<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Ahmed Hulusi</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/category/ahmed-hulusi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>ALLÂH ESMÂ&#8217;SINDAKİ MUAZZAM, MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL ÖZELLİKLER (ESMÂ ÜL HÜSNÂ)</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Esmaül Hüsna]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=886</guid>
		<description><![CDATA[B&#8217;ismi-llah-ir Rahman-ir Rahîm&#8230; Esmâ&#8217;sıyla (muazzam, muhteşem mükemmel özellikleriyle) varlığımı yaratan, ismi Allâh olan Rahman Rahîm&#8217;dir! Bilelim ki, &#8220;isim&#8221;, yalnızca, dikkati o isimlenene veya o isimle isimlenmişteki bir özelliğe işaret için kullanılır! İsim, asla isimle işaret edileni bütünüyle anlatmaz ve açıklamaz! Yalnızca kimliğe veya bir özelliğe işaret eder! Belki isim, çok özellikler taşıyana sadece dikkati yöneltmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>B&#8217;ismi-llah-ir Rahman-ir Rahîm&#8230; Esmâ&#8217;sıyla (muazzam, muhteşem mükemmel özellikleriyle) varlığımı yaratan, ismi Allâh olan Rahman Rahîm&#8217;dir!</p>
<p>Bilelim ki, <strong>&#8220;isim&#8221;</strong>, yalnızca, dikkati o isimlenene veya o isimle isimlenmişteki bir özelliğe işaret için kullanılır!</p>
<p>İsim, asla isimle işaret edileni bütünüyle anlatmaz ve açıklamaz! Yalnızca kimliğe veya bir özelliğe işaret eder!</p>
<p>Belki isim, çok özellikler taşıyana sadece dikkati yöneltmek için kullanılır.</p>
<p>Öncelikle şu gerçeği çok iyi fark  edelim&#8230; <strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong> olarak bildirilen özellikler, <strong><em>ötelerde bir tanrının çeşitli cici-güzel isimleri</em></strong> midir? Yoksa bir <strong>&#8220;varlık-vücud sahibi&#8221;</strong> kabul edilenlerin tüm özelliklerini, asılları itibarıyla <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>ken; <strong>&#8220;zıll = gölge&#8221;</strong> varlığına verilen isimden ve açığa çıkan özelliğinden dolayı, duyu ve şartlanmanın ayrı bir varlık verdiği; gerçekte ise <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong> ismiyle işaret edilenin yaratış özelliklerine dikkat çekmek için midir?</p>
<p>Bu realite fark edilip kavranıldıktan sonra, konunun <strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong> diye bilinen yanına gelelim.</p>
<p><strong>&#8220;Zikir = insana hakikatini hatırlatıcı&#8221;</strong> olarak bildirilen Kur&#8217;ân-ı Kerîm, gerçekte, tümüyle <strong>&#8220;Ulûhiyet&#8221;</strong>i anlatan <strong>&#8220;El Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong>nın açılımıdır! İnsanın <strong>&#8220;hatırlaması&#8221;</strong> istenilen, kendisine talim edilmiş olan <strong>&#8220;esmâe külleha&#8221;</strong>dır! Yani, <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığını meydana getiren, <strong>&#8220;bildirilen isimlerin özelliklerinin tamamı&#8221;</strong>! Bunların bir kısmı Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bildirilmiş, bir kısmı da Rasûlullah tarafından açıklanmıştır. Bu yüzdendir ki, asla, her şey bu doksan dokuz isimden ibarettir, denemez! Misal verelim&#8230; <strong>Rab, Mevlâ, Karîb, Hallak</strong> gibi bazı isimler Kurân&#8217;da mevcut olmasına rağmen doksan dokuz isim arasında sayılmamıştır. <strong>&#8220;Yefalu ma yurîd&#8221;</strong> âyetinde bildirilen <strong>İrade sıfatının</strong> (dilediğini oluşturma) adı olan <strong>&#8220;Mürîd&#8221;</strong> ismi de gene bu isimler arasında bildirilmemiştir. Buna karşın <strong>Celîl, Vâcid, Mâcid</strong> gibi bazı isimler ise doksan dokuz isim içinde var olmasına karşın, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de geçmez. İşte bu yüzdendir ki, Allâh ismiyle işaret edilenin ilminde seyrini oluşturan <strong>&#8220;Esmâ mertebesi&#8221;</strong> olarak tanımlanan isimlerini doksan dokuz ile sınırlamak çok yanlış olur. Belki, insana hakikatini hatırlaması için bu kadar isim özelliği bildirilmiştir; hakikatini hatırlayıp yaşayan ise hadsiz hesapsız bilinmeyen başka isimlerin özellikleriyle yaşar; diyebiliriz. Ayrıca, cennet diye tanımlanan yaşam boyutunun dahi buna işaret ettiği söylenebilir.</p>
<p>Derin düşünce (Ulül Elbab = öze ermişler) indînde kullanılan <strong>&#8220;zıll vücud = gölge varlık&#8221;</strong> tanımlaması, o varlığın bizâtihi <strong>&#8220;var&#8221;</strong> olmayıp; <span style="text-decoration: underline;">algılayana GÖRE</span> <strong>&#8220;Allâh isimlerinin bileşimi olarak&#8221;</strong> açığa çıkışına işaret eder.</p>
<p>Hatta gerçeği hakkıyla dillendirmek gerekirse, <strong>&#8220;Esmâ bileşimi&#8221;</strong> tanımlaması dahi bir mecazdır; çoklu algılayan anlayışları, Tek&#8217;il realiteye adapte içindir. Zira mutlak hakikat, <strong>her an yeni bir şe&#8217;n</strong>de olan <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> seyridir! <strong>&#8220;Esmâ bileşimi&#8221;</strong> denilen ise resimdeki bir fırça darbesi! Algılanan her şey, <strong>ismi nedeniyle</strong>, sanki Allâh&#8217;ın Esmâ&#8217;sı itibarıyla O&#8217;nun gayrı olarak sanılsa dahi, -O ötede tanrı olmadığı için-, hakikatte, o isimle isimlenmiş varlık, <strong>Allâh Esmâ&#8217;sı nedeniyle &#8220;var&#8221;lık olarak algılanandır!</strong> Bununla beraber, <span style="text-decoration: underline;"><strong>Esmâ</strong> ile işaret edilen ise, bölünmez, cüzlere ayrılmaz, cüzlerden oluşmamış mutlak Tek, sınırsız sonsuzdur; <strong>&#8220;Ahad-üs Samed&#8221;</strong>dir ve Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bir kere vurgulanır bu şekliyle</span>! <strong>&#8220;Allâh HÛ, la gayrıhu!&#8221;</strong> Ki bunu beşer aklı havsalası kavrayamaz! Ancak, vahiy veya ilham ilmi-bilgisi olarak şuura yansır ve <strong>&#8220;seyri&#8221;</strong> oluşur! Akıl, mantık, muhakeme adım atamaz burada! Fikir yürütenin yolu dalâlet olur! Bu konunun tartışılması mümkün değildir! Tartışan ise, yalnızca cehli dillendirmek için var olandır! Cebrail&#8217;in, <strong>&#8220;bir adım atarsam yanarım&#8221;</strong> diye dillendirdiği gerçekliktir bu husus! Fark edilmelidir ki, <strong>&#8220;Allâh Esmâ&#8217;sında İlim&#8221;</strong> özelliğine işaret eden isim vardır; Allâh&#8217;ın <strong><em>aklına</em></strong> işaret eden bir isim yoktur; çünkü bu muhaldir! Akıl, çokluk algılamasının oluşması için yaratılmıştır! Esasen <strong>&#8220;Akl-ı küll&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Akl-ı evvel&#8221;</strong> tanımlamaları dahi mecazî ve izafeten kullanılır; gerçekte <strong>&#8220;İlim&#8221;</strong> vasfının açığa çıkması hâlinde aldığı isimden başka bir şey değildir. Birimin derûnundaki, hakikatindeki <strong>&#8220;ilim&#8221;</strong> boyutunun tanımlaması <strong>&#8220;Akl-ı küll&#8221;</strong>dür ki, <strong>&#8220;vahiy&#8221;</strong>in kökeni dahi budur. <strong>&#8220;Akl-ı evvel&#8221;</strong> ise tamamıyla yakıştırma bir tâbir olup, ehli olmayana Esmâ mertebesinin <strong>&#8220;şe&#8217;n&#8221;</strong>deki <strong>&#8220;ilim&#8221;</strong> boyutunu tarif için kullanılmıştır. <strong>&#8220;AN&#8221;</strong> içre geçerli <strong>&#8220;ilim&#8221;</strong>e işaret yollu olarak.</p>
<p>Esasen, <strong>Efâl mertebesi</strong> olarak algılanması dilenilmiş boyut, gerçekte, <strong>&#8220;her an yeni bir şe&#8217;nde&#8221;</strong> olan <strong>&#8220;Esmâ Mertebesi&#8221;</strong>nden başka bir şey değildir! <strong>Seyreden, seyredilen, seyir aynı TEK&#8217;tir</strong>! <strong>&#8220;Şarabı la yezali&#8221;</strong> diye işaret edilen dahi bu seyirdir; <strong>&#8220;cennet şarabı&#8221;</strong> tanımlaması dahi, bu seyre işaret eder! Çokluk algılaması içinde olanın ise, bunun yalnızca <em>bilgisini gevelemekten</em> başka şansı yoktur!</p>
<p><strong>Efâl &#8211; fiiller &#8211; kesret &#8211; çokluk &#8211; algılaması yaşanan âleme gelince ise&#8230; Vücud</strong>, varlık yalnızca <strong>&#8220;Esmâ mertebesi&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilene aittir! <strong>İlmiyle ilmini ilminde seyretmektedir</strong>, ifadesi dahi <strong>&#8220;şe&#8217;n&#8221;</strong>i itibarıyla aynıyla <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> olan bu mertebedeki seyrine işaret etmektedir. Bu mertebede, ilimde yaratılmış <strong><span style="text-decoration: underline;">sûretlerle</span></strong>, seyir ve tedbirât yürümekte olup; <strong>&#8220;âlemler vücudun kokusunu bile almamışlardır&#8221;</strong> uyarısı bu yüzden yapılmıştır. <strong>Zerre</strong>, bu mertebedeki <strong>seyreden</strong>, <strong>&#8220;küll&#8221;</strong> seyredilendir! <strong>İsimlerle</strong> işaret edilen <strong><span style="text-decoration: underline;">kuvveler</span></strong> ise <strong>&#8220;melek&#8221;</strong> ismiyle tanımlanmıştır ki; <strong>&#8220;insan&#8221;</strong>ın dahi hakikati budur; farkındalığını yaşamak süreci ise <strong>&#8220;Rabbinin likâsına kavuşmak&#8221;</strong> diye anlatılmıştır! Bunu keşfettikten sonra, <strong>devamının gelmemesi</strong> ise feci cehennem yanışı olarak anlatılmıştır! Burası <strong>&#8220;Kudret&#8221;</strong> yurdudur, <strong>&#8220;kün&#8221;</strong> hükmü buradan çıkar; <strong>İlim</strong> mertebesidir; aklın burada geçerliliği yoktur! <strong>&#8220;Hikmet&#8221;</strong> yurdunun bâtınıdır! Hikmet yurdunda olup biten her şey ise <strong>akılla</strong> seyredilegelir; burada <strong>bilinçler</strong> konuşur! <strong>Efâl</strong> âlemi ise, bu boyuta (kudret yurduna) göre, tümüyle <strong>hologramik</strong> (zıll-gölge) vücud-varlık ve yapıdır! Algılayanın algılama kapasitesine göre var olan paralel veya çoklu evrenler, içindekiler ile maden, nebat, hayvanat (insansı) ve cin âlemlerine ait tüm <strong>tedbirât</strong> ve tasarruf <strong>&#8220;mele-i âlâ&#8221;</strong> hükmü ile buradan açığa çıkar! Rasûller ve vârisleri velîler, <strong>&#8220;mele-i âlâ</strong>&#8220;nın yani <strong>Esmâ kuvvelerinin</strong> yeryüzündeki dilleridir! Bütün bunlar dahi, hep <strong>Esmâ mertebesinde ilimde olup biten seyirlerdir!</strong> <strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>ın hakikati dahi bu anlamda <strong>&#8220;melek&#8221;</strong>tir ve <strong>melek oluşunu hatırlamaya ve gereğini yaşamaya</strong> davet edilmektedir gerçekte! Bu konu çok daha derin ve detaylı bir konudur&#8230; Anlattığımız ilimden nasibi olmayan ise, farklı boyut ve mertebelerden seyri dillendiren anlatımı, çelişkili bulabilir. Ne var ki, biz, 21 yaşında 1966 yılında kaleme aldığımız <strong>&#8220;Tecelliyât&#8221;</strong> isimli kitabımızda dillendirdiğimiz şaşmaz doğrultudaki müşahedemizi, kırk beş yıllık süreçte, tahkike dayalı olarak, insanlıkla paylaştık kulluğumuzun sonucu olarak; kimseden maddi veya manevî bir karşılık beklemeden. Açıkladıklarımız, &#8220;<em>el malı</em>&#8221; değil, <strong>&#8220;Allâh hibesidir&#8221;!</strong> Şükrünü edâ etmem ise mümkün değildir! Bu nedenledir ki anlattıklarımızda hiçbir çelişki yoktur. Var sanılıyorsa, bu, aradaki bağlantıları kurmaya yeterli veritabanı olmamasındandır!</p>
<p>Evet, müşahedemiz bu realite ise&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong> konusunu nasıl anlamamız gerekir?</p>
<p>Bilelim ki&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allâh isimleri&#8221;</strong>, bilinç devrede olmaksızın şuurda açığa çıkıp (vahiy), daha sonra bilinç tarafından değerlendirilmeye çalışılan evrensel -kâinat anlamında değil âlemler işareti doğrultusunda- özelliklerdir.</p>
<p><strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Esmâ ül Hüsnâ</span>&#8221; Allâh&#8217;ındır;</strong> o isimlerin işaret ettiği özellikler, <strong>TEK ve SAMED olarak bildirilen</strong>, Allâh adıyla işaret edilenin, <strong>Esmâ mertebesine</strong>, <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>ya işaret eder&#8230; Dolayısıyla bu isimler ve bu isimlerin işaret ettiği anlamlar sadece <strong>O</strong>&#8216;nundur; beşer anlayışıyla kayıtlanamaz! Nitekim <a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/023_muminun.htm" target="_blank">Mu&#8217;minûn: 91</a>&#8216;de: <strong>SubhanAllahi amma yesıfun = onların vasıflamalarından Allâh münezzehtir</strong>; buyurulur! <strong>&#8220;O&#8217;na <span style="text-decoration: underline;">isimlerin mânâlarıyla yönelin</span>&#8230; <span style="text-decoration: underline;">O&#8217;nun Esmâ&#8217;sında ilhada sapanları</span></strong> <span style="text-decoration: underline;">(Esmâ&#8217;yı beşerî değer yargılarıyla sınırlayanları; El Esmâ ve El Hüsnâ&#8217;nın ne olduğunu fark edemeyenleri ve <strong>&#8220;Ekberiyet&#8221;</strong>iyle Allâh&#8217;ı bilmeyenleri) <strong>terk edin</strong></span>! <strong>Yapmakta olduklarının karşılığını göreceklerdir.&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/007_araf.htm" target="_blank">A&#8217;raf: 180</a>)</p>
<p><strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">El Hüsnâ&#8217;yı tasdik ederse</span>, böylece ona en kolayı kolaylaştırırız!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/092_leyl.htm" target="_blank">Leyl: 6-7</a>)</p>
<p>Hatta <strong>ihsan</strong> hâli (muhsin oluşun cezası) bile <strong>&#8220;El Hüsnâ&#8221;</strong>ya bağlanıyor&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;İhsan ehline, daha güzeli </strong>(El Hüsnâ)<strong> ve fazlası </strong>(Rıdvan)<strong> vardır&#8230; Onların vechlerini </strong>(yüzlerini-şuurlarını)<strong> ne kara toz zerresi </strong>(bencillik)<strong>, ne de </strong>(hakikatlerinden ayrı düşmenin getirisi olan)<strong> zillet kaplar&#8230; Onlar sonsuza dek cennet ehlidirler!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/010_yunus.htm" target="_blank">Yunus: 26</a>)</p>
<p><strong>&#8220;Zâtı&#8221;</strong> itibarıyla <strong>&#8220;benzeri&#8221;</strong> olmayan; <strong>Esmâ</strong>&#8216;sıyla yarattıklarıyla kayıtlanmaktan ve sınırlanmaktan berî olan; <strong>&#8220;Ekberiyeti&#8221;</strong> ile sayısız <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>lardan bir nokta olan <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> diye açıklamaya çalıştığımız <strong>&#8220;Esmâ mertebesi&#8221;</strong>nin &#8220;kesret-çokluk boyutu&#8221; olarak algılanışı olan -gerçekte tekil tümel- <strong>&#8220;fiiller&#8221;</strong> âlemini, <strong>&#8220;ilminde&#8221;</strong> var kıldığı özellikler ile yaratmıştır.</p>
<p>Daha derine gitmeden toparlayalım&#8230;</p>
<p><strong>Allâh isimleri</strong> olarak vahiy yollu bildirilen özellikler, Dünya üstünde yaşayan <strong>&#8220;yeryüzü halifeliği&#8221;</strong>nin farkındalığına ermeye çalışan <strong>&#8220;zâlim ve cahil insan&#8221;</strong>ın algıladığının çok çok ötesinde, <strong>evrensel boyutların tümünü &#8220;yok&#8221;tan, &#8220;zıll-gölge&#8221; </strong>vücud olarak (hologramik)<strong> &#8220;var&#8221; kılan özellikler tekilliğidir!</strong></p>
<p><strong>MUAZZAM, MUHTEŞEM, MÜKEMMEL özellikleridir tüm boyutsallığı ve içre varlıklarıyla evrenselliğin!</strong></p>
<p>Şimdi bir an, insanın algıladığı dünyasını düşünün!</p>
<p>Sonra da dar çerçeveli bakış açısı anlamındaki köylü bakışından arınmış olarak, en son bilgilerinizin oluşturduğu evrensellik anlayışıyla <strong>&#8220;başınızı kaldırıp göğe bir bakın&#8221;</strong> Kur&#8217;ân-ı Kerîm ifadesiyle!</p>
<p>Duyularınızla algıladıklarınız, evrensel azamet, ihtişam ve mükemmeliyet yanında nedir ki?</p>
<p>İşte bu gerçeklik dolayısıyla&#8230;</p>
<p>Umarım&#8230;</p>
<p><strong>Allâh isimleri</strong> hakkında bugüne kadar düşünülüp konuşulup yazılmışların, yalnızca vahiy kaynaklı gelen <strong>BİLGİ</strong>&#8216;nin (Kitabın), arındığı kadarıyla bilinçlerimiz tarafından değerlendirilişi olduğunu aklımızdan çıkarmayarak; <span style="text-decoration: underline;">bu isimlerin işaret ettiği özelliklerin tüm evrensellikte geçerli olduğunu;</span> tüm yapıda <strong>her an</strong> yepyeni anlamları, açılımları meydana getirdiğini göz önünde tutarak konuya eğilebiliriz. Bu arada şunu vurgulayayım ki, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranmucizesiekber.htm" target="_blank">Ekberiyet</a>&#8220;</strong> başlıklı yazımda açıklamaya çalıştıklarım pek <strong>&#8220;oku&#8221;</strong>nmamış! <strong>Bahsettiğimiz Esmâ mertebesinin özelliklerinin</strong>, <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong> adıyla işaret edilen indîndeki, <span style="text-decoration: underline;">sayısız <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>lardan bir <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong></span> ve dahi <strong>&#8220;Hakikat-i Muhammedî&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Ruh adlı melek&#8221;</strong> isimlerine bürünerek açığa çıkan <span style="text-decoration: underline;">sonsuz-sınırsız; ezeli ve ebedi olmayan Esmâ mertebesi</span> olduğu gibi; ayrıca, bu mertebenin, tüm evren içre evrenler olan <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> diye söz ettiğimiz olduğu da fark edilmemiş! Bu yüzdendir ki, el an, <strong><em><span style="text-decoration: underline;">Allâh, âlemlerdeki tek bir tanrı olarak algılanmakta</span></em></strong> devam ediyor! Oysa, tüm seyir ve dillendirilenler yalnızca <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>mızla ilgilidir ki; Allâh yalnızca <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong>tır; <strong>&#8220;Ekber&#8221;</strong>dir! Subhanehu min tenzihiy!</p>
<p>Şunu da asla hatırdan çıkarmayalım ki, yazdıklarım kesinlikle olayın son noktası olmayıp, bu konuda yazılabileceklerin yalnızca mukaddimesi (giriş yazısı) mahiyetindedir. Bundan daha derininin açıkça yazılıp yayınlanması tarafımızdan mümkün değildir. Ayrıca ehlinin fark edeceği üzere, bu kadarı dahi bugüne kadar bu açıklık, netlik ve detayla yazılmamıştır. Konu ustura sırtı gibi ince ve keskindir, çünkü okuyan kişi hiç farkında olmadan ya ötede bir tanrı kavramına kayabilir; ya da çok daha kötüsü firavun misali, benliğiyle-bilinciyle hakikati sınırlama derekesine düşebilir!</p>
<p>Buraya kadar <strong>&#8220;El Esmâ&#8221;</strong> işaretinin neye olduğuna dikkat çekmeye çalıştık.</p>
<p>Şimdi gelelim <strong>&#8220;ül Hüsnâ&#8221;</strong> olarak bildirilen <strong>muazzam, muhteşem ve mükemmel</strong> anlam ve özellik ihtiva eden isimlerin işaret ettiği özelliklere&#8230; Elbette <strong>&#8220;esfeli sâfîliyn&#8221;</strong> olan kelimelerin elverdiğince!</p>
<p>Burada öncelikle şu hususa dikkat gerekir kanımca.</p>
<p><strong>TETİKLEME SİSTEMİ</strong></p>
<p>Bu isimlerin işaret ettiği özellikler her noktada tümüyle mevcuttur eksiksiz! Ne var ki, açığa çıkması dilenen özelliğe göre, kimileri kimilerine baskın hâle gelerek, tıpkı ekolayzırda yükselen kanalların öne geçmesi gibi, diğerlerinin önüne geçerek oluşumu meydana getirmektedir. Ayrıca belli isimlerin işaret ettiği <strong>belli özellikler, doğal olarak, otomatik olarak ilgili diğer isimlerin oluşumlarını <span style="text-decoration: underline;">tetikleyerek</span></strong>, akışı-oluşumu, <strong>&#8220;yeni şe&#8217;n&#8221;</strong>i meydana getirmektedirler. İşte bu olay, <strong>&#8220;Sünnetullah&#8221;</strong> diye tanımlanan, <strong>evrensel Allâh</strong> kanunlarının -ya da basîreti kısıtlı olanların deyişiyle doğa kanunlarının- işleyiş mekanizmasını anlatmaktadır. <strong>Bu husus tahmin ve hayal edilemeyecek kadar azametli bir olaydır; ezelden ebede, tüm boyutlarıyla ve algılanan tüm birimleriyle her şey, bu sistem içinde varlığını sürdürür!</strong> Evrensel boyutta veya insanın dünyasında, bilincinden açığa çıkan <strong>düşünceler dâhil, tüm fiiller</strong> bu sisteme göre oluşur. Buna kısaca <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">İsimlerin özelliklerinin ilgili ismin özelliğini tetiklemesi mekanizması</span>&#8220;</strong> diyebiliriz. Yukarıda uyardığım üzere, bu isimlerin özelliklerinin açığa çıkış ortamı olarak, -gerçekte <strong>TEK</strong>&#8216;il- bilebildiğiniz tüm evrenselliği düşünün. O evrensellik içinde algılayanın algıladığı her ortama ya da boyuta veya açığa çıkan birime göre, söz ettiğim <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">tetikleme</span>&#8220;</strong> olayı geçerlidir! Bu sisteme göre de -neyin neyi meydana getireceği bilinmesi nedeniyle- ezelden ebede ne olup bitecekse <strong>&#8220;Allâh ilminde&#8221;</strong> mevcuttur! Bakara Sûresi sonundaki (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/002_bakara.htm" target="_blank">Bakara: 284</a>) <strong>&#8220;&#8230;Bilinçlerinizde</strong> (düşündüğünüz) <strong>ne varsa, açıklasanız da gizleseniz de, Allâh varlığınızdaki Hasîb ismi özelliğiyle size onun sonuçlarını yaşatır&#8230;&#8221;</strong> uyarısı; Zelzele Sûresi&#8217;ndeki (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/099_zilzal.htm" target="_blank">Zilzâl: 7</a>) <strong>&#8220;Kim zerre kadar hayır yaparsa, sonucuna erişir&#8221;</strong> ve de <strong>&#8220;Hasîb&#8221;</strong> isminin işaret ettiği özellik, hep bu <strong>&#8220;tetikleme&#8221;</strong> mekanizmasını bize anlatmak içindir ki, açığa çıkan bir fiil veya düşüncenin sonucunun yaşanmaması mümkün değildir. <span style="text-decoration: underline;">İşte bu yüzdendir ki, geçmişimizde düşündüğümüz ya da ortaya koyduğumuz şükür ya da nankörlük bâbında her fiil mutlaka sonucunu yaşatmıştır veya yaşatacaktır</span>! Bu konu üzerinde derin düşünülürse çok kapı açar ve çok sırlar fark edilir. <strong>&#8220;Kader sırrı&#8221;</strong> olarak bahsedilen konu dahi bu mekanizma ile ilgilidir!</p>
<p>Şimdi gelelim birer işaret-yön levhası hükmündeki özel &#8220;isim&#8221;lerin bize gösterdiklerine:</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">ALLÂH</a></strong>&#8230; Öyle bir isimdir ki&#8230; <strong>&#8220;Ulûhiyet&#8221;</strong>e işaret eder! <strong>&#8220;Ulûhiyet&#8221;</strong> hem <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong> ismi ile işaret edilen &#8220;Mutlak <strong>Zât</strong>&#8221; anlamını içerir; hem de İlim  mertebesinde, ilmiyle ilmini seyir anlamına oluşmuş <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>lar âlemlerini, her bir <strong>&#8220;nokta&#8221;</strong>yı oluşturan kendine özgü <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mertebelerine işaret eder! <strong>&#8220;Zât&#8221;</strong>ı itibarıyla, <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in <span style="text-decoration: underline;">ayrı</span>, <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sı itibarıyla <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in <span style="text-decoration: underline;">aynı olan</span> Allâh ismiyle işaret edilen; <strong>âlemlerden Ganî</strong> ve <strong>benzeri olmayandır!</strong> Bu yüzdendir ki, <strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;şey&#8221;</span></strong><span style="text-decoration: underline;">i ve fiillerini <strong>Esmâ</strong>&#8216;sıyla yaratan</span> <strong>Allâh ismiyle işaret edilen</strong> Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de <strong>&#8220;BİZ&#8221;</strong> işaretini kullanmaktadır. <strong>&#8220;Şey&#8221;</strong>de kendisinin gayrı yoktur! Bu konuda çok iyi anlaşılması gereken husus şudur: <strong>&#8220;Şey&#8221;</strong>den söz ettiğimizde <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in zâtı derken onun varlığını oluşturan <strong>&#8220;Esmâ mertebesinden&#8221;</strong> söz ederiz. <strong>&#8220;Şey&#8221;</strong>in zâtı hakkında tefekkür edilir, konuşulur. Allâh adıyla işaret edilenin Zâtı hakkında ise konuşmak muhaldir; yani kesinlikle olanaksızdır! Çünkü Esmâ özelliğinden meydana gelmişin, mutlak Zât hakkında fikir yürütmesi, <strong>&#8220;vahiy&#8221;</strong> yollu gelmiş bilgi ile dahi olsa -ki bu da olanaksızdır- mümkün olmaz! İşte bunu anlatmak sadedinde yolun sonu <strong>&#8220;hiç&#8221;</strong>likte biter, denmiştir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hu.pdf" target="_blank">HÛ</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;HÛ&#8217;vAllahulleziy la ilahe illâ HÛ&#8221;</strong>! İster vahiy yollu gelsin, ister bilinç yollu üzerine eğilinsin, algılanan her <strong>&#8220;şey&#8221;</strong>in hakikatinin  derûnu&#8230; Öylesine ki; <strong>Ekberiyet</strong> tecellisi sonucu önce <strong>&#8220;haşyeti&#8221;</strong>, sonucu olarak da <strong>&#8220;hiç&#8221;</strong>liği yaşatır ve bu yüzden de <strong>O</strong>&#8216;nun hakikatine erişilemez! <strong>&#8220;Basîretler ona ulaşmaz!&#8221;</strong> Mutlak bilinmezliğe ve kavranılmazlığa işaret ismidir! Nitekim <strong>&#8220;ALLÂH&#8221;</strong> dâhil <span style="text-decoration: underline;">tüm isimler</span> <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>ya bağlı geçer <strong>Kurân</strong>&#8216;da! <strong>&#8220;HU ALLAHu EHAD&#8221;</strong>, <strong>&#8220;HU&#8217;ver Rahmanur Rahıym&#8221;</strong>, <strong>&#8220;Hu&#8217;vel&#8217;Evvelu vel&#8217;Ahıru vez&#8217;Zahiru vel&#8217;Batın&#8221;</strong>, <strong>&#8220;HU&#8217;vel Aliyyül Azıym&#8221;</strong>, <strong>&#8220;HU&#8217;ves Semiy&#8217;ul Basıyr&#8221;</strong> ve <strong>Haşr Sûresi</strong>&#8216;nin <span style="text-decoration: underline;">son üç âyeti</span> gibi! Bu arada şunu da bir diğer okunuş şekli itibarıyla fark ederiz ki, isimlerin öncesindeki &#8220;HÛ&#8221; ismi işaretiyle önce tenzih vurgulaması yapılır, sonra da söz edilen isimlerle teşbihe işaret edilir. Bu da hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gereken bir işarettir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rahman.pdf" target="_blank">ER RAHMAN</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Allâh&#8221;</strong> ismiyle işaret edilenin, <strong>&#8220;zerre&#8221;</strong>lerin zâtını <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sıyla ilminde &#8220;var&#8221; kılma özelliğine işaret eder. Her şey, &#8220;var&#8221;lığını <strong>&#8220;ilim ve irade&#8221;</strong> mertebesinde bu ismin işaret ettiği özellikle elde eder! <strong>&#8220;Er Rahmanu alel Arşisteva&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/020_taha.htm" target="_blank">Tahâ: 5</a>) ve <strong>&#8220;Er Rahman; Allemel Kur&#8217;ân; Halekal İnsan; Allemehül beyan&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/055_rahman.htm" target="_blank">Rahman: 1-4</a>) gereği <strong>&#8220;ŞUUR&#8221;</strong>da açığa çıkan <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>nın hakikatidir! Rahmeti, o &#8220;şey&#8221;i ilminde, <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığa getirmesidir! <strong>&#8220;Allâh Adem&#8217;i Rahman sûretinde halk etti&#8221;</strong> işareti <strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>ın, ilmî sûretinin <strong>Rahmaniyet</strong> özelliği yansıması üzere meydana getirildiğine işaret eder. Yani Esmâ mertebesinde bulunan özellikler ile! İnsan&#8217;ın, <strong>Zâtı itibarıyla</strong> kendini tanıyışı da <strong>Rahmaniyet</strong>&#8216;le ilgilidir&#8230; Bu nedenle <strong>&#8220;RAHMAN&#8221;</strong>a secdeyi müşrikler algılayamamıştır (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/025_furkan.htm" target="_blank">Furkan: 60</a>)&#8230; Şeytan (vehim, bilinç) <strong>&#8220;RAHMAN&#8221;</strong>a âsi olmuştur (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/019_meryem.htm" target="_blank">Meryem: 44</a>)&#8230; <strong>&#8220;İnsan&#8221;ın Zât&#8217;ının</strong> <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> hakikatinden meydana getirildiğine işaret eder! <strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>daki <strong>&#8220;Zâtî tecelli&#8221;</strong> de budur!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rahim.pdf" target="_blank">ER RAHIYM</a></strong>&#8230; Âlem sûretleri ile kendini seyir edendir! Bilinçli varlıkları, hakikatlerine erdirmek suretiyle; seyretmekte ve Esmâ&#8217;sı özellikleriyle yaşatmakta olanın, kendisi olduğu farkındalığıyla yaşatandır. <strong>&#8220;Ve kâne bil mu&#8217;miniyne Rahıyma = <span style="text-decoration: underline;">Hakikatine iman etmişlere Rahîm&#8217;dir</span>&#8220;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/033_ahzab.htm" target="_blank">Ahzab: 43</a>). Cennet diye işaret edilen yaşamın kaynağıdır. Melekî boyutun <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığını oluşturandır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/melik.pdf" target="_blank">EL MELİK</a></strong>&#8230; Mülkü hükmünde olan Esmâ mertebesinde dilediğince şe&#8217;n alarak fiiller âlemi sûretlerinde tedbir edendir! <strong>&#8220;Her şeyin melekûtu</strong> (Esmâ kuvveleri) <strong>elinde olan</strong> (tedbirâtın bu mertebeden açığa çıktığına işaret) <strong>Subhan&#8217;dır&#8230; O&#8217;na rücu ettirileceksiniz&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/036_yasin.htm" target="_blank">Yâsîn: 83</a>). Tek <strong>Melîk</strong>&#8216;tir! Ortağı olmaz. Bunun farkındalığını yaşattığının kesin ve mutlak teslimiyet dışında bir hâli olmaz! İtiraz ve isyan hiç kalmaz! <strong>&#8220;Arşı istiva&#8221;</strong> diye anlatılan olayda önde gelen özelliktir diğer birkaç özellikle birlikte&#8230; <strong>&#8220;Semâlarda ve arzda her ne varsa; Melîk, Kuddûs, Azîz ve Hakîm olan </strong>(dilediği mânâları açığa çıkarması için onları yaratan) <strong>Allâh&#8217;ı</strong> (işlevleriyle) <strong>tespih etmedeler!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/062_cuma.htm" target="_blank">Cum&#8217;a: 1</a>).</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kuddus.pdf" target="_blank">EL KUDDÛS</a></strong>&#8230; Yaratılmışlarda açığa çıkan özellik ve kavramlarla tanımlanmaktan, kayıtlanmaktan ve sınırlanmaktan berî! Tüm âlemleri Esmâ&#8217;sıyla &#8220;var&#8221; kılarken, onlarda açığa çıkan özelliklerle tanımlanmaktan dahi berîdir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/selam.pdf" target="_blank">ES SELÂM</a></strong>&#8230; <strong>Yaratılmışlara</strong> (beden ve tabiat kayıtlarından; tehlikeden; boyutlarının kayıtlarından) <strong>selâmet ihsan eden, yakîn hâlini oluşturan; iman edenlere &#8220;İSLÂM&#8221;ın hazmını veren; Dar&#8217;üs Selâm</strong> (hakikatimize ait kuvvelerin tahakkuku) <strong>olan cennet boyutu hâlinin yaşamını meydana getiren! Rahîm isminin tetikleyerek açığa çıkardığı isim-özelliktir! &#8220;Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym = Rahîm Rab&#8217;den &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Selâm</span>&#8221; sözü ulaşır</strong> (Selâm ismi özelliğini Rableri olan Esmâ hakikatlerinden açığa çıkan yolla yaşarlar)<strong>!</strong>&#8221; (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/036_yasin.htm" target="_blank">Yâsîn: 58</a>).</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mumin.pdf" target="_blank">EL MU&#8217;MİN</a></strong>&#8230; Algılananın ötesi olduğu farkındalığını oluşturandır Esmâ boyutu itibarıyla. Bu farkındalık, boyutumuzda <strong>&#8220;iman&#8221;</strong> olarak açığa çıkar. İman edenler şuurlarındaki bu farkındalıkla iman ederler; dünyamızda Rasûller; tüm varlıkta ise melekler dâhil! Bu farkındalık, bilinçteki aklın vehim esaretinden kurtulmasını sağlar. Vehim, kıyası kullanarak muhakeme yapan aklı saptırabilirken, iman karşısında güçsüz ve etkisiz kalır. Mümin isminin özelliğinin açığa çıkışı şuurdan bilince direkt yansır; dolayısıyla da vehim kuvvesi onun üzerinde tasarruf edemez.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muheymin.pdf" target="_blank">EL MÜHEYMİN</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mertebesinden açığa çıkanları kendi sistemi içinde koruyup sürdürendir (El hafizu ver Rakiybu ala külli şey)! Ayrıca, (emaneti) <strong>gözetip himaye eden</strong>, <strong>koruyan</strong>, <strong>emin</strong>, anlamlarına da gelir. <strong>&#8220;MÜHEYMİN&#8221;</strong>in <span style="text-decoration: underline;">türediği kök olan <strong>&#8220;el Emanet&#8221;</strong></span>in Kurân&#8217;daki fonksiyonel kullanılışı, semâların &#8211; arzın &#8211; dağların yüklenmekten imtina ettiği ve <strong>el Kurân</strong>&#8216;ın ikizi olan <strong>el İnsan</strong>&#8216;ın yüklendiği şeydir. Esas itibarıyla Esmâ mertebesi ilminin RUH adlı melek olarak şuuruna işaret eder. Ondan da yeryüzünde açığa çıkan insana yansır bu emanet! Yani, Hakikatinin, Esmâ özellikleri olduğu şuurunu yaşamak! Bu da <strong>Mümin</strong> ismiyle ortak çalışır. <strong>RUH</strong> adlı melek (kuvve) dahi, Esmâ mertebesinin sonsuz sınırsız özelliklerine <strong>imanın kemâliyle</strong> Hayy ve Kayyûm&#8217;dur! Çünkü o dahi <strong>&#8220;şe&#8217;n&#8221;</strong> olarak vücud sahibidir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/aziz.pdf" target="_blank">EL AZİYZ</a></strong>&#8230; Karşı konulmaz güç sahibi olarak, dilediğini uygulayan! Tüm âlemlerde dilediğini karşı çıkacak güç olmaksızın yerine getiren. Bu isim <strong>Rab</strong> ismiyle paralel çalışan bir isimdir. <strong>Rab</strong> özelliği Azîz özelliğiyle hükmünü icra eder!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/cebbar.pdf" target="_blank">EL CEBBAR</a></strong>&#8230; Hükmü zorunlu olarak uygulamada olandır. Âlemler <strong>Cebbâr</strong>&#8216;ın hükmü altında, dilenileni uygulamak zorundadır! Uygulamama gibi bir seçenekleri yoktur! Cebr, onların özlerinden gelen bir şekilde sistem gereği olarak açığa çıkar ve hükmünü yaşatır!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mutekebbir.pdf" target="_blank">EL MÜTEKEBBİR</a></strong>&#8230; Mutlak <strong>BEN</strong>&#8216;lik O&#8217;na aittir! <strong>&#8220;Ben&#8221;</strong> diyen yalnızca kendisidir! Kim ben sözüyle kendisine varlık verirse; var oluşunun hakikatine ait &#8220;Ben&#8221;liği örtüp, göreceli benliğini ileri çıkarırsa, bunun sonucunu, yanmak suretiyle yaşar! Kibriyâ, O&#8217;nun vasfıdır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/halik.pdf" target="_blank">EL HALİK</a></strong>&#8230; Mutlak TEK yaratan! Esmâ özellikleriyle birimleri <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>ken <strong>&#8220;var&#8221;</strong> kılan! <strong>Hâlik</strong>&#8216;in <strong>&#8220;halk&#8221;</strong>ettiği her bir şeyin bir <strong>&#8220;hulk&#8221;</strong>u, yani yaratılış amacına göre bir huyu, ahlâkı (doğasına göre davranışı) vardır&#8230; Bu nedenle <strong>&#8220;tehalleku BiAhlakıllah = Allâh ahlâkı ile</strong> (Allâhça) <strong>ahlâklanın!&#8221;</strong> buyurulmuştur ki bunun anlamı; <strong>&#8220;Allâh Esmâ&#8217;sının özellikleriyle var olmuş olduğunuzun farkındalığıyla ve bunun gereğince yaşayın&#8221;</strong> demektir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/bari.pdf" target="_blank">EL BARİ</a></strong>&#8230; Mikrodan makroya doğru her yarattığını kendine özgü program ve özellikle yaratırken, bütünsellikle de uyumlu olarak onu işlevlendiren. Saat dişlilerinin ahenkli düzeni misali!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/musavvir.pdf" target="_blank">EL MUSAVVİR</a></strong>&#8230; Mânâları sûretler hâlinde açığa çıkarıp, algılayanda o sûretlerin algılanma mekanizmasını oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/gaffar.pdf" target="_blank">EL ĞAFFAR</a></strong>&#8230; Kudret veya hikmetin gereği olarak oluşmuş noksanlıklarını fark edip, bunların sonuçlarından kurtulmayı irade edenlere, örtüleyiciliğini yaşatan. Bağışlayan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kahhar.pdf" target="_blank">EL KAHHAR</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Vâhid&#8221;</strong> oluşunun sonucunu yaşatarak &#8220;izafî-göresel&#8221; benliklerin asla <strong>&#8220;<em>var</em>&#8220;</strong> olmadığını seyrettiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vahhab.pdf" target="_blank">EL VEHHAB</a></strong>&#8230; Dilediğine karşılıksız ve &#8220;hak etme&#8221; kavramı devrede olmaksızın veren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rezzak.pdf" target="_blank">ER REZZAK</a></strong>&#8230; Hangi boyutta veya ortamda olursa olsun açığa çıkan birimin yaşamının devamı için gereken her türlü gıdayı veren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/fettah.pdf" target="_blank">EL FETTAH</a></strong>&#8230; Birimde açılım oluşturan. Hakikati fark ettirip seyrettiren; bunun sonucunda âlemlerde eksik, noksan, yanlış olmadığını müşahede ettiren. Görüş veya kullanım alanını açıp değerlendirme olanağını meydana getiren. Fark edilemeyeni fark ettirip değerlendirten!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/alim.pdf" target="_blank">EL ALİYM</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;İlim&#8221;</strong> özelliği sebebiyle sınırsız sonsuz her şeyi ve her boyutu, her yönüyle Bilen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kaabiz.pdf" target="_blank">EL KABIDZ</a></strong>&#8230; Tüm birimleri, onları oluşturan <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sıyla hakikatleri yönünden kudret eliyle tutup hükmünü icra eden! İçe dönüklüğü yaşatan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/basit.pdf" target="_blank">EL BASIT</a></strong>&#8230; Açıp yayan. Boyutsallıkları ve derin görüşü oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hafid.pdf" target="_blank">EL HAFİDZ</a></strong>&#8230; Alçaltıcı. Hakikatinden uzak yaşamı oluşturucu! Evrensel boyuttaki <strong>&#8220;Esfeli sâfîliyn&#8221;</strong>i yaratıcı. <strong>&#8220;Kesret&#8221;</strong> müşahedesini oluşturan perdeliliği meydana getiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rafi.pdf" target="_blank">ER RAFİ&#8217;</a></strong>&#8230; Yükselten. Bilinçli birimi yatay veya dikey anlamda yükselterek hakikatini kavrama veya seyir anlamında yükselten.