suretlere bürünmesi&#8221; şeklinde oluşmaktadır. Tasavvuf terimleriyle  		ifade edersek; varlık, varoluşu itibariyle, tümüyle özündeki o “ilmi kodla”  		belirlenmiş ölçü ve düzene (tertip ve nizama) tabidir ki, âlemlerdeki her  		zerre, varoluşuyla onun hükmü altındadır! Yaşam, bu sistemin işleyişini  		oluşturan, “evrenin geni” diyebileceğimiz o şuursal kod –“levh-i mahfuz”  		tabiriyle işaret edilen yaşamın orijinal yapısı– ile sabittir . Bir başka  		ifadeyle, evrendeki her oluşum yaratılmadan evvel Allah ilmindeki “hüküm  		ve takdir” boyutunda yazılıdır.</p>
<div class="blogquoteleft">&#8220;Evrim&#8221; denen değişim, birimlerin varoluş nedenini yani kendilerini  			&#8220;gerçekleştirmeleri&#8221; sürecidir.</div>
<p>Evrimi inkâr etmenin, &#8220;canlı yaşamında değişim sözkonusu değildir, herşey  		bir anda bu haliyle varolmuştur ve tüm canlılar milyonlarca yıldır yaratıldığı  		gibi durmaktadır&#8221; türünden bir kanaati savunmaktan öteye gidemeyeceği açıktır.  		Oysa, Tasavvuf ve Modern Bilim verileri ışığında değerlendirdiğimizde görürüz  		ki, bugün evrim sonucunda kazanılmış özellikler olarak gördüklerimiz, yukarıda  		değindiğimiz esas üzere, canlıların ezelinde (boyutsal derinliğinde) takdir  		edilmiş bir gayedir ve &#8220;evrim&#8221; denen değişim, birimlerin varoluş nedenini  		yani &#8220;kendilerini gerçekleştirmeleri&#8221; sürecidir. Zira canlıların her zerresinde,  		kendi varoluşlarını sağlayan yapısal ilim ve potansiyel kudret (bilinç ve  		enerji) mevcuttur ve evrim, orijinal tasarımın (çok uzun sürelerde) realizasyonu  		olarak anlaşılmalıdır. Bunun en açık örneklerinden birisi, uygun koşullar  		altında, değişim için gerekli potansiyeli zaten başlangıçtaki yapısında  		barındıran bir yumurtanın, sonuçta dünyaya gelecek olan yeni canlıyı oluşturmak  		üzere çeşitli aşamalar geçirerek kendini gerçekleştirmesidir.</p>
<p>Ancak &#8220;evrim&#8221;, Modern Bilim öncesinde ateistlerin dayandırdığı gibi tamamen  		&#8220;şansa bağlı olarak gelişen değişiklikler süreci&#8221; şeklinde olmayıp, atomaltı  		düzeyde tümü birbiriyle ilintili olan birimlerin, varoluş nedenleri istikametinde  		ortaya çıkışları esasına dayanmaktadır. Darwin&#8217;den önce, 1809&#8242;da yayınladığı  		Zoolojik Felsefe isimli kitabında Lamarck&#8217;ın öngörüleri de bu yöndedir.  		Zira Darwin, evrimin tamamen çevresel koşullardan kaynaklandığını ve doğal  		seleksiyonla oluştuğunu iddia ederken, Lamarck, değişimin, türlerin tabiatında  		var olan evrimleşme özelliğinden kaynaklandığını öne sürmüştür.</p>
<p>Eğer Tasavvuf öğretisinin günümüz kavramlarıyla dile gelişi olan Modern  		Bilimde vurgulanan &#8220;evrensel bütünlük&#8221; gerçeğinin idrakiyle değerlendirirsek,  		içsel ve dışsal faktörler ayrımının geçersizliğini ve değişimin, iç ve dış  		tanımlamaları ile bölünmeyen, evrensel tek bir güçten kaynaklandığını da  		görürüz. İsterseniz siz bu gerçeği &#8220;herşey Allah&#8217;ın kudretiyle olmaktadır&#8221;  		diye ifade edin, değişmez. Bu gücün kendinden ortaya konan (tecelli eden)  		özelliklerinin seyri (kavranması) ise, algılamanın kapasitesinden doğan  		değişik &#8220;zaman&#8221; varsayımları beraberinde söz konusu olur.</p>
<p>&#8230; kulle yevmin huve fi şe&#8217;n (55/Rahman: 29). O her an yeni bir oluştadır.</p>
<p>&#8230; yahlûku ma yeşa (42/Şura: 49). Dilediğini halkeder.</p>
<div class="blogquoteleft">Tasavvuf öğretisinin günümüz kavramlarıyla dile gelişi olan Modern Bilimde  			vurgulanan &#8220;evrensel bütünlük&#8221; gerçeğinin idrakiyle bakıp herşeyin birbiriyle  			ilintili oluşunu hesaba katarsak, içsel ve dışsal faktörler ayrımının  			geçersizliğini ve değişimin, iç ve dış tanımlamaları ile bölünmeyen  			evrensel tek bir güçten kaynaklandığını görürüz.</div>
<p>Aslında, karakterlerini genetik materyalin kodladığı canlıların dünyaya  		gelişlerine bakmak bile evrim olayının gerçekliği hakkında yeterli bir gözlemdir.  		Canlıların zamanla değişimini –ki bununla milyonlarca yılı kastediyoruz–  		kabul etmeyenler ile evrimi kabul edenler arasındaki fark, insanların yaşamlarına  		bebek olarak başladıklarına inanmakla, sperm ve yumurtanın birleşmesiyle  		oluşan tek hücre olarak başladıklarına inanmak arasındaki farka benzer.  		Modern bilimden önce, spermin içinde mikroskobik büyüklükte bir insancık  		olduğuna ve bu küçük insanın ana rahmine girdikten sonra beslenerek değişmeden  		sadece büyüdüğüne inanılıyordu. Ama bugün, ne spermle ne de yumurta hücresi  		ile taşınan böyle bir mikro canlının olmadığını biliyoruz. Dahası, eğer  		bir insanın, bir maymunun, bir farenin, bir tavşanın veya bir kuşun yaşamlarının  		başlangıcından itibaren gelişimlerine bakarsanız, ilk gelişim dönemlerinde  		bunları birbirlerinden ayırt etmenin imkânsız olduğunu görürsünüz.</p>
