<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sufizm.gen.tr -Düşünebilen Beyinlere. &#187; Ahmed BAKİ</title>
	<atom:link href="http://www.sufizm.gen.tr/category/ahmed-baki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sufizm.gen.tr</link>
	<description>sufizm, islam ve bilim.. sadece gerçeği arayanlara..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 23:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Ben Bu Cihana Sığmam</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/880/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/880/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:49:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed BAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünülesi Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=880</guid>
		<description><![CDATA[Gönül Ehlinden sayfalarımızda &#8220;Ben Bu Cihana Sığmazam&#8221; başlığıyla yayınladığımız, günümüzden yaklaşık altı yüzyıl önce &#8220;Nesimî&#8221; hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım bu yazıda. Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, &#8220;ben&#8221; diyerek işaret ettiğimiz &#8220;zat&#8221;ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sufizm.gen.tr/category/ahmed-baki/gonul-ehlinden/" target="_blank"><span class="devamm">Gönül Ehlinden</span></a> sayfalarımızda &#8220;Ben Bu Cihana Sığmazam&#8221; başlığıyla yayınladığımız, günümüzden  		yaklaşık altı yüzyıl önce &#8220;Nesimî&#8221; hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz  		kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım  		bu yazıda.</p>
<p>Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, &#8220;ben&#8221; diyerek işaret  		ettiğimiz &#8220;zat&#8221;ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu  		bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle hem teşbih hem tenzihi  		bünyesinde barındıran &#8220;tevhid&#8221; lisanıyla— anlatır. Böylece insana kendi  		hakikatinin farkında olmasının kapılarını açar. Nesimî&#8217;nin, ikiliği ortadan  		kaldırarak her şeyi içselleştiren ve zatında gören &#8220;ben&#8221; tarifi, hiç bir  		şeyle kayıtlı olmayıp, bütün tanımlamaların ötesindedir. Bu bir bakıma,  		&#8220;yerlere ve göklere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım&#8221; kudsi hadisine  		tam kalp ile şüphesiz imanın dillenişidir.</p>
<p>Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam,<br />
&#8216;Cevher-i lâmekan&#8217; benem, &#8216;kevni mekâna&#8217; sığmazam.</p>
<p>&#8216;Arş ile ferş&#8217; &#8216;kâf ile nun&#8217; bende bulundu cümle çün,<br />
Kes sözünü ve sessiz ol, şerh ve beyâna sığmazam.</p>
<p>Kevni mekândır âyetim, zâti durur bidayetim,<br />
Sen bu nişanla bil beni, bil ki nişana sığmazam.</p>
<p>Kimse güman ve zan ile olmadı Hakk ile biliş,<br />
Hakkı bilen bilir ki ben zan ve gümana sığmazam.</p>
<p>Surete bak ve mânâyı suret içinde tanı ki,<br />
Cism ile can benem velî, cism ile câna sığmazam.</p>
<p>Hem sedefem hem inciyem, Haşrü Sırat esenciyem,<br />
Bunca kumaş ve raht ile ben bu dükkâna sığmazam.</p>
<p>Gizli hazine benem ben iş, aynı ayan benem ben iş,<br />
Cevher-i yer benem ben iş, deryaya ve yere sığmazam.</p>
<p>Gerçi Muhit ve Azimem, adım âdemdir âdemem,<br />
Dar ile &#8216;künfekan&#8217; benem, ben bu mekâna sığmazam.</p>
<p>Can ile hem cihan benem, dehr ile hem zaman benem,<br />
Gör bu latîfeyi ki, ben dehre ve zamana sığmazam.</p>
<p>Yıldızlar ve felek benem, vahy ile hem melek benem,<br />
Çek dilini ve sessiz ol, ben bu lisana sığmazam.</p>
<p>Zerre benem, güneş benem, car ile penç ve şeş benem.<br />
Sureti gör beyan ile, çünkü beyana sığmazam.</p>
<p>Zat ileyim sıfat ile, Kadr ileyim Berât ile,<br />
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam.</p>
<p>Nâra yanan şecer benem, çarha çıkar hacer benem,<br />
Gör bu ateşin zebânisin, ben bu zebâne sığmazam.</p>
<p>Bal ile hem şeker benem, şems ile hem kamer benem,<br />
Rûh-i revân bağışlarım, rûh-i revana sığmazam.</p>
<p>Gerçi bu gün Nesîmiyim, Hâşimîyim, Kureyşiyim,<br />
Bundan uludur âyetim, âyet ve şâna sığmazam.</p>
<p>Hazreti İsa, Hallacı Mansur, İbni Arabi gibi seçkin zevatın dillendirdiği  		gerçekleri o devirde açan Nesimî de, insanlığa sunduğu aydınlığa karşılık  		neticede, onu tehdit olarak algılayan içinde bulunduğu inanç grupları tarafından  		40&#8242;lı yaşlarında ezayla şehit edilenler arasında tarihte yeralmıştır. Bununla  		birlikte, onun gerçeğe olan sevdası ile kaleme aldıkları ve verdiği eserler,  		okuyarak öğrenen insanların gönlünü yüzyıllardır fethetmeye devam etmektedir.</p>
<p>Rivayet edilir ki&#8230; Derisinin yüzülmesine fetva veren zamanın müftüsü,  		Nesimî&#8217;nin bedeni çarmıha gerili iken parmağını sallayarak &#8220;bunun kanı da  		necistir, uzva damlasa, o uzvun kesilip atılması gerekir&#8221; diyormuş. Tam  		bu sırada Nesimî&#8217;nin yüzülen derisinden bir damla kan müftünün şahadet parmağına  		sıçramış. Meydanda bulunan ehl-i can; &#8220;Müftü efendi, fetvanıza göre parmağınızın  		kesilmesi lazım&#8221; demiş. Müftü efendinin, &#8220;nesne gerekmez, biraz suyla temizlenir&#8221;  		dediğini duyan Nesimî kanlar içinde, daha önce yazmış olduğu şu beytini  		okur:</p>
<p>&#8220;Zahidin bir parmağın kessen döner Hak&#8217;tan kaçar,<br />
Gör bu gerçek aşıkı ser-pa (baştan ayağa) soyarlar ağrımaz.&#8221;</p>