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muiz.pdf" target="_blank">EL MUİZZ</a></strong>&#8230; Dilediği birimde, izzeti oluşturan özelliği açığa çıkartarak, onu diğerlerine göre değerli kılan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muzill.pdf" target="_blank">EL MÜZİLL</a></strong>&#8230; Dilediğinde zilleti zahir kılan! Zelil eden&#8230; İzzeti meydana getiren yakınlık özelliklerini yaşatmayarak, benlikle perdelenmenin yetersizlikleri içinde aşağılanmayı aşikâr kılan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/semi.pdf" target="_blank">ES SEMİ&#8217;</a></strong>&#8230; Açığa çıkardığı Esmâ özelliklerini her an algılamakta olan. Farkındalığı ve kavramayı yaşatan. Bunun sonucu olarak <strong>Basîr</strong> ismi özelliğini tetikleyen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/basir.pdf" target="_blank">EL BASIYR</a></strong>&#8230; Açığa çıkan Esmâ özelliklerini her an seyir ile onlardan çıkanları değerlendirip sonuçlarını oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hakem.pdf" target="_blank">EL HAKEM</a></strong>&#8230; Hükmeden ve hükmü kesinlikle yerine gelen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/adl.pdf" target="_blank">EL ADL</a></strong>&#8230; Ulûhiyetinin sonucu olarak açığa çıkardığı her Esmâ özelliğinin <strong>yaratış amacına göre</strong> hakkını veren. Haksızlık etmekten, zulüm etmekten münezzeh olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/latif.pdf" target="_blank">EL LATİYF</a></strong>&#8230; Yarattığının derûnunda ve varlığında gizli olan. Lütfu çok olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/habir.pdf" target="_blank">EL HABİYR</a></strong>&#8230; Açığa çıkan Esmâ özelliğinin <strong>&#8220;var&#8221;</strong>lığını, <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sıyla meydana getiren olarak, onun durumundan haberi olan. Birime, kendisinden açığa çıkanla, ne mertebede anlayışa sahip olduğunu fark ettiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/halim.pdf" target="_blank">EL HALİYM</a></strong>&#8230; Açığa çıkan bir olaya ani ve fevrî tepki vermeyip, açığa çıkış amacı doğrultusunda değerlendirmeye alan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/azim.pdf" target="_blank">EL AZİYM</a></strong>&#8230; Açığa çıkmış Esmâ özelliği olan hiçbir birimin, azametini kavrayamayacağı muhteşem büyüklük.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/gafur.pdf" target="_blank">EL ĞAFÛR</a></strong>&#8230; Allâh Rahmetinden asla ümit kesilmemesi gereken. Gerekli arınmayı yaptırtarak Rahîmiyetin nimetlerine erdiren. <strong>Rahîm</strong> ismini tetikleyen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/sekur.pdf" target="_blank">EŞ ŞEKÛR</a></strong>&#8230; Verdiği nimeti çoğaltmak için o nimeti değerlendirten. Birimde verilen nimeti hakkıyla değerlendirerek <strong>&#8220;daha&#8221;</strong>sına açılmayı oluşturan. <strong>&#8220;Kerîm&#8221;</strong> isminin özelliğini tetikler. Bu ismin özelliğinin kapalı kalması ise, birimi kendisine ulaşana karşı kapanmayı; o nimeti değerlendirmek yerine başka yönlere dönerek o nimetten perdelenmeyi yaşatır. Bu da <strong>&#8220;<em>nankörlük</em>&#8220;</strong> yani verileni değerlendirmemek olarak tanımlanır. Verilenin gerisinden mahrum kalma sonucunu doğurur. Nimetin ardı kesilir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/aliyy.pdf" target="_blank">EL ALÎY</a></strong>&#8230; Yüce. Varlıkları Hakikat noktasından seyreden!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kebir.pdf" target="_blank">EL KEBİYR</a></strong>&#8230; Esmâ&#8217;sıyla yarattığı âlemlerinin büyüklüğü kavranamaz olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hafiz.pdf" target="_blank">EL HAFİYZ</a></strong>&#8230; Âlemler içindekilerin varlığının korunması için onların gerekenlerini oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mukit.pdf" target="_blank">EL MUKİYT</a></strong>&#8230; <strong>Hafîz</strong> isminin özelliğinin oluşması için gerekli olan maddi veya manevî olarak nitelendirilen alt yapıyı oluşturup meydana getiren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hasib.pdf" target="_blank">EL HASİYB</a></strong>&#8230; Birimselliğin devamı için yeterli olduğu gibi, birimden açığa çıkanların sonucunu yaşatan. Böylece sonsuza dek oluşumun akışını yaratmış olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">EL CELİYL</a></strong>&#8230; Muhteşem kapsam ve mükemmeliyetiyle Efâl âleminde sultan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kerim.pdf" target="_blank">EL KERİYM</a></strong>&#8230; Öylesine cömert ki, kendisini inkâr ile açığa çıkanlara dahi sayısız nimetlerini bağışlamakta. <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>mak yani <strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;İKRA&#8221;</span></strong> ancak O&#8217;nun keremiyle bir birimde açığa çıkabilir. Her birimin hakikatinde yer almakta.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rakib.pdf" target="_blank">ER RAKIYB</a></strong>&#8230; Her birimi Esmâ&#8217;sıyla yarattığı için her an onunla olarak kontrol altında tutan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mucib.pdf" target="_blank">EL MUCİYB</a></strong>&#8230; Kendisine olan yönelişlere mutlaka icabet ederek gereğini oluşturan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vasi.pdf" target="_blank">EL VASİ&#8217;</a></strong>&#8230; Esmâ özellikleriyle tüm âlemleri kapsamış olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hakim.pdf" target="_blank">EL HAKİYM</a></strong>&#8230; İlminin kudretiyle açığa çıkmasını sebepler zincirine bağlayarak, nedenselliği oluşturan ve böylece kesret algılamasını oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vedud.pdf" target="_blank">EL VEDUD</a></strong>&#8230; Cazibeyi, çekim gücünü yaratan. Salt karşılıksız, çıkar beklenmeyen sevgiyi var eden. Her sevenin, sevdiğinde sevdiği gerçekliktir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mecid.pdf" target="_blank">EL MECİYD</a></strong>&#8230; Açığa çıkardığı muhteşem yaratış dolayısıyla şanının yüceliğini ortaya koyan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/bais.pdf" target="_blank">EL BAİS</a></strong>&#8230; Sürekli yeni yaşam boyutlarına dönüştüren! <strong>&#8220;Her an yeni bir şe&#8217;nde&#8221;</strong> oluşun mekanizması olarak sürekli yeni bir hâl yaşatan.</p>
<p>Bu özelliğin insanda açığa çıkışı itibarıyla&#8230; <strong>&#8220;AMENTU&#8221;</strong>da da yerini alan <strong>&#8220;Ba&#8217;sü ba&#8217;delMevt = ölüm akabindeki diriliş&#8221;</strong> anlamındadır&#8230; <strong>&#8220;Mutlaka siz, boyutlar değiştirerek <span style="text-decoration: underline;">o boyutların uygun bedenlerine</span> dönüşeceksiniz!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/084_insikak.htm" target="_blank">İnşikak: 19</a>) âyetindeki işlev de bunu anlatır&#8230;</p>
<p>Bedenden ve/veya bilinçten ölmek ve bunun devamı yeni bir yaşam hâline başlamak. Şu dünya (beden) yaşamımızda iken de bu <strong>bâ&#8217;s</strong>lar mümkündür&#8230; <strong>Velâyet &#8211; Nübüvvet &#8211; Risâlet bâ&#8217;s</strong>ları gibi! Ki, bunlarda dahi yeni bir yaşam mertebesi söz konusudur!</p>
<p>Tohumun kabuğunu çatlatıp mahsulünü açığa çıkarması gibi, <strong>ölü</strong> (<span style="text-decoration: underline;">bilkuvve &#8211; işlevsiz &#8211; nesnel</span>) olanı <strong>bâ&#8217;s</strong> edip dirilten, demektir. Açığa çıkana, yeni yaşam ortam veya boyutuna kavuşana göre, bir önceki ortama uygun yaşam bedeni <strong>&#8220;kabir&#8221;</strong> hükmündedir&#8230; <strong>&#8220;O Saat </strong>(vefat)<strong> muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur. Kesinlikle Allâh, kabirlerde </strong>(bedenleri içinde)<strong> olan nefsleri </strong>(bilinçleri)<strong> bâ&#8217;s edecektir </strong>(varlıklarındaki Esmâ özelliğiyle yeni bir beden oluşturarak yaşamlarına devam ettirecektir)<strong>!&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/022_hac.htm" target="_blank">Hac: 7</a>)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/sehid.pdf" target="_blank">EŞ ŞEHİYD</a></strong>&#8230; Varlığıyla varlığının şahidi olan. Açığa çıkardığı Esmâ özelliklerinden varlığını seyredip açığa çıkanlara şehâdet eden! Şehâdet edilenin kendisinden gayrı olmadığını yaşatan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hakk.pdf" target="_blank">EL HAKK</a></strong>&#8230; Apaçık ortada olan Mutlak Hakikat! Açığa çıkan tüm işlevlerin hakikati ve kaynağı!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vekil.pdf" target="_blank">EL VEKİYL</a></strong>&#8230; Açığa çıkan her birimin işlevinin gereğini yerine getirmek için gerekeni yapan. Bunun idrakıyla kendisine tevekkül edene sahip çıkarak, onun için en hayırlı sonucu oluşturan. Hakikatindeki <strong>el Vekiyl</strong> isminin özelliğine iman eden <strong>Allâh</strong>&#8216;ın tüm isimlerine (tüm kuvvelerine) de iman etmiş olur! <strong>Halifelik</strong> sırrının kaynağı bir isimdir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kaviy.pdf" target="_blank">EL KAVİYY</a></strong>&#8230; Kudreti kuvveye dönüştürerek varlığın oluşmasını sağlayan ve onlardaki kuvveleri oluşturan. Melekî boyutu meydana getiren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/metin.pdf" target="_blank">EL METİYN</a></strong>&#8230; Tüm Efâl âlemini ayakta tutan. Metîn&#8230; Sağlamlığı oluşturan. Metanet, direnç veren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/veli.pdf" target="_blank">EL VELİYY</a></strong>&#8230; Birimde kendi hakikatini tanıma ve gereğini yaşama özelliğini açığa çıkaran. Velâyetin ve onun kapsamındaki üst düzey yaşam özellikleri olan Risâlet ve Nübüvvetin kaynağı. Velâyetin en üst mertebesi olan Risâlet ve bir altı olan Nübüvvet kemâlâtını irsâl eden. Risâlet kemâlâtının zuhuru sonsuza dek geçerli ve işlevli iken, Nübüvet kemâlâtının işlevi yalnızca dünya yaşamında geçerlidir. Nebi, âhiret yaşamında da o kemâlâtla yaşar, ancak işlevi bitmiştir dışa dönük olarak! Risâlet işlevi ise velâyet getirisi üzere devam eder sonsuza dek, velîlerdeki gibi.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hamid.pdf" target="_blank">EL HAMİYD</a></strong>&#8230; Açığa çıkardığı evrensel kemâlâtı <strong>&#8220;Velî&#8221;</strong> ismi kapsamında açığa çıkardığı âlem sûretlerince seyredip değerlendirendir! Hamd yalnızca kendisine aittir!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muhsi.pdf" target="_blank">EL MUHSIY</a></strong>&#8230; TEK&#8217;likteki çokluk sûretlerini makrodan mikroya tek tek tüm özellikleriyle yaratan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mubdi.pdf" target="_blank">EL MUBDİ&#8217;</a></strong>&#8230; Yaratılmışları eşi benzeri olmayan kendine özgü özellikler bütünü olarak âlemlerde açığa çıkaran.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muiyd.pdf" target="_blank">EL MUIYD</a></strong>&#8230; Aslına rücu edenleri yeni bir yaşam boyutunda hayata döndüren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muhyi.pdf" target="_blank">EL MUHYİ</a></strong>&#8230; İHYA eden. Hayata kavuşturan. İlim yaşantısıyla hakikati müşahede ederek yaşamını sürdürmeyi oluşturan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mumit.pdf" target="_blank">EL MUMİT</a></strong>&#8230; Ölümü tattıran&#8230; Bir yaşam boyutundan diğer yaşam boyutuna geçirten!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hayy.pdf" target="_blank">EL HAYY</a></strong>&#8230; Esmâ âleminin kaynağı! Tüm isim özelliklerinin hayatını veren, varlığını oluşturan. Evrensel enerjinin kaynağı; enerjinin hakikati!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kayyum.pdf" target="_blank">EL KAYYUM</a></strong>&#8230; Hiçbir şeye ihtiyaç duymaksızın kendi vasıflarıyla varlığını kaîm kılan. Var olan her şey kendisiyle kaîm olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">EL VACİD</a></strong>&#8230; Özellikleri âdeta taşan&#8230; Her dilediğini var eden. Tüm yaratışına rağmen hiçbir şeyi eksilmeyen!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/elesmaulhusna.htm#" target="_blank">EL MACİD</a></strong>&#8230; Kerem ve ihsanının sınırsızlığının getirdiği şan ve yücelik sahibi!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vahid.pdf" target="_blank">EL VAHİD</a></strong>&#8230; <strong>Vâhid ül AHAD</strong>&#8230; Sayısal çokluk kabul etmez <strong>TEK</strong>! Cüzlere bölünmemiş ve cüzlerden oluşmamış; panteizm anlamına gelmeyen Bir! Çokluk kavramının düştüğü, <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>luğa kavuştuğu, hiçbir fikir ve düşüncenin ayak basamadığı <strong>TEK!</strong></p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/samed.pdf" target="_blank">ES SAMED</a></strong>&#8230; Som, salt TEK! Çokluk kavramından münezzeh! Çok özelliğin birleşmesinden oluşmamış! Ve dahi sınır kavramından berî olan TEK&#8217;lik sahibi. Hiçbir şeye muhtaciyeti söz konusu olmayan TEK&#8217;illik. <strong>Hadîs-î şerîf</strong>&#8216;te şöyle tanımlanmıştır: <strong>&#8220;Es Samedülleziy la cevfe fiyhi = Samed odur ki, onda boşluk yoktur (SOM, SALT)!&#8221;</strong></p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/kadir.pdf" target="_blank">EL KAADİR</a></strong>&#8230; İlmindekileri kudretiyle bir nedenselliğe dayanmaksızın yaratıp seyreden! Bu hususta asla sınırlanmayan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muktedir.pdf" target="_blank">EL MUKTEDİR</a></strong>&#8230; Kudretiyle izhar ettiği tüm varlıkta iktidarı, tedbir ve tasarrufu geçerli olan mutlak &#8211; işlevsel kudret sahibi.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mukaddim.pdf" target="_blank">EL MUKADDİM</a></strong>&#8230; Yaratış amacına göre açığa çıkaracağı Esmâ özelliğine öncelik veren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muahhar.pdf" target="_blank">EL MUAHHİR</a></strong>&#8230; Yarattığında açığa çıkacak olanı <strong>Hakîm</strong> isminin gereğince erteleyen.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/evvel.pdf" target="_blank">EL EVVEL</a></strong>&#8230; Yaratılmış olanın başı, ilk Hâli olan Esmâ Hakikati.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/ahir.pdf" target="_blank">EL ÂHİR</a></strong>&#8230; Yaratılmış olanın sonsuza dek bir sonrası.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/zahir.pdf" target="_blank">EZ ZÂHİR</a></strong>&#8230; Apaçık ortada olan, Esmâ özelliğiyle algılanmakta olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/batin.pdf" target="_blank">EL BÂTIN</a></strong>&#8230; Apaçık ortada olanın algılanamayanı ve Gaybın hakikati. (Evvel Âhir Zâhir Bâtın, HÛ&#8217;dur!)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/vali.pdf" target="_blank">EL VALİY</a></strong>&#8230; Hükmüne göre yöneten.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muteali.pdf" target="_blank">EL MÜTEALİY</a></strong>&#8230; Sonsuz sınırsız yüce; yüceliği her şeye yaygın! Âlemlerdeki hiçbir akıl ve idrakın kapsamıyla, hiçbir fıtratın mahiyet ve yansıtıcılığıyla sınırlanmayan yücelik sahibi.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/berr.pdf" target="_blank">EL BERR</a></strong>&#8230; Fıtratların gereğini kolaylaştırarak oluşmasını sağlayan! Bu konuda vaatlerini yerine getiren.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/tevvab.pdf" target="_blank">ET TEVVAB</a></strong>&#8230; Hak ve hakikati algılatıp kavratarak, o birimin kendi hakikatine dönüşünü oluşturan. Tövbeyi yaşatır. Yani, birime yaptığı yanlışlardan dönmeyi ve verdiği zararları gidermeyi nasip eder. Bu isim özelliği açığa çıktığında <strong>Rahîm</strong> isminin özelliğini tetikler. Sonuçta kişinin hakikatinin getirisi olan güzellikleri ve müşahedeyi yaşatır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muntekim.pdf" target="_blank">EL MÜNTEKIM</a></strong>&#8230; Birimdeki, hakikatini yaşamasına engel olan davranışlarının sonuçlarını yaşatan! <strong>&#8220;Züntikam&#8221;</strong>, açığa çıkanın sonucunu, hak ettiğini yaşatmaktır. Allâh, intikam almak gibi duygularla vasıflanmaktan münezzehtir! &#8220;Şedîd ül İkab&#8221; ile birlikte kullanıldığında, <strong>&#8220;Hakikatinin gereğini yaşamaya ters düşen düşünce ve davranışların sonucunu en sert ve keskin bir biçimde yaşatan&#8221;</strong> anlamına gelir.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/afuvv.pdf" target="_blank">EL AFÜVV</a></strong>&#8230; Şirk dışında işlenmiş bütün suçların tövbesini kabul edip, affedendir. Şirk hâli yaşamında bu ismin özelliği açığa çıkmaz. Burada fark edilmesi önemli konu şudur. Suçun affı demek, o kişinin af öncesi yaşantısındaki kayıplarının geri kazanılması demek değildir. Geçmişin telâfisi ve kazası yoktur Sünnetullah&#8217;ta!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/rauf.pdf" target="_blank">ER RAUF</a></strong>&#8230; Çok şefkatli, acıyan; kendisine yönelenleri, onlara zarar verip sıkıntıya sokacak davranışlardan koruyan, uzaklaştıran.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/malikelmulk.pdf" target="_blank">EL MALİK&#8217;ÜL MÜLK</a></strong>&#8230; Mülkünde dilediğini tedbir edip, hiçbir birime hesap verme kavramı olmadan dilediğini uygulayan.</p>
<p><strong>&#8220;De ki: &#8216;Mülkün Mâlik&#8217;i olan Allâh&#8217;ım&#8230; Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini azîz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Kesinlikle Sen her şeye Kâdîr&#8217;sin.&#8217;&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/003_aliimran.htm" target="_blank">Âl-i İmrân: 26</a>)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/zulcelalivelikram.pdf" target="_blank">ZÜL&#8217;CELALİ VEL&#8217;İKRAM</a></strong>&#8230; Celâl&#8217;iyle açığa çıkardığına <strong>&#8220;yok&#8221;</strong>tan var olmuşluğunu kavratarak <strong>&#8220;yokluğunu&#8221;</strong> yaşatıp; İkram&#8217;ıyla, Esmâ kuvvelerinin kendisinde açığa çıkışını seyrettirerek Bekâ&#8217;yı yaşatır.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/muksit.pdf" target="_blank">EL MUKSIT</a></strong>&#8230; Ulûhiyeti gereği olarak, her yaratılmışa yaratılış amacına göre hak ettiğini vermek suretiyle adaletini uygular.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/cami.pdf" target="_blank">EL CAMİ&#8217;</a></strong>&#8230; Tüm varlığı <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> olarak ilminde topluca seyreden. Yaratılmışları, yaratılış amaç ve işlevleri doğrultusunda toplayan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/gani.pdf" target="_blank">EL ĞANİYY</a></strong>&#8230; Esmâ&#8217;sının işaret ettiği özelliklerle sınırlanıp kayıtlanmayan ve o vasıflarla etiketlenmekten dahi münezzeh olan; <strong>&#8220;Ekberiyeti&#8221;</strong> dolayısıyla! Esmâ&#8217;sıyla sayısız sınırsız zengin olan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mugni.pdf" target="_blank">EL MUĞNİY</a></strong>&#8230; Dilediğini, başkalarından mustağnî kılan, zenginliği yaşatan, kendi zenginliğiyle zengin eden. &#8220;Fakr&#8221;in sonucu olan Bekâ&#8217;nın güzelliklerini hibe eden&#8230; <strong>&#8220;Seni hiçbir şeyin yok iken </strong>(fakr-&#8221;yok&#8221;lukta)<strong> bulup da zenginliğe </strong>(&#8220;gına&#8221;ya-Bekâ&#8217;ya)<strong> kavuşturmadık mı </strong>(El Ganî kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ganî olanın kulluğunu yaşatmadık mı)<strong>?&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/093_duha.htm" target="_blank">Duha: 8</a>)&#8230; <strong>&#8220;Muhakkak ki &#8216;HÛ&#8217;dur ganî eden de fakir kılan da.&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/053_necm.htm" target="_blank">Necm: 48</a>)</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/mani.pdf" target="_blank">EL MANİ&#8217;</a></strong>&#8230; Hak etmeyene, hak etmediğine erişmesine engel yaratan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/darr.pdf" target="_blank">ED DARR</a></strong>&#8230; Birimlerin sıkılıp bunalarak kendine dönmesi için çeşitli azap veren hâlleri (hastalık, çile, belâ) yaşatan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/nafi.pdf" target="_blank">EN NAFİ&#8217;</a></strong>&#8230; Hayra erişmeye vesile olacak yararlı düşünce ve fiilleri hatıra getirip gereğini uygulatan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/nur.pdf" target="_blank">EN NUR</a></strong>&#8230; Her şeyin hakikati olan İlim! Her şeyin aslı Nûr&#8217;dur, demek; her şey ilimden ibarettir, İlmullah&#8217;ta demektir. Hayat, ilimle vardır. İlim sahipleri Hayy&#8217;dır; diridir! İlmi olmayan ise, yaşayan ölüdür.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/hadi.pdf" target="_blank">EL HADİY</a></strong>&#8230; Hakikate erdiren&#8230; Hakikatin gereğini yaşatan! Hakk&#8217;ı dillendirten! Hakikate yönlendiren!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/bedi.pdf" target="_blank">EL BEDİY&#8217;</a></strong>&#8230; Eşi benzeri olmayan güzellikte olup, güzellikleri yaratan! Türleri ve varlıkları herhangi bir örneğe dayanmayan şekilde kendilerine özgü özelliklerle yaratan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/baki.pdf" target="_blank">EL BAKIY</a></strong>&#8230; Zaman kavramsız yalnızca var olan.</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/varis.pdf" target="_blank">EL VARİS</a></strong>&#8230; Sahibi olduklarını geride bırakarak dönüşenlerin, arkada bıraktıklarının sahibi olarak çeşitli isimlerle açığa çıkan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/resid.pdf" target="_blank">ER REŞİYD</a></strong>&#8230; Rüşde erdiren! Birimin hakikatini fark etmesinin sonucu olarak olgunlaşmasını yaratan ve yaşatan!</p>
<p><strong><a class="kirmizi" href="http://download.ahmedhulusi.org/download/pdf/esma/sabir.pdf" target="_blank">ES SABUR</a></strong>&#8230; <strong>&#8220;Eğer Allâh insanları zulümlerinden dolayı sorumlu tutup sonucunu hemen yaşatsaydı; </strong>(arz)<strong> üzerinde hiçbir DABBE </strong>(insan değil insan bedeni)<strong> bırakmazdı! Fakat onları hükmedilmiş bir vakte tehir ediyor&#8230; Ecelleri geldiği vakit de ne bir saat geri kalırlar, ne de öne geçebilirler&#8221;</strong> (<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/016_nahl.htm" target="_blank">Nahl: 61</a>) Her yaratılmış olanın amacına uygun işlevini yapmasını bekleyip, o işlevini tamamladıktan sonra sonuçlarını yaşatan. Zâlimin zulmüne müsaade etmesi, yani Sabûr özelliğini açığa çıkarması, hem zâlim hem mazlum yönünden yaşanacak işlevin tam hakkıyla yaşanması ve daha sonra da sonuçlarının oluşması içindir. Belânın büyüğünün açığa çıkması, zulmün büyüğünün oluşmasını gerektirir!</p>
<p><strong>SON HATIRLATMA</strong></p>
<p>Elbette ki &#8220;Allâh&#8221; ismiyle işaret edilen <strong>&#8220;EKBER&#8221;</strong>in <strong>&#8220;Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong>sının anlamları bu kadar dar kapsamlı değildir! Bu yüzdendir ki, uzun yıllardır bu konuya hiç girmemiştim. Çünkü bu konunun hakkının verilmesi muhaldir &#8211; olanaksızdır! &#8220;Yansımalar&#8221; dolayısıyla bu konuya girmek zorunda kaldım. Rabbimden bağışlanma dilerim. Bu konuda nice eserler yazılmıştır. Biz bugünkü bakış açımız yönünden kısa ve akılda kalabilecek şekilde konuyu ele aldık. Belki deryadan bir damla sudur bu konudaki anlattıklarımız!</p>
<p><strong>&#8220;SubhanAllâhi amma yasıfun!&#8221;</strong></p>
<p>Bu çalışmamıza nokta koymadan, şu mutlak gerçeği bir kere daha vurgulayalım. Bütün bu açıkladıklarımız ve yazdıklarımız, kişinin kendisini, bedensellikten ve <strong>&#8220;ben&#8221;</strong>likten arındırdıktan sonra, <strong>&#8220;şuurda seyir&#8221;</strong> boyutunda yaşanacak olan şeylerdir. <strong><span style="text-decoration: underline;">Bu arınma &#8211; tezkiye olmadan, kişinin bilgileri edinip tekrarlaması, bir bilgisayarın tekrarlamasından farklı bir sonucu asla yaşatmaz!</span></strong> Tasavvuf, dedi-kodu olmayıp bir yaşantıdır! Gıybet veya dedikoduyla ömür tüketen, şeytanın süslü gösterdiği amelle kendini avutandır. Kişinin bu bilgileri yaşamasının açık teyidi ise, onun için <strong>&#8220;yanma&#8221;</strong>nın kesinlikle bitmiş olup; hiçbir şeyin veya olayın onu üzüp kapsamamasıdır! <strong><span style="text-decoration: underline;">Kişide şartlanmaların getirdiği değer yargılarına dayalı duygusallık yaşamı ve buna dayalı davranışlar olduğu sürece, o beşeriyetinin kemâlini yaşayan bir birim olarak ve yaptıklarının sonucunu yaşamaya devam ederek ölümsüzlük boyutuna geçer.</span></strong></p>
<p>Bilgi uygulamak içindir. <strong>Uygulanmayan ilim, insanın sırtındaki yüktür</strong>, farkındalığıyla işe kendimizden başlayalım.</p>
<p>Gecenin sonucunda kendimize şu soruyu soralım:</p>
<p>Bilgimize göre, gece uykuda geri dönüşü olmayan yolculuğa hazır mıyız? Dünyada bizi <strong>&#8220;yakan&#8221;</strong> olaylar bitti mi? Huzurlu, mutlu &#8220;kulluğu&#8221; yaşıyor muyuz? Cevap evetse ne mutlu! Değilse, yarına çok iş var demektir. Bu durumda sabah kalktığımızda, bu gece yatarken mutlu ve hazır olarak yatmak için neler yapmalıyım; diye düşünmemiz gerekmez mi?</p>
<p>Sahip olduğumuzu sandığımız her şeyi geride bırakarak gideceğimizin idrakı içinde günü değerlendirebiliyorsak şükürler olsun.</p>
<p>Ves Selâm.</p>
<p><strong>&#8220;Allah ilminden YANSIMALAR&#8221;</strong> çalışmamda emeği geçen, ilminden yararlandığım değerli âlim ve hâl ehli İstanbul Kanlıca Camii İmamı muhterem <strong>Hasan Güler</strong> Hocamıza huzurlarınızda teşekkürlerimi sunarım.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>AHMED HULÛSİ<br />
03 Şubat 2009<br />
North Carolina, USA</strong></p>
<p style="text-align: right;">
<p><strong></strong>İndirmek İstediğiniz Formatın Üzerine Tıklayınız.</p>
<p><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/xls/kuranda_esmalar.xls" target="_blank"><img class="alignnone" src="http://www.ahmedhulusi.org/images/ikon_excel.jpg" alt="" width="40" height="40" /></a> <a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/doc/kuranda_esmalar.doc" target="_blank"><img class="alignnone" src="http://www.ahmedhulusi.org/images/ikon_word.jpg" alt="" width="40" height="40" /></a> <a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/kuran/elesmaulhusna.mp3" target="_blank"><img class="alignnone" src="http://www.ahmedhulusi.org/images/ikon_ses.jpg" alt="" width="40" height="40" /></a></p>
<p>[MEDIA=55]<br />
Dinlemek için Play Tuşuna Basınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/allah-esmasindaki-muazzam-muhtesem-ve-mukemmel-ozellikler-esma-ul-husna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/kuran/elesmaulhusna.mp3" length="83110181" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Kuran&#8217;ı Anlamak için Ön Bilgi &#8211; Allah İlminden Yansımalar</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 22:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurân-ı Kerîm Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=54] &#8211; Dinlemek için tıklayınız.. &#8220;OKU&#8221;mak amacıyla elinize aldığınız bu çalışmanın orijinali olan metin, gökteki bir tanrının yeryüzündeki postacı-peygamberine indirmiş olduğu yazılı bir kitaptaki buyruklar veya ferman değildir! O, âlemlerin Rabbi olanın irsal ettiği (risâlet işleviyle açığa çıkardığı) Rasûlüne, (boyutsal derinliklerinden bilincine) inzal ettiği &#8220;Hakikat Bilgisi&#8221; ve &#8220;Sünnetullah&#8221; açıklamasıdır! Baştan vurgulayalım ki&#8230; Okuyacağınız bu metin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">[MEDIA=54] &#8211; Dinlemek için tıklayınız..</p>
<p><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.orijinkutuphane.org/system/html/2cecc0a3c8cdd5148074bd39828812ff.jpg" alt="" width="85" height="107" /><strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>mak amacıyla elinize aldığınız bu çalışmanın orijinali olan metin, <strong><em>gökteki bir tanrının yeryüzündeki postacı-peygamberine indirmiş olduğu yazılı bir kitaptaki buyruklar veya ferman</em></strong> değildir!</p>
<p><strong>O, âlemlerin Rabbi olanın irsal ettiği </strong>(risâlet işleviyle açığa çıkardığı)<strong> Rasûlüne,</strong> (boyutsal derinliklerinden  bilincine) <strong>inzal ettiği &#8220;Hakikat Bilgisi&#8221; ve &#8220;Sünnetullah&#8221; açıklamasıdır!</strong></p>
<p>Baştan vurgulayalım ki&#8230;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Okuyacağınız bu metin, ne Türkçe Kurân&#8217;dır, ne çeviri, ne de meâl!.. Asla Kurân yerine geçmez! Kurân&#8217;daki çok anlamlı anlatımların bir-iki yönünü göstermeye çalışır ancak!</span></strong></p>
<p>O, yalnızca, Ahmed Hulûsi isimli Allah Kulu&#8217;na bahşedilmiş bakış açısından Kurân&#8217;a açılan bir penceredir!.. Bu pencereden görülenlerin bir kısmının sizlere yansıtılmasıdır!</p>
<p>Bu penceredeki bakış açısının temeli nedir, bir misal ile anlatmaya çalışayım&#8230;</p>
<p>İnsanın iki gözü vardır ki, bu iki göz sağlıklı çalışırsa, baktığını şaşı görmez, tek ve net görür. Net ve tek göremeyenlerse bunu sağlamak için ya gözlük kullanırlar ya da lens!</p>
<p><strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nası Kitap olan Evren&#8217;i ve <strong>&#8220;Sünnetullah&#8221;</strong>ı sağlıklı <strong>&#8220;oku&#8221;</strong>yabilmek için de, <strong>Allah</strong>, <strong>Kurân</strong> ile bize, iki doğruyu görme camı vermiştir, gözlüğümüze takalım diye&#8230;</p>
<p>&#8220;Hakikati&#8221; net ve tek görmek için de basîrete ve ilim gözlüğüne ihtiyaç vardır ki onun iki camından birisi, <strong>&#8220;B&#8221; harfi ilmi</strong>, diğeri <strong>&#8220;el AHAD-üs SAMED&#8221; ilmi</strong>dir!</p>
<p>Birinci ilim, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın en başına konmuş <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfidir&#8230; Anlamı, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/tekinseyri.htm" target="_blank">TEK&#8217;in SEYRİ</a>&#8220;</strong> isimli kitabımda açıkladığım <strong>&#8220;Holografik Gerçeklik&#8221;</strong> paralelinde, Rasûlullah (aleyhisselâm)&#8217;ın bildirdiği <strong>&#8220;Zerre küllün aynasıdır!&#8221;</strong> açıklamasıdır. Birim, zerre olarak algılanan her noktada, tüm &#8220;<strong>el Esmâ</strong>&#8220;sıyla mevcudiyetini anlatır.</p>
<p>İkinci ilim ise,<strong> Kurân</strong>&#8216;ın sonuna yerleştirilmiş olan <strong>&#8220;İhlâs&#8221;</strong> Sûresi&#8217;ndedir. <strong>&#8220;Allah&#8221; </strong>ismiyle işaret edilenin, <strong>&#8220;<a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/allah.swf" target="_blank">el AHAD-üs SAMED</a>&#8220;</strong> olduğu vurgusudur! <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>dur! <strong>O</strong>&#8216;nun gayrı veya &#8220;<strong>dûnu</strong>&#8221; mevcut değildir! <strong>&#8220;Es Samed&#8221;</strong>, &#8220;<strong>içine bir şey girmesi, katılması veya ondan bir şey çıkması oluşması söz konusu olmayan som TEK&#8217;illik</strong>&#8221; anlamını ihtiva etmektedir.</p>
<p>Bu iki gerçek tek bir bakışı meydana getirmezse, <strong>Kurân&#8217;ın ruhu ve vermek istediği mesaj </strong>asla algılanamaz; gökteki tanrı yerdeki peygamber ve sen anlayışının doğrusu asla bilinemez!</p>
<p>Evet, okuyacağınız bu metin,<strong> &#8220;ALLAH&#8221;</strong> ismiyle işaret edilen, <strong>&#8220;el AHAD-üs SAMED&#8221;</strong> ise; bu mutlak gerçeğe göre, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın işaretlerini nasıl değerlendirmemiz gerektiği, çalışmasıdır.</p>
<p>Elinizdeki bu çalışmanın, bildiğimiz kadarıyla, bir benzeri olmamıştır. Zira bugüne kadar, Kurân&#8217;ın gerçek mesajını–ruhunu–amacını yansıtmak yerine, derinliği olmayan ve tarihsellik yanına dayanan nakiller yapılmıştır. Çoğunun diliyse, okuyana, eline aldıktan kısa bir süre sonra kitabı bıraktıracak kadar çapraşıktır. Bire bir kelime çevirisine sadık kalmak amacıyla, devrinin <strong>edebî şaheseri </strong>günümüzün anlam bulmacası olarak insanların eline verilmiştir.</p>
<p>Ayrıca bu <strong>edebî şah eser</strong>, okurken sık sık göreceğiniz gibi, pek çok gerçeği, dersi, <strong>&#8220;evirip çevirip türlü misaller ile, benzetmelerle&#8221;</strong> anlatmıştır, kendi tâbiriyle! İnsanlar tefekkür etsin diye&#8230; Ne yazık ki, anlayışı sınırlı çoğunluk, bu benzetmeleri, &#8220;muhkem&#8221; kabullenerek; gökte tanrı yerde peygamberi, inen yazılı ferman anlayışına kadar sürüklenmişlerdir.</p>
<p>İnanıyorum ki, temel bakış açısı, hakkıyla okuyucuya yansıtılabilirse, insanların bu yüce <strong>&#8220;BİLGİ&#8221;</strong>ye bakışı ve değerlendirmesi çok farklı olacaktır.</p>
<p>[MEDIA=54]</p>
<p>Bu nedenledir ki, <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>maya başlamadan önce, bize göre, <strong>&#8220;KİTAP&#8221;</strong>ın temel bakış açısını ve bazı kavramları açıklamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Kurân</strong>&#8216;ın temel fikri, insanların, <strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/allah.htm" target="_blank">ALLAH</a>&#8220;</strong> ismiyle işaret edileni anlamaya çalışmaları, tanrı kavramı kabul ederek <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong>e (düalizm-ikilik) düşmekten korunmalarıdır.</p>
<p><strong>İnsanın, gökte veya yerde bir dış tanrı kabulü açık &#8220;şirk&#8221;; &#8220;Allah&#8221; yanı sıra, O&#8217;ndan ayrı </strong>(benliği dâhil)<strong> bir güç kuvvet sahibi varlık kabulü de gizli &#8220;şirk&#8221; olarak tanımlanmaktadır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnsan&#8221;</strong>lığa hitaben nâzil olmuş <strong>&#8220;BİLGİ&#8221; (kitap)</strong>, kendisini değerlendirecek olanları şöyle uyarıyor:</p>
<p><strong>&#8220;Şirk </strong>(bir yanda tanrı diğer yanda her şey) <strong>düşüncesine sahip olanlar pistir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;</strong>(ŞİRK)<strong> pisliğinden </strong>(ben ve tanrı anlayışından) <strong>arınmamış olanlar O&#8217;na </strong>(Kurân&#8217;a) <strong>dokunmasınlar!&#8221;</strong> (Anlayamazlar!)</p>
<p><strong>&#8220;Muhakkak ki şirk </strong>(Allah ismiyle işaret edilen yanı sıra veya dûnunda bir varlık olduğunu kabullenmek) <strong>büyük zulümdür!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;ALLAH&#8217;ın kesinlikle affetmeyeceği tek suç, ŞİRK&#8217;tir; bunun dûnundakileri dilediğine affedebilir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;ŞİRK&#8221;</strong> anlayışından kurtulmak için de <strong>&#8220;Allah&#8221;</strong> adıyla işaret edilene iman edilmesi istenmektedir.</p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8221;</strong>a imanın iki mertebesi <strong>Kurân</strong>&#8216;da açıklanmaktadır.</p>
<p>A) <strong>Allah&#8217;a </strong>(içinde şirk de bulunabilen)<strong> iman</strong>&#8230; B) <strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/akilveiman-amentubillahi.swf" target="_blank">&#8220;B&#8221; işareti kapsamıyla Allah&#8217;a iman</a>.</strong></p>
<p>Birincisi, ötede bir <strong>&#8220;tanrı&#8221;</strong> vehminden kaynaklanan açık <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong> anlayışından arınmanın gereğini açıklamaktadır.</p>
<p>İkincisi, <strong>&#8220;gizli şirk&#8221;</strong> diye tanımlanmış bulunan, <strong>&#8220;benliğini, rabbine </strong>(Hakikat&#8217;in olan el Esmâ&#8217;ya)<strong> şirk koşma&#8221;</strong> anlayışından arınmayı anlatmaktadır.</p>
<p>Şimdi Müslümanların çoğunluğunun ciddiye almadığı, &#8220;<strong>tasavvuf</strong>&#8221; deyip bir kenara attığı &#8220;<strong>gizli şirk</strong>&#8221; diye tanımlanan olayın, <strong>Kurân</strong>&#8216;da nasıl yer aldığına dikkatle kulak verelim:</p>
<p><strong>Hamdi Yazır&#8217;ın meâlinden</strong> naklen veriyorum, &#8220;<strong>sen yanlış anlamışsın</strong>&#8221; diyecekleri bundan vazgeçirmek için! Dikkat buyurun, hitap geçmiş halklara değil <strong>Rasûlullah Muhammed Mustafa</strong> aleyhisselâm&#8217;adır, çevresindekilerin bir kısmının imanından söz edilmektedir:</p>
<p>Yusuf Sûresi (12)&#8217;ndeki 102. Âyetten 107. Âyete kadar olan bölüm:</p>
<p>&#8220;<strong>[<em>Ey Muhammed</em>!] Bu[<em>nlar</em>] işte, gayb haberlerinden; sana onu vahy ile bildiriyoruz, yoksa onlar işlerine karar verip mekr [/<em>hile ve düzenler</em>] yaparlarken sen yanlarında değildin.</strong><br />
<strong>Ve [<em>şunu da unutma ki</em>] insanların ekserisi –sen ne kadar [<em>iman etmeleri için</em>] hırslansan [<em>da</em>]– mümin [<em>olacak</em>] değildirler.</strong><br />
<strong>[<em>Oysa sen</em>] buna karşı[<em>lık</em>] onlardan bir ecir [/<em>ücret</em>] de istemiyorsun, o</strong><strong> ancak bütün âlemine [/<em>insanlara</em>]</strong><strong> [<em>ilahî</em>] bir tezkire[/<em>hatırlatma ve nasihat</em>]tir.</strong><br />
<strong>Bununla beraber, göklerde, yerde [<em>ibret alacak daha</em>] ne kadar ayet [/<em>işaret</em>] var; [<em>fakat ne yazık</em>] ki üzerine uğrarlar, onlardan yüz çevirir geçerler.</strong></p>
<p><strong>Onların ekserisi Allah&#8217;a şirk koşmaksızın iman etmez.</strong>&#8221;</p>
<p>Şimdi burada &#8220;<strong>Akıl ve İman</strong>&#8221; isimli kitabımı yazmama sebep olan çok önemli âyeti-uyarıyı görelim&#8230; Nisa (4.) Suresi 136. âyeti <strong>Rasûlullah</strong>&#8216;a geliyor ve çevresindeki iman etmişlere hitap ediyor:</p>
<p>&#8220;<strong>Ey iman edenler; Aminu &#8220;B&#8221;illahi&#8230;</strong>&#8221; Yani, &#8220;<strong>Ey iman edenler, &#8220;B&#8221; harfinin taşıdığı anlam kapsamında iman edin Allah&#8217;a&#8230;&#8230;.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ne demek bu?</strong></p>
<p><strong>Şu demek: Yalnızca Allah isimlerinin işaret ettiği mânâlardan oluşan âlemler içinde sizin de hakikatiniz Allah Esmâ&#8217;sından meydana gelmiştir. Rabbiniz hakikatiniz olan bu Esmâ&#8217;dır. Dolayısıyla hem derûnunuzda hem de karşınızda Allah esmâsının açığa çıkışından başka bir şey yoktur. Bu Hakikate ters düşen bir şekilde, var gördüklerinizi, Allah dûnunda bağımsız-ayrı bir varlık </strong>(tanrı)<strong> gibi düşünüp kabul ederek şirk koşanlardan olmayın. Bunu yapmanın getirisi dünyada ve sonsuz geleceğinizde yanmaktan başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong>Ama çoğunluğun bunu kavrayacak akılla açığa çıkmadığını da gene şöyle belirtiyor Kurân Bakara Sûresi 8. Âyetinde:</strong></p>
<p><strong>&#8220;İnsanlardan bir kısmı &#8220;B&#8221; harfinin işaret ettiği anlam kapsamında Allah&#8217;a ve sonsuz geleceğimize iman ettik derler &#8230;&#8230; Ama onlar &#8220;B&#8221; kapsamında iman etmiş müminler değillerdir&#8221;.</strong></p>