<p>Doğanın işleyişinde değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir. Yaşamda  		her oluşum belirli bir sürecin neticesidir. Sünnetullah diye bildirilmiş  		olan işleyiş disiplini bugün nasıl operasyonel ise her anda aynı şekilde  		işler. Değişim, Sünnetullaha rağmen değil, Sünnetullahın gereği olarak gerçekleşir.</p>
<p>Tasavvuf ehlinin basiretle farkettiği evrim, 19. yüzyıl biliminde bir  		teori olarak başlamış ve şimdiye dek elde edilen bilimsel veriler öngörülenleri  		doğrular nitelikte olmuştur. Gelişmelere bakıldığında zaman içerisinde onu  		inkâr etmenin gittikçe zorlaşacağı açıktır.</p>
<p>İslamiyet ve bilimin aynı şeyi söylemekte olduğu ve arada yalnız isim  		farkı olduğunu vurgulayan İbrahim Hakkı Hazretleri, aynı eserinde insanın  		oluşumunu açıkladığı bölümün sonunda, günümüzden iki asır önce, bilim adamlarının,  		bilimin ve deneylerin meydana çıkardığı gerçekler olan sözlerine itiraz  		edilmesinin doğru olmadığı uyarısını da şu sözlerle yapmıştır:</p>
<p>&#8220;<em>Sözkonusu işleri çürütmek için tartışmayı dinin gereği zanneden kimse,  		dini zayıflatmış, değersizleştirmiş ve dine karşı cinayet işlemiş olur.  		Zira zikredilen olayların gerçekten olduğunu ölçüm ve hesap kanıtları gösterir.  		Buna muttali olup doğrulamasını yapabilen ve sebebini, zamanını, miktarını  		ve süresini bildiren kimseye, bunun dine aykırı olduğu söylenecek olursa,  		o kişi yakin üzere olduğu sonuçtan şüphe etmez, fakat belki dinden kuşkuya  		düşerek, &#8220;akla aykırı din nasıl olur?&#8221; diye sormağa başlar. Dine yolu yordamıyla  		eleştiri getirenlerin verdiği zarara göre, dine yanlış biçimde yardımcı  		olanların verdiği zarar daha çoktur.</em>&#8221;</p>
<p>Sözümüze, varlık dairesi denen ıslah (evrim) sürecinin, marifet kemaline  		erip küllî akla kavuşarak tamamlandığına işaret eden Erzurumlu İbrahim Hakkı  		Hazretleri&#8217;nin, insana kendi gerçeğini gösteren bir beyti ile son verelim:</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;<em>İki alem senin kabuğundur, sen ancak alemin  		özüsün,<br />
Seninle hay&#8217;dır eşya; kendini bil, ruh-u azamsın.</em>&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/blog/default.htm" target="_blank"><strong>Ahmed BAKİ</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/marifetnamede-evrim-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayallerimiz Bilincimizin Bir Uzantısı Mı?</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/hayallerimiz-bilincimizin-bir-uzantisi-mi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/hayallerimiz-bilincimizin-bir-uzantisi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2009 20:23:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[BEYİN]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=799</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz hayal kurarız. Peki, neden hayal kurarız? Olmasını istediğimiz, yapmak istediğimiz şeyler vardır. Bunlar gelecek bir zamanda olabilecek şeylerdir. Geçmişi de düşünürüz sık sık. Ancak geçmiş yaşanmış ve bitmiş olduğu için biz geçmişi düşlemez, düşünürüz sadece. Oysa geçmişimize gidebiliyorsak, herhangi bir olay, bugün olmuş kadar bizi etkileyebiliyorsa veya üzüyor, sevindiriyor, gülümsetebiliyorsa, şu ana da etki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Hepimiz hayal kurarız.  	Peki, neden hayal kurarız? Olmasını istediğimiz, yapmak istediğimiz şeyler  	vardır. Bunlar gelecek bir zamanda olabilecek şeylerdir. Geçmişi de  	düşünürüz sık sık. Ancak geçmiş yaşanmış ve bitmiş olduğu için biz geçmişi  	düşlemez, düşünürüz sadece. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Oysa geçmişimize  	gidebiliyorsak, herhangi bir olay, bugün olmuş kadar bizi etkileyebiliyorsa  	veya üzüyor, sevindiriyor, gülümsetebiliyorsa, şu ana da etki ediyordur.  	