<p>Bunun sonrasında da denir ki, Nesimî eğilip yüzülen derisini yerden alarak  		bir post gibi sırtına vurmuş ve Halep&#8217;in oniki ayrı kapısından aynı anda  		çıkarak insanların arasından çekip gitmiştir.</p>
<div class="blogquoteleft">Tasavvuf&#8217;taki &#8220;lâmekân&#8221; kavramına günümüz biliminde karşılık gelen kavram  			&#8220;non-locality&#8221;, Türkçesiyle &#8220;mekânsızlık&#8221;tır. Atomaltı boyut itibariyle  			uzayda her yerin aynılığını vurgulayan özelliğe fizikte &#8220;mekânsızlık&#8221;  			(non-locality) denir.</div>
<p>Şimdi bu mısraların ardındaki hazineyi görmeye ve anlamağa çalışarak  		gönüllerimizi aydınlatmaya bakalım.</p>
<p><strong>Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam,<br />
Cevher-i lâmekan benem, kevn ü mekâna sığmazam.</strong></p>
<p>İki cihan, &#8220;dünya ve ahıret&#8221; olarak değerlendirilebileceği gibi bunları  		ötelemeyen bilinç için &#8220;beş duyu ve beş duyu ötesi&#8221;, &#8220;madde ve mânâ&#8221;, &#8220;görünen  		ve görünmeyen&#8221;, &#8220;fiziki ve düşünsel&#8221; şeklinde de yorumlanabilir. Bu iki  		yapı benim varlığıma sığar; ancak ben bu cihana (bu görünen beş duyu evrenine)  		sığmam. Hem bedenim, hem ruhum; ama &#8220;ben&#8221; ne bedenim, ne de ruh!</p>
<p>Mekânsızlık (lâ mekân —beş duyu algısının ürünü olan mekânın yokluğu,  		onun ile kayıtlı olmayış) cevheri (özü, kaynağı) benim, ancak yine de kevni  		varlığa ve mekâna sığmam. Kevni, bu ortada &#8220;olan&#8221;, &#8220;algılanan&#8221; anlamınadır.  		Kevn ü mekâna sığmam: Bu kelimelerin işaret ettiğiyle kayıtlı, sınırlı değilim.</p>
<p>Tasavvuf&#8217;taki &#8220;lâmekân&#8221; kavramına günümüz biliminde karşılık gelen kavram  		&#8220;non-locality&#8221;, Türkçesiyle &#8220;mekânsız&#8221;lıktır. Bizim gördüğümüz uzaydaki  		şekil, suret ve yer gibi ayrımların, atomaltı düzeyde henüz varlığı belirmemiştir;  		bir yeri veya şeyi bir başka yerden veya şeyden ayırmak imkânsızdır. Bu  		varlıkta gördüğümüz, bildiğimiz her şey, neticede mekân (lokalite) kavramının  		geçersiz olduğu evrenin özündeki o düzeyden ortaya çıktığı için, evrenin  		aslı, sınırsız bir olasılıklar denizi gibi anlatılır, ki her olası şey ve  		yer ondan meydana çıkar. İşte bizim gördüğümüz uzayda her yerin aynılığını  		vurgulayan bu özelliğe fizikte &#8220;mekânsızlık&#8221; (non-locality) denir.</p>
<p>Bunun ötesinde, holografik gerçeklik esasına göre düşündüğümüzde, sınırsız  		ve sonsuz olan &#8220;Tek&#8221;e, ya da &#8220;Bütün&#8221;e ait her özellik hologramik biçimde  		her zerrede mevcuttur. (Daha geniş açıklama için bkz. 		<a class="devamm" href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/hologram">Holografik Bakış</a>) Varlık  		bütünüyle bir hologram olarak düşünüldüğünde, tıpkı bir hologram plakasının  		her bir noktasında, bakılan yöne göre üzerindeki resmin her noktasının görülebilmesi  		gibi, evrenin her bir zerresinde de bütüne ait tüm özellikler mevcuttur.  		&#8220;Bende sığar iki cihan&#8221;, bilebildiğimiz tüm özelliklerin insanın zatında  		toplandığına işarettir. Zira her zerre, bütüne açılan bir başlangıç gibidir.  		Nesimî, bu mânâyı müşahedesini, yine divanında yer verdiği şu beyitleriyle  		de dile getirir:</p>
<p>Külli yer ü gök Hakk oldu mutlak (Yer ve gök büsbütün Hak oldu, şüphesiz),<br />
Söyler def ü câng ü ney &#8220;Ene&#8217;l-Hakk&#8221; (Def, saz ve ney &#8220;Hak benim&#8221; diye söylerler).</p>
<p>Mescûd ile sâcid oldu vâhid (Secde edilenle secde eden bir oldu),<br />
Mescûd-i Hakiki oldu sâcid (Secde eden gerçekte secde edilen oldu).</p>
<p>Her katre mühit-i azim oldu (Her damla azameti kapsayan oldu),<br />
Her zerre Mesîh-i Meryem oldu (Her zerre Meryem oğlu İsa oldu).</p>
<p>O halde&#8230;</p>
<p><strong>Arşla ferş ve kaf u nun bende bulundu cümle çün,<br />
Kes sözünü ve ebsem ol, şerh ve beyâne sığmazam</strong>.</p>
<p>Arş (semavatın nihayeti) ile yer ve &#8220;kâf&#8221; ile &#8220;nun&#8221; bende bulunduğu için,  		sözünü kesip sessiz ol; ben şerhe (açıklamalara) ve beyana (bildirilenlere)  		sığmam.</p>
<p>Burada geçen &#8220;kaf&#8221; ve &#8220;nun&#8221; harfleri, Allah&#8217;ın &#8220;kün&#8221; yani &#8220;ol&#8221; emrine  		atıftır.</p>
<p>&#8220;İnnema emrühû iza erade şeyen, en yekûle lehu kün, feyekun.&#8221; (Yasin:  		82). Bir şeyin olmasını irade etti mi, &#8220;ol&#8221; der ve o şey olur!</p>
<p>&#8220;Kün&#8221;den oluşan &#8220;kevn&#8221;, yani &#8220;olan&#8221;, &#8220;varolan&#8221;; olanların hepsi birden  		de &#8220;kainat&#8221;tır. Ayrıca &#8220;kaf&#8221;, Allah&#8217;ın kudret sıfatına; yanısıra &#8220;nun&#8221; da  		&#8220;akl-ı evvele&#8221; işaret eder. Dolayısıyla kün, maddi, manevi bütün varlığın  		oluşumudur.</p>
<p>&#8220;Şerh ve beyâne sığmazam&#8221;, zatın hiç bir tanımla, anlatımla, açıklamayla  		kapsanamayacağının ve bu suretle bütün tanımlamalardan münezzeh olduğunun  		ifadesidir. Zat sözkonusu olduğunda tefekkür ve tezekkür, düşünce ve anlatım  		sonra erer, söz biter. Bundan ötürü, hadiste &#8220;Allah&#8217;ın zatı tefekkür edilmez&#8221;  		denmiştir.</p>
<p>&#8220;Arşla ferş ve kaf u nun bende bulundu cümle çün&#8221; mısraındaki &#8220;bende  		bulunduğu için&#8221; vurgusuna modern bilimin bulguları ışığında bakarsak&#8230;</p>
<p>Atom fiziğinde, maddenin derinliğine inildiğinde gözlemlenen nihai parçacık  		dünyasının, daha mikro düzeyde başka parçacıklara ayrıştırılamaz duruma  		geldiği tespit edilmiştir. Aslında çeşitli teorilerle bahsedilen atomaltı  		öğeler çoğu zaman soyut varlıklar sayılırlar, zira birçoğunun kütlesi yoktur;  		nesnel değil, tamamen kuramsal ve düşünsel varlıklardır.</p>