<p><strong>İşte bu sebepledir ki, &#8220;B&#8221; harfinin işaret ettiği muazzam anlamın &#8220;gizli şirk&#8221; diye geçiştirilen bir şekilde örtülmesi; bu konuya hiç önem verilmemesi sonuçta &#8220;Gökte tanrı yerde Ben&#8221; anlayışını yerleştirmiş ve bugünkü noktaya gelinmiştir.</strong></p>
<p><strong>Oysa&#8230;</strong></p>
<p>Şirk anlayışının geçersizliği daha ilk âyet (sûre) olan <strong>&#8220;Besmele&#8221;</strong>de <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfiyle anlatılmaktadır. Kurân yorumcularının pek çoğunun yetişme şartlanmaları gereği örttüğü bu anlam, Hz. <strong>Âli</strong> tarafından açıklanmıştır 1400 küsur yıl önce ilk defa:</p>
<p><strong>Şahı Velâyet</strong> Hz. <strong>Âli, </strong><strong>Kurân</strong>&#8216;daki, o gün için <strong>&#8220;sır&#8221;</strong> kabul edilen bu gerçeğe şöyle işaret etmiştir:</p>
<p><strong>&#8220;Kurân&#8217;ın sırrı Fâtiha&#8217;da; Fâtiha&#8217;nın sırrı B-ismillah&#8217;ta; B-ismillah&#8217;ın sırrı da &#8220;B&#8221; harfindedir. Ben, </strong>(Arapçadaki yazılışı itibariyla) <strong>&#8220;B&#8221;nin altındaki NOKTA&#8217;yım!&#8221;</strong></p>
<p>Hz. <strong>Âli</strong>&#8216;nin işaret ettiği bu gerçeklik, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın okunmaya başlanılan ilk âyeti olan <strong>&#8220;B-ismillah&#8221;ın</strong> başındaki <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinde, daha sonra da pek çok yerinde bir uyarı işareti anlamına gelmektedir.</p>
<p>Merhum Hamdi Yazır hazırlamış olduğu <strong><a class="balonlinksiz" onmouseover="Tip('&lt;b&gt;&lt;img src=" onmouseout="UnTip()" href="javascript:void(0);">Kurân tefsirinde</a></strong>; Ahmed Avni Konuk &#8220;<a class="balonlinksiz" onmouseover="Tip('&lt;b&gt;Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yayını no 25 cilt 2 sayfa 191&lt;br&gt;&lt;img src=" onmouseout="UnTip()" href="javascript:void(0);"><strong>Fusûsu&#8217;l Hikem şerhi</strong></a>&#8220;nde; Abdülaziz Mecdi Tolun, &#8220;<strong>İnsan-ı Kâmil</strong>&#8221; şerhinde, bu mânâya dair gerekli uyarıyı yapmıştır.</p>
<p>Biz de, penceremizden bu kutsal metne bakarken, âyetleri, <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin kullanılmış olduğu yerlerdeki anlamıyla değerlendirmeye çalıştık elimizden geldiğince. Çünkü, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın, <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin işaret ettiği anlam doğrultusunda <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nmaya başlanması gereği vurgulanmaktadır <strong>&#8220;B-ismillah&#8221;</strong> ile. <strong>&#8220;B&#8221;</strong> harfinin işaret ettiği anlam kişinin yaşadığı mutluluk veya mutsuzluğun, kendi derûnundan, hakikatinden gelen mânâlar doğrultusunda yaşandığı gerçeğidir. Kişinin cehennemini veya cennetini yaşaması &#8220;<span style="text-decoration: underline;">elleriyle yaptıklarının sonucu</span>&#8220;dur; yani; kendindeki <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong> mânâlarının açığa çıkmasıyla oluşmaktadır, vurgusuna işarettir <strong>&#8220;B&#8221; </strong>uyarısı!.. Bu yüzden de her sûre başında <strong>&#8220;B-ismillah&#8221; </strong>yer alarak, bu hatırlatma yapılmaktadır.</p>
<p><strong>&#8220;B&#8221;ismillahirrahmanirrahîm,</strong> başlı başına bir sûre hükmündedir bize göre.</p>
<p>Bizatihi <strong>Kurân</strong>&#8216;ın ve yeryüzünde yaşamış en muhteşem beşer olan <strong>Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)&#8217;ın açıklamalarını temel alan, <strong>&#8220;ALLAH&#8221;</strong> adıyla işaret edilmiş Mutlak Hakikat&#8217;in gösterdiği hedef kavranılmadan, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın anlaşılması mümkün değildir.</p>
<p>Eğer bu hedef fark edilmezse, <strong>Kurân</strong>&#8216;a, esasla ilgisi olmayan bir şekilde; çeşitli yaklaşımlar edinilebilir. O, bir tarih kitabıdır; O, bir iyi ahlâk kitabıdır; O, bir toplumsal düzen kitabıdır; O, bir evren bilgisi kitabıdır; vs.!</p>
<p>Oysa <strong>Kurân</strong>&#8216;ın önyargısız ve şartlanmasız <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>nması hâlinde görülecek en keskin gerçek, insana <strong>&#8220;şirk&#8221;</strong> anlayışını terk ettirecek ipuçlarını vermesi ve bu realite doğrultusunda bilincini arındırmasının yolunu öğretmesidir. Çünkü insan, yaratılış özelliği dolayısıyla ölümsüzdür! <strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Ölümü tadar</span>&#8220;</strong> ve çeşitli <strong>&#8220;Bâ&#8217;s&#8221;</strong> aşamalarından geçerek sonsuza dek yaşamına devam eder!</p>
<p>Ölüm, kişinin kıyametinin kopup, perdesinin kalkarak kendi hakikatini müşahede etmesi ve daha sonra da bunu hayatında ne kadar değerlendirebildiğinin sonuçlarını yaşamaya başlamasıdır. Çalışmamızı <strong>&#8220;OKU&#8221;</strong>manız sırasında bunu net göreceksiniz.</p>
<p>Bu yüzdendir ki&#8230;</p>
<p>İnsan, kendi hakikatini tanımalı, kavramalı, yaşamını buna göre değerlendirerek, <strong>&#8220;Hakikatinden&#8221;</strong> kaynaklanan <strong>&#8220;kuvveleri&#8221;</strong> değerlendirerek <strong>&#8220;cennet&#8221;</strong> yaşamını kazanmalıdır; <strong>&#8220;Rabbi&#8221;</strong> elvermişse! Rabbine yönelmek ise dışa değil; kişinin kendi hakikatindekine yönelmesi diye anlaşılmalıdır ki salâtın ikamesi yani namaz da bunun yaşanmasıdır içe dönük bir şekilde.</p>
<p>Bu noktada şunu iyi anlamak zorundayız&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/yenilen.htm" target="_blank">Yenilen</a>&#8220;</strong> isimli kitabımda çeşitli yönleriyle açıklamaya çalıştığım şekilde; evren ismi ile tanımladığımız yapı, hakikati itibariyla, <strong>&#8220;çok boyutlu tek kare resim&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;holografik Tekil bilgi</strong>–<strong>enerji okyanusudur&#8221;</strong> tüm boyutlarıyla, bize göre! Bu okyanus, her damlasında tümünün özellikleri mevcut olan bir okyanustur! <strong>Rasûlullah </strong>(aleyhisselâm)&#8217;ın da &#8220;<strong>Zerre küllün aynasıdır!</strong>&#8221; uyarısı ile açıkladığı gibi.</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/allah.htm" target="_blank">Hazreti Muhammed&#8217;in açıkladığı ALLAH</a>&#8221; </strong>isimli kitabımda detaylarıyla anlatmaya çalıştığım şekilde, <strong>&#8220;ALLAH&#8221;</strong> ismiyle işaret edilen yanı sıra, veya <strong>&#8220;dûnunda&#8221;</strong> yani kavram, kapsam ya da başka herhangi bir ölçütle denkliği söz konusu olabilecek ikinci bir varlık mevcut değildir.</p>
<p>Bu gerçek dolayısıyladır ki, <strong>Kurân</strong>&#8216;da <strong>&#8220;İkinin ikincisi&#8221;</strong> olarak tanımlanan Hz. <strong>Ebu Bekir</strong> ve Hz. <strong>Âli&#8217;</strong>den günümüze uzanmış düşünce ve müşahede zincirinde yer almış kemâl sahipleri hep aynı realiteyi dillendirmişlerdir: <strong>&#8220;Allah var, gayrı yok!&#8221; </strong>İşte bu yüzdendir ki, <strong>&#8220;HAMD&#8221;</strong> sadece <strong>Allah&#8217;a ait</strong> bir olgudur! Kendi kendini değerlendirmek durumundadır, gayrı olmadığı için!</p>
<p><strong>&#8220;Şirk&#8221;</strong> aslı olmayan, <strong>&#8220;vehmedilen&#8221;</strong> bir kavramdır!</p>
<p>İnsanlar, <strong>&#8220;vehimleriyle&#8221;</strong> bu olguya düşerek, <strong>&#8220;çokluk algılanması ardındaki gerçek Tek&#8217;lik&#8221;</strong>ten perdelenirler! Bunun sonucuysa, kendini <span style="text-decoration: underline;">yalnızca madde beden </span>kabul ederek yaşamak, ölüp yok olup gitmek (<strong>küfür</strong>); ya da benliği yanı sıra gökte veya derûnunda bir tanrı kabullenmektir (<strong>şirk</strong>)!</p>
<p>Oysa <strong>Kurân</strong> ve <strong>Rasûlullah açıklamalarına </strong>dayalı <strong>Allah ehli</strong> müşahedesine göre işin aslı şudur:</p>
<p>Kendisinden gayrı mevcut olmayan <strong>&#8220;HÛ&#8221;</strong>, <strong>İlminde</strong> (ilim boyutunda), <strong>İlmiyle</strong>, <strong>&#8220;el Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilen özelliklerini, <strong>&#8220;ilmini&#8221;</strong> seyretmiştir&#8230; Bu seyrin başı ve sonu yoktur. <strong>&#8220;HÛ&#8221;,</strong> bu seyrettikleriyle kayıtlanıp sınırlanmaktan münezzehtir (âlemlerden Ganî&#8217;dir).</p>
<p>İşte hakkında konuşulan <strong>âlemler ve içindeki her şey, &#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=740336" target="_blank">el Esmâ</a>&#8221; seyri mertebesinde, seyrin oluşumuyla; &#8221;yok&#8221;</strong> iken <strong>&#8220;el Esmâ&#8221;</strong> özellikleriyle <strong>&#8220;var&#8221;</strong> olmuştur!</p>
<p>Hakkında söz edilen her şey, <strong>&#8220;Allah isimleri&#8221;</strong> diye kısaca bahsedilen ve <strong>&#8220;<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=740336" target="_blank">el Esmâ</a>&#8220;</strong> ile işaret edilen özelliklerin, sanki bir bileşim şeklindeki birikimleridir. Tıpkı, yüz küsur atomun değişik bileşenler hâlinde algılanan sayısız madde ve canlı türlerini meydana getirmesi gibi.</p>
<p><strong>&#8220;El Esmâ ül Hüsnâ&#8221;</strong> genel hatlarıyla doksan dokuz olarak anlatılmışsa da esas itibariyle, detaylarıyla sayısızdır!</p>
<p>Algılanan veya algılanmayan her ne varsa, hepsi de bu <strong>&#8220;el Esmâ&#8221;</strong>dan (Allah isimleri) meydana geldiği içindir ki; bu oluşturmaya <strong>&#8220;âlemlerin Rabbi&#8221;</strong> tanımlamasıyla işaret edilmiştir. <strong>&#8220;Rabbin&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Rabbi&#8221;</strong> tanımlamaları ise, algılanan birimin oluşumunu meydana getiren <strong>&#8220;el Esmâ bileşimi-terkibi&#8221;</strong> anlamınadır.</p>
<p><strong>&#8220;Bi-izni Rab&#8221;</strong> tanımlaması, ilgili birimin <strong>&#8220;el Esmâ bileşiminin o şeye elvermesi</strong>&#8221; durumunu anlatmaktadır.</p>
<p>&#8220;<strong>Bi-iznillah</strong>&#8221; ise yerine göre iki anlama gelir&#8230; Ya <strong>&#8220;âlemleri yaratış muradına göre o işe elverişli esmâ bileşimi&#8221;</strong>; ya da <strong>&#8220;birimin oluşumundaki amaca göre esmâ bileşiminin elvermesi.&#8221;</strong> Çünkü, <strong>Ulûhiyeti</strong> ile kendinden gayrı olmayan <strong>TEK</strong>&#8216;tir!</p>
<p>Bu <strong>TEK&#8217;lik anlayışı</strong> dolayısıyla, <strong>Kurân</strong>&#8216;ın vurguladığı önemli bir husus da şudur:</p>
<p>Her birim kendisinden açığa çıkanın sonucunu yaşayarak hayatına devam eder. <strong>&#8220;Ceza&#8221;</strong>, yapılanın karşılığı ya da anlatımımızla <strong>sonucu</strong> anlamındadır. Onun için de sık sık, <strong>&#8220;kendilerinden çıkanın sonucunu yaşayacaklardır, kullarına zulmeden bir tanrı yoktur&#8221;</strong> anlamında vurgulama yapılır.</p>
<p><strong>&#8220;Herkese hakkı verilir&#8221;</strong>in anlamı, hangi amaçla, hangi işlevi ortaya koyması için yaratılmışsa, o <strong>yaratılış amacına göre hakkı verilir</strong> demektir.</p>
<p><strong>&#8220;Korunmak&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Allah&#8217;tan korunmak&#8221;</strong> şeklinde anladığımız <strong>&#8220;takva&#8221;</strong> olayı, &#8220;kişinin, yaratılmış olduğu <strong>&#8220;Esmâ&#8221;</strong>sı gereği elleriyle yaptıklarının sonucunu, kaçınılmaz bir şekilde yaşamak&#8221; durumunda kalacağı realitesi nedeniyle, hoşlanmayacağı şeyleri yaşamaması amacıyla, yanlış davranışlardan korunmasını tanımlamaktadır.</p>
<p><strong>Kurân</strong>, işaret ettiğimiz üzere, gökteki tanrıdan yeryüzündeki postacı-peygambere aracı varlıklarla yollanmış yazılı bir kitap değildir.  <strong>Rabbin&#8217;den yani hakikati olan &#8220;Esmâ mertebesi&#8221;nden bilincine inzal olan (boyutsal açığa çıkış) Hakikat ve &#8220;Sünnetullah&#8221; BİLGİ&#8217;sidir!</strong></p>
<p><strong>Kurân, &#8220;Ulül Elbâb&#8221; indinde, &#8220;teklif&#8221; görünümünde &#8220;tespit&#8221;ten ibarettir!</strong></p>
<p><strong>&#8220;KİTAP&#8221;, &#8220;Hakikat&#8217;i ve Sünnetullah&#8217;ı içeren BİLGİ&#8221; anlamınadır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Hakikat BİLGİSİ&#8221;</strong> oluşu itibariyla birimin, algılanan veya algılanamayan her şeyin <strong>&#8220;Hakikat&#8221;</strong>ini açıklarken; <strong>&#8220;Sünnetullah BİLGİSİ&#8221;</strong> olması itibariyla da, <strong>&#8220;birimin sonsuza dek içinde yaşayacağı boyutların varoluş ve işleyiş Sistem ve Düzeni&#8221;</strong>ni bildirmektedir.</p>
<p><strong>İnsan</strong>, arzda <strong>&#8220;halife&#8221;</strong>dir&#8230; Bu hem dünya anlamına hem de beden anlamına değerlendirilir. Çünkü <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> beden ötesi bir yapıdır; ve bedeni terk ettikten sonra da birçok <strong>&#8220;Bâ&#8217;s&#8221;</strong> oluşla yaşamına devam eder sonsuza dek.</p>
<p><strong>İnsana yapılan teklifler, hep onun, kendini &#8220;Hakikat&#8221;iyle tanıyıp, bunun gereklerini yaşaması ve &#8220;Hakikat&#8221;inde bulunan özellikleri-kuvveleri keşfedip değerlendirmesi amacına dönüktür. Yasaklamaların ardında da hep kişinin kendini beden kabullenerek, ölümü tattıktan sonra hiçbir anlamı kalmayacak nefsanî zevkler uğruna kendisine verilen potansiyeli boşa harcamasını engellemek amacı gütmektedir. Çünkü mevcut potansiyeli, &#8220;Hakikat&#8221;ini keşfederek dünya ve ölüm ötesi yaşamdaki güzellikleri elde etmesi için verilmiştir.</strong></p>
<p>Eğer bu çalışmamız <strong>Kurân</strong>&#8216;ı biraz daha iyi değerlendirmenize hizmet verdiyse, bunu nasip etmesinin şükründe aczimi itiraf ederim. Yaptığım iş kulluğumun zorunlu gereğiydi. Başarı yalnızca Allah&#8217;ın lütfu iledir! Bu hizmetteki yetersizliklerimden, hata ve kusurlarımdan dolayı da bağışlanmamı niyaz ederim. Zira bir kulun Allah kelamını hakkıyla değerlendirmesi olanaksızdır!</p>
<p style="text-align: right;"><strong>AHMED HULÛSİ<br />
25 Ekim 2008<br />
North Carolina, USA</strong></p>
<p style="text-align: left;">[google 8503431742821714142]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/kuran-i-kerim-meali/kurani-anlamak-icin-on-bilgi-allah-ilminden-yansimalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İMAN&#8221; NEYE</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/iman-neye/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/iman-neye/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=48] Dostlarım, bu yazımla “iman”ın hakikati, “Risâlet”, “Nübüvvet” ve “Velâyet” hakkındaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Konuya, bugüne kadarki “evren içre evrenlerin beş duyuya göre çoğulluğu”na karşın, realitede “TEK, som, bölünmez, parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz engin bir dalga okyanusunu açığa çıkaran Esmâ mertebesi”nden yani “nokta”dan girelim. “Nokta”, yani “Esmâ mertebesi”, “her an yeni bir şanda” olarak algılayabildiğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[MEDIA=48]</p>
<p align="left">Dostlarım, bu yazımla “<strong>iman</strong>”ın  hakikati, “<strong>Risâlet</strong>”, “<strong>Nübüvvet</strong>” ve “<strong>Velâyet</strong>” hakkındaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p align="left">Konuya, bugüne kadarki “evren içre evrenlerin beş duyuya göre çoğulluğu”na  karşın, realitede “<strong>TEK</strong>, som, bölünmez,  parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz engin bir dalga okyanusunu açığa çıkaran <strong>Esmâ mertebesi</strong>”nden yani “<strong>nokta</strong>”dan girelim.<span id="more-484"></span></p>
<p align="left">“<strong>Nokta</strong>”, yani “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”, “<strong>her an yeni bir şanda</strong>” olarak algılayabildiğimiz (belki milyar kere  milyarda bir’lik) alandakileri ve algılayamadığımız her şeyi gerçekte “<strong>çok boyutlu tek kare resim olarak</strong>”  meydana getirmektedir. Açığa çıkanlar ise <strong>Kurân-ı  Kerîm</strong>’deki anlatımla “<strong>irsal</strong>”  olanlardır.</p>
<p align="left">“<strong>İrsal</strong>” olanlardan kimi, açığa çıkış amacına uygun doğrultuda (sırat-ı müstakim’inde) dışsal bakışa ve değerlendirmelere dayalı bir yaşam içindeyken… “<strong>İrsal</strong>” olanlardan çok çok ender bazıları ise, içsel gerçekliği  dillendirmek işlevini yerine getirmektedirler&#8230;</p>
<p align="left">İçsel gerçeklik, 1985 yılından beri vurguladığımız “<strong>B</strong>” sırrı olarak veya “<strong>nokta</strong>”  ilmi olarak anlatılan, tüm varlığın hakikatinin “<strong>TEK</strong>”illiğidir. Hakiki “<strong>BEN</strong>”dir!..  “<strong>Bende bir ben var ki o ben değilim</strong>”  diye anlatılmaya çalışılmış olan…</p>
<p align="left">Kişi, “<strong>fıtratına-programına-şâkılesine</strong>” göre dışsal yaşam içindeyken, içsel (derûnî-esmâ’nın bazıları olan) kuvvelerini farkedip ortaya çıkaramaz. Çünkü kendini beden olarak kabullenmekte, bunun ötesindeki şuursal boyutunu ve varlığını kabullenmemekte veya inkâr etmektedir. Genetikten intikal eden veriler, şartlanmaları, şartlanmalarına dayalı değer yargıları ve dahi şartlanmalarının oluşturduğu değer yargılarından kaynaklanan duyguları dolayısıyla dışsallık yaşamı içinde, kozasında (hatta cehenneminde) ömrünü sürdürmektedir.</p>
<p align="left">Oysa kendi “<strong>hakikati</strong>”, tüm  varlık suretlerinde açığa çıkan <strong><span style="text-decoration: underline;">Esmâ  mertebesi</span></strong>&#8216;nden başka bir şey değildir! Dolayısıyla, gerek o Esmâ mertebesindeki isimlerle işaret edilen özelliklerin varlığını oluşturduğunu ve gerekse de o özelliklerin kuvve (melekî yapı) olarak varlığında açığa çıkabileceğini, hatta açığa çıkmakta olanların nereden nasıl gelmekte olduğunu hiç düşünmeden yaşamaktadır.</p>
<p align="left">Eğer kişinin varoluş amacı, varlığındaki derûnunda (içselliğinde) gizli sonsuzluğu yaşamak ve o kuvveleri açığa çıkartarak cennet boyutunun “<strong>hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın  duymadığı, hiçbir dilin anlatmadığı</strong>”nı yaşamaksa…</p>
<p align="left">İşte tam bu aşamada, yaratılış amacına hizmet verecek (şefaat edecek) “<strong>RASÛLULLAH</strong>”a ihtiyacı vardır.</p>
<p align="left">“<strong>Rasûlullah</strong>” insanlara irsal  oluş amacına uygun olarak gerçeği dillendirir, bildirir. Uygulama konusunda  zorlama işlevi yoktur! “<strong>Sen onlara tebliğ  et. Onları zorlayıcı değilsin!</strong>”… Çünkü bilir ki, nasibi olan, yani o amaçla  açığa çıkmış olan “<strong>kolaylıkla başaracak</strong>”;  nasibi olmayana ise zorlamak hiçbir yarar sağlamayacaktır.</p>
<p align="left">İşte “<strong>ALLAH RASÛLÜ</strong>”,  insanlara, <span style="text-decoration: underline;">hakikatleri  olan Esmâ mertebesi&#8217;ne yani Allah adıyla işaret edilenin Esmâ mertebesine</span> “<strong>iman</strong>”  etmelerini teklif eder.</p>
<p align="left">Yani, taklidi olmayan <strong>gerçek  “iman”,</strong> kişinin, geçmişteki anlatımıyla “<strong>Rabbinin Allah olmasına imandır</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>Rab</strong>” varlığını, her an, esmâ  mertebesinin aldığı şan doğrultusunda terbiye eden yani şekillendiren boyuttur.  (<strong>RAB ve RUBÛBİYET</strong> bahsine bakın. <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/insansirlar.htm" target="_blank">İNSAN ve SIRLARI,</a></strong>1986).</p>
<p align="left">Sınırsız, sonsuz mânâ okyanusunun bir damlası olan birim, varlığının  hakikatinin Esmâ mertebesi olduğuna “<strong>iman</strong>” ederse, dışsallıkla kayıt altına girip dıştakilere bağımlı ve dahi sahiplik kavramıyla kayıtlı olmaz! Sahibi olmadığı için de kaybetme korkusu olmaz! Kaybetmenin ateşiyle de yanmaz!.. “<strong>Onlar için ne  korku söz konusudur, ne de hüzün!</strong>”.</p>
<p align="left">“<strong>ALLAH Rasûlü</strong>”nün dillendirip  açıkladığı “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret  edileni anlamayan, veritabanına göre kendi hayalinde tasavvur ettiği tanrısına  tapınır, ya da ateist olur!</p>
<p align="left">Son elli ya da otuz yılda değil de daha öncelerinde yaşamakta olan, bilimin bulgularından ve bunun doğal sonuçlarından habersiz olan ya da bunları duyup sonuçlarını düşünemeyecek kadar aklı yetersiz insanların, “<strong>ALLAH RASÛLÜ</strong>”nün açıkladığı “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret edileni ve dahi  kendi yerini anlaması mümkün olmaz.</p>
<p align="left">İşin bilimsel gerçeklerini bir yana bırakırsak…</p>
<p align="left">Bu durumda, “<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün  bildirdiği hakikate “<strong>iman</strong>”dan başka  çaremiz kalmaz.</p>
<p align="left">İşte bu “i<strong>man</strong>”, “<strong>Risâlet</strong>” işlevine ve bildirdiğine “<strong>iman</strong>”dır. Bu yüzdendir ki kelime-i  şehadet’te risâlete (<strong>abduhu ve rasûlühu)</strong> “<strong>iman</strong>”dan, şahit olmaktan söz  edilmiştir; “<strong>Nübüvvet</strong>” imandan  değil.</p>
<p align="left"><strong>“Risâlet”</strong> bildirisine “<strong>iman</strong>” edilir; “<strong>Nübüvvet</strong>” bildirimine “<strong>teslim  olunur</strong>”!.. Birincisine “<strong>mümin</strong>”,  ikincisine “<strong>müslim</strong>” denir. “<strong>Mümin</strong>” olmak ayrı şeydir, “<strong>müslim</strong>” olmak ayrı şeydir.</p>
<p align="left">Cennet boyutuna geçecekler de “<strong>iman</strong>”  faktörüne dayalı olarak vurgulanmışlardır. Amele yani fiillere dayalı olarak  değil!</p>
<p align="left">Eğer kişi, “<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün açıkladığı  “<strong>SIR</strong>”a “iman” etmişse, bunun  getirisinin varlığında açığa çıkması için otomatik olarak “<strong>nübüvvet</strong>” işlevinin getirisi ile muhatap olur.</p>
<p align="left">“<strong>Nübüvvet</strong>” işlevi, “<strong>Risâlet</strong>”in açıkladığı “<strong>iman</strong>” edilenin yaşanabilmesi için  uygulanması gereken şeyleri açıklar ve teklif eder.</p>
<p align="left">Mesela…</p>
<p align="left">“<strong>Risâlet</strong>” işlevinin açığa  çıkardığı hakikate “<strong>iman</strong>” edilmişse,  bu “<strong>iman</strong>” edilen “<strong><span style="text-decoration: underline;">hakikat</span></strong>”in yaşanması için bir sistem  bildirilmiştir “<strong>Nübüvvet</strong>” işleviyle.  Bu, “<strong>salât</strong>”, yani dilimizdeki  söylenişi ile “<strong>namaz</strong>”dır.</p>
<p align="left">“<strong>Namaz iman etmişin (müminin)  &#8220;Mi&#8217;râc&#8221;ıdır</strong>”… Yani, iman ettiğini hissedip yaşama hâlidir!.. “<strong>Salâtın hakikatini yaşamaktan gafil olarak  bunu uygulayanlara yazıklar olsun&#8230;</strong>”, “<strong>Çok kişi vardır namaz kılar yorgunluktan başka kârı olmaz&#8230;</strong>”, “<strong>Namazını hakkıyla yaşamamışsa melekler o  namazı yüzüne çarparlar&#8230;</strong>”, “<strong>Ey  iman edenler!.. Sarhoşken, <span style="text-decoration: underline;">ne söylediğinizi bilinceye</span> kadar…”</strong> şeklindeki uyarılar, hep yapılan çalışmanın “<strong>iman</strong>” edilen “<strong><span style="text-decoration: underline;">hakikat</span></strong>”in  namaz içinde yaşanması amacına dönüktür. Bunun için de okunan cümlelerin <strong><span style="text-decoration: underline;">mânâsı derinlikli olarak düşünülmelidir</span></strong> okunurken.</p>
<p align="left">İşte “<strong>Nübüvvet</strong>”, “<strong>iman</strong>” edilen “<strong>hakikat</strong>”in, neler yapılarak veya yapılmayarak amaca  ulaşılabileceğini bildiren işlevdir.</p>
<p align="left">Yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem ilim Hz. <strong>Muhammed (</strong>aleyhisselâm), 39 yaşındayken “<strong>Risâlet hakikatini</strong>” “<strong>OKU</strong>”mak  suretiyle yaşamış; böylece de “<strong>ALLAH  RASÛLÜ</strong>” olarak “abd”iyetini yerine getirmiş; üç yıl sonra da “<strong>Nebiyullah</strong>” olarak “Sünnetullah”  esaslarına dayalı bir biçimde bunun gereklerini ortaya koymuştur.</p>
<p align="left">“<strong>Kurân-ı Kerîm</strong>” ismiyle “<strong>nâzil</strong>” olmuş (hakikatinden melekî  kuvveyle şuurunda açığa çıkmış) “<strong>BİLGİ  KAYNAĞI</strong>”nda (ciltli gökten düşmüş kitap değil), kimi bölümlerde “<strong>Risâlet</strong>” hakikatine “<strong>iman</strong>”a yönlendiren, bu “<strong>iman</strong>”ın neye nasıl olacağını açıklayan  hükümler vardır; kimi bölümlerde de “<strong>iman</strong>”ın  gereğini yaşayabilmek için ne tür uygulamalar yapılmasını veya nelerden  kaçınılmasını anlatan âyetler vardır.</p>
<p align="left">İnsanın yapısı ve özellikleri hiç değişmediği içindir ki insanın “<strong><span style="text-decoration: underline;">hakikati</span></strong>”ni yaşamasına yönelik “<strong>Nübüvvet</strong>” açıklamaları kıyamete kadar  değişmez!. Bu yüzden de, <strong>o Muhteşem Zât</strong> “<strong>son nebî-hatemin nebî</strong>”dir.</p>
<p align="left">“<strong>Risâlet</strong>”in ise son bulduğuna  dair hiçbir âyet yoktur! “<strong>Mehdî Rasûl</strong>”  kabulünün temelinde de bu inanış yatmaktadır.</p>
<p align="left">Esas itibariyle, “<strong>Velâyet</strong>”, “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edilenin “<strong>Esmâ mertebesi”</strong>ndeki (isimlerle işaret  edilen özellikler boyutu) “<strong>el VELÎ</strong>”  isminin özelliğinin birim kapasitesi kadarıyla açığa çıkmasından ibarettir.</p>
<p align="left">“<strong>Velâyet</strong>” ebedîdir… “<strong>Nübüvvet</strong>” işleviyse dünya yaşamıyla  sınırlı bir işlevdir!</p>
<p align="left">“<strong>Rasûl</strong>”lük mertebesi “<strong>velâyet</strong>”in zirvesidir.</p>
<p align="left">1994 yılında yayınlanan, bugün “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/bilincin.htm" target="_blank">BİLİNCİN ARINIŞI</a></strong>” adıyla okumakta olduğunuz kitabımda “<strong>velâyet</strong>” konusunda çok önemli bilgiler nakletmiştim. Velâyet mertebeleri ve detayları hakkındaki geniş bilgiyi oradan okuyabilirsiniz.</p>
<p align="left">“<strong>Velâyet</strong>” temelde ikiye  ayrılır.</p>
<p align="left"><strong>1. Velâyeti Âmme</strong>… <strong>Nübüvvet</strong> getirisine hakkıyla uymak  suretiyle oluşan arınmanın oluşturduğu, halkın tâbiriyle, zâhir âlimlerinde  açığa çıkan velâyet…</p>
<p align="left"><strong>2. Velâyeti Hassa</strong>… <strong>Risâlet</strong> kaynağından açığa çıkan “<strong>hakikat</strong>”e “<strong>iman</strong>” edip, bunu yaşayarak “<strong>yakîn</strong>”e  erenlerin (ikân); veya bunun da ötesi “<strong>kurb</strong>”  yapılarında açığa çıkanların “<strong>velâyet</strong>”i&#8230;</p>
<p align="left">İnsanlık bir piramit gibi düşünülürse eğer, o piramidin zirvesindekiler  “<strong>Rasûl</strong>”lerdir.</p>
<p align="left">Onlar, her devirde, insanlığa kendi “<strong>hakikat</strong>”lerini bildirmek işlevini açığa çıkaranlardır&#8230;</p>
<p align="left">Onlardan tüm dünyaya yayılan “<strong>hakikat</strong>” dalgalarını alabilen beyinler olarak bizler de kapasitemiz kadarıyla bunları değerlendirmeye çalışıp çevremizle paylaşırız. Biz olaya tasavvufî yönden yaklaşıp yansıtırken, bir bilim adamı da aynı gerçeği bilim yoluyla dillendirir veya bir başka alandaki kendi alanından… Ama sonuçta hep dillendirilen, <strong>insanın hakikati</strong> ve bunu yaşamayı kolaylaştıracak yollardır.</p>
<p align="left">İnsanların büyük çoğunluğu, <strong>Risâlet</strong> kaynağından gelene “<strong><em>taklit</em></strong>” yollu ve dahi <strong><em>olayı anlamadan</em></strong> “<strong>iman</strong>” ettim sanır ve elinden geldiğince  “<strong>Nübüvvet</strong>” kaynağından gelene tâbi  olurlar. İşte bundan dolayıdır ki, “<strong><span style="text-decoration: underline;">iman  ettik derler, onlar iman etmemişlerdir, belki Müslüman olmuşlardır</span></strong>”  uyarısı yapılmıştır.</p>
<p align="left">Bu yüzdendir ki, “<strong>mümin</strong>”  bambaşka bir yaşantının adıdır, “<strong>müslim</strong>”  bambaşka bir yaşantının adıdır.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Şimdi bir düşünün,  paylaşmaya çalıştığımız gerçekleri, “<em>peygamber</em>” kelimesiyle örtüp geçenlerin  oluşturduğu perdeyi!</span></strong></p>
<p align="left">Ne hikmettir ki ömürler, “<strong><em>ulu tanrı, sevgili peygamberimiz, yüce  evliya</em></strong>” avuntuları içinde harcanıp gitmekte!..</p>
<p align="left">“<strong>Risâlet</strong>” kaynağından çıkan “<strong>iman</strong>” edilesi “<strong>hakikat</strong>”i “<strong><span style="text-decoration: underline;">tasdik eden</span></strong>”  ikinin ikincisi “<strong>Sıddîk</strong>”tan; yeryüzünde  açığa çıkan <strong>tek muhteşem İLMİN kapısı  Âlî’den</strong>; bugüne kadar yaşamış tüm “<strong>Velî</strong>”  ismi zuhur eden zevâta kadar hepsi de, “<strong>Allah  Rasûlü</strong>”nün açıkladığı “<strong>hakikat</strong>”e  “<strong>iman</strong>” ederek yola çıkmışlar, bunun  getirisini yaşamışlar ve sonuçta da “<strong>enamte  aleyhim</strong>” topluluğu arasında yerlerini almışlardır.</p>
<p align="left">Kiminde genç yaşlarda bu “<strong>iman</strong>”  edilesi “<strong>hakikat</strong>” yaşanmış, kiminde  de ömrünün son demlerine kalmıştır.</p>
<p align="left">Kimi de “<strong><em>taklidi iman</em></strong>” ile “<strong>Nübüvvet</strong>”e  tâbi olarak gereken çalışmaları yapmış ve “<strong>şirk-i  hafî – gizli şirk</strong>” olarak kabul edilen anlayış içinde boyut değiştirmiştir.</p>
<p align="left">Ne var ki, <strong>Sünnetullah</strong> yani  sistem gerçeği kesindir:</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">“Dünyadan â’mâ (basîreti  kör) olarak ayrılan ebediyen basîreti kör olarak kalır!”</span></strong></p>
<p align="left">Cennet boyutu ehlinin çoğunluğunun dahi “<strong>bühl </strong>“olacağını hatırlarsak…</p>
<p align="left">Ömrünü <strong>dedikodu ve</strong> “<strong>malayanî</strong>” ile harcamakta olanları nasıl  bir yaşam beklemektedir boyut değiştirdiklerinde, fıtratınıza göre anlayışınıza  bırakırım!</p>
<p align="left">“<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün  dillendirdiği “<strong>hakikat</strong>”e “<strong>iman</strong>” ve dahi yaşamı kolaylaştırılmış  olanlardan olmamız umuduyla.</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/hzmuhammedeiman.htm" target="_blank">http://www.ahmedhulusi.org/yazi/hzmuhammedeiman.htm</a></strong></p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
17 Temmuz 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/iman-neye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YENİLENİN ARTIK</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/yenilenin-artik/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/yenilenin-artik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=483</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=47] Yeryüzünde yaşamış en muhteşem beyin ve insan, Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed (aleyhisselâm)’ın açıkladıklarını anlamamış insanların, hayallerinde tasavvur ettikleri “elçi peygamber” anlayışı yüzünden, nelerden mahrum kaldıklarını biliyor musunuz?.. Hayallerinde oluşturdukları “tanrı” anlayışına, “Allah”ın ismini etiketledikleri için, kozaları içinde nasıl boğulup gittiklerini görüyor musunuz? “Allah ahlâkıyla ahlâklanın” uyarısı yapıldığı hâlde, bunu duymazlıktan gelip; aklımızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=47]</p>
<p align="left">Yeryüzünde yaşamış <strong>en muhteşem beyin  ve insan, Allah Rasûlü ve son Nebîsi</strong> <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’ın açıkladıklarını anlamamış insanların, hayallerinde tasavvur  ettikleri “<strong><em>elçi peygamber</em></strong>” anlayışı yüzünden, nelerden mahrum kaldıklarını  biliyor musunuz?.. Hayallerinde oluşturdukları “<strong><em>tanrı</em></strong>” anlayışına, “<strong>Allah</strong>”ın <strong><span style="text-decoration: underline;">ismini etiketledikleri</span></strong> için, kozaları içinde nasıl boğulup  gittiklerini görüyor musunuz?</p>
<p align="left">“<strong>Allah ahlâkıyla ahlâklanın</strong>”  uyarısı yapıldığı hâlde, bunu duymazlıktan gelip; aklımızı kullanmayıp,  anlamını düşünmeyip; “<strong><em>tanrı fermanları ve elçisi</em></strong>”  masallarıyla; bir daha ele geçmeyecek bir ömrü nasıl boşa geçirdiğimizi bir  farkedebilsek!</p>
<p align="left">Kolaylaştırılmamışsa, ne yazsak boş!.. Taşın üstünden akıp giden su  gibi, bu bilgiler de okunup geçilecek…</p>
<p align="left">Oysa… Kolaylaştırılmış olsa da… Nasibimizde olsa da…<span id="more-483"></span></p>
<p align="left">Biraz kıpırdatsak kendimizi…</p>
<p align="left">Yer değiştirsek, düşünce dünyamızda çağ atlasak da, oradan <strong>yeniden</strong> bakabilsek olaya…</p>
<p align="left">Beş duyunun gözüyle değil, “<strong>Basîr</strong>”  olarak; beş duyunun kulağıyla değil “<strong>Semî</strong>”  olarak, “<strong>Lâtif, Habîr</strong>” olarak evrensel  varlıkla iletişimde olabilsek!. Hiç olmazsa, yargılamadan, yorumlamadan,  şartlanmasız yönelebilsek âlemlere!</p>
<p align="left">Türk’ün, Arab’ın, Çinli’nin, Hintli’nin, Avrupalı veya Amerikalı’nın tanrısı, anlayışından geçip… Dünyanın, Ayın, Marsın, Güneşin tanrısı kavramından geçip… Galaksinin, gökadaların, paralel veya evren içre evrenlerin tanrısı anlayışından geçip; “<strong>âlemlerin  Rabbi</strong>” olanı farketmeye çalışsak…</p>
<p align="left">Sonra da <strong>Alemler ve Rabbi</strong> şeklindeki  çiftlik anlayışından arınıp; âlemlerin hakikatinde, “<strong>esmâ mertebesi</strong>”ndeki “<strong>tecellî-i  vahid</strong>” denen boyutsal tekilliği hissedebilsek… De!..</p>
<p align="left">“<strong><span style="text-decoration: underline;">RASÛLLÜĞÜN</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”ün <strong>hakikatinin</strong>, “<strong>esmâ mertebesi</strong>”nin ilk tecellisi olan “<strong>RUH</strong>” adlı melek veya “<strong>Hakikati  Muhammedî</strong>” veya “<strong>Mümin</strong>” olduğunu  anlayabilsek</span>!..</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ mertebesi</strong>”ndeki <strong>ilim</strong> ve özelliklerin açığa çıkması <strong>irade</strong>siyle, “<strong>her an yeni bir şanda</strong>” olarak meydana gelmiş “<strong>tecellî-i vahid</strong>” denilenin, “<strong>Risâletin  hakikati</strong>”olduğunu bir kavrayabilsek!.. “<strong><span style="text-decoration: underline;">İRSÂL</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”in hakikatinin</span> bu mertebede gerçekleşmiş olup,  bununla “<strong>tecellî-i vahid</strong>”in meydana  geldiğini anlayabilsek!.</p>
<p align="left">İşte o zaman farkedeceğiz “<strong>Rasûl</strong>”<strong>ün ahlâkı</strong>”, “<strong><span style="text-decoration: underline;">Rasûlü olduğu Allah adıyla işaret edilenin ahlâkıdır</span></strong>”  işaretinin anlamını! Tanrının değil!.</p>
<p align="left">Bu “<strong>Risâlet hakikati</strong>”nin, yeryüzünde  açığa çıkmış en muhteşem <strong>beyine inzal  oluşuyla</strong>, <strong>O</strong> yüce Zât’ın “<strong>Allah Habibi ve en kapsamlı ahlak sahibi</strong>”  oluşunun bağlantısını; ve dahi ne demek olduğunu düşünebilsek…</p>
<p align="left">“<strong>Rasûlullah’ın ahlâkı Allah’ın  ahlâkı idi</strong>” işaretinin anlamını işte o zaman farkedebileceğiz.</p>
<p align="left">Ama biz, öylesine şartlanmış, öylesine <a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kilitlenmislik.htm" target="_blank">kilitlenmiş</a>; öylesine bloke etmişiz ki düşünme sistemimizi şartlandırmalar yüzünden; Dünya üstündeki toplumların kendilerine özgü; kendileri gibi düşünen “<strong><em>tanrı</em></strong>”  anlayışından öteye geçemiyoruz!.</p>
<p align="left">Zor, çok zor geliyor kapsamlı ve derinlikli düşünmek!</p>
<p align="left">Kolayımıza geliyor göze, kulağa dayalı bir tanrı bir dünya ve de <em>özel ulak postacı elçi peygamber </em>kabulü!.</p>
<p align="left">Sonra da diyoruz, “<em>tanrı Türkü  korusun</em>”; “<em>tanrı Arabı korusun</em>”, “<em>tanrı Yahudiyi, Hinduyu , İngilizi korusun!..</em>”  “<em>God bless America”!.. Bölgesel tanrı!!!</em></p>
<p align="left"><strong><em>İnsan  gibi düşünen ve insanî duygularla dünyayı yöneten bir tanrı!.</em></strong></p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” ismiyle <strong>işaret edileni</strong> kavrayamadık ama, hiç  olmazsa <strong><em>tanrıyı insanlaştırdık</em></strong> ya!!!</p>
<p align="left"><strong>YENİLEN dostum!.</strong></p>
<p align="left">Yenilenmen için Dünya’nın tüm bilgileri şu an elinin altında, klavyenin  ucunda…</p>
<p align="left"><strong>Deccâliyetin</strong> akı kara, karayı  ak gösteren televizyonları varsa; <strong>Mehdiyetin</strong> de sana her doğruyu bulduracak, kavratacak interneti var!.</p>
<p align="left">Kendini düşün, Dünyayı düşün, Galaksiyi düşün; varsa kapasiten, evren içre evrenlerde bir dünya mesabesinde olan bu evreni düşün!</p>
<p align="left">Bütün bunlardaki her tür ve yapıyı yaratan o korkunç azamet sahibi muhteşem  varlığı düşün!.</p>
<p align="left">Bunu okuyup da bir şey hissedemiyorsan, gözünü yorma!.</p>
<p align="left">Tüm bu evren içre evrenlerdeki her şeyi yaratanın “<strong>ahlâk</strong>”ı ne ola, bir düşün Allah rızası için! En sevdiğinin hatırı  için!.. <strong>O</strong>’nu bir insan ya da tanrı  gibi tasavvur etmekten kaçınarak düşünmeye çalış!</p>
<p align="left">Bir düşün lütfen!</p>
<p align="left">O basit gördüğün, beş harf olarak algıladığın “<strong>ALLAH</strong>” adının ardındaki sonsuz yaratılmışları var eden Yaratıcının,  “<strong>RASÛL</strong>” ismiyle işaret ettiği ne  olabilir?</p>
<p align="left">“<strong>RASÛL</strong>”ün, “<strong>RİSÂLET</strong>”in hakikati, özü, aslı nedir?</p>
<p align="left">Bizden de…</p>
<p align="left">“<strong>ALLAH RASÛLÜ</strong>”nün ahlâkıyla  ahlâklanmamız isteniyorsa; acaba bu ne demektir?</p>
<p align="left">Allah Rasûlü, <a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/sistem/sistem13.htm" target="_blank">evrensel insandır</a>!</p>
<p align="left">“<strong>İnsan</strong>”da açığa çıkan bilinç,  gerçekte “<strong>evrensel bilincin</strong>”, beyinden  “<strong>fıtrat</strong>”ına (programına) <strong><span style="text-decoration: underline;">göre</span></strong> açığa çıkmış hâlidir!.</p>
<p align="left">“<strong>Sen kendini küçük âlem sanırsın,  oysa büyük âlem sensin</strong>” diyen “<strong>ilmin  kapısı</strong>”, velâyetin zirvesi Hazreti <strong>ÂLİ, </strong>acaba sana neyi fark ettirmek istiyordu ki!.</p>
<p align="left">Ama öylesine bir vurdumduymazlıkla yaşıyoruz ki; bilincimiz, genlerimize  sinmiş “<strong><em>tanrı</em></strong>” anlayışından arınıp sınırlılıktan dışarı çıkamıyor!.</p>