Geçmişteki yaşanan bir olayı, geçmişe tekrar tekrar giderek, ya da o anı, bu  	ana getirerek bugün olmuş gibi hissedebiliyorsak, değiştirebilir,  	affedebilir, şifalandırabiliriz. Aslında birçoğumuz bunu fark etmeden  	yaparız. Bunu yaptığımız her seferinde geçmişimizden de özgürleşmiş oluruz.  	Yani geçmişe şu içinde bulunduğumuz andan etki edebiliriz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span lang="TR"><span style="font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/hayallerimiz%2025%20%283%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="176" height="228" align="right" />Geçmiş  	hatıralar beynimizde arşivlenmiş bir sistem sayesinde ve biz kullanmak  	istediğimiz takdirde kullanılmak üzere bekler gibidir. Ve biz istediğimiz  	her an, o arşivi kullanırız.</span></span><span style="border: 1pt none black; padding: 0in; font-size: 10pt; color: black; background-image: none; background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 0%;" lang="TR"> </span><span lang="TR"><span style="font-size: x-small;">Geçmişi bir kenara bırakıp, geleceği  	düşünecek olursak; sınırlandırılmış bir düşünce yapısındaki beyni özgür  	bırakalım bakalım ne olacak? O şöyle diyebilir; “ </span><em><span style="font-size: x-small;"> Öyleyse acaba hayallerimiz ve gelecekte olabilecek olan her şey de, bir  	başka şekilde ve sistemde beklemede ya da yaşanıyor olabilir mi? Yani biz  	neyi seçersek, o seçimin geleceği…”</span></em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><em><span lang="TR">Seçtiğimiz ve  	yaşadığımız her şey, bizim bilinç düzeyimizdeki oluşumlardır diyebilir  	miyiz?</span></em><span lang="TR">” </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Evde oturduğumuzu ve bir  	süre sonra düşünmeye başladığımızı varsayalım… Ne yaparız?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Ya geçmişte olan bir  	ana,  ‘<em>bu 5 dakika öncesi bile olabilir’</em>, gideriz veya geleceği  	düşünürüz. Yani düşleriz. Hayal kurmaya başlarız. Peki, gelecekten şu ana  	istediğimiz her şeyi getirebilir miyiz? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bilincimizde bu ışık  	yanmışsa ve bize hayallerimizi sınırsız düşleyebileceğimizi, ne düşlersek  	onu yaratabileceğimizi, ne düşünüyorsak o olabileceğimizi, geleceğimizi  	bugünkü hayallerimizin oluştu</span></span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">rabileceğini…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span lang="TR"><span style="font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/hayallerimiz%2025%20%284%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="209" height="247" align="left" /></span></span></span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">İnsan  	düşle</span></span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">yebildiği  	oranda genişler. Ne kadar büyük hayaller düşleyebiliyorsak, “asıl olan  	kendimizle de o kadar bağlantıdayız” demektir diye düşünüyorum. Ne  	düşünüyorsak BİZ oyuz! O halde düşlerimizdeki bizi bulmaya ne dersiniz?  	Düşlerimizi uyandırmaya… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">O zaman belki şöyle de  	bakabiliriz; Öyleyse, biz belki de geleceği hayal ederek, gelecekten bugüne  	olmasını istediğimiz şeyleri çekebiliriz, yani getirebiliriz!  Ya da “<em>bize  	gelen istekler, acaba gelecekten geliyor olabilir mi?”</em> Zamanı bilinen  	ve şu anda çok konuşulan, düz bir zaman çizgisi içinde görmeyip te daha  	geniş düşleyip, zamanı dairesel düşlesek… Ya zaman olmadığını düşlesek… O  	zaman yaratan mı kalır geriye? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Hayal kurarken önceden  	bildiğimiz her şey bizi etkileyebilir, kendimizi sınırlandırabiliriz veya  	sınırsız düşünmeyi seçebiliriz. Mucize bu noktada kendini gösterir! Geçmişte  	pek çok dahi, sınırsız hayaller kurarak ve olmayanı düşleyerek bulmuşlardır  	buluşlarını. Düşüncelerimiz, duygularımızı oluşturuyor. Ve duygularımız,  	 eylemlere yansıyor. Ve böylelikle yaşamımızı, ailemiz, bulunduğumuz çevre  	ve ülke, dünya en sonra da, evren oluşturuyor. O zaman biz bilinçli  	seçimlerimizle bir bebek gibi masum olabiliriz ve harika düşler kurarak  	cenneti yaratabiliriz. Dünyamızı, evrenimizi değiştirebiliyorsak, kaderimizi  	de ona göre yaşayabiliriz. Neyi seçersek, onun kaderini… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Yaşamımız boyunca  	karşılaştığımız tüm insanlar, kurduğumuz tüm ilişkiler, olduğunu  	düşündüğümüz tüm çevremiz, bizim seçimlerimiz sonucunda oluşan bilinç  	düzeyimizin enerji boyutlarıdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span lang="TR"><span style="font-size: x-small;"> <img src="http://indigodergisi.com/hayallerimiz%2025.