<div class="blogquoteleft">Atomaltı düzeyde herşey homojen tek bir &#8220;bütün&#8221; olarak var olduğundan  			dolayı, bireysel varlıkların, yani parçacıkların, bütünden ayrı olarak  			kendi başlarına hiç bir anlamı yoktur!</div>
<p>Bahsettiğimiz atomaltı düzeyde herşey homojen tek bir &#8220;BÜTÜN&#8221; olarak  		var olduğundan dolayı, bireysel varlıkların, yani parçacıkların, BÜTÜN&#8217;den  		ayrı olarak kendi başlarına hiç bir anlamı yoktur! Bunun sebebi, o düzeyde  		“nesne” diye birşeyin gözlemlenememesidir. Hiç bir anlama sahip olmadıklarından  		dolayı, o haldeyken hiç bir şeyin henüz bir &#8220;varlığı&#8221; da yoktur! Zira her  		şeyin varlığı, anlamı iledir. Peki, varlıklar ne zaman ortaya çıkmaktadır?  		Varlıklar, ancak bir gözlemci tarafından, ölçümler arasındaki ilişkinin  		ve karşılaştırmanın bir sonucu olarak &#8220;kavrandıklarında&#8221; bir özellik, yani  		anlam kazanmakta ve bu suretle kazandıkları özelliğe karşılık gelen varlıkları  		sözkonusu olmaktadır. Bu durumda, &#8220;var&#8221; diye hükmettiğimiz her şeyin, gözlemci  		bilinç ile gözlenen yapı arasındaki karşılıklı ilişkinin bir “ürünü” olduğu  		anlaşılır. O halde, gözlemci bilinç varoluş zincirinin bir unsurudur ve  		ondan ayrı değildir! Eğer gözlemcinin kavrayışı olmasa, gözlenen yapının  		bir “anlamı” olamayacak ve varlığından da söz edilemeyecektir. Buradan anlaşılır  		ki, insanın bakışını, bilincini, müşahedesini işin içine koymadan, varlıktan,  		dünyadan ve evrenden bahsetmemiz asla mümkün değildir. Hakikat ehlinin bizzat  		müşahede ettiği bu gerçeklik, yani varlıkların, o varlıkları seyreden bilincin  		dilemesiyle vücuda gelmesi, yahut her karşılaşılanı, seyreden bilincin kendi  		dileği olarak bulması, &#8220;cennet&#8221; diye anlatılan yaşam halidir. Edebe riayetle  		buna, her murad edilenin anında bahşedilmesi denmiştir.</p>
<p>O halde, bilinenin varlığı bilen sayesindedir, bilen ile mümkündür. &#8220;Ben  		gizli bir hazine idim, bilinmeyi istedim âlemi, bilmeyi istedim ademi halkettim&#8221;  		kudsi hadisinde işaret edilen mânâ budur. Her ikisini birden vareden Allah&#8217;tır.  		Buradan da, &#8220;cümlenin bende bulunması&#8221; işareti anlaşılmış olur.</p>
<p>&#8220;Sözünü kes ve sessiz ol, şerh ve beyâne sığmazam.&#8221;</p>
<p>Ne ile tarif edersen et zatını, sen o tarifin ötesindesin. Sınırsız olan  		zatını, sınırlı olan algı ve kavrayış kapsayamaz. Zira, kavrayış, sınırlamaya  		muhtaçtır! Her kavrayış senin bir veya birkaç özelliğini anlatır ama sen  		kavranabilen hiç bir şeye sığmazsın. Bunun farkına varıldığında söz de biter,  		açıklama da biter; sükunet başlar. Çünkü o hal, kendi kendine kalıştır.  		Gözün kendini görmemesi gibi, kendini kendine şerh ve beyanı da sözkonusu  		olmaz.</p>
<p><strong>Cûş kıldı akl-ı küll, geldi vücuda kâinat,<br />
Kâf ü nun emrinden oldu bu cihan yekbar mest</strong>.</p>
<p>Herşeyi kapsayan tümel akıl coştu ve evren yaratıldı. &#8220;Kaf&#8221; ile &#8220;nun&#8221;  		emrinden bu cihan bütünüyle mest oldu.</p>
<p>Coşmak diye anlatılan, kudsi hadisteki &#8220;bilinmekliğimi istedim&#8221; ifadesine  		atıftır. &#8220;Allah var idi, onunla beraber hiçbir şey yok idi&#8221; açıklamasında  		ifade edilen durumda iken kendini bilmeyi istedi. Bunu bir başka mecazı  		ile söylersek, &#8220;ben neyim ki?&#8221; diye varlığına nazar etmeyi murad etti. Böylece  		zaten sınırsız &#8220;can&#8221; olanın, kendini &#8220;bilmeyi&#8221; &#8220;muradı&#8221; gerçekleşti. Hay,  		Alim, Mürid. Ve böylece kendi azameti ve &#8220;kudretinin&#8221; nasıl bir şey olduğunu  		&#8220;işiten&#8221;, &#8220;gören&#8221; kendi oldu. Kadir, Semi, Basir. Bu anlatılan &#8220;kâinat&#8221;ın  		vücuda gelişidir. Kelim. İşte bu kendini &#8220;bilen&#8221;e varlıktaki adı ile &#8220;akl-ı  		evvel&#8221;, ya da burada olduğu gibi kimi zaman &#8220;akl-ı küll&#8221; tabir edilmiştir.</p>
<p>Burada arş ve kün işaretlerine biraz değinirsek&#8230;</p>
<p>Bizler &#8220;madde&#8221; diye yeryüzü koşullarında şartlandığımız özellikleri algılarız.  		Ancak bu sırada farkına varmayız ki bu tür özelliklerin ve dolayısıyla maddenin  		böyle oluşu ve bu maddenin bitişi, yer iledir. Yerkürenin, yani arzın ötesine  		yükselişle —içsel yönüyle değerlendirdiğimizde &#8220;dünyadan bağımsızlık kazandıkça&#8221;—  		madde, dünyada şartlandığımız halini yitirir, değişime uğrar; bizdeki madde  		algısı, dolayısıyla özellikleri başkalaşır. Dünyadan bakıp da dünyanın maddesi  		gibi olduklarını zannettiklerimiz, semanın katlarına doğru yükseldikçe buradaki  		ağır, bağlayıcı maddi özelliklerini yitirip &#8220;mânâlara&#8221; dönüşürler, içsel  		&#8220;hissedişlerden&#8221; ibaret kalırlar. Fiziksel diye bildiğimiz kurallar kaybolmaya  		yüz tutar. Nihayetinde bu bildiğimiz haliyle &#8220;özelliklerin&#8221; ve onları öyle  		&#8220;bilişlerin&#8221; de giderek azalması ile kaybolması sözkonusudur ki, işte madde  		ve mânânın o tükeniş limitine &#8220;arş&#8221; tabir edilmiştir. Arştan dünyaya iniş,  		nüzul denen olaydır. Sınırsızlığın, beş duyu dünyasında kendini ifadesi.  		&#8220;Arş, Allah&#8217;ın kudret ve saltanatının tecelli yeridir&#8221; denir. &#8220;Arş iki cihanı  		da kaplar&#8221; denir. Arşın üstü tamamen madde ve mânâdan ari, saf sınırsızlıktır  		ve hiç bir anlam, meleke, zihni kuvve ile değerlendirilemez.</p>