<p align="left">“<strong><em>Tanrımızı</em></strong>”, “<strong>HAK” </strong>yapıp,  “<strong>HAK</strong>”lığı da bedenimize,  beşeriyetimize verip, işin içinden çıktığımızı sanıyoruz!!!.</p>
<p align="left">Kısacası, “<em>bilinen kişiliğimizi</em>”  tanrı yapıyoruz!</p>
<p align="left">Oysa bunun yerine…</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/kendinitani.htm" target="_blank">Kendini Tanı</a></strong>!</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/bilincin.htm" target="_blank">Bilincini Arındır</a></strong>!.</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/tekinseyri.htm" target="_blank">TEK’in Seyri</a></strong> ile seyr sahibi ol; deniyor!.</p>
<p align="left"><strong>YENİLEN artık!.</strong></p>
<p align="left">Allah’ın geçmişte olmamış ölçüde büyük lûtfu olan çağdaş bilimler  ışığında; dünde mecazlarla işaret edilmiş olan muazzam <strong>hakikati fark etmeye çalış</strong>!</p>
<p align="left">Senin kabul ettiğin gibi madde diye bir şeyin gerçekte hiçbir zaman  varolmamış olduğunu farket, anla artık!</p>
<p align="left">Bak ünlü Alman <strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hans-Peter_D%C3%BCrr" target="_blank">Fizik Profesörü Hans Peter Dürr</a></strong><strong>, </strong>ne  diyor <strong><a href="http://www.pm-magazin.de/de/heftartikel/ganzer_artikel.asp?artikelid=1944" target="_blank">PM magazinde Mayıs 2007 sayısında</a></strong>:</p>
<p align="left">“<strong>Soru: P.M: Sayın Profesör Dürr madde dediğimiz  aslında nedir?</strong></p>
<p align="left"><strong>Cevap: Aslında madde diye bir şey yok; en azından kabullendiğimiz anlamdaki şekli ile mevcud değil. Sadece bir oluşum var ki, sürekli bir değişim ve canlılıktan oluşmaktadır. Biz bunu tahayyül etmekte zorlanıyoruz! Temelde sadece bir ilişki sözkonusudur, maddi bir temele dayanmayan (maddesel bir yapısı olmayan) ilişki. Biz buna &#8216;RUH&#8217; da diyebiliriz. Öyle bir &#8216;şey&#8217; ki biz bunu ancak spontane yaşayabiliriz, dokunulacak bir şey değildir. Madde ve Enerji dediğimiz olgu, ancak ikincil olarak ortaya çıkmaktadır… Bir nevi ağır akışkan, sabitleşmiş RUH şeklinde GİBİ. Albert Einstein&#8217;e göre, madde, enerjinin sadece inceltilmiş şeklidir; <span style="text-decoration: underline;">temeli ise</span>, daha ince (latif) bir enerji değil; çok daha farklı bir şey, CANLILIKtır. Bu olguyu bilgisayarlardaki software&#8217;e benzetebiliriz.</strong></p>
<p align="left">Evet dostum!..</p>
<p align="left">Deniz bitti!.</p>
<p align="left">Artık bitti bilim dünyasında, beş duyunun sana var sandırdığı kısır sığ anlayış!. Ve dahi bu çağdışı anlayış üstüne bina edilmiş her düşünce sistemi!</p>
<p align="left">Bir çağ kapandı ve yeni bir çağ başladı bile… Hiç farkında olmasan bile!</p>
<p align="left">Bu çağ da, <strong>Kurân ve Rasûlullah  altın çağını yaşayacak</strong> deşifre edebilenleriyle!</p>
<p align="left"><strong>Bilincini çıkar  artık kozasından</strong>!</p>
<p align="left">Evrene bak!.</p>
<p align="left">Hücrelerine, DNA’larına, moleküler yapına, atomik katmanına-katmana,  quarksal katmana “<strong>BASİR</strong>” olarak  yönel!&#8230; “<strong>SEMÎ</strong>” ile algıla!..  Seyreyle!.</p>
<p align="left">Dünya yaşamında bunu gerçekleştiremezsen, böylece devam edecek boyutsal  yolculuğuna ve sonsuza dek “<strong>a’mâ</strong>” olarak  kalacaksın!.</p>
<p align="left">Bu gerçeklerden sonra düşün bakalım devletinin rejimini, siyaseti, hükümleri, fermanları!. Türkiye’de, Çin’de, Brezilya’da, İspanya’da İslâmi kurallara göre yönetilmeyen devletlerde yaşayanların hâlini!..</p>
<p align="left">Namazını ikame edip mi’râcını yapıp, Rasûl’ün hakikatine ulaşabiliyor musun? Rabbi’ni tanıyor musun?&#8230; Hacca serbestçe gidip Kâbe’nin suretinden Hakikatine yolculuk edip amacına ulaşabiliyor musun?&#8230; Orucunu yaşayıp, bedenselliğinin istekleriyle kayıtlanmaktan arınıp, şuur boyutunda “<strong>Samediyet</strong>” hakikatine ulaşabiliyor musun? Sen mirasını istediğin gibi dağıttın da sağlığında elini bağlayan mı oldu!. Dilediği kadarıyla zekâtını, sadakanı istediğine verebiliyor musun?</p>
<p align="left">Zekât, karşılıksız verilir. Karşılık beklenmez ve alınmaz!. Ben de takdirimde olan bilgilerimin zekâtı kadarını yazarak dağıtıyorum… Kimseden karşılık olarak bir şey beklemeksizin… Ne pâye, ne unvan, ne etiket, ne de mertebe… “<strong>Allah kulu</strong>” olmak yeter  bana.</p>
<p align="left">Dünyanızdaki, hiçbir unvan, etiket, mertebe kabulünün benim indimde değeri yok!. Böyle bir beklentinin olmasını bile düşünemem yaşadığım dünyamda…</p>
<p align="left">Çıplak ve tek geldim herkes gibi, çıplak ve tek gideceğim bu dünyadan; bilincine, müşahedelerine, seyirlerine hayran olduklarımın yanına… “Seviyorum onları”, demek haddime değil!.</p>
<p align="left">Bak dostum…</p>
<p align="left">“<strong>Hiç kimse ameliyle cennet  boyutuna geçemez</strong>”! Duymadın mı bu gerçeğin vurgulanmasını?</p>
<p align="left">“Âhir zamanda “<strong>La ilahe illallah</strong>”  gerçeğini dillendiren cennete girer” açıklamasının neye dayandığını hiç  düşünmedin mi; düşünemiyor musun?</p>
<p align="left">Tanrı yoksa… Tanrı cehenneme atmayacaksa, Tanrı cennete sokmayacaksa!..</p>
<p align="left">“<strong>Herkes elleriyle yaptıklarının  sonuçlarını” yaşayacak</strong>sa…</p>
<p align="left">“<strong>Hesap görücü olarak nefsin yeter</strong>”  diye uyarılmışsan…</p>
<p align="left">“<strong>Cennetlik</strong>” veya “<strong>cehennemlik</strong>” olan anasının rahmindeyken  tesbit olunur uyarısı varsa…</p>
<p align="left">Bedenselliğinin getirisi bencilliğini yaşayanlar varken yeryüzünde, “<strong>halife</strong>” meydana gelmişse… “<strong>Şuur</strong>”lu, yani “<strong>kalp</strong>” sahibi olarak yaşayan bir tür, açığa çıkarılmak istenmişse&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Mümin müminin aynası</strong>” ise…  Birinci “<strong>Mümin</strong>” esma mertebesindeki “<strong>Mümin</strong>” isminin hakikati, ikinci “<strong>Mümin</strong>” de “<strong>Rasûl ün hakikati</strong>” ise…</p>
<p align="left">“<strong>Kalp kalbe karşı ise</strong>”… İkisi  birbirini yansıtıyorsa…</p>
<p align="left">“<strong>Müminin kalbinde, esma mertebesi  mevcut</strong>” ise…</p>
<p align="left">Kalpsiz, kalbindekinden “<strong><em>bîhaber</em></strong>” olan ise…<br />
“<strong>Nasıl secde etmezsin ol kalbe ki  için de Allah var</strong>”! diyen bu nükteye işaret etmişse…</p>
<p align="left">Ve o kalp, senin kalbin ise!..</p>
<p align="left">Sen ise, kalbindekiyle yaşamak varken, onun yerine, gökte var sandığın  tanrı uğruna bir şeyler yapacağını düşünüyorsan!..</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong>’ın nefsi müdafaa sadedinde savaşmasını, Kâbe’yi ziyaret hakkı uğruna savaşmayı göze almasını gözardı edip; silah yoluyla insanları zorla Müslüman yapmak uğruna ömrünü harcıyorsan… Artık ne diyebilirim…</p>
<p align="left">“<strong>Deccalin eşeği vardır kırk günde  dünyaya dolaşır</strong>” şeklindeki sembolik anlatımı, uzun yıllar önce yaşamış Zât, yaşadığı devrin anlayışıyla yorumlayıp şimendifer olabilir derken; onu okuyanların çoğu şimendifer veya tayyare anlayışında sabitlendi öyle dedi diye! O Zât, kendini yaşadığı günlere göre güncellerken, takipçilerinin çoğu hâlâ asırlar öncesinin din anlayışıyla kilitlenmiş durumda!. Bize de, “<strong><em>Ahmed  Hulûsi, Allah enerjidir diyor</em></strong>” şeklinde iftira ederek, insanları bu  bilgilerden uzak tutmaya çalışıyorlar; yüklendikleri vebâlin bilincinde  olmaksızın!</p>
<p align="left">(“On Yedinci Mesele:<br />
<strong>Rivayette var ki,  &#8220;Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve  harikulâde bir eşeği vardır.&#8221;</strong><br />
Allahu a&#8217;lem, bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur: Bu rivayetler mucizâne haber verir ki, &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Deccal zamanında vasıta-i muhabere ve seyahat o derece terakki edecek ki, bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, şark-garp işitir ve umum ceridelerinde okunacak.</span> Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıt&#8217;asını ve yetmiş  hükûmetini görecek ve gezecek&#8221; diye, <span style="text-decoration: underline;">zuhurundan on asır evvel telgraf,  telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mucizâne haber verir</span>. Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil,<span style="text-decoration: underline;"> belki gayet müstebit bir kral  sıfatıyla işitilir.</span> Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki <span style="text-decoration: underline;">fitneyi  uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir</span>. Ve bindiği merkebi ve himarı ise, ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut -sükût lâzım!”)</p>
<p align="left">Uyanın ve yenilenin!.</p>
<p align="left">Bir günde dünyayı dolaşabilirsiniz… Aynı anda dünyanın her yerinde kendinizi gösterip, dünyanın her yerindeki insana aynı anda konuşabilirsiniz!.</p>
<p align="left">En saydığınız, sevdiğiniz büyük adamı size vahşi bir çocuk katili gibi gösterebilirler ekranlarda… Ya da sıradan bir adamı süpermen gibi!.</p>
<p align="left">Uyanın ve düşünmeye başlayın!&#8230; Aklınızı kullanarak, sorgulayarak, çağdaş  bilimleri edinerek, düşünerek yenilenin!</p>
<p align="left">Eski bilgileri birbirinden kopuk şekilde yenilerle harmanlayarak çalışırsanız, çok uyumsuzluklar çıkar; ve işin içinden çıkamazsınız!. Konuyu kökten ele alarak, sistemli, birbiriyle bağlantılı ve mantıksal bütünlük içinde değerlendirmeye çalışın.</p>
<p align="left"><strong>Şems, Mevlâna’ya kitaplarını terkettirmişti!.  Niye dersiniz?</strong></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">“<strong><em>Tanrı</em></strong>” anlayışınızı geliştirip, güncelleyip, ona “<strong>Allah” ismi takmakla,</strong> hayalinizde  tasavvur ettiğiniz “<strong>tanrı</strong>”  anlayışından arınıp; “<strong>Allah Rasûlü</strong>”nün,  anlatmaya çalıştığı “<strong>ALLAH</strong>” ismiyle  işaret edileni kavrayamazsınız!</span></p>
<p align="left">Düşünce ve anlayışınız, “<strong><em>tanrı</em></strong>” kavramı kurgusu üstüne kurulu  ise, onu güncellemekle, <strong>RASÛLULLAH</strong>’ın  açıkladıklarını anlayamazsınız!.</p>
<p align="left">Kişinin, DİN konusunda içine düşeceği en büyük felâket, kökeninde “<strong><em>tanrı-ilah</em></strong>”  kavramının olduğu DİN anlayışıdır!.</p>
<p align="left">Bu anlayıştır ki, sizi sonuçta, yeryüzünde “<em>tanrı hoparlörü peygamber” </em>anlayışına sürükler!</p>
<p align="left">Bu anlayıştır ki, sizi “<strong><em>bedensellikten ibaret benlik</em></strong>”  kabulüne sürükler; bu anlayıştır ki beden &#8211; beşer anlayışını doğurur!.</p>
<p align="left">Oysa düşünün bir…</p>
<p align="left">“<strong>Ene beşerün misliküm</strong>” (Ben  sizin misliniz olan beşerim) âyeti ne demek istiyor?</p>
<p align="left">Senin, kendini sandığın üzere, “kalp”siz, yiyip içen üreten uyuyan  bedensel varlığım mı demek istiyor?</p>
<p align="left">Yoksa…</p>
<p align="left">“<strong>Sen de benim gibisin, dolayısıyla benim varlığımdaki hakikat aynıyla sende de var, gel sen de kendindekini keşfet ve onu yaşa; bunu başarabilirsin takdirinde varsa… Gel bir dene</strong>” mi; denmek isteniyor?</p>
<p align="left">Âhir zaman!.. Bu neslin kıyâmeti çok uzak değil işâretlere göre!</p>
<p align="left">Deccaliyet sizi her yandan <strong><em>bedensellik</em></strong> ve<strong> <em>tanrı</em></strong> anlayışıyla boğmaya, şuurunuzu bulandırmaya, kalbinizi karartmaya çalışıyor!. Ona hizmet verenler, –kimi bilinçli, kimi bilgisizlikten– sizi <strong>maddeci</strong><em>, tanrı ve peygamberi</em> sanısına dayalı DİN anlayışı içinde <strong>“<span style="text-decoration: underline;">ALLAH”tan  ayrı hissettirmeye</span></strong> çalışıyorlar. “<strong>Kalb</strong>”inizdeki  yerine, göklere, belki de sonuçta gökten geleceklere yönlendirmeye  çalışıyorlar&#8230;</p>
<p align="left">Oysa…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tek kurtuluş yolu, yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem şuur, hakikatin dili, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ı çağdaş bilimler eşliğinde YENİDEN anlamaya çalışmaktır!.</span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tek Kurtuluş yolu, KURÂN’ı, gökten inmiş ciltli kitap değil; evrensel hakikatin bize açtığı BİLGİ KAYNAĞI olarak YENİDEN değerlendirip; işaret yollu bildirdiklerini deşifre etmektir.</span></strong></p>
<p align="left">Bilin ki, kendi kendinizesiniz!.</p>
<p align="left">Ölümü tadıp, geçtiğiniz boyutun gerçeklerini yaşamaya başladığınızda, <a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insanvedin/insanvedin06.htm" target="_blank">Rabbim kimmiş, Nebi kimmiş neymiş niyeymiş, yaşamın bu  boyutuna hangi evrensel bilgilerle işaret edilmiş</a> diye sorgulama yaşadığınızda, gerekli hazırlıkta değilseniz, sınav sonucu size azap verici olabilir… Beş parasız lisan bilmez çırılçıplak halde, Çinli’lerin arasına düşmüş gibi hissedin bakalım bir…</p>
<p align="left">Dostlarım…</p>
<p align="left">Evren içre evrenlerde her ne varsa hepsi kendi boyut ve yapısına göre  bilinçli ve hedefi olan, amacı olan bir yaşam içindedir!.</p>
<p align="left">En basitiyle, spermin hedefine ulaşma hareketindeki bilincine bir  bakın!. Onda ne tür bir bilinç ve anlayış ve amaç var acaba?</p>
<p align="left">Rahman, yüzbinlerce sperm yaratır, o boyutta; kalemle ulaştırır hedefinin kapısına!&#8230; Yüzbinlercesi yarışa çıkar; biri hedefine ulaşır; diğerleri helâk olur!.</p>
<p align="left">Her bir katmanda mevcut birimlerin amacı, bir üst yapıya veya katmana  çıkmaktır!. “<strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/oku/oku08.htm" target="_blank">Fatır</a></strong>”ın programı,  böyle açığa çıkartır birimleri.</p>
<p align="left">Her bir birim, kendi derûnundaki (noktasından gelen) hakikatin  özellikleriyle, varoluş amacı doğrultusunda yolculuğa koyulur.</p>
<p align="left">Evren içre evrenlerin hakikati olan kuvve (melek), yeraldığı boyuttaki  işlevine göre isim alır.</p>
<p align="left">Çoğu zaman, veri tabanına veya şartlanmânâ göre oluşmuş kavramlar dolayısıyla bir kısım kelimelerin gerçekte ihtiva ettiği anlamlardan perdelenir; yanlış fikirlere saplanırsın; bunun hiç de farkında olmazsın!.</p>
<p align="left">“<strong>Yağmur damlası iki melekle yeryüzüne  iner</strong>” diyen <strong>Rasûlullah</strong>’ın işaretini anlayamazsın ilmin olmazsa, saçma bulursun. Yağmur damlası denen suyun, Hidrojen ve Oksijen olarak adını koyduğumuz iki kuvveden (melekten) meydana geldiğini bilmiyorsan!.</p>
<p align="left">Beyin, kendi derûnundan gelen meleki kuvve (?) ile programlanır  (fıtrat)…</p>
<p align="left">İşlevi ve geleceği bellidir!.</p>
<p align="left">Yaşamsal devamını sağlamak üzere, daha dördüncü ayda, bizim ruh adını verdiğimiz ışınsal (dalga) bedenini üretmeye ve tüm zihinsel veri tabanını oraya yüklemeye başlar.</p>
<p align="left"><strong>İnsan beyni madde olarak algılanan yapıda ulaştığı en mükemmel yapıdır!. Yeryüzünde ondan daha mükemmel ve muhteşem bir yapı yoktur!.</strong></p>
<p align="left"><strong>Esmâ mertebesinin,  yaşamakta olduğumuz boyuttaki aynasıdır beyin!.</strong></p>
<p align="left">“<strong>Esmaül hüsna</strong>”daki bütün  isimlerin işaret ettiği özellikler, kapasitesi kadarıyla <strong>beyinde</strong> açığa çıkmaktadır.</p>
<p align="left">Beyinle de, ruhu oluşturmaktadır Allah!.</p>
<p align="left">“<strong>RUH’umdan nefhettim</strong>”in  anlamı, “<strong>esma mertebemizdeki mânâların  açığa çıkma özelliğini bahşettik beyne</strong>” demektir. Yoksa tanrının ciğerinden  gelen hava dudağından üflenmemiştir insanın toprak bedeninin içine!!! Burada “<strong>ruh</strong>” kelimesi, “bu <strong>işin ruhu</strong>” veya “<strong>Kurân’ın ruhu</strong>”  tanımlamalarındaki anlamda kullanılmıştır. Dalga (wave) beden anlamına değil!</p>
<p align="left">“<strong>Esma mertebesi</strong>”nden oluşmuş  mutlak <strong>RUH’un hakikatinden</strong> (alâyı  illîyin), yani sembolik anlatımla dairenin en üstünden başlayan katmansal  algılama, <strong>beyinde esfeli safiline inmiş</strong>;  beynin ürettiği ruh (dalga) bedendeki <strong>şuurla</strong> da tekrar yaratıldığı noktaya “<strong>alayı  illiyine</strong>” doğru daireyi tamamlamak üzere yolculuğa başlamıştır.</p>
<p align="left">Her insan, bu yolculukta, gidebildiği yere kadar gider, yaratılış  amacına göre… Tıpkı spermler gibi…</p>
<p align="left">“<strong><em>Dünya düzdür, herşey maddedir, görmediğim şey yoktur. Gökte tanrı  vardır yeryüzüne de peygamberlerle fermanname yollamıştır</em></strong>” diye inanan geçmişte boğulmuş kozalıların bunu anlaması elbette imkânsızdır… Çünkü onlar da o basamaklar olarak yaratılmışlardır!.</p>
<p align="left">Fe tebârekallahu ahsenül hâlikiyn!.</p>
<p align="left">Evet, beyin hakkında bir hususa daha dikkatinizi çekip, yazıyı ve de “<strong>YENİLEN</strong>” isimli bu son yazılardan oluşan  kitabımı tamamlamak üzere devam edelim.</p>
<p align="left">Bildiğiniz gibi, beynin içinde görüntü veya ses yoktur!.</p>
<p align="left">Beyin görüntüyü kendisi oluşturur… Sesi de!</p>
<p align="left">Dışarıda gördüğünüzü sandığınız HER ŞEY, gerçekte beynin kendi içinde oluşturduğu şeylerdir. Madde veya mânâ, cin veya melek!. Hangi isimle neyi kastederseniz edin, hepsi de beynin kendi oluşturduğu kendine göre olan suret veya sestir!.</p>
<p align="left">Beyin, biyoelektrikle çalışır biyokimyasal faaliyetlerin oluşturduğu elektriksel sinyal paylaşımı bu faaliyetleri meydana getirir.</p>
<p align="left">Beynin veri tabanının derununda “<strong>çok  boyutlu tek kare resim</strong>” vardır! Burada geçmiş ve gelecek kavramı bulunmaz. <strong>Dejavu</strong>’nun kökeninde bu derinlikle  iletişim yatar.<strong> Holografik gerçeklik, </strong>bunun  temelini anlatır.</p>
<p align="left">Ayrıca beyin, dışardan yani içinde yaşadığımız dalga (wave) âleminden dahi kendisine ulaşan dalgaları, çalışma programına göre değerlendirir.</p>
<p align="left">Siz bu beyinde oluşan görüntü veya sese, ister halüsinasyon deyin, ister hayal, ister gerçek… Sonuçta hepsi aynı tek şeydir. Beynin oluşturduğu görüntüler!</p>
<p align="left">Görüntü ve sesin ardındaki gerçek ise tektir: Algılama ve değerlendirme  (<strong>Semî-Basîr</strong>)!</p>
<p align="left">“<strong>Kalp</strong>” diye tarif edilmiş  olan “<strong>şuur</strong>”, ne kadar kapsamlı ve  derinlikli değerlendirme yaparsa, ona göre adı da değişir… “<strong>Sır</strong>”, “<strong>hâfi</strong>”, “<strong>ahfâ</strong>” gibi…</p>
<p align="left">İnsan hissettiği boyutu yaşar…</p>
<p align="left">Beyni olmayan canlılarda açığa çıkan bilinç ise, “<strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/oku/oku08.htm" target="_blank">Fatır</a></strong>”ın programlamasına göre, oluşunda yer alan amaç ve işlev  doğrultusunda, fiiller ortaya koyması şekliyledir…</p>
<p align="left">Spermin veya ceviz ağacı tohumunun nasıl kendi programı varsa “<strong>beyin</strong>”lerinde… Tohumun neresinde  gizliyse program…</p>
<p align="left">Bilgisayardaki software’i (yazılımı) düşünün… Yazılım madde midir, ruh mudur? Ya da nedir? TV’deki görüntüyü ulaştıran dalgaya yüklü görüntüyü düşünün&#8230;</p>
<p align="left">Cin denilen görünmez biyolojik bedensizlerin dahi, kendi yapılarını  oluşturan boyuttaki “<strong>beyin</strong>”lerinde  gizlidir programları ve bilinçleri… Evrendeki yapıların çoğu da böyledir kanâatimizce&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Beyin, “<a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/biiznihi.htm" target="_blank">B</a>” sırrı şuurunu açığa çıkarabilecek kemâliyle, “halife”olmuştur  yeryüzünde</strong>!&#8230; “<strong>İNSAN</strong>” adı ve vasfıyla…</p>
<p align="left">Görebilene… Değerlendirebilene!..</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
23 Nisan 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/yenilenin-artik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLAH RASÛLÜ’NE GERÇEKTEN İNANIYOR MUYUZ</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/allah-rasulu%e2%80%99ne-gercekten-inaniyor-muyuz/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/allah-rasulu%e2%80%99ne-gercekten-inaniyor-muyuz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=46] Bir ilâhi geliyor uzaktan kulağıma tatlı tatlı, değerli ses Ahmet Özhan’dan… “Bu bir rıza lokmasıdır; yutamazsın demedim mi”? Erenlerden biri demiş bu sözleri… Nedir bu razı olunası konu? Yutulası çok zor lokma? En başta, “Allah Rasûlü’ne iman”! En sonda, gene, “Allah Rasûlü’ne iman”! “DİN”e iman, tümüyle, Allah Rasûlü ve son Nebî’si Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=46]</p>
<p align="left">Bir ilâhi geliyor uzaktan kulağıma tatlı tatlı, değerli ses Ahmet Özhan’dan…</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/genel/Ahmet_OZHAN_Demedimmi.mp3" target="_blank">Bu bir rıza lokmasıdır; yutamazsın demedim mi</a></strong>”?</p>
<p align="left">Erenlerden biri demiş bu sözleri…</p>
<p align="left">Nedir bu razı olunası konu? Yutulası çok zor lokma?</p>
<p align="left">En başta, <strong>“Allah Rasûlü’ne iman”</strong>!</p>
<p align="left">En sonda, gene, <strong>“Allah Rasûlü’ne  iman”</strong>!</p>
<p align="left"><strong>“DİN”e iman,  tümüyle, Allah Rasûlü ve son Nebî’si Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)’ın<strong> bildirdiklerine imandan ibarettir</strong>!.</p>
<p align="left">“<em>İyi ahlâk derneği başkanı(?),  sevgili <strong>peygamberimiz</strong>(!?) Mustafa</em>”dan söz etmiyorum… Hayallerinde, böyle biriyle yaşayanlara, yaşadıkları mübarek olsun!. Onlar da, iyi ahlâklı, yoldan taşı kaldıran, komşusu açken tok yatmayan, kardeşini kendi gibi düşünen bir vatandaş olarak; sistemin ve “<strong>sünnetullah</strong>”ın gerçeklerinden habersiz,  geçip gitsinler bir sürü insan gibi… Ne diyelim ki…</p>
<p align="left">Ama…</p>
<p align="left">Ben, <strong>Allah Rasûlü ve son Nebisi  Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’ın, müşahede edemiyorsak da, idrak  edemiyorsak da, algılayamıyorsak da, hiç olmazsa, <strong><span style="text-decoration: underline;">iman etmemizi istediği çok çok önemli “sünnetullah” gerçeklerinden</span></strong> söz ediyorum!</p>
<p align="left">Elbette, “<strong>Ben konuşan Kurân’ım</strong>”  diyen <strong>Allah arslanı olan Şah-ı velâyet  Hazreti Âli</strong> gibi, “<strong>Görmediğim  Allah’a kulluk etmem</strong>” cümlesinin açığa çıkmasına sebep olan müşahedeyi  beklemiyorum kimseden!</p>
<p align="left">Ama en azından, idrâkın yüceliğinin getirisini yaşayamasak da, inkârın  ilkelliğinden uzaklaşalım istiyorum!.</p>
<p align="left">Her türlü dil, anlayış, ırk, renk ayırımından arınmış olarak evrensel  gerçekler boyutunda yaşayan <strong>Evrensel İnsan’</strong>ın  müşahede ettiği “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetullah.htm" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">sünnetullah</span></a></strong>”  gerçeklerini hiç olmazsa inkâr etmeyelim istiyorum&#8230; Ki <strong>böylece Allah Rasûlü’nün bildirdiklerine, evrensel “sünnetullah”  gerçeklerine iman kapısı açılsın </strong>bizlere istiyorum!</p>
<p align="left">Bilelim ki…</p>
<p align="left">“<strong>Kadere iman</strong>”, bize <strong>Kurân-ı Kerîm’</strong>de “<strong>sünnetullah</strong>” olarak bildirilen, evren içre evrenlerin varoluşundaki sistem ve mekânizmaya inanmaya işaret eder! Bu açıklananlar, 14 asır öncesi şartlarda anlatılabileceği kadardır. Günümüzün tüm bilimsel buluşları da tamamıyla bu bildirilenlerle örtüşmektedir.</p>
<p align="left">“<strong>ALLAH</strong>” ismiyle işâret  edilenin “<strong>Esmâ âlemi</strong>”nin tecellîsi  (yansıması) olarak var kabul edilen, <strong>İlmullah</strong>’taki  “<strong>RUH</strong>” adlı TEKİL yapının; çok  boyutlu tek kare resmin içindekilerin varoluş sistem ve mekânizması, “<strong>DİN</strong>” kapsamında “<strong>Kader</strong>” olarak anlatılmaya çalışılmıştır!</p>
<p align="left">Önceki yazımda, öğrendiğimize göre, <strong>RUH</strong> adlı melek veya <strong>İnsan-ı Kâmil</strong> veya <strong>Hakikati Muhammedî</strong> olarak bildirilen  yaşam boyutunun “<strong>fetih</strong>” sahibi “<strong>vâris</strong>”lerde de açığa çıktığı bildirilen  şu müşahededen sözetmiştim:</p>
<p align="left"><strong>“Algılama sisteminle, yalnızca yaşadığın sistemi değil, galaksi veya evreni değil; tüm semâlardakileri, yani “katmanlardakileri”, yani hücreler boyutundaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani moleküler boyuttaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani atom altı katmanların bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak algılasaydın <span style="text-decoration: underline;">aynı anda</span> da; beynin onları da  görüntüleyebilseydi!..”</strong></p>
<p align="left"><strong>Tek</strong> <strong>Bir</strong> yapının yaşantısından olan her  şey!. “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edilenin  her an yeni bir şanda olan esmâsı! <strong>ZÂT</strong>’ıyla  kâim olan “<strong>esmâ”</strong>!.. Ötesi “<strong>hiç</strong>”lik!.. Öyle olduğuna işâret eden <strong>Ahadiyyet</strong> vasfı!&#8230; “<strong>Âlemlerden Ganî</strong>” oluşunun işaret ettiği  “<strong>Ekber</strong>” oluşu…</p>
<p align="left">Öte yanda, varlık suretleri şeklinde açığa çıkardığı, “<strong><em>tanrı  ve fermannamesi ile muhatapları</em></strong>” senaryosu!.</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>”i, “<strong><em>taklit</em></strong>” yollu şartlanmaya dayalı kabul edip, yeterince gelişmemiş veri tabanımızla, ve dahi anlamadan kabul ettiğimiz için, sanıyoruz ki “<em><span style="text-decoration: underline;">gökteki  tanrının yerdeki insanlar hakkında tek tek yaşantı fermannamesidir, yazgısıdır </span></em><span style="text-decoration: underline;">“<strong>kader</strong>”!.</span></p>
<p align="left">Oysa, <strong>Allah Rasûlü ve son Nebi’sinin</strong> <span style="text-decoration: underline;">“<strong>kader</strong>” adı altında açıkladıklarıyla,  günümüz biliminin tespitlerini bir arada incelerseniz</span>, görürsünüz ki, ikisi  de aynı <strong>evrensel gerçeği</strong> dillendirmektedir iki ayrı yoldan.</p>
<p align="left">“<strong>Kader</strong>” konusunun, geçmişte yaşayanlarda açıklık kazanamamasının sebebi, madde-mânâ ikileminden kurtulamayıp, her şeyi bu ikilik içinde değerlendirip, <strong>Mevlâna Celâleddin’in</strong> tabiriyle “<strong>şaşı bakıp, biri iki görmeleri</strong>”dir.</p>
<p align="left"><strong>Oysa çeşitli  mertebeler veya âlemler gerçekte TEK BİR âlemdir!.</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">Algılanması istenilişine ve de  özelliğine GÖRE, detayların farkettirilmesi amacıyla, değişik isimlerle adlandırılmışlardır</span>.</strong></p>
<p align="left"><strong>Beyin, veri tabanını oluştururken bebeklikten itibaren, bunu yoğun olarak göz ve kulak yoluyla aldıkları üzerine inşa eder ve buna göre düşünmeye başlar.</strong> Bu kanallardan beyine giren veriler ise otomatik olarak madde-mânâ ayırımını oluşturur. Beyin eğer ileriki yaşlarda yeterli ilimle veri tabanını genişletirse, <strong>düşünürken, madde-mânâ ayırımından  arınarak, tek bir bütünsellik içinde verilerini değerlendirir</strong>. Yani, ilim, beyine yeni bir çoklu boyutsallık kazandırır değerlendirmeleri için. (beyin nereden alıyor, bu başka yazı konusu)</p>
<p align="left">Çok katmanlı veya çok boyutlu veya evren içre evrenler veya paralel evrenler kavramları, hep beynin algılama-düşünme sistemini terbiye edememekten, diğer bir deyişle, beynin veri tabanının yeterince kapsamlı olmamasından kaynaklanan kabul edişlerdir. <strong>Oysa gerçek; TEK bir bölünmez, cüzlere ayrılmaz, algılayana göre çok boyutlu, derinlikli, tek kare resimden başka bir şey değildir</strong>!.</p>
<p align="left"><strong>Esmâ-ül Hüsna</strong>’nın çokluğu nasıl  esma mertebesinin <strong>TEK</strong>’liğine ters  değilse; aynı mertebedeki aynı <strong>TEK</strong> yapının,  değişik özelliklerine işaret ediyorsa…</p>
<p align="left"><strong>Lahut âlemi,  Ceberût âlemi, Melekût âlemi ve Nasût âlemi de hep aynı TEK âlemdir!.</strong></p>
<p align="left"><strong>Zât âlemi, esmâ âlemi, efâl âlemi dahi aynı TEK’ten söz etmektedir.</strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Tıpkı, nefs, kalp,  ruh, sır, hafi, ahfa isimleriyle işaret edilenin aslında aynı TEK yapı</span></strong> olup, algılayan  veya hissedenin kavrayış mertebesine göre farklılık arzetmesi gibi…</p>
<p align="left">Tıpkı insan bedeninde hücresel katman, moleküler katman, proton-elektron katman, kuarksal katman, fotonik katman bilinçlerinin varoluşu gibi!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Eğer bu iyi anlaşılırsa, tüm varlıkta TEK bir İLİM, TEK bir İRADE, TEK bir KUDRET ve bunların işlevinin oluşumu sonucu “çok boyutlu TEK bir kare resim” (efâl âlemi) var olduğu da rahatlıkla farkedilebilir. Dolayısıyla da “Her an yeni bir şanda Olan” dışında hiçbir şey “var” olmadığı müşahede edilebilir</span></strong><strong>.</strong></p>
<p align="left">Beyni gözüne esir olmuş; duyduğunu tekrarlamaktan başka bir şey yapamayanların, bilim dünyasının getirisi olan gerçeklerden de mahrumiyeti, “<strong><em>iki  ayrı yapı var</em></strong>” sanısı içinde yaşamaktan başka bir sonuç oluşturmaz! Çünkü ne mecazları deşifre çabasına giriyorlar ne de bilimsel tespitleri değerlendirebiliyorlar!</p>
<p align="left">Varlığı “<strong><em>madde ve mânâ</em></strong>” diye iki ayrı yapı sanan çağdışı anlayıştakiler,  “<strong>TEK</strong>”illiği de kavrayamadıkları için;  hâlâ materyalist felsefeye dayalı “<strong>cüz-kül</strong>”  yanılgısı içinde “<strong>çift</strong>”likte dolanıp  durmaktadırlar. Olayın ne olduğunu anlamadıkları için de, “<strong>cebriye</strong>”den söz etmektedirler içine düştükleri “<strong>ŞİRK</strong>”in farkında olmaksızın!.. Sanki  bir “<strong><em>cebreden  bir de cebrolunan”</em></strong> varmışçasına!..</p>
<p align="left">Belki bilim güneşinin batıdan doğup tümüyle Dünya&#8217;yı aydınlattığı günde de “<strong>TEK</strong>”illik kavranacak; “<strong><em>cüz-kül</em></strong>”,  “<strong><em>cebreden-cebrolunan</em></strong>”  (zorlayan-zorlanan)<strong><em> ikiliğinin</em></strong> hiçbir zaman varolmadığı farkedilecek; “<strong>DİN</strong>”in gerçeği kavranacak ve <strong>Allah Rasûlü ve son Nebîsi’nin</strong> hakkı  teslim edilecektir! Biz göremesek de!</p>
<p align="left">Evet, gelelim “<strong>Amentü</strong>”müzdeki  “<strong>Kadere iman</strong>” konusuna…</p>
<p align="left">“…<strong>ve Bİ-L KADERİ</strong>” diyerek “<strong>B</strong>” sırrı işaretini kavramış olarak,  idrâk edemesek de hiç olmazsa iman etmemiz istenen “<strong>Kader</strong>” konusuna…</p>
<p align="left">“<strong>Kader</strong>”in, varlığın kendi  varoluş programı içinde mevcut oluşu, dışardan başka biri tarafından  yazılmadığı gerçeğine!.</p>
<p align="left">Evrensel sistemin gerçeklerine…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Âmentü&#8217;nün esaslarından biri olan &#8220;kadere iman&#8221;, gerçekte, ancak &#8220;kader&#8221;in ne olduğunu bildikten sonra mümkündür.. Aksi takdirde sadece &#8220;kader&#8221; ismine iman edilmiş olur!.</span></strong></p>
<p align="left"><strong>Mahiyetini bilmediğiniz  bir şeye &#8220;iman&#8221;</strong> etmek, ancak, o bilmediğiniz şeyin &#8220;<strong>ismine iman  etmek</strong>&#8221; demek olur!. Oysa önemli ve gerekli olan, o şeyin &#8220;<strong>ismine</strong>&#8221;  değil, ismin işaret ettiği &#8220;<strong>mânâsına, işaret edilen olaya iman&#8221;</strong> etmektir!.</p>
<p align="left">İşte bu  anlayışla gelin <strong>şu iman etmemiz zorunlu  olan evrensel gerçekler</strong> nedir bir inceleyelim…</p>
<p align="left">(Bu konuyu 1986 yılında yayınlamış olduğum <strong>“<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/insansirlar.htm" target="_blank">İNSAN VE SIRLARI</a>”</strong> isimli kitabımda çok daha detaylı <strong>ve çeşitli soruların cevapları verilmiş  hâliyle okuyabilirsiniz</strong> <strong>“<a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan077.htm" target="_blank">KUR&#8217;ÂN-I KERİM VE HADİSLERDE KADER ANLATIMI</a>”</strong> bölümünde.</p>
<p align="left"><strong>Ayrıca, “</strong><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/akiliman.htm" target="_blank">AKIL ve İMAN</a></strong><strong>” </strong>isimli kitabımızın<strong> “</strong><strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman16.htm" target="_blank">Kadere İman</a></strong><strong>” bölümünde ve dahi,</strong></p>
<p align="left"><strong>“<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/m_acikla.htm" target="_blank">Hazreti MUHAMMED’İN açıkladığı ALLAH</a></strong><strong>” </strong>isimli kitabımızın<strong> “<a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/allah/allah15.htm" target="_blank">Kader konusunda bilgiler</a></strong><strong>” </strong>bölümünde mevcuttur.)</p>
<p align="left"><strong>&#8220;SİZE  YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE <span style="text-decoration: underline;">İSABET EDEN BİR OLAY</span>, BİZİM ONU  YARATMAMIZDAN ÖNCE, MUTLAKA BİR KİTAPTA (BİLGİ MERKEZİNDE) YAZILMIŞTIR!&#8230;</strong></p>
<p align="left"><strong>BUNU, <span style="text-decoration: underline;">ÖNCEDEN  (oluşturan boyutta) TAKDİR EDİLMİŞ VE YAZILMIŞ OLDUĞUNU</span> BİLİP; ELİNİZDEN  ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GEÇEN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ  İÇİN AÇIKLIYORUZ&#8230;&#8221; </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/057_hadid.htm" target="_blank">Hadîd: 22 &#8211; 23</a></strong>)</p>
<p align="left">Düşünün!&#8230; Sadece bu âyetler, düşünen bir beyine hangi gerçekleri vurgular! Çok düşünülüp anlaşılması için gayret gereken bir muhteşem bilgidir bu! Tek kare resimdeki boyutsal oluşumun açıklamasıdır bu izah! Esmâ âlemindekinin efâle yansımasının mekanizması açıklanmaktadır burada anlayabilecek olanlara.</p>
<p align="left">Bunun hemen  sonrasında da sistemin nasıl oluşup çalıştığının açıklaması yer almaktadır <strong>O </strong>muhteşem <strong>BİLGİ</strong> kaynağı <strong>Kurân-ı  Kerîmde</strong>:</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;&#8230;FITRATALLAHİLLETİY FETAREN NÂSE ALEYHA; LÂ TEBDİYLE LİHALKİLLAH; ZÂLİKED DİYNÜL KAYYIM; VE LÂKİNNE EKSEREN NÂSİ LA YA&#8217;LEMUN&#8221;</span>.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/030_rum.htm" target="_blank">Rûm: 30</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>&#8220;İnsanlar belli program üzere, programlanmış olarak vardırlar. ALLAH’ın belli bir programla ve amaçla halkettiği varlığında asla program değişikliği olmaz. Din bu esas üzerine kaimdir. Velâkin insanların ekseriyeti bu gerçeği bilmezler&#8221;!.</strong></p>
<p align="left"><strong>&#8220;KUL KÜLLÜN  YA&#8217;MELU ALA ŞAKİLETİH&#8221;dir. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/017_isra.htm" target="_blank">İsrâ: 84</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>&#8220;DE Kİ:  TÜMÜ DE </strong>(tüm yaradılmışlar &#8211; evren içre evrenlerdekilerin tümü)<strong> PROGRAMLARI (ŞÂKILESİ) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER YAPAR&#8230;&#8221;</strong></p>
<p align="left"><strong>Kul, rabbına  tâbidir!.</strong></p>
<p align="left"><strong>&#8220;HAREKETTE  OLAN HİÇ BİR MAHLÛK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE, HEPSİNİ </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">ALNINDA</span></strong><strong><em> (BEYNİNDE) </em></strong><strong>ÇEKİP GÖTÜREN O&#8217;DUR!.</strong>&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/011_hud.htm" target="_blank">Hûd: 56</a></strong>) âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.</p>
<p align="left">Yani, o varlığı  bulunduğu haliyle yaşatan; <strong>&#8220;ALNINDA&#8221;</strong> <strong>–alnının arkasındaki  beyninde– açığa çıkan, esmâ terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır&#8230;</strong> Çünkü onun varlığı, kendisinin <strong>rabbı olan esmâ terkibinin</strong> tabii  sonucudur&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Mümin</strong>” isek iman etmemiz zorunlu olan <strong>Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselam) “<strong>sünnetullah</strong>”  realitesini bakın nasıl bildiriyor bizlere:</p>
<p align="left">1–<strong> ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!.. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/076_insan.htm" target="_blank">İnsân: 30</a></strong>)</p>
<p align="left">2–<strong> İSTEDİĞİNİ (irade ettiğini) FİİLE (efâl âlemine) ÇIKARIR.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/085_buruc.htm" target="_blank">Burûc: 16</a></strong>)</p>
<p align="left">3–<strong> O FİİLERİNDEN (efâl âlemine çıkardıklarından) MESÛL OLMAZ; FAKAT  ONLAR MESÛL OLURLAR (sonuçlarını yaşarlar)..</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/021_enbiya.htm" target="_blank">Enbiyâ: 23</a></strong>)</p>
<p align="left">4– <strong>HALBUKİ SİZİ  DE YAPAGELDİĞİNİZ ŞEYLERİ DE ALLAH YARATMIŞTIR</strong>!.. (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/037_saffat.htm" target="_blank">Sâffât: 96</a></strong>)</p>
<p align="left">5– <span style="text-decoration: underline;">&#8220;<strong>YERYÜZÜNDE  VEYA NEFİSLERİNİZDE SİZE İSABET EDEN BİR MÜSÎBET, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN  EVVEL, MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR</strong></span><strong>.</strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">BUNU, ÖNCEDEN MUKADDER VE YAZILI OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GİREN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN (açıklıyoruz)!.. ALLAH, DÜNYALIKLA BÖBÜRLENENİ SEVMEZ</span></strong><span style="text-decoration: underline;">&#8220;</span><strong>.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/057_hadid.htm" target="_blank">Hadîd: 22 &#8211; 23</a></strong>)</p>
<p align="left">6–<strong> HAREKETTE OLAN HİÇ BİR MAHLÛK HÂRİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ <span style="text-decoration: underline;">ALNINDA</span> (BEYNİNDE) ÇEKİP YÜRÜTEN O&#8217;DUR!.. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/011_hud.htm" target="_blank">Hûd: 56</a></strong>)</p>