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="254" height="170" align="right" /></span></span></span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bizler  	Allah’ın yaratım gücüyüz, yaratıcının kendisiyiz ve yaratım biziz. Ve tüm  	insanlığa bu yaratıcılık verilmiş. Beynimizin henüz o kadar az bir kısmını  	kullanıyoruz ki…  Bize gelen bilgi ya da diğer duyu dışı algılamalar,  	beynimizdeki bilinç açılımı nedeniyle henüz işlevde olmayan karanlık  	yanından da geliyor olabilir… Belki de zaman, bilinçlendikçe hiç kalmayacak!  	 Hayal ettiklerimiz bilincimizin gelişimiyle farklılık göstermektedir.  	Olmasını istediğimiz her şeyi hayal edebiliriz ve yaratabiliriz. Bu da,  	seçtiğimiz anda ray değiştiren tren örneği gibidir. Bize sadece seçmek  	kalmıştır! </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> Ve bu büyük güç,  	içimizdeki ufacık bir bilinç sıçramasıyla evreni değiştirebilecek güce  	sahiptir. Allah’ın bize verdiği bu gücü en iyi şekilde kullanmak, bizim  	seçimimiz. Biz bu seçim gücüne ve bilincine sahip olmayı seçebiliriz Ya da  	bize verilen kader bu düşüncesiyle yaşamayı seçerek, kendi küçük dünyamızda  	uyumaya devam edebiliriz… Olumsuz düşüncelerle hayatımızı tıkamak yerine,  	bilinçli hayallerle geleceğimizi en iyi şekilde yaratmayı düşleyebiliriz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"><a href="http://indigodergisi.com/hale_03_25.htm" target="_blank">Kaynak : İndigo Dergisi &#8211; Hale Karaaslan</a><br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/hayallerimiz-bilincimizin-bir-uzantisi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin Dalgalarının Gizemi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyin-dalgalarinin-gizemi-2/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyin-dalgalarinin-gizemi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2009 19:42:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[BEYİN]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Dalgaları]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=794</guid>
		<description><![CDATA[Bütün dünyanın “Secret” (Sır) yasasını konuştuğu son günlerde “titreşim” kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı. “Çekim yasası var mı, yok mu?” tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı olamaz. İnanan ya da inanmayan herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px; text-align: left;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"><strong>Bütün dünyanın “Secret”  	(Sır) yasasını konuştuğu son günlerde “titreşim” kelimesi günlük <img class="alignleft" src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%200001.jpg" alt="" width="110" height="171" />yaşamımızda  	çok fazla yer almaya başladı. “Çekim yasası var mı, yok mu?” tartışmasını  	bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin titreşerek bir arada duran  	parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı  	olamaz. </strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/richard%20caton%201875%20beyin%20dalgalari.gif" border="0" alt="" width="161" height="209" align="right" />İnanan ya da inanmayan  	herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir şeyleri  	bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken çekim yasası  	değil, titreşim yasası… Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de  	belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve  	çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir. Özellikle İnsan beyninin  	üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek “secret”lar hala  	sayılamayacak kadar çok. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Beyin titreşimlerinin  	tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında yapıldı. Bugüne kadar  	geçen yüz otuz yıla rağmen bu konuda hala sırlarını çözemediğimiz beyin,  	değişik dalga boylarında titreşiyor. Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh  	halimizin beynimizde titreşimsel bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise  	yıllarımızı aldı.<br />