<p>&#8220;Errahmanü alel arşisteva&#8221; (Tâhâ, 20/5). Rahman arşa istiva etti.</p>
<p>Arştan bahsetmek için yine altındaki mânâ dediğimiz bilişlere başvurarak,  		yani mânâları kullanarak tarifler getiririz ama gel gör ki arşı dünyanın  		idraki ve şuuruyla bilemeyiz. Nasıl ki maddeyi madde ile ölçüyor; mânâları  		ise mânâya karşılık gelen bilinç yapımızla değerlendiriyor isek, her boyutsal  		düzey de o düzeyin yapısına karşılık gelen algı ile ancak değerlendirilebilir.  		&#8220;Kabre konan her kişinin feryadının arşa kadar yükselmesi&#8221; hadisiyle de  		işaret edildiği üzere, bağımsızlığına ulaşan ruh, kendi hakikatinin arşa  		kadar her şeyi kapsadığının farkına varır ve kendi gerçeğinin azametini  		görür. Ama zannedilmesin ki böyle bir gerçekliğin farkına varabilmek, arşın  		altındakileri geride bırakıp dışlamakla mümkündür. Tam aksine, maddi, manevi  		her şeyi kapsamak ve tam anlamıyla içselleştirmektir. Mevlana hazretlerinin  		deyişiyle, &#8220;insanlığa karılıp, insanlarla bir olmak&#8221; ile olasıdır.</p>
<p>Arştan semavata, yani bilince ve farkındalığa geçiş kün emri ile anlatılandır;  		ki bu, sadece bir anlık &#8220;oluş&#8221; ile artık &#8220;olanın&#8221; içine dalıştır veya biz  		diyelim ki &#8220;Allah&#8217;ın yoktan var etmesi&#8221;dir. Bu anlattığımız hale en güzel  		misâl, uykudan uyanıştır. Uykuyu sadece uykudayken yaşarız fakat onu tarif  		için, uyku olmayan uyanıklıkta sahip olduğumuz düşünce, fikir, hayal gibi  		araçlarımızı kullanırız. Uykuyu uykudayken anlatmanın mümkün olmaması gibi,  		arşın hakikati de dünyada dile gelemez. Uyanıklıkta anlattığımız uykunun  		kendi değil benzetmelerle tarifi olabilir ancak; bu sebeple arşı da bilinçle  		anlatmak ancak benzetmelerle olabilir.</p>
<p>Yekbar mest (yekpare, tümden sarhoş oluş), bu kadar yakın olan hakikati  		göremeyişin tanımıdır. Tecellinin bu yakınlığı ve anlık şiddeti, tümden  		kendinden geçişe ve hakikatin gizlenmesine sebep olmuştur. Görünenin, kendinden  		ayrı olmadığını, kendi hakikati olduğunu göremeyişinden dolayı, insan uykudadır  		ve ölünce bu uyanışla yüzleşir.</p>
<p><strong>Kevn ü mekândır âyetim, zâti durur bidayetim,<br />
Sen bu nişanla bil beni, bil ki, nîşâna sığmazam.</strong></p>
<p>Bütün varlıklar ve mekân benim delilim, işaretimdir; başlangıcım ise  		Zata dayanır. Sen beni bu işaretlerle bil, ama &#8220;ben&#8221; bu işaretlere de sığmam.</p>
<p>&#8220;Mekân&#8221;, olanların tamamının tutunduğu yer ve zemine verilen addır; kâinatın  		duruşudur. Evreni tutan kudret mekân iken; mekânı tutan, Allah&#8217;ın kudretidir.  		Nasıl ki mekân ile sabit olmasa, bu ortada görünenlerin hepsi yok olur,  		hiç biri kalmaz ise; aynı şekilde mevcut her şey de Allah&#8217;ın varlığı ile  		&#8220;hayy ve kayyum&#8221;dur, süregitmektedir. Buradan anlaşılır ki, mekânın devamlılığı,  		&#8220;ben&#8221; diye işaret edilen &#8220;zat&#8221; iledir. Abdülkadir Geylani hazretleri bu  		hakikati, rabbinden işittiği &#8220;Ben mekânın mekânıyım&#8221; şeklindeki hitabı ile  		dile getirir. Yani mekân denen, Hakk&#8217;ın varlığı ile ve O&#8217;nun varlığında  		sözkonusudur.</p>
<p>&#8220;Mekân&#8221; benim işaretimdir. &#8220;Ben&#8221;im tanınıp bilinmem bu işaretlerle mümkündür.  		Onlar benim özelliklerimin açığa çıkışı, bilinmesidir. Bütün alem Hakk&#8217;ın  		kitabı, her nesne ve oluş O&#8217;nun işaretleridir. O işaretler değerlendirilerek  		(okunarak) tanınırım ancak ben. Bunların hepsi de nihayetinde Zata dayanır.  		O Zat ki hiç bir aklî, fikrî, düşünsel yeti ile kavranamayan sınırsızlık.  		Her şeyin kaynağı odur; her şey ondan meydana gelir, ondan başlar. &#8220;Zati  		durur bidayetim&#8221;, başlangıcım zata dayanır demektir. Varolan her şey varlığını  		zattan alır. Zat kendiliğidir, bilinemez; ancak ayetler ona işaret eder.</p>
<p>&#8220;Hüvel evveli vel ahiri vezzahiri vel batın&#8230;&#8221; (Hadid: 3). O&#8217;dur önce,  		sonra, görünen, görünmeyen&#8230;</p>
<p>Bidayetim (başlangıcım), bütün bu anlatılanların sahibi ve kendinden  		varedicisi olan Zat iledir. Bu işaretle tanı beni, fakat aynı zamanda farkında  		ol ki ben bu işarete, bu işaretler sayesinde bana atfettiğin niteliklere  		sığmam, o özelliklerle de beni sınırlandıramazsın.</p>
<p>Ayet ve nişan, işaret ve iz demektir. Alemlerdeki her şey, Allah&#8217;ın zatına  		delalet eden işaretlerdir. Zatı ile sıfatlarını ve esmasını görür. Gözün  		kendini ancak aynada görmesi gibi,  zat da kendini evren aynasında  		seyreder, yani sıfatlarının ve isimlerinin anlamlarını müşahede eder.</p>
<div class="blogquoteleft">Modern bilime göre bu evren, kendi kendine mevcut değildir; daha derinlerdeki  			saklı bir işleyişin gölgesi ya da izi gibidir.</div>
<p>Modern bilime göre de, görünen muazzam, maddesel yapısına rağmen, evren  		kendi kendine mevcut değildir. Bunu, çok uzak ve güçlü bir vasînin üvey  		evladıdır diye tarif etmişlerdir. Bundan da öte, bu vasînin önemli bir uğraşı  		da değil, geçici bir gölgesidir, denmiştir. 1980 yılında yayınlanan &#8220;Wholeness  		and the Implicate Order&#8221; (Teklik ve Kapsadığı Düzen) kitabının yazarı ünlü fizikçi David Bohm&#8217;a göre,  		bu evren, daha derinlerdeki saklı bir işleyişin gölgesi ya da izi gibidir.  		Saklı düzen denen o orijin sistemin anlaşılması, ancak yaşadığımız düzende  		ortaya çıkan kesitsel verilerin, yani işaretlerin kodlarının çözülmesi ile  		mümkündür.</p>