<p align="left">7– <strong>DE Kİ:  HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA (şakûllerinde) FİİLLER ORTAYA KOYARLAR.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/017_isra.htm" target="_blank">İsrâ: 84</a></strong>)</p>
<p align="left">8–<strong> &#8220;ALLAH DE, ÖTESİNİ BIRAK&#8230;</strong>&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/006_enam.htm" target="_blank">En’âm: 91</a></strong>)</p>
<p align="left">9–<strong> BİZ HER ŞEYİ B-KADERİYLE (kaderi kendi özünden gelen programla)  HALKETTİK!..</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/054_kamer.htm" target="_blank">Kamer: 49</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>Kur&#8217;ân-ı  Kerîm</strong>&#8216;de bu konuda bu anlamda daha pek çok âyeti kerîmeler olmasına rağmen aklı olana bu kadarı yeter; anlayışsızlığın devâsı yoktur, diyerek; şimdi de <strong>Sahih-i  Müslim</strong> isimli hadîs kitabının &#8220;<strong>KADER</strong>&#8221; bahsinde bize  nakletmiş olduğu <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)’in açıklamalarına  idrâklarımızı yöneltelim:</p>
<p align="left">Ebu’l-Esved  ed-Dieliyy şöyle dedi:</p>
<p align="left">İmran ibn  Husayn (radıya’llâhu anh) bir gün bana şöyle sordu:</p>
<p align="left"><strong>– İnsanların yapmakta oldukları ve emek çekip didindikleri şeye ne dersin?.. Kendilerine hüküm olunan ve sebkât etmiş bulunan kaderden, kendilerine gelip geçen bir şey midir?.. Yahut Nebî ve Rasûllerinin getirdiği şeylerden olup da kendilerini karşılayacak ve aleyhlerine delil sâbit oluveren şeylerden midir?..</strong></p>
<p align="left"><strong>– Hayır!..</strong><strong> (karşılaşacakları tesadüfî işler değil). Lâkin, geçmişte kendilerine yazılan ve  kendilerine gelip çatan bir şeydir!..</strong> dedim.</p>
<p align="left">Bunun üzerine  İmran bin Husayn sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Öyle ise bu  insanlara ZULÜM olmuyor mu?..</strong></p>
<p align="left">Bu sözden  şiddetle korktum ve şöyle dedim:</p>
<p align="left"><strong>– Her şey,  Allah&#8217;ın mahlûkudur ve elinin mülküdür!..</strong></p>
<p align="left"><strong>– O  YAPTIKLARINDAN MES&#8217;ÛL OLMAZ; FAKAT ONLAR MES&#8217;ÛL OLURLAR</strong>!..&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/021_enbiya.htm" target="_blank">Enbiyâ: 23</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong>– Allah sana merhamet buyursun!.. Ben sana sorduğum şeylerle ancak senin aklını imtihan etmek istedim. Müzeyn kabilesinden iki kişi Rasûlullah’ın yanına geldiler ve şöyle sordular:</strong></p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah!.. İnsanların bugün yapmakta oldukları ve emek çekip didine geldikleri şeye ne buyurursun?.. Bu üzerlerine hüküm edilen ve önceden yazılan bir kaderden olarak, kendilerine isâbet eden bir şey midir?.. Yahut, Nebî ve Rasûllerin getirdiği ve üzerlerine hüccet sâbit olan şeylerden olarak, kendilerinin karşılayacakları şeyler içinde midir?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Hayır!.. Bu  ikinci şekil değil</strong>!.. ÜZERLERİNE HÜKÜM OLUNAN VE KENDİLERİNE GELEN BİR ŞEYDİR  (kaderdir).<strong> Azîz ve Celîl olan Allah’ın kitabında bunun tasdiki şu âyettir:</strong></p>
<p align="left"><strong>– HER BİR  NEFSE VE <em><span style="text-decoration: underline;">ONU </span></em></strong><strong><em><span style="text-decoration: underline;">DÜZENLEYENE</span></em></strong><strong>, SONRA DA ONA HEM  KÖTÜLÜĞÜ, HEM KORUNMASINI İLHAM EDENE.</strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/091_sems.htm" target="_blank">Şems: 7 &#8211; 8</a></strong>)</p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Câbir  radıyallâhu anh şöyle dedi:</p>
<p align="left">Surûkatubnu  Mâlik ibn Cu&#8217;şûm geldi ve şöyle sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah!.. Bize DİNİMİZİN ASLINI BEYAN ET!.. Bugünkü amel neyin içindedir?.. Bunun bilgisine nisbetle, biz sanki şimdi yaratılmış gibiyiz. Bugünün ameli, kalemlerin yazıp da kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir?.. Yoksa karşılaşacağımız işler içinde midir?</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem):</p>
<p align="left"><strong>– Hayır!.. Bugün ki iş, yeniden oluşacak işler içinde değildir!.. Fakat kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirlerin cereyan etmiş olduğu işler içindedir!.. Buyurdu.</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Surâka bu defa  sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Öyle ise  amel ne için?..</strong></p>
<p align="left">Züheyr dedi ki:  Bundan sonra Ebu Zübeyr anlamadığım bir şey konuştu; ben ne dedi, diye sordum:</p>
<p align="left"><strong>– &#8220;Amel  ediniz, çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.&#8221; buyurdu.</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Abdullah ibn  Mes’ud (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Bize dâima  doğru söyleyen ve kendisine de doğru bildirilen<strong> Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem) şöyle  buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Sizin birinizin ana-baba maddeleri 40 gün anasının karnında toplanır. Sonra o maddeler o kadar zaman içinde katı bir kan pıhtısı hâlini alır. Sonra yine o kadar zaman içerisinde bir çiğnem ete tahavvül eder. </strong>(120. günde)<strong> ona bir  melek gönderilir de bu melek ona ruhu nefheder. Ve melek dört kelime ile </strong>yani  rızkını, ecelini, âmelini, said ve şakî<strong> olduğunu yazmakla emrolunur.</strong></p>
<p align="left"><strong>Kendisinden başka Hak ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki: sizden biriniz cennet ehlinin ameliyle amel etmekte devam eder. Nihâyet kendisi ile Cennet arasında bir zirâ’dan başka mesafe kalmaz!.. Bu sırada yazı o kişinin önüne geçer!.. Bu defa o kişi cehennem ehlinin ameliyle amel etmeye devam eder.</strong></p>
<p align="left"><strong>Ve yine sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder, nihâyet kendisiyle cehennem arasında ancak bir zirâ mesafe kalır. Bu sırada yazı önüne geçer!.. Bu defa da o kimse cennet ehlinin ameliyle amel eder ve cennete girer!.</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Enes İbn Mâlik (radıya’llâhu  anh) şu hadîsi <strong>Rasûlullah</strong>&#8216;a bağladı:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Şüphesiz  Azîz ve Celîl olan Allah rahime bir melek tevkil etmiştir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Melek, &#8220;Ey rabbım bir nutfedir; ey rabbım bir kan pıhtısıdır; ey rabbım bir çiğnem ettir&#8221; der. Allah bir mahlûk hükmedip yaratmak istediğinde Melek,</strong></p>
<p align="left"><strong>&#8220;Ey Rabbım erkek midir yahut dişi midir; şâkî midir yahut saîd midir; rızkı nedir; ecelî nedir?&#8221; sorularını sorar. BUNLAR ANASININ KARNINDA İKEN BÖYLECE YAZILIR!..&#8221;</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Hazreti <strong>Âli</strong> (radıyallâhu anh) şöyle anlattı:</p>
<p align="left">Biz bir  defasında Bâki-ül Garkad mezarlığında bir cenâzede bulunduk. <strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu  aleyhi vesellem) yanımıza gelip oturdu. Biz de etrafına oturduk. <strong>Rasûlullah’ın</strong> beraberinde bir âsâ vardı. <strong>Rasûlullah</strong> başını eğdi ve düşünceli bir halde elindeki âsâ ile yere vurup dürtüştürmeye, çizgiler ve izler meydana getirmeye başladı. Sonra:</p>
<p align="left"><strong>– Sizden hiçbir kişi ve yaratılmış hiçbir nefis müstesna olmamak üzere, muhakkak cennetteki ve cehennemdeki yerine Allah yazmıştır!.. Ve herkesin şakî veya saîd olduğu muhakkak yazılmıştır!..</strong></p>
<p align="left">Buyurdu. Bunun  üzerine sahabîlerden bir kimse şöyle sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Ya  Rasûlullah, öyle ise bizler âmeli terkedip, bu yazımız üzerine kalalım mı?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Saîd olan kimse, saadet ehlinin ameline ulaşacaktır. Şakî olan kimse de, şekâvet ehlinin ameline ulaşacaktır. Sizler amel edip çalışın!.. Çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.. Said olan Saadet ehlinin ameline KOLAYLAŞTIRILIR, şakî olan da şekâvet ehlinin AMELİNE KOLAYLAŞTIRILIR.</strong></p>
<p align="left">Sonra <strong>Rasûlullah</strong> şu âyetleri okudu:</p>
<p align="left">– &#8220;BUNDAN SONRA  KİM VERİR VE SAKINIRSA, O en güzeli de tasdik ederse, <strong>biz de onu en kolaya  hazırlarız</strong>. Ama kim cimrilik eder, kendisini müstağni görür en güzeli olan  sayarsa,<strong> biz de onu en güç olan için hazırlayacağız</strong>&#8221; (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/092_leyl.htm" target="_blank">Leyl: 5 &#8211; 10</a></strong>)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">İmran İbn Husayn  (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Bir kimse  tarafından şöyle soruldu:</p>
<p align="left"><strong>– Ya  Rasûlullah, cennet ehli ateş ehlinden </strong>(ayırdedilip)<strong> bilindi mi?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem):</p>
<p align="left"><strong>– Evet!..</strong></p>
<p align="left">Yine o zât  tarafından:</p>
<p align="left">– <strong>Öyle ise  âmel edenler niye böyle çalışıp duruyorlar?..</strong> denildi.</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem):</p>
<p align="left"><strong>– Herkes  niçin yaratıldı ise, onun yolları kendisine kolaylaştırılmıştır!..</strong></p>
<p align="left">Ebû Hüreyre (radıya’llâhu  anh), <strong>Rasûlullah </strong>(salla’llâhu  aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:</p>
<p align="left">–<strong> Hakikaten öyle adam vardır ki; uzun zaman cennet ehlinin âmelini işler; sonra onun bu yaptıkları, ateş ehlinin ameli ile son bulup, mühürlenir. Kezâ kişi uzun zaman ateş ehlinin amelini işler; sonra da onun bu ameli cennet ehlinin ameliyle son bulup, mühürlenir!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Sehl İbn Sâ’d  es Saidiyy (radıya’llâhu anh) der ki; <strong>Rasûlullah </strong>(salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– <span style="text-decoration: underline;">Hakikaten öyle adam vardır ki, insanlara zâhir olan hâlleri ile muhakkak cennet ehli ameli yapar!.. Halbuki kendisi ateş ehlindendir!.. Ve yine öyle adam vardır ki insanlara görünüşte mutlak ateş ehlinin amelini işler, halbuki kendisi cennet ehlindendir</span>!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Tâvûs şöyle  dedi:</p>
<p align="left">Ben Rasûlullah’ın  sahabîlerinden birçok insanlara eriştim. Onlar &#8220;<strong>HER ŞEY KADER İLEDİR</strong>&#8221;  diyorlardı. Ben Abdullah ibn Ömer radıyallâhu anh’dan şöyle işittim:</p>
<p align="left">&#8220;<strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:</p>
<p align="left"><strong>– <span style="text-decoration: underline;">HER ŞEY  KADER İLEDİR!.. HATTA ÂCİZLİK İLE ZEKÂ VE BECERİKLİLİK BİLE!.. YAHUT  BECERİKLİLİK VE ZEKÂ İLE ÂCİZLİK BİLE</span>.</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">İbn Abbas  radıyallâhu anh şöyle anlatıyor:</p>
<p align="left">Ebû  Hureyre&#8217;nin, <strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyerek, rivayet ettiği şu hadîstekinden daha küçük, günâha benzer hiçbir şey görmedim!..</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve  sellem şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Allah  âdemoğluna zinâdan nasibini takdir etmiştir!.. Hiç şüphesiz âdemoğlu takdir  edilmiş olan bu âkibete erişecektir!..</strong></p>
<p align="left"><strong>İmdî göz  zinâsı bakmak, dil zinâsı konuşmaktır. Nefis temennî eder ve iştahlanır.</strong></p>
<p align="left"><strong>Tenâsül uzvu  ise bu organların hepsinin arzularını ya gerçekleştirir, yahut yalanlar. </strong>(Buharî &#8211; Tecrid &#8211; 2132)</p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Ubeyy ibn Kâ’b (radıya’llâhu  anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Hızır’ın öldürmüş olduğu çocuk, KÂFİR OLARAK tabiâtlandırılmıştır! Eğer yaşasaydı, muhakkak ana ve babasını azgınlık, tecavüz ve kâfirlikle sarıp bürüyecekti!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Mü’minlerin  anası Hz. <strong>Aişe</strong> radıyallâhu anh’a şöyle dedi:</p>
<p align="left">&#8220;Bir küçük  çocuk vefat etti. Ben,</p>
<p align="left">–<strong> Ne mutlu  ona, o cennet serçelerinden bir serçe</strong>, deyiverdim. Bunun üzerine <strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Sen bilmez misin ki, Allah Cenneti yaratmış, cehennemi de yaratmıştır!.. Sonra şunun için bir ehil yaratmış, bunun için de bir ehil yaratmıştır!..&#8221;</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Mü’minlerin  anası Hz. <strong>Aişe</strong> şöyle anlattı:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)  ensârdan küçük bir çocuk cenâzesine çağrıldı. Ben,</p>
<p align="left"><strong>– Saadet  ona!.. O cennet serçelerinden bir serçe kuşudur!.. Kötülük işlemedi!.. Kötülük  yapacak bir çağa erişemedi!.. dedim.</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle dedi:</p>
<p align="left"><strong>– Şundan başkası mı olacak Yâ Aişe!.. Allah cennet için bir halk yarattı ki; onlar daha babalarının sulblerinde bulunurlarken, Allâh onları Cennet için yaratmıştır!.. Ve kezâ Allah, ateş için öyle bir ahâlî yaratmıştır ki, onlar henüz babalarının sulblerinde bulunurlarken, Allah onları ateş için yaratmıştır!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Yezîd ibn  Hürmüz ile Abdurrahman el A’râc dediler ki:</p>
<p align="left">Biz Ebû  Hureyre&#8217;den işittik şöyle dedi, <strong>Rasûlullah</strong> salla&#8217;llâhu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:</p>
<p align="left">– <strong>Adem ile Musa Aleyhisselâm RABLARI KATINDA birbirlerine karşı delil getirerek tartıştılar. Neticede Adem, Musa&#8217;ya HÜCCETLE galebe etti.</strong></p>
<p align="left">Musa:</p>
<p align="left"><strong>– Sen Allah&#8217;ın kendi eliyle yarattığı; kendi Rûh&#8217;undan ruh üflediği; meleklerini secde ettirdiği; cennetinde iskân edip oturttuğu; sonra da yapmış olduğun hatadan dolayı insanları arza indirten Adem misin, diye sordu.</strong></p>
<p align="left">Adem:</p>
<p align="left"><strong>– Sen Allah’ın Rasûllükle ve kelâmıyla mümtaz kılıp seçtiği; içinde her şeyin beyânı bulunan levhaları verdiği; ve yavaşça konuşucu olarak seni kendisine yaklaştırdığı Musa&#8217;sın!.. Benim yaratılmamdan kaç sene önce Allah&#8217;ın Tevrat’ı yazdığını biliyorsun!.. dedi.</strong></p>
<p align="left">Musa:</p>
<p align="left"><strong>– 40 yıl  önce!..</strong></p>
<p align="left">dedi. Adem:</p>
<p align="left"><strong>– Peki,  Tevratın içinde, &#8220;VE ADEM RABBİNE ÂSİ OLDU da ŞAŞIP KALDI&#8221;. </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/020_taha.htm" target="_blank">Tâ-hâ: 121</a></strong>)<strong> âyetini buldun mu?.. diye sordu. Musâ dedi:</strong></p>
<p align="left"><strong>– Evet  buldum.</strong></p>
<p align="left">Adem:</p>
<p align="left"><strong>– Öyle ise, Allah’ın beni yaratmasından 40 sene önce, benim yapmamı üzerime takdir ettiği işi yapmamdan dolayı beni azarlayıp, kınıyorsun!.. dedi.</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>salla’llâhu aleyhi ve  sellem:</p>
<p align="left"><strong>–  &#8220;Böylece Adem, Musâ&#8217;yı hüccet ile mağlub etmiştir.&#8221;</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Abdullah ibn  Amr ibn As (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Ben <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)’den duydum, şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Allah  mahlûkâtın KADERLERİNİ semâları ve arzı yaratmasından 50 BİN sene EVVEL  YAZMIŞTIR!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Ebû Hureyre (radıya’llâhu  anh), <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:</p>
<p align="left"><strong>– Her birinde hayır olmakla beraber, Allah’a göre kuvvetli mü’min zâif mü’minden daha hayırlı ve sevimlidir. Sana yararlı şeyler üzerinde hırs ile çalış, Allah’dan yardım iste acze düşme.</strong></p>
<p align="left"><strong>EĞER SANA  BİR ŞEY, BİR MÜSÎBET GELİP İSABET EDERSE, &#8220;<span style="text-decoration: underline;">KEŞKE ben böyle yapmasaydım,  böyle olurdu</span>&#8221; deme!.. Fakat,</strong></p>
<p align="left"><strong>– Allah BÖYLE  TAKDİR ETMİŞ, O DİLEDİĞİNİ YAPAR!..&#8221; de. Zîrâ bu <span style="text-decoration: underline;">&#8220;KEŞKE&#8221; </span></strong><span style="text-decoration: underline;">(&#8230;seydim)<strong> kelimesi  şeytanın amelini açar</strong></span><strong>!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Bu bölümde de <strong>SÜNEN-İ  TİRMÎZİ</strong> isimli Hadîs kitabından gene &#8220;<strong>Kader</strong>&#8221; konusundaki  bir kısım Hadîs-i şerîfleri naklediyoruz:</p>
<p align="left">Abdullah bin  Ömer (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left">Ömer (radıya’llâhu  anh):</p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah. Yapmakta olduğumuz işin, yeni oluşan bir iş, veya bir başlangıç mı olduğu; yoksa önceden tamamlanan bir işte mi çalıştığımız kanaatindesin?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah </strong>(salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Ey  Hattaboğlu, <span style="text-decoration: underline;">önceden tamamlanan bir işte</span>!.. Herkes kolaylıkla başaracaktır!.. Ne var ki saadet ehlinden olan saadet için çalışacak; şekâvet ehlinden olan da şekâvet için çalışacaktır!</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Selman  radıyallâhu anh&#8217;dan rivayet olunmuştur:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> sallallâhu aleyhi ve  sellem şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Kazayı  ancak dua önler; ve ömrü yalnız iyilik artırır!..</strong></p>
<p align="center">*  *  *</p>
<p align="left">Ebû Hizâme (radıya’llâhu  anh) rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left">Bir adam <strong>Rasûlullah</strong>’a  gelerek sordu:</p>
<p align="left">–<strong> Yaptırdığımız afsun (okunma)ların, tedavide kullandığımız ilaçların ve tuttuğumuz perhizlerin, Allah’ın kaderinden herhangi bir şeyi önleyeceği görüşünde misin?..</strong></p>
<p align="left"><strong>– ONLAR DA  ALLAH’IN KADERİNDENDİR!.</strong></p>
<p align="left"><strong>– Ademoğlu, yanıbaşında 99 ölüm olduğu halde sûretlenmiştir!.. Şayet bu ölüm tehlikelerini atlatır ise, ihtiyarlığa düşer ve neticede ölür!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Hazreti <strong>Ali</strong> radıya’llâhu anh’dan rivayet olmuştur:</p>
<p align="left">–<strong> Kul 4 esasa iman etmedikçe mü’min olamaz!.. Allah’dan başka ilâh olmadığına, Benim Rasûlü olup Hak ile gönderdiğine, ölüme ve öldükten sonra yaşamaya ve kadere iman edecek.</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Câbir bin  Abdullah (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Bir kul, hayrı ve şerri ile kadere iman etmedikçe; kendisine isâbet edenin ondan şaşmasına; kendisine isâbet etmeyenin de ona isâbet etmesine kesinlik ile imkân olmadığını bilmedikçe; mü’min olmaz!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Abdullah bin  Amr (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) elinde iki kitap (tutuyormuşçasına) üzerimize çıka geldi ve:</p>
<p align="left"><strong>– Bu kitabın  ne olduğunu biliyor musunuz?.. Buyurdu.</strong></p>
<p align="left"><strong>– Hayır yâ  Rasûlullah, ancak bize bildirirsen</strong>&#8230; dedik.</p>
<p align="left">Bunun üzerine  sağ elindeki kitap için;</p>
<p align="left"><strong>– Bu, Âlemlerin Rabbı’ndan bir kitaptır!.. Cennete gireceklerin adları, baba ve kabîlelerinin isimleri, bu kitapta mevcuttur!.. Orada son kişilerine kadar icmâlen yazılmıştır ki, artık onlar kesinlikle artırılmayacak ve eksiltilmeyecektir!..</strong></p>
<p align="left">Sonra sol  elindeki kitap için de;</p>
<p align="left"><strong>– Bu da Âlemlerin Rabbı’ndan bir kitaptır. Cehenneme gireceklerin adları, baba ve kabîlelerinin isimleri bu kitapta mevcuttur. Orada son kişilerine kadar icmalen yazılmıştır. Artık onlar asla arttırılmayacak ve eksiltilmeyecektir!..</strong></p>
<p align="left"><strong>– Yâ  Rasûlullah, durum önceden tamamlanmış ise; o halde âmel neye yarar?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Doğru olun ve mûtedil davranın. Çünkü cennete girecek kişi, her ne amel işlemiş olursa olsun, onun ameli cennet ehlinin ameli ile son bulacaktır!.. Cehenneme girecek kişi de, ne amel işlemiş olursa olsun cehennem ehlinin ameli ile ameline son verecektir!.. Rabbimiz KULLARIN KADERİNİ TÂYİN ETMİŞTİR!.. Bir bölük cehennemdedir!..</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">İbn-i Mes’ûd  radıyallâhu anh&#8217;dan:</p>
<p align="left">–<strong> Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem) bize hutbe irâd ederek:</p>
<p align="left"><strong>– Hiç bir  şey, hiç bir şeye hastalığını bulaştıramaz!..</strong></p>
<p align="left">Bunun üzerine  bir a’rabî sordu:</p>
<p align="left"><strong>– Ya  Rasûlullah, haşefesi uyuzlu erkek deveyi ağıla alıyoruz ve sonra bütün develeri  uyuz yapıyor!..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– O halde birinci deveyi uyuz yapan kimdir?.. Advâ ve sefer yoktur!.. ALLAH HER NEFSİ YARATMIŞ ONUN HAYATINI, RIZKINI, KARŞILAŞACAKLARINI TAKDİR ETMİŞTİR!</strong></p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left"><strong>Buharî</strong>’den:</p>
<p align="left">Ebû Hureyre (radıya’llâhu  anh)’dan:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi  vesellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="left"><strong>– Hiçbir  kişiyi onun güzel işi ve ibâdeti cennete koyamaz!..</strong></p>
<p align="left">Bunun üzerine  ashabı sordu:</p>
<p align="left">–<strong> Seni de mi  koymaz Yâ Rasûlullah</strong>?..</p>
<p align="left"><strong>Resûl-i Ekrem</strong> şöyle cevap verdi:</p>
<p align="left"><strong>– Evet, beni de!.. Allah’ın fazlı ve rahmeti beni kuşattığı için cennete girerim. Bu sebeple ashabım iş ve ibâdetinizde ifrat ve tefritten sakının. Doğru yoldan gidip Allah’a yaklaşınız. Sakın hiç biriniz ölümü temenni etmesin!.. Çünkü o, hayır sahibi ise, hayrını arttırması umulur; günâhkâr ise tevbe ederek ölmesi beklenebilir.</strong> (Tecri &#8211; 1918)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Abdullah bir  Amr (radıya’llâhu anh)’dan rivayet olunmuştur:</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi vesellem)  şöyle buyurdu:</p>
<p align="left">–<strong> Muhakkak yüce Allah yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı. Sonra onlara nurundan saçtı!.. Bu nurdan nasibini alan kimse hidayete erdi!.. Nasibini alamayan da delâlete saptı!.. Bunun için ALLAH&#8217;IN İLMİNE GÖRE KALEM KURUDU!.. </strong>(Tırmizi &#8211; 2780)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Zeyd bin Sâbit (radıya’llâhu  anh) şöyle dedi:</p>
<p align="left">Ben <strong>Rasûlullah</strong> (salla’llâhu aleyhi ve sellem)’den duydum şöyle buyurdu:</p>
<p align="left"><strong>– Eğer Allah  sahibi olduğu göklerin halkını ve yerin halkını azâblandırsa idi, onlara  zulmetmeden azâb vermiş olurdu!..</strong></p>
<p align="left"><strong>Eğer, onlara merhamet etse idi, Allah’ın rahmeti onlar için, kendileri için işledikleri amellerinin karşılığından daha hayırlı olurdu.</strong></p>
<p align="left"><strong>Ve eğer senin, Uhud Dağı kadar altının olup, hepsini Allah yolunda harcamış olsaydın; Sen, kaderin hepsine inanmadıkça ve SENİN BAŞINA GELMİŞ OLAN ŞEYLERİN GELMEMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI; ve başına gelmemiş olan şeylerin de gelmesine imkân olmadığını bilmedikçe (kabul olmazdı). Kezâ anlatılan bu inançtan başka bir akîde üzerine ölürsen şüphesiz cehenneme gireceğini kesin olarak bilmedikçe, senden kabul edilmezdi.</strong> (İbn-i Mâceh-Mukaddime)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left">Süraka bin  Cü’şum (radıya’llâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir:</p>
<p align="left">Ben <strong>Resûl-i  Ekrem</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem)’e dedim ki:</p>
<p align="left"><strong>– Yâ Rasûlullah!.. AMEL, kaderleri çizen kalemin yazdığı mukadderâtın cümlesinde mi ki, artık kalem onun işini tamamlamış ve kurumuştur?.. Yoksa AMEL, </strong>(için geçmişte bir kader  sözkonusu olmayıp)<strong> istikbalde takınacağı tavra göre mi?..</strong></p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (sallallâhu aleyhi vesellem)  buyurdu:</p>
<p align="left">– <strong>FİİLİN, kader ile tespit edilmiş olan mukadderâttan olup, kalemin yazıp kuruduğu hususlar içindedir!.. Herkes ne için yaratıldı ise ona müyesser kılınır</strong>!..  (İbn-i Mâceh-Mukaddime)</p>
<p align="center"><strong>*  *  *</strong></p>
<p align="left"><strong>Kurân-ı Kerîm</strong>’den ve “<strong>Kütübü Sitte</strong>” adı verilmiş altı sahih hadis derlemesinden naklen  ilettiğimiz <strong>ALLAH RASÛLÜ</strong> açıklamaları, umarım, size yeni bakış açıları ve değerlendirmeler getirir. Zira bugün hemen hemen hiçbir eserde bu bilgileri toplu halde okuyamazsınız.</p>
<p align="left">Aklı yetersiz, bu açıklananları kavrayamayan pek çok kişi de, beyinlerindeki inkâr sigortasını işletecek ve bu açıklamaları reddedecektir. Ne var ki böylece içinde yaşadıkları sistemi, “<strong>sünnetullah</strong>”ı inkâr edip, sadece kendilerini aldatmış  olacaklardır!</p>
<p align="left">Evet, <strong>Allah Rasûlü ve son Nebî</strong>’si o muhteşem <strong>Zât</strong>, insanın dünyasına ve içinde  yaşadığı evrensel gerçeklere böyle işaret ederek, bunlara hiç olmazsa iman  etmemizi istemiş!.</p>
<p align="left">Hodri  meydan!&#8230; Dileyen bunlara iman eder; dileyen etmez!&#8230;</p>
<p align="left">Dilerim  nankörlerden değil, değerlendirmek suretiyle şükredenlerden oluruz.</p>
<p align="left">Herkes kesinlikle  kendisinden açığa çıkanların sonuçlarını yaşayacaktır! Bilgisizlik yüzünden  başkalarını suçlasa dahi!</p>
<p align="left">Bu “<strong>sünnetullah</strong>” hükmüdür!</p>
<p align="left">Not: Son birkaç  yazının birlikte okunması, konuların daha iyi anlaşılması için yardımcı  olabilir.</p>
<p class="yazi_kirmizi" align="left"><span id="q_1120bc745b6b241f_1"><span style="text-decoration: underline;">KADER KONUSUNDA SORULAR VE CEVAPLAR:</span></span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Mâdem ki benim kaderim önceden yazılmış, olacak olan olacak, olmayacak olan da olmayacak, öyle ise ben de hiçbir şeyle uğraşmam, boş otururum!?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left">-<strong> Şâyet boş oturmak için varedilmiş isen, ancak o takdirde bu dediğini gerçekleştirebilirsin. Aksi takdirde, ne iş için yaratılmış isen, o iş sana kolay gelecek ve mutlaka o işi yapmaya devam edeceksin!..</strong></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left"><strong>- Allah</strong> benim Cehenneme gitmemi takdir etmiş ve cehennemliklerin işini bana            kolaylaştırmış ise, bunda benim suçum ne?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder!.. Sen nasıl mülkün saydığın şeyde dilediğini yapmak istiyor ve bundan engellenirsen, benim hürriyetim nerede diye isyana başlıyorsan; Allah da kâinatın mutlak meydana getiricisi olarak mülkünde dilediği gibi tasarruf etmektedir. Hiç bir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Peki <strong>Allah </strong>bana cebren bu işi yaptırmıyor mu?!..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap 1</span></p>
<p align="left"><strong>-            Cebbar olan Allah dilediğini yapar ve bundan dolayı da kendisine            sual sorulmaz!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap 2</span></p>
<p align="left"><strong>- Esasen Allah sana yaptırıyor diye bir şey sözkonusu değildir. Çünkü gerçekte -sen’ diye bir varlık yok ki!.. -Sen’ ancak bir isimden ibaretsin!.. -sen’ ancak 5 duyunun hayal âleminde oluşturduğu bir varlıksın!.. -sen’ var kabul edilen bir izafî birimsin!.. Şâyet sana hücre boyutunda baksak, sayısız hücrelerden ibaret bir kütlesin!.. Işık boyutunda baksak, renk renk ışıksın!.. Beyin yapın ve programın itibariyle seyretsek, belli bir görevi ortaya koymak için çeşitli özelliklerle programlanmış bir kozmik robotsun!.. Ama ne var ki bütün bunlarla beraber, özün itibariyle kâinatın herhangi bir yerinde mevcut olan tüm özelliklere de sahipsin!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Benim kendi varlığım olmadığına, varlığımın O’ndan başka, ayrı bir varlık olmadığına göre, cehennem niye olsun ve ben niye yanayım?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Şu anda da aynısın ve gerek maddî ve gerekse mânevî sayısız yanışlar içersindesin. Öyle ise şu anda nasıl maddî ya da manevî yanışlar sözkonusu ise, ölümötesi yaşamda da aynı şekilde yanışlar sözkonusudur!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Ben de, madem ki kaderim yazılmış, ibadet etmiyorum!.. Nasıl olsa, cennetlik isem cennete gideceğim, cehennemlik isem cehenneme gideceğim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Allah cennet için yarattığına cennetliğin amelini nasip eder, cehennem için yarattığına da cehennemliklerin amelini. Sen hangisi için isen onun ameli sana kolay gelir!.. Zaten senden ne tür amel çıkıyorsa, sen, o senden çıkan amelin neticesine ulaşacaksın!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left">- Dua,            kazayı defeder!.. Bu kaderin değişmesi değil midir?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>-            Kazayı defedecek duâ dahi takdirdendir!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Peki irade-i cüzüm yok mu benim?&#8230;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap            1</span></p>
<p align="left"><strong>-            Ne Kur’ân-ı Kerîm’de ne de bildiğimiz kadarıyla hadîs-i şerîflerde            irade-i cüz’ diye bir tâbir geçmez!</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap            2</span></p>
<p align="left"><strong>- Varlığın tümüyle O’ndan oluşu itibariyle, her zerrede kendi boyutlarında O’nun iradesi mevcuttur ve o mutlak irade sahibidir. Senin basiretini örten perdeyi kaldırmayı dilerse, görürsün ki sana ait olduğunu sandığın her şey O’na aittir!.. “Mutlak irade”nin senden çıkışı hâlinde aldığı isimden başka bir şey değildir Cüz-i irade. Gerçekte, &#8220;cüz-i varlık&#8221; yoktur ki; &#8220;cüz-i irade olsun!&#8230; Evren tek bir varlıktır&#8230;</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Öyle            ise bendeki tüm eksiklik, kusur ve yanlışlar da O’na aittir!..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Saydığın tavsifler, var sandığın varlığa nisbetle kabul edilmiş &#8220;izâfî&#8221; tavsiflerdir. Gerçekte ne senin var sandığın varlıkların O&#8217;ndan ayrı birer varlıkları vardır; ne de eksik, noksan, kusurlu olan bir şey!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Varlıktaki bir takım süflî şeylere de “O” mu diyeceğiz?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Süflî şeyleri gören göz sahibi için, süflî şeyler o değildir!.. Basîret sahibine göre ise zaten böyle şeyler sözkonusu değildir. Zirâ onların beyni gözlerine tâbi değil; gözleri beyinlerine tâbidir. Gördükleri kadar düşünmek derekesinden düşünebildikleri kadar görmek mertebesine yükselmiş ve sonunda da varlıkların olmayışını idrâk derecesine ulaşmışlardır.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Dediklerinin            büyük bir kısmını anlayamıyorum. İçimden reddetmek de            gelmiyor, öyle ise ne yapayım?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- İlim öğren!..ilmin yaşı yoktur!..ilmi araştır ve nerede kimden olursa olsun gerçeğin ilminin talibi ol!.. Kıyamet gelmedikçe ilim yeryüzünden kalkmış olmayacaktır. İlmi daima kaynağından araştır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in buyurduklarını bir yandan yap, diğer yandan da ilim gözüyle hikmetlerini araştır. Zîrâ Allah bir kimsenin hayrını dilemiş ise, onu dinde anlayışlı kılar!.. Daima hikmet peşinde ol. Dedikodu ile saatlerini harcama.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Bu dediklerine kafam çalışmıyor?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Öyle ise sadece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in dediklerini tatbik etmeye çalış; başkalarına da ayakbağı olmamaya gayret et!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-  Kaderimde varsa ilme çalışmak çalışırım. Ama, kaderimde varsa o ilme  ermek, zaten çalışmasam da bana gelir!?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Her şey bir sebeple halk olmuştur. O şeye erişeceksen, önce sana onun sebebine tutunmayı nasip eder ve sonra da o şeyi nasip eder!.. Yok zaten kaderinde o şeye ulaşmanı yazmamış ise, bu takdirde o şeyin sebeplerine yapışmak sana güç gelir, çalışmazsın ve neticede de o şeyden mahrum kalırsın.</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">- Peki bir kısım âyet ve hadîslerde kişinin yaptıklarının karşılığını alacağını anlatıyor. Yapmazsan alamazsın diyor, bu kişinin elinde bir şeyler olduğunu göstermez mi?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Kişi kendisinden çıkan fiillerin neticesine erecektir. Müsbet ya da menfi!.. Ama kendisinden çıkanlar da Tek ve Mutlak varlığın takdir ettikleridir, bu da başka bir gerçek!..</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Sual</span></p>
<p align="left">-            Ben ne yaparsam, onun neticesine erecek miyim?..</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Cevap</span></p>
<p align="left"><strong>- Hakkında            ne takdir edilmiş ise, o neticeye ulaşacak fiilleri ortaya koyacak            ve ona ulaşacaksın!..</strong></p>
<p class="yazi_kirmizi" align="left"><span id="q_1120bc745b6b241f_1"><span style="text-decoration: underline;">Konuyla ilgili açıklamalarımızı okuyabileceğiniz   sayfalar:</span></span></p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman17.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman17.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj065.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj065.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj047.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mesajlar/mesaj047.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan076.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan076.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/tek/tek11.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/tek/tek11.htm</a></strong><br />
<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan083.htm" target="_blank">http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/insan083.htm</a></strong></p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
08 Nisan 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/allah-rasulu%e2%80%99ne-gercekten-inaniyor-muyuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/genel/Ahmet_OZHAN_Demedimmi.mp3" length="3979324" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>ÖRTÜLEN GERÇEKLER</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/ortulen-gercekler/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/ortulen-gercekler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=481</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=45] Bizlere “dinci” diyen “dinsiz”lerle tartışmak abesle iştigal; çünkü onlar, içinde yaşadıkları evrensel sistemi “oku”makta özürlüler!. Onlar, “DİN” konusunu tartışabilecek yeterli veritabanına sahip olmadıkları için, bırakın onları bir yana da; Dünya’da insanları “robotlaştırma”da olağanüstü başarı gösteren müslüman “güdücü”lerin başarısına bir göz atın! Tarihte hiçbir devirde gerçekleşmemiş böylesine “insanları robotlaştırma” evresi!.. Yetersiz “güdücü”ler eliyle günümüzde yüzmilyonlarca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=45]</p>
<p align="left">Bizlere “<strong><em>dinci</em></strong>”  diyen “<strong>dinsiz</strong>”lerle tartışmak abesle  iştigal; çünkü onlar, içinde yaşadıkları evrensel sistemi “<strong>oku</strong>”makta özürlüler!.</p>
<p align="left">Onlar, “<strong>DİN</strong>”  konusunu tartışabilecek yeterli veritabanına sahip olmadıkları için, bırakın  onları bir yana da; Dünya’da insanları “<strong><em>robotlaştırma</em></strong>”da olağanüstü başarı  gösteren müslüman “<strong>güdücü</strong>”lerin başarısına bir göz atın!</p>
<p align="left">Tarihte hiçbir  devirde gerçekleşmemiş böylesine “<strong><em>insanları robotlaştırma</em></strong>” evresi!.. Yetersiz  “<strong>güdücü</strong>”ler eliyle günümüzde yüzmilyonlarca  “<strong><em>müslüman  robot</em></strong>” üretimi gerçekleştirilerek, evrensel bir başarıya(!) imza atılmıştır!.<span id="more-481"></span></p>
<p align="left">Yeryüzünde açığa  çıkmış en muhteşem bilgi kaynağı <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/" target="_blank">Kurân-ı Kerîm</a></strong> ve Yeryüzünde yaşamış en muhteşem <strong>İnsan</strong> ve dahi sonsuzluğun en muhteşem <strong>Ruhu</strong> Hazreti <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’a  tarihte hiçbir devirde bu kadar zulmedilmemiştir…</p>
<p align="left">Bu zulmü yapan, o  muhteşem <strong>Zât</strong>’ı inkâr edenler olsa,  ne gam!.. Onlar zaten ne <strong>O</strong>’nu  severler, ne inanırlar, ne de “<em>ne demiş</em>”  diye sorgularlar!. Onları dile alıp da kınamak dahi zaman ve nefes israfı olur!</p>
<p align="left"><strong>Âlemlere rahmet</strong> olarak açığa çıkmış (irsâl olmuş) o  muhteşem <strong>Zât</strong>’a ve öğretisine  zulmedenler, maâlesef, ne yazık ki bir sürü Müslümandır!.</p>
<p align="left">“<strong>Robotlaştırılmış Müslüman</strong>”lar!.</p>
<p align="left">“<strong>OKU</strong>”mayan, ağzından çıkan kelimelerin  anlamından şuurunun haberi olmayan, aklını kullanmayan kişiler!</p>
<p align="left">Ne kadar korkunç  bir vebâl altında olduklarını farkedemiyecek ölçüde perdelilik ile yaşayan “<strong>güdücü</strong>”ler!.</p>
<p align="left">“<strong>Sakın düşünme!</strong>”, “<strong>Hikmetini</strong> <strong>araştırma!</strong>”, “<strong>Sorgulama!</strong>”, “<strong>Aklını kullanma!</strong>”, “<strong>Nedenini  kurcalama!</strong>”, “<strong>Anlamaya çalışma!” </strong>denerek  beyinlerinin işlevi, basîretleri köreltilen Müslümanlar!</p>