</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%282%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="171" height="164" align="left" />“Ona aşık oldum galiba,  	gördüğümde her yerim tir tir titriyor; o kadar sinirlendim ki onu parçalamak  	istedim; duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki bir denizde yüzüyor  	gibiydim; öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu; karşıma  	çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak…” </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Yukarıdaki cümlelerin  	içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda  	frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı,  	duygu değişimleri sırasında frekansını değiştiriyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR">Beyin  	dört ana dalga boyunda titreşiyor</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%284%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="203" height="161" align="right" /></span></span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Alpha -Tetha-  Beta-  	Delta adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve durumda olduğumuz  	artık rahatlıkla tespit edilebiliyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><strong> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">ALPHA</span>:</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">7.5 – 12 Hz arasında  	değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu  	kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak tanımlanıyor. Sakin ve  	huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri  	algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da  	ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına “Shumann” frekansı  	deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim  	adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Gözler kapanıp derin  	nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha  	boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız  	artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor.  	Meditasyon, Yoga, Reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha  	boyutundadır. Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş  	koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde  	dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><strong> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%285%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="193" height="140" align="right" />TETHA</span>:</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Frekansları 4 ile 8  	arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz  	dalga boyu olarak tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce  	bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın  	yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de  	kullanılıyor bu dalga boyu için.  Yani aydınlanmadan önceki karanlık… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Çok usta  	meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu  	tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu  	frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle  	ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha  	boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. (  	yani 7 ile 8 arası)  Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri  	dönmeleri ne güzel… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><strong> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/dr%20xavier%20beyin%20dalgalari.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="198" height="187" align="left" /></span></span></strong><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Yapılan bazı  	araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü  	olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya  	çıkmış. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><strong> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">BETA</span>:</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">13- 30 Hz arasında olduğu  	biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık  	olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme  	hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil  	ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara  	varabiliyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><strong> <span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%286%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="90" height="131" align="left" />DELTA</span>:<span lang="TR"> </span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">0 – 4 frekansında bulunan  	dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir  	huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde  	büyüme hormonu salgısı artar.  Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde  	ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Bu dört ana dalga boyunun  	dışında son yıllarda tespiti yapılan Gama frekansı, 40 Hz’in üzerinde  	tanımlanıyor. Üst benlik bağlantı çalışmaları sırasında üretildiği ve Hindu  	Monkların meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor. (Hinduizmde  	kendini mabede adamış kişilere Monk denir.) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%287%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="204" height="147" align="right" />Beyin  	dalgaları kontrol edilip değiştirilebilir mi? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Beyin dalgaları, duygu ve  	ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi görünse de o titreşimleri  	bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip değiştirebileceğimiz ve kendimizi  	istediğimiz duygu frekansına çekmeyi başarabileceğimiz gibi bir gerçek de  	mevcut.  Bunu nasıl yapabileceğimiz aslında yine kendi titreşimlerimizin  	içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi  	başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını kendimizde yakalayabilmeyi  	öğrenmemiz gerekiyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><span lang="TR"><strong> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026.jpg" border="0" alt="" hspace="7" vspace="3" width="184" height="172" align="right" /></strong></span></span><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Çoğu zaman farklı  	Hz’lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz. Özellikle de 30 Hz  	civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik ve  	paylaşımsızlık frekansında… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Günlük hayatımızda  	genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor, kıskanıyor,  	geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi- sadakat- şefkat- minnet- huzur-neşe gibi  	duygulara az kulak veriyoruz nedense…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Düşüncelerimizin bütün bu  	çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda  	yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı oluşuyor.  	Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı yansıtıyor gözle  	görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul edilen enerji  	dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin sayısı epeyce  	arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%288%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="143" height="253" align="left" />Tedaviye yardımcı olduğu  	iddia edilen meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık bilimsel tedavilerin  	yanında yardımcı olarak yer almaya başladı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Amerika’da pek çok  	hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor, kemoterapi  	birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri açıldı, hemşireler  	ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Türkiye bu tür  	çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının kontrol  	edilmesi ve değiştirilmesi için Reiki ve meditasyondan daha bilimsel bir  	yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, down sendromu, alkol  	ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi hastalıkları  	tedavi etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya başlandı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Meditasyon, Yoga, Reiki,  	Neurofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde  	olduğu tek bir amaç var: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Beyin dalgalarını  	istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun titreşimsel ışınımını  	yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik yaratabilmek… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-size: 16pt; font-family: Times New Roman;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/dna%20beyin%20dalgalari%2026.