<p>Nesimî, burada birinci mısrada hakikati teşbih ederken, ikinci mısrada  		tenzih eder. Tenzih ile der ki, her neyin farkında olursan, her neyi bilirsen  		bil, yine de bil ki senin bu bildiklerinle &#8220;ben&#8221; bilinmiş olmam. Bildiklerine  		güvenip de Allah&#8217;ın vahidiyetini bildim zannetme! Sen bu işaretlerle bil  		beni, ama yine de bil ki, beni bilebilmiş değilsin.</p>
<p>Bu mânâya işaretle Abdülkerim Ciyli hazretleri, &#8220;iki cihanda da mülk  		benimdir&#8221; diye başlayan ve &#8220;ne kadar görürsen, benimdir hep, tümden makamımdır  		oralar, tecelli edeniyim hakikatlerin&#8221; diye renklendirdiği şiirinin nihayetinde  		der ki:</p>
<p>&#8220;Şimdi dikkat et, anlattıklarımın hepsinde ben,<br />
Zattan anlattım, Mevlâ&#8217;ya kulum her hal ü kârda.&#8221;</p>
<p>Burada işaret edilen sır, bütün bu bilişin kulluk olduğudur.</p>
<p><strong>Kimse güman ve zan ile olmadı Hakk ile biliş,<br />
Hakkı bilen bilir ki, ben zan ve gümâna sığmazam.</strong></p>
<p>Hiç kimse tahmin, şüphe ve zan ile Gerçeği bilenlerden olmadı. Gerçeği  		bilen farkındadır ki, ben zanna ve şüpheye sığmam.</p>
<p>Gümanın bir anlamı da bireysel gayrettir. Gayretle olmadığı gibi, Hakkın  		kendini bilişi zan ve kuşku yoluyla, beklentiyle de olmaz. Kendini hakikatinden  		uzakta, yani Hakk&#8217;tan ayrı zannedişe seslenişinde Nesimi şöyle der:</p>
<p>&#8220;Ey özünden bîhaber, gel Hakkı tanı, sendedir,<br />
Gel vücûdun şehrine seyr et, gör ânı sendedir.&#8221;</p>
<p>Hakkı biliş zan ve gümanla olmaz, Hakkı biliş sadece ve sadece ilim ile  		olur ancak. Hakk&#8217;ı bilen, yani bu ilme, (bu bilince, bu irfana) sahip olan,  		benim zanna, kuşkuya sığmayacağımı da bilir. Hakkani müşahede ile bakıldığında  		tüm varlık ve mânâlar hükmünü yitirir. Her şey helak olur sadece veçhi kalır.  		Bu yüzden zan ve şüphe ile &#8220;kimse&#8221; Hakkı bilemez.</p>
<p>“Külli şeyin halikun illa vechehu” (Kasas: 88). O&#8217;nun veçhi (zatı) hariç,  		her şey helaktir.</p>
<p>Şüphe ve zan, ulvi şeyler dahi hissettirse, neticede gelip geçicidir;  		ilim ise bâkidir. Bilinç bir kez var ise artık ilanihaye vardır, yok olmaz.  		Çeşitli sanışlar ve beklentiler ile Hakikat müşahedesi birarada olmaz. Bunu da Hakkı  		bilen, yani gerçeklere vakıf olan ilim sahipleri bilir ancak. Şüphe ve zan,  		dünyaya ve beşeriyete bağımlıdır. Dünya hırsı ve beşeriyet ile ilim  		asla biraraya gelmez. Ancak şüphe ve hayal perdesini açabilen bilinç, eşyayı  		olduğu gibi, yani külli olarak görür.</p>
<p>&#8220;Senden perdeni kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir.&#8221; (Kaf: 22)</p>
<p>(devam edecek&#8230;)</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/blog/" target="_blank">Ahmed BAKİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/880/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgilim Beni Yok Etti</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/sevgilim-beni-yok-etti/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/sevgilim-beni-yok-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=877</guid>
		<description><![CDATA[Sevgilim beni yok etti, oldu vekil benden yana, Evet&#8230; gaye olaraktan, aynen yokum ondan yana. Ben o oldum, o dahi ben oldu, artık kimse yoktur, Bu tek varlık içinde onunla çekişmekten yana. Onunla onda oldum, hitap vasfı yok aramızda, Evvel böyleydik, yine öyleyiz gelecekten yana. Evet&#8230; nefis kalktı ortadan, akıl da uçup gitti, Uyandım uykumdan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgilim beni yok etti, oldu vekil benden yana,<br />
Evet&#8230; gaye olaraktan, aynen yokum ondan yana.</p>
<p>Ben o oldum, o dahi ben oldu, artık kimse yoktur,<br />
Bu tek varlık içinde onunla çekişmekten yana.</p>
<p>Onunla onda oldum, hitap vasfı yok aramızda,<br />
Evvel böyleydik, yine öyleyiz gelecekten yana.</p>
<p>Evet&#8230; nefis kalktı ortadan, akıl da uçup gitti,<br />
Uyandım uykumdan, muhtaç değilim uykudan yana.</p>
<p>Hakkı bana aynen hakikatim olarak gösterdi,<br />
Benim say, güzel alında ne varsa ışıktan yana.</p>
<p>Cemalime cila vurdum da aynaları süsledim,<br />
Tâ ki çıksın ne varsa, kemal baskılarından yana.</p>
<p>Onun vasıfları hep vasfım, zatı dahi zatımdır,<br />
Onun huyları benim, cemalde parlamadan yana.</p>
<p>İsmim gerçekten isimdir, hatta zatına isimdir,<br />
İsim, evsaf benim, ne varsa bağlılarından yana.</p>
<p><strong>Abdülkerim Ciylî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/sevgilim-beni-yok-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgi Baht Olmuş</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/sevgi-baht-olmus/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/sevgi-baht-olmus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:44:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=875</guid>
		<description><![CDATA[Sevgi baht olmuş ezelden bize, Sizde bir türlü, bizde bir türlü, Alaca düşmüş gördüğümüze, Sizde bir türlü bizde bir türlü. Donandı dağlar, bahar olunca, Gölgem kayboldu gönlüm dolunca, Güzeli görmek boylu boyunca, Sizde bir türlü, bizde bir türlü. İstemem versen cihan varını, Gönül nakşetti güle yarını, Her yüzde görmek dost dîdârını, Sizde bir türlü, bizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgi baht olmuş ezelden bize,<br />
Sizde bir türlü, bizde bir türlü,<br />
Alaca düşmüş gördüğümüze,<br />
Sizde bir türlü bizde bir türlü.</p>