<p align="left"><strong>Kurân-ı Kerîm</strong>, “<strong>ilimle diri olun”; “yeryüzünde halifesiniz (kadın-erkek ayrımsız olarak)”; “düşünün, misâllerle anlattıklarımızın neye işaret etmekte olduğunu fark ve keşfedin”,</strong> derken; “<strong><em>güdücüler</em></strong>”, insanları beyinsiz yaşama programlamak için  ellerinden geleni yapıyorlar, taaa çocukluklarından başlayarak…</p>
<p align="left">Artık o “<strong>robotlaşmış Müslümanlar</strong>”, tıpkı hipnoza  girmiş insanlar gibi, “<strong>güdücü</strong>”lerinden  gelen hitap ve emir dışında hiçbir şeye kulak vermez oluyorlar!.. <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm)’ı bile, “<strong>güdücü</strong>”leri nasıl anlamalarını  istiyorsa öylece kabulleniyorlar!.</p>
<p align="left">“<strong>Teşbih</strong>”tir deyip, örtüyorlar!.. “<strong>Tenzih</strong>”tir deyip ötelere  yerleştiriyorlar!..</p>
<p align="left">Kelimelerle  boğuyorlar, insanları!.. Kelimelerin işaret etmek istediği anlamlara, tefekkür  yelkeni açtırmak yerine!</p>
<p align="left">“<strong>Bilgi</strong>”, gereği kavranmak, işareti fark  edilmek, üzerinde düşünülüp yeni açılımlar edinilmek; sonuçları hissedilip  yaşanmak için, “<strong>anahtardır</strong>”!.</p>
<p align="left">Bilgi,  ezberlenip tekrar edilesi yük değildir, hammallığı yapılası!</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong>, “<strong>akıl sahibi  insanlara</strong>” hitap eder; “<strong>robotlaştırılmış</strong>”,  şuursuzca yaşayanlara değil!</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong> isimli muhteşem <strong>bilgi  kaynağı</strong>, insanlar anlamını anlamadan, kuru kuruya ezberleyip tekrar etsinler  diye gelmemiştir!.</p>
<p align="left">Robotlar namazın  hareketlerini taklit edip <strong>Kurân</strong>’ı ezbere  okurken, <strong><span style="text-decoration: underline;">Müslümanın robottan farkı ne  olacaktır</span></strong>?</p>
<p align="left">“<strong>Robotlaştırılmış</strong>” olanlar, neslin  kayıplarıdır!. Geçip gidiyorlar veya gidecekler öylece de!..</p>
<p align="left">Onları “<strong>neslin kayıpları</strong>” hâline getirenler,  yüklendikleri vebâlin azametini zerre kadar fark edebilseler; bu işlevleriyle, <strong>O</strong> muhteşem insan <strong>Allah Rasûlü ve son nebîsi Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’a nasıl  zulmetmekte olduklarını fark edebilseler, belki de akıllarını kaçırırlardı!.</p>
<p align="left">Bir yandan “<strong><em>sevgili  peygamberim ben seni çok seviyorum</em></strong>” deyip; ardından da insanları, “<strong><em>aman o  bilgileri sakın okumayın, araştırmayın, sorgulamayın, sonra kafanız karışır,  imanınızdan olursunuz</em></strong>” diyerek <strong>Rasûlullah’</strong>ın getirdiklerini farketmekten anlamaktan, uzaklaştıranlar; büyük çoğunlukla yaptıklarının veya söylediklerinin nereye uzandığının bilincinde bile değillerdir!. Ne var ki güdülenler bu yüzden kaybettiklerini asla geri alamayacaklardır.! Sistemde mazerete yer yoktur!</p>
<p align="left">“<strong>La ilahe illallah</strong>”ın anlamını, “<strong><em>en  büyük tanrı bizim tanrı başka büyük yok!</em></strong>” ilkelliğiyle Müslümanlara  enjekte edip, <strong>Rasûlullah</strong>’ın tüm düşündürtme  işlevini ortadan kaldıran; sonsuza dek en muhteşem bilgi kaynağı olarak kalacak <strong>Kurân</strong>’ı, gökten gelmiş –pardon inmiş–  “<strong><em>fermanname” </em></strong>anlayışıyla örtüp işlevsiz hâle getirenlere daha ne denebilir ki!.</p>
<p align="left"><strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm), “<strong>halife</strong>”siniz uyarısıyla <strong><span style="text-decoration: underline;">“</span><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">salât</span></a><span style="text-decoration: underline;">”ı  yaşamayı</span></strong> (namazı ikameyi) öğretirken… Bugün, her tarafta <strong>namaz kılan(?) robotların(!)</strong> nasıl  yatıp kalkacağının programlanması bilgisi yayılıyor!!!</p>
<p align="left">Tevhid  anlayışının açıklayıcısı <strong>Allah Rasûlü ve  Nebîsi İbrahim</strong> aleyhisselam, “<strong>Rabbiy  cealniy mukıymes salati ve min zürriyetiy</strong>” yani, “<strong>Rabbim bende salât yaşamayı oluştur; benden meydana gelen nesillerde de</strong>”  diye dua ederken; ve bu olay, bize bir ibret ve tefekkür vesilesi olsun diye <strong>Kurân</strong>’da vurgulanırken… Biz, yalnızca,  “<strong><em>robotların  namazının</em></strong>” propogandasını yapıp; “<strong><span style="text-decoration: underline;">salâtın  (namazın) nasıl yaşanılacağı</span>”</strong> hakkında tek söz etmiyoruz!</p>
<p align="left">“<strong>Din”in direği salât</strong> (namaz)!</p>
<p align="left">“<strong>Müminin mirâcı salât</strong> (namaz)!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Şuurda yaşanılası bir muhteşem olay salât</span></strong><strong>!.</strong> Yalnızca bedensel hareketler değil!.</p>
<p align="left">“<strong>La ilâhe illalah</strong>”ıkavrayamamış beyinler “<strong>Allah</strong>”  ismiyle işâret edileni anlayamaz!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” ismiyle işâret edileni fark  etmemişler, <strong>HU</strong>’nun “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranmucizesiekber.htm" target="_blank">EKBER</a></strong>”iyetinin anlamını hiç düşünemez!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” ismiyle neye, nasıl işâret  edildiğini anlamamış “<strong><em>robotlaştırılmış</em></strong>”ların, “<strong>Bi-ismi Allah</strong>” demesi de mümkün  değildir; “<strong>Rahman-ir Rahîm</strong>”i fark  edebilmesi de!.</p>
<p align="left">“<strong><span style="text-decoration: underline;">Fatiha’sız namaz olmaz</span></strong>” vurgulamasının, olayın sesli kelime tekrarı olmadığını anlattığını da anlayamaz; düşünmekten – sorgulamaktan, anlamaya çalışmaktan “<em>KAFAN KARIŞIR</em>!”  diye perdelenmiş olanlar!. Bunun anlamının, “<strong>Fatiha</strong>’<strong>nın mânâsını idrak  edip hissedip yaşamadan, namazın ikame edilmiş olmaz</strong>”; uyarısı olduğunu hiç  düşünmezler!</p>
<p align="left">Yazık!..  Yüzmilyonlarca yazık!&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Güdücü</strong>”ler ve “<strong>güdülen</strong>”ler, <strong>Allah</strong>’ın  kendilerine bahşetmiş olduğu en muhteşem bilgi &#8220;<strong><span style="text-decoration: underline;">Kurân&#8217;ı okumaktan</span></strong>&#8220;, en büyük nimet “<strong><span style="text-decoration: underline;">salâtı (namazı) yaşamaktan</span></strong>” mahrum olarak gidiyorlar bu  dünyadan, öte yaşam boyutuna!.</p>
<p align="left">“<strong>Kurân’ı OKU</strong>mayı”, Arapça harfleri doğru telaffuz etmek olarak düşünmenin ötesine geçemediklerinden; öylece şartlandıklarından!.</p>
<p align="left">“<strong>Salât</strong>”ı (namazı), <em>tanrıya tapınmak</em>, ya da kibarcasıyla “<em>Allah’a tâ’zim</em>” olarak düşünmenin ötesine geçemediklerinden; öylece  şartlandıklarından!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah’a ibadet içindir salât</strong> (namaz)”!.</p>
<p align="left">“<em>Tanrıya tapınmak için</em>” değildir namaz!</p>
<p align="left">“<strong>Allah’a ibadet</strong>”, <strong>kulluğunun idrakında olmak</strong> demektir!.</p>
<p align="left">“<strong>KUL</strong>”luğunun idrâkında olmak demek; tüm varlığının, vücudunun, “ben”liğinin, O’nun esmâsından var olduğunu, bunun ötesinde mutlak bir “hiç”likten ibâret olduğunu bilmek, hissetmek, yaşamak demektir!. <strong><span style="text-decoration: underline;">Esmâsına sınır koymamaktır  “KUL”luk</span></strong>!.. (Bunun anlamını çok iyi düşünmek gerek; zirâ “<strong>şirki hafî</strong>” yani “<strong>gizli şirkin</strong>” sebebi budur.)</p>
<p align="left">“<strong>İhlâs</strong>” ve “<strong>Fâtiha</strong>” sûreleri, mümine bu gerçeği kavratıp yaşatmak için gerekli  olan her inceliği açıklayan <strong>Kurân</strong>’ın, <strong>özü</strong> mahiyetindeki bilgiyi ihtiva  eder.</p>
<p align="left">Bunların  anlamını kavrayıp yaşayan, “<strong>ben</strong>”liğinin  hakikatine ererek, “ben”inin <strong>O</strong> mutlak  vücutta “<strong>yok</strong>”luğunu hissedip yaşar! <strong>Salâtı</strong> (namazı), <strong>ikâme edilmiş olarak, mirâc olur</strong>!.. Mirâcı tamam olur!.</p>
<p align="left">Tüm bu  anlattıklarımız, daha, <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm)<strong> ’</strong>ın bize açtığı muhteşem güzelliklerin kapısıdır… İçeri girenler için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir dilin anlatmadığı nîce güzellikler daha vardır!.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Dünyada basîreti kör olan, âhırette de  kör olacaktır!. Bu sistemin, “sünnetullah”ın gerçeğidir</span></strong><strong>!.</strong></p>
<p align="left">Allah kimin  selâmetini dilemişse, o kişi bu yazdıklarımızı iyi düşünür ve yaşamına ona göre  yön verir yeni baştan!.</p>
<p align="left">“<strong>Huzuruna çıkan</strong>” hüsrandadır!.</p>
<p align="left">“<strong>Huzurda olmanın sonuçlarını yaşayan</strong>”,  yanmaktan azâd olmuştur!</p>
<p align="left">“<strong><em>Huzurdan  uzaklaştırılmışlığı</em></strong>” yaşayanın alâmeti, çeşitli indî, nefsanî, şeytanî gerekçelerle  yaptığı <strong>dedikodu ve gıybetle</strong> ömür  tüketmesidir!.</p>
<p align="left"><strong>Lutfa ermişliğin</strong> sonucu, beş duyu kayıtlarından azâde,  tefekkürün kanatlarıyla, esmâ aleminin özelliklerinin açığa çıkışını seyirdir!.</p>
<p align="left">Gözünle, görebildiklerini  seyrediyorsun…</p>
<p align="left">Ya göremediğin diğer görünmezleri, mesafe kaydından beri olarak diğer sistemlerdeki yaşayanları görebilseydin; daha doğrusu algılayabilseydin de, beynin o algıladıklarını da görüntüye çevirebilseydi!..</p>
<p align="left">Hele hele…</p>
<p align="left">Algılama sisteminle, yalnızca yaşadığın sistemi değil, galaksi veya evreni değil; tüm semâlardakileri; yani katmanlardakileri; yani hücreler boyutundaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani moleküler boyuttaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani atom altı katmanların bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak algılasaydın <strong><span style="text-decoration: underline;">aynı  anda</span></strong> da; beynin onları da görüntüleyebilseydi!..</p>
<p align="left">Fesubhanallah!</p>
<p align="left">Allahu ekber!.</p>
<p align="left">Gel dostum… Ne  olursan ol, gel tefekkür dünyasına, aklını değerlendirenler arasına!.</p>
<p align="left">Bırak  taklitçiliği!</p>
<p align="left">Bırak, “<strong>kafan karışsın</strong>”!.. Denizler durulmaz  dalgalanmadan!.</p>
<p align="left">Elbette, şartlandırıldığın yanlışlar, eksikler, yetersizlikler, gelen doğru bilgilerle karşılaşınca karışacaktır!. Kafan, allak bullak olacaktır!.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Katarakttan kurtulmak istiyorsan,  ameliyatı kabulleneceksin!.</span></strong></p>
<p align="left">Ameliyattan  korkarsan kör kalırsın!.. Bunu anla artık!.</p>
<p align="left">Körler, baskı  yaparlar sana; ameliyatı kabullenip, “<strong>gören</strong>”ler  ve sonuçlarını yaşayanlar arasına katılmaman için!.</p>
<p align="left">Bir düşün ne  olur, biraz gerçekçi ol!</p>
<p align="left">İster <strong>Gavsı âzam Abdulkadîr Geylanî</strong>, ister <strong>Şahı Nakşıbend</strong>, ister <strong>Hacı Bektaşı Velî</strong>; ister bir başka  değer verdiğin…</p>
<p align="left">Bunlar veya  bunlar gibi nîceleri, “<strong>kör</strong>”ler  âleminden kaçıp, <strong><span style="text-decoration: underline;">öte âlemde ebedî  olarak kör olmamak için</span></strong> <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâm)’ın getirdiklerini ve o Muhteşem Bilgi Kaynağı <strong>Kurân</strong>’ı değerlendirip “<strong>mukarreb</strong>” olmuşlar.</p>
<p align="left">Müslümanlık, “<strong><em>gardırop</em></strong>”  ve “<strong><em>kıl</em></strong>”  dini değildir!.</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetnedegildir.htm" target="_blank">Olay, kıyafet ve yüzdeki kılların şekli  olayı değildir!</a></strong></p>
<p align="left">“<strong>Kişi kendini benzettiği kavimdendir</strong>” uyarısını  yapan <strong>RASÛLULLAH</strong>’tır; ki <strong>Rasûlü </strong>olduğu <strong>ALLAH</strong>, açıkladığı <strong>Bilgi  Kaynağında</strong> şunu vurgulamaktadır:</p>
<p align="left">“<strong>Allah sizin suretlerinize değil  ŞUURUNUZDAKİNE (kalbinizdekine) bakar</strong>”!</p>
<p align="left">Yetersiz bilgisi  olan “<strong><em>güdücüler</em></strong>” sizi bedene dönük boyutla kayıtlarken, “<strong>YAŞANILASI</strong>” nasıl bir muhteşemlikten perdelendiğinizi  ne zaman fark edeceksiniz?..</p>
<p align="left">Allah, Dünya’da  yaşamış en muhteşem insan, <strong>Rasûlü  Muhammed Mustafa </strong>(aleyhisselâm)’ın açıkladıklarının <strong><span style="text-decoration: underline;">hakikati</span></strong> doğrultusunda şuurumuzdakileri yenilemeyi  kolaylaştırsın!.</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
07 Nisan 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/ortulen-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUHTEŞEM KAYNAK</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/muhtesem-kaynak/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/muhtesem-kaynak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:11:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=44] “HOLOGRAFİK EVREN” gerçekliği, bildiğiniz üzere, geçtiğimiz yüzyılın en önemli bilimsel bulgularından birisi… Batıdan doğan bilim güneşi, insanlığı, varlığın “TEK”liğine giden yolda düşünmeye; tanrı kavramından arınıp, “Allah” ismiyle neye işaret edildiğine yönlendirirken… Ne yazık ki doğuda… En azametli mucize örtüldü kuru bir tarih kitabı ve fermanname anlayışıyla; ve Yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem bilinç ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=44]</p>
<p align="left">“<strong>HOLOGRAFİK EVREN</strong>” gerçekliği,  bildiğiniz üzere, geçtiğimiz yüzyılın en önemli bilimsel bulgularından birisi…</p>
<p align="left">Batıdan doğan  bilim güneşi, insanlığı, varlığın “<strong>TEK</strong>”liğine  giden yolda düşünmeye; tanrı kavramından arınıp, “<strong>Allah</strong>” ismiyle neye işaret edildiğine yönlendirirken…</p>
<p align="left">Ne yazık ki  doğuda…<span id="more-480"></span></p>
<p align="left">En azametli  mucize örtüldü kuru bir tarih kitabı ve fermanname anlayışıyla; ve Yeryüzünde  açığa çıkmış en muhteşem bilinç ve <strong>Sonsuzluğun  En Muhteşem Ruhu</strong>’na zulmedilip, “<strong>Hakikat  Mertebesinin Konuşan Dili</strong>” olmak derecesinden, “<em>postacılık-elçilik</em>” derekesine indirildi!</p>
<p align="left">Tüm varlığın  hakikatini ve oluşumunu ve boyutsallığını açıklayan yeryüzünde açığa çıkmış en  muhteşem bilgi kaynağı <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/" target="_blank">KURÂN</a></strong>’ı, “<em>tanrının fermannamesi</em>” gibi pazarlayan  zihniyetin nasıl bir vebâl yüklenmiş olduğunu hayal bile edemeyiz!.</p>
<p align="left">“<strong>Bırakın kabile reisliğini, bir elime ayı  bir elime güneşi verseniz bile işlevimden dönmem</strong>” anlayışındaki <strong>Zât</strong>’ı ve <strong>evrensel öğretisini</strong>; dünyada insanları gütmek için kullananlar perdelerin  kalktığı günde acaba ne kadar acı duyacaklar, düşünebilir misiniz?</p>
<p align="left">“<strong>B</strong>” harfinin işâret ettiği <strong>sır</strong> temeline dayalı olarak insanlığa  ışık tutan <strong>KURÂN isimli bilgi kaynağı</strong>, adını duyduğunuz veya duymadığınız nîce evliyaullah tarafından bâtınî (derûni) anlamlarıyla deşifre edilirken… Bir sürü insan tarafından da, <em>gökteki tanrının yanından yeryüzüne inmiş(!)  kutsal fermanname</em> olarak kabul edilmiş; yatak odalarında süslü kılıflar  içinde başuçlarına asılmıştır!.</p>
<p align="left">Yüzyılımızın “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/yenileyici.htm" target="_blank">Yenileyici</a></strong>”sinin bizlere ulaştırdığı en  muhteşem bilgi yayını kapsamında, batıdan ilim güneşi doğup, “<strong>HOLOGRAFİK EVREN</strong>” gerçekliği de fark edilirken… Üzerinde oturduğumuz hazineden habersiz olarak, sanmışız ki bu, batının, bizce bilinmeyen bir keşfi!.</p>
<p align="left">Oysa…</p>
<p align="left">Bundan yaklaşık  700 sene önce yaşamış olan, evliyâullahın tâclarından <strong>Abdülkerîm el Ciylî</strong> hazretlerinin, tasavvufun zirve eseri “<strong>EL İNSAN-I KÂMİL</strong>” isimli kitabındaki şu  açıklamayı dikkatle okuyun lutfen:</p>
<p align="left">“<strong>Ulûhiyet için bir SIR daha vardır. “Şey” ismi kendisine ıtlâk olunan eşyâdan her ferd, Ulûhiyetin heymânesi altında dahil olan eşyâ </strong>(şey ler)<strong> efrâdının </strong>(birimlerinin)<strong> bakiyyesinin  kâffesini </strong>(tamamını)<strong> ZÂTıyla ihtiva  eder. O şey kadîm olsun hâdis olsun mevcud olsun mâ’dum olsun musavidir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Bunun temsili şu suretledir: Yekdiğere mütekabil aynalar vaz olunduğu zaman, bunların kâffesini o aynalardan her biri ihtivâ eder. “Yekdiğere mukabil vaz olunan aynalardan her birinde âharın ihtiva ettiği şey mevcuttur” denildiği zaman, o aynalardan birisinde mevcûd olan ancak onda mer’î olan şeydir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Mecmûunu ihtiva eden diğer aynalardan her birisi ki –efrâd-ı müteaddideden ibarettir- bunların, yani bu efrâd-ı müteaddidenin haricinde kalması lazım gelir, diye tefekkür olunursa, vücûdun efradından her ferdin ihtiva ettiği şeyi yalnız zâtının istihkakına göre olup, ondan ziyade değildir, demek câiz olur.</strong></p>
<p align="left"><strong>Yok eğer merâi-yi mukabilden her birinde kaffesinin vücudunu itibar etmek tefekkür olunur da, “mevcudâtın kâffesi, efrâd-ı vücuddan her ferdde mevcuttur” denilirse, bu da câizdir.</strong></p>
<p align="left"><strong>Hakikate nazaran ise bu sözler maksûdun  lübbü üzerine geçirilmiş kabuktan ibarettir&#8230;”</strong></p>
<p align="left">Naklettiğim bu  anlatım, tasavvufun zirve eseri “<strong>EL  İNSÂN-I KÂMİL</strong>” kitabından alınmıştır (sayfa 86). Yazan <strong>Abdülkerim el Ciylî (Geylanî</strong>)dir. Abdülaziz Mecdi Tolun (Rahmetullahı  aleyh) çevirisi olarak İz Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.</p>
<p align="left">Yedi asır önceki  şartlarda, <strong>TEK</strong>’liğe işâret eden “<strong>holografik gerçeklik</strong>”, daha nasıl  anlatılabilirdi bundan başka?</p>
<p align="left">Günümüzün “<strong>holografik evren</strong>” ve “<strong>holografik beyin</strong>” buluşu ne diyor çok  özetle:</p>
<p align="left">“<strong>Alemlerde, evren içre evrenlerde her ne  varsa, tamamı her zerre de, her şey de mevcuttur!</strong>”</p>
<p align="left">700 sene önce  yaşamış olan İnsan-ı Kâmil <strong>Abdülkerîm el  Ciyli</strong> ne diyor; onu da özetle anlatalım:</p>
<p align="left">“<strong>Allah ismiyle işaret edilenin (Ulûhiyet) kapsamında yer alan ve şey kelimesiyle işaret edilen her ferd (birim), tümün ihtiva ettiği her şeyi, Zâtıyla ihtiva eder. O şey ister varlığı daim olsun (esma mertebesi), ister sonradan olmuş olsun (esma mertebesinde var olan her şey).”</strong></p>
<p align="left">Biz bu konuyu  nasıl anlatmaya çalıştık geçmiş yazılarımızda… Yine özetle:</p>
<p align="left">“<strong>NOKTA diye işaret edilen isimler mertebesinden varlığını alan RUH adlı yapı içinde yaratılmış tüm noktalardan oluşan koniler, projeksiyonlar hâlinde varlık amaçları doğrultusunda işlevler meydana getirirken; noktaları itibariyle de, NOKTA’nın tamamındakine sahiptirler. Çünkü “nokta”, bölünmez, parçalanmaz, cüzlere ayrılmaz som yapıdır</strong>”!</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/" target="_blank">KURÂN</a></strong>:</p>
<p align="left">“<strong>Ademe tüm isimleri tâlim etti…</strong>” (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/002_bakara.htm" target="_blank">Bakara: 31</a></strong>)  âyeti, esmâ mertebesindeki tüm isimlerin işaret ettiği anlamların insanın  hakikati noktasında var olduğunun delilidir.</p>
<p align="left"><strong>“El İnsan-ı Kâmil”</strong> yazarı Zat, diğer zevata karşılık  eserlerini <strong>Tek’ten çokluğa</strong> bakış açısıyla kaleme almıştır. Kezâ bizim anlatımlarımız dahi, bu bakış açısı benimsenmiş olarak, kaleme alınmaktadır. Bu konuların çok zor anlaşılmasındaki en büyük sebep ise olaya <strong>çokluktan Tek’e</strong> bakmaya çalışmaktır. Ağacı anlamanın yolu tohumdan, kökten yaprağa doğru olursa, sistemli ve anlaşılması kolay bir tarz olur. Yapraktan köke gitmeye çalışmak, oradan tohuma ulaşmak çok meşakkatli, çileli ve uzun yoldur ki, bunu başarabilen fevkalâde enderdir. Veya tek bir hücreden insan bedeninin nasıl oluştuğunu seyretmek…</p>
<p align="left">Önemli bir başka  konu da, &#8220;<strong>esma mertebesi</strong>&#8221; anlamıdır.</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ mertebesi</strong>” demek, isimler ile  işaret edilen tek bir som soyut mertebe veya boyut demektir.</p>
<p align="left">Dikkat edilsin  ki isimlerin çokluğu, isimlenenin çokluğu demek değildir. “<strong>Bütün hüsna </strong>(Hak’ın özelliklerine işaret eden) <strong>isimler O’nundur</strong>” işareti yeterli uyarıdır bu konuda.</p>
<p align="left"><strong>Tüm isimlerle işaret edilen zat aynı tek  zattır.</strong></p>
<p align="left">İsimler, hep,  aynı tek bir <strong>Zât’</strong>ın isimleridir. O  isimlerle işaret edilen özellikler, hep aynı tek şeye işaret eder som bir TEKillik  (<strong>Samediyyet</strong>) halinde.</p>
<p align="left">Gerçekte  yalnızca O Tek vardır İlmi İlâhide!. İkincisi olmayan tek tecellî… <strong>HU Allahu Ahad ve Samed!</strong></p>
<p align="left">Bizler (tüm algılayıcı türleri olarak evren içre evrenlerdekiler, boyutsal katman varlıkları olarak), zatımız itibariyle (varlığımızın noktası itibariyla) esma mertebesinin her an yeni şan alışı itibariyle, yeni özellikler açığa çıkarırız birbirimize göre!.</p>
<p align="left">“<strong>Tüm yaratılmışlar onun kapsamındadır</strong>”,  dediğimiz “<strong>RUH”</strong> adlı melek (<strong>Hakikati Muhammedî</strong>), her bir şeyin  hakikatidir.</p>
<p align="left">“<strong>Rabbimle görüştüm</strong>” diyen, bu noktaya  işaret etmiştir.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” <span style="text-decoration: underline;">ismi</span> bir yönüyle varlığın  her noktasında var olana, bir yönüyle de âlemlerden <strong>Ganî</strong> olana işaret ettiği içindir ki…</p>
<p align="left">“<strong>Rabbim Allah’tır</strong>” diyen de Hak  söylemiştir (teşbih yönlü).</p>
<p align="left">“<strong>Allah, âlemlerden Ganîdir</strong>” idrakiyle  konuşan da Hak konuşmuştur (tenzih yönlü).</p>
<p align="left"><strong>“Muhammedî”</strong> isen, her ikisi de seyr alanında!</p>
<p align="left">“<strong>Ahmedî</strong>” isen, daha da ötesi… Ehli anlar  ancak bunu da!.</p>
<p align="left">Kesinlikle bilin  ki…</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>” bilgisi bir bütündür!.</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>” bilgisi, “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret edilenin, ilminden nasiplenme, işidir.</p>
<p align="left">“<strong>DİN</strong>” bilgisi denince <strong>Kurân</strong>, <strong>Hadis</strong> ve bunların yüzeysel değil deruni manalarını deşifre etme ve  kavrama ve yaşama ilmi olan <strong>tasavvuf</strong> anlaşılır.</p>
<p align="left">Ezberledikleriyle  âlim geçinip, akıllarının ermediği hadisleri yok veya uydurma sayanlar, “<strong>Sünnetullah</strong>”ı “<strong>OKU”</strong>yamadıkları ve <strong>sistemi</strong> farkedemedikleri için; idrak edemediğini inkâr eden bir zihniyete sahip kişilerdir!. İnkâr, zihnin sigortasıdır! Kişi idrâk etmekte aciz kaldığı noktada inkâr sigortasını attırarak düşünsel sağlığını korumaya çalışır!.</p>
<p align="left">Din  adamlarından, tanrıbilimcilerden (ilahiyatçılardan) “<strong>DİN</strong>”i öğrenemezsiniz! Onlar ancak konunun, olayın <strong>bir yönünün</strong> kırıntısını size anlatır. Uzmanlıkla  perdelenmişlerdir tümü görmekten!</p>
<p align="left">İlimde rüsuha  ermemiş kişilerin, âyet veya hadis ezberleyerek âlim görünmeleri, ancak  cahilleri kandırır.</p>
<p align="left"><strong>“Nefsi levvame”</strong> ehli, hayatı yoğun ibadetle, zühd-takva  ile geçen kişilerin, <span style="text-decoration: underline;">avamın evliyası</span> olması gibi; ses kayıt cihazıymışçasına âyet veya hadis ezberlemiş, bilgisayar gibi bunları ekranından çıkartan beyinlerin, âlim kabullenilmeleri devrinin de sonuna gelinmiştir!.</p>
<p align="left">Hicri 1400 yılı başlarında  işlevine başlayan zamanımızın “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/yenileyici.htm" target="_blank">Yenileyici</a></strong>”sinin  (belki de hiç tanımadan geçip gideceğiz) ardından, 40 yaşında olarak açığa  çıkacağı söylenen “<strong>Mehdî Rasûl</strong> (tazimen  değil gerçekten)” zamanında, acaba niçin <strong><span style="text-decoration: underline;">bütün  tarikat ve mezhepler geçersiz</span></strong> olacaktır? Hiç derinliğine düşündünüz mü  bu konuyu? <strong>O</strong> değerli <strong>Zat</strong>, gerçekten “<strong>Rasûl</strong>” oluşu gereği, “<strong>irsâl  eden</strong>”den aldığı ilhâm ile mi kararlar verecek; <em>yoksa bir mezhep veya bir tarikat veya bir cemâat anlayışının  uygulatıcısı</em> âlim imam mı olacak?</p>
<p align="left">Samimi olarak, “<strong>DİN</strong>”i, “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edileni ve “<strong>eşyânın hakikatini</strong>” anlamak isteyen kişiler, bu işi ancak, bizzat  yapacakları, derin çalışmalar ile gerçekleştirebilirler.</p>
<p align="left">İman taklit  kabul etseydi, teklif maymunlara veya papağanlara yapılırdı!.</p>
<p align="left">Bir<strong> robot,</strong> günümüzde, 24 saat namaz kılıp, <strong>Kurân</strong> okuyarak gününü tamamlayabilir!. Okuduğunun anlamını anlamadan!.. “<strong>OKU”yamayan, okuduğunun anlamını bilmeyen,  anlamını bilmediği şeyi düşünmekten de mahrum kalan insan</strong>, ne kadarıyla  taklitçilikten öte bir varlıktır acaba?</p>
<p align="left">“<strong>Tâbi olmak</strong>”, yani dediklerini kavrayıp  yolundan yürüyerek “<strong>ALLAH</strong>” adıyla  işaret edilene ermek için uymak zorunda olduğunuz tek kişi, <strong>Allah Rasûlü ve son nebîsi Muhammed Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’dır!.</p>
<p align="left">Kabir âleminde <strong>“Rabbiniz”</strong>, <strong>“Nebiniz”</strong> ve <strong>“Bilgi  Kaynağınız”dan sorgulanacaksınız!</strong></p>
<p align="left">Bu konularda yeterli bilgisi olmayan tanrıbilimciler (ilahiyatçılar) veya dinadamları asla mazeret vesilesi olmayacaktır sizin için!.</p>
<p align="left">1985’te yazdığım  “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/insansirlar.htm" target="_blank">İNSAN ve SIRLARI</a></strong>” isimli kitabımda ve sonra yazdıklarımda genellikle  hadislerin kaynaklarını yazmadım. Şu sebepten:</p>
<p align="left">Gerçek Hadis Bilgini, benim yazdığım o hadislerin kaynağını zaten bilir. Benim naklettiğim o hadisleri eleştirmeye kalkan ya da “<em>böyle  bir hadis yok, kaynağın ne</em>” diyen cahili de daha ilk anda tanıyayım, istedim. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı danışmanı eleştirmeni olan biri, yazdığım “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/m_acikla.htm" target="_blank">ALLAH</a></strong>” isimli kitabımdaki sahih hadisi inkâr ederek kitabımı karalamaya kalktı. (Belgesi elimde)… Ve ben de o düzeydekileri tanımış oldum. Tanımaya da devam ediyorum.</p>
<p align="left">Hadîslerde kaynak belirtmediğim için, yazılarım, kitaplarım akademik kabul edilmezmiş!!! Ben yazılarımı, kitaplarımı akademik kaygılarla değil; sorgulayıp düşünebilecek kapasiteyle yaratılmış olanlar için, düşünce ve müşahedelerimi paylaşım amaçlı olarak yazıyorum. Kimsenin bana bir ünvan veya etiket veya bir pâye vermesine ihtiyacım yok! “<strong>Allah kulu</strong>” olmak  şerefi bana çok bile!.</p>
<p align="left">Diyeceğim odur  ki…</p>
<p align="left">Gerçek manada “<strong>İslâm DİNİ</strong>”ni tanımak, “<strong>Allah</strong>” ismiyle işaret edileni farketmek,  “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetullah.htm" target="_blank">Sünnetullah</a></strong>”ı bilmek istiyorsanız;  “<strong>BEN</strong>” kimim, neyim, nerden geldim, neredeyim, geleceğim ne olacaktır sorularının cevaplarını gerçekçi bir biçimde almak istiyorsanız, bunu kendiniz oluşturmak zorundasınız!.</p>
<p align="left">50 yıl namaz  kılıp(!), bir kere “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranmucizesiekber.htm" target="_blank">ALLAHU EKBER</a></strong>”  dememiş, “Besmele” çekmiş ama “<strong>B-ismillah</strong>”  diyememiş; “<strong>Fatiha</strong>”yı tekrarlamış ama bir kere “<strong>FATİHA</strong>”yı “<strong>OKU</strong>”yarak  fethe ulaşmamış nîce velî <strong>sanılanlar</strong> tanıdım!.</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank">Salât</a></strong>”ı “<em>kılınan namaz</em>” olarak anlayıp; “<strong>OKU</strong>”<strong>yamadığının</strong> tekrarıyla ömür tüketip, böylece de kulluğunu yerine getirenler seyrettim!.</p>
<p align="left">“<strong>Nârın da hoş nurunda hoş</strong>” hikâyeleriyle  ömür tüketip; hâlinin, şartlarının hoşnutsuzluğu içinde nice ağlayan gözler  gördüm!.</p>
<p align="left">Tasavvufla  ilgilendiğini sanıp <em>başkalarının  dedikodusuyla ömür tüketen</em>; ermek için geldiği dünyadan <em>başkalarını eritmeye çalışan işlevle geçip  giden</em> nicelerini seyrettim!.</p>
<p align="left">Şükreden kullar  arasında yer alanları da, nankörlük içinde kulluğunu ifa edenleri de ibretle  seyrettim!</p>
<p align="left">Her biri de, öylece kulluklarını eda edip; belki de ebeden sürecek perdelilikleriyle geçip gittiler ve dahi gidecekler bu dünyadan…</p>
<p align="left">Dostum…</p>
<p align="left">“<em>Falanca bu konuda böyle demiş, filancaya  göre böyle imiş</em>”, dedikodularını bırakıp; kendi düşüncelerini oluştur;  kendi müşahedene ulaşmaya bak!.</p>
<p align="left">El kesesiyle bir  yere varamazsın!.</p>
<p align="left">Kendi cebindekileri keşfetmeye bak!. Bu güne kadar söylenmişlerden farklı, yeni bir müşaheden yoksa, taklitçi olmaktan öte bir kulluğun yok demektir!.</p>
<p align="left">“<strong>Sünnetullah</strong>”da tekrar yoktur!.</p>
<p align="left">Her velîde, kendine  özgü bir keşf ve müşahede vardır!.</p>
<p align="left">Sen de gerçeğe  ermeye ve kendine özgü seyre ulaşmaya çalış!.</p>
<p align="left">Başkalarının  yaptıklarının hesabını sen vermeyecek, ellerinle yaptıklarının sonuçlarını  yaşayacaksın! Dünya’da sahip olduğun <strong>her  şey,</strong> sonuçta burada bırakılıp gidilecektir!. Dünyandakiler o âlemde bir şey  ifade etmeyecektir!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">İlmin hariç!</span></strong></p>
<p align="left"><strong>İlmin ve vicdanın</strong>, bu yolda elinden gelen her şeyi yaptığını tasdik ediyorsa mesele yok!. Ama bu konuda tatmin edici hüküm gelmiyorsa vicdanından veya ilminden, tehlike çanları çalıyor demektir!.</p>
<p align="left">Allah bize, her gece uykuya tek başına daldığımız gibi, tek başına dünyamızda yaşamakta olup, tek başımıza, yepyeni bir boyutta yaşantımızın hesabını vererek, sonuçlarını yaşayacağımızı farkettirmiş olsun!</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
29 Mart 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/muhtesem-kaynak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KURÂN SIRLARININ DERİNLİĞİNE</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-sirlarinin-derinligine/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-sirlarinin-derinligine/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:10:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=479</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=43] Neyleyim, daha nasıl edeyim? Daha nasıl anlatayım? Anlamıyorlar!.. An-la-ya-mı-yor-lar!.. Bilim anladı varlığın ne olduğunu!. Ne var ki, bugün bulduklarını, yüzlerce yıl önce evliyaullahın keşfen tespit ettiğini bilmiyorlar… Bir kısım Müslümanlar anlayamadı 70–80 yıl öncesinden bu yıllara gelemedikleri için! Mecaz ve benzetmelerle anlatılanları deşifre etmeye çalışmadıkları için! O yılların bilgilerinden öteye geçemeyip, yüzlerce yıllık veri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[MEDIA=43]</p>
<p align="left">Neyleyim, daha nasıl edeyim? Daha nasıl anlatayım?</p>
<p align="left">Anlamıyorlar!..</p>
<p align="left">An-la-ya-mı-yor-lar!..</p>
<p align="left"><strong>Bilim anladı</strong> varlığın ne olduğunu!. Ne var ki, bugün bulduklarını, yüzlerce yıl önce  evliyaullahın keşfen tespit ettiğini bilmiyorlar…<span id="more-479"></span></p>
<p align="left">Bir kısım Müslümanlar anlayamadı 70–80 yıl öncesinden bu  yıllara gelemedikleri için! <strong>Mecaz ve  benzetmelerle anlatılanları</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">deşifre  etmeye çalışmadıkları için!</span></strong></p>
<p align="left">O yılların bilgilerinden öteye geçemeyip, yüzlerce yıllık  veri tabanlarını yenileyemedikleri, güncelleştiremedikleri için!.</p>
<p align="left">Hâlâ, <strong>O</strong>’mu, <strong>O</strong>’ndan mı; “<strong>var</strong>”dan mı “<strong>yok</strong>”tan mı, <strong>hayal</strong> mi <strong>madde</strong> mi; <strong>toprak bedenle</strong> mi <strong>ruh bedenle</strong> mi; <strong>âlemlerin aslı hayal</strong> mi <strong>gerçek</strong> mi türünden tartışmaları yaparak  ömür tüketiyoruz! Allah rahmet eylesin <strong>Filibeli  Ahmed Hilmi</strong>… “<strong>A’MÂKI HAYÂL</strong>”  yazarı…</p>
<p align="left"><strong>Varlıkta asla iki  ayrı yapı olmadığını</strong> an-la-ya-ma-dık-la-rın-dan; bilimsel bulgulardan ve çağdaş verilerden öcüden kaçar gibi kaçtıklarından; anlaşılmaz dillerdeki anlatımların deşifresini bilemediklerinden, hâlâ her yapıyı <strong>madde ve mânâ diye ayırarak</strong> görüyorlar…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Birinin ötekinin  bir alt boyutu olduğunu, birbirine GÖRE</span></strong> <strong>isimlendiğini ve değerlendirildiğini </strong>kavrayamıyorlar!</p>
<p align="left">Rüyalarında madde olmayan bedenleriyle azap çekip kâbus gördükleri hâlde, toprak beden olmazsa azap olmaz illâ topraktan beden şarttır deyip duruyorlar.</p>
<p align="left">Beyinlerindeki görüntünün topraktan meydana gelmemiş  olduğunun bile bilincinde değiller!</p>
<p align="left"><em>Tanrı, dünya yok olduktan sonra güneşin içinde yeniden toprak yaratacakmış! İnsanların ruhlarını da o toprak bedenlerin içine sokacakmış bugün soktuğu gibi!!!</em> (Hadi şimdi bu cümleden de, sen mahşeri yeniden dirilmeyi inkâr mı ediyorsun anlamı çıkarıp, öyle yaftalayın bakalım!!!) Fesubhanallah!</p>
<p align="left">“<strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselam)’a  vahiy, gökteki tanrının yanından kanatlı ya da uzay gemili melekler tarafından  getirilmedi; hakikati olan “<strong>ALLAH</strong>”  ismiyle işaret edilenden inzâl oldu boyutsal olarak” diyorsun; “<strong><em>sen  peygamber kendi yazdı kuranı</em></strong><em>”<strong>, </strong></em>diyorsun diye anlıyorlar!.</p>
<p align="left">Bu ne <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kilitlenmislik.htm" target="_blank">kilitlenmişliktir</a></strong> yâ Rabbül âlemiyn!</p>
<p align="left">Böyle bir topluma neler anlatmaya çalışıyoruz!.</p>
<p align="left">Kelimelerle değil, kavramlarla düşünme aşamasına geçemediğimiz; kelimeleri yalnızca bir kapı ya da bir işaret levhası gibi değerlendirip, gösterdiği istikamettekini göremediğimiz sürece <strong>kilitlenmişlikten</strong> kurtulmamız çok zordur!</p>
<p align="left"><strong>Kelimelerin, geçmişte  beynimizde oluşturduğu anlamları aşarak, işaret edebileceği yeni kavramlarda  dolaşabilmek!</strong>.. (Kelimeler, “<strong>esfeli  sâfiliyn</strong>”dir! Ne çare ki, “<strong>esfeli sâfiliyn</strong>”de  olanların da, mânâların yüceliklerine erişebilmeleri için, kelimelerden başka basamakları  yoktur!)</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Beynin işleyiş  sisteminde, bildiğimiz madde algılaması olmadığını fark edebilmek…</span></strong></p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong> isimli, tek defada nâzil olmuş (inmemiş), vahye dayalı zaman üstü bilgi kaynağının, algılayabilecek istidat ve kabiliyette olana neyi kavratmak istediğini tefekkür etmek…</p>
<p align="left">Kıyamet alâmeti olarak bildirilen “<strong>Mehdî</strong>”yet, “<strong>Deccal</strong>”iyet  ve “<strong>İsevîyet</strong>” olayının, <strong>kişinin kıyâmeti</strong> ile ilgili iç (bâtın)  anlamları…</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank">Salât</a></strong>” (yöneliş),  yani namazın niçin “<strong>olmazsa olmaz</strong>”  şartlardan olduğuna dair bir derûnî sır… Niçin, namaz “<strong>DİN</strong>”in direği?</p>
<p align="left">Esmâ mertebesi ve “<strong>Allah  isimleri</strong>”…</p>
<p align="left">Evet, yazılabilecek ölçülerle, girelim konulara…</p>
<p align="left">“<strong>Yazılabilecek</strong>”,  dedik de… Eskiden bu iş kolaydı, meydan boştu!</p>
<p align="left">Geçmişte, bu konuları, kendilerine ulaşan geleneksel anlatım üslubu ve kayıtları içinde anlatan değerli mürşidler vardı… Çevrelerinde, kendilerine iman etmiş, teslim olmuş, her dediğini âdeta keramet kabul eden zevat… Dikensiz gül bahçesinde gül derlemekti yapılan iş geçmişte!</p>
<p align="left">Oysa bugün, ne “<strong>mürşid</strong>”lik  etiketine sahip çıkan biri var sizin karşınızda; ne de yazanın, kendine iman  etmiş, teslim olmuş <strong><span style="text-decoration: underline;">kapalı devre</span></strong> inananları!.</p>
<p align="left">“<strong>Okur</strong>”-“<strong>Yazar</strong>” olmaktan öte, hiçbir vasfı ve  etiketi olmayan bir <strong>garîp</strong> “<strong>Allahkulu</strong>”, müşahede dünyasında okuduklarını yazıyor… Mızraklı ilmihâlden ya da lisanını bile hiç anlamadığı kitaplardan din konusunu öğrenmiş(?) kişiler ortamında; Rasûlullah öğretisinin sırlarını deşifre etmeye çalışan bilgileri, müşahedeleri, ehliyle paylaşmaya çalışıyor. Ne tür tepkilere muhatap olmakta olduğunu, artık siz hayal edin!</p>
<p align="left">Kendisini et-kemik beden, beynini et parçası kabul edip; tanrıyı gökte oturarak, ucu yıldızlı sihir sopasıyla yeryüzünü, yeryüzüne uzanan elleriyle toprağı suyla karıştırıp insanları halk eden; bütün eşyanın isimlerini öğreten; sihirli sopasıyla bir anda türler icad edip yaratan veya tür değiştiren, sonra da onları denetleyip sınava sokan bir tanrı kavramıyla şartlandırılmış insanlar ortamında, <strong>“ALLAH”  Rasûlü, vahiy sahibi, son Nebî’nin en büyük mucizesi muhteşem bilgi kaynağı  Kurân’ın sırlarından söz etmek</strong>!.. Acayip bir iş!.</p>