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="138" height="181" align="right" />Işık ve  	titreşim DNA üzerinde değişiklik yaratabilir mi? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Her organımızı ve  	beynimizi de oluşturan en küçük özgün birim olan hücrenin 1980 li yıllarda  	bilim adamlarının yaptığı çalışmalarla foton yaydığı tespit edilmiş. Hücre  	fotonunun frekansı ölçülmeye başlandığında ise yan yana gelen iki ayrı  	hücrenin aynı frekansa girdiği ölçülmüş. Yani iki ayrı enerji birbirinden  	etkileşiyor ve ya iterek ya çekerek birbirlerini değiştiriyorlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Kuantum biyologu olan Dr.  	Vladimir Poponin tarafından yapılan basit mantıklı ama derin bir deneyde  	önce bir kabın içi boşaltılıyor. Kabın içinde bir vakum yaratılıp içine  	fotonlar bırakılıyor. Fotonların kabın içinde rast gele bir şekilde  	dağıldıkları görünüyor ve sonra kabın içine DNA’lar bırakılıyor. Kabın  	içindeki fotonların DNA’ların dönüşüne göre uyum göstererek düzenli ve  	sürekli döndükleri tespit ediliyor. Bir sonraki aşamada DNA’lar çıkarılıyor  	ve fotonlar tekrar izleniyor. Beklenen sonuç Fotonların yine rast gele  	dağınık olmaları iken DNA’ların ritim ve düzeniyle döndükleri görülüyor.  	Işık parçacıklarının neye bağlı olarak sistemli dönmeye devam ettiklerinin  	cevabı bulunamıyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/gregg%20braden%2026.jpg" border="0" alt="" hspace="8" vspace="3" width="120" height="135" align="left" />Barışın ve Duanın Gücünün  	Bilimi” kitabının yazarı Gregg Braden buna benzer deneyleri de anlattığı  	kitabında bizim henüz tamamen algılamadığımız bir enerji alanının ve ağının  	tüm evrende mevcut olduğunu ve DNA’nın fotonlarla bu ağ ile iletişim  	kurduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylüyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Başka bir deneyde epeyce  	sayıda deneğe plasenta DNA’ları taşıyan deney şişeleri veriliyor.  DNA  	şişelerinin her biri için aslında her biri uzman olan deneklerden belli bir  	duygu üretmeleri ve hissetmeleri isteniyor. Her şişe için ayrı bir duygu ve  	bir denek kullanılıyor. Sonuçta DNA’ların iyi duygularda açılıp gevşediği ve  	kötü  	<img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%2812%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="150" height="153" align="right" />duygularda büzüşüp kapandığı görülüyor. HIV virüsü taşıyan deneklerin  	DNA’larında bu deney tekrarlandığında minnettarlık-sevgi-takdir-neşe taşıyan  	duygu titreşimlerinin DNA’yı önceden ölçülen dirence göre yüz binlerce kat  	daha dirençli hale geldiği tespit ediliyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Braden’e göre pozitif  	duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA’sını  	değiştirebiliyor ve bunu yapabilmesinin sebebi olarak da tüm her şeyi  	kapsayan bir enerji ağının mevcut olduğunu söylüyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"> <img src="http://indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%2813%29.jpg" border="0" alt="" hspace="10" vspace="2" width="199" height="233" align="left" />Bizler kendi  	titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da  	etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme derecelerini  	henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek zamanlarda  	bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça sorular  	cevaplarını bulacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR">Dün, bugün ve yarından  	fazla boyutu olan zaman, soruların cevaplarını “ŞİMDİ” de saklasa da biz  	henüz uzanıp alacak frekansla titreşemiyoruz. Evrensel titreşimden payımıza  	düşen frekanslarda hissettiklerimizle yaşadığımız kendi dünyamız, reel ya da  	sanal olduğunu aslında bilmediğimiz gizemli bir rüya sanki…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;">
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 10px;"><span style="font-family: Trebuchet MS; font-size: x-small;"><span lang="TR"><a href="http://indigodergisi.com/nesrin_26.htm" target="_blank">Kaynak : İndigo Dergisi &#8211; Nesrin Dabağlar</a><br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/bilimsel/beyin-dalgalarinin-gizemi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