<p>Donandı dağlar, bahar olunca,<br />
Gölgem kayboldu gönlüm dolunca,<br />
Güzeli görmek boylu boyunca,<br />
Sizde bir türlü, bizde bir türlü.</p>
<p>İstemem versen cihan varını,<br />
Gönül nakşetti güle yarını,<br />
Her yüzde görmek dost dîdârını,<br />
Sizde bir türlü, bizde bir türlü.</p>
<p>Ey oğul birdir, kap değişse su,<br />
Varlık bir gölge, benlik bir pusu,<br />
Ne diyelim ki Rabbin duygusu,<br />
Sizde bir türlü, bizde bir türlü.</p>
<p>Rast İlahi<br />
Güfte : İbrahim Yurtören<br />
Beste : Tahir Karagöz<br />
Usul : Sofyan</p>
<p><object width="425" height="350" data="http://www.youtube.com/v/15YRDninYAg" type="application/x-shockwave-flash"><param name="wmode" value="transparent" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/15YRDninYAg" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/sevgi-baht-olmus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz Duvarda Asılı Duran Resimleriz</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/biz-duvarda-asili-duran-resimleriz/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/biz-duvarda-asili-duran-resimleriz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:42:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=873</guid>
		<description><![CDATA[Bu ne güzel koku böyle, Bu ne güzel koku! Gül bahçesinden yoksa gelen o mu? Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu? Bu ne güzel koku böyle, Bu ne güzel koku! O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor, Yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne? Bu nasıl yüz böyle, Bu nasıl ışık? Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ne güzel koku böyle,<br />
Bu ne güzel koku!<br />
Gül bahçesinden yoksa gelen o mu?<br />
Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu?<br />
Bu ne güzel koku böyle,<br />
Bu ne güzel koku!<br />
O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor,<br />
Yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne?</p>
<p>Bu nasıl yüz böyle,<br />
Bu nasıl ışık?<br />
Bu nasıl ay böyle,<br />
bu nasıl güneş?<br />
Mağaradan mı çıktı,<br />
Dağdan mı iniyor,<br />
O yalnızlığın adamı,<br />
O dost?</p>
<p>Boş yere arama şarap testisini sen.<br />
Koklama onun ağzını sen boş yere.<br />
Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;<br />
dostum, onu sen kendin gibi belleme.</p>
<p>Yolda o yapayalnızsa ne olur?<br />
Başında sarık yoksa ne çıkar?<br />
Ne bundan güneşe bir leke olur,<br />
ne ayın gösterişine zarar.</p>
<p>Bu gece uyuma dostum, ne olur uyuma.<br />
Bir kolayına getir onu bul.<br />
Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o.<br />
Bu gece uyuma dostum, ne olur uyuma.</p>
<p>Biz duvara asılı duran resimleriz.<br />
Bizi yapan ressamın varlık şavkı<br />
Duvarın üzerine bir vurdu mu,<br />
Bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız<br />
Onun selvi boyu bir göründü mü,<br />
bakarsın dünya güllük gülistanlık.<br />
Kalktı bir salındı, kendini bir gösterdi mi.<br />
bakarsın kıyamet koptu gitti.</p>
<p>Bakarsın Kalinus gibi hastalar ülkesindendir o,<br />
Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi.</p>
<p>Sustum artık ben,<br />
Sustum artık,<br />
Bu şiir utanıyor ondan.</p>
<p><strong>Mevlâna Celâleddin-î Rûmî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/biz-duvarda-asili-duran-resimleriz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Cihanda Da Mülk Benimdir</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/iki-cihanda-da-mulk-benimdir/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/iki-cihanda-da-mulk-benimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=871</guid>
		<description><![CDATA[İki cihanda da mülk benimdir görmem onlarda, Gayrım yok ki, fazlını dileyen ve korkan darda. Evvelimden evvel yoktur ki, katılayım ona, Ahirimden ahir yok ki koşayım ona has mânâda. Kemal çeşitlerine nail oldum gerçekten ben, Tümden celaller cemaliyim ancak ben o varda. Sonra&#8230; ne kadar görürsen maden, bitki çeşidi, Ve&#8230; hayvanatın ünsiyet ettiği huyda, arda. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki cihanda da mülk benimdir görmem onlarda,<br />
Gayrım yok ki, fazlını dileyen ve korkan darda.</p>
<p>Evvelimden evvel yoktur ki, katılayım ona,<br />
Ahirimden ahir yok ki koşayım ona has mânâda.</p>
<p>Kemal çeşitlerine nail oldum gerçekten ben,<br />
Tümden celaller cemaliyim ancak ben o varda.</p>
<p>Sonra&#8230; ne kadar görürsen maden, bitki çeşidi,<br />
Ve&#8230; hayvanatın ünsiyet ettiği huyda, arda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, unsur ve tabiat cinsinden,<br />
Asıldan bir toz, koku, olarak ilk oluşlarda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, denizlerden ve sahralardan,<br />
Ağaç cinsi, ya da tepe başı yüce yukarda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, manevî suret çeşidinden,<br />
Hem de göze hoş gelenin bütünü canlı varda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, fikir ve hayaldekilerden,<br />
Akıldan, nefisten, kalpten ve ne ki var bunlarda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, meleklere has yapılardan,<br />
Ve&#8230; neyi ki var İblis ve hempasının nazarda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, beşerde olan isteklerden,<br />
Tabiat icabı, ya da Hak için ihsanlarda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, önceki ve sonrakilerden,<br />
Sonra bir kavme gitmiş sarılıp da kalmış orda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, seyid ve seyidlik taslayan,<br />