<p align="left">Neyse… Konuyu yaymayıp; gelelim kısa kısa, başlık altlarına…</p>
<p align="left">Önemli bir çoğunluğun, yazdıklarımızı anlayamamasının en  büyük sebebi, <strong>bilimsel verilerle insanın  yapısını tanımamaları</strong> sonucu, <strong><em>her şeyi madde gözüyle değerlendirmeleridir</em></strong>.</p>
<p align="left">Tüm olaylara, <strong><em>maddeci bir göz ve anlayışla</em></strong> yaklaşmaları, beyindeki tüm algılamaların, tamamıyla bir elektromanyetik dalga çözümü olduğunu, gerçekte toprak veya madde bir dünyanın, beyinde ve ruhta asla yeri olmadığını anlayamamaları; sonuçta, onlarda, anlattıklarımızın havada kalmasına yol açmaktadır. Eğer birazcık, eskileri tekrardan vakit bulup, <strong>çağın bilimsel verilerine dayalı veri  tabanı</strong><strong>–bilgi birikimi</strong> edinebilseler, o zaman, <strong>Kurân’ın ne kadar muhteşem bir bilgi kaynağı olduğunu farkedebilecekler</strong>;  taklit yollu kabulün ötesinde.</p>
<p align="left">Kezâ “<strong>vahdet</strong>”  konusunu dahi, bugünkü <strong><span style="text-decoration: underline;">maddeyi esas  alan yaygın din anlayışıyla</span></strong> değerlendirebilmek mümkün değildir.</p>
<p align="left"><strong>“Yarabbi, bana  eşyanın <span style="text-decoration: underline;">hakikatini</span> olduğu gibi göster!” diyor Hazreti Muhammed.</strong></p>
<p align="left">Maddenin, <strong>algılama  organlarının sınırlarına GÖRE</strong> var kabul edildiğini; <strong>gerçekte madde</strong><strong>–mânâ ikiliğinin (ayırımının) asla  var olmadığını</strong> fark ve idrâk edebilmek için, önce “<strong><span style="text-decoration: underline;">eşyânın hakikatini</span></strong>” görebilmek; <strong>Rasûlullah</strong> (aleyhisselâmın), niçin bu duayı yaptığını, anlamak  gerekir.</p>
<p align="left"><em><span style="text-decoration: underline;">Bütün insanlar,  herkes</span></em> değil!</p>
<p align="left">Yalnızca, bir insan, “<strong><em>maddeyi görüyor</em></strong>” ve “<strong>var</strong>” sanıyor!. Öyle sanmamak gibi de  bir şansları yok!</p>
<p align="left">Ne demek bu şimdi?</p>
<p align="left">Şu demek: Tek, bir ve aynı algılama ölçütü var tüm  insanlarda!.. Dolayısıyla, aynı, tek ölçüt varsa tümünde, <strong>tek bir ölçüt var insanlıkta</strong> demektir!.</p>
<p align="left">Ayrıca, tüm geliştirilen algılama aracı cihazlar dahi, hep  gene <strong><span style="text-decoration: underline;">bu tek görme, işitme ve dokunma  duyusuna GÖRE</span></strong> geliştirilmektedir ki; geliştirilmiş cihazlar ne düzeye  erişirse erişsin, insanın maddenin derûnuna dayalı sınırlı <strong>göresel</strong> algılamasını değiştirmeyecektir.</p>
<p align="left">İster yaşamakta olduğumuz katman olan uzay evreni; ister  katmansal evrenler olsun hepsi de gene <strong>algılama  sistemimize GÖRE</strong> olup; “<strong>eşyânın  hakikati” </strong>bunun ötesindedir!. Bu da “<strong><em>göz</em></strong>” ile değil, “<strong>Semî</strong>” ile algılanabilir. “<strong>Basîr</strong>” ile değerlendirilir.</p>
<p align="left">Beyin, algılamasındaki “<strong>semî</strong>”yet  ve “<strong>basîr</strong>”etin, çok yüksek frekanslı  üst açılımlarının devreye girmesiyle kendisinde açığa çıkacak olan “<strong>oluşmuştan oluşturan boyuta</strong>” (eserden  müessire) yoluyla “<strong>eşyâ</strong>”nın ve  kendisinin “<strong>Hakikatini</strong>” kavrarsa, “<strong>print-out</strong>”u (çıktısı) olan bilinç de “<strong>B</strong><strong>–ismi Allah</strong>”ın anlamını hissetme  hâlini yaşar!.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” adıyla  işâret edilenin isimleri olarak bildirilen “<strong>Esmâül Hüsna</strong>”, tasavvufta “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” olarak tanımlanır.</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ mertebesi</strong>”nin  bir tanımı da “<strong>Ceberût âlemi</strong>”dir!.</p>
<p align="left">Bu mertebeye “<strong>ilk  tecellî</strong>” denir.</p>
<p align="left">Bu kemâlatın açığa çıktığı zevat, bu tecellî ötesinde ikinci bir tecellînin (tecellî sâni) asla var olmadığını dillendirmişlerdir.</p>
<p align="left"><strong>Bu mertebe itibarîyle,  kesret </strong>(çokluk) <strong>ve kesrete dayalı  kavramlar aslâ söz konusu değildir!. </strong>Halkın, evliyadan sandığı “<strong>mülhime</strong>” anlayışı içinde olanların,  tahkiklerindeki “<strong>Allah</strong>” ismini  verdikleri mertebedir burası!.</p>
<p align="left">“<strong>Hay</strong>”, “<strong>Alîm</strong>”, “<strong>Mürîd</strong>”, “<strong>Kâdir</strong>”, “<strong>Semî</strong>”, “<strong>Basîr</strong>”, “<strong>Kelîm</strong>” isimlerinin  işaret ettiği <strong>vasıflar,</strong> “<strong>NOKTA</strong>” olan ve “<strong>heyûla</strong>” ismiyle de işâret edilen “<strong>esmâ mertebesinin</strong>” ana vasıflarıdır ki; bu yüzden “<strong>Zâti Sıfatlar</strong>” olarak kabul  edilmişlerdir. Muhakkik olmayan, “<strong>ALLAH</strong>”  ismiyle bu mertebeye işaret edildiğini sanır!. Heyhat! Nerede bu mertebe,  nerede “<strong>EKBER</strong>”iyet işareti!</p>
<p align="left">“<strong>Kurbiyet</strong>”  sahipleri ise, “<strong>Ekber</strong>”iyet seyri  içinde “<strong>haşyet</strong>” ile “<strong>seyri meallah</strong>”tadırlar. (Farkındayım çok tasavvufi oldu, ama bunların Türkçeleştirilmesi için başlı başına yeniden bir tasavvuf tabirleri kitabı yazmak gerek. Ona da şimdilik müsait değilim… Anlaşıldığı kadar! Anlayana&#8230; Üzgünüm!)</p>
<p align="left">“<strong>Esmâ ül Hüsnâ</strong>”  olarak bildirilen; veya onların ötesindeki, umuma açıklanmamış olan tüm “<strong>isim</strong>”lerin işaret ettiği özellikler,  hep bu tek “<strong>vücud</strong>”a aittir!.</p>
<p align="left">“<strong>Ahad</strong>” ve “<strong>Samed</strong>” olarak tarif edilen bu “<strong>vücud”,</strong> diğer isimlerin işâret ettiği  özelliklere dahi sahiptir; ve dahi, o isimlerin işâret ettiği özellikler hep bu  “<strong>vücud</strong>”da yaşanmaktadır!.</p>
<p align="left">(<strong>İhlâs Sûresinin</strong> birinci bölümü bu gerçeği vurgular; “<strong>lem  yelid…..</strong>” anlatımı ise <strong>tecellî-i  sânî’nin var olmadığını</strong> anlatır müşahedemize göre).</p>
<p align="left">İşte bu “<strong>esmâ  mertebesi</strong>”nin bir özelliği “<strong>ezel</strong>”iyeti,  diğer bir özelliği ise “<strong>ebed</strong>”iyetidir…</p>
<p align="left">Kulda, bu isimlerin işaret ettiği anlamların tümü dahi, <strong><span style="text-decoration: underline;">her an açığa çıkmaktadır</span>; </strong>ama ne  var ki, kul, bunun farkında değildir pek çok zaman! (<span style="text-decoration: underline;">Ademe isimlerin talim  edilmesi</span>; konusu).</p>
<p align="left">Daha beynindeki faaliyetlerden, bedenindeki faaliyetlerden  haberi olmayan insanın; kendisinde her an varlığını devam ettiren “<strong>esmâ</strong>”nın bilincine ermesi ne kadar  mümkün olur ki!..</p>
<p align="left">İşte bu yüzden meydana gelen anlayışsızlıkla, meselâ “<strong>el Hasîb</strong>” isminin mânâsını “<strong>kıyâmetten sonra mahşerde hesaba çekecek  olan</strong>” anlayışıyla sınırlandırıp; “<strong>Serî  ül hisâb</strong>”tan perdelenir! “<strong>Âhir</strong>”etinin  bu ismin sonucu oluştuğundan perdeli olarak, <strong>amâ</strong> olarak bu dünyadan geçer gider; <strong>ebeden amâ</strong> olarak yaşamak üzere!.</p>
<p align="left"><strong>“<span style="text-decoration: underline;">İsim”lerin  anlamları, her mertebe anlayışına göre, farklı derinlik ve mânâ kazanır</span></strong>.  Çok sınırlı olarak dilimize çevrilmiş “<strong>esmaül  Hüsna</strong>” mânâları, yalnızca düşünce kapısının zilini çalabilmek içindir!</p>
<p align="left">Varın, “<strong>esmâ  mertebesinin</strong>” kapsadığı bütün isimlerin işâret ettiği anlamları, buna göre  anlayın… Zira, “<strong>esmâ mertebesi</strong>” kitaplara konu olacak kadar kapsamlı bir konudur çünkü her şey bu mertebede olup bitmektedir!. Ehli olan anlar bu sözümüzün neleri kapsadığını!</p>
<p align="left">Ama dikkat!</p>
<p align="left">Sakın ola ki, beşerî anlayışınız ve değer yargılarınızla, bu isimlerin işâret ettiği anlamları sınırlamaya kalkışmayın; ve dahi “<strong>esmâ mertebesi</strong>”ni! Zirâ bu defa, “<strong>hevâsını ilâh edineni gördün mü</strong>” diye  işâret edilen olursunuz!</p>
<p align="left">İşte “<strong>esmâ mertebesi</strong>”ndeki  bu özelliklerin seyri (anlatacak başka kelimem yok), “<strong>Rahman</strong>”iyet ve “<strong>Rahîmiyet</strong>”  şeklinde başlar.</p>
<p align="left"><strong>“Er Rahman alel  arşıstıva”..</strong></p>
<p align="left">Bunun anlamsal açılımı “<strong>melekût</strong>”  âlemidir!.</p>
<p align="left">“<strong>O her an yeni bir  şandadır</strong>”; işareti burayadır.</p>
<p align="left">“<strong>HU</strong>” kelimesi, <strong>Kurân</strong>’da, sabit tek bir mertebeye değil,  içinde geçtiği konunun mahiyetine göre, değişik mertebelere işaret eder.</p>
<p align="left">“<strong>Melekût âlemi</strong>”,  tümüyle “<strong>RUH</strong>” adlı melek olarak  tanımlanmıştır. “<strong>Allah önce ruhumu  halketti</strong>”, “<strong>Allah önce nurumu  yarattı</strong>” açıklamaları bu mertebeye işâret eder… (“Ene beşerün<strong> mislüküm</strong>” uyarısıyla acaba neye işâret  ediliyor ki?)</p>
<p align="left">“<strong>Ruh</strong>” adlı melek  (kuvve), “<strong>Kürsî</strong>”dir ki, tüm  semâları, katmanları, evren içre evrenleri kuşatmış olan, <strong><span style="text-decoration: underline;">her birimde</span></strong> bir yüzü olan “<strong>Hologramik</strong>” varlıktır!.</p>
<p align="left">“<strong>Aklı evvel</strong>”dir…</p>
<p align="left">“<strong>İnsan</strong>”ın  hakikati olan “<strong>ruh-u nurânî</strong>”  (kişinin Rabbi), “<strong>ayânı sâbite</strong>”, <strong>O</strong>’nun ilimlerinden bir ilimdir; ilmî  suretlerden bir surettir!</p>
<p align="left">Kişi, <strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salat.htm" target="_blank">namaz (salât &#8211; hakikatine yöneliş)</a></strong> ile mirâç yaptığında,  Rasûlullah’ın bildirdiği “<strong>Rabbin salâttadır</strong>”  ifadesinin hakikatini yaşar!</p>
<p align="left">İlk defa bu şekliyle <strong>Allah  Rasûlü Muhammed Mustafa</strong> tarafından yaşanan “<strong>salât</strong>”ın olmazsa olmaz şartı, en başta <strong>iftitah tekbiri</strong> denen <span style="text-decoration: underline;">“<strong>ALLAHU  EKBER</strong>” sözündeki kavramı hissedip yaşamaktır</span>!. (Bundan öncesindekilerin  namazı, salâtın yaşamı değil, ötedekine tâzim hareketidir.)</p>
<p align="left">Bu hissedilip yaşanmazsa, <strong>hakikati itibariyle salât başlamaz</strong>!</p>
<p align="left">Bu muhteşem olay “<strong>TEKBİR</strong>”  yaşandıktan sonra “<strong>B-ismillah</strong>” denir,  ki sonucu, diyenin kendisi olmasıdır “<strong>oku</strong>”yan!.</p>
<p align="left">Ve devam edilir “<strong>Er  Rahman-ir Rahiym</strong>” ile <strong>Fatiha</strong>’nın  işaretini yaşamaya&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>El Hamîd</strong>” ismi işareti  olan “<strong>Hamd</strong>”; “<strong>es Semî</strong>” ve “<strong>el Basîr</strong>”in  özelliklerinin sonucu oluşandır. Ki bu da <strong>âlemlerin  Rabbı</strong>na âittir…</p>
<p align="left">“<strong>Rahman</strong>”iyetinin  sonucu olarak <strong>Celâl</strong> sıfatıyla gayzer  gibi <strong>kürsî ve semaları</strong>, katmanları  yaratırken (dikey bir oluşla); “<strong>Rahîm</strong>”iyetinin  sonucu olarak “<strong>Cemâl</strong>” sıfatıyla her  bir semâdaki (katmandaki) <strong>yayılımsal  yaratışı</strong> (yatay diyebileceğimiz) ile <strong>o  âlemin halk olmuşlarını</strong> meydana getirir (ki bu evrenimiz içindeki tüm  uzaysal yapıyı içine alır).</p>
<p align="left">“<strong>Mâlik’i yevm ed Diyn</strong>”  de, “<strong>sünnetullah</strong>” diye tanımlanmış  yaratış sistem ve düzeninin her var oluş ve yok oluş sürecinde tek hükmü geçen  olduğu vurgulanır…</p>
<p align="left">Nihayet, “<strong>iyya ke n</strong>a”  da “<strong>biz</strong>” işaretiyle “<strong>Rabbül âlemiyn</strong>”in yarattığı her şeyin  bu yaratılış amacına uygun “<strong>kulluk</strong>”  içinde olduğu bu sebeple de varlıklarının devam ettiğine işaret olunur. Burada  hemen, “<strong>Hiçbir şey hâriç olmamak üzere  her şey O’nu zikreder ama siz onların zikrini anlayamazsınız” </strong>uyarısı  hatırlanmalıdır.</p>
<p align="left">“<em>Ama Hulûsi, sen de  her kitabında “</em><strong>Fatiha</strong><em>”yı farklı anlamlarla açıklıyorsun!!! <strong>Ne kadar çelişki içindesin</strong> fark  etmiyorsun!!!</em>”</p>
<p align="left">Haklısın kardeşim, beni okumaya çalışarak sakın vakit  kaybetme!… Ben böyle çelişkili görüntü veren bir <strong>garibim</strong>. “<strong>OKU</strong>”yanlarım  var sanarak yazıp gidiyorum işte!</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Boyutsal  “OKU”manın ne olduğundan haberi olmayana ne desek boş!</span></strong></p>
<p align="left">Eyvah, gene konuyu yaydık!</p>
<p align="left">Hemen geri dönüp, “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” veyâ “<strong>NOKTA</strong>” ilmi  olarak anlatılan “<strong>Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın  isimleriyle işâret edilen hep aynı tek O’dur</strong>” uyarısının açılımına bakmaya  çalışalım.</p>
<p align="left">Bütün “<strong>isim</strong>”lerle  işâret edilen özellikler, bölünmez parçalanmaz birbirinden ayrılmaz bir “<strong>tek</strong>”illik içinde, “<strong>holografik</strong>” gerçekliğe uygun olarak öylesine “<strong>TEK</strong>”il “<strong>mevcud</strong>”dur ki; <strong>O</strong>’ndan başka bir mevcut yani “<strong>vücud</strong>” sahibi düşünülemez!. “<strong>İsimlerin Adem’e talim edilmesi</strong>”  işaretini hatırlayalım bu arada…</p>
<p align="left">Burada kısaca “<strong><em>ilâh</em></strong><strong><em>–tanrı</em></strong>” konusuna bir başka açıdan değinmek istiyorum,  yeterince anlaşılamadığı bana ulaştığı içindir ki…</p>
<p align="left">“<strong>La ilahe</strong>” dendikten  sonra, “<strong>illa Allah</strong>” yerine, “<strong><em>illâ  ilah</em></strong>” demek kadar saçma bir ifade şekli olamaz!.</p>
<p align="left">Çünkü önce, “<strong>tanrı  yoktur</strong><strong>–la ilahe</strong>” diyorsunuz; ardından “<strong><em>illa ilah</em></strong><strong>–<em>ancak tanrı vardır” </em></strong>diyorsunuz!!! Böyle  gramer ve anlatım hatasını, bırakın Allah kelâmını bir yana, lise talebesi bile  yapmaz!.</p>
<p align="left">“<strong>La ilahe</strong>”  dendikten sonra “<strong>Allah</strong>” ismiyle işaret  edilenden söz ediliyorsa; bu, <strong>O</strong> isimle işâret edilenin, “<strong><em>İLAH</em></strong>” kavramı ile kastedilen bir  varlık olmadığını, düşünebilen beyinlere açık seçik farkettirir. Dolayısıyla  burada, “<strong>ilah</strong><strong>–tanrı yoktur, ancak  “ilahiyet” işlevini de ortaya koyan “Allah” ismiyle işaret edilen</strong> söz konusudur”  gibi bir anlam düşünülebilir.</p>
<p align="left">Düşünmeden, sadece gördüğü kelimelerin lokal anlamlarına göre, hüküm verenler için ise, bu konu, âdeta büyük bir açmaz ya da çelişki gibi gelmektedir.</p>
<p align="left">“<strong>Huvelleziy fiy es  semâi ilâhun ve fiyl arzı ilah</strong>” (Zuhruf: 84) âyetinde geçen “<strong><em>ilah</em></strong>”  kelimesi sema ve arz kelimeleriyle işâret edilen âlemlerdeki bir <strong>İŞLEVE</strong> işaret etmektedir, insani-beşerî  yani <strong><em>insanda  açığa çıkan anlayışa göre</em></strong>.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” isimleri  arasında “<strong><em>el ilah</em></strong>” diye bir isim yoktur. “<strong>İlâhiyet</strong>”, Allah isimlerinin anlamının açığa çıkmasındaki <strong>“işlevi”nin adıdır</strong>. Yoksa, tapınılası  varlık anlamında değil!. “<strong>İlahin nas</strong>”  açıklaması insanlarda “<strong>Allah esması</strong>”nın  açığa çıkmakta olduğuna işaret eder.</p>
<p align="left">Daha önce de belirttiğim gibi, <strong>Kurân</strong> âyetlerinde iki tür anlatım vardır. Birincisi, <strong>Allah’ın ilminin direkt olarak</strong> dilediği  gibi açıklanması… <strong>Ahad, Samed</strong> gibi  isimler… İkinci tür ise, insanların anlayışına göre bir şeyler anlamaları için  kullanılan anlatımlar… Misâl, <strong>Âyetelkürsî’deki  “ne uyuklar ne de uyur</strong>” şeklindeki anlatım. <strong>Kurân</strong>’da hangi âyetlerin birinci, hangi âyetlerin ikinci tür  anlatımlar olduğunu farketmek çok önemlidir.</p>
<p align="left">Esasen yukarıda, “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” olarak varlığın hakikatini anlatmaya çalıştığımız bölümün  anlaşılması hâlinde dahi, “<strong><em>ilah</em></strong><strong><em>–tanrı</em></strong>” kavramının asla söz konusu olamayacağı çok iyi  anlaşılabilir. Bizim müşahedemiz bu yoldadır. Hakikatini Allah Alîm’dir.</p>
<p align="left">Çeşitli âyetlerde geçen “<strong>B-il HAK=varlıkları Hak ile kâim</strong>” ifadesi ise, bahis konusu edilen  yapıların “<strong>Allah isimlerinin işâret  ettiği anlamlar ile meydana geldiğini, varlıklarını Rububiyet mertebesinden  aldıklarını</strong>” anlatır!.</p>
<p align="left">“<strong>Hakk</strong>” isminin  işâret ettiği manâlardan biri de, müşahedemize göre, “<strong><span style="text-decoration: underline;">esmâül hüsna</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”daki tüm anlamların sahibi</span>” anlamınadır.</p>
<p align="left">“<strong>Hakk</strong>” olan <strong>Rububiyet</strong> sahibinin, varlığı bölünüp  parçalanamayacağı, içi ve <strong>DIŞI  OLAMAYACAĞI</strong> için de, her zerre adı altında tüm isimleriyle “<strong>esmâ mertebesinin</strong>” özellikleriyle  seyredilmektedir gene kendisi tarafından!</p>
<p align="left">Eğer, kişi “<strong>ölmeden  evvel ölmek</strong>” diye bahsedilen <strong>hakikate  erme sırrını</strong> yaşayacaksa, “<strong>küçük  kıyamet</strong>” denilen haller de yaşamında açığa çıkmaya başlar..</p>
<p align="left">“<strong>Mehdî</strong>”yet ile <strong>Rububiyet hakikati</strong> idrak edilir.</p>
<p align="left">Arkasından, <strong>Deccaliyet</strong> kendini gösterir ve kişi <strong>Rubûbiyeti</strong> benliğine atfederek, hakikatinin “<strong>HAKK</strong>”  olduğu gerçeğinden hareketle, “nefsaniyetini-egosunu-bedenselliğini” <strong>Rab</strong> olarak kabullenme sebebiyle “<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/mulhimebilinc.mp3" target="_blank">mülhime nefs girdabına</a></strong>” düşer… <strong>Hakikatinde  Hakk’ı görmek derecesinden, bedenselliğinde Firavunluğu yaşama derekesine  düşer.</strong></p>
<p align="left">Derken nasibinde varsa “<strong>İsevî</strong>”  hakikat nüzul eder ve “<strong>B</strong>” sırrı  açılarak yaşanmaya başlar.</p>
<p align="left"><strong>İsa</strong> (aleyhisselâm), yeryüzüne indiği zaman; (birimselliğindeyken, bedensellik  anlayışında iken) <strong><em>Deccal</em></strong>, suyu görmüş tuz gibi erir gider… Varlığın yalnızca, “<strong>Allah</strong>” adıyla işaret edilenin “<strong>esmâ mertebesi</strong>”nden ibaret olduğunu  hissetmesi sonucu,<strong><em> Deccaliyeti</em></strong> (tanrılık vehmeden benliği) eriyip yok olup gider.  “<strong>El Mudil</strong>” isminin ağırlığı geriler…</p>
<p align="left">“<strong>VELÎ</strong>” ismi seyrinde  ağırlık kazanır…</p>
<p align="left">Her yaptığı işin öncesinde “<strong>B-ismillah</strong>” diyerek “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/rahman.htm" target="_blank">Allah namına</a></strong>” o fiîli ortaya koyduğunun  bilinciyle yaşayarak şirkten arınır; o fiîl ile kayıtlamaz “<strong>Allah</strong>” adıyla işâret edileni… Araya,  benliğini katarak şirke düşüp, şeytaniyete (vehmine) tâbi olmaktan  korunanlardan olmuş olur!.</p>
<p align="left">Bazılarında, bundan sonra, “<strong>Daire-i Museviyet</strong>” ve “<strong>Daire-i  İseviyet</strong>” hakikatleri ötesinde, “<strong>hakikat-i  Muhammediye</strong>” ve hatta “<strong>hakikat-i Ahmediye</strong>”  sırları yaşanır, “<strong>EKBER</strong>”iyet  müşahedesi içinde; ve “<strong>B</strong>” sırrıyla “<strong>seyri meâllah</strong>”ı devam eder. Bazıları da  “<strong>Allah Rasûlü</strong>” varisleri olarak “<strong>seyri anillah</strong>” ile halk arasında görev  alır.</p>
<p align="left">“<strong>Allah EKBER</strong>”i yaşayarak “<strong>salât</strong>”a  (namaza-yönelişe) girip, “<strong>B-ismillah….”</strong>la  gerisini getirebilen ne mübarektir!.</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
12 Mart 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-sirlarinin-derinligine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/mulhimebilinc.mp3" length="80516075" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>KURÂN MUCİZESİ &#8220;EKBER&#8221;İYET</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-mucizesi-ekberiyet/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-mucizesi-ekberiyet/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:08:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=478</guid>
		<description><![CDATA[“Yeni Çağa girdik”, demiştim önceki yazımda… Nedir bu “Yeni Çağ”? Eşsiz muhteşem insan Muhammed (aleyhisselâm)’ın uyarılarından birinde yer alan bir gerçeğin, günümüz bilim dünyası tarafından keşfi… Risâlet Nuru’nun, yeniden, bir sürü insan tarafından değilse de, düşünme kapasitesine sahip bilinçlerce değerlendirilmesi sürecinin başlaması… Üzerinde yaşadığınız mekân, bu bildiğiniz Dünya olmayıp da, örneğin, DNA zincirini oluşturan moleküllerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">“<strong>Yeni Çağa girdik</strong>”,  demiştim önceki yazımda… Nedir bu <strong>“Yeni  Çağ”</strong>?</p>
<p align="left">Eşsiz muhteşem insan <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’ın uyarılarından birinde yer alan bir gerçeğin, günümüz bilim  dünyası tarafından keşfi…</p>
<p align="left"><strong>Risâlet Nuru</strong>’nun, yeniden, bir sürü insan tarafından değilse de, düşünme kapasitesine sahip bilinçlerce değerlendirilmesi sürecinin başlaması…</p>
<p align="left">Üzerinde yaşadığınız mekân, bu bildiğiniz Dünya olmayıp da, örneğin, DNA zincirini oluşturan moleküllerden birinde yer alan sayısız atomlardan biri olsaydı… Acaba, uzayınız ve evreniniz neresi olacaktı, bunu hiç düşündünüz mü?<span id="more-478"></span></p>
<p align="left"><strong>Bilim, bazı  gerçekleri farkederken, acaba bir algılama hatası oluşturacak şekilde de,  düşüncelerimize yön veriyor mu?</strong></p>
<p align="left">Size bunu anlatmaya çalışacağım bu yazımda…</p>
<p align="left">Ayrıca, <strong>KURÂN-ı Kerîm  isimli bilgi kaynağını</strong> anlamada çok önemli bir <strong>kod çözücü anlayışı</strong> açıklamaya çalışacağım.</p>
<p align="left">Biraz daha açayım bu konuyu…</p>
<p align="left">Bahsettiğim <strong><span style="text-decoration: underline;">YENİÇAĞ</span></strong>, <span style="text-decoration: underline;">“<strong>EKBER</strong>”iyetin</span> ne olduğunun  farkedilmesi çağıdır!.</p>
<p align="left">İnsanların, hayallerinde yaratılmış “<em>tanrı kavramının</em>” boş bir zan olduğunun kavranılması…</p>
<p align="left">Tanrıbilimci (ilâhiyatçı) ve din adamlarının halkı şartlandırdığı şekilde, yukarıda, gökte, yanına gidilecek ya da belirli zamanlarda huzuruna çıkılacak bir <strong>tanrının  var olmayıp</strong>…</p>
<p align="left">Yalnızca, “<strong>EKBER</strong>”  olan ve “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işâret  edilenin söz konusu olduğu gerçeğinin farkedilme çağıdır bu <strong>yeni çağ</strong>!.</p>
<p align="left">Bilim, aklı başında insanlara bu realitenin yolunu  açmaktadır.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Deccâliyet,  insanları, ötelerde bir tanrı, anlayışına sürüklerken her türlü yayınla…</span></strong> (Deccal’ın, insanlarda yerleşmiş tanrı kavramı sonrasında, kendisinin bir tanrı olduğunu iddia ederek, insanların kendisine kulluk etmelerini istemesi öncesi).</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Çağlar üstü  evrensel insan ve sonsuzluğun muhteşem “RUH”u</span></strong> olarak açığa çıkan <strong><span style="text-decoration: underline;">Nuru Muhammedî</span></strong>, asırlar  öncesinden, insanları “<strong>Ekber</strong>” olan “<strong>Allah</strong>” ismiyle işaret edilene, <strong><span style="text-decoration: underline;">“B” sırrı kapsamında iman etmeye</span></strong> davet ediyor; <span style="text-decoration: underline;">bunu anlamadan kendisini tasdik edenleri</span> de şöyle  uyarıyordu:</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">“Ey İMAN EDENLER, iman  edin “ALLAH”a “B” sırrı kapsamıyla”!</span> </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/004_nisa.htm" target="_blank">Nisâ: 136</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">“İnsanlardan bir kısmı, Allaha ve gelecekteki yaşamımıza iman ettik, derler ama, ‘B’ nin işaret ettiği anlamın bilincinde olarak iman etmemişlerdir”.</span></strong> (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/002_bakara.htm" target="_blank">Bakara: 8</a></strong>)<strong></strong></p>
<p align="left">(Konunun detayı “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/akiliman.htm" target="_blank">AKIL VE İMAN</a></strong>” isimli kitabımın  “<strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman07.htm" target="_blank">Nefsin Hakikatine İman</a></strong>” bahsinde mevcuttur.)</p>
<p align="left">Şimdi, önce “<strong>RUH</strong>”  konusundaki yetersiz bir yoruma dayalı olarak sürdürülen yanlış bir  yönlendirmeyi düzeltip; sonra da “<strong>ben Hakk’ım</strong>”  anlayışının nasıl oluştuğundan kısaca söz etmek istiyorum. Ondan sonra da ana  konumuz “<strong>EKBER</strong>”iyet gerçeğine  gelecek sıra.</p>
<p align="left">Hani, Bektaşî’ye sormuşlar, “<em>niye namaz kılmazsın</em>”, diye de; cevap vermiş, “<em>duydum ki “<strong>namaza yaklaşmayın</strong>”  yazıyormuş Kurân’d</em>a”!.. “<em>Baba</em>”  demişler, “<em>o âyetin başında “</em>sarhoşken<em>” kelimesi var</em><strong>”</strong>… “<em>İmanım benim o kadar  okumam yoktur; ilmim bu kadardır, onu uygularım”!!!</em>…</p>
<p align="left">“<strong>RUH</strong>” konusunda  konuşmayı yasaklayanlar da, bu Bektaşî babası gibiler…</p>
<p align="left">Olayın <strong>neden &#8211; nasıl  kaynaklandığını</strong>; o âyetin <strong><span style="text-decoration: underline;">kimlere  hitap ettiğini</span></strong> insanlardan saklayıp, sadece son kısmını söyleyerek konuyu çarpıtıyorlar. Ayrıca, bu konuda açıklama yapmış zevâtı da suçlayarak, kendi cehaletlerini örtmeye çalışıyorlar.</p>
<p align="left">Kısaca olayı özetleyelim…</p>
<p align="left"><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Üç Yahudi âlimi</span></em></strong> aralarında anlaşırlar ve Hazreti <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’ı imtihan amacıyla, ona “<strong>RUH</strong>”  konusu dahil üç soru sormaya karar verirler. Derler ki birbirlerine, “<strong><em>bugüne  kadar RUH konusunda hiçbir kimse bilgi vermemiştir. Eğer o konuda açıklama  yaparsa, biliriz ki yalancıdır</em></strong>”.</p>
<p align="left">Bundan sonra gelirler ve sorularını sorarlar.</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">“RUH”un ne olduğunu soran <strong>Yahudi âlimlerine</strong></span> şu âyetle cevap gelir ertesi gün:</p>
<p align="left"><strong>“Sana o (<em><span style="text-decoration: underline;">Yahudi âlimleri</span></em>) RUH’un ne olduğunu  sordular… De ki: (<em><span style="text-decoration: underline;">onlara</span></em>), Ruh  Rabbimin emridir. Onlara Ruh ilminden az bir şey verilmiştir”! </strong>(<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/017_isra.htm" target="_blank">İsrâ: 85</a></strong>)</p>
<p align="left"><strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/ruh/ruh10.htm" target="_blank">http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/ruh/ruh10.htm</a></strong></p>
<p align="left">Kısaltarak naklettiğim, fakat orijinalini yukarıdaki linkten  okuyabileceğiniz bu konuyu dikkatle incelerseniz, “<strong>RUH</strong>” hakkında az bir bilgi verilmiş olanların, <strong><span style="text-decoration: underline;">âyetin muhatabı olan Yahudiler</span></strong> olduğunu apaçık görürsünüz…</p>
<p align="left">Nitekim <strong>İmamı Gazalî</strong> başta olmak üzere pek çok İslam âlimi ve velisi olduğunu düşündüğümüz zevât “<strong>RUH</strong>” konusunda çeşitli açıklamalar  yapmıştır.</p>
<p align="left">Önceki yazımda, bazı “<strong>şatâhat</strong>”  sahibi zatlarla ilgili yanlış anlamalara yol açabilecek bir hususa da burada  açıklık getirmeye çalışayım..</p>
<p align="left">Kişi varlığın ve kendisinin hakikatini, orijinini sorgulamaya  başladığı ilk aşamada, “<strong>BEN</strong>” &#8211; “<strong>EGO</strong>” &#8211; “<strong>ENE</strong>” merkezli bir düşünce sistemine sahiptir.</p>
<p align="left">“<strong>Nefsi Emmâre</strong>”  yani “<strong>emreden bilinç</strong>” diye  tanımlanan bu kişilik, kendini yalnızca beden yapı olarak kabul ederek, bildiği  her şeyin bu “<strong>ben</strong>”e ait olmasını  ister.</p>
<p align="left">“<strong>Ben</strong>” en iyisini  yiyeyim, içeyim, her şey <strong><em>benim</em></strong> olsun!.. Maneviyat mı var,  benim olsun… Mertebe mi var, en yükseği <strong><em>benim</em></strong> olsun! “<strong>Allah</strong>” mı var, <strong><em>ben</em></strong>, O’na en yakın olayım; türünden  benliğine yönelik istekler hep düşüncesindedir…</p>
<p align="left">Bu sorgulama ve düşünce içindeyken kişi, öğrendikleri ve yaptığı çalışmalar sonucu oluşan gelişmeyle yavaş yavaş farketmeye başlar ki, “<strong>Ben</strong>” dediği varlık, gerçekte yalnızca,  “<strong>O</strong>” diye düşündüğü varlığın  tasarrufundadır… Tüm varlığını “<strong>O</strong>”na  borçludur. Her an varlığında “<strong>O</strong>” hükmünü  sürdürmektedir. Ve dahi tüm varlıkta her an hükmü yerine gelen “<strong>O</strong>”dur!.</p>
<p align="left">İşte bu anlayışa gelince, kendini hâlâ, <strong><span style="text-decoration: underline;">“O”ndan ayrı olarak var sanmaktan dolayı eleştirmeye</span></strong>, yani kendi  kendine “<strong>levm</strong>” etmeye başlar. “<strong>Niçin varlıkta mutlak hüküm süren olarak “O”nu bildiğim halde hâlâ karşımdakilerin yaptığını “O”ndan olarak göremeyip, “O”ndan perdeleniyorum</strong>” fikri, kendisindeki “<strong>şirk</strong>” anlayışı (şirki hafî) olarak açığa çıkar!</p>
<p align="left">Bu ve benzeri, çeşitli “<strong>ikilik</strong>”  bakış açılarına sık sık düştüğü için de hep kendine “<strong>levm</strong>” eder; yani kendini eleştirip üzülür. Bir an gerçeği düşünür; sonra olaylar içinde varlığın ve karşısındakinin hakikatinden perdelenmiş, gaflete düşmüş olarak uzunca bir süre bu süreçte yol alır…</p>
<p align="left">“<strong>Levvame</strong>” bilinç  anlayışının bu <strong>gerçek yüzünden</strong> söz  etmeyen birçokları, meseleyi, çeşitli <span style="text-decoration: underline;">dinsel tekliflere itaatsizlik  dolayısıyla edilen “<strong>levm</strong></span>”e  bağlayarak çevrelerindekilere anlatmıştır! Bu da, onları, <strong><em>kendilerince bir gerekçeyle</em></strong> oyalamaktan başka bir şey değildir.</p>
<p align="left">Bu süreç, “<strong>seyri  enfüsî</strong>” ve “<strong>seyri afaki</strong>”yi de  içine alan süreçtir. Kimi yollarda önce birincisi, kimi yollarda önce ikincisi yaşatılır  kişiye.</p>
<p align="left">Bu konularda geniş bilgi, “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/kendinitani.htm" target="_blank">KENDİNİ TANI</a></strong>” ve “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/bilincin.htm" target="_blank">BİLİNCİN ARINIŞI</a></strong>” isimli  kitaplarımda vardır.</p>
<p align="left">Eğer kişinin istidadı  ve kabiliyeti müsait ise, bu zorlu süreç ertesinde, artık “<strong>ben</strong>” dediği varlığın gerçekte hiçbir zaman “<strong>var”</strong> olmamış (vücud sahibi olmamış) olduğunu farkederek, varlığında  açığa çıkanın, gerçekte yalnızca eskiden “<strong>O</strong>”  dediğinin olduğunu hissedip yaşamaya başlar…</p>
<p align="left">Bu durum, o sırada aldığı <strong>ilhamlar</strong> sonucu meydana gelen bir hissediş ve yaşam şekli olduğu  için de, bu anlayış mertebesine “<strong>nefsi  mülhime</strong>” yani “<strong>ilhamlarla kendini  hakikatini farkeden bilinç</strong>” denir. “<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/mulhimebilinc.mp3" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Mülhime Nefs</span></a></strong>” anlayışı ile ilgili sohbetimi  dinlemenizi öneririm.</p>
<p align="left">İşte önceki yazımda söz ettiğim çeşitli “<strong>şatâhat</strong>” denilen ve hakikatini dillendiren  cümleler sarf edenler, bu bilinç düzeyinin sonuçlarını yaşayanlardır.</p>
<p align="left">Bu yaşam “<strong>Mi’râc</strong>”  ile tamamlanır. Ve sonucu “<strong>El Velî</strong>”  isminin anlamının kişinin yaşamını düzenlemesidir.</p>
<p align="left">Bazıları, velâyetin ilk basamağında yaşanan “<strong>mi’râc</strong>” olayını, işin sonu sanır; oysa daha işin kapısıdır o yaşantı. O kapıdan geçildikten sonra işin hakikati yaşanmaya başlanır Rasûller haricindekiler için.</p>
<p align="left">Bundan sonra zan, beşerî hayal ve tasavvur biter; kozadan  çıkılır ve varoluş gerçekleri yaşamına adım atılmış olunur. <strong>Rasûl, irsâl olur; bilgi, inzâl olur</strong>!.. <strong>Rasûller</strong> gayzer gibidir; <strong>velîler</strong> ise artezyen gibi! (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/akiliman.htm" target="_blank">AKIL VE İMAN</a></strong> isimli  kitabım okunabilir  detaylı bilgi için.)</p>
<p align="left">Artık bu mertebede kişide açığa çıkan yaşantı, mutlak istikrarlı  bir seyir hâlidir ki,  O, <strong>Hakk</strong>’ın nuru ile algılar (<strong>Es Semî</strong>) her şeyi…  O yüzden de bu bilinç “<strong>mutmain</strong>” olmuş; dolayısıyla her an “<strong>RIZA</strong>” mertebesiyle yaşamakta olandır…</p>
<p align="left">Burada söz edilen “<strong>rıza</strong>” da elbette ki genelde anlaşılan, hoş olmayan şeylere dahi rıza göstermek anlamında değildir. Bu yaşayanların bileceği bir hâldir.</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Ana konumuz olan “<strong>EKBER</strong>”iyet  sırrı ise, bunların çok ötesindedir. <strong>“Ekber”iyet  sırrının kişide açılımının sonucu, dâimi haşyettir.</strong></span></p>
<p align="left">Bunun taklidi sayılacak, “<strong>ilm-el yakîn</strong>”i, “<strong>mülhime</strong>”  bilinç kavrayışının sonunda olur; tahkiki ise “<strong>Mardiyye” bilinç</strong> yaşantısıdır!.</p>
<p align="left">“<strong>El Velî</strong>” isminin  işaret ettiği anlamlardan bir anlamın <strong><span style="text-decoration: underline;">kişinin  fıtratına göre</span></strong> açığa çıkışından sonra, korkulacak veya hüzün duyulacak  hiçbir şey kalmaz o yaşam algılaması içinde… Ama “<strong>Haşyet</strong>” kapısı ebeden açıktır!.</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Kul, ebeden kuldur, kesinlikle kul, “<strong>Allah</strong>” olmaz; hangi mertebede olursa olsun; bunun aksi bir anlayış,  tümden cehalettir!</span>.. Esasen, mertebeler de&#8230;  Neyse ileriye gitmeyelim!</p>
<p align="left">Burada farkedilmesi gereken önemli bir incelik de şudur…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">“Huşû”nun nedeni, “rububiyet”  gerçeği değil; “Ekber”iyet nurlarının kişiye açılmaya başlamasıdır.</span></strong></p>
<p align="left">Bu durum da kişiyi, “<strong>Kahhâr</strong>”iyet  gerçeği ile yüzleştirir!. Sonuç, “<strong>Ahadiyet</strong>” sıfatının bilinçte açığa  çıkışıdır. Bu mertebenin zâhiri (dışa dönük yönü) “<strong>mardiye”</strong> bilinci; bâtını (içe dönük yönü – hissedişi) ise “<strong>sâfiye</strong>” hâlidir” yaşantısı “<strong>â’mâ</strong>”iyettir!.</p>
<p align="left">Tüm bu olaylar, hep esmâ mertebesinin tecellileridir ki, “<strong>Zâti</strong>” denen “<strong>sıfatlar</strong>” dahi, gene bu “<strong>esma  mertebesi tecellileri</strong>” şeklinde açığa çıkar.</p>
<p align="left">Bizim öğrendiklerimize göre olay böyledir.</p>
<p align="left">İşte önceki yazımda sözünü ettiğim “<strong>şatâhat</strong>” sahibi zevât dahi,  “<strong>nefsi mülhime</strong>” mertebesinde  hissettiklerinden sonra, ileriye geçip; “<strong>velâyet</strong>”  sırrı yaşamlarında zâhir olmuştur. Elbette görebilene…</p>
<p align="left">Sırası gelmişken ekleme yapayım konuya…</p>
<p align="left">Geçmişteki değerli zâtların, hangi cümleyi veya şiiri hangi aşamada söylediklerine; yazdıklarının sıralamasına çok dikkat etmek, olayın seyrini anlamak ve düşünsel gelişmeleri hakkıyla tespit açısından çok önemlidir.</p>
<p align="left">Bu konuya da böylece kısaca açıklık getirdikten sonra gelelim  yazımızın başında değindiğimiz hususa…</p>
<p align="left">İnsanları,  Dünya’da  et-kemik beden kabul eden;  <strong><em>yukarıda  tanrı var</em></strong> anlayışıyla zindanda yaşatmaya çalışan <strong><em>deccaliyet</em></strong> düşüncesine  karşılık…</p>
<p align="left">Gelelim “<strong>Allah</strong>”  adıyla işâret edilenin “<strong>EKBER</strong>”iyetine  adım adım yönelen bilim dünyasının keşiflerine…</p>
<p align="left"><strong><a href="http://video.google.com/videoplay?docid=-5204279572899276613" target="_blank">http://video.google.com/videoplay?docid=-5204279572899276613</a></strong></p>
<p align="left">Daha önce de vermiş olduğum bu linkteki “<strong>powersoften</strong>” görüntülerini umarım seyretmişsinizdir… Eğer seyretme imkânınız olmadıysa, şimdi seyredin; anlatacağım olayı net bir şekilde farketmeniz için.</p>
<p align="left">Evrenin ve algıladığımız varlığın derinliklerine inişin  seyrini 80’li yıllar ve sonrasında “<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/ssohbet/ustmadde.mp3" target="_blank">ÜST MADDE</a></strong>” isimli sesli ve “<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/videolar/videosohbetserisi/videosohbetseri04.htm" target="_blank">ALLAH’I TANIYALIM (2)</a>” </strong>isimli video  sohbetlerimde anlatmıştım<strong>.</strong> Ayrıca daha  sonra yazdığım “<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/tekinseyri.htm" target="_blank">TEKİN SEYRİ</a></strong>” kitabında bu konudaki açıklamalarım okunabilir.</p>
<p align="left">Şimdilerde ise, bu olay çeşitli görüntüler eşliğinde yeniden  gündeme oturdu bilimsel düşünmeye çalışanlar katında.</p>