Ve aşık ki, kalmış Leyla&#8217;sından esen rüzgârda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, parlak görünen yıldızlardan,<br />
Aden cennetinden, ne hoştur kalmak buralarda.</p>
<p>Ne kadar görürsen, sonu gösteren pak ağaçtan,<br />
Ve bir zil ki çalar çilenin dolduğu anlarda.</p>
<p>İşte&#8230; benimdir hep, tümden makamımdır oralar,<br />
O değil, tecelli edeniyim hakikatlerde.</p>
<p>Düşün, halkın rabbi, hem de onların efendisi,<br />
Zatım müsemması tüm isimdir o kalanlarda.</p>
<p>Mülk benim, melekut benim, dokurum iş işlerim,<br />
Gayb benim ceberut gücümledir kuruluşlarda.</p>
<p>Şimdi dikkat et, anlattıklarımın hepsinde ben,<br />
Zattan anlattım, Mevlâ&#8217;ya kulum her hal ü kârda.</p>
<p>Hem fakirim, hem hakirim, düşkünüm ve zelilim,<br />
Günahlara esirim, bağlı kaldım hatalarda.</p>
<p>Ey saygı değer o Arab-ı kiram ve onlar ki,<br />
Sardı onları şaşkınlık, hoş melce olsalar da.</p>
<p>Ziyaretinize geldim, suçlarım azığımdır,<br />
Şefaatçim de sizsiniz bence umulanlarda.</p>
<p>Ey efendim, baştan sona kemal olan yüce zat,<br />
Yoluna koşmaya kurbanım işte&#8230; yücel orda.</p>
<p>Alemlerin şeyhi aşkına, hep şeyhleri için,<br />
Bir nur aşkına ki parlar kamilleri sarar da.</p>
<p>Selamım size, gecenin ve gündüzün tümünde,<br />
Eklensin buna geçtikçe zaman tahiyatlar da.</p>
<p><strong>Abdülkerim Ciylî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/iki-cihanda-da-mulk-benimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dîl Binayı Kibriyadır</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/dil-binayi-kibriyadir/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/dil-binayi-kibriyadir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 18:41:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=869</guid>
		<description><![CDATA[Dîl binayı kibriyadır, yıkma gönlün kimsenin, Esrar-ı kenzi Hûda&#8217;dır, yıkma gönlün kimsenin. Mümin kalbine eyle, izzet ile hürmeti, Daha enderi Hûda&#8217;dır, yıkma gönlün kimsenin. Kalb-i mümin beyt-ü Hakk&#8217;tır, hacc-ı ekber andadır, Belki Hakk onda bâkidir, yıkma gönlün kimsenin. Ey Nesimi belki Hakk&#8217;ın, belki vahdetnamedir, Secdegâh-ı Mustafa&#8217;dır, yıkma gönlün kimsenin. Nesimî]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dîl binayı kibriyadır, yıkma gönlün kimsenin,<br />
Esrar-ı kenzi Hûda&#8217;dır, yıkma gönlün kimsenin.</p>
<p>Mümin kalbine eyle, izzet ile hürmeti,<br />
Daha enderi Hûda&#8217;dır, yıkma gönlün kimsenin.</p>
<p>Kalb-i mümin beyt-ü Hakk&#8217;tır, hacc-ı ekber andadır,<br />
Belki Hakk onda bâkidir, yıkma gönlün kimsenin.</p>
<p>Ey Nesimi belki Hakk&#8217;ın, belki vahdetnamedir,<br />
Secdegâh-ı Mustafa&#8217;dır, yıkma gönlün kimsenin.</p>
<p><strong>Nesimî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/dil-binayi-kibriyadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gel Hakk&#8217;ı Tanı O Sendedir</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/gel-hakki-tani-o-sendedir/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/gel-hakki-tani-o-sendedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 15:06:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=860</guid>
		<description><![CDATA[Ey özünden habersiz, gel Hakk&#8217;ı tanı, o sendedir. Gel vücudun şehrine seyret, gör onu sendedir. Nerdedir diye ne şaşkın gezersin zan ile, Gezme her menzili çünkü can mekânı sendedir. Ben ne yüz ile diyeyim ki Hakk senden ayrıdır, Çünkü gözümle görmüşüm Hakk&#8217;ın nizamı sendedir. Kudsî bülbül isen başka bir gülistan arama, Seyre çık, Ruh&#8217;ul emîn [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ey özünden habersiz, gel Hakk&#8217;ı tanı, o sendedir.<br />
Gel vücudun şehrine seyret, gör onu sendedir.</p>
<p>Nerdedir diye ne şaşkın gezersin zan ile,<br />
Gezme her menzili çünkü can mekânı sendedir.</p>
<p>Ben ne yüz ile diyeyim ki Hakk senden ayrıdır,<br />
Çünkü gözümle görmüşüm Hakk&#8217;ın nizamı sendedir.</p>
<p>Kudsî bülbül isen başka bir gülistan arama,<br />
Seyre çık, Ruh&#8217;ul emîn gülistanı sendedir.</p>
<p>Yüzün yedi mushaftır, onu iyice oku,<br />
Âlim ol o yedisinden, çünkü okuyucusu sendedir.</p>
<p>Görünüşün ve sözün, ebedîyen zevali olmayana ait kelâmdır.<br />
Halka izah et, çünkü açıklaması ve beyanı sendedir.</p>
<p>Ey Nesîmî, kuşların diliyle söyle ki,<br />
Bileler Kaf dağının simurgunun yuvası sendedir.</p>
<p><strong>Nesimî</strong></p>
<p>____________________</p>
<p><em>Orijinal metin:</em></p>
<p>Ey özünden bihaber, gel Hakk&#8217;ı tanı, sendedir,<br />
Gel vücûdun şehrine seyr et, gör ânı sendedir.</p>
<p>Kandadır deyü ne sergerdan gezirsen zan ilen,<br />
Gezmegil her menzili çün cân mekânı sendedir.</p>
<p>Ben ne veçh ilen diyem Hakkı ki, senden ayrıdır,<br />
Çün gözümle görmüşem, Hakk&#8217;ın nizâmı sendedir.</p>
<p>Bülbül-i kudsî isen, ayrı gülüstan gözleme,<br />
Seyre çık, rûh&#8217;ul-emînin gülistanı sendedir.</p>
<p>Yeddi mushafdır yüzün, işte kırratlen tamam,<br />
Âlim ol ol sebadan, çün sebagâni sendedir.</p>
<p>Suret ü nutkun kelâm-i lâyezeli tâ ebed,<br />
Halka tefsir eyle çün, şerh ü beyânı sendedir.</p>
<p>Ey Nesîmî, menti kut-teyrin beyânın eyle kim,<br />
Bileler sîmurg-i qâfın âşiyânı sendedir.</p>
<p><strong>Nesimî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/gel-hakki-tani-o-sendedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Melâmet Hırkasını</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/ben-melamet-hirkasini/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/ben-melamet-hirkasini/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 15:02:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Ben melâmet hırkasını kendim geydim eynime, Arü namus şişesini taşa çaldım kime ne! Gâh çıkarım gök yüzüne seyrederim âlemi, Gâh inerim yer yüzüne yâr severim kime ne! Gâh giderim medreseye ders okurum Hak için, Gâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne! Gâh giderim öz bağıma gül dererim yâr için, Ben yetirdim o yâr için ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben melâmet hırkasını kendim geydim eynime,<br />
Arü namus şişesini taşa çaldım kime ne!</p>
<p>Gâh çıkarım gök yüzüne seyrederim âlemi,<br />
Gâh inerim yer yüzüne yâr severim kime ne!</p>
<p>Gâh giderim medreseye ders okurum Hak için,<br />
Gâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne!</p>
<p>Gâh giderim öz bağıma gül dererim yâr için,<br />
Ben yetirdim o yâr için ben toplarım kime ne!</p>
<p>Sofular haram demişler bu aşkın şarabına,<br />
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne!</p>
<p>Sofular secde ederler mescidin mihrabına,<br />
Yar eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne!</p>
<p>Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah,<br />
Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne!</p>
<p>Ey Nesimi sorsalar kim yârin ile hoş musun,<br />
Hoş olayım olmayayım o yâr benim kime ne!</p>
<p><strong>Nesimî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/ben-melamet-hirkasini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Severem Ben Seni</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/severem-ben-seni/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/severem-ben-seni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 15:01:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=854</guid>
		<description><![CDATA[Severem ben seni candan içeri, Yolum geçmez bu erkândan içeri. Nereye bakarsam dopdolusun, Seni kanda koyam benden içeri. O bir dilber durur yoktur nişanı, Nişan olur mu nişandan içeri. Beni bende demen, bende değilem, Bir ben vardır bende benden içeri. Tecelliden nasiperdi kimine, Kiminin kamusudur bundan içeri. Kime didar gününden şû’le değse, Anın şûlesi var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Severem ben seni candan içeri,<br />
Yolum geçmez bu erkândan içeri.</p>
<p>Nereye bakarsam dopdolusun,<br />
Seni kanda koyam benden içeri.</p>
<p>O bir dilber durur yoktur nişanı,<br />
Nişan olur mu nişandan içeri.</p>
<p>Beni bende demen, bende değilem,<br />
Bir ben vardır bende benden içeri.</p>
<p>Tecelliden nasiperdi kimine,<br />
Kiminin kamusudur bundan içeri.</p>
<p>Kime didar gününden şû’le değse,<br />
Anın şûlesi var günden içeri.</p>
<p>Şeriat tarikat oldur varana,<br />
Hakikat, meyvesi,andan içeri.</p>
<p>Süleyman kuş dilin bilir derler,<br />
Süleyman var Süleyman’dan içeri.</p>
<p>Unuttum din diyânet kaldı benden,<br />
Bu ne mezhep durur, dinden içeri.</p>
<p>Dinin terk edenin küfürdür işi,<br />
Bu ne küfürdür, imandan içeri.</p>
<p>Miskin Yunus gözü tuş oldu sana,<br />
Kapında bir kuldur, Sultandan içeri..</p>
<p><strong>Yunus Emre</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/severem-ben-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayran Olan Anlar Bizi</title>
		<link>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/hayran-olan-anlar-bizi/</link>
		<comments>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/hayran-olan-anlar-bizi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 15:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gönül Ehlinden]]></category>
		<category><![CDATA[Niyâzî Mısrî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sufizm.gen.tr/?p=852</guid>
		<description><![CDATA[Zatı-ı Hak’da mahrem-i irfan olan anlar bizi, İlm’i sırda bahr’i bi-payan olan anlar bizi. Bu fena gülzarına bülbül olanlar anlamaz, Vech-i baki hüsnüne hayran olan anlar bizi. Dünye vü’ukbayı ta’mir eylemekten geçmişiz, Her taraftan yıkılıp viran olan anlar bizi. Biz şol abdalız bıraktık eynimizden şalımız, Varlığından soyunup üryan olan anlar bizi. Kahr u lutf u [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zatı-ı Hak’da mahrem-i irfan olan anlar bizi,<br />
İlm’i sırda bahr’i bi-payan olan anlar bizi.</p>
<p>Bu fena gülzarına bülbül olanlar anlamaz,<br />
Vech-i baki hüsnüne hayran olan anlar bizi.</p>
<p>Dünye vü’ukbayı ta’mir eylemekten geçmişiz,<br />
Her taraftan yıkılıp viran olan anlar bizi.</p>
<p>Biz şol abdalız bıraktık eynimizden şalımız,<br />
Varlığından soyunup üryan olan anlar bizi.</p>
<p>Kahr u lutf u şey-i vahid bilmeyen çekti azap,<br />
Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi.</p>
<p>Zahida ayık dururken anlamazsın sen bizi,<br />
Cür’ayı safi içip mestan olan anlar bizi.</p>
<p>Arifin her bir sözünü duymaya insan gerek,<br />
Bu cihanda sanma kim hayvan olan anlar bizi.</p>
<p>Ey Niyazi katremiz deryaya saldık biz bugün,<br />
Katre nice anlasın umman olan anlar bizi.</p>
<p>Halkı koyup la-mekan ilinde menzil tutalı,<br />
Mısriya şol canlara canan olan anlar bizi.</p>
<p><strong>Niyâzi Mısrî</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sufizm.gen.tr/ahmed-baki/gonul-ehlinden/hayran-olan-anlar-bizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