<p align="left">İncelemede önce Dünya üzerinden yükselerek galaksi içinde Dünyanın yerini farkediyoruz… Sonra yüz milyarlarca yıldız ihtiva eden lokal galaksiler topluluğunu seyrediyoruz; ve nihayet  milyarlarla galaksi ihtiva eden evrende, bizim birkaç yüz milyar yıldızdan oluşan galaksimizin bir iğne ucu kadar dahi yer kaplamadığını farkediyoruz&#8230;</p>
<p align="left">Ve dahi böylece kafamızda yarattığımız “<strong><em>yukarıda bir tanrı var</em></strong>”  balonu patlıyor!.. Elbette, <strong><span style="text-decoration: underline;">bu kabule  dayalı tüm öğreti de</span></strong> iflâs ediyor!.</p>
<p align="left">Bu defa otomatikman olayı sorgulamak ve gerçekçi bir şekilde  düşünmek zorunda kalıyoruz.</p>
<p align="left">Kimi konularıyla, geldiği çağın toplumunun sorularına cevap veren; kimi yönüyle insanlık yaşadıkça insanlığın sorunlarının cevabını veren; kimi işaretleriyle de bir kısım insanların sonsuza dek soru ve sorunlarına, yaşamına “<strong>NUR</strong>” olan “<strong>KURÂN</strong>” isimli gerçek “<strong><span style="text-decoration: underline;">bilgi kaynağı</span></strong>” acaba bize neleri  anlatmak istiyor?</p>
<p align="left"><strong>“ALLAHU EKBER” sözü  neye işaret etmektedir? Bu tanımlama, acaba hangi gerçeğin dile gelen  sözcüğüdür?</strong></p>
<p align="left">“<strong>EKBER</strong>”iyet nedir;  ve dahi “<strong>EKBER</strong>” olan “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işaret edilen, “<em>tanrılık kavramıyla sınırlanacak</em>” bir  ilâh mıdır?</p>
<p align="left">O muhteşem <strong>Allah  Rasûlü ve son Nebî</strong>’sinin bildirdiği akılları zorlayan olay, nasıl olmuştur da, gökte ulu tanrı, yerde postacı peygamber kabulüne oturmuştur?.. Ve dahi olay, topraktan yaratılmış bedenlerin, <strong><span style="text-decoration: underline;">Dünya’nın  buhar olmuş olduğu bir boyutta</span></strong>, yeniden topraktan(?) yaratılarak, <em>tanrının</em> huzuruna gidip, <em>iki kefeli terazide</em> hesap verecekleri  bir mahşer yeri anlayışında bloke olmuştur?..</p>
<p align="left"><strong>Kurân-ı Kerîmi değerlendirme  kapısını açan <span style="text-decoration: underline;">kod çözücü anlayış</span> şudur…</strong></p>
<p align="left"><strong>Risâlet  Nuru</strong> kaynağından gelen bilgilerde…</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Gerek dünya ve gerekse ölüm ötesi yaşam boyutu ile ilgili işâret kelimeleri, o kelimenin, geçmişteki anlamı ile değil;  o kelimenin yaşanılmakta olan sürecte ulaşılmış en derin kavramı itibariyle anlaşılmalıdır.  Yani, kelimenin  1400 küsur yıl önceki birebir düz manası ile değil.</span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Uyarının yapıldığı devirdeki anlayış neyse,  zorunlu olarak o seviyeden bir kelime kullanılması, anlamın o kelimedeki mânâ ile sınırlı olmasını asla getirmez.</span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Çünkü, Risâlet  Nuru, zaman ve mekân ötesi bir boyuttan, tüm zaman ve mekânları müşahede eden  bir kaynaktan gelmektedir.</span></strong></p>
<p align="left">Demek istediğimizi anlayan için, bu <span style="text-decoration: underline;">çok çok önemli</span> bir <strong><span style="text-decoration: underline;">Kurân dekoderidir;</span></strong> ve  dahi, <strong>O “<span style="text-decoration: underline;">Bilgi Kaynağı</span></strong><span style="text-decoration: underline;">”nın,  niçin kıyâmete kadar geçerli olduğunun</span> açıklamasıdır. İşte bu anlayış, bu anahtar <strong><span style="text-decoration: underline;">Kurân dinamiğidir</span></strong>.</p>
<p align="left">“<strong>Toprak</strong>”  deniyorsa, atomik boyut; “<strong>kan pıhtısı</strong>”ndan  söz ediliyorsa en azından DNA katmanını düşünmek gibi…</p>
<p align="left">Zirâ, topraktan karılarak yaratılmış tek bir insan mevcut değildir Dünya’da!. Dahi toprağı karacak iki elli bir tanrıdan asla söz edilemez!. Hücre yapı dahi, <strong>Kurân</strong> isimli “<strong>Bilgi kaynağı</strong>”nda “<strong>balçık</strong>” benzetmesiyle anlatılmıştır;  ihtiva ettiği mineraller ve su dolayısıyla.</p>
<p align="left">İblîs’in, Adem’in yaratılışında kullandığı “<strong>tıyn</strong>” kelimesi bildiğimiz toprağın hokus pokusla insana dönüşmesini değil, insanın bedeninin,  toprakta bulunan mineralleri ihtiva etmesi dolayısıyla, maddeye bağımlı yaşama sürecinde bir varlık olduğunu vurgulamaktadır. Öte yandan<strong> iblîs</strong>, “<strong><em>ben, ışınsal bedenim itibariyle, atomik yapılı boşluktan oluşmuş bedeni olan insanın bedeni içinde cirit atarım, o da kim oluyormuş ki</em></strong>” demek istemiştir bu  olayda! <span style="text-decoration: underline;">Kendi bakış açısına GÖRE</span> de haklıdır!.</p>
<p align="left">Ne var ki, insan “<strong>RUH</strong>”u, <strong>Allah isimlerinin bir bileşimi</strong> olarak,  yeryüzünde “<strong>halife</strong>” olma vasfına sahip tek varlıktır; bu yön itibariyle de “<strong>hilafet</strong>”ini yaşayanlar, Allah gözüyle (<strong>El Basîr</strong>) âlemleri seyredip, “<strong>Allah</strong>” “<strong>Ekber</strong>”iyetine şehadet ederler!.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Esasen “İNSAN”  varlığını toprak’tan değil, “RUH”tan alır!.</span></strong></p>
<p align="left"><strong>İnsan denince de,  isimler bileşimi olan RUH (mânâ – özellikler bütünü), bilinç sahibi varlık  kastedilir.</strong></p>
<p align="left">Evrende her oluş, kendi zaman kavramına ve boyutuna göre, çok  uzun süreçler almıştır.</p>
<p align="left">“<strong>SÜNNETULLAH</strong>” da  sihirbaz değneği yoktur!.</p>
<p align="left">“<strong>Mucize</strong>”nin  anlamı, insanların veri tabanları yetersizliği nedeniyle, oluşumunu anlamakta  âciz kaldıkları olay, demektir. “<strong>Kerâmet</strong>”,  kişinin <strong>hakikatinden</strong> gelen kuvvenin  açığa çıkmasıyla gerçekleşen bir olay demektir. <strong>İstidrâç</strong> dahi böyledir; bir farkla ki, kişi bunu benliğine bağlar hakikatinden  bîhaber olduğu için. Çalışan sistem ise aynıdır!.</p>
<p align="left">“<strong>KURÂN</strong>”,  defalarca, <strong><span style="text-decoration: underline;">akıl sahiplerine hitap  edip</span></strong>, “<strong>biz misallerle anlattık  hâlâ bu misaller üzerine düşünmeyecek misiniz</strong>” (İsra-89) dediği halde…</p>
<p align="left">“…<strong>efala ta’kılun</strong>”?..  (<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kuran/006_enam.htm" target="_blank">En&#8217;âm: 32</a></strong>) “<strong><span style="text-decoration: underline;">Niye AKLINIZI kullanmazsınız?</span></strong>”;  dediği halde…</p>
<p align="left">Niçin bizler hâlâ, gerek <strong>Kurân</strong> ve gerekse <strong>Hadis</strong>lerde  benzetmelerle anlatılan olayı, kelimelere takılıp, somut ve birebir olarak  kabulleniyor, bunların birer <strong><span style="text-decoration: underline;">işaret</span></strong> olduğunu farkedemiyoruz. Sonra da, birebir somut olaylar sandığımız <strong>misal ve sembolleri</strong>, akıl ve mantıkla  bütünleştiremeyince inkâra gidiyoruz?</p>
<p align="left">Misâl, benzetme veya işâret yollu anlatılanları izah edecek kapasitesi olmayan nakilci-taklit ehli kişiler, o misal, işaret veya benzetmeleri birebir gerçek sanıp; sonra da bunlar akılla anlaşılmaz diyerek, aklı başında insanların kendileri gibi taklitçi anlayışla yaşamalarını istiyorlar!</p>
<p align="left">Akıl <strong>sahibi  insanların</strong>, din konusunda nakledilenleri körükörüne “<em>aman günaha girmeyelim” </em>diyerek kabullenmeleri yerine; olayı  kavramak için, derinliğine sorgulamaları gerekmez mi?..</p>
<p align="left">Neyse, konuyu daha fazla yaymayıp kaldığımız yerden devam  edelim.</p>
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Gözün görme  sınırlarına GÖRE,</span></strong> geliştirilmiş cihazlarla görmekteyiz ki…</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.bulutsu.org/evreninharitasi/universe.php" target="_blank">http://www.bulutsu.org/evreninharitasi/universe.php</a></strong></p>
<p align="left">Bir yanda,  <strong><span style="text-decoration: underline;">yatay, katman içi</span></strong> bakışla uzay  ve evren…</p>
<p align="left">Öte yanda da <strong>dikey,  katmanlar hâlinde</strong>, algıladığımız varlığın katmanları!.</p>
<p align="left">Oysa ilk bakışta, sanki, kuarktan evrene tek bir dikey algılama yolculuğundaymışız gibi anlatılmaktadır ve görüntülenmektedir olay.</p>
<p align="left">Çeşitli işlevler gören çeşitli organlarımız topluca insan  bedenini meydana getirirken…</p>
<p align="left">Bedeni oluşturan organlar ise bir alt katmanda trilyonlarca  hücreden oluşmaktadır.</p>
<p align="left">Hücrelerin her biri dahi, içindekileri oluşturan milyarlarca  molekülden oluşmaktadır bir alt katman olarak…</p>
<p align="left">Molekülleri meydana getiren atomların bir alt katmanında ise kuarklar okyanusu yeralmaktadır… Bu katman (semâ) itibariyle de evren, bir kuark okyanusudur. Algılayıcısına göre…</p>
<p align="left">Nihayet, bir manâ okyanusu, sonsuz sınırsız bize göre!… Esmâ mertebesi, denmiş… İhtiva ettiği anlamlar ve yaratmadaki amaç itibariyle “<strong>ayanı sabite</strong>” denmiş… Her an kendindeki  manaları kendi seyreden…</p>
<p align="left">Gerçekte, “<strong>çok  boyutlu tek kare resim</strong>” seyri, tek bir tecellî… “<strong>State</strong>” tabiriyle veya <strong>string  teorisiyle</strong> işaret edilmek istenen <strong>Holografik</strong> bütünlük!… Ne madde, ne manâ diye nitelendirilebilecek bir <strong>anlam okyanusu!&#8230;</strong> Bir “<strong>nokta</strong>”!.  Zaman boyutunun adı “<strong>AN</strong>”!&#8230; Ama tek  bir “<strong>AN</strong>”!. İkincisi olmayan!.</p>
<p align="left">Bakın <strong>Allah Rasûlü  muhteşem Zât,</strong> 1400 küsur sene önce, bu katmansal değerlendirmeyi nasıl anlatmış <strong>mecâz</strong> – <strong>benzetme</strong> yollu:</p>
<p align="left"><strong>“Birinci kat semâ ikinci kat semâ içinde çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir. İkinci kat sema ise üçüncü kat semâ içinde, çöldeki bir yüzük halkası gibi kalır… Yedinci kat semaya kadar bu böylece devam eder… Yedi kat semâ ise kürsî içinde bir yüzük halkası gibi kalır çöldeki!”</strong></p>
<p align="left"><strong>“Kürsî”</strong> ve “<strong>semâ</strong>” kelimeleriyle işaret edilen  katları, afâka göğe, uzaya dönük olarak değil; varlığın orijinine, “<strong>nokta</strong>”ya doğru katmanlar olarak değerlendirin.</p>
<p align="left">Ayrıca… Daha da ötesi…</p>
<p align="left">Atomik kökenli olarak algılamakta olduğumuz katman olan  evrenimiz, acaba, hangi “<strong><a href="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/ssohbet/ustmadde.mp3" target="_blank">üstmadde</a></strong>”(?) türü evrenin içindeki, bir alt  katman (semâ) olarak kalmaktadır? Bir de bunu sorgulayıp düşünelim!</p>
<p align="left">Bana ulaşanlara göre, yazılarımı okuyanların en  zorlandıkları husus, “<strong>nokta</strong>”daki “<strong>esma mertebesinin projeksiyonu</strong>” ile  oluşan evren içre evrenler yanı sıra; sonsuz sayıda projeksiyonlar oluşturan sayısız  “<strong>nokta</strong>”ların varlığı hususu…</p>
<p align="left">Yazılarımızdan sonra, okuyucularımız arasında genelde yanlış  olarak anlaşılan bir husus da, “<strong><em>Allah</em></strong><em>” isminin “<strong>Nokta</strong>”ya işaret  ettiği” </em>kanâati…</p>
<p align="left">Oysa, hiç bir yaratılmışın havsalasının alamayacağı alan,  bundan sonrası…</p>
<p align="left">“<strong>Allah âlemlerden  Ganî’dir</strong>”  vurgulaması ve hükmü var!</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” adıyla  işaret edilenin algılanabilen hiçbir şey ile kayıtlanamayacağı; yanı sıra…</p>
<p align="left">“<strong>NOKTA</strong>” ötesi  itibariyle de, “<strong>Ganî</strong>” oluşu zorunlu  hükümdür!.</p>
<p align="left">“<strong>Nokta</strong>”lar sonsuz  ve sayısız, “<strong>ALLAH</strong>” ismiyle işaret  edilen ise tüm kavramların ötesinde!</p>
<p align="left">Her biri,  evren içre  evrenler ihtiva eden sayısız “<strong>nokta</strong>”lar!.</p>
<p align="left">Nihayet, tüm bunları yaratan, “<strong>ALLAH</strong>” adıyla işâret edilen!</p>
<p align="left">“<strong>EKBER</strong>” kelimesi  dışında, bu gerçeğe işaret eden başka da isim yok!</p>
<p align="left">“<strong>ALLAHU EKBER</strong>”!.</p>
<p align="left">Bu gerçeği düşünebilen ve daha da ötesi, hissedebilenin “<strong>haşyet</strong>” duymaması mümkün mü?</p>
<p align="left">Varlığı, ancak ilimle farkedilen; ama detayına ulaşılması  muhal -olanaksız olan “<strong>nokta</strong>” ötesi  realite!. “<strong>EKBER</strong>” isminin  işareti olan anlam!.</p>
<p align="left">“<strong>ALLAHU EKBER</strong>”!</p>
<p align="left">Nitekim bu duruma <strong>Allah  Rasûlü</strong> secdede okuduğu şu cümlesiyle işaret ediyor;</p>
<p align="left"><strong>“La uhsiy senâen  aleyke ente kemâ esneyte ala nefsik”</strong></p>
<p align="left"><strong>“Senin kendini bilmen  gibi benim seni değerlendirmem asla mümkün değildir!”</strong></p>
<p align="left">Acaba, kaç kişi  gerçek anlamıyla “<strong>Allah</strong>” diyebiliyor;  “<strong>Allahu Ekber</strong>” diyebiliyor hayatı  boyunca, dediğini derinliğine düşünerek ve hissederek?..</p>
<p align="left">Kaç kişi, <em>kafasında  yarattığı sınırlı sorumlu hesaba çekilir tanrısına “<strong>Allah</strong>” ismini <span style="text-decoration: underline;">etiketleyip</span>; ona, “<strong>benim güzel allahım</strong>”, “<strong>ulu  tanrım en büyüktür</strong>”</em> diyerek; <strong>Musa</strong> (aleyhisselâm)’ın, “<strong><em>tanrısını kucağına yatırıp kafasındaki bitleri ayıklamak isteyen çobanı</em></strong>”  gibi bu Dünya’dan geçip gidiyor?</p>
<p align="left">Ciddî olarak, bunu hiç düşündünüz mü?</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
06 Şubat 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-mucizesi-ekberiyet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/ssohbet/ustmadde.mp3" length="84132864" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/mulhimebilinc.mp3" length="80516075" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>KURÂN VE YENİ ÇAĞ</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-ve-yeni-cag/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-ve-yeni-cag/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 13:06:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Hulusi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sufizm.gen.tr/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=41] &#8220;1428&#8243;&#8230; ! ? Yeni bir yıla giriyoruz bugün… Yeni bir döneme… Hayretteyim!.. Hicreti esas alan Müslümanların takvimine göre, yüzyılın başını 27 yıl geçti ve yeni bir yıla, yeni bir döneme daha giriyoruz; ama hâlâ umdukları gibi bir &#8220;Müceddid&#8221; (yenileyici) gelmedi! Beyaz atı ve elinde kılıncıyla ya da tüfengiyle Mehdî ortaya çıkmadı! Psikiyatrinin ilgi alanına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[MEDIA=41]</p>
<p align="left">&#8220;1428&#8243;&#8230;</p>
<p align="left"><strong>!</strong></p>
<p align="left"><strong>?</strong></p>
<p align="left">Yeni bir yıla giriyoruz bugün… Yeni bir döneme…</p>
<p align="left">Hayretteyim!..</p>
<p align="left">Hicreti esas alan Müslümanların takvimine göre, yüzyılın başını 27 yıl geçti ve yeni bir yıla, yeni bir döneme daha giriyoruz; ama hâlâ umdukları gibi bir &#8220;<strong>Müceddid</strong>&#8221; (yenileyici) gelmedi! Beyaz atı ve elinde kılıncıyla ya da tüfengiyle Mehdî ortaya çıkmadı! Psikiyatrinin ilgi alanına giren bazı mehdîler(!) ise konumuz dışında.</p>
<p align="left">Peki, gerçekten böyle biri mi yok? Yoksa böyle biri var da, bizim şartlandırıldığımız şekilde biri olmadığı için mi fark edemiyoruz?</p>
<p align="left">Her neyse…<span id="more-477"></span></p>
<p align="left">Gelmedi güya, ama biz hızla yenileniyoruz(!?) yepyeni  anlayışlarla…</p>
<p align="left">Köyüme ulaşan haberlere göre…</p>
<p align="left">Lâik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal Kurumu ilân etti  ki vücut hatlarını gösteren kıyâfetler giyen kadınlar <strong><em>teşhirci</em></strong>dir!</p>
<p align="left"><strong>Muhyiddini Arabi,  İbrahim Hakkı Erzurumî, Mevlana Celâleddin, İmam Azîz Nesefî</strong> ve nîce bunlar  gibi burçlar ilmini (astroloji) kabul eden; <strong><span style="text-decoration: underline;">astrolojik tesirlerin insanların tüm yaşamını, -ahîret ve cennet  boyutu dahil etkilediğini söyleyen kişiler din dışıdır;</span></strong> fetvası veriyor  basında ilâhiyatçılar!.</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong>, insanların <strong><span style="text-decoration: underline;">ölümü TATMAK</span></strong> sûretiyle <strong><span style="text-decoration: underline;">boyut değiştirip yaşamlarına devam  edeceklerini</span></strong> bildirirken&#8230; <strong>Allah  Rasûlü,</strong> kâbirdeki kişilerin canlı ve kendilerine hitap edeni duyar halde  olduklarını vurgularken… Bütün Müslümanlar <strong>Amentü</strong>’de  “<strong>vel ba’sü badel mevt</strong>”, yani “<strong>mefta oluşumla birlikte ölümötesi yaşamıma  bâ’s olacağıma <span style="text-decoration: underline;">iman ettim</span></strong>” derken&#8230; Ölen(!?) insanın toprak olup, sonra tekrar topraktan yaratılacağını söyleyen bir kişi İlâhiyat Fakültesine Dekan seçilebiliyor; ortalıktaki bu tür ilâhiyatçılardan (<em>tanrıbilimcilerden)</em> ileri geçilmiyor!.</p>
<p align="left">Daha, <strong>İmamı Gazalî</strong>’nin  açıkladığı &#8220;<strong><a href="http://www.okyanusum.com/bais.htm" target="_blank">El Bâis</a></strong>&#8221; ismi anlamından  ve &#8220;<strong><a href="http://www.okyanusum.com/bais.htm" target="_blank">Baâs</a></strong>&#8220;ın ne olduğundan haberleri  bile yok sayın din profesörlerinin!</p>
<p align="left">Fesuphanallah!&#8230;</p>
<p align="left">Yenileniyoruz!. Her nasıl yenilenmekse! Kulağın çınlasın ey  Müceddid!.</p>
<p align="left">Neyse…</p>
<p align="left">Dünya üzerinde yaşamakta olan bir sürü insan arasında, biz konumuza  dönelim&#8230;</p>
<p align="left"><strong>YENİ ÇAĞIN</strong> şifrelerini  veren &#8220;<strong>KURÂN</strong>&#8221; isimli, insanlık  durdukça geçerli <strong>muhteşem bilgi  kaynağının</strong> kodlarını çözmek için, gerekli alt yapıyı kendimizde oluşturmaya  çalışarak…</p>
<p align="left"><strong>Sonsuzluğun muhteşem  Ruh’u Allah Rasûlü Muhammed Mustafa</strong> aleyhisselâmın işaretlerindeki  şifreleri çözmeye çalışarak…</p>
<p align="left">Zirâ gerçek <strong>yeni çağ,</strong> <strong>Kurân</strong>’ın değerinin günümüz bilgileri ışığında tüm dünyada fark edilmesiyle yaşanacaktır… Ne var ki, bunun faturası ağır olacaktır insanlığa… Doğum kolay gerçekleşmeyecektir.</p>
<p align="left">Evet, konumuz evren içre evrenlerin hakikati… Bunu algılayan  bilincimizin ne olduğu…</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;">Bilinç, beynin &#8220;<strong>print-out</strong>&#8220;udur,  yani, dilediği kadarınının &#8220;çıktı&#8221;sı !.</span></p>
<p align="left">Beyin dahi, İngilizce’de &#8220;<strong>data</strong>&#8221; denen evrensel salt &#8220;<strong>bilgi</strong>&#8220;nin, &#8220;<strong>print-out</strong>&#8220;udur!.</p>
<p align="left">Dolayısıyladır ki, geçmişteki bir kısım önde gelen  evliyâullahın &#8220;<strong>âlemlerin aslı hayâldir</strong>&#8220;; &#8220;<strong>yaşananlar hayâl içre hayâl içre  hayâldir</strong>&#8221; şeklindeki keşifleri, mutlak gerçeği yansıtmaktadır!.</p>
<p align="left"><strong>Ceberût</strong> âleminden, &#8220;<strong>data</strong>&#8220;dan,  yani &#8220;<strong>esmâ mertebesinden</strong>&#8221; gelip, <strong>nâsut</strong> âleminde madde(?) dünyasında  beyin olarak açığa çıkan ve tekrar geldiği yoldan &#8220;<strong>aslı</strong>&#8220;na rücû eden (dönen) anlamlar, her an var olup yokluğa  gitmekteler; yüzlerce yıl önce keşif yollu algılandığı üzere.</p>
<p align="left">&#8220;<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salavat.htm" target="_blank">Salâvat ve Ayna Nöronlar</a></strong>&#8221; ile &#8220;<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kuranianlamiyoruz.htm" target="_blank">Kurân’ı Neden Anlamıyoruz</a></strong>&#8221; başlıklı yazılarımda, insanın &#8220;<strong>madde</strong>&#8221; algılamasının yalnızca beş duyudan kaynaklanan bir <strong>zan</strong> olduğunu, oysa içinde yaşamakta  olduğumuz gerçek boyutun çok farklı olduğunu anlatmaya çalışmıştım.</p>
<p align="left"><strong>Muhteşem bilgi  kaynağı Kurân’ın ve Allah Rasûlü’nün işaretlerinin </strong>hakkıyla  değerlendirilmemesi sonucu, tamamen saptırılmış bir din anlayışının toplumlara  yerleştiğini, bunun da <strong><em><span style="text-decoration: underline;">her şeyi madde sanan</span></em></strong> ve  gelecekteki yaşam boyutlarının dahi “<strong>madde</strong>”  üzerine kurulu olduğunu hayâl eden bir neslin yetiştiğini fark ettirmeye  çabaladım.</p>
<p align="left">“<strong>Dünyada a’ma olan </strong>(basîret  körü)<strong>, âhırette de ebeden âma kalır</strong>”  uyarısının nedenlerini anlatmaya gayret ettim.</p>
<p align="left">“<strong>Dünya</strong>” ismi bir anlamıyla üzerinde yaşadığımız arza işaret ederken,  diğer anlamıyla da “<strong><span style="text-decoration: underline;">kişinin dünyasına</span></strong>”  işaret eder!.</p>
<p align="left">“<strong>Dünya hayatı oyun ve  eğlenceden başka bir şey değildir</strong>” hükmü, “<strong>kişinin dünya</strong>”sıyla ilgilidir; fizik dünya ile değil.</p>
<p align="left">Bütün insanlar kendi dünyalarında yaşarlar. Kendi “<strong>nokta</strong>”larının projeksiyonu içinde  oluşan konideki, “<em>dünyalarında</em>”! Birbirleriyle  iletişimlerine rağmen! Rüya, bunun apaçık misâlidir.</p>
<p align="left">Fizik Dünya’nın cehennemi her ne kadar Güneş ise de; Dünya, sonuçta Güneş içinde buhar olup yok olup gidecek; algıladığımız anlamda toprak veya madde kalmayacak olsa da; kişinin cehennemi, bir, bulunduğu mahal itibariyle, bir de, içinde yaşadığı hâl itibariyledir. İçinde bulunduğu bedeni ve yaşadığı ortamın canlıları itibariyle yaşayacağı cehennem yanı sıra, bir de bildiğimiz anlamda ateş değil, kişiyi yakan manevi anlamda ateştir!. Tıpkı çok sevdiğini, bağlı olduğunu yitiren insanın yanmasına yol açan ateş gibi!. Bu olay <strong>Kurân</strong>’da, kişinin tekrar tekrar derilerini yakan ateş olarak sembolleştirilmiştir. Yoksa maddenin ve dolayısıyla maddeden oluşan bedenin olmadığı ortamda, fizik ateş tahayyülü yalnızca robot beyinlerin ezberleyip tekrar edeceği bir olaydır!.</p>
<p align="left">Hadîslerden haberi olmayan, ya da aklı basmadığı için onları inkâr eden din adamları ve ilâhiyatçıların (tanrıbilimci) bu olayı deşifre edebilmesi elbette mümkün değildir.</p>
<p align="left">“<strong>Kıyâmet günü, Güneşin dünyaya bir mil mesafeye geleceğini, insanların sıcaktan terlerinin bellerini ya da ağızlarını gemleyeceğini</strong>” söyleyen <strong>Allah Rasûlü</strong>’nün, <strong><span style="text-decoration: underline;">nasıl  bir cehennemden</span></strong> söz ettiğini anlamak için, çok kapsamlı ve sistemli düşünen bir beyne sahip olmak gerekir. Âyet ezberleyip, üç kuruşluk aklının, kavrayamadığı hadisleri inkâr eden sözde din âlimlerinin bu konuları değerlendirmesi elbette mümkün değildir.</p>
<p align="left">Olayın bu kadar açık ve sarih yanlarını kavrayamayanların; insanın hakikatini, varlığın aslını ve insanın ne yönüyle cennet diye tanımlanan boyutu nasıl ve nerede yaşayacağını ya da neden nasıl yaşayamayacağını anlaması ise hiç mümkün olmaz elbette.</p>
<p align="left">Öte yandan, <em>tasavvuf  menkıbeleriyle ömür tüketip</em>; mahallelerindeki zamanın “<strong>gavs</strong>”ı(!) olan şeyh efendinin, “her şey “<strong>Hak”tır; hak’tan başka bir şey yoktur, ben de Hakk’ım sen de Hak’sın</strong>”  anlatımlarıyla avunan kişilerin, “<strong>zâhidân</strong>”ı  (yoğun ibadetle tanrıya tapınan) <strong>evliya</strong>dan  sanması elbette ki gayet normaldir.</p>
<p align="left">“<strong>Ben hakkım</strong>” diye  bağırmaya başlamanın, “<strong>nefsi levvame</strong>”  düzeyinde kendindeki hakikati yaşayamamanın bunalımı içindeki bilincin, “<strong>mülhime</strong>” düzeyindeki varlığının  hakikatine ait ilhamları almasının sonucu olduğunu&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi, kâh inerim yeryüzüne seyreder  âlem beni”</strong> diyenin; “<strong>cüppemin  altında Allah’tan gayrı yok</strong>” diyenin, bunları “<strong>Mülhime</strong>” bilinci yaşantısı içinde aldıkları ilhamlarla söylediklerini  ve orada “<strong>velâyet</strong>”in daha kokusunu  bile almamış olduklarını ne bilsin bu yolun heveslileri…</p>
<p align="left">Ne bilsinler, kerâmet sandıkları bir kısım olağan dışı  olguların, “<strong>velâyet</strong>” delili olmadığını… Müslüman olmayanlarda bile bunların açığa çıkabildiğini! İstidraç ile kerâmetin aynı mekânizmayla meydana geldiğini… Bu yüzden de, evliyâullahın, “<strong>kevni kerâmet</strong>”leri hoş görmeyip, “<strong>önemli olan ilmî kerâmettir</strong>”  dediklerini nereden bilecekler. Peki, ne ola ki o “<strong>ilmî kerâmet</strong>” denilen?</p>
<p align="left">Kişilerin bilgilenip gerçeği görmemeleri için, her türlü araştırma sorgulama, başkalarının eserlerini okuma yasaklanmıştır pek çok çevrede!.</p>
<p align="left">Bir sürü insan, körü körüne tâbi olup, zamanın “<strong>Gavs</strong>”ı olduğunu sandığı şeyhinin öğretisiyle geçer gider Dünya’dan, kendi hayâl dünyası içinde. Niceleri geçmiş böyle ve hâlâ geçmekte&#8230;</p>
<p align="left"><strong>Velâyet</strong>, “<strong>Mutmaine</strong>” de başlar en dar kapsamlı  müşahededen… Risâlet ile son bulur en kapsamlı hâli “<strong>Sâfiye</strong>” ile…</p>
<p align="left"><strong>Velî</strong>’de başlayan  müşahede, gerçeklere şahid olma kemâlâtı, <strong>Rasûl</strong>’de  zirveye oturur. “<strong>Risâlet</strong>” varlığını  “<strong>El Velî</strong>” isminin işaret ettiği  özellikten alır. <strong>Rasûller</strong> dahi  velâyetleri itibariyle farklı kapsamlara sahiptirler.</p>
<p align="left"><strong>Nübüvvet</strong>, “<strong>dünyevi bir görevdir</strong>”, Dünya yaşamında  son bulur ve âhiret yaşamında işlevi yoktur. <strong>Nebî</strong>’ler dahi <strong>Veli</strong>’dirler  ve velâyet kemâlleri ile âhırette yer alırlar.</p>
<p align="left"><strong>Velâyet</strong>, varlığın  hakikatini yaşama, açılımıdır.</p>
<p align="left"><strong>Nübüvvet</strong>,  varlıkta geçerli olan ve “<strong>sünnetullah</strong>”  denen sistem ve düzenin işleyişini bildirme ve buna göre ne yapılırsa sonucunun  ne olacağını bildirme işlevidir.</p>
<p align="left"><strong>Risâlet</strong>,  velâyetin zirvesinin adıdır.</p>
<p align="left"><strong>Veliler</strong>, “<strong>Allah kubbesinin örtüsü altındadır</strong>” ve  onları dışardan bilmek mümkün değildir.</p>
<p align="left"><strong>Öğrendiklerini “</strong><em>tekrarlamak</em><strong>” ve eskilerin anlattıklarını “</strong><em>yinelemek</em><strong>” velâyet değildir; Velâyet, kişiye özgü bir  yaşam hâlidir!. “Velâyet” </strong>konusunun detaylarını <strong>“<a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/bilincin.htm" target="_blank">Bilincin Arınışı</a>” </strong>isimli  kitabımızda yazmıştık. İsteyenler oradan okuyabilirler.</p>
<p align="left">Bunları kısaca geçtikten sonra, geldik şimdi işin  kavranılması zor olan bölümüne…</p>
<p align="left">Varlığın aslı “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” yani “<strong>Allah isimlerinin  işâret ettiği özelliklerin bulunduğu âlemdir” </strong>dedik.</p>
<p align="left">“<strong>Allah isimleri</strong>”nin  bize bildirilen anlamları, son derece sığ ve dar kapsamlıdır. <strong>Beşere GÖRE</strong> anlatılan anlamlardır.  Gerçekte bu isimlerin <strong><span style="text-decoration: underline;">işâret ettiği</span></strong> anlamlar ve varlığı oluşturmadaki işlevleri çok çok kapsamlı ve farklıdır.</p>
<p align="left">Madde dünya, et-kemik insan ve gökte tanrı anlayışı ile  olaya bakmaktan <strong>arınamadığımız</strong> sürece, “<strong>Allah</strong>” isimlerinin anlamı  konusunda da maalesef çok sığ düşünmekten çıkamayız. “<strong><em>Tanrının güzel isimleri</em></strong>”  der, onları ezberleyip tekrar etmekle “<strong><span style="text-decoration: underline;">ihsa</span></strong>”  ettiğimizi sanarak avunur, <strong><span style="text-decoration: underline;">bunların  bize niye bildirilmiş olduğu</span></strong> veya konuya nasıl yaklaşmamız gerektiği  hususları üzerinde hiç durmayız.</p>
<p align="left">Oysa, diğer tarafta…</p>
<p align="left">Batılı bilim adamları, bugün ulaştıkları son noktada, fizikten, “teorik fiziğe” dönmek zorunda kalmışlardır. Deneye dayanan bilim, bugün artık teorik fizik olarak yaşamını devam ettirmek zorunda kalmıştır varlığın orijinini keşfetme sahasında!.</p>
<p align="left">“<strong>Madde</strong>” anlayışı  günümüz fizik anlayışında varlığını tümüyle yitirmiş, <strong>yapı taşı</strong> olmaktan çıkmış, <strong>yapıda  algılanan taş noktasına</strong> inmiştir!.</p>
<p align="left">Geri kalmış ülkelerin insanları, <em><span style="text-decoration: underline;">“<strong>madde</strong>”yi esas alan bir  fizik ve DİN anlayışında</span> </em>iken; bilimsel gelişmeleri yakından takip eden  kişiler <strong>teorik fizik ve “spritüel din”  anlayışına ulaşmışlardır</strong>.</p>
<p align="left">Ulaşılan “<strong>spritüel  DİN</strong>” anlayışı ise, yeni bir şey olmayıp, 1400 küsur sene evvel <strong>Allah Rasûlü Muhteşem İnsan Muhammed  Mustafa</strong> (aleyhisselâm)’ın açıklayıp; <strong>O</strong>’nun  yolundan giden evliyâullahın yaşadığı, <strong>tasavvuf</strong> adı altında mecâzlarla işâretlerle anlatılmaya çalışılmış “<strong>DİN</strong>” gerçeğidir.</p>
<p align="left">1400 küsur yıl önce Mekke’den doğmuş ilim güneşi, bugün Batı’dan  bilimsel doğuşa başlayarak, <strong>Kurân’ın ve  Allah Rasûlü’nün</strong> verilerini teyit etmekte ve insanlığa altın çağın  müjdesini vermektedir.</p>
<p align="left"><strong>Yeni çağ</strong>, <strong>Kurân bilgisinin bilimle deşifre edileceği  çağ</strong> olarak insanlıkta yerini alacaktır.</p>
<p align="left">Evet, gelelim “<strong>esmâ  mertebesi</strong>” tanımlamasının işaret ettiği realiteye…</p>
<p align="left">Önce fark edelim ki…</p>
<p align="left"><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Beş duyu</span></em></strong> ile önünü görmeye çalışan insanlık, sanki,  yerden göğe uzanan metrelerce uzunlukta bir çelik duvarın önünde durmakta; <strong>jilet kalınlığı</strong> kadar bir alandan,  duvarın arkasını görmeye çalışmaktadır!.</p>
<p align="left"><strong>Bilimin algı kaynağı  gözün görme sınırları</strong>, santimetrenin on binde dördü ile yedisi arasıdır. Santimetrenin üssü -35’lerden başlayan dalga boylarından kilometrelerce uzunluktaki dalga okyanusu içinde gözden beyne giden dalga boyları okyanustan bir zerre bile değildir.</p>
<p align="left">İnsanlığın evrenden algıladıklarının tamamı yüzde 4’tür günümüz bilimine göre… Geri kalan yüzde 96 bize karanlıktır. Hesaplamalara göre bunun yüzde 60 küsuru dark (karanlık) enerji ve 30 küsuru da dark (karanlık) madde… <strong>Uyarayım</strong>; burada kullanılan “<strong>madde</strong>” kelimesini, beş duyu ile  algıladığınız “<strong><em>madde</em></strong>” ile karıştırmayın… İsim benzerliği olaydaki… Gerçekte,  sizin algıladığınızı sandığınız gibi bir “<strong><em>madde</em></strong>”, hiçbir zaman varolmadı!</p>
<p align="left"><strong>Evet, tüm bilimsel  tespitler, bu göz kökenli algılanan verilere göredir…</strong></p>
<p align="left">Oysa, beyin, orijini itibariyle nedir? Et mi?.. Biyokimya mı? Biyoelektrik mi? “Bileşik atomik evrensel kitle”de bir bölüm mü?.. Ya da ne?.</p>
<p align="left">Onbir boyutlu evren modelini ortaya koyan string teorisi,  bazılarının “<strong>state</strong>” dediği, bizim “<strong>data</strong>” kelimesini kullandığımız salt “<strong>bilgi</strong>”nin kendi içindeki dönüşümünden  başka bir şey değildir.</p>
<p align="left">String hareketleriyle açığa çıkan her şey, “<strong>data</strong>”daki “<strong><span style="text-decoration: underline;">Allah isimleriyle işaret edilen özelliklerin</span></strong>” (“bilgi”)  oluşturduğu <strong>“sanal</strong>” <strong>(virtual) </strong>gerçekliktir.</p>
<p align="left">Bu virtual-sanal gerçeklik, “<strong>Allah</strong>” isimlerinin <strong>işâret  ettiği özellikler</strong> dolayısıyla, birbirini oluşturan algılama katmanlarıyla, “<strong><span style="text-decoration: underline;">beyin</span></strong>” dediğimiz yapıyı ve insan algılamalarını meydana getirirken; biyolojik anlamda beyni olmayan, evrendeki sayısıyız varlıklarda dahi virtual “<strong>beyin</strong>”lerle  sayısız algılama türlerini meydana getirmektedir.</p>
<p align="left">“<strong>Görünmez varlıklar  vücudunuzda gezer farkında olmazsınız</strong>” uyarısını yapanlar, insan bedeninin diğer dalga yapılı varlıklar için belki de top sahası kadar geniş dolaşma alanı olduğuna, insan bedenin <strong>boşluklardan  ibaret</strong> olduğuna dikkat çekmişlerdi;</p>
<p align="left"><strong>Bilinç, nasıl, beynin  açığa çıkmasını istediklerinden ibaretse, sanki bilgisayarın monitörü  hükmündeyse; bir “print-out” ise…</strong></p>
<p align="left"><strong>Gerek insandaki biyolojik beyinler ve gerekse dalga okyanusundaki sayısız canlılarda var olan virtual-sanal beyinler dahi, gerçekte “data”nın sanal çıktılarıdır. Esmâ mertebesinin, âlemlerini seyridir.</strong></p>
<p align="left">Enerji, İlahî <strong>kudretin</strong> algılanışının, günümüzdeki adıdır!.</p>
<p align="left">“<strong>Data</strong>” yani “<strong>salt “bilgi</strong>” tüm anlam ve kavramların  anası-aslı, fakat bir anlama bürünmemiş hâli, İlâhi ilmin ilk zuhurudur. Bu, <strong>ilk ve tek tecellidir</strong>.</p>
<p align="left">Hayatın kaynağı olmasına işaretle, “<strong>RUH</strong>” veya “<strong>Ruh-u Â’zâm</strong>”  adı verilmiştir. İhtiva ettiği ilmi ilâhi itibariyle “<strong>Akl-ı evvel</strong>” denilmiştir. “<strong>Allah  önce aklı yarattı”</strong> işareti bu noktayadır.</p>
<p align="left">“<strong>Melekût</strong>” boyutu, bu sanal seyir boyutunun varlığıdır!. Bu boyutun anlamları, evren içre evrenleri ve varlıklarını meydana getirirler; <strong><span style="text-decoration: underline;">algılayana göre</span></strong> var olan bedenleriyle… “<strong>Aklı-ı kül ve nefsi kül</strong>” tanımlamaları buradaki iki özelliğe işaret  eder. Burada, anlamlar belirginlik kazanmıştır evren içre evrenler sûretinde. “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”nin tenezzülü ile bu  boyut meydana gelmiştir.</p>
<p align="left"><strong>Hayat, ilim, irade,  kudret, kelâm, semi, basar</strong> vasıfları, “<strong>esma  mertebesi</strong>” dediğimiz salt “<strong>data</strong>”  veya “<strong>bilgi</strong>”nin varlığını  oluşturandır!. “<strong>Nokta</strong>” bunların  tümünü kapsayan tekil yapıdır!.</p>
<p align="left">Bu isimler, aynı şeydeki 7 ana vasfa işaret eder ki, bunun  sonucu da “<strong>Tekvin</strong>”dir!. Böylece esmâ  özellikleri açığa çıkar ve “<strong>kevn</strong>”  meydana gelir… Yani, âlem içre âlemler, evren içre evrenler!.</p>
<p align="left">Burada algılayan esastır!. Algılayana göre, algılananlar  oluşur!.</p>
<p align="left">Algılayan?</p>
<p align="left">Algılama, “<strong>birim</strong>”dir!.</p>
<p align="left">“<strong>Birim</strong>”,  algılamayla hayat bulur. Bu algılamada, reaksiyonu oluşturur ve böylece birim  var oluşunun amacına “<strong>kulluk”</strong> etmiş  olur. Bize “<strong>iyyake na’budu</strong>” her  namazda “<strong>OKU</strong>”tulurken, yapacağımız  mirâc ile bu gerçeği hissetmemiz istenmiştir kanaatimce.</p>
<p align="left">“<strong>Siz onların zikrini  anlayamazsınız</strong>” hükmü, bu boyutsal derinlikte var olan birimler ve yerine  getirdikleri “<strong>kulluk</strong>” dolayısıyladır.  Kişi, kendi varlığındaki “<strong>birim</strong>”lerden,  evren içre evrenlerde yer alan sayısız “<strong>birim</strong>”lere  kadar, hiçbirinin “<strong>kulluğu</strong>”nun  neden, nerede, nasıl olduğunun farkında değildir.</p>
<p align="left">Algılama, “<strong>birim</strong>”in  hakikatindeki “<strong>esma özellikleri</strong>”nden  kaynaklanır. “<strong>Esma mertebesi</strong>”  denince, sayısız özellikleri olan <strong>tek  bir yapıdan</strong> söz edilmektedir. Bundaki çeşitli özellikler, sayısız birimleri yaratmakta ve onlara sayısız özellikler bahşetmektedir kendi varlığıyla.</p>
<p align="left">“<strong>Her an yeni bir şan  alması</strong>”, bu tekilliğin, <strong>tek kare  resmin,</strong> her an yeni bir görüntüsü olarak kabul edilmekte… Bu da, âlemlerin her an var olup, daha sonra yok olması olarak nitelenmektedir.</p>
<p align="left">“<strong>Allah</strong>” adıyla  işaret edilen, <strong>Zât</strong>’ı itibariyle, esmâ  mertebesi olarak açığa çıkardığı “<strong>NOKTA</strong>”  denilen âlem içre âlemler algılamasının getirisinden “<strong>GANÎ</strong>”dir! Lütfen bunu iyi anlayalım.</p>
<p align="left">Umarım, bu yazılarım bazılarınızdaki, “<em>insan gibi düşünen, gök yüzünden bizi seyreden, namaza durunca huzuruna çıkılan; gökten aracılarla kitaplar yollayıp emirler yağdıran <strong><span style="text-decoration: underline;">tanrı baba</span></strong> anlayışını”</em> ortadan kaldırıp; Hazreti <strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’ın,  “<strong>Allah</strong>” ismiyle işâret ettiğine  yönlendirir… <strong>Allah Rasûlü</strong>’nü de, “<strong><em>sevgili  peygamberimiz”</em></strong> kabulünden çıkarıp; “<strong>Hakikati Muhammedî</strong>”nin insanlık âlemindeki <strong>muhteşem açığa çıkışını </strong>fark etmeye bizi yönlendirir…</p>
<p align="left">“<em>İnsan gibi düşünen tanrı”</em> sanısından, “<strong>Allah ahlâkıyla ahlâklanın</strong>” anlayışına ulaşmak için, “<strong>Allah</strong>” adıyla neye işaret ediliyor, önce  bunu anlamak zorunludur!</p>
<p align="left"><strong>Kurân</strong>’daki çeşitli sırlara işaret eden âyetleri önce fark etmek; sonra da üzerlerinde derin düşünmek, çok farklı değerlendirmeler getirir insana… İnşâallah bir gün buna da sıra gelir.</p>
<p><strong>AHMED HULÛSİ<br />
20 Ocak 2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-hulusi/kuran-ve-yeni-cag/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

